İsrail hapishaneleri: Hücre içinde hücre

İsrail, Filistinli esirleri hücrelerinde zamandan ve mekandan kopararak bir hücreye daha atıyor

İsrailli mahkumların ailelerinin Tel Aviv'deki gösterisi (AFP)
İsrailli mahkumların ailelerinin Tel Aviv'deki gösterisi (AFP)
TT

İsrail hapishaneleri: Hücre içinde hücre

İsrailli mahkumların ailelerinin Tel Aviv'deki gösterisi (AFP)
İsrailli mahkumların ailelerinin Tel Aviv'deki gösterisi (AFP)

İsrail Savaş Kabinesinin, esir/rehine takası anlaşmasının önüne koyduğu birçok engele rağmen, İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların ve mahkumların ‘tamamının ve derhal’ serbest bırakılması karşılığında tüm İsrailli esirlerin serbest bırakılması meselesi, her iki tarafın da ruhlarına sirayet etmiş, inançları üzerinde etkili olmuş ve nihayet dünya ülkelerinde bile geniş kitlelerin bir talebi haline gelmiş durumda.

Ancak bu talep İsrail’deki siyasiler ve güvenlik yetkilileri arasında her zaman olduğu gibi liderlik gururundan dolayı kabul edilmiyor. Çünkü eğer bir anlaşmaya varırlarsa, Musevilik esirlerin kurtuluşunu Tanrı'nın gözünde yüce bir değer olarak görse de daha çok baskıyla bunu yapmış gibi görünmeyi tercih ediyorlar. İsrailli yetkililer, geçmişte yapılan esir takası anlaşmalarında bile değerli çocuklarının serbest bırakılması karşılığında binlerce Filistinli esirden vazgeçtikleri halde esirlerin hayatlarını önemseyen liderler gibi davranmadılar. Ancak bu tutum, İsrail tarihinde esir takası anlaşmasını destekleyen eski Başbakan Ehud Barak, eski Genelkurmay Başkanı ve eski Savunma Bakanı Şaul Mofaz ve İsrailli komutanları ve emekli General ve siyasetçi Amram Mitzna'yı yüksek sesle eleştirenlerin başında gelen isimlerden emekli General Yitzhak Barik gibi bazı emekli generallerin tepki göstermelerinin ardından yeni bir eğilim göstermeye başladı. Artık gazetelerin başyazılarında ve uzmanların açıklamalarında da aynı eğilim görülüyor.

Bu konudaki karar, güvenlik teşkilatlarının (ordu ve istihbarat) yetkilileri tarafından onaylanması halinde hükümet kanadında da siyasi bir karar olacaktır. Ancak İsrail Cezaevi Servisi (IPS) böyle bir kararın alınmasından çekiniyor. Bu meseleyle ilgili duyduklarının sadece bir yaz gecesi rüyası ya da sadece bir illüzyon olmasını umuyor. Ancak bu mesleki ya da güvenlik nedenlerinden kaynaklanmıyor. Tamamen kişisel nedenlerden dolayı böyle bir anlaşmanın olmasını istemiyor ve ailesinin geçim kaynağını kaybetmemek için dişiyle tırnağıyla mücadele eden biri gibi davranıyor. Bu, eğer bir mahkum değişim anlaşması imzalanırsa ve binlerce Filistinli mahkum özgürlüğüne kavuşursa, daha önceki tüm zamanlarda olduğu gibi zafer işaretini yükseltirse, ilk öfkelenenlerin Cezaevi Hizmetleri liderleri olacağı anlamına geliyor. Bu sefer kapıları kilitleyip anahtarları atacaklar.

Yani, eğer bir esir değişimi anlaşması imzalanırsa, binlerce Filistinli tutuklu serbest bırakılırsa ve her zaman olduğu gibi zafer işareti yaparak hapishaneden çıkarlarsa öfkeye kapılacak olanların başında hapishane yetkilileri olacak ve bu sefer kapıları kilitleyip anahtarları atacaklardır.

El-Halil'de Filistinli tutsakların ailelerin düzenlediği bir protesto gösterisi (Filistin Esirler Cemiyeti Facebook sayfası)
El-Halil'de Filistinli tutsakların ailelerin düzenlediği bir protesto gösterisi (Filistin Esirler Cemiyeti Facebook sayfası)

Normal şartlar altında böyle bir olay hem gardiyanı hem de mahkumu mutlu eder.  Düşmanlar arasında yapılan esir takası anlaşmaları genellikle düşmanlığın sona ereceğine dair bir umut işaretidir. Mahkumların çoğu, barış kavramını derinlere aşılayarak kendi halklarının liderleri haline gelebilir. Tarih boyunca yapılan savaşlarda işler böyleydi.  Hapishanelerini kapatan ülkeler, eğer gerçekten özgür ülkelerse, buraların okula, kültür tesisine dönüştürülmesi için projeler yapılır. Hapishaneler topluma yararlı başka üretken işler için dönüştürülür. Ama burada işler böyle olmuyor. Ne İsrail hükümeti barış müjdesi vermeyi ne IPS kimseyi barış zamanına hazırlamayı ne de mahkumlar yeni bir hayata başlayıp farklı bir yoldan gitmeyi planlıyor. Bu iş kolu son yıllarda, başta altı Filistinli mahkumun kaçması olayı olmak üzere İsrail toplumunun peşini bırakmayan ihmalkar ve yolsuzluk vakaları gibi büyük başarısızlıklara imza atarken Filistinli mahkumların kadın gardiyanlarla cinsel münasebeti, tecavüz, baskı ve rüşvet olayları da gün yüzüne çıktı. Bu yüzden bu iş kolunda çalışanların başka alanlarda kendilerine iş bulamayacakları kesin.

Daha önce eşi benzeri görülmemiş toplu cezalandırmalar

Tüm bunlardan dolayı Gazze'de savaşın başlamasından bu yana, İsrailli cezaevi çalışanlarının hapishanelerdeki Filistinli tutsaklara karşı bir iç savaş yürüttüklerini ve tarihlerinde bilinen gaddarlıklarından daha gaddar toplu cezalar uyguladıklarını görüyorsunuz. Filistinli tutsakları günün 23 saati hücrelerinde kalmaya zorluyorlar ve ancak bir saatliğine dışarı çıkmalarına izin veriyorlar. Dışarıyla olan her türlü iletişimlerini kestiler. Ailelerinin ve avukatlarının onları ziyaret etmelerine izin vermiyorlar. Onlarla temas halinde olan tutuklu derneklerinin çalışmalarını da durdurdular. Mahkumların televizyon izlemelerine izin verilmiyor. Böylece haberi dinlemeleri de engelleniyor. Telefon görüşmesi yapmaları da yasaklandı. Kaçak yollarla cezaevine sokulan cep telefonlarıyla haberleşmelerinin engellenmesi için de odaların elektriği kesildi. Böylece cep telefonlarını şarj edemiyorlar. Sadece aydınlatmaya yetecek kadar elektrik temin ediliyor. Sıcak suyun kesildiği hapishanede mahkumlara üç öğün yerine artık tek öğün yemek veriliyor. Gıda malzemelerini geri çekildi. Kendilerine getirilen yiyeceklerin miktarı azaltıldı. Yemekler yenemeyecek kadar kötüleştirildi. Mahkumların paralarıyla yiyecek alabildikleri kantinleri kapattılar. Her geçen gün yeni bir tedbir daha ekleyerek elektriği ve suyu kesmeye başladılar. Fiziksel saldırılar, aralıksız devam eden provokasyonlar, sık sık aramalar yapıldığına dair haberler geliyor. Gazze’de savaşın başlamasından bu yana cezaevlerinde, biri Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Tubas şehrinden Ömer Darağme (57), diğeri ise Ramallah yakınlarındaki Beyt Sira köyünden Arafat Yasir Hamdan (25) olmak üzere iki Filistinli tutsak öldü.

Tüm bunlar, Filistinli tutsakların bulundukları hücrede bir başka hücreye daha koymak demek. Sanki onların özgürlük sevincini bozmak, onlara intikamın yemeği ikram etmek istiyor gibiler.

Ancak Filistinli tutsaklar bu yapılanlara karşı hiçbir tepki vermedi. Hamas’ın Aksa Tufanı Operasyonu sırasında çok sayıda rehinenin kaçırıldığını ve onların serbest bırakılması için tüm Filistinli tutukluların serbest bırakılmasının şart koşulduğunu bilmek onlara yetiyor. Cezaevi yönetimlerinin de tıpkı İsrail toplumunun geri kalanı gibi Hamas'ın rehin alma başarısı konusunda histerik bir öfkeye kapıldıklarının ve bazı Hamas üyelerinin bazı aileleri öldürdüklerini ve bazı insanları diri diri yaktıklarını gösteren görüntüler ve eylemler nedeniyle nefretle dolu olduklarının farkındalar. Baskıya maruz kalıyorlar, taciz ediliyorlar ve işkence görüyorlar. İsraillilerle bir arada yaşayan Araplar için de aynı durum geçerli. İsrail askerlerinin tutukladıkları Gazzeli işçileri öldüresiye dövmeleri ve tekmelemeleri, öte yandan Gazze halkıyla dayanışma içinde oldukları ya da Hamas’ın saldırısından sevinç duydukları gerekçesiyle İsrail vatandaşı Araplardan 120’sinin tutuklanması gibi eylemlerden bazıları medyaya yansıyor.

Saldırı hikayeleri sosyal medya siteleri sayesinde tüm dünya tarafından öğrenilse de cezaevlerinde yaşananlar duvar üstüne duvar, hücre içinde hücre ile çevrilmiş durumda. Filistinli tutsaklar, elektriksiz, baskı altında, istismara ve zulme uğruyor olabilirler.

Çocuk tutsaklar ve tutsakların önderleri

Bugün İsrail zindanlarında bulunan Filistinli tutukluların tam sayısını bilmek zor, çünkü her gün tutuklamalara devam ediliyor. Ancak Gazze’deki savaş başlamadan önce bile İsrail zindanlarındaki Filistinli tutsakların sayıları 5 bin 200’e ulaşmıştı. Bunların arasında Ürdün, Mısır ve Fas'tan Arapların yanı sıra 20 kadar İsrail vatandaşı Arap da var. İsrail, kendi vatandaşı olan Arapları esir takası anlaşmalarına dahil etmeyi reddediyor.

Çoğunluğu yani yüzde 65'ten fazlası Fetih Hareketi (El Fetih), yüzde 25’i Hamas, geri kalanı ise Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), İslami Cihad Hareketi, Demokratik Cephe ve diğer Filistinli örgütlerin üyesi olan Filistinli tutsaklar 22 ayrı hapishane ve gözaltı merkezinde tutuluyorlar.

Filistin hükümetine bağlı Esirler ve Özgür Bırakılanlar İşleri Komisyonu, Filistin Esirler Cemiyeti, ed-Damîr Esir Desteği ve İnsan Hakları Derneği ve Doğu Kudüs'te faaliyet gösteren Vadi Hilve Enformasyon Merkezi’nden oluşan Filistinli Esirler Kurumları Birleşik Komitesi’ne göre Filistinli tutsaklar arasında 31 kadın ve biri kız çocuğu olmak üzere 18 yaşın altında 160 çocuk bulunuyor. Ayrıca aralarında biri 6 yaşında bir çocuk ve iki genç kadının da olduğu bin 200 idari tutuklu var. Yine aralarında çeşitli hastalıklardan mustarip 700'den fazla hasta var. Bunlardan aralarında kanser hastalarının olduğu en az 24 mahkum gözlem altında tutuldukları bir tedavi sürecine ihtiyaç duyuyor.

Oslo Anlaşmaları imzalanmadan önce İsrail zindanlarına atılan ve halen tutuklu olan Filistinli sayısı 23. Bunların en yaşlısı olan Muhammed el-Tus 1985 yılından bu yana hapiste. Ayrıca Filistinli tutsaklardan 11’i, daha önce esir takası anlaşmasıyla serbest bırakılmış, ancak işgalci İsrail tarafından yeniden tutuklanmıştır. Bunlar Oslo Anlaşmalarından önce tutuklu bulunan ve 2011 yılındaki esir takası anlaşmasında serbest bırakılan eski tutuklular. Eski tutsaklardan olan ve 2014 yılında yeniden tutuklanan mahkumların başında gelen Nail Bergusi, İsrail hapishanelerinde en uzun süre tutuklu kalan Filistinli olarak biliniyor. Bu sürenin 34 yılını aralıksız olarak cezaevinde geçiren Bergusi’nin tutukluluk süresi 43’üncü yılına girdi. İsrail hapishanelerinde 20 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunan yaklaşık 400 Filistinli tutsak ‘tutsakların önderleri’ olarak biliniyorlar. Onlarcası ise 2014 yılında yeniden tutuklandıkları için iki ayrı dönemde 20 yılı aşkın bir süredir İsrail cezaevlerinde bulunuyorlar.

Uluslararası Kızıl Haç'ın Nablus'taki genel merkezi önünde eylem yapan Filistinli tutsakların aileleri (Filistin Esirler Cemiyeti Facebook sayfası)
Uluslararası Kızıl Haç'ın Nablus'taki genel merkezi önünde eylem yapan Filistinli tutsakların aileleri (Filistin Esirler Cemiyeti Facebook sayfası)

Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan 554 mahkûm, Filistinliler arasında popüler liderler olarak görülüyorlar.  Bunların başında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan tek milletvekili olan Merwan Bergusi geliyor. Bergusi, Mescid-i Aksa İntifadası’nın (İkinci İntifada) liderlerinden biriydi ve olaylar sırasında tutuklandı. İşgalci İsrail tarafından yedi kez müebbet hapis cezasına çarptırılan Bergusi, işgal hapishanelerindeyken Filistin Yasama Konseyi'ne ve Filistin Yönetimi'ndeki Fetih Hareketi’nin Merkez Komitesi'ne seçildi. Adı gelecekte yapılacak seçimlerde Filistin Devlet Başkanlığı’na aday olarak öne sürülüyor.

Bir de Hamas üyesi Abdullah Galib el-Bergusi var. Abdullah Galib el-Bergusi, 2003 yılında tutuklanıp 67 kez müebbet hapis cezasına çarptırılarak dünyanın en ağır hapis cezasına çarptırılan kişisi oldu.

Onu Ramallah’tan İbrahim Cemil Hamid takip ediyor. İşgalci İsrail tarafından 2006 yılında tutuklanan Hamid, 57 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ardından Gazze Şeridi'nden tutuklu Hasan Abdurrahman Selame geliyor. 1996 yılında El Halil’de yaralanan Selame tutuklanarak 48 kez ömür boyu hapis ve 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. El-Halil’den Muhammed Atiye Ebu Verde, 2002 yılından bu yana işgalci İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunuyor. Ebu Verde, 48 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 2002 yılında tutuklanan Muhammed Hasan Arman 36 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken yine 2002 yılında tutuklanan Tulkerimli Abbas Muhammed es-Seyyid, 35 kez ömür boyu hapis ve 150 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kudüslü Vail Mahmud Kasım, 2002’de tutuklandı ve 35 müebbet ve 50 yıl hapis cezası verildi. 2003 yılında tutuklanan Ceninli Enes Galib Ceradat’a 35 müebbet ve 35 yıl hapis cezası verildi. Cenin Mülteci Kampı’ndan Said Husam et-Tubasi ise 2002 yılında tutuklanarak 31 müebbet ve 50 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Müebbet hapis cezasına çarptırılan tutukluların yarısından fazlasının Fetih Hareketi üyesi olması da ayrıca dikkati çekiyor.

Öte yandan 2021 yılında İsrail'in en sıkı güvenlik önlemleri alınan cezaevi olan Gilboa Hapishanesi'nden kaçmayı başararak dikkatleri üzerlerine çeken Filistinli tutsaklar arasında ise 2003 yılından bu yana tutuklu bulunan ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Bir el-Başa’dan Yakub Mahmud Kadri (49), 2006 yılında tutuklanan ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Keferdanlı Eyhem Fuad Kemamci (35), 2019 yılında tutuklanan, Cenin Mülteci Kampı’ndan Zekeriya ez-Zebidi (46) ve yine 2019 yılında tutuklanan Ya'badlı Yakub Nufeyat (26) bulunuyor.



Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.