Filistin: Siyaset tekeli özeleştiri kültürünü engelliyor

New York'taki protestocular 18 Kasım'da Gazze'de ateşkes talep ediyor (AFP)
New York'taki protestocular 18 Kasım'da Gazze'de ateşkes talep ediyor (AFP)
TT

Filistin: Siyaset tekeli özeleştiri kültürünü engelliyor

New York'taki protestocular 18 Kasım'da Gazze'de ateşkes talep ediyor (AFP)
New York'taki protestocular 18 Kasım'da Gazze'de ateşkes talep ediyor (AFP)

Macid Kiyali

Hiçbir Filistinli yoktur ki, gerçek sömürgeci, yerleşimci, ırkçı ve saldırgan olan İsrail'in, bugün değilse yarın yenilmesini ve Filistinlilerin haklarını yeniden kazanmasını; özgürlüğünü, onurunu ve topraklarını bir kez ve sonsuza kadar geri almasını istemesin.

Bu nedenle Bazı Filistinlilerin telaş, duygu ve coşkularıyla tekfirci zihniyete (mümin/kafir) benzer şekilde vatansever-hain, devrimci-mağlup gibi yanlış ve zararlı ikiliklere bakış açılarında bazı farklılıklara yol açan tartışmaları, siyasete aykırıdır. Siyaset, hatalardan muaf olmayan insani bir eylemdir ve özellikle de bir siyasi varlığın kendi durumunu düzenlemesinden ziyade, halkın pahalı bedel ödemesini gerektiren siyasi veya mücadeleci bir seçenekle ilgiliyse katılım, inceleme, hesap verebilirlik, muhasebe ve eleştiri gerektirir.

Aslında eleştiriden kaçınmak, egemen grupların yarım yüzyıldır sürdürdüğü, hatta düşmanlıklarını Filistin toplumuna aktaran bir Filistin alışkanlığı haline geldi. Sonuç olarak, her görüş sahibi kişi, gerçeği elinde tuttuğuna ve Fırka-i Naciye (İlahi kurtuluşu kazanmış grup) olduğuna inanmaya başladı. Hatta, başkalarına ulusal kimlikler vermeyi veya onlardan almayı kendine hak görmeye başladı.

Filistin ulusal mücadelesinin yükselişiyle 1960'ların sonlarında ve 1970'lerde, eleştirinin, ‘kirli çamaşırları’ dışarıda yıkmamak bahanesiyle, fraksiyonel (veya kabilevi) çerçeveler içinde sınırlandırılması gerçekleşti. Bu, incelemeden kaçınmak ve sorumluluktan ve hesap verebilirlikten kaçmak için yapıldı. Unutulmamalıdır ki dışarıdakiler, politikaların formüle edilmesine, seçimlerin belirlenmesine ve ölüm kalım meselelerine karar verilmesine katılmalarına izin verilmeden bedel ödeyerek katılan insanlardır.

Ancak daha sonra eleştiriden duyulan memnuniyetsizlik artık sadece çerçevelere hapsedilme isteğiyle sınırlı kalmadığından, ‘savaş sesinin her şeyin üzerinde olduğunu’, hayal kırıklığını yaymamak veya ‘ümmetin kararlılığını zayıflatmayı’ (direniş ve muhalefet rejiminin ifadeleriyle) önlemek için artık yalnızca uygun zaman ve yerde sunulmasını gerektirdiğinden bu durum daha da kötüleşti. Bu ise liderlerin seçeneklerine bir tür kutsallık kazandırdı, ancak bunlar tüm halkı ilgilendiriyor. Unutulmamalıdır ki herhangi bir savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında ve uzun Filistin deneyimi boyunca bu insanların sesleri bastırıldı veya gizlendi. Unutulmamalıdır ki gerçeklik, basit bir tanımdan daha karmaşık ve acı vericidir.

Özetle eleştiriden kaçınmak, ulusal harekette, örgütte, iktidarda ve fraksiyonlarda siyasi hayatı ortadan kaldıran bir zihniyetin ürünüdür. Bu zihniyet, bu kurumlarda ataerkil ve aşiret yapısını pekiştirdi. Bu durum, ‘işsiz kalma’ durumunu güçlendirdi ve lideri, yönetimi, fraksiyonu ve 'işvereni' destekleyen tabanı genişletti. İç demokrasi hareketlerinden yoksun kaldı. Örneğin, Demokratik Cephe Genel Sekreteri (50 yıldan fazla bir süredir), artık sonsuza dek Genel Sekreter oldu. Bu, 60 yıldır liderlik pozisyonunda olan ve bunun 18 yılını iktidarda geri kalanının, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve el-Fetih Hareketi başkanı olarak geçiren Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas için de geçerli!

Sonuç olarak, bu durum, Filistin Yönetiminin Ürdün'de, ardından Lübnan'da ve ardından işgal altındaki topraklarda olanlardan herhangi bir sorumluluk almaktan kaçınmasına yol açtı. Ayrıca, ulusal birlik çerçevelerinin (örgüt, iktidar ve fraksiyonlar) durumunun bozulmasına, etkinliğinin azalmasına ve popülaritesinin düşmesine de yol açtı. Bu, yönetimin silahlı mücadeleden halk ayaklanmasına, silahlı ayaklanmaya ve ardından müzakerelere kadar her aşamada izlediği seçeneklerden, başarısızlıklarından ve başarılarından sorumlu tutulmamasını da kapsıyor. Unutulmamalıdır ki, 58 yıllık ulusal bir hareketle karşı karşıyayız. Acı, pahalı ve zengin deneyimler içeren, fedakarlıklar ve kahramanlıklar içeren, Arap dünyasında en siyasileştirilmiş halk olarak bilinen bir halk için!

Anlaşılması gereken şey, siyasi çalışmada hiçbir şeyin kutsal olmadığıdır. Ne sloganlar ne yapılar ne de çalışma biçimleri. Hepsi halk için araçlardır. Yani, her şey, herhangi bir siyasi veya mücadele kararı veya seçeneğinden etkilenen çevre ile ilgili olduğu sürece incelemeye, denemeye, eleştiriye ve hesap verebilirliğe tabi olmalıdır.

“Gazze'deki Filistinlilerin üçte ikisi evsiz, bir damla su, bir lokma ekmek, biraz ilaca muhtaç durumda, Gazze'nin yarısı tamamen ya da kısmen yok oldu. İnsanlar yeni bir Nekbe'nin dehşetini yaşarken, kahramanlık ve fedakarlıklara tüm takdirle karşılık vererek ‘direniş iyidir’ demenin anlamı nedir?”

Eleştiri de muhalefet de siyasi çalışmanın bir parçasıdır. Objektif, akılcı ve sorumlu eleştiri, suçlamalar ve hakaretler alışverişi değil, siyasi varlıklara ve mücadele biçimlerine canlılık ve etkinlik kazandırır. Belirli hedeflere ulaşmak için en iyi ve en doğru yolları araştırmaya yardımcı olur. Çünkü asil meseleler asil söylemlere ihtiyaç duyar. Bu, daha faydalı, ikna edici ve toplumsal öz benliğe daha duyarlı bir yaklaşımdır. Bu nedenle, eleştiriyi yasaklamak, baskı ve yolsuzluk rejimleri ve otokratik partiler tarafından yaygınlaştırılan çarpık siyasi kültürün bir parçasıdır. Bu, seçeneklerine ve sloganlarına kutsallık kazandırmak ve egemenliklerini pekiştirmek için yapılır.

Örneğin Fetih Hareketi liderliği, kapsamlı yasal çerçevelerin (Ulusal Konsey ve hatta Devrim Konseyi) arkasında, Oslo Anlaşması'na (1993) vardığında kimseye danışmadı. Otorite, FKÖ ve Fetih liderliğini tek bir kişide birleştiren de oydu. Daha sonra, Filistin ulusal hareketini Ulusal Kurtuluş Hareketi’nden işgal altındaki bir otoriteye dönüştürdükten sonra, FKÖ’yü Otorite lehine kenara itti. Daha önce Ürdün ve Lübnan'daki deneyimlerinde tüm başarısızlıklardan sorumlu olan da oydu. Biraz da Hamas’ı eleştirelim. Musa Ebu Merzuk'un (Hamas'ın ilk siyasi büro başkanı) ‘Russia Today’ kanalında, Hamas'ın Gazze'de tünel inşa etmedeki başarısına rağmen Gazze halkını koruyacak bir şey düşünmemesine ilişkin sorusuna verdiği yanıt da bu kapsamda. Cevabı son derece hafif ve sorumsuzdu. Hamas'ın görevinin savaşçılarını korumak olduğunu, çünkü Gazze'deki Filistinlilerin çoğunun mülteci olduğunu ve sorumluluklarının Birleşmiş Milletler ve işgal devleti üzerinde olduğunu düşündüğü için böyle söylemişti.

Buraya, Hamas’ın Lübnan Temsilcisi Usame Hamdan'ın açıklamasını da ekleyebiliriz. Her basın toplantısında ‘direniş iyi durumda’ demekten vazgeçmiyor (ki bu elbette iyi bir şey). Ancak, Gazze'deki üçte iki Filistinlinin açıkta, su, ekmek veya ilaç olmadan yaşadığını ve Gazze'nin yarısının tamamen veya kısmen yıkıldığını unutuyor. Gerçek şu ki, gerçekliği olduğu gibi, olumlu ve olumsuz yönleriyle, güçlü ve zayıf yönleriyle itiraf etmekte hiçbir yanlışlık yoktur.  İnsanlar yeni bir Nekbe'nin dehşetini yaşarken, kahramanlık ve fedakarlıklara tüm takdirle karşılık vererek ‘direniş iyidir’ demenin anlamı nedir?”

Ayrıca bu bazı liderlerin, hiçbir şey yapmayan ve Nasrallah'ın ağzından, ‘saha birliği’ hakkındaki sevilen sözünü yıkan direniş ve direniş ittifakına teşekkür konuşmalarını eleştirmek için de faydalıdır. Artık direnişin tüm hedefi, saldırganlığı durdurmak (ki bu elbette iyi bir şeydir) değil de İsrail'in altındaki toprağı sarsmak ve onu saatler içinde yok etmek.

“Geçmişte, Ürdün ve Lübnan'daki fedai eylemleri efsaneleştirildi, ardından İlk İntifada, taş atan çocukların ayaklanması efsaneleştirildi ve şimdi, Gazze'deki Filistinliler, 40 günden fazla bir süredir yaşadıkları işkenceler, fedakarlıklar ve dehşetlerle efsaneleştiriliyor.”

Elbette, buradaki eleştiri, direnişin meşruiyetine değil, direnişin seçeneklerine ve biçimlerine yöneliktir. Bu seçenekler, çevredeki koşullara, imkanlara ve verilere, halkın tahammül gücüne, düşmanı tüketme ve birliğini parçalama yeteneğine uygun olmalı. Düşmanın, Filistin toplumunu tüketmesine ve varlığını yeni bir felaketle tehdit etmesine izin verilmemeli. Halk, su, ilaç ve ekmek parçası için yalvarmamalı.

Karşılaştırma için o savaştan sonra İsrail'e yönelik İsrailli eleştirinin azalmadığını not edelim. Hatta, Ilan Pappé gibi akademisyenler Filistinlilere desteklerini açıkladılar, İsrail'in iddialarını reddettiler ve Hamas savaşçılarının İsrail ordusuna saldırılar düzenleyebildikleri için hayranlıklarını dile getirdiler, ancak sivilleri hedef almalarını eleştirdiler.

İsrail'i en baskıcı ve vahşi işgal rejimi olarak gören Gideon Levy gibi birçok görüş sahibi, İsrail'in Gazze'deki Filistinlilere karşı giriştiği soykırım savaşını kınadı ve 7 Ekim olayını, İsrail'in Filistinlilere karşı uyguladığı işgal ve baskıcı politikalardan ayrı olarak görmeyi reddetti.

Kısacası, hiç kimse, hiçbir seçenek veya hiçbir slogan kutsal veya eleştirinin üzerinde değildir. Hepsi, insanların kültürlerine, arzularına ve çıkarlarına göre konum ve eylemlerinin sonucudur. Ulusal, siyasi ve ahlaki hareketlerin siyasi ve ahlaki güvenilirliği kendilerini eleştiri, sorgulama ve hesap verebilirlik altına koyma istekliliğinden gelir. Bu, kendinden eminliğinin, halkına bağlılığının ve savunduğu özgürlük, onur ve adalet değerlerine olan sadakatinin bir kanıtıdır.

Hatırlatmak gerekirse, geçmişte Ürdün ve Lübnan'daki fedai eylemleri efsaneleştirildi, ardından İlk İntifada, taş atan çocukların ayaklanması efsaneleştirildi ve şimdi, Gazze'deki Filistinliler, 40 günden fazla bir süredir yaşadıkları işkenceler, fedakarlıklar ve dehşetlerle efsaneleştiriliyor. Unutulmamalıdır ki, onlar, umut edilen bir zafer ile yeni bir Nekbe arasında, yaşam ile ölüm arasında, kahramanlık ile trajedinin sınırlarında mücadele ediyorlar.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
TT

Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Irak’ın batısında, Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı noktalara bugün şafak vakti düzenlenen hava saldırılarında ölü, yaralı ve kayıp sayısının 260’ı aştığı bildirildi. Söz konusu saldırı, milis grupları hedef alan en şiddetli saldırılardan biri olarak değerlendirilirken, bölgede artan gerilim ve saldırının sorumluluğuna ilişkin karşılıklı suçlamalar da sürüyor.

Enbar vilayetindeki bir güvenlik kaynağı, hava saldırılarının Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki Ensarullah el-Evfiya hareketine bağlı 19. Tugay’a ait üç noktayı hedef aldığını söyledi. Saldırıların, Irak-Suriye sınırında yer alan el-Kaim ilçesine bağlı Akkaşat bölgesinde gerçekleştiği belirtildi.

Kaynak, güçlü bombardımanın askeri sağlık birimleri, ikinci tabur ve destek birliğine ait karargâhları hedef aldığını ifade etti. Saldırılarda 99 kişi hayatını kaybetti, 43 kişi kayboldu ve bazıları ağır olmak üzere yaklaşık 123 kişi yaralandı.

Ayrıca saldırıyı gerçekleştiren savaş uçaklarının bombardımanın ardından da bölge üzerinde uçuşlarını sürdürdüğü aktarıldı. Hedef alınan noktalara ulaşmaya çalışan ambulans ekiplerinin de hava saldırılarına maruz kaldığı, bu nedenle yaralıların tahliyesi ve hastanelere sevkinin geciktiği kaydedildi.

Kimliği açıklanmayan savaş uçaklarının bugün erken saatlerde Akkaşat bölgesinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait bir noktaya şiddetli bir hava saldırısı düzenlediği bildirilmişti. İlk belirlemelere göre saldırıda çok sayıda militanın öldüğü ve bazılarının yaralandığı açıklanmış, enkaz altında kayıp kişilerin aranması sürdükçe bilanço daha da yükselmişti.

dfgth
Halk Seferberlik Güçleri üyeleri, Musul’un güneyindeki karargahlarından birini hedef alan hava saldırısında yaralanan bir meslektaşlarına ilk yardım uyguluyor. (Reuters)

Diğer yandan Ensarullah el-Evfiya hareketi, saldırının arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu iddia ederek, bombardımanın ‘terör örgütleri için boşluk yaratmayı ve bölgeyi yeniden kaosa sürüklemeyi amaçladığını’ savundu.

Hareket, hedef alınan 19. Tugay mensuplarının ‘sınırları koruma ve silahlı örgütlerin sızmalarını önleme görevini yerine getirdiğini’ belirtti.

Ensarullah el-Evfiya, yaşanan olayla ilgili olarak Irak hükümetini ‘anayasal ve etik sorumluluk’ taşımakla suçladı ve olayın ciddiyetine uygun resmi bir tavır alınması çağrısında bulundu. Hareket ayrıca 19. Tugay’ın Irak Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı’na bağlı resmi bir birim olduğunu vurguladı.

Ensarullah el-Evfiya, İran destekli Irak İslami Direnişi çatısı altında yer alan gruplardan biri olarak biliniyor.

ABD, 2024 yılında bu hareketi ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmıştı. Bu karar, hareketin Ürdün ve Suriye’deki Amerikan güçlerine yönelik saldırılara karışması ve Gazze savaşı sırasında İsrail’e roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesi iddialarına dayanıyordu.

Kerkük’te saldırılar

Paralel bir gelişme olarak, Irak’ın kuzeyinde bulunan Kerkük kenti yakınlarındaki bir Halk Seferberlik Güçleri noktasına da bugün şafak vakti hava saldırısı düzenlendi. Olayın ardından güvenlik güçleri bölgeyi kuşatarak inceleme başlattı.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Halk Seferberlik Güçleri’ne ait hedeflere yapılan bu saldırıları ‘haksız saldırılar’ olarak nitelendirerek, ülke egemenliğinin açık bir ihlali olduğunu bildirdi.

frgt
Askeri tatbikatlar sırasında Halk Seferberlik Güçleri bayrağı taşıyan savaşçılar (Arşiv – Halk Seferberlik Güçleri)

Komutanlık tarafından yapılan açıklamada, “Tekrarlayan sistemli ihlaller ve saldırılar, toplumsal barışı tehdit ederek güvenlik ve istikrarın temellerini sarsabilir ve Irak halkı arasında rahatsızlık yaratabilir” ifadesi yer aldı.

Açıklamada, son saldırıların bugün Kerkük ve Enbar vilayetlerinde gerçekleştiği, geçtiğimiz günlerde ise Vasıt ile Babil vilayetinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait diğer noktalara hava saldırıları düzenlendiği belirtildi.

Yerel kaynaklara göre, önceki saldırılarda bir mühimmat deposunun hedef alınması sonucu depodaki mühimmat patlamış ve parçalar çevredeki yerleşim alanlarına saçılmıştı. Bu olayda bir kadın hayatını kaybetmiş, oğlu yaralanmış ve bazı Halk Seferberlik Güçleri mensupları da saldırıda zarar görmüştü.

Bu saldırılar, bölgede süregelen savaş ortamı ve güvenlik gerilimleri çerçevesinde gerçekleşiyor. İran destekli silahlı gruplara ait hedeflerin sık sık vurulmasıyla eş zamanlı olarak, bu grupların ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik karşı saldırılar düzenlediği, bunu ‘direnişi destekleme’ çerçevesinde yaptıkları bildiriliyor.


İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
TT

İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)

Salem el-Rayyes

Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, sadece müzakere süreci kapsamındaki prosedürel adım değil, savaş mantığı ile çözüm mantığı arasında önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak, son dönemdeki bölgesel değişimler ve gelişmeler, özellikle bir tarafta İsrail ve ABD, diğer tarafta İran arasındaki savaş, karşılıklı saldırılar ve bombardımanlar, bu anlaşmayı farklı bir bağlama yerleştirdi. Uygulanmasını Gazze Şeridi'nin coğrafi sınırlarını aşan daha geniş bir jeopolitik denklemin parçası haline getirdi.

Ortadoğu'daki krizler genel olarak birbirinden izole şekilde hareket etmez. İran ile askeri süreçte yaşananlar, özellikle askeri, siyasi ve bölgesel hesapların kesiştiği verimli bir zemin olan Gazze başta olmak üzere bölgesel dosyalara da hızla yansıyor.

Geçen yıl ekim ayında Hamas ile İsrail arasında Gazze'de ateşkes anlaşmasına varılıp fiilen uygulamaya başlandığında belirtilen amaç, daha sürdürülebilir güvenlik, sivil ve insani düzenlemelere geçişin bir ön adımı olarak ateşkesi sağlamlaştırmaktı. Anlaşmanın ikinci aşaması, Gazze Şeridi'ni savaş halinden daha istikrarlı geçiş yönetimine taşımayı amaçlayan bir dizi birbirine bağlı icraatlar aracılığıyla, bu dönüşümler için bir çerçeve sağlamak üzere formüle edildi.

Bu aşama, Gazze Şeridi’ne insani yardım ve ticari malların akışının artırması için daha fazla geçiş noktasının açılması ile her iki yönde de geçiş için Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmayı içeriyordu. Refah, Gazze'nin tek kara sınır kapısı ve İsrail ordusunun sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesi ve tesislerini tahrip etmesi nedeniyle bir buçuk yıldan fazla bir süredir kapalıydı. Ayrıca, Gazze Şeridi'ni yönetmek ve 2007'den beri iktidarda olan fiili Hamas hükümetinin yerini almak üzere teknokrat bir Filistin ulusal komitesi kurulması konusunda da anlaşmaya varılmış ve duyurulmuştu. Bu komite, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını yaptığı “Barış Konseyi” tarafından denetlenen siyasi girişim tarafından yönetilen, daha geniş bir uluslararası çerçeve içinde faaliyet gösterecekti. Bu yönetimin fiili hükümetten yönetim sorumluluklarını kademeli olarak devralması düşünülüyordu.

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi

Buna paralel olarak, Gazze Şeridi'ndeki silahların geleceği, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesi, ateşkese uyulup uyulmadığını gözlemlemek üzere çok uluslu bir gücün konuşlandırılması için hazırlıklar yapmak da dahil olmak üzere, uygulanması planlanan ve tartışılan bir dizi hassas güvenlik düzenlemesi de gündeme getirilmişti. Çok uluslu güç, muhtemelen açıklanmayan bir zaman çizelgesine göre İsrail güçlerinin Gazze'den kademeli olarak çekilmesiyle eş zamanlı olarak konuşlandırılacaktı. Bu düzenlemelerin bazıları, enkazın temizlenmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere, ateşkesi tam olarak uygulamaya yönelik adımlar olarak hayata geçirilse de bölgesel gerçekler ilk adımları olumsuz etkiledi. İsrail kendi güvenlik çıkarlarını Filistin çıkarlarının önüne koydu.

tbtbt
İsrail askeri araçları, İsrail ile Gazze arasındaki sınırın İsrail tarafından görüldüğü üzere, Gazze'nin harap olmuş bölgelerinde devriye geziyor, 21 Ocak 2026 (Reuters)

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve şubat ayı sonunda savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi. Tek bir cepheye odaklanmak yerine, İsrail askeri kurumu artık İran ve Lübnan gibi birden fazla cephede savaşın ve karşılıklı askeri saldırıların genişlemesi ve diğer tarafların açık çatışmaya girmesinden duyduğu korkuyla ilgilenmeye başladı. Bu bağlamda İsrail, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının gereklilikleriyle, özellikle de Gazze Şeridi’nden askeri olarak çekilme konusunda daha temkinli davranmaya başladı.

Sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönenlerden bazılarının tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar bulunuyor

İsrail, özellikle devam eden savaş ve bunun birçok cepheye genişlemesi göz önüne alındığında, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını engellemeye dönük adımlar atması gerektiğini düşünüyor. Hatta insani tavizler ve kolaylıklar olarak görülen adımlardan geri adım atmaya çalışıyor; zira şimdi güvenlik dosyası ve bu dönemde attığı her adımın nasıl yorumlanacağı İsrail için daha önemli. İsrail askeri ve hatta siyasi kurumu, bölgesel karışıklık döneminde anlaşmada ilerlemeye çalışmaya devam etmenin ve Gazze'deki askeri varlığını azaltmanın, özellikle Tel Aviv'in daha geniş bir bölgesel askeri manevra alanını korumaya çalıştığı dönemde, İsrail içinde güvenlik riski olarak algılanabileceğine inanılıyor.

Buna ilave olarak, İsrailli askeri yetkililer açık bir stratejik ikilemle karşı karşıya: Gazze Şeridi'nde askeri varlığı sürdürmek sürekli bir askeri ve siyasi kayıp anlamına gelirken, hızlı geri çekilme de Filistinli fraksiyonların askeri güçlerini yeniden inşa etmelerine olanak sağlayacak güvenlik boşluğuna yol açabilir. Bu, İsrail için kabul edilemez bir durum, zira kendisi, Gazze'yi özellikle Lübnan’da Hizbullah’ın güç ve kapasitesini ortadan kaldırmak için güney Lübnan'da neler yapabileceğine dair bir model olarak tanıtmaya çalışıyor.

rtbgtrb
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından Gazze'ye giren insani yardım tırları, 4 Şubat 2026 (AFP)

Şubat ayı sonunda ikinci İran savaşının patlak vermesinden bir ay önce, İsrail ordusu, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına onay vererek, insani yardımlar ile mahsur kalan hastaların ve refakatçilerinin her iki yönde de geçişine izin verdi. Bu adım, aylarca süren gecikme ve oyalama, ABD ve Mısır'ın İsrail siyasi liderliğine uyguladığı baskının ardından atıldı. Sınır kapısı, 2005’te kabul edilen işletme prosedürlerine göre ve Avrupalı güçlerin gözetimi altında açıldı. Ancak ordunun, günde sadece çoğunluğu hasta ve refakatçilerinden oluşan 50'den fazla yolcunun kapıdan geçişine izin vermemesi nedeniyle işler amaçlandığı gibi ilerlemedi.

Ordunun sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönen bazı kişilerin tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar da bulunuyor. Çok geçmeden de savaş ve güvensiz emniyet koşulları bahanesiyle Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere tüm geçiş noktalarının kapatıldığı duyuruldu. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi'nden alınan verilere göre, kapatılana kadar geçen ay sınır kapısının açık kaldığı dönemde Gazze’den ayrılan veya geri dönen Filistinlilerin sayısı bin 500'den azdı. Bunların tamamı hasta ve refakatçileriydi; yani istisnai insani nedenlerle seyahat ediyorlardı. Ordu, kapatma kararından iki gün sonra geri adım atarak mal ve yardım taşıyan tırların geçişi için ticari sınır kapılarını kademeli olarak yeniden açsa da ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başında Gazze'deki Filistinliler için en önemli olumlu gelişmelerden biri olan kara sınır kapısı hakkında hiçbir bilgi vermedi.

İran savaşı, Gazze'yi sadece insani düzeyde değil, aynı zamanda anlaşmanın ikinci aşamasının en hassas konularından biri olan Gazze Şeridi’nin gelecekteki siyasi yönetimiyle ilgili olarak da gölgeledi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Gazze'yi yönetmek üzere ulusal bir teknokrat komitesi kurulması fikri (ki bu komitenin sahada hemen çalışmaya başlaması gerekiyor), sivil yönetimi Filistinli fraksiyonların askeri yapısından ayırma yönündeki uluslararası çabalar bağlamında gündeme gelmişti.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil, caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor

Bu formülün açıklanan amacı, Gazze'nin yeniden inşası sürecini başlatmaya, Filistin Ulusal Otoritesi ile Hamas arasında 19 yıl önce yaşanan bölünmenin ardından Gazze’yi kademeli olarak daha geniş Filistin siyasi sistemine yeniden entegre etmeye elverişli bir siyasi ortam oluşturmaktı. Yeniden inşa ve planların hayata geçirilmesine hazırlık olarak, 2026 Davos Konferansı'ndaki temaslar sırasında yeniden inşa planları ön planda yer aldı. Jared Kushner, Gazze'nin silahsızlandırılması veya silahların teslim edilmesi koşuluyla, Gazze Şeridi'ni iki ila üç yıl içinde yeniden inşa etmek için ABD destekli bir “Barış Konseyi” kurulduğunu açıkladı. Bu vizyon, büyük ölçekli altyapı projeleri, limanlar ve havaalanları ile Gazze'yi bol iş fırsatı sunan bir yatırım bölgesine dönüştürme taahhütlerini içeriyordu. Ancak tüm bunlar belki de İran ile savaş sona erene ve yeniden adımlar atılana kadar geçici olarak durdurulmuş bulunuyor.

Bölgesel gerilimlerin artmasıyla birlikte, Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması, özellikle Ulusal Komite'nin ABD'nin onaylarına, kararlarına ve direktiflerine bağlı olması nedeniyle daha zor hale geldi. Daha da önemlisi, komite tüm üyeleriyle birlikte Mısır'da konuşlanarak dışarıdan faaliyet göstermeye devam ediyor. Henüz Gazze'ye geri dönerek sahadaki görevlerini yerine getirip Filistinlilerin yaşamlarında olumlu değişiklikler gerçekleştiremedi.

Görünüşe göre ABD şu anda İran'a karşı savaşıyla meşgul ve artık silahsızlanmayı müzakere etmiyor. Ayrıca, geçmişteki beklentilere göre önümüzdeki haftalarda Gazze'ye ulaşması beklenen çok uluslu gücün gelişine yönelik hazırlıklardan da bahsetmiyor. Çok uluslu gücün gelişini, İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesi ve geçiş noktalarının daha geniş bir şekilde açılması, Ulusal Komite'nin ise enkazı kaldırma ve savaşın tahrip ettiği yerlerin yeniden inşası aşamalarına başlama sorumluluklarını üstlenmesi izleyecekti. Bu, bölgesel çatışmanın tırmanması, İsrail liderliğinin Gazze ile ilgili önemli kararları bölgedeki stratejik durum netleşene kadar erteleme eğilimi nedeniyle, anlaşmanın ikinci aşamasının neredeyse beyin ölümünün gerçekleştiği anlamına geliyor.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil; caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor. Ortadoğu'daki çatışma çemberi ne kadar genişlerse, geçici ateşkesten kalıcı bir çözüme geçiş o kadar zorlaşır. Bu arada, Filistinliler bölgenin geleceğini belirleyecek siyasi bir atılımı beklemeye devam ediyor. Buna göre ikinci aşama ya yakında yeniden canlandırılacak ya da gömülecek. İsrail kontrolü altında güvenlik, siyasi ve insani durum değişmeden kalacak veya öngörülemeyen bir patlama Gazze'yi başlangıç ​​noktasına geri döndürecek.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
TT

İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, İsrail’in dün ülkenin doğusundaki Baalbek ilçesine bağlı Şaas kasabasına düzenlediği hava saldırısında 8 kişi hayatını kaybetti. Bakanlık ayrıca, İsrail’in Sur kentine bağlı Burc eş-Şimali kasabasına gerçekleştirdiği başka bir saldırıda 4, ülkenin güneyindeki Bint Cubeyl ilçesinde ise 8 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığı, Beyrut’un güney banliyölerine yönelik bir dizi İsrail hava saldırısında şimdiye kadar 17 kişinin yaralandığını da açıkladı.

Bakanlık daha önce yaptığı açıklamada, “İsrail düşmanının Bint Cubeyl ilçesine bağlı Tebnin kasabasına düzenlediği saldırı sonucunda ilk belirlemelere göre 8 vatandaş şehit oldu” ifadesini kullandı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise saldırının ‘yerinden edilmiş ailelerin’ yaşadığı bir binayı hedef aldığını, saldırıda aynı aileden 5 kişinin yanı sıra başka kişilerin de hayatını kaybettiğini aktardı.

Öte yandan İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün yaptığı açıklamada, ordunun Beyrut’un güney banliyölerinde Hizbullah’a ait altyapıları hedef alan ‘geniş çaplı bir hava saldırısı dalgası’ başlattığını duyurdu.

Adraee, saldırıların Hizbullah’a ait noktaları hedef alarak başladığını belirterek, hava savunma sistemlerinin önleme faaliyetlerinin sürdüğünü söyledi. Adraee, İsrail ordusunun ‘Hizbullah’a karşı güçlü şekilde hareket etmeyi sürdüreceğini’ ifade ederek, örgütün ‘İran rejiminin himayesinde çatışmaya katılma kararı aldığını’ öne sürdü.

Adraee ayrıca, İsrail ordusunun ‘İsrail vatandaşlarının hedef alınmasına izin vermeyeceğini’ vurguladı ve herhangi bir tehdide ‘çok güçlü bir şekilde’ karşılık verileceğini söyledi.

İsrail’in, Lübnan sınırında konuşlandırdığı askeri birlikleri Golani Tugayı’na bağlı savaşçı güçlerle takviye etmeye hazırlandığı bildirildi. Bu adımın, Hizbullah unsurlarıyla sınır köylerinin çevresinde yaşanan çatışmalara rağmen Lübnan topraklarına yönelik olası kara operasyonlarına hazırlık kapsamında atıldığı ifade edildi. Bu arada Beyrut’un güney banliyöleri dördüncü gününde de aralıksız bombardımana maruz kalırken, saldırılar bölgede geniş çaplı maddi hasara yol açtı.

İsrail güçlerinin Lübnan topraklarına birkaç farklı eksenden ilerlemeye çalıştığı belirtiliyor. Şarku’l Avsat’ın sahadaki kaynaklardan edindiği bilgilere göre, İsrail ordusu dün şafak vakti, el-Hıyam’ın güney ve doğu eksenlerine yönelik dördüncü saldırısını düzenleyerek şehir merkezine ulaşmaya çalıştı. Aynı zamanda İsrail birlikleri, 3 Mart’ta başlayan ilerlemenin devamı olarak Marun er-Ras kasabasının çevresinde de ilerleme kaydetti.