Suriye ile İsrail arasında soğuk savaş kızışıyor

Direniş eksenine bağlı grupların hareketleri, sınırı füze fırlatma rampasına dönüştürdü

Güney cephesi sakin ve BM Ayrılma Gözlemci Gücü konuşlandırılıyor (Independent Arabia)
Güney cephesi sakin ve BM Ayrılma Gözlemci Gücü konuşlandırılıyor (Independent Arabia)
TT

Suriye ile İsrail arasında soğuk savaş kızışıyor

Güney cephesi sakin ve BM Ayrılma Gözlemci Gücü konuşlandırılıyor (Independent Arabia)
Güney cephesi sakin ve BM Ayrılma Gözlemci Gücü konuşlandırılıyor (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem 

Bilindiği gibi, özellikle de bir aydan uzun bir süre önce Şam ve Halep'teki sivil üslere yönelik art arda düzenlenen bir dizi saldırı, Hamas'ın son saldırısıyla aynı zamana denk geldi.

Ancak Suriye'deki popüler ve siyasi cadde, İsrail'in ülkenin güneyindeki bölgelere tekrarlanan saldırılarına, öngörülebilir gelecekte yanıt olarak herhangi bir caydırıcı adım beklemiyor.

Bugün Suriye'nin güney cephesi, İran destekli direniş eksenine bağlı grupların dahil olmaya devam etmesiyle artan bir gerilime tanık oluyor.

Ayrıca İsrail sınırı, düşman bölgelerine ve karargahlara füze fırlatma rampasına dönüştürmeye devam ediyor.

Açık alanlar savaşı, şu anda Suriye-İsrail cephesinin genel adı. Her ne kadar geçici bir hedef gibi görünse de bu, Hizbullah'ın tüm yeteneklerini Tel Aviv'in dikkatini dağıtmak için kullanması ile örtüşüyor.

Ancak öyle görünüyor ki zamanla Yemen, Lübnan ve Suriye'deki bu sahalar, büyük bir operasyonla çözüme ulaşmanın imkânsız olduğu savaşı uzatma eğiliminde.

Bu, özellikle Tel Aviv'in bir süredir direniş ekseni ve taktik savaşı konusundaki düşünce biçimini incelediği düşünüldüğünde, çözüm sürecinin başarıya ulaşması için gereken faktörlerin eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir.

Bu nedende direniş ekseninin günümüz savaşında hareket yöntemini değiştirme ve yeni bir taktik kullanma arayışında olduğu söylenebilir.

Ayrıca Şam'ın savaşa girmesine ve cephesini açmasına güvenmek de zamanla geçerliliğini yitiren bir seçenek.

Basitçe söylemek gerekirse Suriye cephesi, oldukça karmaşık. Zaman geçtikçe savaşın Suriye bölgelerindeki yayılmasının sınırlı olduğu, Gazze'de yaşananlara yönelik mesaj niteliğinde füze ve dronelarla yapılan saldırılarla sınırlı olduğu ortaya çıkıyor.

Yani karşılıklı saldırılar, zor bir hedefe ulaşmaya, insani veya maddi kayıplar beklemeye yol açmadı.

Çünkü koşullar, şiddetli çatışmaların çıktığı ve hızla yatıştığı Güney Lübnan'daki koşullara benzemiyor.

Ayrıca sanki durum, saha komutanları bunun büyük çaplı bir savaş olmasını istemiyorlar gibi.

Ayrıca Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre İsrail, 12 Kasım'a kadar Suriye topraklarını 19 kez bombaladı.

Tel Aviv'deki medya kuruluşlarına göre saha kaynakları, İsrail'in güneyindeki Eylat bölgesini bombalayan insansız hava araçlarının bir okulu hedef almasına yanıt olarak Suriye sınırı yakınındaki direniş eksenine bağlı bir grubu hedef alan son bombardımanın, en ağır bombardıman olduğunu açıkladı. 

Soğuk barut

Bu hızlı gelişmelerin ortasında Suriye cephesi, Ekim Savaşı'nın 50'nci yılı olan 1973'ten bu yana yaşanmış soğuk savaş döneminin ardından yeniden uyanıyor.

O tarihte Suriye ve Mısır orduları, eş zamanlı saldırılar gerçekleştirerek, Şam'ın Tel Aviv'in 1967 savaşında ele geçirdiği Kuneytire şehrini geri almasını sağladı.

İsrail, hala Golan Tepeleri'ni kontrol ediyor ve zamanla Arapların ve uluslararası kınamaların ortasında burayı kendi topraklarına dönüştürdü.

O günden bu yana Suriye- İsrail Cephesi, temas ve çatışma hatlarında herhangi bir önemli veya ciddi ihlal olmaksızın ve 1973 savaşından bu yana çatışmayı durdurmak için Birleşmiş Milletler (BM) güçlerinin mevcudiyetinde bir beklenti içinde yaşadı.

Ateşkesin güvenli bir şekilde uygulanması için mavi bereliler için puanlar yayımlandı.

Ancak bu durum, İsrail güçlerinin buldozerler ve araçlarla ilerlemesine veya çeşitli bahanelerle bazı sınır bölgelerine baskınlar düzenlemesine engel olmadı. 

Tel Aviv, en önemlisi 31 Ocak 2013'teki saldırı olmak üzere hava saldırılarını gerçekleştirmek için hava kuvvetlerini kullandı. Söz konusu tarihte başkent Şam'ın kuzeybatısındaki Camraya bölgesinde gelişmiş uçaksavar silahları taşıdığı söylenen ve bir bilimsel araştırma merkezinin önüne konumlandırılan bir araç hedef alınmıştı.

Bunun yanı sıra Dummar bölgesinde ikinci bir saldırı gerçekleşmiş, saldırıda bir araştırma merkezi hedef alınmıştı.

Öncesinde ise 6 Eylül 2007'de Tel Aviv'in Deyrizor'da tamamlanmamış bir nükleer reaktör olduğunu iddia ettiği bir imha operasyonu gerçekleşti. Saldırının adı Bustan Operasyonu'ydu. 

Savaş alanı

Belki de başkent Şam'ın Hamas saldırısı veya savaş alanı olaylarına olan uzaklığı, kesinlikten ve zor zamanlamanın, özellikle de bunun askeri ve ekonomik yönler üzerindeki yansımalarının incelenmesinden kaynaklanıyor.

Suriye'nin pek çok kentinde yaşanan göreceli istikrara rağmen 2011'den bu yana devam eden silahlı çatışma, kuşatma nedeniyle kan bataklığı ve boş midelerin inlemeleri arasında hâlâ devam ediyor. Bu durum da yeni bir savaşa girmeyi düşünmeyi imkânsız hale getiriyor.

Sınırdaki direniş grupları başta olmak üzere direniş ekseni tarafları, Suriye'nin durumunu anlıyor. Bu nedenle Lübnan Hizbullahı Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın konuşmasında Şam'ı utandırmamak adına Suriye'den söz etmediğini belirtmekte fayda var.

Direniş grupları tarafından bastırılan sınır anlaşmazlıkları devam ederken, Suriye rejimi, kendi topraklarından saldırılar düzenlemek için tek başına hareket ederken ve Doğu Suriye'deki Deyrizor'dan ve Irak Devleti sınırındaki Ebu Kemal ve el-Mayaden'den binlerce savaşçı güney bölgelerine çağrılırken, İsrail ordusu ise topraklarından ve karşı topraklardan kaynaklanan saldırılardan Şam'ın sorumlu olduğunu düşünüyor ve doğrudan karşılık vermekten çekinmiyor.

Eğer koşullar, düzenli ordu sistemi dışındaki savaşan gruplarla daha da tırmandırılırsa güney Suriye cephesinin ne hale gelebileceğini kestirmek zor.

Her ne kadar iç savaşta Şam'ı desteklemeye gelen savaş grupları olsalar da ancak siyasi çevreler, kuzeyin, batısı ve doğusu ile sıcak bir ortamda yaşadığı bu kritik dönemde, olayın daha da gergin hale gelmesinden duydukları endişeyi gizlemiyor.

Ayrıca terör örgütü IŞİD'intehdidi hala devam ediyor ve belki de son saldırılarında çölde 30'dan fazla kişi hayatını kaybetti.

Zor zamanlarda

Belki iç savaşa ek olarak yeni bir savaş alanı açmaktan kaçınmak, tek olası nedeni değil. Aksine Şam'ın düşmanla savaşının zamanlamasını seçmesi ve Filistin Hamas hareketinin seçtiği bir savaşın içine çekilmemesi gerekiyor.

Gözlemcilerin dikkati çektiği bu vizyon, Suriye'nin başkenti ile Hamas arasında on yıldır süren yabancılaşmanın ardından yaşanıyor.

Hamas, Suriye muhalefet güçlerini düzenli orduyu hedef almak için pusu kurma ve tünel kazma konusunda eğitiyordu. Bu nedenle güveni ve işbirliğini eskisi gibi yeniden tesis etmek zor.

Suriye siyasi sokağı, Filistinli partilerden bir heyetin Suriye'nin başkenti Şam'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında 2022 yılının Ekim ayı ortalarında sular normal seyrine döndüğünde neler olduğunu gösteriyor.

Bu durum, direniş hareketinin, son iç çatışmadan önce kendisini uzun süre destekleyen bir ülkeyle sorunları çözme çabası olduğuna işaret ediyor.

Öyle ki üst düzey Hamas yetkililerinin Moskova ziyaretinin ardından gelen yakınlaşmada Rusya'nın rolünün olduğu yönündeki söylentiler ortasında Hamas, Şam'da siyasi ofisler açtı ve özellikle Halep ve Şam'daki (Nayrab ve Yermuk) Filistin kamplarında çok büyük bir varlığa sahipti. 

Basitçe söylemek gerekirse Şam'ın Tel Aviv'e karşı yüz yüze savaşa girmesi fikri artıyor, ancak bir istisna dışında; Suriye cephesinden yapılan saldırı sayısının Lübnan cephesine göre daha az olduğunun gözlemlenmesinin yanı sıra, Doğu Suriye'nin Amerikan üsleriyle tanık olduğu şiddetli savaşa rağmen füze saldırıları da sadece katılım sembolizmini taşıyor.

Tüm bunlar, ABD uçak gemisi ve savaş gemilerinin herhangi bir tehlikeli tırmanış beklentisiyle Akdeniz'de pusuya yatmasıyla paralel olarak gerçekleşiyor.

Zor koşullar karşısında da sokak galip geldi; "Kimsenin savaşa girmekte bir çıkarı yok."

Independent Arabia - Independent Türkçe



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.