Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Al Majalla’ya konuştu: ‘Bunlar bizim kırmızı çizgilerimiz… Siyasal İslam neden başarısız oldu?’

Nebil Ammar, Gazze’de İsrail’e ‘yeşil ışık’ yakılması konusunda uyardı ve ülkesinin, ‘Avrupa’nın Afrika polisi’ olmayacağını vurguladı.

Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar. (Tunus Dışişleri Bakanlığı)
Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar. (Tunus Dışişleri Bakanlığı)
TT

Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Al Majalla’ya konuştu: ‘Bunlar bizim kırmızı çizgilerimiz… Siyasal İslam neden başarısız oldu?’

Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar. (Tunus Dışişleri Bakanlığı)
Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar. (Tunus Dışişleri Bakanlığı)

İbrahim Hamidi

Tunus Dışişleri ve Göç Bakanı Nebil Ammar, ülkesinin iç koşullara ve dış ilişkilere, özellikle de İsrail’in Gazze’ye karşı son savaşına bakışını sundu. Bunu Tunus’un Birleşik Krallık Büyükelçiliği konutunda Al Majalla’ya verdiği kapsamlı röportajda cesurca ve açıkça ifade etti.

Bakan Ammar açısından Tunus’un Filistin meselesine ilişkin tutumu açık. Bunun bir halk meselesi olarak temel bir mesele olduğunu söyleyen Bakan, “Biz Filistin’in içişlerine karışmıyoruz, bununla bir alakamız da yok. Biz Filistin halkının davası ve haklarından bahsediyoruz” dedi.

 Siyasal İslam hakkında yorum yapan Bakan, şunları söyledi:

“Tunus’la bir sorunu olan onlar. 2011’den itibaren başka partilerle birlikte ülkeyi yönettiler ve yurtdışı bağlantıları nedeniyle güvenilirliği kaybettiler. Her düzeyde başarısızlık vardı. Tunus, başarısızlığı ortaya çıkmış bir tecrübe yaşadı. Bundan ders çıkarmalıyız. Tunuslu vatandaş, yaşamayı seviyor. Tunus, kültürlerin ve medeniyetlerin buluşma noktası. Şiddet kullanarak toplumsal yapıyı değiştirmeye çalışsaydınız, aynı zamanda da siyasi, ekonomik ve toplumsal sonuçlarınız feci olsaydı siz ne beklerdiniz? Tunuslular, onlara ihtiyacımız olmadığını açık açık söylediler.”

Tunus, ülkenin yaşadığı sorunların çözümü için gerekli ekonomik iyileştirmeleri de gerçekleştiriyor. Bakan, bu durumu şu sözlerle ifade etti:

“Aslında Tunus’ta detaylarını açıklamadan her gün iyileştirmeler yapıyoruz. Maliye yasasına ilişkin görüşmelerimiz oldu. 2011’den sonra Tunus’ta yıkılanları onarmak için tüm bakanlıklar düzeyinde büyük çabalar sarf ediliyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre ülkesinin Avrupalılarla ilişkisi hakkında da konuşan Bakan, Avrupalı odakların Tunus ekonomisinin çöktüğüne dair açıklamalarla ve medya yoluyla baskılar yaptığını, bunun ‘Avrupa’nın polisi’ olmayı ve yasa dışı göçmenleri yerleştirmeyi kabul etmesi için Tunus’a baskı uygulama hazırlığı mahiyetinde olduğunu vurguladı. “Ülkenin istikrarı ve kırılgan kesimlerin satın alma gücünün savunulması kırmızı çizgilerimizdir” dedi.

Şam’la ilişkilerin yeniden tesis edilmesini savunan Bakan Ammar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz Suriye’nin dönüşünden yanayız. Suriye’yi kimin yönettiği ya da temsil ettiği, Suriye’nin meselesidir; buna karışmayız. Biz hükümetlerle ve Suriyelileri temsil ettiğini düşündüğümüz Suriye rejimiyle iş tutarız. Tunus’un tutumu budur.”

Rusya’yla tüm alanlarda ilişkilerin iyileştirilmesini de savunan Bakan, son Moskova ziyaretinde askerî iş birliği hakkında konuşmadığını belirtti. Ayrıca Afrika’nın zenginlikleri üzerine verilen uluslararası rekabete de işaret etti.

Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Al-Majalla’ya 13 Ekim’de, Tunus Büyükelçisi’nin Londra’daki ofisinde yaptığı açıklamalarda gerek bölgesel gerekse uluslararası alana dair birçok başlığa açıklık getirdi:

-Arap dışişleri bakanlarının Kahire’deki toplantısı nasıldı?

Önce toplantıya başkanlık eden Fas Dışişleri Bakanı, Arap Birliği Genel Sekreteri, Filistin Dışişleri Bakanı ve Suriye Dışişleri Bakanı konuştu, sonra doğrudan ben söz aldım. Müdahale etme imkânı yoktu. Toplantının başında bize bildirildiği üzere herhangi bir açıklama yapılmayacağı konusunda anlaşmaya varıldı. Bildiri taslağı sunulduktan sonra, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad’ın ardından ben de söz alarak, bildiri taslağının yaşadığımız tarihî ana değinmediğini, zira yeni ve tehlikeli bir tarihî durum içerisinde olduğumuzu dile getirdim. Bu çekincemi dile getirdim, ancak oylama sürecinin durdurulması çağrısında da bulunmadım. Daha sonra başka ülkeler de çekincelerini dile getirdiler ve bunu toplantı bittikten sonra yazılı olarak yaptılar. Biz, Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said’in ifadeleriyle güçlü bir çekimserlik ortaya koyduk. Cumhurbaşkanı beni bildiride yer alan her şeye karşı çekimser tutum sergilemekle görevlendirmişti. Tunus’un çekimserlik metni mevcut olup, bildiriye eklenmiştir.

“Kahire’de gerçekleşen Arap dışişleri bakanları toplantısının bildiri taslağı, şu an yaşadığımız tarihî ana değinmiyor, zira yeni ve tehlikeli bir tarihî durumun içerisindeyiz. Ben bu çekinceyi dile getirdim, ancak oylama sürecini durdurma çağrısı da yapmadım.”

-Dediğiniz gibi bu tarihî bir an. 6 Ekim 1973’ten 50 sene sonra 7 Ekim, tarihî bir dönüm noktası olabilir. Böyle bir anda birleşik bir Arap tutumu olması gerekirdi. Ancak Arapların ayrıştığını görüyoruz. Öyle değil mi?

Bölünme fikrini beslemek istemeyiz. Tunus’un politikası her zaman bakış açılarını yaklaştırmaya dayalıdır; Tunus kardeş Arap ülkelerinin tümüyle olan ilişkilerinde ve tutumlarında yapıcı olmak ister. Biz tüm ülkelere ve tutumlarına saygı duyuyoruz, ama bizim de saygı duyulmasını istediğimiz bir tutumumuz var. Tunus’un Filistin meselesine ilişkin tutumu herkesçe malum. Bu tutum değişmedi, anayasada da kayıtlı. Filistin meselesi, bir halkın hak davasıdır. Biz halkların haklarının sonsuza dek yok edilemeyeceği kanaatindeyiz. Bu ne siyasi ne insani ne de herhangi bir ölçüt açısından makul ve kabul edilebilir bir şeydir.  

“Son dönemde tanık olduğumuz gelişmeler ışığında görünen o ki operasyonlar yapması ve öldürebildiğini öldürmesi için İsrailli işgalciye yakılmış bir yeşil ışık söz konusu.”

-7 Ekim’i nasıl görüyorsunuz? Bu hadise ya da Hamas’ın yaptığı bu saldırı, Filistin meselesinin geleceğini hangi ölçüde etkileyecek? Bu tarih hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Tunuslular olarak biz, Filistin halkının hakkını savunuyoruz ve hiçbir ayrılığa dahil olmak istemiyoruz. Bu görüşe ve tutuma bağlıyız. Ancak son dönemde tanık olduğumuz gelişmeler ışığında görünen o ki operasyonlar yapması ve öldürebildiğini öldürmesi için işgalciye yeşil ışık yakılmış.

Fotoğraf Altı: 16 Ekim 2023’te, Gazze şehrinin er-Rimal mahallesine düzenlenen İsrail saldırılarında büyük bir yıkım yaşandı. (EPA)
16 Ekim 2023’te, Gazze şehrinin er-Rimal mahallesine düzenlenen İsrail saldırılarında büyük bir yıkım yaşandı. (EPA)

-Bu durum jeopolitik açıdan neye yol açacak?

Aklı başında her insanın anlaması gerekir ki köklü çözüm, Filistin halkına haklarını vermek ve tüm sonuçlarıyla birlikte işgali sona erdirmektir. Aksi takdirde tüm işaretler, gelecekte işlerin daha da kötüleşeceğini haber veriyor.

-Sizce yaşananlar Filistin halkının haklarına kavuşmasına yardımcı mı olur yoksa tam tersi mi?

Ben Filistin halkının haklarına kavuşacağına şüphesiz inanıyorum. Aktörlerin de düşünce yapılarını değiştirme vaktinin geldiğini anlamaları lazım. Çözüm, Filistin halkına haklarını vermek suretiyle ve siyasi olmalıdır. Birleşik Krallık yetkilileriyle son görüşmelerimde oldukça nettim. Olup bitenlerin, aktörlerin Filistin halkının meselesine ilişkin yaptıkları her şeyin başarısızlığına kanıt olduğunu belirttim. Düşünce biçimlerini ve politikalarını değiştirmeleri gerekiyor. Bunu Dışişleri Bakanı James Cleverly’ye ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed’e de bildirdim.

-Birleşik Krallık’ın Tunus’tan, Batı’nın tutumuna daha yakın durması yönünde bir talebi oldu mu?

Benden böyle bir şey asla talep edilmedi. Zira Tunus’un tutumunu ve açıklarımızın ne anlama geldiğini biliyorlar. Onlar tutumlarını ve görüşlerini ifade ettiler. Biz de tutumuzu ve görüşümüz ifade ettik. İnsanlık tarihine bakılırsa bu tür politikaların ancak başarısızlıkla sonuçlanacağı muhakkak.

-Birleşik Krallık yetkilileri İsrail’ ziyaret etti ve Birleşik Krallık askerî birlikler gönderdi. İstihbarat ve asker desteği de var. Özellikle Birleşik Krallık’ta İsrail’in anlatısını tamamıyla benimseyen bir tutum ve Gazze’ye karşı saldırıda bir askerî iş birliği söz konusu. Bu, Birleşik Krallık yetkilileriyle yapılan görüşmenin bir parçası oldu mu?

Birleşik Krallık yetkilileri benden bir şey talep etmedi. Onlar kendi tutumlarını aktarmaya çalıştılar. Biz de Tunus’un tutumunu vurguladık. Tarihin de ispatladığı üzere halkların haklarının yok edilemeyeceğini hatırlattık. Tutumlarını değerleriyle tutarlı olacak şekilde değiştirmeleri gerektiğini, zira bu politikayı sürdürmenin onlara itibarlarını kaybettireceğini ve onları dünyada bir azınlık haline getireceğini söyledik. Ayrıca gücün de bir çözüm olmadığını, çünkü bir şeyi silah gücüyle dayattığınızda nihayetinde güvenilirliği kaybedeceğinizi, halkların da hiçbir silahla mağlup edilemeyeceğinin ispatlandığını belirttik.

Fotoğraf Altı: Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar ile Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı James Cleverly 6 Mayıs 2023’te Londra’da bir araya geldi.
Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar ile Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı James Cleverly 6 Mayıs 2023’te Londra’da bir araya geldi.

“2011’den itibaren başka partilerle birlikte Tunus’u yönetenler, yurtdışı bağlantılarından ötürü tüm güvenilirliklerini kaybettiler. Siyasi, ekonomik ve mali her düzeyde başarısızlık vardı ve Tunus’u çok zorlu bir durumun içerisine soktular. Hal böyle olunca Tunuslular onları kovdu.”

-Tunus hükümeti siyasal İslam’a karşı tutumuyla biliniyor…

Bu sadece Tunus hükümetinin değil, Tunus halkının da tutumu. Tunus halkı dogmacı değil, faydacıdır ve hayatı sever. 2011’den itibaren başka partilerle birlikte ülkeyi yönettiler ve yurt dışı bağlantıları yüzünden güvenilirliklerini kaybettiler. Siyasi, ekonomik ve mali her düzeyde başarısızlık vardı ve Tunus’u çok zorlu bir durumun içerisine soktular. Tunuslular da onları gönderdi.

-Bilindiği üzere Tunus’taki İslamcı gruplardan biri olan Nahda Partisi’nin Hamas’la ‘iyi bir ilişkisi’ ya da ‘ittifakı’ var. Tunus, Nahda Partisi’nin temsil ettiği siyasal İslam’a karşıt tutumu ile Filistin meselesi arasında nasıl denge kurabilecek?

Biz iki mesele arasında bağlantı kurmuyoruz. Filistin konusu, temel bir halk meselesidir. Biz Filistin’in iç işlerine müdahale etmeyiz, bununla bir alakamız da yok. Biz, Filistin halkının davasından ve haklarından bahsediyoruz.

-Mevcut askerî operasyona paralel olarak ilgililer arasında diplomatik düzeyde ciddi bir iletişim var mı? Neler olabilir? Filistinliler ile İsrailliler arasındaki müzakere sürecini harekete geçirecek siyasi bir yolu da içeren bir anlaşma mesela? Tartışma masasında bu var mı?  

Bazı ülkeler arasında bir istişarenin olduğu kesin. Bununla birlikte Tunus’un tutumu herkesçe malum. İletişim kanallarını yeniden kurmak için başka ülkelere başvurabilirler. Bunlar, henüz netleşmemiş düşünceler. Tunuslular olarak biz, Filistin meselesine fayda sağlayacak her şeyin yanındayız.

“Filistin konusu, temel bir halk meselesidir. Biz Filistin’in iç işlerine karışmayız, bununla bir alakamız da yok. Biz Filistin halkının davasından ve haklarından bahsediyoruz.”

-Avrupa Birliği ile ilişkilerde, göçmenler ve bütçeye sunulan Avrupa yardımları konusunda bir sorun ve itiraz vardı. Bize bu konuyu açıklar mısınız?

Avrupa Birliği de bölünmüş durumda. Sorun bizden değil, onlardan kaynaklanıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen, Hollanda Başbakanı Rutte ve Meloni’nin temsil ettiği Avrupa tarafının ısrarı üzerine 16 Temmuz’da Kartaca’da bir mutabakat zaptı imzaladık. Onlara iki taraf arasında karşılıklı saygıya dayalı bir stratejik ortaklık kurulması için düşünce biçimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik. Konuşma, göç meselesiyle sınırlı değildi. AB’nin, ortağının çıkarlarını ve önceliklerini dikkate almadan ondan istediğini elde etmeye çalışmaması da gerekir. Sömürü ya da iç işlere bir müdahale olmaksızın ortaklık ilişkileri kurmalıyız. Avrupa tarafı, bunu anladığını ve onayladığını ifade etti. Avrupalılar ayrıca demokrasiye ve insan haklarına ilişkin konularda düşünce yapılarını değiştirmeye hazır olduklarını da dile getirdiler. Gelgelelim böyle olmadı. Bazı ülkeler belki kendi aralarında bölünmüş, belki idarecilerinin düşüncelerinden etkilenmiş olabilir. Sonuç olarak düşünce tarzları değişmedi ve dar bakış açılarını sürdürdüler. Onlara bu düşünce yapısından uzaklaşmaları gerektiğini, yardım istemediğimizi, aynı şekilde Kovid-19 salgını nedeniyle daha önce alınması gereken 60 milyon dolar konusunda kamuoyunun yanıltılmasını da kabul etmediğimizi bildirdik. Bu bağlamda Kovid-19 salgınına, sıkıntısını yaşadıkları Ukrayna savaşına, Libya’daki duruma ya da iklim değişikliğine Tunus’un sebep olmadığının altını çizdik. Onlar hiçbir sorumluluk kabul etmeyerek, içinde bulunduğumuz zorlu koşullarda bizden imkânsız olanı istiyorlar.

-Ne istiyorlar?

Yasa dışı göç kapısını kapatmamızı. Halbuki onların yapmadığını biz yapıyoruz.

“Kendine saygısı olan her ülke gibi bize de sınırlarımızı korumak istiyoruz. Sınırlı imkânlara rağmen ordu her gün yasa dışı göçmenleri kurtarıyor.”

-Bu yüzden göçmenlerin Tunus’a yerleştirilmesine dair bir projeden endişe duyulduğunu söylediniz…

Tam olarak öyle. Temenni ettikleri şey bu ve Tunus’u bu yöne doğru itmeye çalışıyorlar. Sayın Josep Borrell’in yaptığı gibi Tunus ekonomisinin çöküşüne ilişkin açıklamalarla ve medya yoluyla baskı uyguluyorlar. Bu, Avrupa’nın ‘polisi’ olmayı ve yasa dışı göçmenleri yerleştirmeyi kabul etmesi için Tunus’a baskı hazırlığıdır. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Kendisine saygısı olan her ülke gibi biz de sınırlarımızı koruma konusunda kararlıyız. Kısıtlı imkânlara rağmen ordu her gün yasadışı göçmenleri kurtarıyor. Avrupalılardan düşünce biçimlerini değiştirmelerini istedik. 16 Temmuz’da Kartaca’da imzaladığımız anlaşma da birçok hususu içeriyor.

EPA
EPA

-Avrupalılar, sizin mutabakat zaptına bağlı kalmadığınızı söylüyorlar…

Mutabakat zaptı imzalandıktan sonra bazı ülkeler, bazı maddelerde belirtilen şeylerden memnun kalmamış olabilir. Bu ülkelerin iç sorunları var. Bazı Avrupa ülkeleri, mutabakat zaptını onaylamıyor. Biz de dedik ki: Bu sizin meseleniz; aranızda anlaşın. Biz Kartaca’da imzalanan mutabakat zaptından da stratejik ortaklıktan da sapmadık.

-Tunus, 60 milyonluk miktarı reddetmeye devam edecek mi?

Tunus reddediyor. Onlar da şu an meseleyi çözüme kavuşturmak için iletişim kurmaya çalışıyor. Biz hiçbir zaman yükümlülüklerimize aykırı hareket etmedik.

“Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said’in bana verdiği ilk görevlerden biri, Suriye ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesini hızlandırmaktı. Tunus’a bir Suriye büyükelçisi atandı. Benim de Suriyeli bakanla daha iyi ilişkilerim var.”

-Suriye meselesine gelelim…

Tunus, Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesini destekleyen başlıca ülkelerden biri. Bu, Tunus’un ilkelerine dönüşü çerçevesindedir. Kendisine ve ülkesine güçlü tarihî ilişkilerle bağlandığımız Suriye halkına saygı duyuyoruz. Yaşananlar bir leke olarak duruyor. Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said’in bana verdiği ilk görevlerden biri, Suriye’yle ilişkilerin yeniden tesis edilmesini hızlandırmaktı. Tunus’a bir Suriye büyükelçisi atandı. Benim de Suriyeli bakanlı daha iyi ilişkilerim var.  

-Tüm bunlar, 7 Mayıs 2023’te Birleşik Arap Emirlikleri ve Tunus gibi bazı Arap ülkelerinin Amman Konferansı’nda hazırlanan bir yol haritasına göre ve Suudi Arabistan’ın öncü rolüyle Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü yönünde karar almasıyla başladı. Arap ülkelerinin Şam’dan birtakım talepleri var. Bazı Arap ülkeleri, Şam’ın söz konusu yol haritasındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini söylüyor. Tunus’un tutumu nedir?

Biz, Arap kardeşler arasındaki herhangi bir krizi derinleştirmek üzere müdahalede bulunmayız. Tunus, bakış açılarını yakınlaştıran tutumlar benimser. Tunus’un Suriye konusundaki bakış açısı net. Diğer ülkelerin taleplerine ve tutumlarına da karışmayız. 

Fotoğraf Altı: Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’ı 17 Nisan 2023’te Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı’nda karşıladı. (AFP)
Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’ı 17 Nisan 2023’te Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı’nda karşıladı. (AFP)

-Siz Arapların Şam’la yakınlaşma düzeyinden memnun musunuz?

Bizim tek yaptığımız, Arap Birliği’ndeki alışıldık konumuna geri dönmesi için Şam’la ilişkileri güçlendirmektir. Bunu destekliyoruz. İkili ilişkilere gelince de biz, Suriye’deki kardeşlerimizle farklı alanlarda iş birliğine açığız.

-Arapların, Captagon gibi ikili meselelerde ve mülteciler ile yerinden edilmişler konusunda Şam’dan bazı talepleri var. İran’la ilişkinin siyasi olarak yeniden konumlandırılması da talep ediliyor. Bu konulara ilişkin genel olarak tutumunuz nedir?

Daha önce de belirttiğim gibi; ülkeler arasındaki herhangi bir krizi derinleştirebilecek müdahalelerde bulunmayız ve öyle bir tutum benimsemeyiz. Biz Suriye’nin geri dönmesinden yanayız. Suriye’yi kimin yönettiği ya da temsil ettiği, Suriye’nin meselesidir ve biz karışmayız. Biz hükümetlerle ve Suriyelileri temsil ettiğini düşündüğümüz Suriye rejimiyle iş yaparız. Tunus’un tutumu budur.

“Her şeyden önce bir servet oluşturmak için Suudi Arabistan’la ve diğer kardeş ülkelerle ortaklık, yatırım, ticaret ve kadın erkek iş insanları arasında iletişim istiyoruz. Bu mümkün ve mevcut. Zira Tunus, Batı’daki bazı nüfuzlu kişilerin ülkemizin imajını çarpıtma niyetlerine rağmen iyi bir yatırım ülkesidir.”

-Suudi Arabistan-Tunus ilişkisini ve Tunus’a yönelik Suudi desteğini nasıl görüyorsunuz?

Mevkidaşım Prens Faysal bin Ferhan’la çok olumlu bir havada gerçekleşen bir görüşmem oldu. Kardeş Suudi Arabistan Krallığı ile her zaman iyi ilişkilerimiz vardı. Allah’ın izniyle öyle de kalacak; bunun için çalışıyoruz.

-Bazı iyileştirmelerin yapılacağına dair bir izlenim varken, Suudi Arabistan Tunus’a ne gibi krediler ve hibeler sundu?

400 milyon dolarlık bir kredi ve 100 milyon dolarlık bir hibe söz konusu. Biz aslında Tunus’ta her gün detaylarını açıklamadan iyileştirmeler yapıyoruz. Maliye yasasıyla ilgili görüşmelerimiz oldu. 2011’den sonra Tunus’ta yıkılanları onarmak için tüm bakanlıklar düzeyinde büyük çabalar harcanıyor. Biz her şeyden önce maddi bir varlık oluşturmak için Suudi Arabistan’la ve diğer kardeş ülkelerle ortaklık, yatırım, ticaret ve kadın erkek iş insanları arasında iletişim istiyoruz. Bu mümkün ve mevcut. Zira Batı’daki bazı nüfuzlu kişiler ülkemizin imajını çarpıtmaya niyetlense de Tunus, iyi bir yatırım ülkesi. Her şeye rağmen Tunus halen yatırım çekme kapasitesine sahip. Hükümetin halihazırda yaptığı ve önümüzdeki dönemde de yapmaya devam edeceği iyileştirmelerden sonra bu kapasitenin artmasını bekliyoruz. Şu konuya açıklık getirmek gerekir ki biz yardımlarla yaşayan bir ülke değiliz.

“Uluslararası Para Fonu ile iletişim kanalları kapanmadı. Bizim bu kurumun yetkilileriyle iletişim kurma konusunda bir sorunumuz yok. Kendilerine ülkenin istikrarının ve kırılgan kesimlerin savunulmasının kırmızı çizgilerimiz olduğunu ve bu çizgilerin aşılmaması gerektiğini bildirdik.”

-Tunus, ekonomiyle alakalı bazı temel yapısal iyileştirmeler yapmayı kabul ediyor. Ancak aynı zamanda Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) taleplerine ve ‘niyet mektubuna’ yönelik bir itiraz da vardı.

IMF ile iletişim kanalları kapanmadı. Bizim bu kurumun yetkilileriyle iletişim kurma konusunda bir sorunumuz yok. Kendilerine ülkenin istikrarının ve kırılgan kesimlerin savunulmasının kırmızı çizgilerimiz olduğunu ve bu çizgilerin aşılmaması gerektiğini bildirdik. Tunus’un istikrarını oyuncak edemeyiz ve onu teraziye koymayız. Tunus ekonomisi için iyileştirmelerin IMF’den ya da bir başkasından talepte bulunmadan yapılması gerektiğinin farkındayız. Şu an böyle yapılıyor. Tunus yönetimi ve Tunus halkı şu an ne yapılıp ne yapılamayacağını belirleme konusunda başka herhangi bir odaktan daha yetkin. Dolayısıyla takvimi belirlemek Tunus yönetiminin elinde.

-Tunus için kırmızı çizgileri tekrarlayabilir misiniz?

Kırmızı çizgiler, ülkenin istikrarı ve kırılgan kesimlerin satın alma gücünün korunmasıdır.

-Bu, Tunus’un, IMF’nin talep ettiği ‘niyet mektubunu’ imzalamayı kabul etmeyeceği anlamına mı geliyor?

İyileştirmelerin Tunus’a özgü ve bizim gerekli gördüğümüz çerçevede olması gerektiğini belirttik. Bu iyileştirmeler, Tunus’u olumsuz etkileyecek talimatlara göre olmamalı. Biz buna karşıyız. Daha önce Tunus hükümeti, ölümlerin ardından merhum Cumhurbaşkanı Habib Burgiba dönemindeki ekmek fiyatları artışından geri adım atmıştı. Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said, bunun tekrarlanmasını istemiyor.  

-Rusya ile iyi bir ilişkiniz var. Moskova’yı da ziyaret ettiniz…

Çocukluk çağımda Rusya’da beş yıl geçirdim. Burası tarihi, kültürü ve edebiyatıyla tanınan büyük ve önemli bir ülke. Rusça biliyor olmam, Lavrov’la ilişkinin pekişmesine katkı sağlamış olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı Kays Said tarafından dışişleri bakanı olarak görevlendirildiğimde Rusya Dışişleri Bakanı, beni hemen tebrik etti.

“Rusya önemli bir ortak. Soğuk Savaş sırasında bile Batı’yla olduğu gibi Sovyetler Birliği’yle de iyi ilişkilerimiz vardı.”

-Rusya’yla ilişkiniz varken, Londra’da çalıştınız. Moskova’yı ziyaret ettiniz. Bir talep vardı, nedir o?

Altınız çizmek isterim ki Tunus, ilişkilerinde özgürdür ve Rusya, önemli bir ortaktır. Soğuk Savaş sırasında bile Batı’yla olduğu gibi Sovyetler Birliği’yle de ilişkilerimiz iyiydi. Rusya ile geliştirilmesi gereken güzel ilişkilerimiz var. Mevcut savaş bizi olumsuz etkilediği için bir miktar tahıl temini gibi talepler söz konusu. Rus tarafıyla bu konu görüşüldü. İki taraf ayrıca tahıl tedariki, turizm, ticaret ve yükseköğretim gibi çeşitli alanlarda iş birliğine de açık.

Fotoğraf Altı: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (sağda) 26 Eylül 2023’te Moskova’daki ikili görüşmeleri öncesinde Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar’ı kabul etti. (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (sağda) 26 Eylül 2023’te Moskova’daki ikili görüşmeleri öncesinde Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar’ı kabul etti. (AFP)

-ABD, Rusya ve Çin arasında Kuzey Afrika da kısmen dahil olmak üzere Afrika üzerine bir rekabet söz konusu. Bilindiği üzere Rusya, Cezayir’le askerî ilişkilerini geliştirdi. Tunus’la askerî ilişkilerin geliştirilmesi yönünde de bir eğilim var mı?

Lavrov’la olan görüşmemde askerî iş birliğine değinilmediğini belirtmeliyim.

-ABD, Rusya ve Çin arasında Afrika üzerine bir yarış olduğu besbelli. Siz de yakın zamanda BRICS zirvesine ev sahipliği yapan Güney Afrika’yı ziyaret ettiniz. Bu rekabet, sebepler ve varacağı nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben, dünyanın şu an bir dönüm noktasında olduğunu düşünüyorum. İkinci Dünya Savaşı sonrası aşama bence sona erdi. Şu an bir doğum sancısı ve yeni bir dönem yaşıyoruz. Bundan korkmamalı ve hazırlıklı olmalıyız. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki küresel mali ve ekonomik sistem sona erdi. Geçmişe hayıflanmamak gerekir. Olumlu veri şu ki Afrika kıtamızdaki sömürgecilik karşıtı özgürlük hareketlerine destek veren Tunus, Afrika ülkeleri nezdinde büyük bir siyasi krediye sahip.

-Afrika için yürütülen bu rekabetin nedenleri neler?

Büyük aktörler için sebep, ekonomik ve malidir. Tunus, çıkarlarını korumaya çalışıyor ve birine karşı bir ittifaka girmiyor. Afrikalılarla birlikte Rusya’nın St. Petersburg kentine gittiğimde dahi toplantımızın salonda bulunmayanlara yönelik olmadığını hatırlattım. Tunus, Batı’yla da Rusya’yla da Çin’le de iş yapıyor. Hindistan’la da tüm Afrika ülkeleriyle de iyi ilişkilerimiz var ki bu, Tunus’un bir avantajı. Şu anki ziyaretimde İngilizlere Tunus’a kulak vermeleri gerektiğini, zira tarih boyunca daima güçlü mesajlar verdiğini vurguladım. Biz kimseye düşmanlık gütmedik, kimseye savaş açmadık, kimseyi işgal etmedik. Müdahale ettiğimizde de yıkmak için değil, hep ıslah etmek ve inşa etmek için ettik. Afrika ülkelerine yöneliyorsak da bu normal bir yönelimdir. Öyle ya, biz iyi bir Afrika ülkesiyiz.  

-Afrika’da bir AFRICOM’umuz, Wagner’imiz ve Cibuti’de de bir Çin üssümüz var… Tunus bunların neresinde?

Tunus, birine karşı diğeriyle bir ittifak içerisine girmiyor. Biz, gözlemliyoruz. Tutumumuz her zaman barış inşası çerçevesindedir. Barış da birine karşı bir ittifakın safında durmakla gelmez.

“Tunus’un tutumu açık. Ukrayna’yla ilişkilerimiz halen iyi. Aramızda bir sorun yok. Ne Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşa müdahil olduk ne de birine karşı tarafta durduk.”

-Tunus’un Rusya-Ukrayna savaşına karşı tutumu nedir?

Tunus’un tutumu açık. Ukrayna’yla ilişkilerimiz halen iyi. Aramızda bir sorun yok. Ne Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşa müdahil olduk ne de birine karşı tarafta durduk. BM düzeyindeki oyumuz da netti: Askerî müdahale ve saldırı karşıtı bir tutum sergiledik. Biz sorunların barışçıl yollarla çözülmesinden yanayız. Bu bizim hem Rusya hem de Ukrayna’yla ilişkilerimizin iyi olmasına engel değil. Ukrayna’yla, turist kabul ederek ve üniversitelerine öğrenci göndererek iş yapıyorduk. Savaşın bugün yarın bitmesini umuyoruz.

-Tunus’un siyasal İslam’la sorunu var…

Onların Tunus’la sorunu var. Tunus, başarısızlığı ortada bir tecrübe yaşadı. Bundan ders çıkarmamız gerekir. Tunuslu vatandaş yaşamayı sever. Tunus, çeşitli birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir ülke olarak kültürlerin ve medeniyetlerin buluşma noktasıdır. Şiddet kullanarak toplum yapısını bozmak isteseniz ve de aynı zamanda siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak feci sonuçlar elde etseniz siz ne beklersiniz? Tunuslular, onlara ihtiyacımız olmadığını açık açık söyledi.

*Bu röportaj Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”