Hizbullah'ın Beyrut saldırısının üzerinden 40 yıl geçti: ABD ile yeni çatışma mümkün mü?

Yaşanması halinde bu, iki taraf arasında Hizbullah’ın Beyrut'taki ABD Deniz Kuvvetleri karargâhının bombalanmasından 40 yıl sonraki ilk savaş olacak.

ABD kuvvetlerinin bölgedeki varlığına ve geçmişte meydana gelen ölümlere ilişkin tartışmalar sürüyor. (DVIDS)
ABD kuvvetlerinin bölgedeki varlığına ve geçmişte meydana gelen ölümlere ilişkin tartışmalar sürüyor. (DVIDS)
TT

Hizbullah'ın Beyrut saldırısının üzerinden 40 yıl geçti: ABD ile yeni çatışma mümkün mü?

ABD kuvvetlerinin bölgedeki varlığına ve geçmişte meydana gelen ölümlere ilişkin tartışmalar sürüyor. (DVIDS)
ABD kuvvetlerinin bölgedeki varlığına ve geçmişte meydana gelen ölümlere ilişkin tartışmalar sürüyor. (DVIDS)

David Schenker

23 Ekim, Hizbullah'ın Beyrut'taki ABD Deniz Kuvvetleri karargâhına düzenlediği bombalı saldırının 40’ıncı yıl dönümü...

Bu tarih, Hizbullah ile İsrail arasında gerilimin arttığı ve Gazze'nin bombalandığı döneme denk geliyor. ABD Ordusu, Hizbullah'a baskı yapmak ve İsrail ordusunun Gazze'ye karadan müdahale etmesi halinde Hizbullah'ın İsrail'in kuzeyine saldırmaması için Akdeniz'de Lübnan açıklarına devasa donanma gemileri konuşlandırdı.

241 ABD deniz piyadesinin ölümüne yol açan bu eylem, 11 Eylül 2001'e kadar ABD’lilere yönelik en ölümcül terör saldırısıydı. Nitekim bugüne kadar El Kaide dışında hiçbir terör örgütü o saldırıdakinden daha fazla asker öldürmedi.

Lübnan'da çok uluslu Amerikan-Fransız barışı koruma gücünün bir parçası olarak konuşlandırılan ABD kuvvetlerinin öldürülmesi kırk yıl önce gerçekleşmiş olmasına rağmen, bu, İran'ın vekil gücünün oluşturduğu tehlikenin sürekli bir hatırlatıcısı olarak ön plana çıkıyor.  Hizbullah'ın ABD’lileri en son hedef aldığı yıl, örgütün Suudi Arabistan'ın Dahran kentinde 19 ABD Hava Kuvvetleri mensubunun ölümüne yol açan el-Huber Kuleleri saldırısını gerçekleştirdiği 1996’ydı…

Gazze’de İsrail ile Hamas arasındaki savaş üçüncü haftasına girerken, Hizbullah'ın yeniden ABD’lileri hedef alabileceğine dair işaretler var.

ABD Başkanı Joe Biden, Hamas'ın 7 Ekim'de gerçekleştirdiği ve savaşın çıkmasına yol açan Aksa Tufanı operasyonundan kısa bir süre sonra ABD'nin İsrail'e desteğini açık ve net bir şekilde vurguladı. “İsrail'in yanındayız. İsrail'in vatandaşlarını korumak, kendisini savunmak ve bu saldırıya yanıt vermek için ihtiyaç duyduğu şeylere sahip olmasını sağlayacağız” dedi. Bu açıklamaya, derhal silah ikmali yapılması ve Gazze'de Hamas'a karşı cezalandırıcı bir hava harekâtı için Washington'un açık desteği eşlik etti.

Daha da önemlisi ABD, Hizbullah için dış aktörleri, yani Hizbullah ve diğer İranlı vekil milisleri çatışmaya girmekten ve yeni cepheler açmaktan caydırmak için USS Gerald R. Ford uçak gemisi saldırı grubunu Doğu Akdeniz'e konuşlandırdı. Bu grubun konuşlandırılması ve ardından amfibi hazırlık grubunun konuşlandırılması, Hizbullah'ın hızlı tepkisine yol açtı.

“Lübnan'da çok uluslu Amerikan-Fransız barışı koruma gücünün bir parçası olarak konuşlandırılan ABD kuvvetlerinin öldürülmesi kırk yıl önce gerçekleşmiş olmasına rağmen, bu, İran'ın vekil gücünün oluşturduğu tehlikenin sürekli bir hatırlatıcısı olarak ön plana çıkıyor.”

11 Ekim'de Hizbullah'ın medya departmanı, ABD'nin İsrail'e verdiği desteği kınayarak şu açıklamayı yaptı:

“ABD'yi Siyonist İsrail saldırısının tam bir ortağı olarak görüyoruz ve onu dökülen kandan tamamen sorumlu tutuyoruz. Uçak gemisinin konumlandırılması adımının, nihai zafere ve tam kurtuluşa ulaşana kadar ne ulusumuzu ne de yüzleşmeye hazır direniş gruplarını korkutmayacağını güçlü bir şekilde yineliyoruz.”

İran ve vekili her zaman olduğu gibi yine aynı konumda. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, 16 Ekim'de yaptığı açıklamada ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin, “İsrail ile Filistinliler arasındaki çatışmaya askerî açıdan zaten müdahil olmasını sağladığını” belirtti.

İran, İsrail'in Gazze'ye yönelik harekâtında ABD'nin suç ortağı olduğuna kendisini ikna ettikten sonra, bir sonraki mantıksal adıma geçti. 19 Ekim'de Hizbullah dışındaki İran'a bağlı birkaç milis ABD kuvvetlerine saldırı düzenleyerek nispeten uzun süren sakinlik ve gerilimin azalması dönemine son verdi.

O gün Irak'ta İran destekli Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) milisleri, Ayn el-Esed ve el-Harir üslerinin yanı sıra Bağdat'taki Bağdat Diplomatik Destek Merkezi'ne insansız hava aracı (İHA) saldırıları gerçekleştirerek, ABD'nin DEAŞ karşıtı koalisyon güçlerini hedef aldı. Suriye'deki İran bağlantılı milisler de İHA’larını kullanarak et-Tanf Askeri Üssü ve CONOCO petrol tesisindeki ABD güçlerini hedef aldı. İHA’ların bir kısmı düşürülse de saldırılarda çok sayıda ABD’li ve yerli ortak yaralandı, ABD’li bir yetkili de kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Bu arada Kızıldeniz'de bulunan USS Carney destroyeri, İran destekli Husi grubunun Yemen'de fırlattığı dört kara ve hava seyir füzesi ile 15 İHA’yı düşürdü. Füzelerin İsrail'e yönelik olduğuna inanılıyor, ancak İHA’ların ABD donanma gemisini hedef alma ihtimali de var.

“İran, İsrail'in Gazze'ye yönelik harekâtında ABD'nin suç ortağı olduğuna kendisini ikna ettikten sonra, bir sonraki mantıksal adıma geçti. 19 Ekim'de Hizbullah dışındaki İran'a bağlı birkaç milis ABD kuvvetlerine saldırı düzenleyerek nispeten uzun süren sakinlik ve gerilimin azalması dönemine son verdi.”

İran’ın vekil güçlerinin bölgedeki ABD kuvvetlerine yönelik kasıtlı saldırılarının, yalnızca destek yoluyla olsa bile, İsrail'in Gazze'deki harekâtına yönelik ABD müdahalesine karşı uyarıyı amaçladığı açıktır. Lübnan-İsrail sınırında operasyonlarını yoğunlaştıran Hizbullah dışında şu ana kadar çatışmaya başka hiçbir grup müdahale etmedi.

Şimdi, Haşdi Şabi güçleri ve Husilerin durumu tırmandırmasının ardından, Hizbullah'ın da ABD askerlerine karşı düşmanca eylemlere başlayıp başlamayacağı sorusu ortada duruyor.

İsrail'in Gazze'ye beklenen kara saldırısının bu gruplar açısından denklemi değiştirmesi muhtemel. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı analize göre İran, vekillerini savaşa teşvik edebilir veya yönlendirebilir ya da en azından bölge içindeki ve dışındaki ABD bireylerine ve çıkarlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırabilir. Görünüşe göre İran şu anda Hizbullah'ı Hamas'ın hizmetinde zayıflatmak yerine, İsrail'in dini rejiminin nükleer programına olası herhangi bir saldırısına karşı en önemli caydırıcı varlığı olarak koruma eğiliminde.

Ancak Hizbullah ABD’lileri hedef alma çabalarına katılabilir. Hizbullah'ın halen varlığını sürdürdüğü Suriye'de ABD güçlerine karşı operasyonlar düzenlemesi ya da ABD içi de dahil olmak üzere yurtdışındaki ABD çıkarlarını hedef almaya çalışması muhtemeldir. Hizbullah uzun süredir Lübnan dışında faaliyet gösterme yeteneğini koruyor, ancak pek çok kişi Hizbullah’ın dış eylem kapasitesinin son yıllarda azaldığını söylüyor. ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), son on yılda Hizbullah'ın birçok kara para aklama planını ve aktivistlerinin ABD'ye kaçak yollarla gitmesini engelledi.

Hizbullah, 18 Ekim'de Beyrut'un güney banliyölerinde büyük bir yürüyüş düzenledi. Göstericiler, ABD bayraklarının yakılması ve artık zorunluluk haline gelen ‘Amerika'ya ölüm’ sloganlarının atılmasının ardından ABD büyükelçiliğine doğru ilerledi. Yüzlerce gösterici, Filistin ve Hizbullah bayrakları arasında elçilik görevlileriyle çatıştı. Sınırda artan gerilim nedeniyle ABD hükümeti bir gün sonra, Amerikan vatandaşlarına Lübnan'ı terk etmelerini tavsiye etti. Acaba bu uyarı, Hizbullah'ın ABD’lileri rehin alma uygulamasına geri dönebileceği korkusunun bir sonucu olarak yapılmış olabilir mi?

“İsrail'in Gazze'ye beklenen kara saldırısının bu gruplar açısından denklemi değiştirmesi muhtemel. İran, vekillerini savaşa teşvik edebilir veya yönlendirebilir ya da en azından bölge içindeki ve dışındaki ABD bireylerine ve çıkarlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırabilir.”

Bölgedeki artan Amerikan askeri varlığının Hizbullah’a ne ölçüde caydırıcı etki yapabileceği henüz net değil. 20 Ekim'de ABD Başkanı Joe Biden, İsrail'in Hamas'a karşı savaşını (Ukrayna'daki savaşla birlikte) ‘tarihte bir dönüm noktası’ olarak nitelendirdi. Bu, yönetiminin aynı yönde ilerlemeye ve İsrail'i desteklemeye kararlı olduğunu gösteriyor. Ancak birbirini izleyen ABD yönetimleri Ortadoğu'da güç kullanımı konusunda suskun kaldı ve bu da tehdidin inandırıcılığını en azından kısmen azalttı.

Geçen hafta Hizbullah yanlısı akademisyen Sadık en-Nabulsi, Al-Jadeed televizyonuna verdiği röportajda, ABD uçak gemilerinin milislere yönelik oluşturduğu tehlikeleri hafife aldı.

Temmuz 2022'de Hizbullah'ın İsrail'in deniz gaz platformu Kariş'e İHA operasyonu düzenlediğine dikkat çeken Nabulsi, Hizbullah'ın İHA’larının aynı zamanda ABD uçak gemisi USS Geral R. Ford’u da vurabilecek kapasitede olduğu uyarısında bulundu. Nabulsi, kayıtsız bir tavırla Beyrut'taki ABD Deniz Kuvvetleri karargahının bombalanmasından söz ederek şöyle dedi:

“1983 yılında Lübnan'da Amerikalıların başına gelenleri hatırlayın. O zaman apar topar geri çekilmiştiniz.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Arap diplomat George Deek’i “Hristiyan dünyaya özel temsilci” olarak atama kararı aldı. Saar, bu adımın “İsrail’in dünya genelindeki Hristiyan topluluklarla ilişkilerini derinleştirmeyi” amaçladığını belirtirken, söz konusu kararın, Hristiyan dini sembollere yönelik artan saldırılar nedeniyle zedelenen ülke imajını düzeltmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

Son olarak Lübnan’ın güneyindeki Dibl köyünde bir Hristiyan heykelinin tahrip edilmesi uluslararası tepkilere yol açmıştı. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan birliğinin desteğiyle köydeki Hz. İsa heykeli yeniden dikildi.

Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Kudüs’te Paskalya yürüyüşünün yasaklanmasının ardından Hristiyan dünyasında İsrail’e yönelik öfke ve kınamanın zirveye ulaştığını belirtti. Vatikan ise Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ifade ederek, din adamlarına ve rahibelere yönelik hakaretler, Batı Şeria’daki Tayibe kentinde bir kiliseyi yakma girişimi, çeşitli kilise ve mezarlıklarda tahribat ile Gazze’de üç kilisenin yıkılmasına dikkat çekti.

İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonları sırasında da yerel halk benzer saldırılardan şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Dibl köyünde bir İsrail askerinin bir heykelin başını çekiçle kırdığı anlara ait görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Başlangıçta sorumluluğu reddeden İsrail ordusu, askerlerin görüntüleri paylaşması ve övünmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi tarafından izlenen görüntüler, küresel ölçekte tepki çekti. Pek çok kullanıcı, İsrailli yetkililerin “Hristiyanların ibadet özgürlüğüne sahip olduğu tek ülke” yönündeki açıklamalarıyla alay ederek, Hristiyan kutsallarına ve din adamlarına yönelik saldırıların yanı sıra Mescid-i Aksa’daki olaylara ait görüntüler paylaştı.

İsrail ordusu olayda sorumluluğu kabul ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Saar kamuoyundan özür diledi ve sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Ordu, heykeli tahrip eden asker ile görüntüleri kaydedip paylaşan askerin yakalandığını, bir ay hapis cezasına çarptırıldıklarını ve ordudan ihraç edildiklerini bildirdi.

Olay sırasında müdahale etmeyen sekiz asker de cezalandırıldı. Ordu ayrıca heykelin yeniden inşa edilmesini sağladı ve kırılan haçın yerine yeni bir haç yerleştirdi. Ancak İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Dibl sakinlerinin bu tür bir saldırıyı affetmeyi reddettiğini yazdı.

Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre George Deek, 1948 Filistinlilerinden olup Yafa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 18 yıldır İsrail diplomasi teşkilatında görev yapan Deek, son olarak İsrail’in Azerbaycan Büyükelçisi olarak görev yapmış ve bu unvanla ilk Arap Hristiyan büyükelçi olmuştur.


Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

ABD’nin Irak üzerindeki baskısı, yeni hükümetin kurulma sürecindeki tıkanmayla eş zamanlı olarak artıyor. Konuya yakın kaynaklar, Washington’ın silahlı milisler dosyası üzerinden gelecek yönetimi erken bir sınavla karşı karşıya bırakabilecek ‘daha sert’ talepler için zemin hazırladığını belirtiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bazı silahlı grup liderlerine önde gelen isimler hakkında bilgi vermeleri karşılığında mali ödüller teklif edilmesinin ‘yalnızca geleneksel bir istihbarat yöntemi olmadığını, aynı zamanda sonraki aşamada yeni hükümetten bu liderlerin tutuklanmasının talep edilebileceği bir sürecin hazırlığı’ olduğunu ifade etti. Bu taleplerin, ABD ile güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine bağlanabileceği kaydedildi.

Aynı kaynaklara göre, şu aşamada Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi ile Seyyid eş-Şuheda Tugayları lideri Ebu Ala el-Velai’yi de kapsayan bu talepler, hedef alınan isimlerin siyasi ve askeri yapı içindeki hassas konumları nedeniyle herhangi bir yeni hükümet için ‘en zorlu sınavlardan biri’ olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusuABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusu

Gözlemciler, bu yönelimin ABD’nin stratejisinde ‘çevreleme’ politikasından Bağdat ile yeni angajman kuralları dayatma girişimine doğru bir değişimi yansıttığını belirtiyor. Özellikle Washington ile Tahran arasındaki gerilimle bağlantılı bölgesel tansiyonun artması, çoğu zaman Irak sahasında silahlı gruplar üzerinden etkisini gösteriyor.

Bu çerçevede üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD’nin Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası koalisyonun teknik toplantısını iptal ettiğini ve mevcut hükümetle rutin dışı tüm iletişim kanallarını, yeni hükümetin şeklinin netleşmesini bekleyerek askıya aldığını bildirdi.

Öte yandan Amerikan basınında daha önce yer alan haberlerde, Washington’ın Irak petrol gelirlerinden yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki bir mali transferin Bağdat’a ulaştırılmasını engellemiş olabileceği öne sürülmüştü. Bu adımın, Irak hükümetinin İran’a yakın grupları dağıtma yönündeki çabalarında yaşanan tıkanmayla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kaynaklara göre ABD, başbakanlık için belirli bir adayı desteklemiyor; ancak daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik iş birliğini, silahlı milislerin etkisini sınırlamaya yönelik ‘somut ve ciddi’ adımların atılması şartına bağlıyor.

Özel düzenlemeler

Bu mesajlar, derinleşen iç siyasi krizle de örtüşüyor. Şii siyasi güçler, hükümeti kurmak için öngörülen anayasal süreleri uzlaşı sağlayamadan tüketirken, bu durum ülkeyi karmaşık senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu senaryolar arasında istisnai düzenlemelere başvurulması ya da mevcut geçici hükümetin daha uzun süre görevde kalması ihtimali yer alıyor. Ancak bu seçenek, Muhammed Şiya es-Sudani’nin muhalifleri tarafından reddediliyor.

Son günlerde Koordinasyon Çerçevesi toplantılarında da belirgin bir gerilim yaşandı. Özellikle Nuri el-Maliki ile Sudani arasındaki anlaşmazlık dikkat çekerken, taraflar başbakanlık için bir aday üzerinde uzlaşmaya varamadı. Siyasi kaynaklara göre, ihtilaflar artık yalnızca isimlerle sınırlı değil; aynı zamanda seçim mekanizması ve kurulacak hükümetin yapısı konusunda da derinleşmiş durumda. Taraflardan bazıları kapsamlı bir uzlaşıdan yana tavır alırken, diğerleri sürecin oylama yoluyla sonuçlandırılmasını savunuyor.

24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)

Müzakereler sırasında Haydar el-İbadi, Adnan ez-Zurfi ve Muhammed Sahib ed-Deraci gibi isimler gündeme gelirken, özellikle ABD ile İran arasındaki dengelerin gözetilmesi ihtiyacı çerçevesinde, iç ve dış kabul görebilecek ‘uzlaşı adayları’ üzerinde de duruluyor.

Analistler, ABD’nin baskısının başbakan seçimi sürecini dolaylı biçimde etkileyebileceğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı siyasi aktörlerin, söz konusu taleplerle başa çıkabilecek ve geniş siyasi ile askeri nüfuza sahip silahlı gruplarla iç çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetebilecek bir ismi desteklemeye yönelebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı gruplar, ABD’nin şartlarına tam uyum sağlanmasının iktidar ittifakının dağılmasına ya da iç gerilimlerin tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle alınacak adımların büyük siyasi güçlere yakın liderleri hedef alması halinde bu riskin artabileceği dile getiriliyor.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, yeni hükümetin önünde karmaşık bir denge arayışı bulunuyor. Artan uluslararası baskılarla başa çıkma zorunluluğu ile iç siyasi bütünlüğün korunması ihtiyacı arasında kurulacak denge, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir ortamda Irak’ı karşıt çıkarların kesiştiği bir alan haline getiriyor.


Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.