Suikastının 60. yıldönümünde Kennedy ve Arap dünyası

Kolaj: Eduardo Ramon
Kolaj: Eduardo Ramon
TT

Suikastının 60. yıldönümünde Kennedy ve Arap dünyası

Kolaj: Eduardo Ramon
Kolaj: Eduardo Ramon

Sami Moubayed

John F. Kennedy, 26 Ağustos 1960’ta, iktidara gelmesine altı ay kala Temsilciler Meclisi’nin genç bir üyesiyken New York'taki Statler Hilton Oteli'nde Siyonist bir toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“İsrail ayakta kalacak ve zenginleşecek. Çünkü İsrail, umudun çocuğu ve cesurların evidir. Zorluklar onu yıldırmaz çünkü o, demokrasinin kalkanını, özgürlüğün kılıcını taşıyor.”

Bu konuşmasından aylar sonra ABD Başkanlığı koltuğuna oturan John Kennedy, ‘eski bir dostu’ olarak nitelendirdiği dönemin İsrail Başbakanı David Ben-Gurion'u Beyaz Saray'da ağırladı.

Ardından 15 Mart 1961 yılındaki başkanlık konferansında, bağımsız bir federal hükümet kuruluşu olan Ex-Im Bank’tan İsrail’e 25 milyon dolarlık bir kredi sağlanması kararı açıklandı.

Başkan Kennedy, İsrail'e silah ambargosunu kaldırmadan ve MIM-23 Hawk karadan karaya füzeler gibi gelişmiş silahların tedarikini onaylamadan önce İsrail'in Dimona şehrinde bir nükleer reaktör inşa edildiğini öğrendiğinde buna karşı çıkmadı ve bu konuyla soğukkanlılıkla ilgilenme kararı aldı.

Başkan Kennedy, Tel Aviv'le güçlü ilişkileri olmasına rağmen herkesin sevgisini kazanmış olmasından yararlanarak birçok Arap ülkesiyle de çok iyi ilişkiler kurmayı başardı. Arap liderler, Kennedy’nin başkan olarak seçilmesinden duydukları memnuniyeti ifade ederken, 20 Kasım 1963 tarihinde ABD’ Başkanı’na düzenlenen suikast haberini duyduklarında şok yaşadılar.

Al Majalla dergisi suikastının 60. yıldönümünde Kennedy’nin Arap dünyasıyla ilişkileri dosyasını açtı. Burada Kennedy’nin, kendisinden sonra göreve gelen ABD başkanları Jimmy Carter ve Bill Clinton gibi Ortadoğu'da herhangi bir barış anlaşması imzalanmasını sağlayamadığını, buna karşın kısa süren başkanlığı sırasında Araplar İsrail arasında herhangi bir bölgesel savaşın patlak vermediğini de belirtmek gerekiyor.

Kennedy, Harry Truman'dan sonra Gerald Ford'a kadar Ortadoğu’da bir savaşa tanık olmayan son ABD başkanıydı. Truman 1948 yılında Birinci Filistin Savaşı'nı yaşadı. Truman’dan sonra göreve gelen Dwight Eisenhower ise 1956'da Süveyş Savaşı'na tanık oldu ve bu savaşı durdurdu. Kennedy’den sonra göreve gelen Lyndon Johnson’ın döneminde 1967 yılındaki Haziran Savaşı patlak verdi. Ardından Başkan Richard Nixon döneminde 1973 Ekim Savaşı yaşandı.

Arap liderler, John Kennedy'nin 20 Ocak 1961'de ABD başkanı seçilmesini iyimserlikle karşıladılar. Çünkü Kennedy’nin Ortadoğu’da gerçek ve olumlu bir değişim yaratabileceğini düşünüyorlardı. Başkan Kennedy, seçilmesinden önce Filistin'i iki kez ziyaret etmiş, (ilki 1931'deydi) ve Fransa'nın Cezayir'deki sömürge politikalarını açıkça eleştirmişti. Yönetim kadrosuna Dışişleri Bakanı Dean Rusk, Ulusal Güvenlik Danışmanı McGurk Bundy ve Kahire Büyükelçisi John Baddow gibi Arap ülkelerine daha fazla açılmayı destekleyen tutumlarıyla tanınan kişileri seçti.

Kral Abdulaziz bin Suud ve Başkan Kennedy (Open Source)
Kral Abdulaziz bin Suud ve Başkan Kennedy (Open Source)

Kennedy, iktidara gelmeden önce fakir Arap ülkelerini desteklemek ve Sovyetler Birliği'nin bölgedeki nüfuzu ve hegemonyası altına girmelerini önlemek amacıyla Ortadoğu için BM ve Dünya Bankası'nın ortak denetiminde olacak özel bir fon kurulması çağrısında bulunmuştu. Bunun yanında başta Suudi Arabistan ve Ürdün olmak üzere ABD’nin bölgedeki müttefikleriyle olan köklü ilişkilerini de korumaya çalıştı.

Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz bin Suud, Kennedy’nin başkanlık döneminin başlarında Zahran'daki ABD askeri üssüyle ilgili 1962 yılının nisan ayında süresi dolan anlaşmayı yenilemeyeceklerini açıklamıştı.

Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz bin Suud, ABD'ye karşı daha sert bir tutum sergilemesi yönünde büyük bir baskı altındaydı. Bu yüzden Kennedy’nin başkanlık döneminin başlarında Zahran'daki ABD askeri üssüyle ilgili 1962 yılının nisan ayında süresi dolan anlaşmayı yenilemeyeceklerini açıkladı. Kennedy, bu şoku atlattı. İtidalli ve soğukkanlı bir şekilde Suudi Arabistan'ın üssü yönetmesine yardımcı olmak için teknik uzmanlar göndermek istediklerini, bununla birlikte Riyad'a 17 milyon dolar değerinde Amerikan silahı satmayı kabul ettiklerini söyledi. Kral Abdulaziz bin Suud, 1961 yılının kasım ayında tedavi için Boston'a gitti. Tedavisinin ardından taburcu edilen Kral Abdulaziz bin Suud, David Ben-Gurion'la görüşmesinden aylar sonra Başkan Kennedy ile ilk kez Washington'da görüştü.

Dönemin Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal, Kral Abdulaziz bin Suud’dan sonra ABD'ye en yakın ikinci Arap liderdi. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığı analize göre Kral Hüseyin, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 1962 mayısında Beyaz Saray’a yazılan bir mektupta ‘Arap bölgesinde istikrarın anahtarı’ olarak tanımlanıyordu. Kennedy yönetimi, Kral Hüseyin’le olan güçlü ilişkilerini sürdürdü. Seleflerinin Ürdün’e yaptığı yardımların toplamı 45 milyon doları aşmazken, Kennedy o yıl Ürdün’e 60 milyon dolar değerinde mali yardım sağladı.

Kennedy'nin yeni dostları

Başkan Kennedy’nin karşı karşıya olduğu asıl ve en büyük zorluk, 1956 temmuzunda Asvan Barajı’nın inşası için Dünya Bankası’nın sağlaması planlanan finansmanı geri çekmesinden sonra Sovyetler Birliği’ne yaklaşmaya başlayan dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır ile yeni bir sayfa açmaktı. Kennedy, Abdunnasır’ı Doğu kampından çekip ABD yörüngesine katmak istiyordu ama İsrail'in bunu kabul etmeyeceğini de çok iyi biliyordu. Abdunnasır'la en fazla Soğuk Savaş'taki konumu yeniden yapılandırabilir ve ne ABD ne de Sovyetler Birliği tarafında olup tarafsız kalacağı dikkatli ve olumlu bir iş birliği yapabilirdi.

Abdunnasır, Arap dünyasındaki yeri etkilenmediği sürece ABD'den ekonomik yardım kabul etme fikrini prensip olarak reddetmedi. Ancak ABD ile yakınlaşmasının önünde öncelikle tarihi Arap-İsrail çatışması ve Kongo'daki iç savaş konusunda Kennedy ile yaşadığı anlaşmazlık gibi büyük zorluklar vardı. Beyaz Saray, o dönemde Abdunnasır'a düşman olan tarafa askeri destek sağlarken, Mısır Cumhurbaşkanı’nın Kongo’daki müttefiklerini uluslararası komünizmin takipçileri olarak tanımlanıyordu.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı’nın Ortadoğu İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Phillips Talbot, Başkan Kennedy'ye Kongo konusunda Mısır'la yaşadığı fikir ayrılığını aşması ve Abdunnasır'la daha gerçekçi bir politika izlemesini tavsiye etti. Talbot, Kennedy'ye gönderdiği tavsiye mektubunda şunları yazdı:

“(Mısır Cumhurbaşkanı Cemal) Abdunnasır'la geniş kapsamlı bir anlaşmaya varılabileceğine hiç şüphemiz yok. Bunun yanında (Mısır ile Suriye arasındaki ortak yapıya atıfla) Birleşik Arap Cumhuriyeti'ne yapılacak mütevazı yardımın Mısır'daki sanayi ve aşırı nüfustan kaynaklanan devasa zorlukların üstesinden gelmelerinde ve (onlara) komünist bloğa tamamen bağımlı olmanın bir alternatifi olduğunu söylemede yardımcı olacağını düşünüyoruz.”

Suriye'de ayrılıkçı darbe

Talbot, Başkan Kennedy’ye Cemal Abdunnasır'ı Washington'a davet etmesini ve Mısır'ın o yıl yaşadığı ve mahsulün yüzde 35'inin yok olmasına ve 100 milyon dolar değerinde büyük kayıplara yol açan ‘acı hasat’ mevsimini telafi etmek için iki yüz bin ton buğday yardımında bulunulmasını önerdi.

Cemal Abdunnasır, Arap dünyasındaki yeri etkilenmediği sürece ABD'den ekonomik yardım kabul etme fikrini prensip olarak reddetmedi. Ancak ABD ile yakınlaşmasının önünde öncelikle tarihi Arap-İsrail çatışması ve Kongo'daki iç savaş konusunda Kennedy ile yaşadığı anlaşmazlık gibi büyük zorluklar vardı.

Ancak ABD yönetimi Mısır'la yakınlaşma projesine henüz son dokunuşlarını yapmamışken 28 Eylül 1961 tarihinde Şam'da Birleşik Arap Cumhuriyeti'ni deviren bir askeri darbe gerçekleşti. Suriye'nin yeni liderleri, dünyanın tüm başkentlerine gönderdikleri telgraflarda Abdunnasır'ın polis devletinden ve sosyalist politikalarından bıktıklarını yazdılar. Suriye'nin BM’deki bağımsız ve tam egemen devlet olarak üyeliğinin geri verilmesini talep ettiler. Başkan Kennedy, darbe günü ABD’nin Lübnan’da konuşlu 6’ncı Filosu’na ait gemileri ziyaret etmeyi planlıyordu. Fakat Suriye'nin yakınlarında bulunmamak ve ayrılıkçı darbenin ABD tarafından planlandığının düşünülmesini önlemek amacıyla ziyareti iptal etti. Ardından ABD yönetimi, 10 Ekim 1961 tarihinde Suriye’deki yeni rejimi resmen tanıma kararı aldı. Suriye'nin yeni Başbakanı Dr. Memun el-Kuzbari'ye bu kararla ilgili bir telgraf gönderildi. Ancak bu adım, Mısır Cumhurbaşkanı Abdunnasır'ı çileden çıkardı.

Kennedy, suikasttan birkaç dakika önce Dallas’ta otomobilinden halkı selamlarken (Getty Images)
Kennedy, suikasttan birkaç dakika önce Dallas’ta otomobilinden halkı selamlarken (Getty Images)

Ridgway Knight, ABD’nin yeni Şam büyükelçisi olarak atandı. Başbakan Kuzbari, ABD'den buğday, un ve pirinç almak için hiç vakit kaybetmeden Büyükelçi ile görüşmelere başladı. Büyükelçi, ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan Suriye hükümetine acilen 15 milyon dolarlık kredi sağlamasını istedi. Şam, bu adıma Washington'daki en iyi büyükelçilerinden biri olan büyük şair Ömer Ebu Rişe’yi atayarak yanıt verdi. Ebu Rişe, Beyaz Saray'da sıcak bir şekilde karşılandı. Ebu Rişe, şiirlerine ve akıcı İngilizcesine hayranlığını ifade eden Kennedy ile iyi bir şahsi ilişki kurdu. Ancak Halep'in değerli şairi bile ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçilerin muhalefeti nedeniyle ABD’den gerekli krediyi alamayınca Kuzbari hükümeti yardım için Batı Almanya'ya yönelmek zorunda kaldı. Almanlar 25 milyon dolarlık bir yardımda bulunmayı teklif ettiler. Ancak Kuzbari, Suriye'nin ihtiyacının en az 40 milyon dolar olduğunu söyledi. Bunun üzerine Bank of America (BofA) devreye girerek, Birleşik Arap Cumhuriyeti döneminde Abdunnasır'ın 1958 tarihli Tarım Reformu Kanunu ve Temmuz 1961'de bankaların kamulaştırılmasına ilişkin kararlar çerçevesinde uyguladığı sosyalist politikanın etkilerinin aşılması için Şam hükümetine 5 milyon dolarlık bir kredi sağladı.

Johnson'ın Filistinli mültecilerle ilgili planı

Suriye’deki ayrılıkçı dönemin sonlarında başbakanlık görevini üstlenen Halid el-Azm, yaptığı bir açıklamada şunları söyledi:

“ABD’nin politikası, komünizme saldırmayı, mültecileri yeniden yerleştirmeyi ve İsrail'e garanti vermeyi amaçlayan politikasını gerçekleştirecek bir hükümetin Suriye'de kurulabileceğine inanarak ayrılıkçı harekete karşı çıkmamak yönünde değişti. Ardından hükümetimin tutumu nedeniyle beklentileri olmadı ve hayal kırıklığına uğradı. Bu yüzden Kennedy, yeniden Abdunnasır’ı destekleyerek önceki planına geri döndü.”

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bazı isimler, 1949 yılında Suriye'deki ilk darbenin mimarı Hüsnü Zaim'in yapığı eski bir öneriye dayanarak, 200 bin mültecinin Suriye'ye yerleştirilmesi fikrini öne sürdüler.

O dönemde Ortadoğu’daki sorunların temelinde Arap-İsrail çatışması vardı. Bu durum ve bu sorundan kaynaklanan; başta mülteci meselesi ve geri dönüş hakkı olmak üzere tüm zorluklar halen devam ediyor. Kennedy yönetimi, bölgede bir barış süreci önerecek kadar ilerleme kaydedemedi, ancak Filistinli mülteciler sorununun çözümü için çaba gösterdi. Kennedy döneminin başlarında Filistinli mülteci sayısı komşu ülkeler, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ne toplam 1,5 milyona ulaşmıştı. Kennedy, Ortadoğu'da sorunları çözerek ya da telafi ederek istikrarın yeniden sağlanabileceğini düşünüyordu. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Dean Rusk, 13 Temmuz 1961 tarihinde Başkan Kennedy’ye bir mektup yazdı.

Mektupta şu ifadeler yer aldı:

“Araplarla İsrail arasında kalıcı bir çözüme ulaşmanın çok zor olduğu kabul edilse de mülteci meselesinde ilerleme kaydedilmesi, Arap ülkeleri ile İsrail arasında geçici bir uzlaşının anahtarı olabilir.”

Dönemin Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Başkanı Joseph E. Johnson, mülteciler için özel elçi olarak seçildi. Başkan Kennedy, 1961 yılının ağustos ayında Johnson’ın atamasının yapıldığı kararı imzaladı ve 15 Ekim 1961 tarihinden önce bölgeyi ziyaret ederek mültecilerin durumu hakkında kendisine bir rapor sunmasını istedi. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bazı isimler, 1949 yılında Suriye'deki ilk darbenin mimarı Hüsnü Zaim'in yapığı eski bir öneriye dayanarak, 200 bin mültecinin Suriye'ye yerleştirilmesi fikrini öne sürdüler. Johnson, hiçbir hayale kapılmadan bölgeye geldi ve mülteci sorununun hemen çözülemeyeceğini, en azından bunun bir nesil boyu süreceğini sık sık yineledi. Johnson’ın planı, Filistinli mültecilerin ya yeniden yerleştirilmeleri ya da tazminat ödenmesine fikrine dayanıyordu. Plana göre Filistinli mültecilerin her biri, kendi topraklarına dönmek ya da oluşturulacak bir fonla tazminatlarının ödeneceği başka bir ülkeye yerleştirilmek arasında seçim yapma hakkına sahipti.

İsrail, ABD’nin bu planını bütünüyle reddetti ve mültecilerin topraklarına dönüşünü ulusal güvenliğine tehdit olarak gördü. Ancak Johnson’ın görevini zorlaştıran bazı Arap ülkelerinin BM daimi temsilcilerinin Filistinli mültecilerin, 1947 tarihli Filistin’i Bölme Planı’nda önerilen Arap devletinin parçası olan köylere ve kasabalara geri dönmelerine ilişkin talepleriydi. İsrail parlamentosu Knesset, 6 Kasım 1961 tarihinde Johnson’ın planının reddedilmesi yönünde oy kullandı. Daha sonra Arap ülkeleri yeni bir öneriyle geldiler ve Tel Aviv hükümetinin el koymaması için Filistinli mültecilerin İsrail'deki mallarının kontrolü ve yönetimi hakkının BM’ye verilmesi çağrısında bulundular. Önerilerini oylanması için BM’ye sundular, ancak ABD’nin daimi temsilcisi öneri taslağına karşı oy kullandı. İsrail'in isteği üzerine Johnson, 1962 baharında her bir mülteci kampındaki koşulların ayrı ayrı görüşülmesi amacıyla yeniden bölgeye gönderildi. Ancak bu kez de başarılı olamayan Johnson, 3 Ocak 1963'te görevinin başarısız olduğunu açıkladı.

Irak

Kennedy yönetimi son olarak 14 Temmuz 1958'de ülkedeki monarşi rejimini deviren askeri darbe sırasında ABD ile ilişkileri gerilen Irak meselesiyle karşı karşıya kaldı.

Başkan Kennedy, 1962 nisanında dönemin Irak Başbakanı Abdulkerim Kasım hükümetini devirmek için Bağdat'ta bir askeri darbe yapma fikrini dikkatlice değerlendirdi. Kasım hükümeti düşünce duyduğu mutluluğu gizlemeyen Kennedy, yönetimine Irak'la daha önce askıya alınan silah anlaşmasının onaylanması talimatı verdi. Kennedy’nin ölümünden sonra anlaşma Bağdat'ın yeni yöneticileriyle yapıldı.

Kennedy yönetiminin ilk aylarında dönemin Irak Başbakanı Abdulkerim Kasım, İngiltere'den yeni bağımsızlığını kazanan Kuveyt'i işgal etmek ve ülkesine katmak amacıyla ordusunu seferber etti. İngiltere, Kuveyt'i korumak için beş bin asker göndererek Kasım’ın bu adımına karşılık verdi. Başkan Kennedy ise Abdulkerim Kasım'ı bu işten vazgeçirmek ve tehditlerini gerçekleştirmesini engellemek için ABD Deniz Piyadeleri’ni Bahreyn'de konuşlandırdı. Savaş patlak vermedi ve Irak Başbakanı Kasım, hızla geri adım attı. Kuveyt'e onu işgalden korumak için Suudi Arabistan liderliğindeki ortak Arap güçleri gönderildi. Kasım, 1963 yılının şubat ayındaki darbe sırasında öldürülene kadar başbakanlık görevine devam etti.

Başkan Kennedy, 1962 nisanında Irak Başbakanı Abdulkerim Kasım hükümetini devirmek için Bağdat'ta bir askeri darbe yapma fikrini dikkatlice değerlendirmiş, Kasım hükümeti düşünce duyduğu mutluluğu gizlememişti. Kennedy, yönetimindeki yetkililere Irak'la daha önce askıya alınan silah anlaşmasının onaylanması talimatı verdi. Ancak Bağdat'ın yeni yöneticileriyle yapılan 55 milyon dolar değerindeki anlaşma Kennedy’nin ölümünden sonra imzalandı.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.


Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
TT

Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)

Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi için hazırlanan Amerikan barış planının uygulanması kapsamında, ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir irtibat bürosu kurulduğunu duyurdu.

Mladenov'un ofisinden dün yapılan açıklamada, "Filistin Yönetimi ile irtibat bürosunun kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" denilerek, bu adımın iki taraf arasında resmi ve organize bir iletişim ve koordinasyon kanalı sağlayacağı, yazışmaların açık bir kurumsal mekanizma aracılığıyla alınıp iletilmesini güvence altına alacağı belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre açıklamada Mladenov'un "(Barış Konseyi) ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibat görevlisi sıfatıyla, Gazze Şeridi'ndeki geçiş yönetimi, yeniden yapılanma ve kalkınmanın çeşitli yönlerinin (dürüstlük ve etkinlik içinde) uygulanmasını sağladığı" ifade edildi.

Yapılan açıklamada, Filistin Yönetimi irtibat bürosunun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan 20 maddelik barış planını, Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı 2025 tarihli kararına uygun olarak uygulamak ve Gazze halkı ile bölge halkı için daha istikrarlı bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunmak amacıyla, Filistin Yönetimi irtibat bürosuyla birlikte çalışma konusundaki istekliliği ifade edildi.

Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ise yaptığı kısa açıklamada, duyuruyu memnuniyetle karşılayarak şunları söyledi: "Filistin Yönetimi'ne bağlı bir irtibat bürosunun kurulması duyurusunu memnuniyetle karşılıyoruz. Bu büro, Başkan Trump'ın planını ve Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararını uygulamak için (Barış Konseyi) temsilcisinin ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir koordinasyon ve iletişim kanalı sağlayacaktır."

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik planının ikinci aşamasının uygulanması bağlamında gerçekleşiyor. Kasım 2025'te BM Güvenlik Konseyi tarafından 2803 sayılı kararla onaylanan plan, yönetimi ve yeniden yapılanmayı denetlemek üzere geçici bir organ olarak "Barış Konseyi"nin kurulmasını ve geçici bir uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılmasını destekliyor.

Bulgar bir diplomat ve 2015-2020 yılları arasında Ortadoğu barış sürecinde BM özel temsilcisi olarak görev yapmış olan Mladenov, 2015 sonbaharından beri devam eden kırılgan ateşkes ortamında, yaygın yıkımın ardından yeniden yapılanmada büyük zorluklarla karşı karşıya olan Gazze'de "Barış Konseyi" ile Gazze Ulusal Yönetim Komitesi arasında koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.

İrtibat ofisinin kurulması, Ramallah'taki Filistin Yönetimi ile Gazze'de yeni mekanizmalar arasındaki koordinasyonu artırmak için pratik bir adım olarak görülürken, kapsamlı silahsızlanma ve İsrail güçlerinin çekilmesi gibi planın bazı hükümlerinin uygulanması, Filistinli grupların tutumlarına ve sahadaki gelişmelere bağlı kalmaktadır.