ABD Lübnan Eylem Grubu Başkanı, Filistinlilere yönelik toplu cezalandırmayı eleştirdi

Edward Gabriel, İsrail sınırında hata yapılmaması konusunda uyardı ve rızaya dayalı bir cumhurbaşkanının seçilmesi çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ve ABD Lübnan Çalışma Grubu Başkanı Edward Gabriel, grup üyeleri arasında arabuluculuk yapıyor (Şarku'l Avsat)
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ve ABD Lübnan Çalışma Grubu Başkanı Edward Gabriel, grup üyeleri arasında arabuluculuk yapıyor (Şarku'l Avsat)
TT

ABD Lübnan Eylem Grubu Başkanı, Filistinlilere yönelik toplu cezalandırmayı eleştirdi

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ve ABD Lübnan Çalışma Grubu Başkanı Edward Gabriel, grup üyeleri arasında arabuluculuk yapıyor (Şarku'l Avsat)
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ve ABD Lübnan Çalışma Grubu Başkanı Edward Gabriel, grup üyeleri arasında arabuluculuk yapıyor (Şarku'l Avsat)

ABD’nin Lübnan Görev Gücü heyetine başkanlık eden Edward Gabriel, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, İsrail’in Filistinlilere dayattığı kitlesel askeri ceza doktrini olarak adlandırdığı durumu eleştirdi. “Hamas liderlerine ulaşmadan önce kaç sivilin öldürülmesi gerektiğini merak ediyorum” diyen Gabriel, masum insanların ölmesini durdurmak için ABD yardımının şekillendirilmesi çağrısında bulundu. Gabriel, son dönemde Kongre’deki temsilcilerin ve senatörlerin yanı sıra aralarında Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın da bulunduğu Başkan Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililerle kapsamlı toplantılar yapıldığını belirterek, savaş uzadıkça gerginliğin kapsamının da genişleyebileceğine dair derin endişesini dile getirdi. Ayrıca Lübnan- İsrail sınırında hata yapma şansının arttığı konusunda da uyarıda bulundu.

Önceki ABD yönetimlerinde büyükelçi olarak görev yapan ve şu anda ABD’nin en büyük Arap lobisi olan destek grubuna liderlik eden Lübnan kökenli iş adamı Gabriel, zamanın geldiğine ve Lübnan’a şu an bir cumhurbaşkanı seçebilecek kadar olgunlaştığına dikkati çekti. Suudi Arabistan’ın bölgedeki bu korkunç olayları tersine çevirmek için oynadığı liderlik rolüne ve Lübnan’daki cumhurbaşkanlığı sorununun çözümünde ilerlemeye izin veren bir fikir birliğine ulaşmak için Fransa, Mısır ve Katar’ın da yer aldığı beşli bünyesinde ABD ile iş birliğine dikkati çekti. Gabriel, “Çıkarlarını korumanın bir yolu var, ama daha da önemlisi Filistin halkı için adil bir Filistin devleti kurmaktır” dedi.

Lübnan’ın 19. yüzyılın ortalarından bu yana tanık olduğu en kötü ekonomik felaketin, ‘yolsuzluk ve yasadışı silahlandırılmış milisler yani Hizbullah’ tarafından temsil edilen bir iç nedenden kaynaklandığını vurgulayarak, bu krizden çıkışın İran ve İsrail ile ilgili olmayan bir stratejiye ihtiyacı olduğunu dile getirdi.

İşte röportajın tamamı;

-Herkes, Gazze ve İsrail’den gelen korkunç haberleri izliyor. Bu durum Lübnan’ı birçok açıdan etkiliyor. Ancak benim sorum şu; bunun Lübnan’a yayılma olasılığı da dahil olmak üzere ABD’nin bu çatışmaya ilişkin tutumunu nasıl açıklıyorsunuz?

Bunun ABD’de çok bölücü bir mesele olduğunu düşünüyorum. Herkeste çok fazla acıya ve ıstıraba neden oldu. Sevdiklerini kaybedenleri düşünemiyorum. Özellikle Filistin- Amerikan toplumu için bu çok zor. Bu nedenle bunu politik bir bağlama oturtmaya çalışayım. Biliyorsunuz Biden’ın İsrail’e vardığında kucaklaşması, aniden öldürülen yüzlerce masum insanı düşününce anlaşılır görünüyor. Bunun ani bir tepki olduğunu düşünüyorum. Bizim 11 Eylül 2001’den sonraki tepkimizden hiçbir farkı yok. Ancak daha sonra çocuklar ve kadınlar da dahil olmak üzere Filistinlilerin kitlesel ve orantısız öldürülmesine yönetimden yavaş bir tepki geldi. Açıkçası bunun uluslararası toplumu şaşırttığını düşünüyorum. Şiddete son verilmesini talep etmek için çok çalışmak zorunda kaldılar. Son dönemde şiddeti durdurmak için büyük çaba sarf ettiklerini, sonra da ateşkes sağlayacak kadar ileri gittiklerini düşünüyorum. Birçok kişi, yeterince iyi olduğunu düşünmüyor. Ancak şimdilik, İsrail’in dayattığı kitlesel askeri ceza doktrini göz önüne alındığında, ABD’nin şu ana kadar yapabildiği şey budur. Onlar (yönetim), İsrail’e yapılacak yardımların, Batı Şeria sakinlerini öldürmemesini şart koşmayı düşünmeli ve aynı zamanda masum hayatların sürekli olarak öldürülmemesini sağlamalıdır.

Lübnan’a saldırı

-Evet Sayın Büyükelçi, çünkü Lübnan ciddi şekilde etkilenebilir. İkinci bir Nekbe’nin yaşanmayacağını umuyor olsak da gerçekleşmesi durumunda Lübnan dahil tüm bölge büyük bir sorunla karşı karşıya kalabilir. İkinci bir Nekbe ihtimalinden endişe duyuyor musunuz?

Bu savaş ne kadar uzun sürerse, tırmanma ihtimalinin de o kadar artacağından derin endişe duyuyorum. İran’ın, sonunda rehineler ve mahkumlarla ilgili şiddete son verilmesini ve müzakerelere gidilmesini istediğini açıkça ortaya koyduğunu düşünüyorum. Aslında gerilimi artırma çağrısı yapmayan ve pratikte Lübnan’ı ve kendisini Hamas’ın çabalarından uzaklaştıran Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın konuşmasını dinledim. Ayrıca ABD, İsrail’e karşı çok net. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın başlangıçta önleyici olarak Lübnan’a saldırmak istediğinin farkındayız. Başkan Joe Biden ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in bunu durdurmak için çok çabaladığına inanıyorum. Ancak ABD’nin de varlıklarını koruması gerekiyor. İsrail ve Lübnan açıklarında savaş gemileri var. Şu anda faaliyetleri, yalnızca ABD varlıklarını veya vatandaşlarını etkileyen bombalama sahalarıyla sınırlıdır. Eğer bu böyle devam ederse ve İsrail ile Hizbullah arasındaki mesele tırmanmazsa, diplomasinin başarılı olacağını umuyorum. Ancak ne kadar uzun sürerse hata yapma olasılığı da o kadar artar.

Blinken, Nuland ve diğerleri

-Lübnan’ın sadece şimdi olanlara karşı değil, geçmişte yaşananlara karşı da koruyucu bir kılıf oluşturmasında etkili bir rol oynadınız. ABD içerisinde ne yaptığınıza biraz ışık tutabilir misiniz? Bir noktada Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ve belki perde arkasında başka isimlerle bir araya geldiğinizi gördüm. Ne yaptığınızı bize anlatabilir misiniz?

Tabi ki. Geçtiğimiz iki hafta içerisinde onlarca toplantı yaptık. 20’den fazla Kongre üyesi ve personeliyle bir araya geldik. Bakan Antony Blinken ve Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ile görüştük ve Beyaz Saray’da üç, Dışişleri Bakanlığı’nda ise bir toplantı yaptık. Çok güçlü bir çaba sarf ettik. Temel olarak üç şey talep ediyoruz: Birincisi, ateşkes sağlanmalı, şiddetin daha fazla artmasının önlenmesi için bir an önce şiddetin durdurulması gerekiyor. Bu anlamda İsrail’in askeri cezalandırma doktrininin bu noktada çok sert olduğunu güçlü bir şekilde hissediyoruz. Kaç Hamas lideri var? Peki Hamas liderlerine ulaşmadan önce kaç sivilin öldürülmesi gerekiyor? Bir noktada bunun durması gerekiyor. İkincisi, bazen en kötü zamanlarda Lübnan cumhurbaşkanını seçmenin zamanı gelmiştir. Dünya liderlerinin, telefonun diğer ucunda, tarafsızlık, ülkeyi desteklemek ve Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin işini yaptığından emin olmak hakkında konuşmak için geçici bir liderin dışında bir isme ihtiyaç var. Hizbullah’a doğru mesajın verilebilmesi için bu aşamada bir başkana ihtiyaç var. Artık koşullar olgunlaşmış olabilir. ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır’dan oluşan beşliyi şimdi toplanmaya ve hemen Lübnan’a gitmeye çağırıyoruz. Zaman geldi. Tüm taraflar kendi kişisel adaylarını bir kenara bırakıp uzlaşma arayışındalar, ancak liderliğe ihtiyaçları var. Beşliyi harekete geçirebilecek tek taraf var. ABD’nin bunu yapmak için itme çekme eyleminde bulunması gerekiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Katar’ın bu çaba hususunda büyük liderler olduğuna inanıyorum. Son olarak, ABD’nin liderlik rolü oynaması gerekiyor. Biliyorsunuz, Thomas Friedman ‘Siz Orta Doğu’yu umursamıyor olabilirsiniz ama Orta Doğu’nun sizi umursadığı kesin’ diyor. Orta Doğu için bir stratejiye, Lübnan için İran ve İsrail ile ilgili olmayan bir stratejiye ihtiyacımız olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Lübnan’a yönelik bir strateji, Körfez’deki dostlarımızı da kapsayan Orta Doğu’ya yönelik kapsamlı bir stratejinin parçası ve bu sorunları çözmek için birlikte nasıl çalışabileceğimiz bir strateji olmalı. Bunlar üç büyük mesaj.

Suudi Arabistan anahtar niteliğinde

-Bunu belirttiğiniz için teşekkür ederiz. Özellikle Suudi Arabistan’ın, öncelikle Lübnan’ın istikrarını korumaya yardımcı olma ve aynı zamanda bir süredir içinde bulunduğu, Mavi Hat’taki gerilim nedeniyle artık çok tehlikeli hale gelen bu karanlık tünelden çıkmasına yardımcı olma konusundaki potansiyel rolünü sormak istiyorum. Ne yapılıyor?

Evet, bu soru için teşekkür ederim. Suudi Arabistan’ın şu anda bu korkunç olayları tersine çevirecek en önemli ülkelerden biri olabileceğine inanıyorum. Şu anda Suudi Arabistan için önemli olan iki şey görüyorum. İlk olarak, beşli içinde Katar, ABD ve diğer ülkelerle başkanlık sorununun çözümünde ilerlemeye olanak sağlayacak bir fikir birliğine varılması gerekiyor. Onlar, bunun anahtarıdır. Söyledikleri, diğer ülkelerin hareket etme şeklini büyük ölçüde etkileyecektir. Elbette ABD’nin bunu başarabilmesi için Suudi Arabistan’la yakın işbirliği içinde çalışması gerekiyor. İkinci olarak, sanırım ertesi günün (savaştan sonraki) gerekliliğini düşündüğünüzde, bilirsiniz, yönetime söylediğimiz şeylerden biri, savaş hakkında her konuştuğunuzda, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını da dahil etme gerekliliğidir. Bu bakımdan Suudi Arabistan’ın ertesi gün yapacaklarına İsrail’in çok büyük ilgi duyduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Suudi Arabistan, ABD, diğer Körfez ülkeleri, Mısır ve diğer Orta Doğu ve Avrupa ülkeleriyle çalışma konusunda oldukça büyük bir yeteneğe sahip. Ancak gerçek anlamda Amerikan ve Suudi liderliği altında İsrail'in çıkarlarını korumanın bir yolu olduğunun, ancak bundan daha da önemlisi, Filistin halkı için adil Filistin devletinin kurulması olduğunun görülmesi gerekiyor.

Ne İran ne de İsrail

-Teşekkür ederim Büyükelçi, Lübnan’ın karşı karşıya olduğu artan zorlukların bazılarından bahsettiniz. Başka yönleri de var; Mali ve ekonomik kriz ve benim Lübnan’da hukukun üstünlüğü krizi diye adlandırdığım şey. Hukukun üstünlüğü olmadığı için milislerin ve diğer grupların umursamadan hareket ettiğini görüyoruz. Dürüst olmak gerekirse Lübnan’da ülke yok. Sorum şu; Lübnanlı Amerikan topluluğu tüm bu cephelerde nasıl yardımcı olabilir?

Güzel. Bu yardımcı oluyor, gördüğünüz gibi. Sadece Lübnanlı Amerikan topluluğuna hitaben değil, tek bir büyük sesle konuşuyor. Ancak Lübnan Eylem Grubu, ileriye yönelik düşünceli bir süreç, düşünceli bir politika oluşturmak için Washington’daki düşünce kuruluşu topluluğuyla da çok yakın çalıştı. Arap- Amerikan toplumu, Lübnanlı Amerikan toplumu ve Lübnan meseleleri üzerine uzman olan bu uzmanların, hepimizin birleştiğini düşünüyorum. Bu anlamda bazı noktaları açıklığa kavuşturmanın önemli olduğuna inanıyorum. Öncelikle (ve haklısınız ki) bu, 19. yüzyılın ortalarından bu yana yaşanan en kötü ekonomik felakettir. Bunun nedeni içseldir ve dış güçlerden ya da küresel durgunluktan kaynaklanmamaktadır. Yolsuzluktan ve yasa dışı silahlı milislerden, yani Hizbullah’tan kaynaklanıyor. Bunlar çözülmesi gereken iki büyük sorun. Önlerinde IMF’nin reform teklifi var ve bu konuda fikir birliğine varmak için tüm taraflarla çalışıyoruz. Başkan konusunda uzlaşmaya varmak için taraflarla birlikte çalışıyoruz. Eğitim, sağlık ve hatta mülteci sorunuyla ilgili konularla ilgileniyoruz. Bu yüzden birlik oluyoruz ve faydalı olmaya çalışıyoruz. Ama sonuçta artık her şey bir cumhurbaşkanı seçmekle ilgili. Bunu yapabilmek için Suudi Arabistan, ABD ve Pentagon’un bu çabayı sarf eden Lübnan-Amerikan toplumuyla bir araya gelmesine gerçekten ihtiyacımız olacak.

Amerika’nın gizli silahı

-Dünyadaki herkes buranın sadece güzel bir ülke değil aynı zamanda çok çeşitliliğe sahip bir ülke olduğunu düşünüyor. Bir arada yaşam var. Doğu’nun İsviçre’si olarak tanımlandı. Ama şimdi insanlarla konuştuğunuzda şöyle diyorlar: Ah, bu ülkenin bir cumhurbaşkanı yok, parlamentosu çalışmıyor, hükümeti çok zayıf. Şu an Lübnan’ın ne faydası var? Lübnanlılar kendilerine ve ülkelerine yardım etmiyorsa neden Lübnan’ı bu kadar destekleyelim ki?

Peki, konu Lübnan dosyasına veya Lübnanlı Amerikalılara geldiyse, Amerika’nın çok gizli bir silahı var: Lübnan kökenli, çok nitelikli ve Lübnan’ın ABD Kongresi ve ABD için bir öncelik olarak kalmasını sağlamak için çalışabilecek çok sayıda başarılı Amerikalı var. İkincisi, Lübnan’ın Orta Doğu’nun en önemli çoğulcu ülkesi olduğunu unutmayın. Üstelik demokrasiyi, insan haklarını, Batı düşüncesini anlatan harika bir eğitim sistemi var. Bu anlamda Lübnan, hem ilköğretim hem de ortaöğretimdeki üniversite sistemi aracılığıyla, bölgedeki liderlerin yetiştirilmesine ve eğitilmesine yardımcı olacak değerli bir araçtır. Birçoğu, örneğin Beyrut Amerikan Üniversitesi’ne gitti. Dediğim gibi hukukun üstünlüğü üzerine kurulmuş bir ülke, halkı da çok eğitimli. Şu anda beyin göçüne rağmen ve bu durum zor olsa da Lübnan, dünya çapındaki diaspora ve ülke içindeki eğitimli Lübnanlılar nedeniyle durumu kontrol altına almak için her türlü nedene sahip. Bunun yavaş bir süreç olduğunu unutmayın. Geçen yıl parlamento seçimleri yapıldı ve Hizbullah’taki çoğunluğu mağlup ettiler. Çok yavaş ilerliyor, ama kesinlikle oluyor. Bu durum, Suudi Arabistan Krallığı, ABD, Fransa ve diğerleri gibi Lübnan’ın dostlarından, ayrıca ABD’deki ve dünyadaki bu çok güçlü Lübnan diasporasından ortak bir çaba gerektirecek.

Lübnanlılar yalnız değil

-Bu çok umut verici bir açıklama. Son olarak bu kritik anda Lübnanlılara doğrudan bir mesajınız var mı?

Lübnan halkı yalnız olmadığını bilmeli. Onları önemseyen çok sayıda insan var. Lübnanlı Amerikalılar ve dünyanın dört bir yanındaki Lübnan diasporası, doğrudan yardımla ve dolaylı olarak uluslararası toplumun Lübnan’a yönelik çözümlere odaklanmasını sağlayarak onlara yardım etmek için gece gündüz çalışıyor. Başkan Joe Biden’ın en önemli elçilerinden biri olan ve ortaya giden Beyaz Saray Enerji Danışmanı Amos Hochstein’i gördünüz. Antony Blinken’in Lübnan hakkında doğrudan konuştuğunu duydunuz. Toplantılarımıza en üst düzeyde devam ediyoruz. Bu nedenle Lübnan’ın öncelikli hale getirilmesine büyük önem veriliyor. İsrail ile yapılan denizcilik anlaşmasının, güven oluşturabilecek ve sonrasında kara sınırlarına geçebilecek küçük taktiksel meselelerin sadece başlangıcı olmasını umuyoruz. Elbette savaşla ilgili daha büyük bir sorun olduğunda bu şeyler unutulur. O halde şimdi buna odaklanalım ve Lübnan halkının sesinin dünya genelindeki başkentlerde iyi bir şekilde duyulmasını sağlayalım. Bu, büyük bir iş. Lübnan halkı yalnız olmadığını bilmeli.



İsrail ordusu, Suriye’nin Kuneytra ilindeki birkaç köyü işgal etti

İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
TT

İsrail ordusu, Suriye’nin Kuneytra ilindeki birkaç köyü işgal etti

İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)

Suriye ve İsrail'in Paris'te, askeri gerilimi azaltmak ve diplomasiye girişmek için ABD gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya varmış olmalarına rağmen, İsrail Suriye topraklarını ihlal etmeye devam etti. İsrail ordusu dün, Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki Kuneytra ilinde birkaç köye girdi, es-Samedaniye eş-Şarkiye köyünde askeri kontrol noktası kurdu ve yoldan geçenlerin üstünü aradı.

Yerel kaynaklara göre iki Hilux ve Hummer aracından oluşan bir İsrail gücü, Berika köyü yönünde Bir Acim beldesine girdi, Bir el-Kabbas'ta yaklaşık on dakika durdu ve ardından bölgeden çekildi. Bu arada Suriye'nin resmi yayın kuruluşu El-İhbariyye, İsrail güçlerinin ‘Kuneytra kırsalındaki es-Samedaniye eş-Şarkiye köyünde üç araçtan oluşan bir askeri kontrol noktası kurduğunu ve yoldan geçenleri aradığını’ bildirdi.

Bu olay, İsrail ordusunun Kuneytra'nın doğusundaki el-Ahmer tepesinde mevzilenip İsrail bayrağını göndere çekerek, eski rejimin düşüşüne kadar Suriye'nin kontrolünde olan gözetleme noktaları ve siperler içeren ileri çatışma merkezleri olarak kabul edilen batı ve doğu el-Ahmar tepelerinin kontrolünü ele geçirmesinden birkaç gün sonra meydana geldi.

İsrail basını dün, ABD'nin himayesinde Paris'te düzenlenen Suriye-İsrail müzakerelerinin, ‘ABD'nin etkin katılımıyla sahada çatışmaları önlemeye yönelik bir koordinasyon mekanizması kurulması konusunda sınırlı bir mutabakat’ ile sonuçsuz kaldığını bildirdi. O tarihten bu yana önemli bir ilerleme kaydedilmedi.

İsrail gazetesi Ma'ariv, üst düzey bir İsrailli yetkilinin, İsrail'in pozisyonunun net ve tartışmaya kapalı olduğunu, Hermon (Şeyh) Dağı'ndan çekilmeyeceklerini söylediğini aktardı.

Yetkili, Suriye'nin güvenlik anlaşmasını İsrail'in çekilmesiyle ilişkilendirme talebinin, müzakerelerin teknik koordinasyon aşamasından öteye geçememesinin nedeni olduğunu vurguladı.

dfgrty
Kuneytra'nın batısındaki Tel el-Ahmer'deki İsrail askeri üssü (Facebook)

Araştırmacı ve siyasi analist Muhammed es-Süleyman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Paris'te yapılan son müzakere turunun, iki taraf arasındaki gerilimi azaltmayı ve İran destekli milislerin sınırdan geri dönmesini engelleyerek bölgedeki istikrara katkıda bulunacak bilgilerin paylaşılmasını amaçladığını söyledi.

Süleyman, müzakerelerin tıkanmasının nedeninin, İsrail'in Suriye topraklarında ihlallerinin yanı sıra Suriye’nin güneyi ve el-Cezire bölgesindeki devlet dışı aktörlere desteğini sürdürmesi olduğunu vurguladı.

Süleyman’a göre İsrail'in bu politikaları müzakerelerde baskı aracı olarak izlediğini, ancak bunun müzakerelerin başlaması konusunda anlaşma olasılığını zayıflatıyor.

İsrail ayrıca 8 Aralık 2024 tarihinden sonra işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi reddediyor. Bu durum, ‘İsrail'in 8 Aralık öncesi sınırlarına tamamen çekilmesini’ ısrarla talep eden ve ‘bu sınırlar içinde bir tampon bölge kurulmasını ulusal egemenliğin ihlali’ olarak nitelendirerek reddeden Şam için kabul edilemez.

Suriyeli araştırmacı Süleyman, Şam'ın ‘bölgedeki gerilimi azaltmanın ve ihlalleri durdurmak amacıyla sınırlı bir güvenlik anlaşması yapmanın yanı sıra İsrail ile Suriye'nin güneyindeki ve Suriye'nin El-Cezire bölgesindeki devlet dışı aktörler arasındaki iletişimi durdurmak istediğini söyledi.

İsrail'in bu bağlantıları, Suriye devletinin istikrarını bozan aktörleri desteklemek için kullandığı göz önüne alındığında bu talebin doğal olduğuna işaret eden Süleyman, İsrail'in, ‘gerçek bir caydırıcı unsur olmaksızın’ ihlallerine devam etmek için ABD'nin desteğini kullandığının altını çizdi.

dfrgty
Hermon (Şeyh) Dağı'ndaki bir kontrol noktasının yanında duran bir İsrail askeri, 8 Ocak 2025 (AFP)

İsrail ordusu bir yılı aşkın bir süredir, neredeyse her gün Suriye topraklarını işgal etmeye devam ediyor. Özellikle Kuneytra vilayetinin kırsal kesiminde sınır hattı üzerinde bulunan köylerde kontrol noktaları kuruyor, yoldan geçenleri tutuklayıp sorguluyor, tarım arazilerini buldozerlerle yıkıyor ve ekinleri tahrip ediyorlar.

6 Ocak'ta, bilgi alışverişini koordine etmek, askeri gerilimi azaltmak ve diplomasi ve ticaret fırsatlarını değerlendirmek için ABD gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması oluşturulması konusunda anlaşmaya varılmasına rağmen, İsrail'in uygulamaları azalmadı. Geçtiğimiz hafta Fransa'nın başkenti Paris’te Suriye, İsrail ve ABD temsilcilerinin katıldığı iki günlük yoğun görüşmelerin ardından yayınlanan üçlü bildiride böyle belirtildi.

Araştırmacı Muhammed Süleyman'a göre İsrail'in askeri kuleler ve karakollar inşa etmesi, bölgenin parçalanmasına katkıda bulunrken sınırların kontrolünü kolaylaştırıyor ve bölgeyi tek taraflı bir askeri bölgeye dönüştürüyor. Süleyman, İsrail'in sivillere ve Suriye'nin egemenliğine yönelik uygulamalarının şüphesiz ‘orta ve uzun vadede genişleme ve yerleşim korkularını artırdığını’ belirtti.

Öte yandan Suriye hükümetinden bir kaynak, bu ayın 5'inde İsrail ile müzakerelerin yeniden başlamasının ‘Suriye'nin müzakere edilemez ulusal haklarını geri kazanma konusundaki sarsılmaz kararlılığını teyit ettiğini’ açıkladı.

fgthyu
Suriye'nin güneyinde, İsrail sınırına yakın Kuneytra şehrindeki bir gözlem noktasında Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlemci Gücü (UNDOF) mensubu bir asker (AFP)

Görüşmelerde Suriye, İsrail ile arasında 1974'te imzalanan ‘Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının’ yeniden yürürlüğe konmasını talep etti. Böylece Suriye'nin egemenliğini diğer tüm hususların üzerinde tutan ve Suriye'nin iç işlerine herhangi bir müdahalenin önlenmesini garanti eden adil bir güvenlik anlaşması çerçevesinde İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 tarihinden önceki konumlarına çekilmesi garanti edilecekti.

Suriye yetkilileri, Beşşar Esed rejiminin düşmesinden bu yana, ABD'nin arabuluculuğunda İsrailli yetkililerle bazı müzakereler gerçekleştirdi, ancak herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. İsrail, Suriye topraklarında silahsız bir tampon bölge kurulmasında ısrar ederken, Şam bunu reddediyor.


Uluslararası toplum Lübnan'ın silahların devlet kontrolünde olması için başlattığı girişimi destekliyor

Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'ın silahların devlet kontrolünde olması için başlattığı girişimi destekliyor

Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)

Fransa'nın başkenti Paris'te 5 Mart'ta Lübnan ordusunu desteklemek için bir konferansın düzenleneceğinin duyurulması, meşru kurumların silahların devletle sınırlandırılması kararını uygulamaya koyma yönündeki uluslararası iradeyi yansıtıyordu.

Dün yapılan duyuru, Suudi Arabistan, ABD, Fransa, Mısır ve Katar temsilcilerinden oluşan beşli grubun desteğiyle uluslararası bir ivme kazandı. Bu adım, ordunun görevlerini, özellikle de Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını tamamlamasını sağlamak için atılan bir adım olarak görüldü.

Konferans öncesinde, ihtiyaç ve gereklilikleri belirlemek üzere Lübnan ordusu komuta kademesi ile bağışçı ülkeler arasında toplantılar düzenlenmesi planlanıyor.

Buna karşın Hizbullah iç savaşla tehdit etti. Hizbullah Siyasi Konseyi Başkan Yardımcısı Mahmud Kamati yaptığı açıklamada, yetkililerin Litani Nehri’nin kuzeyi hakkındaki açıklamalarının ‘hükümetin kaos ve istikrarsızlığa, kimsenin memnun olmayacağı bir iç duruma ve belki de iç savaşa doğru gittiği anlamına geldiğini’ söyledi.


Şara: SDG, Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş mücadelesini engellemeye çalıştı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
TT

Şara: SDG, Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş mücadelesini engellemeye çalıştı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün yaptığı açıklamada, “SDG (Suriye Demokratik Güçleri) Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş savaşını engellemeye çalıştı, ardından şehrin stratejik bölgelerine yayıldı” dedi.

Eş-Şara, haber kanallarında yayınlanan bir televizyon röportajında, "Kürt unsuru Suriye'deki durumla bütünleşmiş durumda ve Kürtlerin orduda, güvenlikte ve parlamentoda yer almasını istiyoruz, ancak PKK (Kürdistan İşçi Partisi) onları kalkınma fırsatlarından mahrum bırakmak istiyor" ifadelerini kullandı.

Suriye Devlet Başkanı, “SDG örgütünün sorunu, birden fazla lideri olması ve askeri kararlarının PKK örgütüyle bağlantılı olmasıdır” diyerek, “(SDG) Halep'te sivil ve ekonomik hayatı engelledi ve Nisan anlaşmasının şartlarına uymadı” şeklinde konuştu.