Abbas İbrahim: Suriye makamlarıyla koordinasyon durmadı

“Hizbullah'ın elindeki bilgiler terör operasyonlarını engellememize yardımcı oldu” diyen Abbas İbrahim, Al Majalla'ya verdiği röportajda muhaliflerin Şam'a iade edildiğini yalanladı.

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
TT

Abbas İbrahim: Suriye makamlarıyla koordinasyon durmadı

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)

İbrahim Hamidi

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, Al Majalla ile gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümünde, Suriye'deki protestoların başlangıç sürecini anlattı. “Lübnan Kamu Güvenliği’ndeki ilk günümden görevimden ayrıldığım ana kadar Lübnan ve Suriye'nin güvenliğini koruyacak şekilde Suriye güvenlik servisleriyle ilişkilerin en üst düzeyde koordineli olarak devam ettiğini söylesem bir sır vermiş olmam” diyen İbrahim, başta Fransa olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin ‘bu koordinasyondan büyük fayda sağladığına’ dikkat çekti.

İbrahim, ‘yetkililerle aralarında iletişim noktaları bulmaya çalışmak için en sadık Suriyeli muhaliflerle’ ofisinde toplantılar yapıldığını söyledi. Kendisine yöneltilen Suriyeli muhalifleri Şam'a iade ettiği yönündeki suçlamaları reddeden İbrahim şu cevabı verdi:

“Asla. Bu iddiayı reddediyorum. Suriye ya da Lübnan'daki teröristlerin tutuklanması için Suriyeli yetkililerle koordineli olarak çalıştık. Bu benim gurur duyduğum bir konu. Eğer bu insanlar kendilerinin muhalif olduğunu düşünüyorsa şunu söyleyebilirim ki ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı röportajda Hizbullah'ın Suriye'ye müdahale kararı alırken Lübnan devleti düzeyinde kimseyle koordinasyon kurmadığını ifade eden İbrahim, “Hizbullah, Lübnan'daki bir dizi terör operasyonunu engellemede bizim için çok önemli bir bilgi kaynağıydı” dedi.

İşte Al Majalla’nın, Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim'le gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümü:

- Sayın Tümgeneral İbrahim; Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürlüğü görevinizi kritik bir aşamada mı üstlendiniz? Lübnan gibi bir ülkede, Ortadoğu gibi bir bölgede, hassas bir konumda söz konusu dengeyi kurmayı nasıl başardınız?

Görevime Ağustos 2011'de başladım. Suriye krizi başlangıç ​​aşamasındaydı ve henüz birkaç aylıktı. O dönemde Suriye rejiminin iki veya üç ay dayanabileceğine dair bölgede ve dünyada çok büyük bir iddia bulunuyordu. Benimse tamamen farklı bir vizyonum vardı. Lübnan Kamu Güvenliği'nin dizginlerini devraldığımda şüphesiz Suriye krizi benim için en büyük zorluktu. Çünkü bu krizin yansımaları Lübnan için dehşet vericiydi. Bölgede kartları yeniden karıştıran çok büyük bir zorlukla karşı karşıyaydık. Lübnan düzeyinde karşılaştığımız ilk sorun, Suriyelilerin Lübnan'a doğru yerinden edilmesi meselesiydi. Lübnan Kamu Güvenliği, idari çalışmalarında beş milyonluk Lübnan halkına hizmet edecek şekilde hazırlanır. Ancak birkaç ay içinde iki milyon yerinden edilmiş insanın Lübnan'a girmesi, Lübnan Kamu Güvenliği açısından en büyük zorluktu.

- Nasıl?

İstikrarsız ve kaybedilmiş bir siyasi kararın ışığında ilk yerinden edilme dalgasını sindirmeyi başardık. Teşkilat, karar verme yeteneğinden yoksun bir devlette kendi geliştirdiği ve bu politikanın etkilerini sınırlı kılan bir politika aracılığıyla söz konusu zorlukla yüzleşmeyi başardı. Dengeyi nasıl başardığıma gelince; Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürlüğü görevini devralmak için yaptığım konuşmada iki meşhur söz söyledim. Öncelikle Lübnan Kamu Güvenliği tüm Lübnanlılara aynı mesafede duruyor. Siyasi inanç açısından inandığım şey, ofise girerken dışarıda bıraktığım, ayrılırken de her Lübnan vatandaşı gibi giyindiğim, üzerinde siyasi fikrimin olduğu bir üniformamın olduğudur. Ancak Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürü olarak Hizbullah'a ve Lübnan Kuvvetleri Partisi’ne aynı mesafede olacağım.

Fotoğraf Altı: Beyrut'taki bir bankanın önündeki ATM'den para çekmek için sıraya giren yerinden edilmiş Suriyeliler, 24 Ocak 2023. (EPA)
Beyrut'taki bir bankanın önündeki ATM'den para çekmek için sıraya giren yerinden edilmiş Suriyeliler, 24 Ocak 2023. (EPA)

İkinci olarak, çalışanlara vatandaşın sizin üzerinizde hakkı olduğunu, hizmet arayan biri olmadığını, bu nedenle sizden hakkını isteyen vatandaşa müdürlükte ‘müşteri muamelesi yapmayın’ dedim. Zira vatandaşın hakkı vardır ve o, işverendir. Bu politikayı geliştirdim ve üzerinde çalıştım. Birinci başlıkta müdürlükte idari düzeyde sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirebildik. Daha sonra yetki kitabını okuyunca kimsenin bu yetkileri tam olarak kullanmadığını gördüm. “Allah'ın izniyle bu yetkilerimizi sonuna kadar kullanmış olacağız” dedim. Lübnan Kamu Güvenliği’nde çalışmak ekonomik güvenlik, sosyal güvenlik ve siyasi güvenlikle ilgilidir. Teşkilat, Lübnan içinde ve dışında devlet güvenliğine yönelik eylemlere veya saldırılara müdahil olur. Kurumun çok geniş yetkileri var. Bu güçlerin ve yasaların ruhuna dayanarak dengeli çalışabildiğimize inanıyorum.

“Bazıları, Lübnan'ın güvenliğine sızmak ve Lübnan'daki aşırılık yanlılarının gündemlerini uygulamak için Suriye'den gelen yerinden edilmiş insanlardan bir kısmını istismar etmiş olabilir.”

- 2011 sonrası Lübnan bağlamında yerinden edilme meselesini ve şeklini anlattınız. Güvenlik-asker meselesi ne olacak? Lübnan Kamu Güvenliği ile Suriye kurum veya yetkilileri arasında bu dosyayla ilgili ne ölçüde koordinasyon vardı?

Sürekli bir meydan okuma vardı ve ilk andan itibaren Suriye'den gelen bu yerinden edilmiş insanlardan bazılarının, Lübnan'ın güvenliğine sızmak ve Lübnan içindeki aşırılık yanlılarının gündemlerini uygulamak için yerinden edilmelerinin istismar edilmiş olabileceğini söyledim. Bu bakış açısıyla yerinden edilmiş kişiler meselesini insani boyutlarıyla da ele aldım. Lübnan Kamu Güvenliği’ndeki ilk günümden görevimden ayrıldığım ana kadar Lübnan ve Suriye'nin güvenliğini koruyacak şekilde, Suriye güvenlik servisleriyle ilişkilerin en üst düzeyde koordineli olarak devam ettiğini söylesem bir sır vermiş olmam. Artık Fransa'da olduğumuza ve bu röportajı yaptığımıza göre Avrupa ve dünya bu koordinasyondan büyük fayda sağladı. Biliyorsunuz Avrupa ülkeleri Suriye'deki büyükelçiliklerini kapattı ve bu bana göre büyük bir stratejik hataydı. Bu hatanın düzeltilmesi gerektiğini tüm Avrupa ülkeleriyle görüşüyordum. Bir ülke başka bir ülkedeki büyükelçiliğini kapattığında bu onun kör ve sağır olduğu anlamına gelir. Çünkü böyle bir durumda sahada gerçekte neler olup bittiğine dair hiçbir fikir sahibi olmak mümkün değildir. Bir ülke yalnızca başka bir ülkeden aldığı raporlara güvenemez. Zira herkes kendi istek ve düşüncesine göre rapor yazar. Biz bu konunun ustasıyız. Büyükelçiliklerin kapatılması, Suriye'deki yetkililerle koordineli bir biçimde çalışan Lübnan Kamu Güvenliği'ni bir zorunluluk haline getirdi ve bu durumla baş etmede onu bir dönüm noktası yaptı. Fransa'da bir stadyumda terör saldırısı gerçekleşti. Saldırganın cesedinin yanında Suriye kimlik kartı da bulundu. Fransız yetkililer, bu kişinin kimlikteki kişiyle eşleştiğini doğrulamak için bana kimliği gönderdi. Suriyeli yetkililer, bu kimliğin sahibinin Suriye hapishanelerinde olduğu yönünde yanıt verdi ve bu, Fransa'daki ilgililer için büyük bir şok oldu. Suriye'de ölen bu şahsın kimliğini tespit etmeye çalışarak konuyu takip ettik. Yani Avrupa'nın bu konudan çok yararlandığını düşünüyorum.

- Suriyeli muhaliflerden veya bazı isimlerden Lübnan Kamu Güvenliği'nin muhaliflerle ilgili dosyaları Suriyeli yetkililere teslim ettiği yönünde suçlamalar var. Buna yönelik cevabınız nedir?

İlk kez size, en sadık Suriyeli muhaliflerden bazılarıyla, Suriyeli yetkililerle aralarında iletişim noktaları bulmaya çalışmak amacıyla ofisimde toplantılar yapıldığını açıklamak isterim. Biz güvenlikle uğraşmadık dedim. Her sabah geldiğimde siyasi üniformamı çıkarıp ofisimin önüne koydum. Suriye meselesinde de aynı ruhla hareket ettim.

Fotoğraf Altı: Lübnan'ın Bekaa Vadisi'nde Suriye hükümeti ve Hizbullah'a karşı gösteri düzenlendi, 8 Ocak 2016. (Getty Images)
Lübnan'ın Bekaa Vadisi'nde Suriye hükümeti ve Hizbullah'a karşı gösteri düzenlendi, 8 Ocak 2016. (Getty Images)

- Herhangi bir siyasi figüre dosya teslim edilmedi mi?

Asla. Bu iddiayı reddediyorum. Umarım bu röportajdan sonra birisi çıkıp bu konuyla ilgili isim veya delil verir. Biliyorsunuz politikada ve politika dışı konularda çok fazla konuşma var. Bizim Suriye'de olsun, Lübnan'da olsun teröristleri tutuklamak için Suriye yetkilileriyle koordineli çalışmamıza gelince, bu benim gurur duyduğum bir konu. Eğer bu insanlar kendilerinin muhalif olduğunu düşünüyorsa şunu söyleyebilirim ki, ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.

“Hizbullah, Suriye'ye müdahale kararı alırken ne Lübnan Kamu Güvenliği düzeyinde ne de onun üzerinde bir koordinasyonda bulunmadı.”

- 2012-2013 yılı sonlarında Suriyeli muhalif grupların silahlandırılması konusu gündeme getirilmiş, Ürdün ve Türkiye'de iki güvenlik odası kurulmuş, Lübnan'da askeri varlık veya koordinasyonun bulunması önerilmişti. Bu konuyla ilgili olarak gerçekleşen görüşmeler hakkında bize daha detaylı bilgi verebilir misiniz?

Kimler arasındaki görüşmeleri kastediyorsunuz?

- Batılı taraflarla ya da Batılı kurumlarla aranızda bu konunun nasıl ele alınacağı konusunda herhangi bir diyalog yaşandı mı?

Batı benim bakış açımı ve Suriye krizine dair fikrimi biliyordu. Hiç kimsenin bu konuyu benimle tartışmaya cesaret edemediğini söyleyebilirim. Çünkü bu konunun benim için kesinlikle kabul edilemez olduğunu biliyorlar. Lübnan'da herhangi bir kişinin, herhangi bir parti adına, bizim için ve kişisel olarak benim için silahlandırılması kesinlikle kabul edilemez. Olaylarla nasıl başa çıktığımı biliyorlar ve şimdiye kadar hiç kimse bu konuyu benimle müzakere etmedi, hatta ima bile etmedi. Lübnan'ın bileşimi başlangıçta bu fikri reddediyor. Lübnan'da aklı başında hiçbir insanın bu konuyu kimseye açmayı düşüneceğini zannetmiyorum.

Fotoğraf Altı: Suriye'nin Lübnan sınırı yakınındaki Flita kasabası çevresindeki dağlık bölgede askeri araçlarının yakınında bulunan Hizbullah savaşçıları. (AFP)
Suriye'nin Lübnan sınırı yakınındaki Flita kasabası çevresindeki dağlık bölgede askeri araçlarının yakınında bulunan Hizbullah savaşçıları. (AFP)

- Hizbullah'ın Suriye'ye müdahalesi ne olacak? Siz o zaman bir güvenlik aygıtının genel müdürü olarak bu kararın neresindeydiniz? Herhangi bir koordinasyon var mı? Hizbullah'ın Suriye'ye müdahalesini ve varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle, Hizbullah'ın Suriye'ye müdahale kararı alırken (ne Lübnan Kamu Güvenliği düzeyinde ne de onun üzerinde) Lübnan devleti düzeyinde kimseyle koordinasyon içinde olmadığını söyleyeyim. Bu, Hizbullah'ın aldığı ve açıkça ilan ettiği, kimseyle koordinasyon içinde olmadığını söylediği bir karardı. Hizbullah bu kararı benim takdirimle değil, benim bilgim dahilinde aldı. Bu kararın Lübnan'daki direnişi koruyacağına inanıyordu. Çünkü savunmanın en iyi yolu direniş topraklarının dışında saldırıp savaşmaktı. Bu kararı bu teoriye olan inancına dayanarak verdi.

- Bu müdahaleden yaklaşık on yıl sonra söz konusu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güvenlik düzeyindeki bu kararın Lübnan'ı birçok terör operasyonundan koruduğuna inanıyorum. Ancak Hizbullah, siyasi düzeyde bu karar doğru da olsa yanlış da olsa sonuçlarına katlanacak. Hizbullah, Lübnan'daki bir dizi terör operasyonunu engellemede bizim için çok önemli bilgi kaynağıydı. Hizbullah Suriye'de savaşıyordu, sahada olup biteni biliyordu, güvenlik konularını takip ediyordu ve biz de güvenlik teşkilatları olarak bundan faydalandık.

- Güvenlik koordinasyonu var mıydı?

Koordinasyon değil. Bir güvenlik aygıtı olarak bizim veya Lübnanlı ya da Lübnanlı olmayan herhangi bir güvenlik aygıtının kendisine bilgi sağlayan kaynakları olması mümkün. Bu kaynakların nereden geldiği önemli değil. Benim için önemli olan, bilginin geçerliliği ve doğruluğu, sonraki etkileri ve Lübnan'ın güvenliği üzerindeki etkisidir. Hizbullah, bize ve diğer güvenlik teşkilatlarına bu bilgilerin takip edilebileceği dosyalar sağlıyordu ve bu bilgiler sonucunda Lübnan'daki birçok terör operasyonu engellendi.

Fotoğraf Altı: Suriye'de İran'a bağlı Şii milislere tabi savaşçılar. (AP)
Suriye'de İran'a bağlı Şii milislere tabi savaşçılar. (AP)

- Hizbullah ve İranlı milisler Suriye'de İsrail bombardımanına maruz kalıyor. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

İsrail’in herhangi bir tarafa saldırmasına karşıyım. İsrail hangi tarafı vurursa vursun, kim olursa olsun onun (İsrail’in) karşısında olacağım. Bu konuya, İsrail meselesine ve şu anda İsrail-Filistin çatışması dedikleri İsrail-Arap çatışmasına ideolojik bir bakışım var...

- İsrail-Filistin çatışması...

Bu benim için kabul edilemez. Bu bir Arap-İsrail çatışmasıdır. Bu bağlamda benim aldığım herhangi bir pozisyon, Arap tarafına yönelik tam, kör ve fanatik bir önyargıdır.

- Yani ‘arenaların birliğine’ inanıyorsunuz?

Adına her ne dersek diyelim, bu çatışma konusunda Arapların tutumunun birliğine inanıyorum. Filistin halkının çıkarlarına ulaşmak için bu düşmanla ortak bir yüzleşmenin gerekliliğine inancım var.

Yarın üçüncü bölüm: Memluk, Trump'ın Esad suikastı hakkında konuşmasının ardından benden gizli arabuluculuğumu durdurmamı istedi.

*Bu röportaj Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Suriye’de değişen ittifaklar: Türkiye için büyük zafer

Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
TT

Suriye’de değişen ittifaklar: Türkiye için büyük zafer

Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)

Suriye hükümetinin, uzun süredir Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolündeki bölgeleri hızla ele geçirmesi mercek altına alındı.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, Ahmed Şara yönetiminin hamlelerinin bu ayın başlarında Şam, Paris ve Irak'ta düzenlenen gizli toplantılarda şekillendiğini söylüyor.

Suriye hükümetinden yetkililerle SDG arasında entegrasyon süreci için 4 Ocak'ta Şam'da görüşme düzenlenmiş. Ancak toplantının Suriyeli bir bakan tarafından aniden sonlandırıldığı belirtiliyor.

Ertesi gün Suriye heyetinin, ABD arabuluculuğunda İsrail'le güvenlik anlaşması görüşmeleri için Paris'e gittiği ifade ediliyor. Toplantıda Suriyeli yetkililer, İsrail'i SDG'yi desteklemekle suçlamış ve Tel Aviv'den entegrasyonu geciktirme çabalarını sonlandırmasını istemiş.

Bu görüşmede Suriyeli yetkililerin, SDG'nin kontrolündeki bazı bölgelere sınırlı bir operasyon düzenlemeyi teklif ettiği ve bu öneriye İsrail ya da ABD'den herhangi bir itiraz gelmediği savunuluyor.

Şam yönetimi iddialar hakkında yorum yapmazken, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Reuters'a gönderdiği açıklamada, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın SDG'nin "IŞİD karşıtı başat güç rolünün büyük ölçüde miadını doldurduğunu" belirttiği salı günkü mesajı hatırlatıldı.

İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter ise "Paris'teki üçlü toplantının tamamına bizzat katılmış biri olarak, İsrail'in hiçbir zaman Suriye ordusunun ülkedeki Kürtlere yönelik saldırısına müsaade etmediğini söyleyebilirim. Bu yönde herhangi bir iddiada bulunmak yanlıştır" dedi.

Ayrıca haberde, Türkiye'nin Kürt sivillerin korunması halinde Washington'ın SDG'ye karşı bir operasyonu onaylayacağına dair Şam'a mesaj gönderdiği iddia ediliyor.

SDG, Türkiye'nin terör örgütü saydığı YPG'nin ağırlıkta olduğu, ABD destekli milislerden meydana geliyor.

Paris'teki toplantıdan yaklaşık iki hafta sonra operasyonlara başlanırken, ABD'nin desteğini geri çekeceğine yönelik SDG'yi uyardığı belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın, SDG komutanı Mazlum Abdi'yle 17 Ocak'ta Irak'ta görüştüğü, Washington'ın SDG'yi değil Şara'yı destekleyeceğini söylediği öne sürülüyor. SDG'li bir kaynaksa iddiaları yalanlıyor.

Diğer yandan Şam güçleri hızla ilerleyerek, çoğunlukla Arapların yaşadığı bölgeleri SDG'den almıştı. 18 Ocak'ta ateşkes ilan edilmesine rağmen Suriye ordusunun saldırıları sürdürmesinin ABD'li yetkilileri kızdırdığı da aktarılıyor. Şara'nın operasyonların durdurulduğunu duyurmasından kısa süre sonra Barrack'ın SDG'yle ilgili mesajını yayımladığına dikkat çekiliyor.

Washington'ın Suriye'deki tutumunu değerlendiren ABD'li bir kaynak Şara'yı "usta bir stratejist" diye niteliyor.

"Türkiye için büyük zafer"

New York Times'ın analizinde de yıllarca SDG'yle IŞİD'e karşı Suriye'de mücadele eden ABD'nin Kürt müttefiklerini zor durumda bıraktığı yazılıyor.

Trump yönetiminin Suriye'deki tutumunu değiştirmesinin "ülkeyi yeniden bir araya getirmek için mücadele eden Şara kadar, SDG'ye Amerikan desteğine şiddetle karşı çıkan ve Şara'yı destekleyen Türkiye için de büyük bir zafer" olduğu belirtiliyor.

SDG ve Suriye ordusu arasındaki çatışmalar, IŞİD militanlarının tutulduğu cezaevlerinin olduğu bölgelere de sıçramıştı. SDG, Şam güçlerinin saldırıları nedeniyle militanların kaçtığını öne sürmüş, Suriye yönetimiyse IŞİD'lilerin SDG tarafından serbest bırakıldığını iddia etmişti.

Diğer yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Suriye'nin Haseke kentinde tutulan 150 IŞİD'linin Irak'a transfer edildiğini dün duyurmuştu. CENTCOM, firar riskini gerekçe göstererek, gerekli görülmesi halinde 7 bin IŞİD savaşçısının daha Irak'a gönderilebileceğini bildirmişti.

Irak Yüksek Yargı Konseyi'nden bugün yapılan açıklamada da SDG kontrolündeki hapishanelerden nakledilen IŞİD'liler hakkında derhal hukuki işlem başlatılacağı duyuruldu.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times


Suriye'de ateşkes sürecek mi: Mazlum Abdi ve Tom Barrack Erbil'de buluştu

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X
TT

Suriye'de ateşkes sürecek mi: Mazlum Abdi ve Tom Barrack Erbil'de buluştu

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi başkanlığındaki SDG heyeti, Erbil’de ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetkilileriyle bir araya geldi. Kritik görüşmede, sahadaki son gelişmeler, ateşkesin durumu ve Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasi süreç ele alındı.

Mazlum Abdi başkanlığındaki heyet Barrack görüşmesi öncesi Erbil’de temaslar gerçekleştirdi. Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed’in de yer aldığı heyet Neçirvan Barzani ile bir araya geldi.

Toplantı öncesinde Tom Barrack, Mazlum Abdi ve SDG Yürütme Konseyi Eşbaşkanı İlham Ahmed ile ayrı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından açıklama yapan Barrack, SDG heyetiyle yapılan temaslara büyük önem verdiklerini vurguladı.

“Bugün General Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile bir araya gelmekten onur duyduk” diyen Barrack, bölgede istikrarın sağlanması açısından ateşkesin korunmasının kritik olduğunun altını çizdi.  Barrack, açıklamasında tüm tarafların ortak bir noktada buluştuğunu da dile getirdi. Buna göre, karşılıklı güvenin tesis edilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanabilmesi için her kesimi kapsayan güven artırıcı adımların birlikte belirlenmesi ve hayata geçirilmesi gerektiği konusunda mutabakata varıldı. Bu sürecin en temel ve vazgeçilmez adımının ise mevcut ateşkesin eksiksiz biçimde korunması olduğu vurgulandı.

Barrack şunları söyledi:

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye hükümeti arasında 18 Ocak’ta varılan anlaşmada öngörülen entegrasyon sürecinin ilerletilmesine yönelik güçlü desteğini ve bu konudaki kararlılığını yeniden teyit etti.

Tüm taraflar, karşılıklı güveni tesis etmek ve kalıcı istikrarı sağlamak amacıyla her kesimi kapsayan güven artırıcı adımları birlikte belirleyip hayata geçirirken, en temel ilk adımın mevcut ateşkesin eksiksiz şekilde korunması olduğu konusunda mutabık kaldı.

Suriye hükümetiyle görüşme iddiası

Öte yandan Arap basınında yer alan haberlere göre, SDG heyetinin bugün Erbil’de Suriye hükümetiyle de bir araya gelmesi bekleniyor. İddiaya göre görüşme, Mesud Barzani’nin arabuluculuğunda gerçekleşecek ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da toplantıda yer alacak.

Haberlere göre, görüşmelere Suriye tarafı adına Dışişleri Bakanı Şeybani katılırken, SDG cephesinden Mazlum Abdi ve Rohilat Afrin masada olacak. Görüşmenin ana gündemini, Şam yönetimi ile SDG arasında sürdürülen müzakereler ve bu kapsamda ele alınan 14 maddelik anlaşma oluşturacak. Görüşmenin, taraflar arasındaki siyasi temaslar açısından yeni bir aşamaya işaret edebileceği değerlendiriliyor.

Independent Türkçe


Arap ve İslam ülkeleri Barış Konseyi'ne katıldı

ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
TT

Arap ve İslam ülkeleri Barış Konseyi'ne katıldı

ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Arap ve Müslüman liderlerden gelen artan destekle birlikte, uğun Davos Forumu'nun oturum aralarında "Barış Konseyi"ni açıklamaya hazırlanıyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (sekiz ülke) dışişleri bakanlarının, "ABD Başkanı Donald Trump'ın liderlerine Barış Konseyi'ne katılmaları için yaptığı daveti memnuniyetle karşıladıklarını" belirtti.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da daha sonra Gazze Barış Konseyi'ne katıldığını duyurdu.

Konsey, “Gazze'de kalıcı bir ateşkes sağlamayı, Şeridin yeniden inşasını desteklemeyi ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına ve uluslararası hukuka uygun olarak kendi devletini kurma hakkına dayalı adil ve kalıcı bir barışı ilerletmeyi, böylece bölgedeki tüm ülkeler ve halklar için güvenlik ve istikrarın yolunu açmayı” amaçlamaktadır.

Bu arada, ABD Başkanı Grönland konusunda acil müzakereler çağrısında bulunarak, güç kullanmadan "kontrol altına alma" konusundaki kararlılığını yineledi ve "ABD'den başka hiçbir ülke onu koruyamaz" dedi.

Davos Forumu'nun üçüncü gününde geniş yankı uyandıran konuşmasında Trump, "İnsanlar güç kullanacağımı düşündüler ama buna gerek yok... Güç kullanmak istemiyorum ve kullanmayacağım" ifadelerini kullandı.