ABD'nin Ortadoğu'daki değişmez politikası

ABD, İsrail'in güvenliğini öncelikli ulusal çıkar olarak tanımladı. (Görsel: Nathalie Lees)
ABD, İsrail'in güvenliğini öncelikli ulusal çıkar olarak tanımladı. (Görsel: Nathalie Lees)
TT

ABD'nin Ortadoğu'daki değişmez politikası

ABD, İsrail'in güvenliğini öncelikli ulusal çıkar olarak tanımladı. (Görsel: Nathalie Lees)
ABD, İsrail'in güvenliğini öncelikli ulusal çıkar olarak tanımladı. (Görsel: Nathalie Lees)

Robert Ford

ABD'nin Ortadoğu politikasında 1973'ten bu yana en önemli sabite, İsrail'in güvenliği meselesi olmuştur. ABD, elli yılı aşkın süredir İsrail'in güvenliğini öncelikli Amerikan ulusal çıkarı olarak tanımlamış ve Amerikalılar, 1973 Arap-İsrail Savaşı’ndan bu yana bu ulusal çıkarları gerçekleştirmek için esasen aynı stratejileri kullanmışlardır. İsimler ve yerler değişse de ABD yaklaşımı değişmiyor.

ABD’nin temel stratejilerinden biri İsrail'in askeri üstünlüğünü sağlamaktır. 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda İsrail ordusunun savaşın ilk günlerinde ağır kayıplar vermesi üzerine Henry Kissinger ve Richard Nixon, bölgeye hızla askeri mühimmat ve yeni savaş uçakları nakletti. Amerikan bayrağı üzerine Davut Yıldızı çizilmesinin ardından Nixon yönetimi, Amerikan F-4 Phantom uçaklarını ABD Hava Kuvvetleri üslerinden çıkarıp İsrail'e gönderdi ve İsrailli pilotlar bu uçakları hemen Suriye ve Mısır'a karşı kullanmaya başladı. Kissinger ve Nixon'un 1973 Arap-İsrail Savaşı’ndaki askeri dengenin İsrail'in lehine olması konusunda ısrar ettikleri açıktı.

Bugün Biden yönetimi, Hamas saldırısının ardından İsrail'e bomba, füze ve diğer mühimmatları göndererek İsrail'in Gazze, Suriye, Lübnan ve Irak'ı gerekli gördüğü şekilde bombalamasını sağlamayı amaçlıyor.

Bu politikayı takip eden ABD, İsrailli sivillere yönelik terör saldırılarını, bu saldırıları başlatan ister Hamas ister Filistinli direnişçiler ister Hizbullah olsun, her zaman hızlı bir şekilde kınıyor. Buna karşılık Washington, İsrail'in Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Lübnan'da binlerce sivilin ölümüne yol açan askeri eylemlerini doğrudan eleştirmekten her zaman kaçınıyor. Zira bu tür eleştiriler ABD'nin İsrail'e askeri yardımı konusunda bir tartışma başlatacak ve eğer Senatör Bernie Sanders gibi sol eğilimli Demokratları hariç tutarsak, Washington'daki siyasi sınıftan hiç kimse bu geleneksel Amerikan politikasını tartışmak istemeyecek.

ABD’nin ikinci tutarlı stratejisi ise bölge ülkelerini İsrail'in karşısındaki kamptan çıkarmaktır. 1973'ün sonlarında Henry Kissinger, Mısır ile İsrail arasında, sonunda ABD’nin sponsorluğunda barış görüşmelerine yol açacak bir ön askeri anlaşma imzalamayı hedefledi. Kissinger'ın başlattığı ve daha sonra Enver Sedat ve Başkan Carter tarafından Camp David'de sonlandırılan operasyon, bir Amerikan askeri ve ekonomik himayesiyle bağlantılıydı. Böylece, Arap ülkeleri arasında kurulacak herhangi bir ittifakın 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda olduğu gibi İsrail'e büyük bir askeri tehdit oluşturmaması sağlandı. Elli yıl sonra Trump ve ardından Biden yönetimi, ABD'nin bölge ülkelerini İsrail’i kabul etmeye ikna etme çabalarını sürdürdü.

Biden ekibi, Trump'ın imzaladığı İbrahim Anlaşması'nın ardından İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri normalleştirecek bir anlaşmaya varmak için büyük çaba harcıyordu. Bu normalleşme anlaşmaları, İran'a karşı koymak amacıyla İsrail ve başlıca Arap ülkelerinden oluşan bölgesel bir grup oluşturmayı, aynı zamanda bu Ortadoğu grubunu hem Çin hem de Rusya ile bağlayan askeri ilişkileri sınırlandırmayı amaçlıyordu.

“ABD stratejisinin şu anda özel bir öneme sahip olan üçüncü ve son sabitesi, Washington'un Filistin meselesini görmezden gelmesidir.”

ABD stratejisinin şu an özel bir öneme sahip olan üçüncü ve son sabitesi, Washington'un Filistin meselesini görmezden gelmesidir. Kissinger, Filistin meselesini hiçbir zaman önemli bir mesele olarak görmedi. Terör örgütü olarak gördüğü Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) gibi gruplarla değil, Arap ülkeleriyle çalışmayı tercih etti.

1979’daki Camp David görüşmelerinde bile, sahip olduğu zayıf iç siyasi destek, Başkan Carter'ı Filistin meselesi konusunda İsrail Başbakanı Begin'le karşı karşıya gelmemeye ikna etmişti. Bunun yerine Carter, Mısır ile İsrail arasında ayrı bir barış anlaşması imzalamaya yönelik temel ABD stratejisini gerçekleştirmeye çalıştı.

Biden yönetimi, Kissinger gibi sadece bölge ülkeleriyle ilgilenirken Kissinger, Nixon, Obama ve Trump gibi Biden da Filistin meselesiyle pek ilgilenmiyor. ABD’liler Filistin meselesini iki nedenden dolayı görmezden geldiler: Birincisi, İsrailli ve Filistinli liderlerin müzakerelere girme konusunda çok az ilgileri var. İkincisi, 7 Ekim'e kadar Biden yönetimi Filistin'den çok Ukrayna savaşı ve Çin'le rekabetle ilgileniyordu. Bu, Nixon ve Kissinger'ın, 1973 Arap-İsrail Savaşı'nın patlak vermesinden önce Ortadoğu'ya olan ilgilerinden çok, Sovyetler Birliği ile Çin arasında var olan bölünmelerden yararlanmaya olan ilgilerine oldukça benziyor.

Fotoğraf Altı: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Joe Biden geçtiğimiz ay İsrail’de bir araya geldi. (Reuters)
 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Joe Biden geçtiğimiz ay İsrail’de bir araya geldi. (Reuters)

Trump ve Biden yönetimleri Ortadoğu'ya odaklandıkları zamanlarda Filistinliler için adaleti değil, bölgeye istikrarı getirecek şeyin ticari ve ekonomik ilerleme olduğunu vurguladı. Biden, Hamas'ın İsrail'e saldırmasından sadece dört hafta önce Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile birlikte Hindistan'ı Arap Yarımadası ve İsrail üzerinden Avrupa'ya bağlayacak bir ticaret koridoru oluşturma projesini duyurdu.

Biden yeni projeyi “çok büyük bir anlaşma” olarak nitelendirdi ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, projenin bölgeyi değiştireceğini iddia etti. Netanyahu geçtiğimiz eylül ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada söz konusu projeye övgüde bulundu. Uzmanlar, koridorun İsrail'in bölge ekonomisine tutunmasına yardımcı olacağını, aynı zamanda Çin'in Bir Kuşak Bir Yol Girişimi’nin çekiciliğini engelleyeceğini öne sürdü.

“Çin'in bölgedeki nüfuzunu sınırlama çabası, Henry Kissinger ve Richard Nixon'un 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında Amerikan üstünlüğünü elde etmek ve Soğuk Savaş'ta Sovyet nüfuzunu sınırlamak için izlediği koordineli stratejiyi anımsatıyor.”

Bu, ABD’nin Körfez bölgesindeki Çin nüfuzunu sınırlama çabasının ardından geldi. ABD, özellikle Körfez ülkelerini Çin telekomünikasyon ekipmanlarını kullanmamaya teşvik etti ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) olası askeri kullanım nedeniyle Çin liman projesinin ilerlemesine izin vermemesi için baskı yaptı. 1973'ten farklı olarak iş dünyası artık ABD’nin Ortadoğu politikasında stratejik bir role sahip.

Çin'in bölgedeki nüfuzunu sınırlama çabası, Henry Kissinger ve Richard Nixon'ın 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında Amerikan üstünlüğünü elde etmek ve Soğuk Savaş'ta Sovyet nüfuzunu sınırlamak için izlediği koordineli stratejiyi anımsatıyor. 2004 tarihli ‘Kriz’ adlı kitabında açıkladığı gibi Kissinger, Soğuk Savaş sırasında yalnızca Mısır'ı Sovyet kampından çıkarıp ABD bloğuna sokmaya değil, aynı zamanda savaş sonrası barış sürecini kontrol edip Moskova'yı dışlamaya da kararlıydı. Kissinger bunu başarmak için öncelikle Sovyetler Birliği'nin müttefiki olan Suriye ve Mısır'ı zayıflatmak amacıyla 1973 Arap-İsrail Savaşı'nda İsrail'in askeri zafer kazanmasını sağladı. Kissinger, Sovyetler Birliği'nin istediği BM onaylı ateşkesi geciktirerek savaşın son aşamasında İsrail ordusunun Batı Sina'da Mısır Üçüncü Ordusu’nu yenmesine yardımcı oldu. Sovyetler, Kissinger'ın oyununu yakaladı ve agresif bir şekilde Sovyet hava piyade birimleriyle müdahale etme tehdidinde bulundu. Kissinger ile Nixon bu tehdide nükleer bir ültimatom yayınlayarak ve Moskova'yı dehşete düşüren Amerikan askeri seferberliğini ilan ederek yanıt verdi.

Fotoğraf Altı: Suriye'nin Akdeniz'deki Tartus Limanı’nda bulunan Rus deniz üssünde, bir gemide duran Rus askerleri, 26 Eylül 2019. (AFP)
Suriye'nin Akdeniz'deki Tartus Limanı’nda bulunan Rus deniz üssünde, bir gemide duran Rus askerleri, 26 Eylül 2019. (AFP)

Bu son ara sırasında İsrail, Mısır Üçüncü Ordusu’nu kuşattı. Kahire daha sonra kuşatma altındaki ordusuna hayati önem taşıyan sağlık ve gıda malzemelerini temin etmek için Kissinger'dan yardım istemek zorunda kaldı. Kissinger isteksiz İsraillilere ateşkesi kabul etmeleri için baskı yaptı. Kissinger'ın Mısır Üçüncü Ordusu’na ve daha sonra İsrail'e karşı uyguladığı sert taktikler, Arap ülkelerinin istediği İsrail tavizlerini Sovyetlerin değil, yalnızca ABD’lilerin verebileceğini gösterdi.

Sovyetler 1974'te Kissinger'ı durduramadı ve bundan elli yıl sonra Suriye dışındaki Ortadoğu'da Rus askeri nüfuzuna dair çok az şey duyuyoruz. Ancak Putin'in halen önemli bir potansiyel rolü var. Örneğin, Rusya'nın hem İsrail hem de İran'la açık kanalları var. Ayrıca Putin'in artık Körfez ülkelerinin liderleriyle Sovyet liderlerinin sahip olmadığı doğrudan temasları var. Ancak Riyad ve Abu Dabi, Çin ve ABD ile strateji sahasında daha çok ilgileniyor.

Riyad ve Tahran, Pekin'in 2023 normalleşme anlaşmasının garantörü olmasını isterken, Rusya'yı istemiyordu. Modern Ortadoğu'da Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler BRICS grubuna katılırken aynı zamanda ABD ile iyi ilişkiler kurmaya çalışabilirler. Riyad, ABD’den güvenlik garantileri ve nükleer programında yardım istiyor ancak Rusya veya Çin'den talep etmiyor. Böyle bir dengeleme politikası ancak Washington'un Çin ile ilişkilerinin önemli ölçüde kötüleştiği andan önce mümkün olabilir. Bundan sonra, Soğuk Savaş sırasında Kissinger ve Nixon'un Mısır'la olan ilişkilerinde olduğu gibi, Arap ülkeleri de Washington'ın önünde bir seçimle karşı karşıya kalacak: Ya ABD liderliğindeki bir bloğa katılmak ya da ABD’den ayrıcalıklı muamele görmemek.

ABD uçak gemilerinin ve üst düzey yetkililerin bölgeye odaklanmaya ne kadar daha devam edeceğini merak etmek yanlış olmaz mı? Yanıt önümüzde: İran Dışişleri Bakanı, ekim ayı ortasında Amerikalıları ve İsrail'i, Gazze krizinin büyümesi halinde ‘direnişin’ müttefiklerinin müdahale edeceği konusunda uyardı. Ancak Tahran, ABD politikasını yanlış anlıyor. Cumhuriyetçilerin ve Demokratların büyük çoğunluğu İsrail'i güçlü bir şekilde destekliyor. Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi, Biden'ın gerekirse İran ve vekillerine karşı askeri güç kullanmasına yönelik bir yetkilendirme hazırlığı yapıyor.

“İran doğrudan İsrail'e saldırırsa, ABD'nin de İran'a saldıracağını hayal etmek mümkün.”

ABD Kongresi böyle bir yetkiyi en son 2002'de, Irak'la savaştan önce yayınladı. Hatta ABD Kongre Binası’nda İsrail askeri üniforması giyen Cumhuriyetçi bir Kongre üyesinin bile olduğunu gördük! Bu siyasi destek, ABD'nin Irak'a karşı savaşa ve hatta Afganistan'daki savaşa verdiği desteğin çok ötesine geçiyor. Lübnan'da Hizbullah'a karşı ABD hava saldırılarını hayal etmek kolaydır. ABD'nin Suriye'de ve hatta Irak'ta İran destekli milislere karşı saldırı yapacağını hayal etmek de kolaydır. İran doğrudan İsrail'e saldırırsa, ABD'nin de İran'a saldıracağını hayal etmek mümkün. ABD'nin sert tepkisi kısmen duygusal olacak, kısmen de İran ve müttefiklerini İsrail'e karşı daha fazla askeri operasyon düzenlemekten caydırmayı amaçlayacak.

En korkutucu senaryo, Washington'ın Ukrayna'ya yaptığı yardıma karşılık Rusya'nın, İran ve müttefiklerinin Suriye'deki Rus askeri üslerini İsrail ve ABD’lilere karşı kullanmasına izin vermesidir. Bir yanda Washington ve İsrail, diğer yanda İran ve müttefikleri arasındaki gerilimin nereye varacağını bilmek zor. Ancak tarihten biliyoruz ki, savaşlar her zaman başta amaçlanmayan sonuçlar doğurabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.