Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Al Majalla’ya konuştu: ‘Bunlar bizim kırmızı çizgilerimiz… Siyasal İslam neden başarısız oldu?’

Nebil Ammar, Gazze’de İsrail’e ‘yeşil ışık’ yakılması konusunda uyardı ve ülkesinin, ‘Avrupa’nın Afrika polisi’ olmayacağını vurguladı.

Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar. (Tunus Dışişleri Bakanlığı)
Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar. (Tunus Dışişleri Bakanlığı)
TT

Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Al Majalla’ya konuştu: ‘Bunlar bizim kırmızı çizgilerimiz… Siyasal İslam neden başarısız oldu?’

Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar. (Tunus Dışişleri Bakanlığı)
Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar. (Tunus Dışişleri Bakanlığı)

İbrahim Hamidi

Tunus Dışişleri ve Göç Bakanı Nebil Ammar, ülkesinin iç koşullara ve dış ilişkilere, özellikle de İsrail’in Gazze’ye karşı son savaşına bakışını sundu. Bunu Tunus’un Birleşik Krallık Büyükelçiliği konutunda Al Majalla’ya verdiği kapsamlı röportajda cesurca ve açıkça ifade etti.

Bakan Ammar açısından Tunus’un Filistin meselesine ilişkin tutumu açık. Bunun bir halk meselesi olarak temel bir mesele olduğunu söyleyen Bakan, “Biz Filistin’in içişlerine karışmıyoruz, bununla bir alakamız da yok. Biz Filistin halkının davası ve haklarından bahsediyoruz” dedi.

 Siyasal İslam hakkında yorum yapan Bakan, şunları söyledi:

“Tunus’la bir sorunu olan onlar. 2011’den itibaren başka partilerle birlikte ülkeyi yönettiler ve yurtdışı bağlantıları nedeniyle güvenilirliği kaybettiler. Her düzeyde başarısızlık vardı. Tunus, başarısızlığı ortaya çıkmış bir tecrübe yaşadı. Bundan ders çıkarmalıyız. Tunuslu vatandaş, yaşamayı seviyor. Tunus, kültürlerin ve medeniyetlerin buluşma noktası. Şiddet kullanarak toplumsal yapıyı değiştirmeye çalışsaydınız, aynı zamanda da siyasi, ekonomik ve toplumsal sonuçlarınız feci olsaydı siz ne beklerdiniz? Tunuslular, onlara ihtiyacımız olmadığını açık açık söylediler.”

Tunus, ülkenin yaşadığı sorunların çözümü için gerekli ekonomik iyileştirmeleri de gerçekleştiriyor. Bakan, bu durumu şu sözlerle ifade etti:

“Aslında Tunus’ta detaylarını açıklamadan her gün iyileştirmeler yapıyoruz. Maliye yasasına ilişkin görüşmelerimiz oldu. 2011’den sonra Tunus’ta yıkılanları onarmak için tüm bakanlıklar düzeyinde büyük çabalar sarf ediliyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre ülkesinin Avrupalılarla ilişkisi hakkında da konuşan Bakan, Avrupalı odakların Tunus ekonomisinin çöktüğüne dair açıklamalarla ve medya yoluyla baskılar yaptığını, bunun ‘Avrupa’nın polisi’ olmayı ve yasa dışı göçmenleri yerleştirmeyi kabul etmesi için Tunus’a baskı uygulama hazırlığı mahiyetinde olduğunu vurguladı. “Ülkenin istikrarı ve kırılgan kesimlerin satın alma gücünün savunulması kırmızı çizgilerimizdir” dedi.

Şam’la ilişkilerin yeniden tesis edilmesini savunan Bakan Ammar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz Suriye’nin dönüşünden yanayız. Suriye’yi kimin yönettiği ya da temsil ettiği, Suriye’nin meselesidir; buna karışmayız. Biz hükümetlerle ve Suriyelileri temsil ettiğini düşündüğümüz Suriye rejimiyle iş tutarız. Tunus’un tutumu budur.”

Rusya’yla tüm alanlarda ilişkilerin iyileştirilmesini de savunan Bakan, son Moskova ziyaretinde askerî iş birliği hakkında konuşmadığını belirtti. Ayrıca Afrika’nın zenginlikleri üzerine verilen uluslararası rekabete de işaret etti.

Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Al-Majalla’ya 13 Ekim’de, Tunus Büyükelçisi’nin Londra’daki ofisinde yaptığı açıklamalarda gerek bölgesel gerekse uluslararası alana dair birçok başlığa açıklık getirdi:

-Arap dışişleri bakanlarının Kahire’deki toplantısı nasıldı?

Önce toplantıya başkanlık eden Fas Dışişleri Bakanı, Arap Birliği Genel Sekreteri, Filistin Dışişleri Bakanı ve Suriye Dışişleri Bakanı konuştu, sonra doğrudan ben söz aldım. Müdahale etme imkânı yoktu. Toplantının başında bize bildirildiği üzere herhangi bir açıklama yapılmayacağı konusunda anlaşmaya varıldı. Bildiri taslağı sunulduktan sonra, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad’ın ardından ben de söz alarak, bildiri taslağının yaşadığımız tarihî ana değinmediğini, zira yeni ve tehlikeli bir tarihî durum içerisinde olduğumuzu dile getirdim. Bu çekincemi dile getirdim, ancak oylama sürecinin durdurulması çağrısında da bulunmadım. Daha sonra başka ülkeler de çekincelerini dile getirdiler ve bunu toplantı bittikten sonra yazılı olarak yaptılar. Biz, Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said’in ifadeleriyle güçlü bir çekimserlik ortaya koyduk. Cumhurbaşkanı beni bildiride yer alan her şeye karşı çekimser tutum sergilemekle görevlendirmişti. Tunus’un çekimserlik metni mevcut olup, bildiriye eklenmiştir.

“Kahire’de gerçekleşen Arap dışişleri bakanları toplantısının bildiri taslağı, şu an yaşadığımız tarihî ana değinmiyor, zira yeni ve tehlikeli bir tarihî durumun içerisindeyiz. Ben bu çekinceyi dile getirdim, ancak oylama sürecini durdurma çağrısı da yapmadım.”

-Dediğiniz gibi bu tarihî bir an. 6 Ekim 1973’ten 50 sene sonra 7 Ekim, tarihî bir dönüm noktası olabilir. Böyle bir anda birleşik bir Arap tutumu olması gerekirdi. Ancak Arapların ayrıştığını görüyoruz. Öyle değil mi?

Bölünme fikrini beslemek istemeyiz. Tunus’un politikası her zaman bakış açılarını yaklaştırmaya dayalıdır; Tunus kardeş Arap ülkelerinin tümüyle olan ilişkilerinde ve tutumlarında yapıcı olmak ister. Biz tüm ülkelere ve tutumlarına saygı duyuyoruz, ama bizim de saygı duyulmasını istediğimiz bir tutumumuz var. Tunus’un Filistin meselesine ilişkin tutumu herkesçe malum. Bu tutum değişmedi, anayasada da kayıtlı. Filistin meselesi, bir halkın hak davasıdır. Biz halkların haklarının sonsuza dek yok edilemeyeceği kanaatindeyiz. Bu ne siyasi ne insani ne de herhangi bir ölçüt açısından makul ve kabul edilebilir bir şeydir.  

“Son dönemde tanık olduğumuz gelişmeler ışığında görünen o ki operasyonlar yapması ve öldürebildiğini öldürmesi için İsrailli işgalciye yakılmış bir yeşil ışık söz konusu.”

-7 Ekim’i nasıl görüyorsunuz? Bu hadise ya da Hamas’ın yaptığı bu saldırı, Filistin meselesinin geleceğini hangi ölçüde etkileyecek? Bu tarih hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Tunuslular olarak biz, Filistin halkının hakkını savunuyoruz ve hiçbir ayrılığa dahil olmak istemiyoruz. Bu görüşe ve tutuma bağlıyız. Ancak son dönemde tanık olduğumuz gelişmeler ışığında görünen o ki operasyonlar yapması ve öldürebildiğini öldürmesi için işgalciye yeşil ışık yakılmış.

Fotoğraf Altı: 16 Ekim 2023’te, Gazze şehrinin er-Rimal mahallesine düzenlenen İsrail saldırılarında büyük bir yıkım yaşandı. (EPA)
16 Ekim 2023’te, Gazze şehrinin er-Rimal mahallesine düzenlenen İsrail saldırılarında büyük bir yıkım yaşandı. (EPA)

-Bu durum jeopolitik açıdan neye yol açacak?

Aklı başında her insanın anlaması gerekir ki köklü çözüm, Filistin halkına haklarını vermek ve tüm sonuçlarıyla birlikte işgali sona erdirmektir. Aksi takdirde tüm işaretler, gelecekte işlerin daha da kötüleşeceğini haber veriyor.

-Sizce yaşananlar Filistin halkının haklarına kavuşmasına yardımcı mı olur yoksa tam tersi mi?

Ben Filistin halkının haklarına kavuşacağına şüphesiz inanıyorum. Aktörlerin de düşünce yapılarını değiştirme vaktinin geldiğini anlamaları lazım. Çözüm, Filistin halkına haklarını vermek suretiyle ve siyasi olmalıdır. Birleşik Krallık yetkilileriyle son görüşmelerimde oldukça nettim. Olup bitenlerin, aktörlerin Filistin halkının meselesine ilişkin yaptıkları her şeyin başarısızlığına kanıt olduğunu belirttim. Düşünce biçimlerini ve politikalarını değiştirmeleri gerekiyor. Bunu Dışişleri Bakanı James Cleverly’ye ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed’e de bildirdim.

-Birleşik Krallık’ın Tunus’tan, Batı’nın tutumuna daha yakın durması yönünde bir talebi oldu mu?

Benden böyle bir şey asla talep edilmedi. Zira Tunus’un tutumunu ve açıklarımızın ne anlama geldiğini biliyorlar. Onlar tutumlarını ve görüşlerini ifade ettiler. Biz de tutumuzu ve görüşümüz ifade ettik. İnsanlık tarihine bakılırsa bu tür politikaların ancak başarısızlıkla sonuçlanacağı muhakkak.

-Birleşik Krallık yetkilileri İsrail’ ziyaret etti ve Birleşik Krallık askerî birlikler gönderdi. İstihbarat ve asker desteği de var. Özellikle Birleşik Krallık’ta İsrail’in anlatısını tamamıyla benimseyen bir tutum ve Gazze’ye karşı saldırıda bir askerî iş birliği söz konusu. Bu, Birleşik Krallık yetkilileriyle yapılan görüşmenin bir parçası oldu mu?

Birleşik Krallık yetkilileri benden bir şey talep etmedi. Onlar kendi tutumlarını aktarmaya çalıştılar. Biz de Tunus’un tutumunu vurguladık. Tarihin de ispatladığı üzere halkların haklarının yok edilemeyeceğini hatırlattık. Tutumlarını değerleriyle tutarlı olacak şekilde değiştirmeleri gerektiğini, zira bu politikayı sürdürmenin onlara itibarlarını kaybettireceğini ve onları dünyada bir azınlık haline getireceğini söyledik. Ayrıca gücün de bir çözüm olmadığını, çünkü bir şeyi silah gücüyle dayattığınızda nihayetinde güvenilirliği kaybedeceğinizi, halkların da hiçbir silahla mağlup edilemeyeceğinin ispatlandığını belirttik.

Fotoğraf Altı: Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar ile Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı James Cleverly 6 Mayıs 2023’te Londra’da bir araya geldi.
Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar ile Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı James Cleverly 6 Mayıs 2023’te Londra’da bir araya geldi.

“2011’den itibaren başka partilerle birlikte Tunus’u yönetenler, yurtdışı bağlantılarından ötürü tüm güvenilirliklerini kaybettiler. Siyasi, ekonomik ve mali her düzeyde başarısızlık vardı ve Tunus’u çok zorlu bir durumun içerisine soktular. Hal böyle olunca Tunuslular onları kovdu.”

-Tunus hükümeti siyasal İslam’a karşı tutumuyla biliniyor…

Bu sadece Tunus hükümetinin değil, Tunus halkının da tutumu. Tunus halkı dogmacı değil, faydacıdır ve hayatı sever. 2011’den itibaren başka partilerle birlikte ülkeyi yönettiler ve yurt dışı bağlantıları yüzünden güvenilirliklerini kaybettiler. Siyasi, ekonomik ve mali her düzeyde başarısızlık vardı ve Tunus’u çok zorlu bir durumun içerisine soktular. Tunuslular da onları gönderdi.

-Bilindiği üzere Tunus’taki İslamcı gruplardan biri olan Nahda Partisi’nin Hamas’la ‘iyi bir ilişkisi’ ya da ‘ittifakı’ var. Tunus, Nahda Partisi’nin temsil ettiği siyasal İslam’a karşıt tutumu ile Filistin meselesi arasında nasıl denge kurabilecek?

Biz iki mesele arasında bağlantı kurmuyoruz. Filistin konusu, temel bir halk meselesidir. Biz Filistin’in iç işlerine müdahale etmeyiz, bununla bir alakamız da yok. Biz, Filistin halkının davasından ve haklarından bahsediyoruz.

-Mevcut askerî operasyona paralel olarak ilgililer arasında diplomatik düzeyde ciddi bir iletişim var mı? Neler olabilir? Filistinliler ile İsrailliler arasındaki müzakere sürecini harekete geçirecek siyasi bir yolu da içeren bir anlaşma mesela? Tartışma masasında bu var mı?  

Bazı ülkeler arasında bir istişarenin olduğu kesin. Bununla birlikte Tunus’un tutumu herkesçe malum. İletişim kanallarını yeniden kurmak için başka ülkelere başvurabilirler. Bunlar, henüz netleşmemiş düşünceler. Tunuslular olarak biz, Filistin meselesine fayda sağlayacak her şeyin yanındayız.

“Filistin konusu, temel bir halk meselesidir. Biz Filistin’in iç işlerine karışmayız, bununla bir alakamız da yok. Biz Filistin halkının davasından ve haklarından bahsediyoruz.”

-Avrupa Birliği ile ilişkilerde, göçmenler ve bütçeye sunulan Avrupa yardımları konusunda bir sorun ve itiraz vardı. Bize bu konuyu açıklar mısınız?

Avrupa Birliği de bölünmüş durumda. Sorun bizden değil, onlardan kaynaklanıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen, Hollanda Başbakanı Rutte ve Meloni’nin temsil ettiği Avrupa tarafının ısrarı üzerine 16 Temmuz’da Kartaca’da bir mutabakat zaptı imzaladık. Onlara iki taraf arasında karşılıklı saygıya dayalı bir stratejik ortaklık kurulması için düşünce biçimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik. Konuşma, göç meselesiyle sınırlı değildi. AB’nin, ortağının çıkarlarını ve önceliklerini dikkate almadan ondan istediğini elde etmeye çalışmaması da gerekir. Sömürü ya da iç işlere bir müdahale olmaksızın ortaklık ilişkileri kurmalıyız. Avrupa tarafı, bunu anladığını ve onayladığını ifade etti. Avrupalılar ayrıca demokrasiye ve insan haklarına ilişkin konularda düşünce yapılarını değiştirmeye hazır olduklarını da dile getirdiler. Gelgelelim böyle olmadı. Bazı ülkeler belki kendi aralarında bölünmüş, belki idarecilerinin düşüncelerinden etkilenmiş olabilir. Sonuç olarak düşünce tarzları değişmedi ve dar bakış açılarını sürdürdüler. Onlara bu düşünce yapısından uzaklaşmaları gerektiğini, yardım istemediğimizi, aynı şekilde Kovid-19 salgını nedeniyle daha önce alınması gereken 60 milyon dolar konusunda kamuoyunun yanıltılmasını da kabul etmediğimizi bildirdik. Bu bağlamda Kovid-19 salgınına, sıkıntısını yaşadıkları Ukrayna savaşına, Libya’daki duruma ya da iklim değişikliğine Tunus’un sebep olmadığının altını çizdik. Onlar hiçbir sorumluluk kabul etmeyerek, içinde bulunduğumuz zorlu koşullarda bizden imkânsız olanı istiyorlar.

-Ne istiyorlar?

Yasa dışı göç kapısını kapatmamızı. Halbuki onların yapmadığını biz yapıyoruz.

“Kendine saygısı olan her ülke gibi bize de sınırlarımızı korumak istiyoruz. Sınırlı imkânlara rağmen ordu her gün yasa dışı göçmenleri kurtarıyor.”

-Bu yüzden göçmenlerin Tunus’a yerleştirilmesine dair bir projeden endişe duyulduğunu söylediniz…

Tam olarak öyle. Temenni ettikleri şey bu ve Tunus’u bu yöne doğru itmeye çalışıyorlar. Sayın Josep Borrell’in yaptığı gibi Tunus ekonomisinin çöküşüne ilişkin açıklamalarla ve medya yoluyla baskı uyguluyorlar. Bu, Avrupa’nın ‘polisi’ olmayı ve yasa dışı göçmenleri yerleştirmeyi kabul etmesi için Tunus’a baskı hazırlığıdır. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Kendisine saygısı olan her ülke gibi biz de sınırlarımızı koruma konusunda kararlıyız. Kısıtlı imkânlara rağmen ordu her gün yasadışı göçmenleri kurtarıyor. Avrupalılardan düşünce biçimlerini değiştirmelerini istedik. 16 Temmuz’da Kartaca’da imzaladığımız anlaşma da birçok hususu içeriyor.

EPA
EPA

-Avrupalılar, sizin mutabakat zaptına bağlı kalmadığınızı söylüyorlar…

Mutabakat zaptı imzalandıktan sonra bazı ülkeler, bazı maddelerde belirtilen şeylerden memnun kalmamış olabilir. Bu ülkelerin iç sorunları var. Bazı Avrupa ülkeleri, mutabakat zaptını onaylamıyor. Biz de dedik ki: Bu sizin meseleniz; aranızda anlaşın. Biz Kartaca’da imzalanan mutabakat zaptından da stratejik ortaklıktan da sapmadık.

-Tunus, 60 milyonluk miktarı reddetmeye devam edecek mi?

Tunus reddediyor. Onlar da şu an meseleyi çözüme kavuşturmak için iletişim kurmaya çalışıyor. Biz hiçbir zaman yükümlülüklerimize aykırı hareket etmedik.

“Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said’in bana verdiği ilk görevlerden biri, Suriye ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesini hızlandırmaktı. Tunus’a bir Suriye büyükelçisi atandı. Benim de Suriyeli bakanla daha iyi ilişkilerim var.”

-Suriye meselesine gelelim…

Tunus, Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesini destekleyen başlıca ülkelerden biri. Bu, Tunus’un ilkelerine dönüşü çerçevesindedir. Kendisine ve ülkesine güçlü tarihî ilişkilerle bağlandığımız Suriye halkına saygı duyuyoruz. Yaşananlar bir leke olarak duruyor. Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said’in bana verdiği ilk görevlerden biri, Suriye’yle ilişkilerin yeniden tesis edilmesini hızlandırmaktı. Tunus’a bir Suriye büyükelçisi atandı. Benim de Suriyeli bakanlı daha iyi ilişkilerim var.  

-Tüm bunlar, 7 Mayıs 2023’te Birleşik Arap Emirlikleri ve Tunus gibi bazı Arap ülkelerinin Amman Konferansı’nda hazırlanan bir yol haritasına göre ve Suudi Arabistan’ın öncü rolüyle Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü yönünde karar almasıyla başladı. Arap ülkelerinin Şam’dan birtakım talepleri var. Bazı Arap ülkeleri, Şam’ın söz konusu yol haritasındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini söylüyor. Tunus’un tutumu nedir?

Biz, Arap kardeşler arasındaki herhangi bir krizi derinleştirmek üzere müdahalede bulunmayız. Tunus, bakış açılarını yakınlaştıran tutumlar benimser. Tunus’un Suriye konusundaki bakış açısı net. Diğer ülkelerin taleplerine ve tutumlarına da karışmayız. 

Fotoğraf Altı: Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’ı 17 Nisan 2023’te Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı’nda karşıladı. (AFP)
Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’ı 17 Nisan 2023’te Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı’nda karşıladı. (AFP)

-Siz Arapların Şam’la yakınlaşma düzeyinden memnun musunuz?

Bizim tek yaptığımız, Arap Birliği’ndeki alışıldık konumuna geri dönmesi için Şam’la ilişkileri güçlendirmektir. Bunu destekliyoruz. İkili ilişkilere gelince de biz, Suriye’deki kardeşlerimizle farklı alanlarda iş birliğine açığız.

-Arapların, Captagon gibi ikili meselelerde ve mülteciler ile yerinden edilmişler konusunda Şam’dan bazı talepleri var. İran’la ilişkinin siyasi olarak yeniden konumlandırılması da talep ediliyor. Bu konulara ilişkin genel olarak tutumunuz nedir?

Daha önce de belirttiğim gibi; ülkeler arasındaki herhangi bir krizi derinleştirebilecek müdahalelerde bulunmayız ve öyle bir tutum benimsemeyiz. Biz Suriye’nin geri dönmesinden yanayız. Suriye’yi kimin yönettiği ya da temsil ettiği, Suriye’nin meselesidir ve biz karışmayız. Biz hükümetlerle ve Suriyelileri temsil ettiğini düşündüğümüz Suriye rejimiyle iş yaparız. Tunus’un tutumu budur.

“Her şeyden önce bir servet oluşturmak için Suudi Arabistan’la ve diğer kardeş ülkelerle ortaklık, yatırım, ticaret ve kadın erkek iş insanları arasında iletişim istiyoruz. Bu mümkün ve mevcut. Zira Tunus, Batı’daki bazı nüfuzlu kişilerin ülkemizin imajını çarpıtma niyetlerine rağmen iyi bir yatırım ülkesidir.”

-Suudi Arabistan-Tunus ilişkisini ve Tunus’a yönelik Suudi desteğini nasıl görüyorsunuz?

Mevkidaşım Prens Faysal bin Ferhan’la çok olumlu bir havada gerçekleşen bir görüşmem oldu. Kardeş Suudi Arabistan Krallığı ile her zaman iyi ilişkilerimiz vardı. Allah’ın izniyle öyle de kalacak; bunun için çalışıyoruz.

-Bazı iyileştirmelerin yapılacağına dair bir izlenim varken, Suudi Arabistan Tunus’a ne gibi krediler ve hibeler sundu?

400 milyon dolarlık bir kredi ve 100 milyon dolarlık bir hibe söz konusu. Biz aslında Tunus’ta her gün detaylarını açıklamadan iyileştirmeler yapıyoruz. Maliye yasasıyla ilgili görüşmelerimiz oldu. 2011’den sonra Tunus’ta yıkılanları onarmak için tüm bakanlıklar düzeyinde büyük çabalar harcanıyor. Biz her şeyden önce maddi bir varlık oluşturmak için Suudi Arabistan’la ve diğer kardeş ülkelerle ortaklık, yatırım, ticaret ve kadın erkek iş insanları arasında iletişim istiyoruz. Bu mümkün ve mevcut. Zira Batı’daki bazı nüfuzlu kişiler ülkemizin imajını çarpıtmaya niyetlense de Tunus, iyi bir yatırım ülkesi. Her şeye rağmen Tunus halen yatırım çekme kapasitesine sahip. Hükümetin halihazırda yaptığı ve önümüzdeki dönemde de yapmaya devam edeceği iyileştirmelerden sonra bu kapasitenin artmasını bekliyoruz. Şu konuya açıklık getirmek gerekir ki biz yardımlarla yaşayan bir ülke değiliz.

“Uluslararası Para Fonu ile iletişim kanalları kapanmadı. Bizim bu kurumun yetkilileriyle iletişim kurma konusunda bir sorunumuz yok. Kendilerine ülkenin istikrarının ve kırılgan kesimlerin savunulmasının kırmızı çizgilerimiz olduğunu ve bu çizgilerin aşılmaması gerektiğini bildirdik.”

-Tunus, ekonomiyle alakalı bazı temel yapısal iyileştirmeler yapmayı kabul ediyor. Ancak aynı zamanda Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) taleplerine ve ‘niyet mektubuna’ yönelik bir itiraz da vardı.

IMF ile iletişim kanalları kapanmadı. Bizim bu kurumun yetkilileriyle iletişim kurma konusunda bir sorunumuz yok. Kendilerine ülkenin istikrarının ve kırılgan kesimlerin savunulmasının kırmızı çizgilerimiz olduğunu ve bu çizgilerin aşılmaması gerektiğini bildirdik. Tunus’un istikrarını oyuncak edemeyiz ve onu teraziye koymayız. Tunus ekonomisi için iyileştirmelerin IMF’den ya da bir başkasından talepte bulunmadan yapılması gerektiğinin farkındayız. Şu an böyle yapılıyor. Tunus yönetimi ve Tunus halkı şu an ne yapılıp ne yapılamayacağını belirleme konusunda başka herhangi bir odaktan daha yetkin. Dolayısıyla takvimi belirlemek Tunus yönetiminin elinde.

-Tunus için kırmızı çizgileri tekrarlayabilir misiniz?

Kırmızı çizgiler, ülkenin istikrarı ve kırılgan kesimlerin satın alma gücünün korunmasıdır.

-Bu, Tunus’un, IMF’nin talep ettiği ‘niyet mektubunu’ imzalamayı kabul etmeyeceği anlamına mı geliyor?

İyileştirmelerin Tunus’a özgü ve bizim gerekli gördüğümüz çerçevede olması gerektiğini belirttik. Bu iyileştirmeler, Tunus’u olumsuz etkileyecek talimatlara göre olmamalı. Biz buna karşıyız. Daha önce Tunus hükümeti, ölümlerin ardından merhum Cumhurbaşkanı Habib Burgiba dönemindeki ekmek fiyatları artışından geri adım atmıştı. Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said, bunun tekrarlanmasını istemiyor.  

-Rusya ile iyi bir ilişkiniz var. Moskova’yı da ziyaret ettiniz…

Çocukluk çağımda Rusya’da beş yıl geçirdim. Burası tarihi, kültürü ve edebiyatıyla tanınan büyük ve önemli bir ülke. Rusça biliyor olmam, Lavrov’la ilişkinin pekişmesine katkı sağlamış olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said tarafından dışişleri bakanı olarak görevlendirildiğimde Rusya Dışişleri Bakanı, beni hemen tebrik etti.

“Rusya önemli bir ortak. Soğuk Savaş sırasında bile Batı’yla olduğu gibi Sovyetler Birliği’yle de iyi ilişkilerimiz vardı.”

-Rusya’yla ilişkiniz varken, Londra’da çalıştınız. Moskova’yı ziyaret ettiniz. Bir talep vardı, nedir o?

Altınız çizmek isterim ki Tunus, ilişkilerinde özgürdür ve Rusya, önemli bir ortaktır. Soğuk Savaş sırasında bile Batı’yla olduğu gibi Sovyetler Birliği’yle de ilişkilerimiz iyiydi. Rusya ile geliştirilmesi gereken güzel ilişkilerimiz var. Mevcut savaş bizi olumsuz etkilediği için bir miktar tahıl temini gibi talepler söz konusu. Rus tarafıyla bu konu görüşüldü. İki taraf ayrıca tahıl tedariki, turizm, ticaret ve yükseköğretim gibi çeşitli alanlarda iş birliğine de açık.

Fotoğraf Altı: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (sağda) 26 Eylül 2023’te Moskova’daki ikili görüşmeleri öncesinde Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar’ı kabul etti. (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (sağda) 26 Eylül 2023’te Moskova’daki ikili görüşmeleri öncesinde Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar’ı kabul etti. (AFP)

-ABD, Rusya ve Çin arasında Kuzey Afrika da kısmen dahil olmak üzere Afrika üzerine bir rekabet söz konusu. Bilindiği üzere Rusya, Cezayir’le askerî ilişkilerini geliştirdi. Tunus’la askerî ilişkilerin geliştirilmesi yönünde de bir eğilim var mı?

Lavrov’la olan görüşmemde askerî iş birliğine değinilmediğini belirtmeliyim.

-ABD, Rusya ve Çin arasında Afrika üzerine bir yarış olduğu besbelli. Siz de yakın zamanda BRICS zirvesine ev sahipliği yapan Güney Afrika’yı ziyaret ettiniz. Bu rekabet, sebepler ve varacağı nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben, dünyanın şu an bir dönüm noktasında olduğunu düşünüyorum. İkinci Dünya Savaşı sonrası aşama bence sona erdi. Şu an bir doğum sancısı ve yeni bir dönem yaşıyoruz. Bundan korkmamalı ve hazırlıklı olmalıyız. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki küresel mali ve ekonomik sistem sona erdi. Geçmişe hayıflanmamak gerekir. Olumlu veri şu ki Afrika kıtamızdaki sömürgecilik karşıtı özgürlük hareketlerine destek veren Tunus, Afrika ülkeleri nezdinde büyük bir siyasi krediye sahip.

-Afrika için yürütülen bu rekabetin nedenleri neler?

Büyük aktörler için sebep, ekonomik ve malidir. Tunus, çıkarlarını korumaya çalışıyor ve birine karşı bir ittifaka girmiyor. Afrikalılarla birlikte Rusya’nın St. Petersburg kentine gittiğimde dahi toplantımızın salonda bulunmayanlara yönelik olmadığını hatırlattım. Tunus, Batı’yla da Rusya’yla da Çin’le de iş yapıyor. Hindistan’la da tüm Afrika ülkeleriyle de iyi ilişkilerimiz var ki bu, Tunus’un bir avantajı. Şu anki ziyaretimde İngilizlere Tunus’a kulak vermeleri gerektiğini, zira tarih boyunca daima güçlü mesajlar verdiğini vurguladım. Biz kimseye düşmanlık gütmedik, kimseye savaş açmadık, kimseyi işgal etmedik. Müdahale ettiğimizde de yıkmak için değil, hep ıslah etmek ve inşa etmek için ettik. Afrika ülkelerine yöneliyorsak da bu normal bir yönelimdir. Öyle ya, biz iyi bir Afrika ülkesiyiz.  

-Afrika’da bir AFRICOM’umuz, Wagner’imiz ve Cibuti’de de bir Çin üssümüz var… Tunus bunların neresinde?

Tunus, birine karşı diğeriyle bir ittifak içerisine girmiyor. Biz, gözlemliyoruz. Tutumumuz her zaman barış inşası çerçevesindedir. Barış da birine karşı bir ittifakın safında durmakla gelmez.

“Tunus’un tutumu açık. Ukrayna’yla ilişkilerimiz halen iyi. Aramızda bir sorun yok. Ne Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşa müdahil olduk ne de birine karşı tarafta durduk.”

-Tunus’un Rusya-Ukrayna savaşına karşı tutumu nedir?

Tunus’un tutumu açık. Ukrayna’yla ilişkilerimiz halen iyi. Aramızda bir sorun yok. Ne Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşa müdahil olduk ne de birine karşı tarafta durduk. BM düzeyindeki oyumuz da netti: Askerî müdahale ve saldırı karşıtı bir tutum sergiledik. Biz sorunların barışçıl yollarla çözülmesinden yanayız. Bu bizim hem Rusya hem de Ukrayna’yla ilişkilerimizin iyi olmasına engel değil. Ukrayna’yla, turist kabul ederek ve üniversitelerine öğrenci göndererek iş yapıyorduk. Savaşın bugün yarın bitmesini umuyoruz.

-Tunus’un siyasal İslam’la sorunu var…

Onların Tunus’la sorunu var. Tunus, başarısızlığı ortada bir tecrübe yaşadı. Bundan ders çıkarmamız gerekir. Tunuslu vatandaş yaşamayı sever. Tunus, çeşitli birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir ülke olarak kültürlerin ve medeniyetlerin buluşma noktasıdır. Şiddet kullanarak toplum yapısını bozmak isteseniz ve de aynı zamanda siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak feci sonuçlar elde etseniz siz ne beklersiniz? Tunuslular, onlara ihtiyacımız olmadığını açık açık söyledi.

*Bu röportaj Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.