Batılı ve İsrailli entelektüellerin Gazze savaşına bakışı

Çifte standartlar ve gelecek kaygısı karşısında şok yaşanıyor.

Batılı ve İsrailli entelektüellerin Gazze savaşına bakışı
TT

Batılı ve İsrailli entelektüellerin Gazze savaşına bakışı

Batılı ve İsrailli entelektüellerin Gazze savaşına bakışı

İmad el-Ahmed

“Frankfurt Kitap Fuarı'nda Slavoj Zizek konuşmasına izin verilirken, Filistinli bir yazar kazandığı ödülünden mahrum bırakıldı”.

Eski Malta Yazarlar Konseyi Başkanı, Maltalı yazar ve tarihçi Mark Camilleri, Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı 2023'ün, Filistinli yazar Adania Shibli'nin fuar, etkinlikleri kapsamında ödül verilmekten men edilmesiyle ilgili makalesine bu sözlerle başladı. Camilleri bu davranışı ‘saf ikiyüzlülük ve aldatmaca’ olarak nitelendirerek, fuar yönetiminin ‘sadece Batılılara ifade özgürlüğü ayrıcalığı tanıdığını, Arap dünyasından ve Asya'daki diktatör ülkelerden gelen yazarları ve muhalifleri görüşlerini ifade etmekten mahrum ettiğini’ söyledi. Camileri, Zizek'in şu anki Gazze savaşına ilişkin ciddi analizleriyle tamamen aynı fikirde olmasa da Filistinlileri Batılılarla eşit bir şekilde fuarın sağladığı platformlara katılma ve bunlardan yararlanma ayrıcalığından mahrum bırakırken, Batılıların Filistinlileri savunmasına izin vermenin tam bir ikiyüzlülük ve aptallık olduğunu vurguladı.

Bal peteği

Ünlü Sloven filozof Slavoj Zizek, 2023 Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı'nın açılış konuşmasını yaparken şu ifadeleri kullandı:

"Gazze'deki bu korkunç savaşa kitaplar olmadan çözüm bulamayız."

“Zizek, Filistinlilerin kendi topraklarını kimin çaldığını ve en temel insan haklarını kimlerin ellerinden aldığını kendi kararlarıyla ve yüksek sesle söyleyebilmelerine izin verilmemesi fikrini eleştirdi. Fuarın açılışında kendisinden önce yapılan konuşmalarda çoğunun yalnızca İsrail ve ‘Hamas’ hakkında konuştuğuna ve Filistinlilerden bir halk olarak hiç bahsedilmemesine şaşırdığını ifade etti.”

Zizek, elbette ki Hamas'ın saldırılarını kınadı, ancak herkesin en azından saldırıların gerekçelendirilmesi veya Hamas'ın savunulması suçlamalarına maruz kalmadan çatışmanın arka planını analiz etme hakkını savundu. Bu tür önlemenin hayal edebileceğimiz en kapsamlı toplum olarak tanımladığı ‘bal peteği’ toplumuna ait olduğuna dikkat çekti.

Slavoj Zizek, Filistinlilerin kendi topraklarını kimin çaldığını ve en temel insan haklarını kimlerin ellerinden aldığını kendi kararlarıyla ve yüksek sesle söyleyebilmelerine izin verilmemesi fikrini eleştirdi. Fuarın açılışında kendisinden önce yapılan konuşmalarda çoğunun yalnızca İsrail ve ‘Hamas’ hakkında konuştuğuna ve Filistinlilerden bir halk olarak hiç bahsedilmemesine şaşırdığını ifade etti.

Zizek, İsmail Heniyye'nin "Defolun gidin, burada yeriniz yok..." sözleri ile Binyamin Netanyahu'nun "İsrail, tüm vatandaşlarının ülkesi değil, yalnızca Yahudilerin ülkesidir" ifadelerini karşılaştırdı. Zizek konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Filistinliler, bir sorun olarak görülüyor. Kim bu insanlar ve hangi topraklarda yaşıyorlar, Batı Şeria'da mı, yoksa Birleşmiş Milletler'e (BM) üye 193 ülkeden 139'u tarafından tanınan Filistin Devleti'nde mi?”

Fotoğraf Altı: Filistinliler, Han Yunus Kampı’ndaki İsrail hava saldırısında yıkılan binaların enkazında hayatta kalanları arıyor. (EPA)
Filistinliler, Han Yunus Kampı’ndaki İsrail hava saldırısında yıkılan binaların enkazında hayatta kalanları arıyor. (EPA)

Eski İsrail liderlerinin daha dürüst, net ve açık sözlü olduğunu düşünen Slavoj Zizek, 1960'larda Filistin saldırılarına yanıt olarak yaptığı bir konuşmada Moşe Dayan'ın şu sözlerini hatırlattı:

"Bugün katilleri suçlamayalım. Onların ölümcül nefretimize karşı iddialarımız nelerdir? Onlar Gazze'deki mülteci kamplarında yaşıyorlardı... biz de onların büyüdüğü, atalarının gözlerinin önünde yaşadığı toprakları ve köyleri mirasımıza dönüştürdük."

Zizek'e göre, günümüzde hiçbir İsrailli yetkilinin böyle bir görüş bildirmesi mümkün değil.

Zizek, günümüzdeki İsrail hükümetinin radikalizminin, geçmişte ‘toprak karşılığı barış’ ve ‘iki devletli çözüm’ gibi konuların tartışıldığı dönemden çok daha fazla olduğunu düşünüyor. Örneğin, İsrail'in en yakın müttefikleri bile, İsrail'in Batı Şeria'da yeni yerleşim birimleri inşa etmemesi için baskı yapıyordu. Ancak günümüzde, İsrail hükümetinde, kendisi de terörist olarak kabul edilen ve orduda aşırı görüşleri nedeniyle görevden alınan Itamar Ben-Gvir gibi isimler görev yapıyor.

Zizek, konuşmasını, İsrailli yazar Yuval Noah Harari'nin daha önce ifade ettiği "İsrail diktatörlük devleti olma yolunda ilerliyor" görüşüyle bitirdi.

Biz Batı'da ve tüm dünyada apartheid rejimini, etnik temizliği ve Filistin halkının yok edilmesini meşrulaştırmayı amaçlayan yanıltıcı propagandanın kurbanlarıyız.

Yanis Varufakis

Modern kurbanlar

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Slavoj Zizek'in bu yorumları, dünyanın dört bir yanındaki birçok entelektüelin, Gazze'deki son olaylara, siyasi propaganda ve ideolojik iddialardan etkilenmeyen farklı bir bakış açısıyla bakma çabasını yansıtıyor. Bu entelektüellerden biri de eski Yunan Maliye Bakanı ve ekonomist Yanis Varufakis’tir. Varufakis, Filistin Araştırmaları Enstitüsü'ne gönderdiği bir videoda, Filistin halkına destek verdiğini şu sözlerle ifade etti:

 "Şu an konuşurken dahi Filistin ve özellikle Gazze ciddi bombardımana maruz kalıyor. Dolayısıyla şimdi Filistin meselesini araştırmanın zamanı değil, Filistin halkının varlığını savunmanın zamanıdır."

 Varufakis, ‘kültürel olarak baskın Batı'nın modern kurbanlar ile modern olmayan kurbanlar arasında ayrım yaptığını’ vurguladı. Bu adaletsiz ölçüte göre Ukraynalı sivillerin Filistinli sivillerden daha önemli hale geldiğine dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: İsrail'in saldırısının ardından Gazze semaları dumanla kaplandı. (Reuters)
 İsrail'in saldırısının ardından Gazze semaları dumanla kaplandı. (Reuters)

Varufakis, sadece Hamas'a odaklananlardan, Hamas savaşçılarının tamamen teslim olması durumunda Tel Aviv ve Washington'un başına gelebilecek ‘dehşeti’, bu durumda ABD’liler ve İsraillilerin tutumunun nasıl olacağını hayal etmelerini istedi. Varufakis, gerçek cevabın Batı Şeria'da olduğunu, çünkü orada Hamas'ın bulunmadığını, daha fazla ‘etnik temizlik ve iki devletli çözüm olasılığını ortadan kaldırmak için yoğun çabalar’ olduğunu belirtti.

Bu hükümet vatandaşları saldırılardan korumayı başaramadı. Ancak aynı zamanda, hesabını sormasını talep eden en sessiz sesleri bile sadece protestocu veya hatta İsrail'e ihanet edenler olarak görüyor.                                                                                                                          

Etgar Keret

İsrail içinden yazarlar

Peki, İsrailli yazarlar son olaylara nasıl bakıyorlar? 1965'te Tel Aviv'de doğan, çok sayıda ödüllü roman yazarı ve iki devletli çözümün destekçisi avukat Yishai Sarid, Deutsche Welle'ye (DW) halkının psikolojisini, günlük yaşamlarını etkileyen dış faktörleri ve kişiliklerini şekillendiren iç faktörleri analiz ederek şunları söyledi:

"Savaş tehdidi altında yaşamak, şiddet ve korkunun kullanılması, psikolojik yapımızın, ulusal ruhumuzun ve kişiliklerimizin temel bir parçasıdır."

Netanyahu'nun askeri ve siyasi politikasını eleştirerek, ‘tam bir başarısızlık’ olarak nitelendiriyor.

İsrailli yazar Lizzy Doron, muhafazakâr kesimlerde pek popüler olmasa da İsrail'in uzun süredir Filistinli ‘komşularına’ karşı açık olmamasının bir hata olduğuna inanıyor. Doron, DW'ye verdiği bir röportajda, İsrail hükümetinin politikasını ve ülkedeki sağcı ve aşırılıkçı Ortodoks baskı gruplarının siyaset üzerindeki kontrolünü kınadı. Bu gruplar, diyalog önündeki engelleri aşmak ve kabul edilebilir çözümler bulmak için yıllarca süren çabaları baltaladı. Doron, ‘seçilmiş halk’ kavramını açıkça kınadı ve daha fazla insanlığa ihtiyaç olduğunu vurguladı. Halkına ve hükümetine şu tavsiyede bulundu: "Felakete rağmen kendimizi aramamız gerekiyor."

Fotoğraf Altı: Gazze Şehri'nin tahliyesi sırasında bir kadın yıkılmış binaların önünden geçiyor. (EPA)
Gazze Şehri'nin tahliyesi sırasında bir kadın yıkılmış binaların önünden geçiyor. (EPA)

Etgar Keret, 25 farklı dilde yayınlanan kitaplarıyla dünyanın dört bir yanında tanınan, İsrailli çağdaş edebiyat dünyasının yıldızı, üniversite profesörü, yazar, yönetmen ve yapımcı. Bir kısa hikâyesinde geçen ünlü ifadesinde "Gelecek füze bizi her an vuracaksa, bulaşık yıkamanın ne anlamı var?" diye soruyor. Keret, Fransız haftalık dergisi ‘Le Point’ ile yaptığı röportajda şunları söyledi:

“Ordu ve hükümet her şeyden sorumludur ve bu hükümetin olup bitenlerden herhangi bir sorumluluk üstlenebileceğini düşünmek saçma. Bu hükümet vatandaşları saldırılardan korumada başarısız oldu, ancak aynı zamanda, hesabını sormasını talep eden en sessiz sesleri bile sadece protestocu veya hatta İsrail'e ihanet edenler olarak görüyor. Bugünkü gibi zor ve aşırılık dolu bir ortamda sanatın herhangi bir rolü donar.”

İsrail daha sağcı ve ırkçı olacak, kutuplaşma ve iç bölünme artacak, en radikal ve nefret dolu önyargılar ile klişeler güçlenecek.

David Grossman

2017 yılında Man Booker Uluslararası Ödülü'nü kazanan İsrailli yazar David Grossman, ABD gazetesi Financial Times'ta yayınlanan bir makalesinde, Netanyahu'nun komik oyunlarını Romanya diktatörü Nicolae Ceaușescu'nun davranışlarına benzetti. Netanyahu'nun, gerçek çatışmanın temelini görmezden gelerek aradığı barışın, zenginlerin barışı olduğunu savundu. Grossman, geleceğe dair tahminlerde bulunarak, 'İsrail daha sağcı ve ırkçı olacak, iç kutuplaşma ve bölünme artacak, önyargılar ve en aşırı ve nefret dolu yönlere doğru iten en uç kalıplar güçlendirilecek' dedi.

Küresel ret

Bu son savaşın kültürel düzeydeki dikkate değer dönüm noktalarından biri, 17 Ekim'de iki binden fazla İngiliz film yapımcısı, sanatçı, oyuncu, küratör ve oyun yazarının Gazze'deki soykırıma karşı İngiliz hükümetine imzaladığı açık mektuptu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

"Hepimiz gerçek bir suç ve felaketi izliyoruz. İsrail, Gazze Şeridi'nin büyük bir bölümünü yıkıntıya çevirdi ve 2,3 milyon Filistinlinin su, elektrik, gıda ve ilaç tedarikini kesti. Birleşmiş Milletler İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı'nın ifadesiyle, ölüm hayaleti bölge üzerinde dolaşıyor."

Katliamı durdurmak amacıyla yayınlanan mektupta ayrıca şu ifadeler yer aldı:

"Gazze'nin yok edilmesine ve Filistin halkının kitlesel olarak yerinden edilmesine karşı küresel hareketi destekliyoruz. Hükümetimize İsrail düşmanlıklarına verdiği askeri ve siyasi desteği sonlandırması çağrısında bulunuyoruz. Derhal ateşkes sağlanması ve Gazze'ye insani yardımların hiçbir engel olmadan girebilmesi için kapıların açılmasını talep ediyoruz." 

Ayrıca, 20 Ekim 2023 tarihinde, Gazze'deki soykırım tehlikesine dikkat çeken ve ateşkes çağrısında bulunan bir başka açık mektubu 8 binden fazla sanatçı ve kültür çalışanı imzaladı.

Bu açık mektuplar, dünyanın her yerinden isimleri içeriyordu ve Gazze'deki İsrail ablukasına ve on binlerce cana mal olması beklenen kara saldırısına karşı milyonlarca insanın öfkesini yansıtıyordu.

ABD menşeili Yahudi kuruluşu ‘If Not Now’, İsrail'in ayrımcı rejimine yönelik ABD desteğinin sona ermesini ve eşitlik, adalet ve herkes için müreffeh gelecek talep eden bir açıklama yayınladı. "If Not Now", X (eski adıyla Twitter) platformunda yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Masum sivillerin öldürülmesini şiddetle kınıyoruz ve her dakika daha fazla kurban verirken Filistinliler ve İsraillilerde yaşanan kayıplardan derin üzüntü duyuyoruz. Bu kurbanların kanları İsrail hükümetinin, onu finanse eden ve taşkınlıklarını meşrulaştıran ABD hükümetinin ve Filistinlilere uygulanan onlarca yıllık baskıyı görmezden gelen her uluslararası liderin ellerini kirletiyor. Bu baskının yol açtığı endişeleri hafife alan veya devam eden bağlamı görmezden gelen herkes, sadece daha fazla kan dökülmesine şaşıracak."

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.