İsrail, Filistin topraklarını nasıl silah laboratuvarına dönüştürdü?

Avustralyalı bir Yahudi gazeteci yazar tarafından kaleme alınan kitap, sorunun yanıtını veriyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği bombardımandan sonra gökyüzüne yükselen dumanlar, 30 Ekim 2023 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği bombardımandan sonra gökyüzüne yükselen dumanlar, 30 Ekim 2023 (AFP)
TT

İsrail, Filistin topraklarını nasıl silah laboratuvarına dönüştürdü?

İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği bombardımandan sonra gökyüzüne yükselen dumanlar, 30 Ekim 2023 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği bombardımandan sonra gökyüzüne yükselen dumanlar, 30 Ekim 2023 (AFP)

İmad el-Ahmed

Filistin, devletin evleri yıktığı, görülmeyen davalarla hapis cezası uyguladığı ve yüksek teknolojili cihazların, gözetleme sistemlerinin ve yazılımların geliştirildiği İsrail’in askeri sanayisinin ürünlerini test ettiği bir laboratuvara dönüştü.

Avustralyalı Yahudi gazeteci yazar Antony Loewenstein, “The Palestine Laboratory: How Israel Exports the Technology of Occupation Around the World” (Filistin Laboratuvarı: İsrail İşgal Teknolojisini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor?) başlıklı ilginç araştırma kitabını tamamladı. Geçtiğimiz mayıs ayında İngiliz yayınevi Verso Books tarafından yayımlanan kitap, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarını telefon takip yazılımından Myanmar ordusuna gönderilen silahlara, Akdeniz’deki göçmenleri ve mültecileri izleyen dronlara kadar silah ve gözetleme teknolojisinin denenmesi, test edilmesi ve pazarlanması için nasıl bir laboratuvara dönüştürdüğünü istatistiklerle ve delillerle birlikte dikkatle detaylandırıyor.

“Apartheid rejimi halen sürüyor”

Kitabında, “Güney Afrika’daki apartheid rejimi 46 yıl sürdü. Bugün İsrail 75’inci yılına giriyor ve apartheid rejimi halen sürüyor” ifadelerini kullanan Loewenstein, kategorik görüşünü ve kitabın yedi bölümünde izleyeceği metodu okuyucusuna açıklamak amacıyla kitabının önsözünde London Review of Books dergisinden yaptığı bir alıntıyla başlıyor.

Lowenstein'ın çalışmasının özünü, silah ekonomisinde ve silahların pazarlanmasında kurumsal teknikler oluşturuyor. Loewenstein, kitabında işgalci İsrail’in ekonomi uzmanlarından birinin İsrailli silah üreticilerinin Filistinlilere uygulanan vahşiliğe ilişkin yaşanmış deneyimi yansıtan özel bir mesaj pazarladıklarını söylediğini aktarıyor.

The New York Times (NYT), The Guardian, BBC, The Washington Post, The Nation, The Huffington Post ve Haaretz gibi dünyanın önde gelen gazeteleriyle çalışmış olan Loewenstein, kitabının önsözünde ABD’nin eski başkanlarından George W. Bush ve Donald Trump dönemlerinde neo-conlardan (yeni muhafazakarlardan) biri ve “Global War on Terror (GWOT)’ (Teröre Karşı Küresel Savaş) politikasının mimarı olan Elliott Abrams’ın “İsrail'in rolü, askeri güç ve yenilikçiliğin bir örneği olarak taklit edilmesi gereken bir model oluşturuyor” şeklindeki sözlerine yer veriyor.

Yazar, Filistin hareketi ile Yahudi ulus devleti arasındaki farka odaklanırken Edward Said'in 1984 yılında ‘Anlatma izni’ başlıklı makalelerde yer alan görüşlerinden şu alıntıyı yapıyor:

“Siyonizm, Avrupa milliyetçiliğinin, anti-semitizmin ve sömürgeciliğin serasında büyüyen bir çiçektir. Öte yandan Arapların ve İslam dinin sömürge karşıtı güçlü duyarlılığının doğan Filistin milliyetçiliği, gerici dini duyguların hafif bir tonuna sahip olmasına rağmen 1967 yılından bu yana sömürgecilik sonrası laik düşüncenin merkezinde konumlanıyor.”

Yazar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 21. yüzyılda Yahudi ulusal devleti ve Filistin topraklarının ebedi işgali fikrini güçlendirdiğinin altını çiziyor.

Antony Loewenstein
Antony Loewenstein

Lowenstein'ın çalışmasının özünü, silah ekonomisinde ve silahların pazarlanmasında kurumsal teknikler oluşturuyor. Loewenstein, kitabında işgalci İsrail’in ekonomi uzmanlarından birinin İsrailli silah üreticilerinin Filistinlilere uygulanan vahşiliğe ilişkin yaşanmış deneyimi yansıtan ‘Terörle mücadelenin tek yolunun insanları görünüşlerine ve ten renklerine göre yargılamak olduğunu biliyoruz’ şeklindeki özel bir mesaj pazarladıklarını söylediğini aktarıyor.

Loewenstein’ın 11 Eylül olaylarından hemen sonra ABD güvenlik servislerinin İsrailleştirilmesi sürecinin izini sürmeye başlaması dikkat çekici. ABD güvenlik servisleri, 11 Eylül olaylarından sonra İsraillilerin Filistinlilere yönelik davranışlarını taklit etmeye başladı.

NYT yazarı Thomas L. Friedman bir makalesinde, yalnızca 4 milyonluk nüfusuyla İsrail'in dünyanın en büyük 10 silah ihracatçısından biri haline geldiğini yazdı.

Silahlar kim isterse ona satmak için

1980'lerde Guatemala'da bulunan İsrailli bir askeri danışman, “Yahudi olmayanların silahlarla ne yaptığı umurumda değil. Önemli olan Yahudilerin kazanması” ifadelerini kullanmıştı.

Loewenstein, kitabının ‘Silahlar kim isterse ona satmak için’ başlıklı ilk bölümde, her ne kadar İsrailliler Şili’deki rollerine ilişkin belgeleri yayınlamayı reddetseler de İsraillilerin Şili'deki Pinochet rejimiyle olan ilişkilerine değiniyor. Loewenstein, İsrail’in Pinochet rejimine kendi halkını baskı altına almasına yardımcı olmak için Şilili güvenlik personelini eğittiğini ve ABD Senatosu'nun 1976 yılında Şili’ye silah ambargosu uygulanması kararı almasından sonra bile Pinochet rejimine silah sağlamaya devam ettiğini yazdı. Loewenstein, İsrail'in kurulmasından bu yana aralarında Sri Lanka, Zimbabwe, Belçika ve Almanya'nın da bulunduğu pek çok ülkeye silah ihraç ettiğinin altını çizerken, İsrailli araştırmacı yazar Haim Bresheth-Zabner, İsrail ekonomisinin portakallardan vazgeçip el bombalarına yöneldiğini vurgulamıştı.

İsrail'in Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yıkılan bir evin enkazında kalanlara yardım etmeye çalışan Filistinliler, 21 Ekim 2023 (AP)
İsrail'in Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yıkılan bir evin enkazında kalanlara yardım etmeye çalışan Filistinliler, 21 Ekim 2023 (AP)

Yazar, İsraillilerin Kolombiya ile ilişkilerine ve orada yarım asırdır devam eden iç savaşta oynadıkları rolle ilgili olarak ise Amerikalıların ve İsraillilerin Kolombiya'da ölüm timlerini eğitip silahlandırdığını belirtirken 2004 yılından bu yana İsrail'de olduğu bilinen ve bir zamanlar aşırı sağcı bir milis grubuna liderlik eden büyük bir uyuşturucu kaçakçısının özgeçmişinde “Paramiliter güçler kavramını İsraillilerden kopyaladım” dediğini aktardı.

Binyamin Netanyahu: Özellikle İkiz Kuleler’e ve Pentagon'a yapılan saldırılar ile ABD’nin Irak’taki savaşının Amerikan kamuoyunu lehimize çevirmesinden faydalandık.

İran’a İslam Devrimi’nden önce Şah rejimi sırasında yapılan silah satışlarının yaklaşık 1,2 milyar dolar olduğu tahmin ediliyordu. İsrail, Endonezya’nın eski Devlet Başkanı Suharto'nun generalleriyle ve hatta Yahudi karşıtı görüşleriyle tanınan Romanya’nın eski Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku’yla gizli ticari ve askeri ilişkilere sahipti. İsrail’in Bükreş Büyükelçisi bir telgrafında ‘İsrail'i, ekonomik imkanlarından ve uluslararası ilişkilerinden yararlanabilecek zengin Yahudiler için bir buluşma noktası olarak gördüğünü’ söylüyor. Bunun yanında İsrail’in 1957-1986 yılları arasında Papa Doc ve oğlu Baby Doc yönetimi sırasında Haiti'ye Uzi model İsrail yapımı makineli tabanca ve zırhlı araçlar ihraç ettiği de biliniyor.

İsrail’in 1979 yılı sonuna kadar rejimi silahlandırmaya devam ettiği Nikaragua ve Somoza ailesiyle de uzun bir geçmişi vardı. 1979 yılından sonra Sandinist karşıtı devrimciler olan Kontra milisleri (Kontralar) İsrail ordusundan emekli özel kuvvet subaylarının liderliğindeki özel askeri şirketler aracılığıyla eğitildi.

Start-up ulusu İsrail

Loewenstein, kitabının ‘11 Eylül eylemler için iyi bir dönem’ başlıklı ikinci bölümde Netanyahu’nun 11 Eylül gecesi bir Amerikan televizyon kanalında şunları söylediğini aktardı:

“Bu iyi bir şey, elbette bu olanların iyi olduğunu kastetmiyorum, ama anında sempati uyandıracak, halklarımız arasındaki bağları güçlendirecektir. Çünkü hepimiz onlarca yıldır terörün acısını çekiyoruz.”

Yazar, Netanyahu’nun 11 Eylül olaylarından yedi yıl sonra bir üniversitede katıldığı panelde yaptığı konuşmada, aynı mesajı yineleyerek “Özellikle İkiz Kulelere (Dünya Ticaret Merkezi) ve Pentagon’a (ABD Savunma Bakanlığı) yapılan saldırılar ile ABD’nin Irak’taki savaşının Amerikan kamuoyunu lehimize çevirmesinden faydalandık” dediğine dikkati çekti.

Dünyanın özlemini duyduğu askeri teçhizatı üreten İsrail, silah sektöründen milyarlar kazanıyor ve dünyaya Naomi Klein'ın ‘The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism’ (Şok Doktrini: Felaket Kapitalizmin Yükselişi) adlı kitabında özetlediği gibi; “Doğduğumuzdan beri terörle mücadele ediyoruz. Size de bunu nasıl yapacağınızı öğreteceğiz” şeklinde net bir mesaj veriyor.

Dan Senor, “Start-up Nation: The Story of Israel's Economic Miracle” (Start-up Ulusu: İsrail’in Ekonomik Mucizesinin Öyküsü) adlı kitabında İsrail ordusunun ve hükümetinin, gelişen teknoloji şirketlerine finansman sağlayarak ve destek vererek dünyaya bir rol model oluşturduğunu vurguluyor. Start-up ulus ideolojisinin, yoğun iç ve küresel rekabet nedeniyle ürünlerin sürekli pazarlanmasını gerektirdiğine dikkati çeken Dan Senor, bundan dolayı teknoloji şirketlerinin, gençleri savunma sanayine ve bununla bağlantılı girişimlere katılmaya teşvik etmek için kitlesel reklam kampanyalarıyla pazarlama yaptığının altını çiziyor.

ABD’de 2001 yılında yaşanan 11 Eylül olaylarından yirmi yılı aşkın bir süre sonra İsrail'in oynadığı kumar, savunma ve gözetleme alanlarına olan uluslararası ilginin artmasıyla birlikte meyvesini verdi. İsrail, 2020 yılında ordusuna yaklaşık 22 milyar ABD dolar harcadı ve 345 milyon ABD doları üzerinde satış yaparak dünyanın en büyük on ikinci güvenlik ekipmanı tedarikçisi oldu.

Barışın önlenmesi

Yazar Loewenstein, kitabının ‘Barışı önlemek’ adlı üçüncü bölümünde Filistinlileri öldürmenin veya yaralamanın pizza sipariş etmek kadar kolay olduğunu söylüyor. Loewenstein, İsrail ordusunun sahip olduğu bu mantığı gözler önüne sermek için, ordu tarafından tasarlanan ve askerlerin etkisiz hale getirilecek herhangi bir hedefle ilgili bilgilendirme yapmasını sağlayan bir uygulamadan sorumlu İsrailli bir albayın askeri haberler yapan bir internet sitesine yaptığı açıklamada söylediği şu sözleri aktarıyor:

“Bu akıllı telefonunuzu kullanarak Amazon'dan kitap sipariş vermek ya da pizzacıdan pizza söylemek gibi bir şey.”

Majalla

İsrailli araştırmacı ve sosyoloji profesörü Baruch Kimmerling (ö. 2007), 2003 yılında siyasi cinayet terimini icat etti. Bu ifadeyi de Filistin halkının sosyal, siyasi ve ekonomik olarak meşru varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir süreç olarak açıkladı. Kimmerling’e göre bu süreç, Filistin halkının kısmen etnik temizliğe uğramasını ya da belki de ‘İsrail toprağı’ dediği topraklardan tamamen temizlenmesini da kapsayabilir.

İsrail, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) düşmanca davranışlarının sonuçlarıyla ya da herhangi bir yaptırımla karşılaşabileceğine dair hiçbir endişesini dile getirmedi.

İsrail radyosunda yapılan bir tartışmada İsrail’in eski genelkurmay başkanlarından biri, Filistin halkına karşı keskin nişancı kullanma politikasını savunarak ülkelerin çocuklara karşı bile böyle bir politikaya ihtiyacı olduğunu söyledi.

İsrailli eski general, bu politikayı gerekçelendirirken radyo programının sunucusu ile aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:

İsrailli eski general: Bir çocuk ya da bir yetişkin, bomba yerleştirmek ya da kameraların görüş alanı dışında kalan yerleri gözetlemek yahut başkalarının bizi öldürmek üzere İsrail Devleti topraklarına sızmasının önünü açmak için çitleri kesmek amacıyla çite yaklaşırsa…

Sunucu: O zaman cezası ölümdür.

İsrailli eski general: Ölüm. Evet. Bizim kanımızın mı yoksa onların kanının mı daha değerli olduğunu benimle tartışmak ister misin?

İsrail işgali fikrini dünyaya satmak

Loewenstein’ın ‘İsrail İşgali Fikrini Dünyaya Satmak’ başlıklı dördüncü bölümde İsrail’in, Avrupa Birliği'nin (AB) sınırlarını askerileştirme ve yeni gelenleri caydırmaya çalışma politikasında önemli bir oyuncu haline geldiğini ve bunun da 2015 yılında yaşanan yoğun göç akışından sonra yeniden canlanan bir politika olduğunu belirtti.

AB, 2020 yılında Airbus, Israel Aerospace Industries (IAI) ve diğer şirketlerle, göçmenleri izlemek üzere Akdeniz üzerinde bu şirketlerin imkanlarıyla sürekli drone uçurmak amacıyla 91 milyon doları değerinde iş birliği anlaşmaları imzalandığını duyurdu.

Loewenstein, Filistin'deki bu devasa askeri laboratuvarın refahını sürdürebilmesinin başlıca dayanağının dünyada yeterli sayıda ülkenin güvenini kazanması olduğunu ve bu konuda en büyük ödülün de Almanya’dan geldiğini vurguladı.

İsrail, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya'nın imajının onarılmasına yardımcı oldu. Almanya'ya da İsrail işgaline meşruiyet kazandırdı. Almanya, İsrail’den büyük miktarlarda savunma ekipmanı satın alarak geçmişte işlediği suçun kefaretini ödüyordu.

Küresel model

Loewenstein, ‘İsrail Hegemonyası için Kesintisiz Çağrı’ başlıklı beşinci bölümde, İsrail ile dünya arasında para kazanmanın ve çıkar alışverişinin sadece maddi çıkarlarla ilgili olmadığını, aksine dünyanın farklı yerlerinde istenmeyen topluluklarla nasıl başa çıkılacağına ilişkin bir ideolojik yakınlaşmanın da olduğunu söylüyor.

İsrail'in Gazze'ye düzenlediği bombardımanlar sonucu yıkılan evler, 21 Ekim 2023 (Reuters)
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği bombardımanlar sonucu yıkılan evler, 21 Ekim 2023 (Reuters)

Loewenstein, Hindistan’da Narendra Modi hükümetinin Keşmir'le ilişkilerinde bu modelden etkilendiğini, hatta Modi hükümetinin İsrail’in işgaline karşı duyduğu hayranlığı da gizlemediğini belirtiyor. Hindistan'ın New York Konsolosu, 2019 yılının kasım ayında yaptığı bir açıklamada, “Ortadoğu'da başarılı bir modelimiz var, neden onun peşinden gitmiyoruz” demişti. Modi hükümeti, 2022 yılında Uttar Pradeş eyaletinde yaşayan Müslümanların evlerini buldozerlerle yerle bir ederken de aynı modeli izledi. Evlerin yıkılışı sırasında ortaya çıkan görüntüler, akıllara hemen Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki İsrail buldozerlerini getirdi.

Seni telefonundan tanıyorum

Loewenstein kitabının ‘İsrail Kitle Gözetleme Teknolojileri Telefonunuzda’ başlıklı altıncı bölümünde günümüzün gözetim teknolojilerinin herhangi bir ülkenin göstericileri öldürmesini ve uluslararası kamuoyu nezdinde imajını zedelemesini önlediğini kaydetti. Loewenstein, burada İsrailli insan hakları avukatı Eitay Mack'in bugün ‘bir sonraki Nelson Mandela'yı, daha kendisi bir Nelson Mandela olduğunu anlamadan tespit edip durdurabilirsiniz’ şeklindeki sözlerine dikkati çekiyor.

Loewenstein, Filistinlileri öldürmenin veya yaralamanın pizza sipariş etmek kadar kolay olduğunu söylüyor ve İsrail ordusunun sahip olduğu bu mantığı gözler önüne sermek için, ordu tarafından tasarlanan ve askerlerin etkisiz hale getirilecek herhangi bir hedefle ilgili bilgilendirme yapmasını sağlayan bir uygulamadan sorumlu İsrailli bir albayın sözlerini aktarıyor.

Loewenstein kitabının ‘Sosyal Medya Filistinlileri Sevmiyor’ başlıklı yedinci bölümünde İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Filistinlilerin sözlerinin ve paylaşımlarının gözleri önünde kaybolduğunu görmesi için, İsrail İnternet Birimi'ne 2021 yılında sosyal medya şirketleriyle gizlice iletişime geçerek, kullanıcıya danışmadan Filistinlilere ait beğenmedikleri paylaşımları kaldırması için yeşil ışık yaktığını öğrendikten sonra sosyal medyanın Filistinlileri sevmediği sonucuna varıyor. Facebook'un çatı şirketi Meta’nın sahip olduğu Instagram uygulamasında Mescid-i Aksa'ya2021 yılında yapılan baskınlardan sonra yapılan ve algoritmaların Mescid-i Aksa ifadesini Aksa Şehitleri Tugayları grubunun adıyla karıştırdığı paylaşımlar gibi bazı olaylara dikkati çeken Loewenstein, İsrail ürünlerini boykot eden kişilerin sosyal medya paylaşımlarının hedef alınmasıyla ilgili diğer vakalardan da bahsetti. İsrail Stratejik ve Medya İşleri Bakanlığı, sosyal medya şirketlerini ve İsrail’i eleştiren içeriklerin yayınlanmasına izin veren medya kuruluşlarını taciz etmek için kampanyalar düzenleyen bir sosyal medya ordusunun yer aldığı çevrimiçi bir uygulama üzerinde çalışan bir ekip kurdu.

Lübnan sınırındaki bilinmeyen bir nokta Merkava tankıyla konuşlanmış İsrail askerleri, 21 Ekim 2023 (AFP)
Lübnan sınırındaki bilinmeyen bir nokta Merkava tankıyla konuşlanmış İsrail askerleri, 21 Ekim 2023 (AFP)

Loewenstein kitabının sonunda İsrailli ünlü solcu gazeteci Gideon Levy'nin, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden sonra İsrail için bir uyarı niteliğinde olan ve hükümetini dersini almaya çağıran şu sözleri aktarıyor:

“Askeri güç yeterli değil. Tek başımıza hayatta kalmamız imkansız. Gerçek bir uluslararası desteğe ihtiyacımız var. Bunu sadece bomba atan silahlı insansız hava araçları (SİHA) geliştirerek satın alamayız.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Majalla’dan çevrilmiştir.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.