Yakında Beyrut’a gelecek olan Le Drian, Fransa'nın bölgedeki rolünü ortaya koymaya çalışacak

Fransa Cumhurbaşkanı'nın Lübnan'daki Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian, Lübnan Cumhurbaşkanlığı dosyasının canlandırılmasına ilişkin tutumları araştırıyor.

Beyrut’a gerçekleştirdiği son ziyaret esnasında Le Drian’ı Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri kabul etti. (AFP)
Beyrut’a gerçekleştirdiği son ziyaret esnasında Le Drian’ı Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri kabul etti. (AFP)
TT

Yakında Beyrut’a gelecek olan Le Drian, Fransa'nın bölgedeki rolünü ortaya koymaya çalışacak

Beyrut’a gerçekleştirdiği son ziyaret esnasında Le Drian’ı Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri kabul etti. (AFP)
Beyrut’a gerçekleştirdiği son ziyaret esnasında Le Drian’ı Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri kabul etti. (AFP)

Paris yönetimi, Lübnan’daki cumhurbaşkanlığı seçimini kuşatan krizi bitirmek için yeni bir girişimde bulunmak üzere Lübnan'daki faaliyetlerini yeniden başlatmaya hazırlanıyor. Paris yönetimi ayrıca, Fransa Cumhurbaşkanı'nın Lübnan'daki Özel Temsilcisi eski Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian'ı, önümüzdeki çarşamba günü Beyrut'a göndermeye karar verdi. Le Drian, Lübnan’daki cumhurbaşkanlığı seçiminin tamamlanmasını engelleyen koşullardan vazgeçme konusunda tarafların istekliliğini araştırmakla görevlendirildi. Bu karar, anayasal kurumlara yeniden düzen getirecek ve Lübnan'ı toparlanma yoluna sokacak bir aday üzerinde anlaşmaya varılması amacıyla verildi.

Şarku’l Avsat’ın Lübnanlı siyasi kaynaklardan edindiği bilgiye göre, Fransa'nın Lübnan Büyükelçisi Herve Magro, Le Drian'ın Meclis Başkanı Nebih Berri'den başlayarak yapacağı toplantıların gündeminde yer alacak isimlerin listesini hazırlamak üzere önde gelen siyasi liderlerle temas kurmaya başladı.

Siyasi kaynaklar, Le Drian'ın misyonunun cumhurbaşkanının yeniden seçilmesiyle sınırlı kalmayacağını ancak belirli bir adayı destekleme konumunda da olmadığını belirtti. Kaynaklar Le Drian'ın, cumhurbaşkanlığı seçimini içinde bulunduğu ölümcül durgunluktan çıkarmaya ne ölçüde hazır olduklarını tespit etmek için yetişkin seçmenlerin nabzını tutmaya çalıştığını söyledi.

Kaynaklar, Le Drian’ın bu kez yanında hazır bir fikir olmadan Beyrut'a geldiğini, ancak siyasi ittifaklar dışından bir aday aramanın gerekliliğini düşünmediğini açıkladı. Kaynaklar, Le Drian’ın Beyrut ziyaretinin, Paris yönetiminin Lübnan'ın Hamas hareketi ile İsrail arasındaki savaşa çekilmemesi yönündeki uluslararası ve Arap çağrılarına kulak vermesi açısından gerçekleştiğini söyledi. Kaynaklar aynı zamanda, Le Drian’ın dönüşünün gelecekte daha da uzatılabileceği iddiasıyla mevcut ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini aktardı. Ayrıca, Fransa'nın siyaset sahnesindeki varlığını teyit etmesi bağlamında gerçekleştiğini belirtti. Le Drian’ın Beyrut’a gelişinin, yeni tutuklu ve esir grupların takası için ateşkesin uzatılmasına katkıda bulunabileceği öngörülüyor.

Fransa'nın Lübnan Büyükelçisi Herve Magro, görüşmelerinin gündemini belirleme işini Le Drian'a bıraktı. Magro, yalnızca toplantılara katılan Lübnanlı liderlerle randevu ayarlamakla yetindi. Gazze'deki ateşkesin uzatılması, iki cephenin birbirine bağlı olması nedeniyle kaçınılmaz olarak Güney Lübnan'a da uzanacak. Dolayısıyla, Hizbullah açısından güneyde yaşananların Gazze'nin iyiliği için olduğu ve İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri baskısını azaltmak ve Gazze’yi desteklemek amacıyla yapıldığı düşünüldüğünde, Gazze'deki herhangi bir aksaklığın Lübnan'a da uzanacağı açık.

Gazze'deki ateşkesin uzatılması ABD'nin sorumluluğunda. Bu büyük ölçüde, pozisyonunu mecbur kalmadan belirlemekte aceleci davranan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron için de geçerli. Şarku’l Avsat’a konuşan Şii ikilisi kaynaklarına göre, Macron, İsrail'e yönelik sınırsız önyargısını yeniden gözden geçirmeli.

Kaynaklar, Le Drian'ın Lübnan'a yeni bir şey getirmediğini ve yaptıklarının çoğunun farklı pozisyonları keşfetme çerçevesinde kaldığını bildirdi. Muhtemelen Le Drian, kısa bir süre önce Paris yönetimini içinde bulunduğu kısır döngüden çıkarmak için yeni bir girişim versiyonu başlatarak Fransız rolünü yeniden canlandıracak. Aynı zamanda tarafların yeniden bir araya gelmeye ne kadar hazır olduklarını ortaya koyacak. Bu girişim Macron'un, Hamas'la savaşında İsrail'in bakış açısına yönelik önyargısına tepki olarak Fransa-Lübnan atmosferinin aldığı yaraları da temizleyecek.

Kaynaklar Paris yönetiminin, Hamas'ın İsrail yerleşim yerlerini işgaline verdiği ilk tepki sonucunda oluşan siyasi boşluğun doldurulması gerektiğine inanıyor. Bunun sebebi olarak Macron'un Tel Aviv'e yaptığı ziyaret sırasında özellikle İsrail’le dayanışma amacıyla ortaya koyduğu pozisyonlar öne sürülüyor.

Geriye tek bir soru kalıyor: Acaba Le Drian'ın Beyrut ziyareti Beşli Komite üyesi ülkelerle koordinasyon içinde mi gerçekleşiyor? Özellikle de ABD, Mısır, Suudi Arabistan ve Katar'la iletişimi kesmediği ve bu ülkelerin Lübnan dosyasıyla ilgili bir heyeti keşif amacıyla Beyrut'a göndermeyi düşündükleri söylendiği bir anda mı gerçekleşiyor? Yoksa Lübnan şu anda Hamas ve İsrail arasındaki savaşın patlak vermesinden önceki dönemden farklı yeni bir döneme mi giriyor?

Le Drian'ın Beyrut'a gelişinin, Hamas ve İsrail arasındaki insani ateşkesin uzatılması olasılığını tespit etmek için fikirleri karıştırma şemsiyesi altında olduğunu söyleyenler de var. Le Drian, cumhurbaşkanlığı seçiminin devam eden krizi açısından Lübnan sahnesinden çekilmeyecektir. Siyasi kaynaklar ise Paris yönetimi için şu anda önemli olanın Lübnan'daki rolünü yeniden canlandırmak olduğunu vurguluyor. Belki de Paris yönetimi, bocalayan girişimine yeniden ruh kazandıracaktır. Bunun tek nedeni Lübnanlılar arasındaki anlaşmazlık değil; Lübnan dosyasından sorumlu Fransız ekibin önerilerinde uyum olmaması. Tek bir kitabı iyi okuyamaması da bunun bir nedeni. Ancak Fransız ekibi, Paris yönetiminin Franciyye'in cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etmesine yönelik Fransız girişimine tepki olarak kamuoyunda ortaya çıkmaya başlayan görüşlerin çeşitliliğinde çok ileri gitti. Bu durum, Paris yönetimi Lübnan’a geri dönmeden önce oldu ve Macron, Le Drian'ı inisiyatifine ruh kazandırma ve sürdürme misyonuyla görevlendirdi.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.