Abbas İbrahim: Suriye makamlarıyla koordinasyon durmadı

“Hizbullah'ın elindeki bilgiler terör operasyonlarını engellememize yardımcı oldu” diyen Abbas İbrahim, Al Majalla'ya verdiği röportajda muhaliflerin Şam'a iade edildiğini yalanladı.

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
TT

Abbas İbrahim: Suriye makamlarıyla koordinasyon durmadı

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)

İbrahim Hamidi

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, Al Majalla ile gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümünde, Suriye'deki protestoların başlangıç sürecini anlattı. “Lübnan Kamu Güvenliği’ndeki ilk günümden görevimden ayrıldığım ana kadar Lübnan ve Suriye'nin güvenliğini koruyacak şekilde Suriye güvenlik servisleriyle ilişkilerin en üst düzeyde koordineli olarak devam ettiğini söylesem bir sır vermiş olmam” diyen İbrahim, başta Fransa olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin ‘bu koordinasyondan büyük fayda sağladığına’ dikkat çekti.

İbrahim, ‘yetkililerle aralarında iletişim noktaları bulmaya çalışmak için en sadık Suriyeli muhaliflerle’ ofisinde toplantılar yapıldığını söyledi. Kendisine yöneltilen Suriyeli muhalifleri Şam'a iade ettiği yönündeki suçlamaları reddeden İbrahim şu cevabı verdi:

“Asla. Bu iddiayı reddediyorum. Suriye ya da Lübnan'daki teröristlerin tutuklanması için Suriyeli yetkililerle koordineli olarak çalıştık. Bu benim gurur duyduğum bir konu. Eğer bu insanlar kendilerinin muhalif olduğunu düşünüyorsa şunu söyleyebilirim ki ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı röportajda Hizbullah'ın Suriye'ye müdahale kararı alırken Lübnan devleti düzeyinde kimseyle koordinasyon kurmadığını ifade eden İbrahim, “Hizbullah, Lübnan'daki bir dizi terör operasyonunu engellemede bizim için çok önemli bir bilgi kaynağıydı” dedi.

İşte Al Majalla’nın, Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim'le gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümü:

- Sayın Tümgeneral İbrahim; Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürlüğü görevinizi kritik bir aşamada mı üstlendiniz? Lübnan gibi bir ülkede, Ortadoğu gibi bir bölgede, hassas bir konumda söz konusu dengeyi kurmayı nasıl başardınız?

Görevime Ağustos 2011'de başladım. Suriye krizi başlangıç ​​aşamasındaydı ve henüz birkaç aylıktı. O dönemde Suriye rejiminin iki veya üç ay dayanabileceğine dair bölgede ve dünyada çok büyük bir iddia bulunuyordu. Benimse tamamen farklı bir vizyonum vardı. Lübnan Kamu Güvenliği'nin dizginlerini devraldığımda şüphesiz Suriye krizi benim için en büyük zorluktu. Çünkü bu krizin yansımaları Lübnan için dehşet vericiydi. Bölgede kartları yeniden karıştıran çok büyük bir zorlukla karşı karşıyaydık. Lübnan düzeyinde karşılaştığımız ilk sorun, Suriyelilerin Lübnan'a doğru yerinden edilmesi meselesiydi. Lübnan Kamu Güvenliği, idari çalışmalarında beş milyonluk Lübnan halkına hizmet edecek şekilde hazırlanır. Ancak birkaç ay içinde iki milyon yerinden edilmiş insanın Lübnan'a girmesi, Lübnan Kamu Güvenliği açısından en büyük zorluktu.

- Nasıl?

İstikrarsız ve kaybedilmiş bir siyasi kararın ışığında ilk yerinden edilme dalgasını sindirmeyi başardık. Teşkilat, karar verme yeteneğinden yoksun bir devlette kendi geliştirdiği ve bu politikanın etkilerini sınırlı kılan bir politika aracılığıyla söz konusu zorlukla yüzleşmeyi başardı. Dengeyi nasıl başardığıma gelince; Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürlüğü görevini devralmak için yaptığım konuşmada iki meşhur söz söyledim. Öncelikle Lübnan Kamu Güvenliği tüm Lübnanlılara aynı mesafede duruyor. Siyasi inanç açısından inandığım şey, ofise girerken dışarıda bıraktığım, ayrılırken de her Lübnan vatandaşı gibi giyindiğim, üzerinde siyasi fikrimin olduğu bir üniformamın olduğudur. Ancak Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürü olarak Hizbullah'a ve Lübnan Kuvvetleri Partisi’ne aynı mesafede olacağım.

Fotoğraf Altı: Beyrut'taki bir bankanın önündeki ATM'den para çekmek için sıraya giren yerinden edilmiş Suriyeliler, 24 Ocak 2023. (EPA)
Beyrut'taki bir bankanın önündeki ATM'den para çekmek için sıraya giren yerinden edilmiş Suriyeliler, 24 Ocak 2023. (EPA)

İkinci olarak, çalışanlara vatandaşın sizin üzerinizde hakkı olduğunu, hizmet arayan biri olmadığını, bu nedenle sizden hakkını isteyen vatandaşa müdürlükte ‘müşteri muamelesi yapmayın’ dedim. Zira vatandaşın hakkı vardır ve o, işverendir. Bu politikayı geliştirdim ve üzerinde çalıştım. Birinci başlıkta müdürlükte idari düzeyde sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirebildik. Daha sonra yetki kitabını okuyunca kimsenin bu yetkileri tam olarak kullanmadığını gördüm. “Allah'ın izniyle bu yetkilerimizi sonuna kadar kullanmış olacağız” dedim. Lübnan Kamu Güvenliği’nde çalışmak ekonomik güvenlik, sosyal güvenlik ve siyasi güvenlikle ilgilidir. Teşkilat, Lübnan içinde ve dışında devlet güvenliğine yönelik eylemlere veya saldırılara müdahil olur. Kurumun çok geniş yetkileri var. Bu güçlerin ve yasaların ruhuna dayanarak dengeli çalışabildiğimize inanıyorum.

“Bazıları, Lübnan'ın güvenliğine sızmak ve Lübnan'daki aşırılık yanlılarının gündemlerini uygulamak için Suriye'den gelen yerinden edilmiş insanlardan bir kısmını istismar etmiş olabilir.”

- 2011 sonrası Lübnan bağlamında yerinden edilme meselesini ve şeklini anlattınız. Güvenlik-asker meselesi ne olacak? Lübnan Kamu Güvenliği ile Suriye kurum veya yetkilileri arasında bu dosyayla ilgili ne ölçüde koordinasyon vardı?

Sürekli bir meydan okuma vardı ve ilk andan itibaren Suriye'den gelen bu yerinden edilmiş insanlardan bazılarının, Lübnan'ın güvenliğine sızmak ve Lübnan içindeki aşırılık yanlılarının gündemlerini uygulamak için yerinden edilmelerinin istismar edilmiş olabileceğini söyledim. Bu bakış açısıyla yerinden edilmiş kişiler meselesini insani boyutlarıyla da ele aldım. Lübnan Kamu Güvenliği’ndeki ilk günümden görevimden ayrıldığım ana kadar Lübnan ve Suriye'nin güvenliğini koruyacak şekilde, Suriye güvenlik servisleriyle ilişkilerin en üst düzeyde koordineli olarak devam ettiğini söylesem bir sır vermiş olmam. Artık Fransa'da olduğumuza ve bu röportajı yaptığımıza göre Avrupa ve dünya bu koordinasyondan büyük fayda sağladı. Biliyorsunuz Avrupa ülkeleri Suriye'deki büyükelçiliklerini kapattı ve bu bana göre büyük bir stratejik hataydı. Bu hatanın düzeltilmesi gerektiğini tüm Avrupa ülkeleriyle görüşüyordum. Bir ülke başka bir ülkedeki büyükelçiliğini kapattığında bu onun kör ve sağır olduğu anlamına gelir. Çünkü böyle bir durumda sahada gerçekte neler olup bittiğine dair hiçbir fikir sahibi olmak mümkün değildir. Bir ülke yalnızca başka bir ülkeden aldığı raporlara güvenemez. Zira herkes kendi istek ve düşüncesine göre rapor yazar. Biz bu konunun ustasıyız. Büyükelçiliklerin kapatılması, Suriye'deki yetkililerle koordineli bir biçimde çalışan Lübnan Kamu Güvenliği'ni bir zorunluluk haline getirdi ve bu durumla baş etmede onu bir dönüm noktası yaptı. Fransa'da bir stadyumda terör saldırısı gerçekleşti. Saldırganın cesedinin yanında Suriye kimlik kartı da bulundu. Fransız yetkililer, bu kişinin kimlikteki kişiyle eşleştiğini doğrulamak için bana kimliği gönderdi. Suriyeli yetkililer, bu kimliğin sahibinin Suriye hapishanelerinde olduğu yönünde yanıt verdi ve bu, Fransa'daki ilgililer için büyük bir şok oldu. Suriye'de ölen bu şahsın kimliğini tespit etmeye çalışarak konuyu takip ettik. Yani Avrupa'nın bu konudan çok yararlandığını düşünüyorum.

- Suriyeli muhaliflerden veya bazı isimlerden Lübnan Kamu Güvenliği'nin muhaliflerle ilgili dosyaları Suriyeli yetkililere teslim ettiği yönünde suçlamalar var. Buna yönelik cevabınız nedir?

İlk kez size, en sadık Suriyeli muhaliflerden bazılarıyla, Suriyeli yetkililerle aralarında iletişim noktaları bulmaya çalışmak amacıyla ofisimde toplantılar yapıldığını açıklamak isterim. Biz güvenlikle uğraşmadık dedim. Her sabah geldiğimde siyasi üniformamı çıkarıp ofisimin önüne koydum. Suriye meselesinde de aynı ruhla hareket ettim.

Fotoğraf Altı: Lübnan'ın Bekaa Vadisi'nde Suriye hükümeti ve Hizbullah'a karşı gösteri düzenlendi, 8 Ocak 2016. (Getty Images)
Lübnan'ın Bekaa Vadisi'nde Suriye hükümeti ve Hizbullah'a karşı gösteri düzenlendi, 8 Ocak 2016. (Getty Images)

- Herhangi bir siyasi figüre dosya teslim edilmedi mi?

Asla. Bu iddiayı reddediyorum. Umarım bu röportajdan sonra birisi çıkıp bu konuyla ilgili isim veya delil verir. Biliyorsunuz politikada ve politika dışı konularda çok fazla konuşma var. Bizim Suriye'de olsun, Lübnan'da olsun teröristleri tutuklamak için Suriye yetkilileriyle koordineli çalışmamıza gelince, bu benim gurur duyduğum bir konu. Eğer bu insanlar kendilerinin muhalif olduğunu düşünüyorsa şunu söyleyebilirim ki, ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.

“Hizbullah, Suriye'ye müdahale kararı alırken ne Lübnan Kamu Güvenliği düzeyinde ne de onun üzerinde bir koordinasyonda bulunmadı.”

- 2012-2013 yılı sonlarında Suriyeli muhalif grupların silahlandırılması konusu gündeme getirilmiş, Ürdün ve Türkiye'de iki güvenlik odası kurulmuş, Lübnan'da askeri varlık veya koordinasyonun bulunması önerilmişti. Bu konuyla ilgili olarak gerçekleşen görüşmeler hakkında bize daha detaylı bilgi verebilir misiniz?

Kimler arasındaki görüşmeleri kastediyorsunuz?

- Batılı taraflarla ya da Batılı kurumlarla aranızda bu konunun nasıl ele alınacağı konusunda herhangi bir diyalog yaşandı mı?

Batı benim bakış açımı ve Suriye krizine dair fikrimi biliyordu. Hiç kimsenin bu konuyu benimle tartışmaya cesaret edemediğini söyleyebilirim. Çünkü bu konunun benim için kesinlikle kabul edilemez olduğunu biliyorlar. Lübnan'da herhangi bir kişinin, herhangi bir parti adına, bizim için ve kişisel olarak benim için silahlandırılması kesinlikle kabul edilemez. Olaylarla nasıl başa çıktığımı biliyorlar ve şimdiye kadar hiç kimse bu konuyu benimle müzakere etmedi, hatta ima bile etmedi. Lübnan'ın bileşimi başlangıçta bu fikri reddediyor. Lübnan'da aklı başında hiçbir insanın bu konuyu kimseye açmayı düşüneceğini zannetmiyorum.

Fotoğraf Altı: Suriye'nin Lübnan sınırı yakınındaki Flita kasabası çevresindeki dağlık bölgede askeri araçlarının yakınında bulunan Hizbullah savaşçıları. (AFP)
Suriye'nin Lübnan sınırı yakınındaki Flita kasabası çevresindeki dağlık bölgede askeri araçlarının yakınında bulunan Hizbullah savaşçıları. (AFP)

- Hizbullah'ın Suriye'ye müdahalesi ne olacak? Siz o zaman bir güvenlik aygıtının genel müdürü olarak bu kararın neresindeydiniz? Herhangi bir koordinasyon var mı? Hizbullah'ın Suriye'ye müdahalesini ve varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle, Hizbullah'ın Suriye'ye müdahale kararı alırken (ne Lübnan Kamu Güvenliği düzeyinde ne de onun üzerinde) Lübnan devleti düzeyinde kimseyle koordinasyon içinde olmadığını söyleyeyim. Bu, Hizbullah'ın aldığı ve açıkça ilan ettiği, kimseyle koordinasyon içinde olmadığını söylediği bir karardı. Hizbullah bu kararı benim takdirimle değil, benim bilgim dahilinde aldı. Bu kararın Lübnan'daki direnişi koruyacağına inanıyordu. Çünkü savunmanın en iyi yolu direniş topraklarının dışında saldırıp savaşmaktı. Bu kararı bu teoriye olan inancına dayanarak verdi.

- Bu müdahaleden yaklaşık on yıl sonra söz konusu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güvenlik düzeyindeki bu kararın Lübnan'ı birçok terör operasyonundan koruduğuna inanıyorum. Ancak Hizbullah, siyasi düzeyde bu karar doğru da olsa yanlış da olsa sonuçlarına katlanacak. Hizbullah, Lübnan'daki bir dizi terör operasyonunu engellemede bizim için çok önemli bilgi kaynağıydı. Hizbullah Suriye'de savaşıyordu, sahada olup biteni biliyordu, güvenlik konularını takip ediyordu ve biz de güvenlik teşkilatları olarak bundan faydalandık.

- Güvenlik koordinasyonu var mıydı?

Koordinasyon değil. Bir güvenlik aygıtı olarak bizim veya Lübnanlı ya da Lübnanlı olmayan herhangi bir güvenlik aygıtının kendisine bilgi sağlayan kaynakları olması mümkün. Bu kaynakların nereden geldiği önemli değil. Benim için önemli olan, bilginin geçerliliği ve doğruluğu, sonraki etkileri ve Lübnan'ın güvenliği üzerindeki etkisidir. Hizbullah, bize ve diğer güvenlik teşkilatlarına bu bilgilerin takip edilebileceği dosyalar sağlıyordu ve bu bilgiler sonucunda Lübnan'daki birçok terör operasyonu engellendi.

Fotoğraf Altı: Suriye'de İran'a bağlı Şii milislere tabi savaşçılar. (AP)
Suriye'de İran'a bağlı Şii milislere tabi savaşçılar. (AP)

- Hizbullah ve İranlı milisler Suriye'de İsrail bombardımanına maruz kalıyor. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

İsrail’in herhangi bir tarafa saldırmasına karşıyım. İsrail hangi tarafı vurursa vursun, kim olursa olsun onun (İsrail’in) karşısında olacağım. Bu konuya, İsrail meselesine ve şu anda İsrail-Filistin çatışması dedikleri İsrail-Arap çatışmasına ideolojik bir bakışım var...

- İsrail-Filistin çatışması...

Bu benim için kabul edilemez. Bu bir Arap-İsrail çatışmasıdır. Bu bağlamda benim aldığım herhangi bir pozisyon, Arap tarafına yönelik tam, kör ve fanatik bir önyargıdır.

- Yani ‘arenaların birliğine’ inanıyorsunuz?

Adına her ne dersek diyelim, bu çatışma konusunda Arapların tutumunun birliğine inanıyorum. Filistin halkının çıkarlarına ulaşmak için bu düşmanla ortak bir yüzleşmenin gerekliliğine inancım var.

Yarın üçüncü bölüm: Memluk, Trump'ın Esad suikastı hakkında konuşmasının ardından benden gizli arabuluculuğumu durdurmamı istedi.

*Bu röportaj Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Birleşmiş Milletler: Savaş nedeniyle yerinden edilen 3 milyon Sudanlı evlerine döndü

Yerinden edilmiş ailelerin kişisel eşyalarıyla dolu bir kamyon, Güney Sudan'ın Renk bölgesindeki bir sınır noktasından ayrılmayı bekliyor (Arşiv- AFP)
Yerinden edilmiş ailelerin kişisel eşyalarıyla dolu bir kamyon, Güney Sudan'ın Renk bölgesindeki bir sınır noktasından ayrılmayı bekliyor (Arşiv- AFP)
TT

Birleşmiş Milletler: Savaş nedeniyle yerinden edilen 3 milyon Sudanlı evlerine döndü

Yerinden edilmiş ailelerin kişisel eşyalarıyla dolu bir kamyon, Güney Sudan'ın Renk bölgesindeki bir sınır noktasından ayrılmayı bekliyor (Arşiv- AFP)
Yerinden edilmiş ailelerin kişisel eşyalarıyla dolu bir kamyon, Güney Sudan'ın Renk bölgesindeki bir sınır noktasından ayrılmayı bekliyor (Arşiv- AFP)

Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü (IOM), dün yaptığı açıklamada, ülkenin bazı bölgelerinde devam eden şiddetli çatışmalara rağmen üç milyondan fazla yerinden edilmiş Sudanlının evlerine döndüğünü bildirdi.

Sudan, Nisan 2023'ten bu yana ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında yıkıcı bir savaşın içine sürüklenmiş durumda; bu savaş on binlerce insanın ölümüne ve ciddi bir insani krize yol açtı.

Çatışmalar, yaklaşık 14 milyon insanı ülke içindeki veya dışındaki bölgelere kaçmaya zorladı.

Örgüt, bir raporda, Kasım 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 3,3 milyon Sudanlının evlerine döndüğünü tahmininde bulundu.

Geri dönenlerin sayısı, 2024 yılının sonlarında ülkenin merkezinde HDK’ne karşı düzenlenen büyük çaplı ordu saldırısının ardından arttı. Bu saldırı, Hartum'un Mart 2025'te geri alınmasını sağladı ve birçok ailenin geri dönmesine neden oldu.

dfrgt
Çad'ın doğusundaki el Faşir'den Sudanlı mülteci çocuklar, 22 Kasım 2025'te yerinden edilmiş kişiler için kurulan geçici bir kampta yemek yiyorlar (Reuters)

IOM, geri dönenlerin dörtte üçünden fazlasının ülke içinde yerinden edilmiş kişiler olduğunu bildirdi. Şarku’l Avsat’ı IOM’dan aktardığına göre Hartum, yaklaşık 1,4 milyon kişi ile en yüksek geri dönüş sayısını kaydetti, onu yaklaşık 1,1 milyon kişinin geri döndüğü el Cezire eyaleti izledi.

Bu ayın başlarında, ordu destekli hükümet, yaklaşık üç yıl boyunca doğudaki Port Sudan kentinden faaliyet gösterdikten sonra başkente dönme niyetini açıkladı.4

Hartum ve ülkenin orta ve doğusunda ordunun kontrolündeki diğer şehirlerde nispeten sakin bir ortam hakim olsa da HDK özellikle altyapıyı hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırılarına ara sıra devam ederken, diğer bölgelerde çatışmalar sürüyor.


ABD'nin Teksas eyaletinin valisi, çalışanlarının Çinli şirketlerden gelen ürünleri kullanmasını yasakladı

Teksas Valisi Greg Abbott (Reuters)
Teksas Valisi Greg Abbott (Reuters)
TT

ABD'nin Teksas eyaletinin valisi, çalışanlarının Çinli şirketlerden gelen ürünleri kullanmasını yasakladı

Teksas Valisi Greg Abbott (Reuters)
Teksas Valisi Greg Abbott (Reuters)

Teksas Valisi dün yaptığı açıklamada, eyaletin çalışanlarının Shein, Alibaba ve TP-Link gibi şirketlerin ürünlerini kullanmasını yasaklayacağını ve bu kararın Teksas sakinlerinin mahremiyetini Çin hükümetinden korumak için alındığını belirtti.

Reuters'a göre, Teksas Valisi Greg Abbott tarafından yapılan açıklamada, listeye e-ticaret platformu Temu ve pil şirketi Cattle'ın da dahil olduğu ifade edildi.

Abbott'ın yasağı, çalışanların devlet cihazlarında ve ağlarında bu şirketlerin “cihazlarını, yapay zekasını ve yazılımlarını” kullanmasını engelliyor.

Abbott'un yasağı, Çinli drone üreticisi UETech ve Çinli yapay zeka şirketi iFlytek'in ürünlerini de kapsamaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri ve Çin, uzun süredir devam eden ticaret ve teknoloji savaşında ekim ayında bir atılım gerçekleştirdi.


Suriye Kürt Ulusal Konseyi: Şam ile savaş felaketle sonuçlanacak bir seçenek ve biz bunu desteklemeyeceğiz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birlikleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesine çekilme işlemlerini tamamladı. (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birlikleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesine çekilme işlemlerini tamamladı. (Reuters)
TT

Suriye Kürt Ulusal Konseyi: Şam ile savaş felaketle sonuçlanacak bir seçenek ve biz bunu desteklemeyeceğiz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birlikleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesine çekilme işlemlerini tamamladı. (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birlikleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesine çekilme işlemlerini tamamladı. (Reuters)

Suriye TV’ye konuşan bilgi sahibi bir kaynak, Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin (ENKS), Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi’yi Suriye hükümetiyle askeri çatışma yoluna gitmemesi konusunda uyardığını ve bu seçeneğin Suriyeli Kürtler açısından ‘felaket’ olacağını vurguladığını açıkladı.

Kaynak, ENKS’nin bu seçeneği desteklemediğini SDG liderine açıkça ilettiğini, taraflar arasında pazar günü Haseke’de yapılan toplantıda son siyasi gelişmelerin ele alındığını belirtti.

Toplantıda ENKS, Suriye hükümetiyle askeri çatışmaya başvurulmasını reddettiğini yineleyerek, 18 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın başarıya ulaşması için yerel, bölgesel ve uluslararası tüm çabaların SDG tarafından desteklenmesi ve anlaşmazlıkların müzakere ve diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Kaynağa göre ENKS, ülkedeki doğu bölgelerinde gelinen noktadan SDG ile PYD’yi sorumlu tutarak, Kürtleri ilgilendiren hayati kararların bu iki yapı tarafından tek taraflı alınmasının mevcut duruma yol açtığını ifade etti.

xscdfvgh
Kamışlı'da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milislerinin resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir adam (Arşiv – AFP)

Kaynak, Mazlum Abdi’nin toplantı sırasında Şam ile varılan anlaşmanın başarıya ulaşmasını desteklediğini, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi amacıyla Washington, Paris ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) çabalarına destek verdiğini söyledi.

Diğer yandan Abdi’ye göre, ateşkesin korunması ve anlaşma maddelerinin uygulanmasında ilerleme sağlanması amacıyla Şam ile günün her saatinde temas sürdürülüyor.

Abdi, anlaşmanın bazı ayrıntılarının netleştirilmesi ve doğru şekilde anlaşılmasına ihtiyaç olduğunu belirterek, bunun Suriye’deki Kürt bölgelerinde SDG’nin elde ettiği kazanımların korunmasını güvence altına alacağını ifade etti. Kaynağa göre bu bölgeler Afrin ve Ayn el-Arab’dan (Kobani) Haseke’ye kadar uzanıyor.

Abdi dün Kürtçe yayın yapan Ronahi televizyonuna verdiği röportajda, Suriye hükümetiyle varılan ateşkes anlaşmasının ABD himayesinde gerçekleştiğini belirterek, Şam ile diyaloğun sürdüğünü ve başka ayrıntıların da görüşüleceğini söyledi.

Abdi, bu sürenin sona ermesinin ardından entegrasyon yönünde ciddi adımlar atılacağını ve anlaşma kapsamında Suriye ordusunun bölgeye girmeyeceğini dile getirdi.

Tüm tarafların askerileşmeden uzak, siyasi çözümler istediğini belirten Abdi, uluslararası gözetim altında Suriye hükümetiyle diyalog ve müzakere kanallarının halen açık olduğunu kaydetti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakanlığı cumartesi günü, geçtiğimiz salı günü ilan edilen ve Suriye hükümeti ile SDG arasında yeni mutabakatlara varılmasının ardından yürürlüğe giren kuzeydoğu Suriye’deki ateşkesin süresinin uzatıldığını duyurdu. SDG, söz konusu mutabakatlara bağlı kalacağını açıklamıştı.

Bakanlık, resmi hesapları üzerinden yaptığı açıklamada, Suriye ordusunun tüm operasyon bölgelerinde ateşkesin 24 Ocak tarihinden itibaren 15 gün süreyle uzatılacağını bildirdi.