Gazze'deki Şifa Hastanesi "toplu mezara" dönüştü

Askeri araçlar, hastaneyi kuşattı ve ambulansların geçişini engelleyerek cesetlerin defnedilmesini engelledi

Gazze'deki el Şifa Hastanesi önünde toplanan ölenlerin yakınları (AFP)
Gazze'deki el Şifa Hastanesi önünde toplanan ölenlerin yakınları (AFP)
TT

Gazze'deki Şifa Hastanesi "toplu mezara" dönüştü

Gazze'deki el Şifa Hastanesi önünde toplanan ölenlerin yakınları (AFP)
Gazze'deki el Şifa Hastanesi önünde toplanan ölenlerin yakınları (AFP)

İzzeddin Ebu Ayşe 

İsrail ordusunun son üç gündür çevresindeki saldırıları yoğunlaştırmasının ardından, Gazze'nin merkezindeki Şifa Tıp Kompleksi toplu bir mezar haline geldi.

Savaş uçakları şiddetli hava saldırıları düzenleyerek, cerrahi binası, hastane bahçesi, yerinden edilmiş kişilerin barınma alanı ve sağlık kurumunun giriş kapısı dâhil bazı tesisleri vurdu.

Sürekli bombardıman, hastane yönetiminin kurbanları gömmesine engel oldu ve bu nedenle hastane içinde toplu bir mezar kazılması kararı alındı.

Gece boyunca İsrail ordusu tarafından düzenlenen yoğun hava saldırıları sonucu birçok kişi öldü ve yaralandı.  

Cesetler, Şifa Tıp Kompleksi'nin avlusunda ve koridorlarında yere bırakıldı. Tıbbi ekip ve ambulanslar cesetleri alamıyor. 

Şifa Tıp Kompleksi Genel Müdürü Muhammed Ebu Selmiye'ye göre, İsrail ordusu, hastanenin üzerinde yüzlerce insansız hava aracıyla sağlık kurumunun binaları dışında hareket eden her şeye ateş açıyor.

Gazze Şeridi'ndeki Şifa Tıp Kompleksi, boyutu, uzmanlığı, kapasitesi ve personel sayısı bakımından bölgenin en büyük tıbbi kuruluşlardan biri.

Toplam alanı 45 bin metrekareyi aşarken, yaklaşık 1500 sağlık profesyoneli burada çalışıyor.

Uzmanlaşan bölümleri ve poliklinikler içermesiyle önem arz eden Şifa Hastanesi yaklaşık 700 yatak kapasitesine sahip.

Şifa Tıp Kompleksi özellikle saldırı durumlarında merkezi bir rol oynuyor.

Zira yararlıları tedavi ediliyor ve ameliyatlar burada gerçekleştiriliyor.

Hastane yaklaşık 8 bin 790 yaralıya tedavi sağlayabiliyor.  

Ayrıca, İsrail'in saldırılardan kaçan mültecilere sığınak oluyor.

Ancak şu anda Şifa Tıp Kompleksi, ilaç, tıbbi malzeme ve yakıt eksikliği gibi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor.

Ayrıca, yoğun çalışma nedeniyle tıbbi personel, 37 gün boyunca sürekli çalışmanın getirdiği yorgunlukla baş etmeye çalışıyor.

Neden bombardıman?

İsrail'in iddiasına göre Hamas, Şifa Hastanesi'ni askeri üs olarak kullanırken tünelleriyle ilgili operasyon merkezi de burada bulunuyor.

Bu nedenle İsrail hastaneyi hedef olarak görüyor ve buraya erişmeyi amaçlıyor.

Şifa Tıp Kompleksi, şimdi savaşın tam merkezine gelmiş durumda ve Gazze'ye ilerleyen askeri araçlar hastaneye giderek yaklaşıyor.

İsrail'in verdiği bilgiye göre en yakın tankın hastaneye uzaklığı sadece 500 metre.

Tanklar dışında İsrail uçakları yol açmak için sağlık kuruluşunun çevresini sürekli bombalıyor.

İsrail İçişleri Bakanlığı'na göre İsrail uçakları, Şifa Tıp Kompleksi'nin çevresini 32 bin ton patlayıcı ile vurdu ve bunun için 13 bin bomba atıldı.

Ayrıca tanklar, sağlık kuruluşunun etrafına doğru ilerlemeye devam ediyor ve Hamas ile ordu arasında şiddetli çatışmalar devam ediyor.

 

Toplu mezar 

Şifa Tıp Kompleksi'nin çevresine yönelik şiddetli bombardıman sonucunda, hastanenin bazı bölümleri zarar gördü.

Saldırıda 100'den fazla ölü ve sayısı belirlenemeyen yaralı, hastane bahçesinde ve koridorlarında bulunuyor.

İsrail askeri araçlarının hastaneyi dört yönden kuşattığını ve ambulansların hareketini engellediğini belirten Şifa Hastanesi Müdürü Selmiye, "Bu nedenle hastane avlusunda bulunan cesetler gömülemedi" dedi.

Selmiye, "Cenazelerin gömülmemesi, salgın hastalıkların yayılmasına neden olabilir ve bu, yaralılar ve sağlık personeli için bir tehdit oluşturabilir. Bu nedenle Şifa hastanesi içinde toplu bir mezar kazma kararı aldık" dedi.

Selmiye, sözlerine şunları ekledi:

Küçük ekipmanlar kullanarak hastane içinde mezar kazmayı planlıyorduk ve bir kepçeyi bu amaçla getirmeye çalıştık, ancak İsrail ordusu bu makineyi hedef aldı ve ulaşmasını engelledi. Bu yüzden sağlık çalışanları, cesetleri kendi imkanlarıyla ve küçük ekipmanlarla gömmek için bugün toplu bir mezar kazacak.

Şifa Hastanesi yönetimi, zorlu koşullar nedeniyle hastane bahçesini bir mezarlık haline getirme kararı aldı.

Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Münir el-Berşh, "Hastane çevresindeki bombardıman son üç gecedir durmaksızın sürüyor ve neredeyse her dakika hava saldırıları düzenleniyor" dedi.

Bombardıman nedeniyle hastane sakinlerinin tahliye edildiğini ve ordu tarafından hareket eden her şeye ateş eden insansız hava araçları kullanıldığını ifade eden Berşh, sözlerine şöyle devam etti:

Hastaneyi kuşatan askeri araçlar, ambulansların giriş ve çıkışını engelledi. Şu anda Şifa Kompleksi içinde sıkışıp kaldık.

Berşh, bombardımanın, daha önce yaralanmış olanları hedef aldığını ve tıbbi ekiplerin hastanenin ve yaralıların üzerine düşmesinden endişe ettiklerini belirtti.

Ayrıca Berşh, yakıt, su, gıda ve ilaç eksikliği nedeniyle kompleksin hizmet dışı kaldığını ve önümüzdeki saatlerde ölü sayısının artmasının beklendiğini vurguladı.

Yakıtın tükenmesi ve elektrik jeneratörlerinin çalışmaması nedeniyle ameliyatların durduğunu belirten Berşh, tamamen elektrik kesintisinin yaşanmasının ardından, solunum cihazlarına bağlı hastaların hepsinin hayatlarını kaybedeceğini ve doktorların ameliyat yapamayacaklarını anlattı.

Uluslararası Doktorlar Örgütü, İsrail'in Şifa Hastanesi'ne yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını ve çalışanlarıyla iletişimin kesildiğini belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü Sözcüsü Margaret Harris, Şifa Hastanesi'nin yoğun bir şekilde saldırıya uğradığını ve şiddet olaylarına tanıklık ettiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler İnsanî İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, "Şifa Hastanesi'ne yönelik dehşet verici saldırılarla ilgili korkunç raporlar alıyoruz ve bu raporlar, binlerce hasta, çalışan ve mültecinin hayatlarının tehlikede olduğunu teyit ediyor" dedi.

İsrail, Hamas'ı suçluyor; Hamas iddiaları inkâr ediyor

İsrail Hükümeti Sözcüsü Elon Levi, Hamas'ın merkezinin Şifa Hastanesi'nin bodrumunda olduğunu belirterek bu durumda hastanenin statüsünü kaybettiğini ve bu nedenle açık bir hedef haline geldiğini iddia etti.

İsrail Ordusu Sözcüsü Daniel Haggari, "Elimizde Hamas'ın Şifa Hastanesi'ni kullanarak merkezi üssünü ve geniş tünel ağlarının giriş noktalarını gizlemek için kullandığını gösteren fotoğraflarımız, grafiklerimiz ve ses kayıtlarımız var" dedi.

Haggari, "Şifa Hastanesi'ne ulaşmaya çalışıyoruz, ancak saldırılar ordumuzdan kaynaklanmıyor. Ordumuzun işletmeleri incelediği ve hastaneye isabet eden mermilerin farklı gruplar tarafından atıldığını belirledi. Bu gruplar hastanenin çevresindeki askerlerimizi hedef alıyor" diye konuştu.

Hamas Sözcüsü Hazım Kassam da, hastane kompleksi altında askeri altyapı olduğu iddiasını reddederek, İsrail ordusunun iddia ettiği gibi, hastanenin altında tünel olmadığını, yalnızca yakıt deposu ve bir oda bulunduğunu söyledi. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)

Ortadoğu’da jeopolitik dengeler bir kez daha sert yüzünü gösteriyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına ve Arap Körfezi’nde deniz trafiğinin durmasına yol açan çatışmalar sürerken, OPEC’in ikinci büyük petrol üreticisi olan Irak, ekonomisinin neredeyse tek can damarı niteliğindeki ihracat hattını güvence altına almak için kritik bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

Irak normal şartlarda günlük yaklaşık 3,4 milyon varil petrol ihraç ediyor. Ancak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla, ülkenin ihracat altyapısının neredeyse tamamen bu stratejik deniz yoluna bağımlı olması nedeniyle petrol ihracatının yaklaşık yüzde 95’i durma noktasına geldi. Bu durum, Irak bütçesinde aylık milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açtı.

Bu gelişmeler üzerine, yıllarca fizibilite aşamasında kalan alternatif ihracat güzergâhı projeleri Bağdat yönetimi açısından stratejik öncelik haline geldi. Irak, petrol ihracatını kara koridorları ve Kızıldeniz ile Akdeniz’e uzanacak boru hatları üzerinden gerçekleştirecek yeni rotalar oluşturmak için çalışmalarını hızlandırırken, Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin dün sona eren Washington ziyareti sırasında da ivme kazandı. Ziyarette, ABD’li yetkililerle yapılan görüşmelerin gündeminde ‘enerji güvenliği ve ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesi’ başlığı öne çıktı.

En hızlı alternatifler

Dev boru hatlarının inşasının yıllar alması nedeniyle Bağdat yönetimi, sahada kısa sürede uygulanabilecek en hızlı çözüme yöneldi: Kara yolu üzerinden petrol taşıyan tanker ve kamyon konvoyları. Irak, Nisan 2026’nın sonlarından itibaren karmaşık ve yüksek maliyetli kara lojistik hatlarını devreye alarak, petrol tankerlerini el-Velid ile Rabia-Yarubiye sınır kapıları üzerinden doğrudan Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’na sevk etmeye başladı. Buradan gemilere yüklenen petrol, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden etkilenmeyen deniz güzergâhları üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılıyor.

xcsdfvgthy
Irak’ın Kerkük vilayetindeki ed-Dibs bölgesinde bulunan bir petrol sahası (Reuters)

Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO), Nisan-Haziran 2026 döneminde bu acil güzergâh üzerinden aylık 650 bin ton akaryakıt taşınması için sözleşme yaptı. Son saha verilerine göre, Baniyas Limanı’ndan ihraç edilen Irak menşeli akaryakıt miktarı mayıs ayında günlük 122 bin varile ulaştı. Haziran ayının başında ise bu rakam, her gün yüzlerce tankerin milyonlarca varil petrol taşımasıyla günlük 140 bin varile yükseldi.

Bu güzergâhın sağladığı başarı, Irak hükümetini kullanım alanını genişletmeye teşvik etti. Bağdat yönetimi, Suriye üzerinden günlük 50 bin varil ham petrol ile nafta ihracatını başlatmayı planlarken, Şam yönetimi de artan sevkiyatı karşılayabilmek amacıyla Baniyas Limanı’nın kapasitesini günlük yaklaşık 900 tankere çıkaracak çalışmalar yürütüyor.

İhracat haritasının yeniden çizilmesi

Geçici çözümler önem taşısa da bunlar, Irak’ın Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını kalıcı olarak azaltmayı hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin yalnızca geçiş aşamasını oluşturuyor. Bu stratejinin temelini ise Bağdat’a farklı ihracat çıkış noktaları sağlayacak ve Hürmüz Boğazı krizinin ortaya çıkardığı jeopolitik riskleri azaltacak sınır aşan petrol boru hatları ağı oluşturuyor.

Bu kapsamda, Zeydi’nin Washington'da Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ABD’nin himayesinde gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından Basra-Akabe Petrol Boru Hattı Projesi yeniden güçlü bir ivme kazandı. Taraflar, projenin uygulama sürecinin hızlandırılması konusunda anlaşmaya vardı.

Yaklaşık 18 milyar dolar maliyetle hayata geçirilmesi planlanan proje, bölgenin en büyük petrol altyapı yatırımlarından biri olarak görülüyor. Yaklaşık bin 600 kilometre uzunluğundaki boru hattının, Irak’ın güneyindeki Basra petrol sahalarından başlayarak Suudi Arabistan’ın Hadise bölgesinden geçip Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na ulaşması ve günlük 2,25 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor.

csdvfgbthyju
Chevron şirketinin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mark Nelson, ABD’nin Houston kentindeki şirket genel merkezinde Iraklı hükümet yetkilileriyle yaptığı toplantıda (Reuters)

Öte yandan, 1982’den bu yana faaliyette olmayan Kerkük-Baniyas Petrol Boru Hattı’nın yeniden işler hale getirilmesine yönelik proje de Zeydi’nin Washington ziyaretinin ardından yeni bir siyasi destek kazandı. ABD, Irak’ın petrol ihracatını Akdeniz’e yönlendirecek stratejik güzergâhlardan biri olarak gördüğü projeye destek verirken, bunu Bağdat ile ekonomik ortaklığı güçlendirmeyi ve Irak’ın risk altındaki deniz yollarına bağımlılığını azaltmayı amaçlayan daha geniş bir vizyonun parçası olarak değerlendiriyor.

Günlük yaklaşık 300 bin varil taşıma kapasitesiyle yeniden faaliyete geçirilmesi hedeflenen hat, Irak petrolü için Hürmüz Boğazı dışında ilave bir ihracat koridoru sağlayacak. ABD Dışişleri Bakanlığı da Irak ile Suriye arasında projeye ilişkin varılan mutabakatı memnuniyetle karşılarken, bunu bölgesel enerji güvenliğini güçlendirecek önemli bir adım olarak nitelendirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise bu koridorların geliştirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nı bölgedeki petrol akışı açısından ‘yalnızca ikincil önemde bir unsur’ haline getireceğini söyledi.

Hürmüz sonrası koridorları güçlendirmeye yönelik yatırımlar

Zeydi’nin Washington ziyareti, yalnızca siyasi temaslarla sınırlı kalmadı. Ziyaret kapsamında enerji, altyapı, telekomünikasyon ve sağlık sektörlerini kapsayan, toplam değeri yaklaşık 60 milyar dolara ulaşan kapsamlı anlaşmalar imzalandı. Anlaşmaların en büyük bölümünü ise Bağdat’ın petrol ihracat güzergâhlarını çeşitlendirme ve Arap Körfezi’ne bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda enerji sektörü oluşturdu.

Bu çerçevede ABD’li enerji şirketi Chevron ile Irak hükümeti arasında üç anlaşma imzalandı. Bunlardan ikisi Irak’ın güneyindeki petrol sahalarının geliştirilmesini kapsarken, üçüncü anlaşma güneydeki petrol sahalarını Hadise bölgesine, oradan da Akdeniz kıyısına bağlayacak yeni bir boru hattı ağının fizibilite çalışmasını öngörüyor. Projenin, Hürmüz Boğazı’na alternatif bir petrol ihracat koridoru oluşturması hedefleniyor.

Zeydi, Houston’da Chevron yöneticileriyle yaptığı görüşmede, Irak’ın ‘yalnızca yükleniciler değil, uzun vadeli ortaklar ve yatırımcılar’ aradığını belirtti. Bu açıklama, yeni hükümetin Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendirecek stratejik altyapı yatırımlarına öncelik verme yaklaşımını yansıttı.

Karşılıklı çıkarlar

Bu projelerin kapsamı, Irak’ın petrol ihracatı ihtiyaçlarının ötesine geçerek komşu ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla da örtüşüyor. Suriye açısından Irak petrolünün yeniden akmaya başlaması, ülkeye transit geçiş ücretlerinden düzenli gelir sağlayacak. Aynı zamanda yerel rafinerilere ham petrol temin edilerek ağır yakıt sıkıntısının hafifletilmesine katkıda bulunulacak ve bu gelirlerin yeniden imar çalışmalarının finansmanında kullanılması hedeflenecek. ABD’nin bu ekonomik entegrasyona verdiği destek ise Şam’ın bölgesel ekonomik sisteme daha hızlı entegre olmasının önünü açıyor.

dfrgthy
Suriye’deki Baniyas Petrol İstasyonu’nda Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltan bir işçi (Reuters)

Ürdün ise proje sayesinde Kızıldeniz’deki Akabe Limanı üzerinden uluslararası enerji hatları için güvenli ve istikrarlı bir lojistik merkez konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu sayede ülke hem istikrarlı enerji tedariki sağlayacak hem de transit gelirleriyle, çevresindeki bölgesel krizlerin gölgesinde ekonomik istikrarını destekleyecek ek kaynak elde edecek.

ABD ise söz konusu projeleri, bölgesel ekonomik entegrasyonu güçlendirmeyi, enerji koridorlarını çeşitlendirmeyi ve Amerikan şirketlerinin Irak enerji sektöründeki varlığını genişletmeyi hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendiriyor.

Uygulamadaki zorluklar

Bu strateji güçlü bir siyasi destek görse de, önünde hâlâ önemli engeller bulunuyor. Önerilen kara koridorlarının, DEAŞ hücrelerinin halen faaliyet gösterdiği bölgelerden geçmesi, boru hatları ve diğer enerji altyapısının korunması için kapsamlı güvenlik tedbirlerini zorunlu kılıyor.

Öte yandan, petrolün Akdeniz üzerinden taşınması, Arap Körfezi güzergâhına kıyasla nakliye maliyetlerini artırıyor. Irak petrolünün başlıca pazarlarının Çin ve Hindistan’ın başını çektiği Asya ülkelerinde bulunması nedeniyle, Akdeniz rotası deniz taşımacılığı süresini Körfez güzergâhına göre yaklaşık 10 gün uzatıyor.

Buna rağmen Bağdat’taki karar alıcılar, ihracat güzergâhlarını çeşitlendirmenin maliyetinin, jeopolitik gelişmelerin herhangi bir anda tüm Irak ekonomisini tehdit eden bir darboğaza dönüşebileceğini gösterdiği tek bir geçiş noktasına bağımlı kalmanın doğuracağı bedelden çok daha düşük olduğu görüşünü savunuyor.


Mali'nin kuzeyinde ayrılıkçıların düzenlediği saldırıda 50 asker öldü

Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
TT

Mali'nin kuzeyinde ayrılıkçıların düzenlediği saldırıda 50 asker öldü

Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)

Tuareg ayrılıkçılarının bugün, Mali ordusuna ait ve kuzeydeki stratejik El Nefis kentinden ayrılmakta olan bir konvoya düzenlediği saldırıda 50 asker öldü.

Saldırı, Batı Afrika ülkesi Mali'de çatışmaların başlamasından 15 ay sonra, Mali ordusu saflarında en fazla can kaybına yol açan saldırılardan biri oldu.

xcdfvgthy
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde ayrılıkçı militanların düzenlediği saldırının ardından geride kalanlar (AP)

Ülkenin kuzeyinde, iktidardaki askeri cuntaya yakın bir yerel yetkili, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Saldırının ilk bilançosu çok ağır; 50'den fazla asker öldürüldü ve en az 24 asker esir alındı" dedi.


İsrail, Beytüllahim yakınlarındaki tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor

Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
TT

İsrail, Beytüllahim yakınlarındaki tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor

Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)

İsrail, Beytüllahim yakınlarında bulunan tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor. Bu adım, Batı Şeria topraklarının kontrolünü ele geçirmeye yönelik giderek büyüyen kampanyada tehlikeli bir tırmanış olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz The Guardian gazetesinden aktardığı habere göre İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in mayıs ayında, 30 yılı aşkın süre önce "Süleyman Havuzları" olarak bilinen havuzların Filistinlilere ait olduğunu teyit eden anlaşmaları "silme" tehdidinde bulunmasının ardından, İsrailli yerleşimciler ve İsrail güçleri tarihi alanın çevresindeki varlıklarını yoğunlaştırdı.

"Süleyman Havuzları", Filistin'in en önemli arkeolojik yapılarından biri olarak kabul ediliyor. Tarihi MÖ 2. yüzyıla kadar uzanan havuzlar, Roma ve Osmanlı dönemlerinde genişletildi. İngiliz Mandası yönetimi ise 1923-1948 yılları arasında bölgedeki su sistemini geliştirdi. Bazı bölümlerinde derinliği 10 metreyi aşan havuzlar artık Kudüs'e su sağlamıyor. Ancak Beytüllahim ve çevre köylerde yaşayanlar için önemli bir dinlenme alanı ve başlıca rekreasyon merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Cuma günleri ve bayramlarda aileler, havuzlarda vakit geçirmek, yüzmek ve piknik yapmak için 3,5 kilometre kuzeydoğuda bulunan Beytüllahim'den bölgeye geliyor.

Kentin dört bir yanından hızla yayılan yapılaşma nedeniyle çevresi giderek daralan havuzlar, Beytüllahim sakinleri için her geçen gün daha önemli bir sığınak haline geliyor.

Beytüllahim'in güneyindeki Artas köyünden yerel aktivist ve bahçıvan Mahmud Cabir, "Burası Beytüllahim'de insanların suyun, gölgenin ve yeşil alanların tadını çıkarabileceği geriye kalan tek yer. Şimdi onu çalmaya çalışıyorlar" dedi.

Mayıs ayında Smotrich ve İsrailli milletvekili Zvi Sukkot'un bölgeye yaptığı baskın sırasında Filistin polisi alandan uzaklaştırıldı. İkilinin havuzlardan birinde yüzerken görüntü vermesinin ardından Smotrich, "Burası bizim toprağımız" açıklamasında bulunurken, Sukkot da bölgenin İsrail kontrolü altına alınmasını talep etti.

O tarihten bu yana yerleşimcilerin bölgeye yönelik girişleri arttı. İsrail ordusu da 10 Temmuz'da bölgede bir operasyon düzenleyerek, çocukların havuzlarda yüzdüğü sırada göz yaşartıcı gaz bombaları kullandı.

İsrail'in hamlesi, Filistin tarafında öfkeye yol açıyor. Tepkinin nedeni yalnızca antik dünyadan günümüze kalan en büyük su depolama sistemlerinden biri olarak kabul edilen havuzların arkeolojik değeri değil. Aynı zamanda girişim, Filistin Yönetimi'nin yetkilerini de zayıflatmayı hedefliyor. Süleyman Havuzları, 1995 yılında imzalanan Oslo II Anlaşması uyarınca Filistin sivil ve güvenlik yönetimine bırakılan bölgede bulunuyor.

Gözlemcilere göre, bölgeye el konulması, İsrail'in Filistin yönetimi altında olması gereken alanlarda kontrolünü dayatmasına olanak sağlayacak yeni bir emsal oluşturabilir. Bu durum, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin yerleşimleri genişletme ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflatma politikası çerçevesinde değerlendiriliyor.

Smotrich, mayıs ayında bölgeyi ziyaret ettiği sırada, bu muhteşem tarihi su alanının Filistin yönetimine bırakılmasının Oslo Anlaşmaları'nın büyük hatalarından biri olduğunu söyledi. Smotrich, "Oslo Anlaşmaları felaketinin yol açtığı ağır hasarı düzeltmek için tüm gücümüzle çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

İsrailli arkeolog ve arkeolojik alanların korunması için faaliyet gösteren Emek Şaveh örgütünün genel müdürü Alon Arad ise, "Bu alan, Oslo Anlaşması'nı zayıflatmak ve fiilen ortadan kaldırmak için bir silah olarak kullanılıyor" dedi. Arad, Batı Şeria'daki arkeolojik alanların büyük bölümünün Yahudi mirasıyla bağlantılı olmadığını belirtti.

Buna karşılık Beytüllahim Turizm ve Eski Eserler Dairesi Müdürü İman et-Titi, "Arkeolojik alanlar hiçbir zaman siyasi çatışmanın araçlarına dönüştürülmemeli" dedi. Et-Titi, meselenin "sadece toprak üzerindeki kontrolle ilgili olmadığını", aynı zamanda "tarihi yeniden şekillendirme ve arkeolojik kanıtları ya da binlerce yıl boyunca Filistin'in kültürel mirasının oluşumuna katkıda bulunan birbirini izleyen medeniyetleri yansıtmayan tek bir anlatıyı dayatma girişimlerini" de kapsadığını söyledi.