Suriye İnsan Hakları Gözlemevi: Uluslararası koalisyonun Suriye'deki en büyük üssünde patlamalar duyulduhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4640816-suriye-i%CC%87nsan-haklar%C4%B1-g%C3%B6zlemevi-uluslararas%C4%B1-koalisyonun-suriyedeki-en-b%C3%BCy%C3%BCk
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi: Uluslararası koalisyonun Suriye'deki en büyük üssünde patlamalar duyuldu
El Ömer saha üssü (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi)
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi dün (Salı) yaptığı açıklamada, uluslararası koalisyonun Suriye'deki en büyük üssü olan ve Deyrizor'un doğu kırsalında bulunan el-Ömer petrol sahasında şiddetli patlamaların duyulduğunu, ancak patlamaların nedenleri hakkında herhangi bir bilginin bulunmadığını belirtti.
Gözlemevi, Suriye topraklarındaki Amerikan askeri üslerine son zamanlarda İran'ı destekleyen grupların saldırılarının artmasıyla aynı zamana denk gelen yoğun askeri eğitime tanık olduğunu belirtti.
Gözlemevi, cuma günü yaptığı açıklamada, Amerika'nın Deyrizor'un doğu kırsalındaki gruplara yönelik saldırıları sonucunda İran yanlısı gruplar arasında ölüm ve yaralanmaların meydana geldiğini bildirdi.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) cuma günü yaptığı açıklamada, Savunma Bakanı Lloyd Austin'in, ABD kuvvetlerinin Suriye'nin doğusunda İran Devrim Muhafızları ve ona bağlı gruplar tarafından kullanılan iki tesise saldırı düzenlediğini söylediğini aktardı.
Austin, saldırıların, İran'ın desteklediği silahlı gruplar tarafından Suriye ve Irak'ta Amerikan personeline yönelik devam eden saldırılarına yanıt olarak yapıldığını belirtti.
ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
John Bolton
ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri; Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki askeri varlığı azaltmayı hedefleyen izolasyon yanlısı Amerikalı yetkililerin yürüttüğü politikanın son kurbanı oldu.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik ABD askeri yardımları daha önce görülmemiş bir tehdit altında. BBC tarafından hazırlanan bir rapora göre Amerikalı yetkililer, Kürt makamlarına yardımların -bütün ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesine paralel olarak- 30 Eylül’de kesileceğini bildirdi. Daha önceki raporlarda güvenlik yardımlarının sonlandırılabileceği ihtimalinden bahsedilmiş olsa da net bir son tarihin belirlenmesi, bu ihtimali uygulanmaya her zamankinden daha yakın hale getiriyor.
Washington’un İran ile savaş sonrası döneme ilişkin strateji geliştirmesi beklenen bir zamanda, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaş sürecinde net hedeflerden yoksun olması bu yöndeki her türlü ciddi çabayı engelliyor gibi görünüyor. Bölgeye yönelik tutarlı bir vizyon hazırlamak yerine, yönetim içindeki izolasyon yanlısı yetkililer, Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki ABD askeri varlığını ne pahasına olursa olsun azaltmaya çalışıyor. ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri de bu politikanın son kurbanı olmuş gibi görünüyor.
Gözlemciler, kademeli ABD çekilmesinin sadece devam eden İran tehditleri nedeniyle değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel hırsları sonucunda da büyük riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor. Bölgede devam eden çatışmalar ve manevralar gölgesinde, bölgesel veya uluslararası güçlerin Kürtlerin bir asırlık acılarını yeniden değerlendirmeye niyetli olmadığı görülüyor. Ancak aynı zamanda, başta ABD olmak üzere etkili aktörler, İran rejiminin 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana en zayıf döneminden geçtiği bir sırada, Tahran’ın çıkarına hizmet edecek kararlar almanın sonuçlarını göz ardı edemez.
ABD’deki ara seçim kampanyaları şu anda Beyaz Saray’ın tüm dikkatini çekse de bu süreç 3 Kasım’da sona erecek ve Trump’ın Ortadoğu’daki çalkantılarla yüzleşmekten başka seçeneği kalmayacak.
İran’ın, İsrail ve Körfez Arap ülkelerine karşı uyguladığı ‘ateş çemberi’ stratejisi artık bir enkazdan ibaret; askeri-endüstriyel kompleksinin büyük bir kısmı ise felç olmuş veya imha edilmiş durumda. Buna rağmen Washington’un kafa karışıklığı ve çelişkilerle dolu hamleleri, tatmin edici olmaktan çok uzak bir sonuç doğurdu. ABD’nin hedefleri belirsizdi; saldırı öncesi hazırlıklar, planlama ve siyasi destek toplama çabalarının tamamı yetersiz kaldı. Askeri eylemlerin kendisi tamamlanmamış olarak kalırken, İran içindeki geniş muhalefeti harekete geçirmedeki başarısızlık, belirgin bir siyasi ve askeri üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ABD ve İsrail’i kesin bir zafer kazanmaktan mahrum bıraktı. Tahran’a karşı savaş bu derece kötü yönetilmiş olsa da rejim değişikliği ihtimali dahil olmak üzere başarıya ulaşmak hâlâ mümkün.
İranlı Kürtlerin, rejime karşı iç muhalefeti mobilize etmeyi amaçlayan her türlü çabaya dahil edilmesi, bu yaklaşımı savunanların gözünde kritik bir unsur olarak görülüyor. Nitekim Kürtler, İran nüfusunun yüzde 8 ila 10’unu oluşturuyor ve ağırlıklı olarak ülkenin kuzeybatısında yoğunlaşmış durumdalar.
İsrail’in, diğer muhalif unsurlara dağıtılacak silahlar da dahil olmak üzere Kürtlerin bu doğrultuda hareket etmesine yardım etmeyi ve onlara silah sağlamayı planladığı bildirilmişti. Ancak aktarılanlara göre Erdoğan, Trump’ı arayarak operasyonu durdurması konusunda ikna etti ve bu planı boşa çıkardı.
Böylece Kürt kartı devreye sokulmadığı gibi Washington veya Tel Aviv iç muhalefeti harekete geçirecek alternatif bir program da başlatmadı. Önlenmesi mümkün olan bu başarısızlıklara rağmen, ABD ve İsrail hava saldırıları, henüz dengesini kazanamamış olan rejimde derin çatlaklar yarattı.
Bu bağlamda Peşmerge güçlerine sağlanan yardımın kesilmesi, ABD’nin bölge genelinde Kürtlerle olan bağlarını koparma sürecinde olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilecektir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Erdoğan gibi politikalar izleyen diğer liderler de konuyu aynı şekilde görecektir; zira zor zamanlarda müttefikleri terk etmek asla akılcı bir karar değildir.
Gerek İran içinde gerekse dışında Kürt askeri kapasitesinin zayıflatılması, doğrudan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve rejim içindeki şahin kanadın çıkarına hizmet edecektir. Bu kesim, ABD’nin iradesindeki gerilemenin Washington içindeki izolasyonist seslerin nüfuzuyla birleştiğinde, ABD’nin kendileriyle yüzleşme yeteneğini azalttığına inanıyor.
Bu durum, şahinlerin iktidara tutunma ve dolayısıyla Hürmüz Boğazı ile Ortadoğu’nun daha geniş alanlarında hakimiyet kurma, ayrıca İslam dünyasındaki varlıklarını güçlendirme şeklindeki uzun vadeli hedeflerine ulaşma kararlılığını artıracaktır. Kısa vadede bu gelişme, İran’ın IKBY’deki hedeflere yönelik saldırılarını artırmasına da yol açabilir.
Irak içinde ise Peşmerge’nin zayıflaması Kudüs Gücü için Tahran’ın tüm terör kolları arasında en az zarar gören grubu olan Haşdi Şabi güçlerini güçlendirmeye devam etme yönünde bir teşvik oluşturacaktır.
Haşdi Şabi, özellikle kalan ABD askeri personelinin 30 Eylül’e kadar ülkeden ayrılmaya hazırlandığı bu dönemde, ülkelerinin egemenliğini ve bağımsızlığını korumaya çalışan Irak toplumunun tüm farklı unsurları için gerçek bir tehdit oluşturuyor. Kongre’deki bazı Cumhuriyetçilerin aynı süre zarfında İran yanlısı milislerin silahsızlandırılması yönündeki çağrılarına rağmen, bu hedefe ulaşılması oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor.
Tahran bir yandan İran içindeki kapasitesini yeniden inşa etmeyi, diğer yandan da Haşdi Şabi’yi Hizbullah’ın daha güçlü ve etkili versiyonuna dönüştürerek pekiştirmeyi başarırsa, ‘ateş çemberi’ yapılanmasını çok daha güçlü bir şekilde yeniden kurma yolunda büyük bir mesafe kat etmiş olacak.
Olası yansımalar yalnızca İran’ın nüfuzuyla da sınırlı değil; Kürt güçlerinin zayıflatılması, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de saflarını yeniden toparlamasına yardımcı olacak koşulları da hazırlayabilir.
Bu perspektiften bakıldığında, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi ilave bir endişe kaynağı yaratıyor. Önümüzdeki süreçte Kürt çıkarlarının yeterince korunup korunmayacağı ve Kürt lider Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın danışmanı sıfatıyla gerçekten etkili bir rol oynayıp oynamayacağı belirsizliğini koruyor.
Sonuç olarak, Kürtlerin konumunu zayıflatan ABD adımlarının uzun vadeli vahim sonuçları olacaktır. IKBY onlarca yıldır çalkantılı bir bölgede istikrar vahası olmayı sürdürmüştür; bu da ABD’nin bölgeye sağladığı askeri desteğin vazgeçilmek yerine, korunması gereken stratejik bir tercih olduğunu göstermektedir.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."
Suriye'nin Süveyda kentinde "yol haritası" yeniden gündemde: Çözüm umudu ve yönteme ilişkin endişeler bir aradahttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5317153-suriyenin-s%C3%BCveyda-kentinde-yol-haritas%C4%B1-yeniden-g%C3%BCndemde-%C3%A7%C3%B6z%C3%BCm-umudu-ve
Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)
Suriye'nin Süveyda kentinde "yol haritası" yeniden gündemde: Çözüm umudu ve yönteme ilişkin endişeler bir arada
Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)
Suriye'nin Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Süveyda vilayetindeki krizin çözümüne yönelik "yol haritası" sürecinin son günlerde ABD, bölge ülkeleri ve yerel aktörlerin diplomasi gündemine güçlü biçimde yeniden dönmesi, vilayet halkının büyük bölümünde olumlu karşılandı. Sürecin yeniden canlanması çözümün yakın olduğu yönünde umut yaratırken, "çözümün nasıl uygulanacağına" ilişkin endişeler de devam ediyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 18 Ocak 2026'da Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile tokalaşırken. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Süveyda'daki "Dürzi Tevhidciler Dış Bürosu" ise ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın geçen pazar günü krizin çözüm sürecine ilişkin açıklamalarından sonra yaptığı ilk değerlendirmede, "radikal güçler" olarak nitelendirdiği gruplarla "zorla entegrasyon çözümleri" dayatılması veya dışarıdan vesayet kurulmasına yönelik her türlü girişimin "başarısız olmaya mahkûm olduğunu ve sahadaki güçlü iradeyle karşılaşacağını" belirtti.
Suriye'nin Süveyda kentinin girişinden bir görüntü. (SANA)
Yol haritası yeniden canlanıyor
Süveyda krizinin, ABD ve Ürdün'ün desteğiyle Eylül 2025'in ortalarında Şam'da açıklanan "yol haritası" doğrultusunda çözümüne yönelik sürecin yeniden canlandığı değerlendirmeleri yapılırken, Barrack geçen pazar günü X hesabından yaptığı paylaşımda, "yol haritasının Süveyda vilayetinin onurunu koruyarak, Suriye'ye yeniden entegre edilmesine yönelik bir süreç olduğunu" ifade etti.
Barrack, Dürzi toplumunun bütün haklara sahip olması ve vatandaşlık yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini ifade ederek, bunun "sorunlara geri dönmek dışında herhangi bir yere ulaşmanın tek yolu" olduğunu kaydetti.
Bu açıklamanın ardından Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani de ertesi gün Şam'ın "Süveyda'da barışı tesis etmek ve istikrarı güvence altına almak amacıyla yol haritasını kararlılıkla uygulamaya devam ettiğini" belirtti.
Şeybani, hükümetin vilayetin ulusal bütünleşme içindeki yerini yeniden tesis etmek ve bu asli topluluğun üyelerinin bütün vatandaşlık haklarından yararlanmasını ve yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için çalıştığını kaydetti. Devletin bu süreci baltalamaya yönelik girişimlere karşı kararlı biçimde duracağını vurgulayan Şeybani, "silahın tek elde bulunması ve caydırıcılık kararının yalnızca devlete ait olmasının mutlak bir egemenlik hakkı" olduğunu ifade etti.
Süveyda kentinde Hicri'ye bağlı silahlı gruplardan militanlar. (Süveyda 24 Ağı)
Süveyda Valisi Mustafa el-Bekkur'un salı günü yaptığı açıklama da iyimserliği artırdı. El-Bekkur, "Çözüm yönünde ciddi adımlar var. Yavaş ilerlese de umut mevcut ve gelecek daha iyi olacak" ifadelerini kullandı.
Çarşamba günü ise "yol haritasının" uygulanması, Şam'da Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi'nin katılımıyla gerçekleştirilen iki ülke hükümetleri arasındaki "Yüksek Koordinasyon Konseyi"nin üçüncü toplantısının ana gündem maddelerinden biri oldu.
Süveyda'nın bazı bölgeleri hâlâ yerel silahlı grupların kontrolünde
Temmuz 2025'te Dürziler ile bölgede yaşayan aşiretler arasında çıkan ve hükümet güçlerinin de müdahil olduğu çatışmaların şiddet olaylarına dönüşmesinden bu yana Süveyda kentinin yanı sıra vilayetin bazı bölgeleri yerel silahlı grupların kontrolünde bulunuyor.
Süveyda, ülkenin tamamında kontrolünü tesis etmeye çalışan yeni Suriye yönetiminin hâlen tam anlamıyla hâkimiyet kuramadığı son bölgeler arasında yer alıyor.
Bu gruplardan biri, yeni Suriye yönetiminin en sert muhaliflerinden biri olan Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri'ye bağlı "Ulusal Muhafızlar". Hicri, "kendi kaderini tayin etme hakkı" talep ediyor ve İsrail'in desteğiyle Süveyda'da "Başan Devleti" olarak adlandırdığı bir yapı kurulmasını savunuyor. Hicri ayrıca kısa süre önce Dürzi topluluğunun "İsrail Devleti'nin ayrılmaz bir parçası" olduğunu ileri sürdü.
Halkta çözüm umudu, yönteme ilişkin kaygı
Süveyda kentindeki yerel kaynaklar, Barrack ve Şeybani'nin açıklamalarının "olumlu bir etki yarattığını" belirtti.
Yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, "Yol haritasının yeniden gündeme gelmesi, çözümün bu çerçevede yakın olduğu yönündeki umudu yeniden canlandırdı. Şeybani'nin ciddi çözüm çabalarının sürdüğünü vurgulaması da genel bir rahatlama yarattı" değerlendirmesinde bulundu.
Bununla birlikte bazı yerel kaynaklar, halk arasında "önümüzde ne olacağına ilişkin bir kaygının" hâkim olduğunu aktardı.
Kaynaklardan biri, "Herkes çözümün artık yakın olduğuna ikna olmuş durumda, ancak çözümün yöntemine ilişkin endişeler var. Bazıları Temmuz 2025'te yaşananların tekrarlanmasından, bazıları ise iç çatışmadan korkuyor" dedi.
Kaynak, kendi kaderini tayin hakkını savunan kesimlerde ise "kışkırtma, kaygı yaratma, çatışma çağrıları ve diyaloğu reddetme tutumunun" sürdüğünü belirterek, bu grupların "çözümün kendi sonları anlamına geleceğine inandıkları" değerlendirmesinde bulundu.
Yol haritasının maddeleri
Daha önce Hicri ve "Ulusal Muhafızlar" tarafından reddedilen yol haritası, aralarında sivillere ve onların mülklerine saldıranların hesap vermesinin sağlanması, insani ve tıbbi yardımların sürdürülmesi, zarar görenlerin zararlarının tazmin edilmesi ve köy ile kasabaların yeniden imar edilmesinin de bulunduğu bir dizi madde içeriyor.
Plan ayrıca temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını, normal yaşamın yeniden başlaması için gerekli koşulların oluşturulmasını, yolların korunması ve ulaşım ile ticaretin güvence altına alınması amacıyla hükümet güçlerinin konuşlandırılmasını öngörüyor.
Bunun yanı sıra kayıp kişilerin akıbetinin ortaya çıkarılması, gözaltında tutulan ve kaçırılan kişilerin ailelerine teslim edilmesi ve Süveyda'nın bütün topluluklarından halkın katılımıyla bir iç uzlaşma sürecinin başlatılması da yol haritasında bulunuyor.
Barrack'ın pazar günkü paylaşımında "Yönetimin olmadığı yerde boşluğu çeteler doldurur" ifadelerini kullanmasına ilişkin Süveyda'daki kaynaklar, Barrack'ın "mevcut durumu doğru teşhis ettiğini" belirtti.
Kaynaklar, Barrack'ın "diyaloğun alternatifinin uzun sürecek bir yas olacağı" yönündeki sözlerinin, özellikle diyaloğu reddeden tarafların tutumu nedeniyle ciddi endişelere yol açtığını ifade etti.
Dürzi gruptan zorla entegrasyon tepkisi
Öte yandan Süveyda'daki "Dürzi Tevhidciler Dış Bürosu", bölgesel ve uluslararası siyasi aktörlerin, Süveyda'nın "radikal ve terörist güçlerin devamı olarak gördükleri bir yönetim sistemine zorla yeniden entegre edilmesine" yönelik açıklamalar yaptığını belirtti.
Süveyda'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafı ile Şeyh Hikmet el-Hicri'nin fotoğrafı birlikte. (Arşiv – sosyal medyada dolaşımda)
Büro, bu açıklamaların "halkın iradesini ve verdiği mücadeleyi kasıtlı olarak görmezden geldiğini" savundu.
Yazılı açıklamada, "Süveyda halkı, evlatlarının kanı ve güvenliği uğruna ağır bedeller ödedi. Süveyda'nın bir kurban veya Temmuz 2025 öncesine döndürecek bölgesel anlaşmaların pazarlık kozu olarak kullanılmasını kabul etmeyeceğiz" ifadeleri kullanıldı.
Büro, "bağların koparılması ve kendi kaderini tayin etme seçeneğinin bir müzakere manevrası değil, varoluşsal bir gereklilik ve toplumlarını ve topraklarını terör tehdidi ile zorunlu bağımlılıktan korumak için doğal bir hak" olduğunu savundu.
Açıklamada, dışarıdan vesayet kurulmasına veya "radikal güçler" olarak tanımlanan taraflarla "entegrasyon çözümlerinin" zorla dayatılmasına yönelik her türlü girişimin "sahadaki güçlü iradeyle karşılaşacak başarısız bir girişim" olacağı kaydedildi.
Büro, "Dağın geleceğine yalnızca kendi topraklarındaki evlatları karar verir; büyükelçilikler veya kapalı kapılar ardında hazırlanan anlaşmalar değil" ifadelerini kullandı.
Suriye’nin, ‘bölgesel istikrar’ noktasına geçişi şekillendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetlerhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5317108-suriye%E2%80%99nin-%E2%80%98b%C3%B6lgesel-istikrar%E2%80%99-noktas%C4%B1na-ge%C3%A7i%C5%9Fi-%C5%9Fekillendirmek-amac%C4%B1yla
Suriye’nin, ‘bölgesel istikrar’ noktasına geçişi şekillendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetler
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani salı akşamı Ankara’yı ziyaret ederek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile ayrı ayrı görüşmesinin ardından, çarşamba günü Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi’yi kabul etti. Suriye Dışişleri Bakanlığı, görüşmede iki ülke arasındaki ilişkilerin, tüm alanlarda iş birliğinin geliştirilmesinin yanı sıra Suriye’nin güneyindeki gelişmelerin ve Suveyda vilayetine ilişkin Suriye, Ürdün ve ABD arasındaki üçlü yol haritasının uygulanma sürecinin ele alındığını bildirdi.
Şam’daki kaynaklara göre Suriye’nin diplomatik hareketliliği, Suriye ve bölgede istikrarın güçlendirilmesi, bölgesel çatışma sahalarına dahil olmaktan kaçınılması ve ülkenin bölgesel istikrar unsuru haline gelmesi hedefleri etrafında şekilleniyor. Bu çerçevede Suriye, Yemen’deki gerilim nedeniyle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz ulaşım hatlarında yaşanan aksamalardan yararlanarak jeopolitik bir alternatif ve ticaret için güvenli bir geçiş güzergâhı olma konumunu da etkinleştirmeye çalışıyor. Şam’daki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Suriye diplomasisinin, ‘pozitif tarafsızlık’ politikasına dayanan yeni Suriye’nin rolünün şekillendirilmesine dahil olduğunu belirtti. Bu politikanın öncelikleri arasında başta sınırların kontrolü olmak üzere çeşitli temel dosyalar bulunuyor. Sınır güvenliği dosyası ise Irak, Türkiye, Lübnan ve Ürdün gibi komşu ülkelerle iş birliğiyle bağlantılı olarak ele alınıyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Şam, başta ABD olmak üzere uluslararası toplumdan daha fazla destek alarak Suriye topraklarının silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile sevkiyat güzergâhı olarak kullanılmasını engellemeye çalışıyor. İkinci ve daha önemli dosyayı ise Suriye’nin güneyinde istikrarın sağlanması oluşturuyor. Şam, ABD arabuluculuğuyla ‘İsrail ile saldırı ve ihlallerin sona erdirilmesi, 1974 Ateşkes Hattı’na dönülmesi konusunda bir mutabakat formülüne’ ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca Suveyda dosyasının, devletin Suriye topraklarının tamamı üzerindeki egemenliğinin tesis edilmesi ve istikrarın kalıcı hale getirilmesinin bir parçası olarak çözülmesi için çaba gösteriliyor.
Suriye’nin yoğun diplomatik girişimleri, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin eski rejimin devrilmesinden bu yana yürüttüğü yoğun faaliyetlerin devamı niteliğinde. Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu faaliyetlerin ‘bölgedeki gerilimin arttığı bir ortamda’ yürütüldüğünü belirtti.
Zeydan, “Şam’ın istediği, bölgesel ve uluslararası barış ile istikrarın sütunlarından biri olmak. Bunun en açık göstergesi, onlarca yıl boyunca devrik suçlu rejimin oluşturduğu, istikrarsızlığın ve kaos ekseninin temel direğinin ortadan kaldırılmasıdır” dedi.
Bugün Şam’ın ‘barış ve istikrarın adresi’ olduğunu vurgulayan Zeydan, Suriye’nin istikrar ve barışı güçlendirmek amacıyla Arap komşularının ve Körfez ülkelerinin yanında durduğunu ifade etti. Zeydan, Suriye’nin geçmişte ülkeyi kontrol eden milis yönetimine son vermesinin, ‘bölgeye felaket ve sıkıntılardan başka bir şey getirmeyen milisler çağının bölgede sona ermesinin başlangıcı’ olacağını söyledi. Zeydan, “Arap ve İslam dünyasındaki çevremizle yürüttüğümüz bu kesintisiz hareketlilik sayesinde istikrarı güçlendirmeyi ve kaosu küçültmeyi umuyoruz” ifadesini kullandı.
ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack da salıyı çarşambaya bağlayan gece Ankara’da geç saatlere kadar süren görüşmenin ardından Suriye Dışişleri Bakanı’nı övdü. Barrack, Şeybani’yi ‘çalışkan, ileri görüşlü ve gerilimi düşürme konusunda ciddi’ bir ortak olarak nitelendirdi.
Barrack, X platformundaki paylaşımında, “Diplomasi bir gösteri değildir; olaylar tersine dönüp herkes aleyhine bir yöne ilerlemeden önce çıkarların sabırla uyumlaştırılmasıdır” ifadelerini kullandı. Suriye Dışişleri Bakanı ile yürütülen diyaloğun şeffaflığı ve samimiyeti için büyük minnettarlık duyduğunu belirten Barrack, Şeybani’nin ‘itidal ve diyaloğun da gücün iki farklı biçimi olduğunu’ çok iyi anladığını vurguladı.
Şeybani, Ankara’da Türk mevkidaşı Hakan Fidan ile de görüşmeler gerçekleştirdi. İçeriği resmi olarak açıklanmayan görüşme, Şeybani’nin 6 Ağustos’ta gerçekleştirdiği benzer ziyaretin üzerinden yaklaşık bir ay geçmesinin ardından yapıldı. Suriye Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde ikili iş birliği ile Suriye ve bölgedeki güvenlik ve siyasi gelişmelerin ele alındığını, ayrıca Suriye ile Türkiye arasında Yüksek Koordinasyon Konseyi kurulması, Dört Deniz Komitesi’nin etkinleştirilmesinin hızlandırılması ve demiryolu bağlantısı projesinin tamamlanmasının teşvik edilmesi konusunda mutabakata varıldığını açıkladı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة