Ambulans şoförü oğlunu bombardımanda kaybeden Gazzeli anne: Artık bu savaşı durdurun!

Gazze'deki durum her geçen gün çetinleşiyor. Binlerce sivilin İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybettiği bölgede geride kalanlar hayata tutunmaya çabalıyor. Savaşta oğlunu yitiren Nawraz Ebu Libdeh, yaşadıklarını Independent Türkçe'ye anlattı

(AA)
(AA)
TT

Ambulans şoförü oğlunu bombardımanda kaybeden Gazzeli anne: Artık bu savaşı durdurun!

(AA)
(AA)

Dora Mengüç 

Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısı sonrası Gazze dehşeti yaşıyor.

İsrail ordusu daha fazla rehinenin serbest bırakılması için ateşkesin uzatıldığını açıkladı.

Hamas ise ateşkesin sadece 1 günlük uzatıldığını duyurdu.

Müzakereler geçici ateşkesi uzatmak için...

Eller tetikte ya da sürdürülebilir ateşkes ikilemindeki Gazze'de ise insani kriz sürüyor.

Savaş öncesinde zaten abluka altında olan Gazze ile halihazırdaki kent arasındaki fark bile uçurum misali.

7 Ekim'den önce 7 Ekim'den sonra: İki ayrı Gazze

Savaşın başından bu yana aboneleriyle bölgedeki gelişmeleri paylaşan Reuters haber ajansının Gazze'deki durumun öncesi ve sonrasına dair servis ettiği drone görüntüleri söze gerek bırakmıyor.

Görüntülerde iki farklı "gündelik hayat" tablosu ortaya çıkıyor.

7 Ekim öncesinde rutinine devam eden insanlar ve her şeye rağmen varlığını sürdüren bir şehir, savaş ile birlikte ise molozlar, yıkık binalar, yerle bir olmuş kent ve ölümün resmi tüm yalınlığıyla duruyor.

Gazze Şeridi'nde öldürülen Filistinlilerin sayısı 6 bin 150'den fazlası çocuk, 4 bini aşkını kadın olmak üzere 15 bini geçmiş durumda.

Save The Children'a göre binaların enkazlarından henüz resmi istatistiklere taşınmayan son bulmuş hayatlarla bu sayı bugün bilinenden çok daha yüksek olabilir.

Savaşta oğlunu kaybeden bir anne

Gazze'de İngiltere merkezli bir sağlık kuruluşu için çalışan Nawraz Ebu Libdeh, Independent Türkçe'ye susuzluk ile nasıl başa çıkmaya çalıştıklarını, bir anlamda savaş öncesi ile sonrası "Su doldurmak geleneksel yöntemler kullanmak zorundayız çünkü yaşadığımız yer artık yok; dolayısıyla su tanklarımız da yok" sözleriyle izah ediyor.

Gazzeli bir anne Nawraz Ebu Libdeh.

Yaşadıkları ise aslında susuzluktan çok daha fazlası.

7 Ekim'de Nawraz, oğlu Majid ve ailesiyle beraber amcasının evine taşınmak zorunda kaldı.

Majid, Gazze'de gönüllü olarak insanların tahliyesine yardımcı olan bir şofördü, öldürüldüğünde 27 yaşındaydı / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi
Majid, Gazze'de gönüllü olarak insanların tahliyesine yardımcı olan bir şofördü, öldürüldüğünde 27 yaşındaydı / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi

27 yaşındaki oğlu Majid geride bıraktıkları eşyaları almak için Gazze'ye döndü.

Annesi oğlunun ambulans şoförü olduğunu, hiçbir siyasi yapılanma ya da örgütle ilişkisinin olmadığını anlatıyor.

Majid, Gazze'ye geri döndüğünde taksici arkadaşları ile karşılaşmış.

"Geride kalanların tahliyesi için gönüllü olur musun?" sorusuna kayıtsız kalamayıp kabul etmiş.

Sonrası bombardıman...

"9 Ekim 2023 Pazartesi, saat 15'ti" diyor annesi Nawraz. 

Ömrünün geri kalanı boyunca unutamayacağı tarih aklına tüm detaylarıyla kazınmış. 

Oğlu Majid'in bulunduğu mahalle o gün, o saat İsrail'in geniş çaplı bombardımana maruz kalmış. 

Majid'in geride kalanları tahliye için gönüllü kullandığı taksi de öyle...

Majid'in bulunduğu bölge saldırıya uğradıktan sonra taksiden geriye kalan / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi
Majid'in bulunduğu bölge saldırıya uğradıktan sonra taksiden geriye kalan / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi

27 yaşındaki Majid'den geriye kalanlar ise annesi Nawraz'a siyah bir plastik torba içinde veriliyor.

21. yüzyılın siyahla beyaz kadar birbirine zıt dünyasında yer, coğrafya, zaman değişse dahi bazı şeyler hiç değişmiyor. 

Nawraz Ebu Libdeh'in Independent Türkçe ile oğlunun ölümü sonrası paylaştığı görüntülerin habercilik lügatındaki adı "Aftermath", tam Türkçesiyle "Netice, durum, vaziyet" ya da "Olay sonrası" diye özetlenebilir. 

Ama kesinlikle tüm bu sıfat ve adlandırmaların çok ötesinde. Görüntülerin gerçekliği ne kadar ortadaysa, bir o kadar paylaşılabilecek gibi değil: Bedenden ayrılmış bir kafa, kopmuş bir kulak, sağa sola saçılmış iç organlar... 

"Ruhumuz, kalbimiz paramparça"

Gazzeli savaş mağduru Nawraz Ebu Libden, 53 yaşında, 6 çocuk annesi. 

Independent Türkçe ile paylaştığı video mesajını kayda alırken fonda iki ses var; çocukların her şeye rağmen kahkahaları ve savaş uçaklarının uğultulu sesleri:

Savaşın üçüncü gününde oğlum ambulans görevlisi ve taksi şoförü olarak çalışıyordu. İnsanları Er-Rimel bölgesinden tahliye ediyordu. O gün bölgenin tümünü yok etmek için harekete geçtiklerinde, taksi durağının yakınındaki binayı yok ettiler. Oğlum o gün şehit oldu. Çok üzücü bir hikaye, ailemizin kaybı çok büyük. Hepimiz o zaman beri çok üzgünüz. Ruhumuz, kalbimiz paramparça... Hayat eskiden olduğu gibi değil... Çocuklar, babası, kardeşleri ve ben annesi olarak çok üzgünüz. Tüm ailemiz çok kederli"

Nawraz Ebu Libdeh'in kaybı çok büyük.

Çevresindeki birçok ailenin çocuğunu yitirdiğini söylüyor.

Nawraz Ebu Libdeh (Independent Türkçe)
Nawraz Ebu Libdeh (Independent Türkçe)

Geriye kalan çocuklar hayatlarını korku içinde sürdürüyor.

Onlardan biri de ağabeyini saldırıda kaybeden Zein Ebu Libdeh.

Sadece 9 yaşında...

Annesi aracılığıya gönderdiği ses kaydı Gazzeli çocukların ruh halini yansıtıyor:

Merhaba, benim adım Zein bu Libdeh, 9 yaşındayım. Şu anda ailemle birlikte Er-Rimel bölgesindeki evimden kaçtığım için Han Yunus'ta yerinden edilmiş olarak yaşıyorum. Şu ana kadar 5 kez yer değiştirmek zorunda kaldık. Her seferinde yeni bir eve gittiğimizde İsrail hava saldırılarıyla mahalleyi bombalıyor. Bu hava saldırılarından birinde ağabeyim hayatını kaybetti. Ona "Hoşça kal!" diyebilecek bir şansım bile olmadı. Hayatımız sonsuza dek değişti. Su ve elektriğimiz yok. Tuvalete zor gidip geliyorum. Eskiden telefonda videolar izlemeyi severdim ama şimdi telefonu açmaktan korkuyorum çünkü çocuk bedenlerinin parçalara ayrıldığı görüntülerle dolu. Komşularımı ve arkadaşlarımı özlüyorum. Artık oyun oynamıyorum, oynayamıyorum. Hayatımız sadece korkuyla dolu, bir kabus gibi. Allahım çok yorgunuz. Lütfen savaşı sona erdirin! Savaş sona erse bile hayat nasıl aynı olabilir ki? Evimiz bombalandı ve mahallemiz artık yok..."

"Yeter artık, her gün ölüm, ölüm, ölüm!"

İsrail'in hava saldırısında hayatını kaybeden Majid'in Türkiye'de yaşayan yeğeni Adem El Tamimi de öfkeli...

Arkadaşlarının, kardeşlerinin yaşamını yitirdiğini anlatıyor.

Eskiden oyun oynamak için eline aldığı telefondan neden uzaklaştığını "Telefonda çocukların, masumların parça parça olup öldüğünü görüyorum" cümleleriyle aktarıyor, devamında söyledikleri kısa ve net: 

Çok kıymetli birisini, dayımı kaybettim. Ne olur bu savaşı bitirin, Gazze'yi kurtarın. Yeter artık her gün ölüm, ölüm, ölüm!"

Kendi kentinde sürgün olmak...

İsrail 8 milyar dolarlık savaş bütçesini onayladı.

Dünyada aklı başında olan herkes tam ateşkes istiyor.

Gazze'ye yönelik bombardıman sonrası hayatını kaybedenler arasında hamile kadınlar da var. 

Ebu Libdeh, kendi şehirlerinde sürgün olduklarını anlatırken, dün ile bugün arasındaki farkı yani iki ay öncesi göre ne yaşadıklarından da bahdesiyor:

Eskiden Er-Rimel bölgesinde, Gazze'de yaşıyordum. Han Yunus bölgesinde tam beş kez tahliye edildik. Savaş sonrası ilkin Han Yunus'taki kampta yaşıyordum. Bulunduğumuz yerin etrafındaki tüm evlere ateş açtılar. Ardından Han Yunus'ta başka bir bölgeye tahliye olduk ve yine ateşe tutulduk. Şimdi ise dedemin evine taşındık. Aynı evin içinde yaklaşık 32 kişi yaşıyoruz. Hepimiz evlerimizden zorla çıkarıldık. Eskiden Er-Rimel bölgesindeki dairemde yaşıyordum. Üç katlıydı, çok güzeldi ama hepsi yok edildi. Savaşın ilk gününde bizi bulunduğumuz yerden ayrılmamız için uyardılar. Mahallemizi, evimizi yok etmek için..." 

Ebu Libdeh ailesinin saldırıya uğrayan evleri, öncesi ve sonrasıyla / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi
Ebu Libdeh ailesinin saldırıya uğrayan evleri, öncesi ve sonrasıyla / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi

Nawraz Ebu Libdeh ve ailesinin kaldığı evin geldiği durum içler acısı.

Bu evden çok daha kötü durumda olanlar ise İsrail bombardımanında tamamen ortadan kalkanlar.

Gazze'deki yerel otoritenin 22 Kasım'da yaptığı son açıklamaya göre 45 bin ev İsrail saldırılarında tamamen yıkıldı, 233 bin ev ise kısmi tahribata uğradı.

Yıkılan hükümet binalarının sayısı 102'ye ulaşırken, saldırılardan etkilenen 267 okuldan 67'sinin artık tamamen hizmet dışı olduğu biliniyor.

En az 26 hastane ve 55 sağlık merkezi de hizmet dışı.

Yani her yer yıkık, kullanılmaz halde...

Buna Nawraz'ın evi de dahil.

Sadece konutlar ve binalar değil savaş öncesi zorlukla bile olsa sahip oldukları imkanlardan da yoksun Gazzeliler. 

"Su yok, elektrik yok, gaz yok, hiçbir şeyimiz yok"

İsrail ile Hamas arasında varılan insani aranın beşinci gününde, yardım taşıyan 31 tır ile bir yakıt tankeri Gazze Şeridi'nin kuzeyine gönderilmişti.

Ancak yardımlar hala yeterli değil.

Üstelik şiddet ve çatışmalar insani ara varken de devam ediyor.

Sadece Gazze'de değil Batı Şeria'da da...

Birleşmiş Milletler'e göre, 28 Kasım'da 4'ü Batı Şeria'da olmak üzere 7 Filistinli İsrail işgal güçleri tarafından öldürüldü.

Ayrıca, Gazze'nin kuzeyine dönmeye çalışanlara İsrail güçlerinin ateş açtığı ve göz yaşartıcı gaz bombaları atılıyor.

Save the Children Filistin Direktörü Jason Lee, vaziyeti "Herhangi bir sınırlı ara, acil olarak ihtiyaç duyulan yardımları sağlamak için gerekli kalıcı ateşkesin ötesine geçemez. Gazze'deki insanlar hala yiyecek, su, ilaçlar ve sağlık hizmetlerine erişim eksikliği içinde zor bir durumda yaşıyor." sözleriyle anlatıyor.

Çünkü Gazze'deki krizin ölçeği olağanüstü, neredeyse iki ay boyunca sürekli bombardımana maruz kalan insanların hiçbir şeyi yok.

Tam da bu noktada Nawraz'a gıdaya erişim sağlayıp sağlayamadıklarını soruyorum.

"Çok kısıtlı imkanlarımız var, buna sahip olamayanlar da var" yanıtı veriyor.

Yemeklerini geleneksel yöntemlerle pişirdiklerini anlatıyor.

Biraz odun, biraz ateş ve eski püskü bir telin üzerinde:

Binalar, hastaneler, klinikler, süpermarketler, alışveriş merkezleri ve diğer çok güzel dükkanlar. Şimdi bu bölge tamamen yıkıldı. Gazze'nin kuzeyinde, iç kesimlerinde güneyinde her şeyi yıktılar. Yaklaşık 1 milyon 200 bin sivil yerinden oldu.  Herkes, çok güzel evlerinden tahliye oluyor. Şu anda ya okullarda ya diğer barınaklarda bir arada yaşıyorlar. Bu çok soğuk havada... Ya da kimileri güney bölgesinde akrabalarını bulup birlikte yaşayabilecekleri bir yer buldular. Güneydeki çoğu aile çok iyi. Ama o ailelerin de kendilerini iyi durumda tutmak için ne geliri ne kaynağı var. Şimdi yaklaşık olarak benim ailem dahil 32 kişiye her gün hizmet ediyorlar her gün. Su yok, elektrik yok, ocak gazı yok, ailelerinin iyi durumda olmasını sağlayacak hiçbir şey yok. Şimdi odun ateşinde ve çok eski araçlarla yemek pişiriyoruz. Sınırlı da olsa ekmek alabiliyoruz, çok eski ve geleneksel araçlarla su geliyor. Ama bu insanların giysilerini yıkamasına, duş almasına veya bulaşıklarını yıkamasına izin vermek için yeterli değil. Her şeyde, Gazze'nin her yerinde kıtlık var. Marketler her türlü gıda maddesinden mahrum. İnsanlar ve çocuklar sürekli ağlıyorlar. Kullanacakları hiç süt yok. İnsanlar hala hayatta kalabilmek için ellerinde olan bazı gıda maddelerini değiş tokuş ediyor" 

"Artık bu savaş bitsin"

Nawraz Ebu Libdeh, İngiltere merkezli bir yardım kuruluşunda finans ve idari görevli olarak çalışıyor.

Kendi deyişiyle kaybı ve üzüntüsüne rağmen hala çalışmayı sürdürüyor.

Çocuklarından birini kaybetti.

Diğerlerinden de olmak istemiyor.

İsteği ise kısa ve net.

Derin bir iç çekiyor ve "Dürüst olmak gerekirse, bu savaşın bitmesini istiyoruz..." diyor.

Binlerce Gazzeli ve savaşın sona ermesini isteyen dünyanın geri kalanı ile aynı fikirde.

Ancak bugüne kadar olanlar bundan sonra olacaklar için karamsar bir tablo çiziyor.

Gazze’deki El Nasr Çocuk Hastanesi yoğun bakım ünitesinde tedavi için nakil bekleyen bebeklerin günler sonra çürümüş bedenlerinin bulunmasına dair görüntüler bir iddia olarak dahi başlı başına insanlığın karşı karşıya kaldıkları/kalabileceklerinin acı bir özeti gibi.

Independent Türkçe



Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)

Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının 10 gün önce başlamasının ardından İsrail’in taleplerinin başında ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ yer alıyor. Ancak bu talebin nasıl hayata geçirileceğine dair belirsizlik sürerken, Hamas’ın Filistin devleti kurulmadan silahlarını teslim etmeye sıcak bakmaması süreci çıkmaza sokuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu düğümün arabulucuları son derece sınırlı seçeneklerle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Buna göre, ya silahların tamamen tasfiyesi ya da dondurulması yönünde bir formül bulunması ve Hamas’ın buna ikna edilmesi ya da harekete baskı uygulanması gerekiyor. Uzmanlar, bu başlığın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere İsrail iç siyasetinde seçim amaçlı bir baskı aracı olarak giderek daha fazla kullanılacağına dikkat çekiyor.

İsrailli muhalif lider Benny Gantz dün X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ çağrısında bulundu.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hamas silah bırakmayı kabul etmezse İsrail bu yapıyı tasfiye edecek” dedi. Netanyahu da salı günü ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmenin ardından, ‘Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik herhangi bir adımdan önce Hamas’ın silahsızlandırılmasının vazgeçilmez bir şart olduğu’ konusunda ısrarcı olduğunu vurguladı.

Strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, arabulucuların seçeneklerinin sınırlı olduğunu ve önlerinde ya uzlaşı sağlamak ya da baskı uygulamak dışında bir yol kalmadığını ifade etti. Ragıb, silahsızlandırma talebinin İsrail, Washington, Avrupa Birliği (AB) ve bağışçı ülkeler tarafından defalarca dile getirildiğini ve artık savaşın durdurulması ile yeniden imarın önüne konulan temel engellerden biri haline geldiğini söyledi.

Ragıb’a göre Netanyahu ve benzer siyasi aktörler silahsızlandırma dosyasını seçimlerde kullanacak ve anlaşmayı her an sabote edebilecekler. Özellikle ikinci aşama çok sayıda mayın barındırıyor ve Netanyahu, özellikle çekilmeyle ilgili başlıklara yaklaşmak istemiyor.

 Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, mevcut seçeneklerin giderek daraldığını belirterek, silahların tamamen tasfiye edilmesinden ziyade dondurulması yönündeki bir seçeneğin daha olası olduğunu ifade etti. Ferec, Hamas’ın elindeki silahların füze ya da insansız hava aracı (İHA) niteliğinde olmadığını ve bu nedenle teslim edilebileceğini söyledi. ABD ve İsrail’in silah maddesinin uygulanmasında ısrarcı olduğunu kaydeden Ferec, bunun İsrail’in geri çekilmesiyle eş zamanlı gerçekleşmesi ve yeni bir savaşın önüne geçecek garantilerin sunulması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Reuters’a konuşan Hamas kaynakları, çarşamba günü yaptıkları açıklamada, hareketin silahsızlanma konusunu diğer Filistinli gruplarla görüşmeyi kabul ettiğini, ancak Washington ya da bölgesel arabulucuların kendilerine silahsızlandırmaya dair ayrıntılı ve somut bir teklif sunmadığını belirtti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, ABD’nin Hamas’a silahlarını çok uluslu bir güce teslim etmesi için birkaç haftalık süre tanıyan bir belge hazırladığını bildirmişti. Habere göre, bu sürede uyum sağlanmaması halinde İsrail’e ‘dilediği gibi hareket etme’ konusunda yeşil ışık yakılacak.

Ferec, Hamas’ın manevra alanının son derece sınırlı olduğuna dikkat çekerek, özellikle Mısır, Katar ve Türkiye başta olmak üzere arabulucularla hızlı bir uzlaşıya varması gerektiğini, zira İsrail’in şu aşamada en büyük engeli bu dosya üzerinden yarattığını ifade etti.

Ragıb ise Hamas’ın önünde, Trump planı ve silahsızlanma maddesini uygulamaktan başka bir seçenek bulunmadığını savundu. Ragıb, bu sürecin uzatılmaması ya da dolaylı yollardan aşılmaya çalışılmaması gerektiğini, ‘çünkü kaybedilen her günün ateşkes anlaşması için bir tehdit anlamına geldiğini’ dile getirdi.

Ragıb, Gazze’de polis güçlerinin önümüzdeki günler ya da haftalar içinde konuşlandırılacağını, istikrar gücünün de devreye girebileceğini belirterek, bu aşamadan sonra manevra alanının daha da daralacağına dikkat çekti.


Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
TT

Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)

“Kürtlerin dağlar dışında dostu yoktur” ifadesi boşuna söylenmiş bir söz değil. Bu söz, Kürtlerin Osmanlı döneminden modern ulus devletlere (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) kadar yüzyıllar boyunca sığındıkları dağlık bölgelerin hikâyesini anlatıyor. Bu, Kürtlerin defalarca karşılaştıkları bir senaryo; jeopolitik çıkarları değiştiğinde dış güçler onları terk etmeden önce koruma veya özerklik vaatleri verir.

Rojava projesinin kuzeydoğu Suriye’de çöküşüyle birlikte, bölgesel destekli Türkiye etkisinin Kürdistan hayalini sona erdirip erdirmediği sorusu gündemde.

Suriye’deki bu dönüşümü, bölgedeki son olayları anlamak için tarihsel bir bağlamda okumak gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl mart ayında, Kürdistan’ın dört bölgesini temsil eden yetkililer, Diyarbakır’da buluştu. Toplantıda, ‘kolektif hafızada tarihsel baskılar ve Kürt devleti hayalleri’ gündeme geldi. 2025 yılı, Kürt hareketi için umut verici bir dönem olarak görülüyordu: Güney Kürdistan (Kuzey Irak) özerk yönetiminde istikrarlıydı; Kuzey Kürdistan (Güneydoğu Türkiye) ise Abdullah Öcalan’ın PKK ile Ankara arasındaki çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimini, Türkiye Kürtlerinin tüm haklarının tanınması açısından bir dönüm noktası olarak bekliyordu. Bu etkiyle Batı Kürdistan (Kuzey Suriye) da Beşşar Esed rejiminin çökmesini fırsat bilip kendi projesini ilerletmeyi umut ediyordu. Öte yandan Doğu Kürdistan (Kuzeybatı İran) hâlâ yakın vadede bir perspektife sahip değildi.

Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)

Bu tartışmalara katılanlar arasında oluşan büyük umutlar, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) bölgesinin kaybedilmesiyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Suriye Kürtleri artık bir yandan Türkiye tehdidi, diğer yandan Ankara’nın müttefiki durumundaki Şam yönetimi arasında sıkışma riskiyle karşı karşıya.

İran’da devam eden gösteriler ise hem fırsatlar hem de zorluklar sunuyor. İran Kürt güçleri, örneğin İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPİ), onlarca yıldır bu anı bekliyor; geçmişte İran Şahı ve İslam Devrimi rejimiyle çatışmalar yaşamışlardı. İran ve Türkiye’den Kürt milisler, İran-Irak sınırındaki Zagros Dağları’nın bir parçası olan Kandil Dağı’na sığınıyor. Burası hem Türk hava kuvvetleri hem de İran topçusu tarafından düzenli olarak bombardımana uğrayan engebeli bir bölge. Son dönemde İran insansız hava araçları (İHA) da Kandil Dağı üzerinde devriye yapmaya başladı.

Türkiye-İran kesişimi ve Kürt-Kürt rekabeti

Türkiye, sadece İsrail ve nükleer dosya üzerinden değil, kendi ulusal güvenliği açısından en büyük tehdit olarak gördüğü Kürtler konusunda da Tahran ile çıkarlarının kesiştiği bir alan bulmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Türk istihbaratı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO), Kürt milislerin Kandil Dağı’ndan İran içine geçerek gösterilerden faydalanmayı denediği konusunda uyardı. Bu koşullar altında, sınırlı savaş kapasitesi ve dış güçlerden güvenilir bir destek olmaması nedeniyle Kürt milisler iki öncelikle hareket ediyor: Kuzey Suriye’de tamamen sona ermeyen bir tehdit ve Kuzeybatı İran’da henüz netleşmemiş bir fırsat.

Bu yeni dinamik, tarih boyunca tehlike karşısında bir araya gelmeye alışkın olan Kürt hareketinde kaygı yaratıyor. Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında bir çatışma olasılığının zirveye ulaştığı dönemde, Türkiye’de bir Kürt lider “Zor zamanlardan geçiyoruz” derken, Irak’taki bir Kürt lider, “Ulusal Kürt birliğinin ortaya çıkması bizim kurtuluşumuz olacak” ifadesini kullandı.

Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Bugünkü gelişmeleri anlamak için Kürt hareketinin modern tarihine dair bir okuma yapmak gerekiyor. Burada gölgesini en çok hissettiren dinamik, Abdullah Öcalan ile Mesud Barzani arasındaki tarihsel rekabet. Bu rekabetin doğası, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2003’te Kürt sahnesinin önüne geçmesiyle değişti. Öcalan’ın barış girişimi ve mart ayında Diyarbakır’da Barzani temsilcisinin Öcalan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunması gibi dolaylı uzlaşma adımlarına rağmen, bu iki tarihî liderlik arasındaki ilişki hâlâ doğrudan ve istikrarlı bir çizgiye oturmuş değil. SDG lideri Mazlum Abdi, örgütlenme ve saha yönetiminde yetkinliğini kanıtladı, ancak henüz Kürtlerin tarihî liderlik düzeyine ulaşacak bir meşruiyete sahip değil. Bu nedenle, Rojava’nın kaderinin kritik dönemeçlerinde, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşüşü sonrası hem Barzani hem de Öcalan, Abdi’yi kendi taraflarına çekmeye veya karar sürecini etkilemeye çalıştı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)

Abdullah Öcalan, PKK ile Türkiye hükümeti arasındaki barış sürecini, Suriye hükümeti ile SDG arasında bir uzlaşmayı kolaylaştırma önerisi üzerinden yürütmeye çalıştı. Bu süreçte Mesud Barzani devreye girdi; Ocak 2025’te Mazlum Abdi’yi Erbil’e davet ederek, Şam ile iletişim kanalları açmasını ve Türkiye sınırlarını güvence altına almasını tavsiye etti. Bu yaklaşım, 10 Mart’ta Ahmed eş-Şera ile Abdi arasında sağlanan anlaşmada sonuç buldu. Barzani son dönemde PKK milislerinin Suriye’den çekilmesini, çözüm sürecini kolaylaştıracak bir adım olarak önerdi; Öcalan ise Abdi’yi Suriye’nin resmi güçleriyle bütünleşmeye ikna edebileceğini savunuyor. Erdoğan hükümeti, PKK’nın Şera-Abdi anlaşmasını engellediğini vurgulayarak bu farklılığı siyasi avantaj olarak kullandı. Bu durum, Suriye Kürtleri arasında Öcalan’ın kaderiyle kendi meselelerinin bağlanmasına yönelik hoşnutsuzluğu artırdı; aynı zamanda Barzani, Amerikalıların SDG ile yürüttüğü müzakerelerde merkezi bir rol üstlendi. Tüm bu tehdit ve gerilimlere rağmen, Şera hükümeti ile SDG arasında açık bir savaş olasılığı sınırlı kaldı. Bunun başlıca nedenleri, Öcalan’ın barış girişimiyle Türkiye istihbaratı ile SDG arasında doğrudan ve daha önce benzeri görülmemiş iletişim kanalları açılması ve hem Türk hükümeti hem de PKK’nın, böyle bir savaşın Türkiye içindeki sonuçlarını iyi hesaplaması oldu.

Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)

Öcalan ile Türk hükümeti arasındaki müzakerelerde kilit rol oynayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, geçen yılın sonunda Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırıları ‘uluslararası bir komplo’ olarak nitelendirdi. Günay, saldırıların Şera hükümeti ile İsrail arasında Paris’te imzalanan anlaşmanın hemen ardından gerçekleştiğini vurguladı. Günay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘Şam İçişleri Bakanı gibi davrandığını’ ve Şera hükümetine büyük miktarda Türk zırhlı araç ve piyade tüfeği sevk edildiğini belirtti. Kuzeydoğu Suriye’de yaşananların Türkiye’deki barış sürecine etkisini de değerlendiren Günay, bunun ‘derin bir güvensizlik ortamı yarattığını ve bu sürecin Kürtlerin Türkiye içindeki siyasi konumunu da ellerinden alarak sonuçlanacağı algısını güçlendirdiğini’ ifade etti. Buna karşın Günay, Öcalan’ın barış girişiminin hâlâ aktif olduğunu ve Türk hükümetinin bu çerçevede çabalarını sürdürdüğünü vurguladı. Ancak ‘meclisteki işleyişin aksak veya yavaş olduğunu’ belirterek, PKK’nın tasfiyesi ve kalıcı barış koşullarının ancak ‘kararlı yasal düzenlemelerle’ mümkün olabileceğini söyledi.

2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)

Sözler ve terk edilişlerle dolu bir tarih

Gerçekten de Kürtlerin özgürlük hayalleri zaman zaman şekilleniyor, ancak uzun sürmüyor. Özellikle üç yıl arayla yaşanan iki önemli tarih bu durumu gösteriyor: 1920’deki Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında bağımsız bir Kürdistan vaadi verirken; 1923’teki Lozan Antlaşması, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını görmezden gelerek modern Türkiye’nin sınırlarını pekiştirdi. 1946 yılında Kuzeybatı İran’da kurulan Kürt Mahabad Cumhuriyeti ise yalnızca 11 ay ayakta kalabildi. Moskova ile Tahran arasında sağlanan bir uzlaşma, Sovyet ordusunun Kuzeybatı İran’dan çekilmesine yol açtı.

Bunu takiben Kürtler için sürekli bir mücadele ve defalarca terk edilme döngüsü başladı. Soğuk Savaş’ın zirvesinde, 1975’teki Cezayir Anlaşması, ABD, İsrail ve İran’ın Irak Kürt ayaklanmasını desteklemeyi aniden bırakmasıyla sonuçlandı; karşılığında Bağdat, Şattü’l Arap’ın ortasını sınır olarak kabul etti. Bu adım, İran Şahı’nın Irak Kürtlerine desteğini çekmesine ve onları Saddam Hüseyin rejiminin insafına bırakmasına yol açtı.

 Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Üniversite öğrencisiyken Marksist eğilimler taşıyan Öcalan, 1978’de PKK’yı kurdu. 1980’deki darbenin ardından Suriye’ye sığındı. Bu sırada Mesud Barzani, 1979’da Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) liderliğini devralmıştı. 1991 baharında Washington, Kürtleri Saddam Hüseyin rejimini devirmeye teşvik etti, ancak Irak sınırında konuşlanan ABD güçleri Kürtlerin kitlesel katliamlarını durdurmak için müdahale etmedi. Bu durum, Kürtler arasında Washington’a duyulan güvensizliğin başlangıcı oldu. 2017’de yapılan Kürdistan Bölgesi referandumu, Bağdat yönetiminin İran desteğiyle başlattığı askeri operasyonla etkisiz hale getirildi ve Mesud Barzani yönetimden uzaklaştırıldı. Öcalan ise Soğuk Savaş sonrası stratejik değerini kaybetti ve Hafız Esed rejiminin ekonomik zayıflığı, onu daha savunmasız bıraktı. 1998’de Ankara ile Şam arasında imzalanan Adana Anlaşması’nın ardından Suriye hükümeti PKK ile ilişkilerini kesti ve Türkiye’nin askeri tehditleri üzerine Öcalan’ı Suriye’den sınır dışı etti. Büyük başkentler Öcalan’a sığınma kapılarını kapatırken, Washington Irak ve Balkanlarla meşguldü; ABD’nin sessizliği Öcalan’ın 1999’da Kenya’da tutuklanmasına yol açan dolaylı bir onay anlamına geldi.

2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)

Rojava rüyasının sonu

KDSÖY 10 yılı aşkın süre varlığını sürdürdü; geçici bir anayasa ve federasyon modeli benimsedi. Bu süre, Mahabad Cumhuriyeti’nin yalnızca 11 ay sürebilmesiyle kıyaslandığında oldukça uzun. SDG, Kürt mücadelesinin deneyimlerinden dersler çıkardı: kurumlar inşa etti, DEAŞ’a karşı savaştı ve uluslararası meşruiyet kazanmaya çalıştı. Ancak, karşılaştığı engel hâlâ aynıydı. Bu bir başarısızlık değil; Ortadoğu’nun yapısal gerçeği bu: hükümet dışı silahlı projeler, yalnızca büyük güçlerin temel çıkarlarıyla sürekli uyum sağladığında sürdürülebilir. SDG bu aşamaya ulaşamadı; çünkü özerklik, egemenlik olmadan yalnızca geçici bir durum.

Bu dönüşüm, romantik askeri yaklaşımlardan uzak, siyasi direnişe odaklanan bir gerçekçilik aşamasını temsil ediyor. SDG projesinin stratejik belirsizliği sona erdi: fiilen sağlanan özerklik ve dış koruma artık geçerli değil. Halkın kendi kaderini tayin hakkı, geri dönülmez haklar güvence altına alınmadan hayal olmaktan öteye gidemez. Bu durum, güç dengesini Şera hükümeti lehine ciddi şekilde değiştirdi. Anlaşma, yarı-federal yapıyı sona erdiriyor, kültürel varlığı ve yerel nüfuz hedeflerini düşürüyor. Cumhurbaşkanı Şera’nın çıkardığı kararname ile Kürtlerin bazı haklara kavuşması tarihî bir adım olsa da bu adım, Araplar ve Kürtler arasında Suriye’de yeni bir tarih sayfası açmak yerine daha çok Amerikalıları memnun etmeye yönelik görünüyor.

Son gelişmeler, Rojava projesi açısından en büyük darbe değil. Projenin ilk kaybı, 2018’de Türkiye’nin Afrin’deki Kürt çoğunluklu sınır bölgesine yönelik askeri operasyonuyla yaşandı. İkinci kırılma noktası ise 2019’da Türkiye’nin Tel Abyad ve Resulayn gibi sınır şehirlerini ele geçirdiği operasyon oldu. Bu hamle, KDSÖY’nin önceden birbirine bağlı sınır bölgelerini parçaladı.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)

Son bölüm

Son dönüşüm en öngörülebilir olan oldu. SDG’nin Deyrizor ve Rakka’daki demografik ağırlığı ve coğrafi kontrolü abartılmıştı; kabilelerin sadakatlerini değiştirmesiyle bu rol sona erdi. Bu nedenle, ABD’nin çekilmesi dramatik bir etki yaratmadı; durum, Haseke’deki son cephede daha kritik olabilirdi. 2018’in mayıs ayında Trump’ın Suriye’den ani çekilme kararı sonrası, SDG Moskova’ya yöneldi. Washington’daki bürokratlar çekilme kararından geri adım atsa da Pentagon SDG’ye Moskova ile yakınlaşmalarının ABD desteğinin bırakılması anlamına geleceğini bildirdi. O dönemde, Washington’ın SDG’den tamamen vazgeçme fikri olgunlaşmamıştı; ancak Esed rejiminin çöküşü süreci hızlandırdı.

Irak’ın işgali ve DEAŞ’ın yükselişi, Irak Kürtlerinin özerklik kazanma fırsatlarını artırdı. Ancak 2017’deki Kürdistan referandumu karşısında ABD’nin sessizliği, başarılı olma ihtimalini sona erdirirken, Irak’taki Amerikan rolünü ve Saddam rejiminin düşüşünden sonra Kürtlerin elde ettiği kazanımları zedelemedi. Suriye deneyimi ise farklıydı: ABD, Suriye’de aktif bir rol üstlenmek istemedi. Amerikalılar, Kürtleri DEAŞ ile mücadele ve Moskova’nın Suriye’de kontrolü ele geçirmesini engellemek için kullandı; DEAŞ tehdidi sona erip Rusya çekilince, Washington açısından Kürtlerin rolü de tamamlandı.

Amerikalılar, şiddetin patlak vermemesi ve Haseke’ye yaklaşılmaması koşuluyla yeşil ışık yaktı; Moskova ise Kamışlı’daki üssünü tamamen boşalttı. Mazlum Abdi mesajı anladı.

Suriye’deki bir Kürt yetkili Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Amerikalıların tutumundaki değişimin, Şeyh Maksud mahallesi savaşında Beyaz Saray’ın kararını netleştirmesiyle başladığını belirtti. Yabancı devlet koruması, özellikle Amerikan hava desteği çekildiğinde, Kürtler savunmasız hale geliyor. Tarihsel olarak Kürt hareketleri, rejimlerin çöküşünde devrimci anlar ve devletlerin otoritesini yeniden tesisinde hayatta kalma anları arasında gidip geliyor. Suriye’deki bu anlaşma, Kürtlerin varoluş mücadelesinden, hayatta kalma safhasına geçişini işaret ediyor; hedefler yok olmuyor, sadece istikrar dönemine giriyor.


Hizbullah İran ile dayanışma içinde... Caca: Lübnan krizinin sona ermesi, İran tarafından verilen desteğin sona ermesiyle başlar

 Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
TT

Hizbullah İran ile dayanışma içinde... Caca: Lübnan krizinin sona ermesi, İran tarafından verilen desteğin sona ermesiyle başlar

 Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)

Bölgenin yaşadığı bekleyiş atmosferi içinde Lübnan’daki tutumlar, özellikle İran’ın rolü başta olmak üzere bölgesel dosyalara yaklaşımda mevcut çelişkiyi yansıtıyor. Bu durum, Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca’nın, “İran, Hizbullah’a verdiği desteği kestiği zaman Lübnan’daki sorun çözülür” sözlerinde açıkça görülürken, Hizbullah’ın meclis grubu ise Genel Sekreter Naim Kasım’ın tarafsız kalınmayacağını vurgulamasının ardından Tahran ile ‘dayanışma’ ifade etmekle yetindi.

Bu gelişmeler, İsrail’in Lübnan’ın güneyi ve doğusuna yönelik hava saldırılarına yeniden başladığı bir dönemde yaşandı. Dün öğleden sonra güneyde Mahmudiye beldesi ve Vadi Burguz’u hedef alan saldırılar, daha sonra güneyde Cebel er-Reyhan’daki el-Vaziyye bölgesi ile doğuda Hermel-Zegrin tepelerine yöneldi.

İsrail Ordu Sözcüsü Ella Waweya, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “İsrail ordusu, Lübnan’ın çeşitli bölgelerinde Hizbullah terör örgütüne ait hedeflere saldırılar düzenliyor” ifadesini kullandı.

 İsrail’in Lübnan’ın doğusundaki Hermel bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman (Sosyal medya)İsrail’in Lübnan’ın doğusundaki Hermel bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman (Sosyal medya)

Hizbullah, İran’la dayanışma içinde olduğunu ifade etti

Hizbullah’ın meclis grubu yayımladığı açıklamada, “ABD’nin saldırgan tehditleri karşısında İran İslam Cumhuriyeti ile liderliği, hükümeti ve halkıyla tam dayanışma içinde olduğunu” ifade ederken, ‘İran’ın liderliği ve halkıyla sergilediği kararlı ve dirençli tutumun, olası bir saldırıyı püskürtebileceğini’ belirtti.

Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabası Ayta eş-Şaab’da İsrail güçleri tarafından havaya uçurulan bir evin enkazı (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabası Ayta eş-Şaab’da İsrail güçleri tarafından havaya uçurulan bir evin enkazı (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)

Lübnan iç siyasetine ilişkin olarak da açıklamalarda bulunan blok, ‘günlük suikastlardan sivil tesislerin yoğun şekilde hedef alınmasına kadar uzanan suç niteliğindeki saldırıları’ kınadığını belirtti. Açıklamada, ‘ekili alanlara ve tarım arazilerine zehirli maddeler atılması ve Lübnanlıların sağlığının tedavisi zor hastalıklar riskiyle karşı karşıya bırakılmasına’ dikkat çekilerek, bunun ‘ön cephe bölgelerini çölleştirerek halkından arındırmayı amaçladığı’ ifade edildi. Blok, ‘uluslararası sessizliği’ ve ‘bu açık terör suçları karşısındaki ihmali’ de kınarken, uluslararası toplum kuruluşlarını bu ihlallerin sürmesinden tamamen sorumlu tuttu.

Caca: İran Hizbullah’a desteğini keserse sorun çözülecek

Buna karşılık Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, “İran, Hizbullah’a verdiği desteği kestiğinde tüm sorun çözülecek” görüşünü dile getirdi.

Bir radyo programında konuşan Caca, “Dünyadaki tüm ülkeler cuma günü (bugün) Umman’da yapılacak toplantıyı bekliyor” diyerek, ‘ihtilaf noktalarının son derece büyük olduğunu’ vurguladı. Sorunun müzakereler yoluyla çözülmesini temenni ettiğini belirten Caca, “Ancak bunun bir sonuca ulaşacağını görmüyorum” ifadesini kullandı.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, (Arşiv)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, (Arşiv)

Umman’da yaşanacak gelişmelerin Lübnan’a yansımalarına da değinen Caca, “Ne yazık ki Lübnan ve İran dosyaları arasında bir bağlantı var” değerlendirmesinde bulundu. Caca sözlerini şöyle sürdürdü: “İran, son kırk yıl içinde Lübnan devletinin tüm işleyişini sekteye uğratan bir nüfuz alanı oluşturmayı başardı. İran, Hizbullah’a verdiği desteği durdurduğunda tüm sorun çözülecek.”

Caca, ‘ateşkes anlaşmasının Lübnan’da belirli bir bölgeyi değil, ülkenin tamamını kapsadığını’ vurgulayarak, 1559 sayılı kararın ‘Lübnan topraklarının tamamında tüm gayrimeşru silahlı örgütlerin tasfiye edilmesini talep ettiğini’ hatırlattı. Meclis seçimlerine ilişkin olarak ise ‘seçimlerin zamanında yapılacağını’ ve ‘tüm sürecin yüzde 100 anayasal ve yasal çerçevede ilerlediğini’ ifade etti.