FİLMED Başkanı Dr. Emin: Gazze'de 5-6 hastane kapatıldı çünkü yakıt bitti

Filistinli Tabipler ve Sağlık Mensupları Derneği (FİLMED) Başkanı Dr. Muhammed Emin, Gazze'de enerji sıkıntısı nedeniyle hastanelerin hizmet veremez duruma geldiğini ve bazı hastanelerin de vurulduğuna herkesin şahit olduğunu söyledi

Dr. Muhammed Emin (AA)
Dr. Muhammed Emin (AA)
TT

FİLMED Başkanı Dr. Emin: Gazze'de 5-6 hastane kapatıldı çünkü yakıt bitti

Dr. Muhammed Emin (AA)
Dr. Muhammed Emin (AA)

İstanbul'da hekimlik yapan ve tüm ailesi Gazze'de bulunan Filistinli doktor Emin, Gazze'de yaşananları, bölgeden irtibat kurduğu kişilerin kendisine aktardığını ve özellikle tıbbi konuda yaşanan büyük zorlukları AA muhabirine anlattı.

Emin, "Ben Gazzeliyim. Tüm ailem Gazze'de şu anda. Annem, kardeşlerim, babam rahmetli, tüm akrabalarım, yeğenlerim, kuzenlerim ve arkadaşlarım orada. Benim çocukluğum, gençliğim, hepsi de Gazze'de geçmiştir. Filistin halkı, benim halkım ve Gazze şehri benim şehrim." dedi.

İsrail'in saldırıları sebebiyle ailesinin bazı fertlerinin hayatını kaybettiğini söyleyen Emin, "Gazze'de ölen herkes bizim şehidimizdir. Akrabalarımdan, ailemden şehitler de var, yaralılar da var. Evlerimizin bombalanmış olduğunu öğrenmiş durumdayım. İlk savaş değil bu. Önceki savaşlarda da aynı şekilde evlerimiz bombalanmıştı, şehitlerimiz, yaralılarımız vardı." ifadelerini kullandı.

"Çocuklarına şehadet getirterek yatırıyorlar"

Emin, Gazze'de iletişimde olduğu tanıdıklarının kendisine anlattıklarını aktardı.

Savaşın ilk günlerinden beri ailesiyle ve arkadaşlarıyla irtibat kurmaya çalıştığını fakat sağlıklı bir iletişim sağlayamadığını belirten Emin, şunları söyledi:

Her zaman mesaj yazamıyorlar. Her zaman konuşamıyorlar. Telefonlarını sürekli açık tutamıyorlar. Elektrik yok, şarj edemiyorlar, internet yok. Bombaların altında yaşadıklarından dolayı doğal bir hayat süreci yok orada. Haliyle onlardan aldığım bilgiye göre, hayatları anormal derecede ve ciddi sıkıntı içerisindeler, korku içerisindeler. Hayat güvenceleri hiçbir yerde yok. Kimse bulunduğu yerde güvenli olduğunu hissetmiyor. Herkes her an her şey yaşanabilir düşüncesiyle her gece yatmadan önce, eğer yatıyorlarsa, şehadet getirerek yatırıyorlar. Çocuklarına şehadet getirterek yatırıyorlar. Sıkıntıları zaten tüm dünya görmektedir. Ben şunu da görüyorum, orada yaşayan Filistinliler buna rağmen Allah'a inanıyor ve güveniyor ve orada ne yaşanırsa yaşansın 'Biz kendi toprağımızdan, memleketimizden bir yere de gitmek istemiyoruz' ifadelerini tüm dünyaya iletmemizi istediklerinden dolayı ben bunları iletiyorum.

(AA)

"İlkel yöntemlerle tedavi ettiklerini duymaktayız"

Gazze'de aktif olarak görev yapmakta olan doktorlarla iletişimde olduğunu söyleyen Emin, Türkiye vatandaşı olup orada görev yapmakta olan doktorların da bulunduğunu ve şartların anlatılamayacak derecede kötü olduğunu belirtti.

"Hastanelerin felç olduğunu" vurgulayan Emin, şöyle devam etti:

Kapasitenin çok çok üstünde hasta var. Hiçbir yerde imkanları kalmadığından artık ilkel yöntemlerle tedavi ettiklerini duymaktayız. Ameliyathanelerin şartları artık çok kötü. Sterilizasyon sıfır durumda, çünkü sürekli yaralı geliyor. Yoğun bakım üniteleri çok zor durumda. Elektrik yok, yakıt yok. Hastanelerin kapatılması gerektiğini düşünmek zorundalar çünkü yakıt olmayınca, elektrik olmayınca hastalara hizmet veremiyorlar. Gazze'de 5-6 hastane kapatıldı çünkü ellerindeki yakıt bitti ve hastane aktif durumda değil. Bazı hastanelerin vurulduğuna herkes şahit oldu. Bir hastanenin canlı yayında ya da insanların gözü önünde vurulduğunu gördük ama o tek hastane değil. Yaklaşık 5 hastanenin vurulduğu haberini almış durumdayız.

"Ameliyatları narkozsuz yaptıklarını öğrendik"

Emin, birçok sağlık personelinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini ve tüm sağlık personelinin ailesinden ve akrabalarından kayıplar olduğunu aktardı.

Böyle savaşları ülkeler kaldıramazken senelerdir abluka altında olan Gazze'nin bu şartlarla mücadele etmeye çalıştığını belirten Emin, şunları kaydetti:

Yaralara pansuman yapabilmek için, sterilizasyon yapabilmek için kullanmaları gereken tıbbi malzemeler yerine sirke kullandıklarını öğrendik. Şu anda narkozsuz bir şekilde dikiş attıklarını öğrendik. Ayakların kesilmesi gerektiği anda, ampütasyon dediğimiz ameliyatları narkozsuz yaptıklarını öğrendik. Bunu çocuklara da yapmak zorunda kaldılar. Çocuklara, 'Böyle kahramansın, dayanacaksın, yapacak başka bir şey yok' deyip motivasyonla, ciddi, ağır, kimsenin kaldıramayacağı ameliyatlar ve cerrahi müdahaleler yapılmakta olduğunu öğrendik.

Emin, uluslararası örgütlerin tavrı hakkında "Bu acizlik kimseye yakışmıyor. Bu tepkisizlik hiçbir insana yakışmıyor. İnsansak eğer her yerde ölen insanların yanında durmanız gerekiyor. Eğer böyle bir misyonu güdüyorsak ve sağlık hizmetlerini her yere ulaştırmamız gerekiyorsa, uluslararası sağlık örgütleri ve uluslararası hukuk örgütlerinin Gazze'de yaşananların karşısında sessiz kalması anlaşılamaz." ifadelerini kullandı.

Yaşananlar karşısında herkesin insanlığını sorgulamak zorunda olduğunun altını çizen Emin, "Bu vahşeti herkes görüyor. Herkesin bir şeyler yapması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Nerede olursa olsun, sadece Gazze için değil, insanlar insanlığını ispatlamalı. Maalesef Gazze'de insanlık sınavda kalmıştır." dedi.

Emin, Gazze'de 50'ye yakın ailenin tüm ferlerini kaybetmesi sebebiyle bazı soyadlarının medeni arşivden silindiğini belirterek soyadları silinmesin diye bir ailenin tüm fertlerinin aynı evde kalmadığını ve akrabalarının evlerine dağıldığını anlattı.

İsrail bombardımanında yıkılan bazı binaların enkazlarında hala hayatta kalanlar olduğunu ancak bombardımanın devam etmesi ve arama kurtarma ekipmanı eksikliğinden dolayı insanların kurtarmaya gidemediğini söyleyen Emin, "Kardeşin orada, çocuğun orada, kızın orada ama gidip kurtaramıyorsun. 'Gidersen öleceksin', diye tutanların var." diye konuştu.

Emin, "Oradakiler şu anda gözyaşı dökemiyorlar. Yani isteseler de dökemiyorlar. Çünkü herkes aynı şartlarda, acı içerisinde. Kimse kimsenin karşısında artık gözyaşı dökemiyor. Artık bu durumu kabullenmiş durumdalar." dedi.

Gazze'nin özgürlük isteğinin bedelini ödediğini kaydeden Emin, oradaki insanların çok ciddi değerler için bedel ödediklerini vurguladı.



Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, ABD’nin Başkanlık Konseyi başkanlığının Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’e devredilmesi ‘önerisi’ nedeniyle beklenen ‘siyaset sahnesinden dışlanma’ riskine karşı bir önlem niteliğinde görülen bir hamleyle son iki hafta boyunca farklı siyasi ve toplumsal kesimlerle görüşmelerini sıklaştırdı.

Menfi, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Massad Boulos tarafından sunulduğu belirtilen önerinin açıklanmasından bu yana, alışılmadık bir şekilde askeri yetkililer, siyasetçiler ve silahlı grupların liderleriyle görüşmeler yapmaya başladı. Gözlemciler Menfi’nin bu hamlesini, ‘iktidarda kalmasını destekleyecek bir muhalefet cephesi oluşturma çabası’ olarak yorumladı.

Öneriye göre Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in geçmesi öngörülürken Abdulhamid ed-Dibeybe, Geçici Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) başbakanı olarak kalacak. Ancak bu öneri, Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantısında DYK Başkanı Muhammed Tekale ve üyelerinin çoğunluğu tarafından reddedildi.

Dibeybe ile Menfi arasındaki uçurumun genişlemesi bağlamında, Menfi pazar akşamı Trablus'ta Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamlarıyla ‘önemli’ olarak nitelendirilen bir görüşme gerçekleştirdi. Başkanlık Konseyi Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamaya göre toplantıda ‘güncel bir dizi ulusal mesele’ ele alındı.

gfb
Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamları, pazar günü Menfi ile bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)

Açıklamada, toplantıya katılanların, özellikle yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık ile iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi konularında, Menfi’nin çeşitli alanlarda yürüttüğü çabalara tam destek verdiklerini vurguladıkları belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca, ‘kurumsal reformlara devam edilmesinin ve hesap verebilirlik ilkelerinin pekiştirilmesi gerektiğini’ vurguladılar.

Dibeybe’nin memleketi olan Misrata, Trablus ve Bingazi'den sonra Libya'nın üçüncü büyük şehri. Şehir, hem Dibeybe’yi destekleyenlerin hem de lideri olduğu UBH’nin görevden alınmasını talep edenler arasında ideoloji ve siyasi eğilimler açısından büyük farklılıklar barındırıyor.

Menfi’nin ofisi, Misrata'nın önde gelen isimlerinden oluşan heyetin, ‘yasal ve anayasal çerçeveler dışında yapılan herhangi bir düzenleme veya mutabakatı kesin olarak reddettiklerini’ aktardı. Bu hamle, ABD’nin Menfi’yi mevcut siyasi sahneden ‘dışlayacağı’ düşünülen önerisine bir gönderme niteliğindeydi. Bu tür uygulamaların istikrar sürecine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu ve devlet inşasının temellerini sarsacağını belirten Misratalı heyet, ‘ülkenin birliğini ve kurumlarının korunmasını garanti eden meşru süreçlere sıkı sıkıya bağlı kalınması’ çağrısında bulundu.

Misrata’nın önde gelenleri, ABD'nin önerisine, ‘devletin askerileştirilmesi’ olarak nitelendirdikleri durumdan duydukları endişe ve ‘totaliter yönetimi reddetmeleri’ sebebiyle karşı çıkıyorlar. Bunun yanında dışarıdan dayatılan herhangi bir siyasi süreç veya uzlaşmaya karşı çıkarken, anayasal ve seçim yoluna bağlı kalınıyor.

Batı Libya'dan bir siyasi kaynak, önde gelen isimlerin tutumunu, Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini reddetmelerine bağlıyor. Çünkü bunu özellikle LUO’nun 2019 yılının nisan ayında başkent Trablus'a düzenlediği saldırının yıldönümünde sivil devletin ihmal edilmesi ve ordunun güçlendirilmesi olarak görüyorlar.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynak, Dibeybe’nin ‘müttefiklerini, hassasiyetleri önlemek ve muhalifleri ikna etmek amacıyla, yeni Başkanlık Konseyi'nin merkezinin Trablus değil, Bingazi'de olması şartıyla, önerilen görevi üstlenmesi için Saddam'ı kabul etmeye ikna etmeye çalıştığını’ söyledi.

Misrata'nın önde gelenleri, bu haftanın başlarında yayınladıkları bir bildiride, 17 Şubat Devrimi ruhundan ve Libya halkının taleplerinden kaynaklanmayan hiçbir uzlaşmanın meşruiyetini yitirdiğini vurguladılar.

Bildiride referanduma gidilerek halka danışılması, adil parlamento seçimleri yoluyla meşruiyetin yenilenmesi ve ‘geçiş dönemi adaleti temellerine dayanan sivil devlet seçeneğine’ bağlı kalınması gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca Misrata'nın ‘halkının fedakarlıklarını küçümseyen veya 17 Şubat Devrimi ilkelerinden ödün veren hiçbir anlaşmanın tarafı olmayacağının’ altı çizildi.

UBH ve Başkanlık Konseyi, Menfi ve yardımcıları Musa el-Koni ile Abdullah el-Lafi'nin önderliğinde, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Cenevre'de düzenlenen Libya Diyalog Forumu tarafından seçildikten sonra 5 Şubat 2021'de yürütme iktidarının başına geçti.

Menfi, özellikle Dibeybe’nin muhalifleri olarak görülen siyasetçiler, toplum liderleri, askeri yetkililer ve silahlı grupların komutanlarıyla bir araya geldi. Gözlemciler, Menfi’nin bu hamlesini ‘kendisini iktidardan uzaklaştırıp yerine Hafter'i getirecek öneriye karşı bir muhalefet cephesi oluşturmak’ olarak değerlendirdi.

Sudanlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerle iktidardaki varlığını pekiştiren Menfi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından Hindistan-Afrika Zirvesi'ne katılmak üzere davet edildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Menfi’nin dün sabah Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından önümüzdeki mayıs ayı sonlarında başkent Yeni Delhi’de düzenlenmesi planlanan 4. Hindistan-Afrika Forumu Zirvesi’ne katılmak üzere resmi bir davet aldığı açıklandı. Davet, Hindistan’ın Trablus Büyükelçisi Muhammed Hafızurrahman tarafından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’na iletildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada bu davet, ‘uluslararası platformlarda Libya'nın varlığını güçlendirme ve özellikle Afrika ve Asya'daki uluslararası ortaklarla işbirliği bağlarını pekiştirme, böylece kalkınma çabalarını destekleme ve stratejik ortaklıkların ufkunu genişletme’ olarak değerlendirildi.

Menfi, pazar akşamı başkent Trablus'taki Konsey Başkanlığı merkezinde, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed ve ona eşlik eden resmi heyeti, Sudan'daki Trablus Büyükelçisi Fevzi Boumriz'in de hazır bulunduğu bir toplantıda kabul etmişti.

ewfd
Libya Başkanlık Konseyi Menfi pazar akşamı, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed’i kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Toplantıda, Libya'daki Sudanlı topluluğun durumu ve Sudan'daki mevcut krizin etkileri altında kalan Sudanlı mültecilerin durumu ele alınırken Sudanlı bakan, Libya devletinin tutumunun yanı sıra Sudanlılara sağladığı insani yardım ve destek için takdirlerini ifade etti.


İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
TT

İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istediğini belirtti. Açıklama, iki ülke yetkilileri arasında Washington’da yapılması planlanan doğrudan görüşmeler öncesinde geldi.

Saar, basın toplantısında “Lübnan devletiyle barış ve normalleşmeye ulaşmak istiyoruz... İsrail ile Lübnan arasında büyük bir anlaşmazlık yok. Sorun Hizbullah” ifadelerini kullandı.

Lübnan ile İsrail, bugün ABD arabuluculuğunda onlarca yıllık çatışma geçmişini aşmayı hedefleyen diplomatik bir sürece giriyor. Bu kapsamda, ABD’de Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ile İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter arasında yüz yüze bir ön görüşme yapılması planlanıyor. Bu temasların, ilerleyen aşamada Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilebilecek müzakerelere zemin hazırlaması bekleniyor.

Washington’da yürütülen yoğun temaslarda, Lübnan-İsrail hattının ABD-İran dosyasından ayrıştırılması hedefleniyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimini temsilen arabuluculuk sürecinde, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ile Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Ofisi Direktörü Michael Needham görev alıyor. Needham’ın, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya yakın bir isim olduğu ve daha önce Rubio’nun Senato’daki görevleri sırasında uzun yıllar danışmanlığını yaptığı belirtiliyor.

Tarafların müzakere şartlarında ise önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Beyrut yönetimi, önceliğin kapsamlı bir ateşkes sağlanması, İsrail’in güneyde işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Lübnan ordusunun çatışma alanlarına konuşlandırılması olduğunu vurgularken, ardından siyasi sürece geçilmesini savunuyor. İsrail ise müzakerelerin çatışmalar sürerken yürütülmesini ve ilk adım olarak Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Bu durumun, görüşmeler başlamadan sürecin çıkmaza girebileceği yönünde değerlendirmelere yol açtığı ifade ediliyor.


Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
TT

Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)

Hizbullah dün, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan görüşmelerin iptal edilmesi çağrısında bulundu. Genel Sekreter Naim Kasım, bu tür görüşmeleri "faydasız" olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kasım televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Gaspçı İsrail varlığıyla müzakereleri reddediyoruz. Bu müzakereler faydasızdır" diyerek "bu müzakere toplantısının iptal edilmesini" istedi.

Lübnan ve İsrail'in ABD büyükelçilerinin bugün ABD yönetiminin himayesinde bir araya gelmesi planlanıyor.

Kasım, İsrail ile doğrudan müzakerelere başlamadan önce "Lübnan'ın içeride anlaşması ve uzlaşması" gerektiğinin altını çizerek, "Hiç kimsenin, ülkenin çeşitli bileşenleri arasında iç uzlaşma olmadan Lübnan'ı bu yola sokma hakkı yoktur ve bu da gerçekleşmemiştir" uyarısında bulundu.

Lübnan yetkilileri, bu görüşmelerin öncelikle 2 Mart'tan beri devam eden savaşta ateşkes sağlamayı amaçladığını söylüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu iki şart öne sürdü: Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve gerçek bir barış anlaşmasının sağlanması.

Savaş, Hizbullah'ın İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in suikastına misilleme olarak İsrail'e roket fırlatmasının ardından patlak verdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, İsrail hava saldırılarında o zamandan beri 2 bin 89 kişi öldü.

Kasım ayrıca, “Direnişteki kararımız dinlenmemek, durmamak, teslim olmamaktır ve savaş alanının kendisi konuşacaktır” dedi.

“Biz teslim olmayacağız” ve “Son nefesimize kadar sahada kalacağız” diye belirtti. Bu sözler, Hizbullah savaşçılarının İsrail ordusuyla çatışmalar içinde olduğu ve İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgelerine ilerlediği bir dönemde geldi.