Suriyeli Kürtler bir asırlık yasağın ardından kültürlerini yeniden canlandırıyor

Suriye’deki Kürtler, kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalarına hız verdi. (Reuters)
Suriye’deki Kürtler, kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalarına hız verdi. (Reuters)
TT

Suriyeli Kürtler bir asırlık yasağın ardından kültürlerini yeniden canlandırıyor

Suriye’deki Kürtler, kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalarına hız verdi. (Reuters)
Suriye’deki Kürtler, kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalarına hız verdi. (Reuters)

Rüstem Mahmud

Suriye Kürtleri, ülkeyi yöneten totaliter milliyetçi rejimler altında onlarca yıldır süren yasak, inkâr ve ihmalden sonra yıllardır kendi yerel kültürlerini çeşitli alanlarda ve yeni ifade biçimleriyle yeniden canlandırıyorlar. Sayılarının 2,5 milyon civarında olduğu tahmin edilen Suriyeli Kürtler toplam nüfusun yüzde 10’unu oluşturuyor. Kuzey Suriye coğrafyasının tamamına, özellikle de hem Türkiye hem de Irak ile kuzey ve doğu sınır bölgelerine yayılmış durumdalar. 2012’den bu yana, Kürt Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) ana çekirdeğini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından korunan bir tür yerel özyönetimden yararlanıyorlar. Bu durum ise onların bu canlanmayı gerçekleştirmesine olanak tanıyor.

Suriye’de Kürt kültürü 2011’den önce tamamen yasaklanmıştı. Baas Partisi liderliğindeki rejim, ilk etapta Suriye’de Kürtlerin varlığını bile tanımıyordu ve tüm Suriye devlet sistemi, kurumları ve resmi belgeleri tamamen Arapçaya dayanıyordu. Eğitimin hiçbir kademesinde Kürtçe öğretilmiyor, Kürtçeye özel enstitü ve okul açılması yasaklanıyordu. Hükümet ve özel medya da Kürt dili ve kültürüyle ilgili her şeyden tamamen yoksundu. Sanatsal yapım şirketlerinin, müzik ve sanat gruplarının Kürtçe içerik sunmalarına izin verilmiyordu ve aynı durum basılı materyallerin basılması ve dağıtılması konusunda da geçerliydi. Kürt aydınlarının Kürt Şiir Festivali veya genellikle uzak köylerde düzenlenen Kürt Basın Günü kutlamaları gibi bazı toplantıları bile Suriye güvenlik güçleri tarafından bastırılıyor ve bunları düzenleyenlere baskı uygulanıyordu.

Ancak o tarihten sonra durum tamamen değişti. Bazı yabancı diller de dahil Arapça ve Süryanicenin yanı sıra on yılı aşkın bir süre önce Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’nin tüm bölgelerinde Kürtçe resmi hale geldi. Kürtçe medya, kültürel ve sanatsal yayınlar, genellikle Milli Eğitim Bakanlıkları ve Özerk Yönetimin Kültür Kurumu tarafından desteklendi. Bunun sonucunda onunla temas halinde olan onlarca sanat grubu ve tiyatro grubu ortaya çıktı. Kürtçe belgeseller, drama dizileri ve basılı kitapların yanı sıra pek çok edebiyat, tiyatro ve sinema festivali düzenlendi ve düzenlenmeye devam ediyor.

“Bazı yabancı diller de dahil Arapça ve Süryanicenin yanı sıra, on yılı aşkın bir süre önce Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’nin tüm bölgelerinde Kürtçe resmi hale geldi. Kürtçe medya, kültürel ve sanatsal yayınlar, genellikle Milli Eğitim Bakanlıkları ve Özerk Yönetimin Kültür Kurumu tarafından desteklendi.”

Yıllardır Suriye’nin en kuzeyindeki Amuda kasabasından Kürtçe yayın yapan ARTA Radyo, bu değişimin ifade edici bir modelidir. Küçük bir medya projesi olarak başlayan radyo, kısa sürede Suriye’nin kuzeydoğusunda önde gelen medya kuruluşlarından biri haline geldi ve on binlerce Kürt tarafından dinlendi. Kürtler, radyo kanalının Kürtçe olarak sunduğu çeşitli sanatsal ve kültürel programların keyfini çıkarmanın yanı sıra bilgi almak ve kendi yerel alanlarındaki politik, ekonomik ve sosyal koşullarla etkileşimde bulunmak için bunu önemli bir kaynak olarak görüyorlar.

ARTA radyonun kurucusu ve genel müdürü gazetesi Sirvan Hac Barko, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, kanalın deneyimine ve genişleme mekanizmalarına değindi. Barko şunları söyledi:

“Yaklaşık on yıl önce WDR Alman radyosunda gazeteciydim ve bazı Suriyeli medya profesyonellerinin mesleki becerilerini geliştirmek için eğitmen olarak aktif olarak görev aldım. Şartlar oluştukça ve Suriye rejim güçlerinin Kürtlerin çoğunlukta olduğu pek çok bölgeyi terk etmesiyle Kürtçe yayın yapan bir radyo kurma fikri ortaya çıktı. Özgür Medya Birliği Kurumu’ndan lisans aldık ama ilk ay ve yıllarda canlı yayın günde sadece birkaç saatti. Profesyonel personel ve teknik uzmanlık çok azdı ve destek düzeyleri yalnızca Amerikan kurumları tarafından desteklenen bazı geliştirme projeleri tarafından sağlanıyordu. Temel stratejimiz, tamamen yerel olanı üreten, önemseyen ve yayınlayan bir araç olarak kimliğimizi her zaman merkeze alarak, yoğun eğitimler vererek radyo istasyonunu bir medya ve kültürel gelişim kurumuna dönüştürecek yasal çerçeveye kavuşturarak kadro yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle ARTA radyo, şu anda üç yerel radyo istasyonuna (Arta, Jeen ve Al-Furatiya) sahip olan ARTA Medya ve Geliştirme Vakfı’na dönüştürüldü. Bunların ilki Kürtçe olup nüfusun çoğunluğu Kürt olan birçok şehir ve kasabada yayınlanmaktadır. İkincisi, kadrolar ve konuları ele alma mekanizması açısından bir kadın radyosu; Al-Furatiya ise Arapça yayın yapan bir radyo ve yayını Arap çoğunluğun olduğu bölgelere dayanıyor. Bu, vakfın kalıcı olarak desteklediği, diğer ülkelerden Kürt sanatçılara ev sahipliği yapmak, kadınlar için voleybol turnuvası düzenlemek veya yerel Kürtçe şarkı söyleme, hikâye anlatma ve sanatsal mirasın toplanması ve arşivlenmesi gibi eğitim atölyeleri ile kültürel ve sportif faaliyetlere ek olarak gerçekleştirilmektedir. Sonuç olarak kurum, onlarca yıldır dışlanmış olanların kamusal alanda söz sahibi olmasını ve var olmasını hedefliyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’Dan aktardığına göre geçtiğimiz yıllarda büyük bir yoğunlukla yayılan Kürtçe tiyatro faaliyetleri ve gösteriler, son yıllarda Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde Kürt kültürünün pekişmesinin ve yaygınlaştığının en büyük kanıtı sayılıyor. Tiyatro genellikle kamusal alan, seyirci, lojistik düzenlemeler, kurumsal destek ve finansal sponsorluk gerektiriyor. Ancak mevcut Kürt yönetimi olmasaydı bu koşulların kabul edilmesi ve yerine getirilmesi mümkün olmazdı.

Yekta Harkuk Tiyatro Festivali’nin altıncısı geçtiğimiz mart ayında Kamışlı’da gerçekleştirildi. Her yıl düzenlenen festivale bölgedeki birçok şehirden binlerce vatandaş katılıyor. Birçok salonda bir hafta boyunca süren etkinlik, Kültür Sanat Kurumu, Mezopotamya Kültür Sanat Hareketi, Komina Şano ve Altın Hilal Hareketi gibi birçok kamu kurumunun sponsorluğunda gerçekleşiyor. Diğer yandan genellikle Kobani/ Ayn el-Arab şehrinde düzenlenen Arin Barış Örgüleri Festivali gibi pek çok tiyatro festivali de düzenleniyor. Bu festivaller, on günden fazla sürüyor. Durum, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt tiyatro festivallerinin tiyatro tarihinde bir emsal oluşturabileceği noktaya ulaştı. Suriye'nin kuzeydoğusundaki siyasi durum, seyahat imkansızlığı ve güvenlik koşulları nedeniyle, Türkiye, Irak ve İran gibi diğer ülkelerdeki birçok Kürt tiyatro grubu, çalışmalarını seyircilerin katılımıyla Suriye’nin kuzeydoğusunda büyük salonlarda internet üzerinden canlı olarak sergilerken, fiziksel performans ise başka bir yerde ve ülkede gerçekleşiyor.

Fotoğraf Altı: Kamışlı’da Kürtçe öğretiliyor. (AFP)
Kamışlı’da Kürtçe öğretiliyor. (AFP)

Ülkenin Sanat Evi (Hunergeha Welat), Kürt müziğinin ve görsel kültürünün yaygınlaşmasının bir başka örneği. Vakfın eserleri, Kürtçe şarkı söyleme mirasını yeni bir dil ve sanatsal araçlarla yeniden canlandırıyor, yok olmak üzere olan Kürt mirasını modern görsel ve sanatsal tekniklerle birleştiriyor. Özellikle şarkı söyleme mirasının geçen on yıl boyunca Suriyeli Kürtler için tek sanat ve kültürel araç olarak kalması nedeniyle, yeni şarkı söyleyen sesler ve sanatsal tarzlar üredi. Bu miras sayesinde modern tarihlerini aktardılar, dillerini, hikayelerini ve diğer ülkelerdeki Kürtlerle ilişkilerini korudular.

Ülkenin Sanat Evi örgütünün ürünleri, bölgedeki çeşitli ülkelerdeki Kürtlerden on milyonlarca takipçiye ulaşıyor. Ürettiği ve yayınladığı klipler, insanlar arasında, sosyal medyada ve hatta kamusal popüler söylemde dolaşan bir trende dönüşüyor.

“Geçtiğimiz yıllarda büyük bir yoğunlukla yayılan Kürtçe tiyatro faaliyetleri ve gösteriler, son yıllarda Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde Kürt kültürünün pekişmesinin ve yaygınlaştığının en büyük kanıtı sayılıyor. Tiyatro genellikle kamusal alan, seyirci, lojistik düzenlemeler, kurumsal destek ve finansal sponsorluk gerektiriyor. Ancak mevcut Kürt yönetimi olmasaydı bu koşulların kabul edilmesi ve yerine getirilmesi mümkün olmazdı.”

Kürt Dil Vakfı (SZK) ise Suriye’deki Kürt dili ve kültürünün nasıl kurumsal bir yapıya ve aygıta dayandığının, yıllardır olduğu gibi özel, kişisel girişimler aşamasını aştığının bir örneği.

Vakfın eşbaşkanı Viyan Hasan, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada Kürtçeye yönelik kültürel/bilişsel temelinin nasıl olduğunu ve siyasi alandan bağımsız onlarca sivil aydının Suriye’de Kürtçeyi geliştirmek için nasıl yoğun bir şekilde çalıştığını anlattı.

Hasan açıklamasında şunları söyledi:

“Vakıf, 2007 yılından bu yana Suriye’deki Kürt aydınlarının ve dil araştırmacılarının bir girişimidir. Ancak siyasi durum ve siyasi rejimin Suriyeli Kürtlerin kültürlerini geliştirme ve koruma haklarına el koymasıyla ilgili nedenlerden dolayı girişim, yıllar önce Suriye’nin kuzeydoğusunda Özerk Yönetim kurulana kadar bir bilgi üretim kurumuna dönüşemedi. Vakıf, şu anda biri araştırma amaçlı olmak üzere çeşitli komitelerden oluşuyor ve Kürtçe dil bilimi ve folkloruyla ilgileniyor. Bir diğeri eğitimle alakalı ve hedef kitlesi öğrenciler ve öğretmenlerdir. Üçüncüsü ise kuruluşun ürünlerini medya, sosyal medya ve kamusal faaliyetler aracılığıyla dağıtan ve yayınlayan medyayla ilişkilidir.”

Aktif bir idari yapılanmaya sahip olan kurumun şubeleri, kendisine yönelik birçok güvenlik tacizine rağmen Halep ve Şam şehirleri de dahil olmak üzere Özerk Yönetim’in çeşitli bölgelerine dağılmış durumda. Vakıf, okullar, enstitüler ve üniversiteler olsun, çeşitli bölgelerdeki binlerce Kürtçe öğretmeni yetiştiriyor ve yeteneklerini geliştiriyor. Modern okulların eğitim müfredatları da Kürtçe hazırlandı ve bölgedeki diğer ülkelerde ve hatta dünyada onlarca Kürtçe dil danışmanı ve uzmanıyla ortaklık ve iletişim halinde olan Kürt dili çalışmaları için özel bir ekip bulunmakta. Kurum, Suriye’deki birçok yabancı öğrenciye ve diğer milletlerden mensuplara Kürt dilini öğrenme ve hatta bu konuda uzmanlaşma fırsatı veriyor.

SZK Vakfı Eşbaşkanı Viyan Hasan, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Çalışmamızın profesyonel yapısı, siyasi alandan bağımsız devlet organlarının yapısıyla tutarlı ve kamu yararına yönelik hükümet ve hizmet aygıtlarıyla bağlantılıdır. Örgütün üyeleri tamamen bağımsız olup, hiçbir siyasi baskı ve müdahale olmaksızın aylık maaşlarını özerk yönetimden almaktadırlar. Kurumun nihai ve neredeyse tek hedefi, Kürt dilinin bilimsel, toplumsal ve popüler statüsünü geliştirmek, çalışanlarına uluslararası standartlara uygun bilişsel ve mesleki yetenekler kazandırmaktır.”

Kürtçenin yaygınlaşması nedeniyle Kürtçe yazma, basım ve yayımlama hareketi de son birkaç yılda ikiye katlandı. Suriye’nin kuzeydoğusunda çeşitli şehirlerinde neredeyse her gün onlarca roman, bilimsel kitap, şiir koleksiyonu, çeviri, edebiyat festivali ve kültürel seminer düzenleniyor. Aynı şekilde Kürt dili, kültürü ve sanatı konusunda uzmanlaşmış televizyon kanalları, sanatsal prodüksiyon şirketleri, müzik ve performans grupları da bulunuyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
TT

Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)

Ürdün Bağımsız Seçim Komisyonu Komiserler Kurulu dün yaptığı açıklamada, yasaklı Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisine, adını "dini, mezhepsel veya etnik çağrışımlardan arındırılmış" bir isimle değiştirmesi gerektiği konusunda bildirimde bulunduğunu duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Komisyon, 2022 tarihli 7 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine dayanarak, İslami Hareket Cephesi partisine ihlalleri bildirim tarihinden itibaren 60 gün içinde düzeltmesi gerektiğini bildirdi.  

Açıklamaya göre, “Parti, ihlaller konusunda daha önce 17 Şubat tarihli Sicil Memurundan bir mektupla bilgilendirilmişti.”

Açıklamada ayrıca, ihlalin partinin tüzüğü ve adıyla ilgili olduğu, bunların Siyasi Partiler Kanununa aykırı olduğu belirtildi. Kanunda, “bir partinin dini, mezhepsel, etnik veya sınıfsal temellere veya cinsiyet veya köken ayrımcılığına dayalı olarak kurulamayacağı” hükmü yer almaktadır.

Konsey, “partinin adının tüzüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve siyasi kimliğini ifade ettiğini, bu nedenle dini, mezhepsel, etnik veya ayrımcı çağrışımlardan arındırılmış olması gerektiğini” belirtti.

Ayrıca, partinin Yüksek Mahkemesi ve Merkez Mahkemesi'nin oluşumuyla ilgili diğer ihlallere de işaret eden yetkili, bu kurulların, Genel Kurul tarafından seçilmediğini, bunun da iyi yönetişim ilkelerini ihlal ettiğini ve bağımsızlıklarını zayıflattığını belirtti.

Nisan 2015'te faaliyetleri yasaklanan Ürdün'deki Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi Partisi, ülkenin en önde gelen siyasi ve muhalefet partisi olarak kabul ediliyor.

16 Temmuz 2020'de Ürdün yargı makamları, daha önce faaliyetlerine müsamaha göstermiş olmasına rağmen, yasal statüsünü düzeltmemesi nedeniyle Müslüman Kardeşler'i feshetme kararı aldı.

Müslüman Kardeşler'in feshedilmesinin ardından, İslami Hareket Cephesi partisi lisanslı bir siyasi parti olarak yasal statüsünü korudu ve adayları Eylül 2024'teki son parlamento seçimlerine katılarak Temsilciler Meclisi'ndeki 138 sandalyeden 31'ini kazandı.


Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.