Ambulans şoförü oğlunu bombardımanda kaybeden Gazzeli anne: Artık bu savaşı durdurun!

Gazze'deki durum her geçen gün çetinleşiyor. Binlerce sivilin İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybettiği bölgede geride kalanlar hayata tutunmaya çabalıyor. Savaşta oğlunu yitiren Nawraz Ebu Libdeh, yaşadıklarını Independent Türkçe'ye anlattı

(AA)
(AA)
TT

Ambulans şoförü oğlunu bombardımanda kaybeden Gazzeli anne: Artık bu savaşı durdurun!

(AA)
(AA)

Dora Mengüç 

Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısı sonrası Gazze dehşeti yaşıyor.

İsrail ordusu daha fazla rehinenin serbest bırakılması için ateşkesin uzatıldığını açıkladı.

Hamas ise ateşkesin sadece 1 günlük uzatıldığını duyurdu.

Müzakereler geçici ateşkesi uzatmak için...

Eller tetikte ya da sürdürülebilir ateşkes ikilemindeki Gazze'de ise insani kriz sürüyor.

Savaş öncesinde zaten abluka altında olan Gazze ile halihazırdaki kent arasındaki fark bile uçurum misali.

7 Ekim'den önce 7 Ekim'den sonra: İki ayrı Gazze

Savaşın başından bu yana aboneleriyle bölgedeki gelişmeleri paylaşan Reuters haber ajansının Gazze'deki durumun öncesi ve sonrasına dair servis ettiği drone görüntüleri söze gerek bırakmıyor.

Görüntülerde iki farklı "gündelik hayat" tablosu ortaya çıkıyor.

7 Ekim öncesinde rutinine devam eden insanlar ve her şeye rağmen varlığını sürdüren bir şehir, savaş ile birlikte ise molozlar, yıkık binalar, yerle bir olmuş kent ve ölümün resmi tüm yalınlığıyla duruyor.

Gazze Şeridi'nde öldürülen Filistinlilerin sayısı 6 bin 150'den fazlası çocuk, 4 bini aşkını kadın olmak üzere 15 bini geçmiş durumda.

Save The Children'a göre binaların enkazlarından henüz resmi istatistiklere taşınmayan son bulmuş hayatlarla bu sayı bugün bilinenden çok daha yüksek olabilir.

Savaşta oğlunu kaybeden bir anne

Gazze'de İngiltere merkezli bir sağlık kuruluşu için çalışan Nawraz Ebu Libdeh, Independent Türkçe'ye susuzluk ile nasıl başa çıkmaya çalıştıklarını, bir anlamda savaş öncesi ile sonrası "Su doldurmak geleneksel yöntemler kullanmak zorundayız çünkü yaşadığımız yer artık yok; dolayısıyla su tanklarımız da yok" sözleriyle izah ediyor.

Gazzeli bir anne Nawraz Ebu Libdeh.

Yaşadıkları ise aslında susuzluktan çok daha fazlası.

7 Ekim'de Nawraz, oğlu Majid ve ailesiyle beraber amcasının evine taşınmak zorunda kaldı.

Majid, Gazze'de gönüllü olarak insanların tahliyesine yardımcı olan bir şofördü, öldürüldüğünde 27 yaşındaydı / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi
Majid, Gazze'de gönüllü olarak insanların tahliyesine yardımcı olan bir şofördü, öldürüldüğünde 27 yaşındaydı / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi

27 yaşındaki oğlu Majid geride bıraktıkları eşyaları almak için Gazze'ye döndü.

Annesi oğlunun ambulans şoförü olduğunu, hiçbir siyasi yapılanma ya da örgütle ilişkisinin olmadığını anlatıyor.

Majid, Gazze'ye geri döndüğünde taksici arkadaşları ile karşılaşmış.

"Geride kalanların tahliyesi için gönüllü olur musun?" sorusuna kayıtsız kalamayıp kabul etmiş.

Sonrası bombardıman...

"9 Ekim 2023 Pazartesi, saat 15'ti" diyor annesi Nawraz. 

Ömrünün geri kalanı boyunca unutamayacağı tarih aklına tüm detaylarıyla kazınmış. 

Oğlu Majid'in bulunduğu mahalle o gün, o saat İsrail'in geniş çaplı bombardımana maruz kalmış. 

Majid'in geride kalanları tahliye için gönüllü kullandığı taksi de öyle...

Majid'in bulunduğu bölge saldırıya uğradıktan sonra taksiden geriye kalan / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi
Majid'in bulunduğu bölge saldırıya uğradıktan sonra taksiden geriye kalan / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi

27 yaşındaki Majid'den geriye kalanlar ise annesi Nawraz'a siyah bir plastik torba içinde veriliyor.

21. yüzyılın siyahla beyaz kadar birbirine zıt dünyasında yer, coğrafya, zaman değişse dahi bazı şeyler hiç değişmiyor. 

Nawraz Ebu Libdeh'in Independent Türkçe ile oğlunun ölümü sonrası paylaştığı görüntülerin habercilik lügatındaki adı "Aftermath", tam Türkçesiyle "Netice, durum, vaziyet" ya da "Olay sonrası" diye özetlenebilir. 

Ama kesinlikle tüm bu sıfat ve adlandırmaların çok ötesinde. Görüntülerin gerçekliği ne kadar ortadaysa, bir o kadar paylaşılabilecek gibi değil: Bedenden ayrılmış bir kafa, kopmuş bir kulak, sağa sola saçılmış iç organlar... 

"Ruhumuz, kalbimiz paramparça"

Gazzeli savaş mağduru Nawraz Ebu Libden, 53 yaşında, 6 çocuk annesi. 

Independent Türkçe ile paylaştığı video mesajını kayda alırken fonda iki ses var; çocukların her şeye rağmen kahkahaları ve savaş uçaklarının uğultulu sesleri:

Savaşın üçüncü gününde oğlum ambulans görevlisi ve taksi şoförü olarak çalışıyordu. İnsanları Er-Rimel bölgesinden tahliye ediyordu. O gün bölgenin tümünü yok etmek için harekete geçtiklerinde, taksi durağının yakınındaki binayı yok ettiler. Oğlum o gün şehit oldu. Çok üzücü bir hikaye, ailemizin kaybı çok büyük. Hepimiz o zaman beri çok üzgünüz. Ruhumuz, kalbimiz paramparça... Hayat eskiden olduğu gibi değil... Çocuklar, babası, kardeşleri ve ben annesi olarak çok üzgünüz. Tüm ailemiz çok kederli"

Nawraz Ebu Libdeh'in kaybı çok büyük.

Çevresindeki birçok ailenin çocuğunu yitirdiğini söylüyor.

Nawraz Ebu Libdeh (Independent Türkçe)
Nawraz Ebu Libdeh (Independent Türkçe)

Geriye kalan çocuklar hayatlarını korku içinde sürdürüyor.

Onlardan biri de ağabeyini saldırıda kaybeden Zein Ebu Libdeh.

Sadece 9 yaşında...

Annesi aracılığıya gönderdiği ses kaydı Gazzeli çocukların ruh halini yansıtıyor:

Merhaba, benim adım Zein bu Libdeh, 9 yaşındayım. Şu anda ailemle birlikte Er-Rimel bölgesindeki evimden kaçtığım için Han Yunus'ta yerinden edilmiş olarak yaşıyorum. Şu ana kadar 5 kez yer değiştirmek zorunda kaldık. Her seferinde yeni bir eve gittiğimizde İsrail hava saldırılarıyla mahalleyi bombalıyor. Bu hava saldırılarından birinde ağabeyim hayatını kaybetti. Ona "Hoşça kal!" diyebilecek bir şansım bile olmadı. Hayatımız sonsuza dek değişti. Su ve elektriğimiz yok. Tuvalete zor gidip geliyorum. Eskiden telefonda videolar izlemeyi severdim ama şimdi telefonu açmaktan korkuyorum çünkü çocuk bedenlerinin parçalara ayrıldığı görüntülerle dolu. Komşularımı ve arkadaşlarımı özlüyorum. Artık oyun oynamıyorum, oynayamıyorum. Hayatımız sadece korkuyla dolu, bir kabus gibi. Allahım çok yorgunuz. Lütfen savaşı sona erdirin! Savaş sona erse bile hayat nasıl aynı olabilir ki? Evimiz bombalandı ve mahallemiz artık yok..."

"Yeter artık, her gün ölüm, ölüm, ölüm!"

İsrail'in hava saldırısında hayatını kaybeden Majid'in Türkiye'de yaşayan yeğeni Adem El Tamimi de öfkeli...

Arkadaşlarının, kardeşlerinin yaşamını yitirdiğini anlatıyor.

Eskiden oyun oynamak için eline aldığı telefondan neden uzaklaştığını "Telefonda çocukların, masumların parça parça olup öldüğünü görüyorum" cümleleriyle aktarıyor, devamında söyledikleri kısa ve net: 

Çok kıymetli birisini, dayımı kaybettim. Ne olur bu savaşı bitirin, Gazze'yi kurtarın. Yeter artık her gün ölüm, ölüm, ölüm!"

Kendi kentinde sürgün olmak...

İsrail 8 milyar dolarlık savaş bütçesini onayladı.

Dünyada aklı başında olan herkes tam ateşkes istiyor.

Gazze'ye yönelik bombardıman sonrası hayatını kaybedenler arasında hamile kadınlar da var. 

Ebu Libdeh, kendi şehirlerinde sürgün olduklarını anlatırken, dün ile bugün arasındaki farkı yani iki ay öncesi göre ne yaşadıklarından da bahdesiyor:

Eskiden Er-Rimel bölgesinde, Gazze'de yaşıyordum. Han Yunus bölgesinde tam beş kez tahliye edildik. Savaş sonrası ilkin Han Yunus'taki kampta yaşıyordum. Bulunduğumuz yerin etrafındaki tüm evlere ateş açtılar. Ardından Han Yunus'ta başka bir bölgeye tahliye olduk ve yine ateşe tutulduk. Şimdi ise dedemin evine taşındık. Aynı evin içinde yaklaşık 32 kişi yaşıyoruz. Hepimiz evlerimizden zorla çıkarıldık. Eskiden Er-Rimel bölgesindeki dairemde yaşıyordum. Üç katlıydı, çok güzeldi ama hepsi yok edildi. Savaşın ilk gününde bizi bulunduğumuz yerden ayrılmamız için uyardılar. Mahallemizi, evimizi yok etmek için..." 

Ebu Libdeh ailesinin saldırıya uğrayan evleri, öncesi ve sonrasıyla / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi
Ebu Libdeh ailesinin saldırıya uğrayan evleri, öncesi ve sonrasıyla / Fotoğraf: Nawraz Ebu Libdeh arşivi

Nawraz Ebu Libdeh ve ailesinin kaldığı evin geldiği durum içler acısı.

Bu evden çok daha kötü durumda olanlar ise İsrail bombardımanında tamamen ortadan kalkanlar.

Gazze'deki yerel otoritenin 22 Kasım'da yaptığı son açıklamaya göre 45 bin ev İsrail saldırılarında tamamen yıkıldı, 233 bin ev ise kısmi tahribata uğradı.

Yıkılan hükümet binalarının sayısı 102'ye ulaşırken, saldırılardan etkilenen 267 okuldan 67'sinin artık tamamen hizmet dışı olduğu biliniyor.

En az 26 hastane ve 55 sağlık merkezi de hizmet dışı.

Yani her yer yıkık, kullanılmaz halde...

Buna Nawraz'ın evi de dahil.

Sadece konutlar ve binalar değil savaş öncesi zorlukla bile olsa sahip oldukları imkanlardan da yoksun Gazzeliler. 

"Su yok, elektrik yok, gaz yok, hiçbir şeyimiz yok"

İsrail ile Hamas arasında varılan insani aranın beşinci gününde, yardım taşıyan 31 tır ile bir yakıt tankeri Gazze Şeridi'nin kuzeyine gönderilmişti.

Ancak yardımlar hala yeterli değil.

Üstelik şiddet ve çatışmalar insani ara varken de devam ediyor.

Sadece Gazze'de değil Batı Şeria'da da...

Birleşmiş Milletler'e göre, 28 Kasım'da 4'ü Batı Şeria'da olmak üzere 7 Filistinli İsrail işgal güçleri tarafından öldürüldü.

Ayrıca, Gazze'nin kuzeyine dönmeye çalışanlara İsrail güçlerinin ateş açtığı ve göz yaşartıcı gaz bombaları atılıyor.

Save the Children Filistin Direktörü Jason Lee, vaziyeti "Herhangi bir sınırlı ara, acil olarak ihtiyaç duyulan yardımları sağlamak için gerekli kalıcı ateşkesin ötesine geçemez. Gazze'deki insanlar hala yiyecek, su, ilaçlar ve sağlık hizmetlerine erişim eksikliği içinde zor bir durumda yaşıyor." sözleriyle anlatıyor.

Çünkü Gazze'deki krizin ölçeği olağanüstü, neredeyse iki ay boyunca sürekli bombardımana maruz kalan insanların hiçbir şeyi yok.

Tam da bu noktada Nawraz'a gıdaya erişim sağlayıp sağlayamadıklarını soruyorum.

"Çok kısıtlı imkanlarımız var, buna sahip olamayanlar da var" yanıtı veriyor.

Yemeklerini geleneksel yöntemlerle pişirdiklerini anlatıyor.

Biraz odun, biraz ateş ve eski püskü bir telin üzerinde:

Binalar, hastaneler, klinikler, süpermarketler, alışveriş merkezleri ve diğer çok güzel dükkanlar. Şimdi bu bölge tamamen yıkıldı. Gazze'nin kuzeyinde, iç kesimlerinde güneyinde her şeyi yıktılar. Yaklaşık 1 milyon 200 bin sivil yerinden oldu.  Herkes, çok güzel evlerinden tahliye oluyor. Şu anda ya okullarda ya diğer barınaklarda bir arada yaşıyorlar. Bu çok soğuk havada... Ya da kimileri güney bölgesinde akrabalarını bulup birlikte yaşayabilecekleri bir yer buldular. Güneydeki çoğu aile çok iyi. Ama o ailelerin de kendilerini iyi durumda tutmak için ne geliri ne kaynağı var. Şimdi yaklaşık olarak benim ailem dahil 32 kişiye her gün hizmet ediyorlar her gün. Su yok, elektrik yok, ocak gazı yok, ailelerinin iyi durumda olmasını sağlayacak hiçbir şey yok. Şimdi odun ateşinde ve çok eski araçlarla yemek pişiriyoruz. Sınırlı da olsa ekmek alabiliyoruz, çok eski ve geleneksel araçlarla su geliyor. Ama bu insanların giysilerini yıkamasına, duş almasına veya bulaşıklarını yıkamasına izin vermek için yeterli değil. Her şeyde, Gazze'nin her yerinde kıtlık var. Marketler her türlü gıda maddesinden mahrum. İnsanlar ve çocuklar sürekli ağlıyorlar. Kullanacakları hiç süt yok. İnsanlar hala hayatta kalabilmek için ellerinde olan bazı gıda maddelerini değiş tokuş ediyor" 

"Artık bu savaş bitsin"

Nawraz Ebu Libdeh, İngiltere merkezli bir yardım kuruluşunda finans ve idari görevli olarak çalışıyor.

Kendi deyişiyle kaybı ve üzüntüsüne rağmen hala çalışmayı sürdürüyor.

Çocuklarından birini kaybetti.

Diğerlerinden de olmak istemiyor.

İsteği ise kısa ve net.

Derin bir iç çekiyor ve "Dürüst olmak gerekirse, bu savaşın bitmesini istiyoruz..." diyor.

Binlerce Gazzeli ve savaşın sona ermesini isteyen dünyanın geri kalanı ile aynı fikirde.

Ancak bugüne kadar olanlar bundan sonra olacaklar için karamsar bir tablo çiziyor.

Gazze’deki El Nasr Çocuk Hastanesi yoğun bakım ünitesinde tedavi için nakil bekleyen bebeklerin günler sonra çürümüş bedenlerinin bulunmasına dair görüntüler bir iddia olarak dahi başlı başına insanlığın karşı karşıya kaldıkları/kalabileceklerinin acı bir özeti gibi.

Independent Türkçe



Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.


Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
TT

Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)

Yemen hükümetine bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin, ülkenin doğusundaki Mukalla kentinde konuşlandığı ve başta Merkez Bankası, yerel yönetim binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere kentin hayati kurumlarının büyük bölümünü güvence altına aldığı bildirildi.

Mukalla’daki güvenlik kaynaklarının Şarku’l Avsat gazetesine verdiği bilgiye göre, Vatan Kalkanı güçleri pazar günü saat 11.30 sularında kentte konuşlanmaya başladı. Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, güçlerin Mukalla’nın doğusundaki Hılf bölgesinde bulunan Hadramut Elit Güçleri kampına yöneldiğini, Hılf Tepesi’nde de konuşlanarak Merkez Bankası, yerel yönetim binası ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı güvence altına aldığını aktardı.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı’nın Mukalla’daki konuşlanmasının büyük ölçüde tamamlandığını” belirterek, “önümüzdeki saatlerde kente ulaşması beklenen Hadramut Valisi ile eş zamanlı olarak ilave birliklerin takviye amacıyla gelmesinin beklendiğini” ifade etti.

Televizyon görüntüleri, Mukalla’da Vatan Kalkanı güçlerinin geniş çaplı konuşlandığını ve halkın bu durumu memnuniyetle karşıladığını ortaya koydu. Kent sakinleri, kentin güvenliğinin sağlanması ve devletin hayati kurumlarının korunması nedeniyle memnuniyetlerini dile getirdi.

Öte yandan Vatan Kalkanı güçleri, Riyan Uluslararası Havalimanı’nda da konuşlanarak tesislerin güvenliğini sağladı ve havalimanı altyapısına yönelik olası ihlal ve yağma girişimlerinin önüne geçti.

Yemen İçişleri Bakanı Korgeneral İbrahim Haydan ise Hadramut vilayetinin vadi ve sahil kesimlerinde, Vatan Kalkanı komutanlığıyla koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını doğruladı. Haydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, söz konusu adımların, kurtarılmış vilayetlerde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, kamu düzenini korumayı amaçlayan güvenlik planları kapsamında atıldığını belirtti.

Haydan, bu tedbirlerin kamu ve özel mülkiyetin korunması, güvenliği bozmayı hedefleyen her türlü girişimin engellenmesi ve istikrarın pekiştirilmesi hedefiyle hayata geçirildiğini vurguladı.


İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)

Refah Sınır Kapısı’nın Tel Aviv'in kontrolündeki Filistin tarafının açılmasıyla ilgili İsrail'den bir haftadan kısa bir süredir bilgiler sızmaya devam ediyor. Bu akşam İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığında sınır kapısındaki İsrail varlığı ve sınır kapısının kontrolü konusunda karar vermek üzere görüşmelerin yapılacağı konuşuluyor.

Mısır, İsrail'in 2024 yılının mayıs ayında sınır kapısını işgal etmesinden bu yana yaklaşık 18 aydır İsrail'in Mısır sınırındaki kapıda bulunmasını reddediyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, bunun Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor.

Uzmanlar, bu manevraların anlaşmayı bozmak ve uygulanmasını geciktirmek için İsrail tarafından yapıldığını ve anlaşmanın ikinci aşamasının bu ay açıklanması durumunda bile bunun değişmeyeceğini düşünüyorlar.

İsrail televizyonu Kanal 12, İsrail güvenlik kurumlarının önümüzdeki günlerde Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde yeniden açmak için siyasilerden talimat almaya hazırlandığını bildirdi.

Kanal, Başbakan Netanyahu’nun bugün güvenlik istişareleri yapacağını ve bu istişarelerde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede kabul ettiği ‘tavizleri’ sunmasının beklendiğini, gündemin en üst sırasının sınır kapısının yeniden açılması olduğunu aktardı.

İsrail, içerideki güvenlik endişelerine yanıt vermek amacıyla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkışları kontrol etmek için Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında bir ‘kontrol noktası’ kurmayı planlıyor. Kanal 12 televizyonu, kontrol noktasının sahadaki güçler tarafından mı yoksa teknolojik araçlarla mı yönetileceği konusunda net bir açıklama yapmadı.

İsrail Yayın Kurumu, geçtiğimiz çarşamba günü, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden dönüşünün ardından, ABD’nin baskısına yanıt olarak İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde de açmak için hazırlıklara başladığını ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra birkaç gün içinde bir duyuru yapılacağını bildirdi.

frgt
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus Mülteci Kampı’nda, yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk elinde bir bidon suyla çömelmiş dururken (AFP)

Sınır kapısının yeniden açılması, başlangıçta Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşaması kapsamında planlanmıştı, ancak İsrail bu maddeyi zamanında uygulamaya koyamadı ve bu da ertelenmesine yol açtı.

Kanal 12 televizyonu bunu teyit ederek İsrail tarafının Florida'da ABD tarafıyla varılan mutabakat doğrultusunda bu kararı uygulamak için gerekli hazırlıkları ve saha düzenlemelerini çoktan başlattığını bildirdi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde Trump ile bir araya gelen Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşması da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştü. ABD merkezli Axios haber sitesi, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin, Netanyahu'nun Trump ile yaptığı görüşmede, Hamas'ın silahsızlandırılmasını da içeren anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesini kabul ettiğini, ancak her iki tarafın da silahsızlandırma ile birlikte ikinci aşamada planlanan İsrail'in geri çekilmesiyle ilgili herhangi bir şeyi teyit etmediğini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir akademisyen olan Dr. Ahmed Fuad Enver, Mısır'ın hiçbir koşulda Refah Sınır Kapısı’nda İsrail'in varlığını kabul etmeyeceğini ve önceki duruma dönülmesinin önemini defalarca kez vurguladığını belirtti.

Mısır'ın sergilediği, açık ve geri dönüşü olmayan bir tutum olmasına rağmen, bu sızıntıları Kahire'nin tepkisini test etme girişimi olarak değerlendiren Dr. Enver, İsrail'in sınır kapısında yakınında bariyerler kuracağı, bu durumun da Mısır ile gerilimi artıracağı ve Gazze anlaşmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mattava, sınır kapısında veya yakınlarındaki kontrol noktalarında İsrail'in fiili varlığının Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor. Mattava, bugün yapılması planlanan toplantının, sınır kapısının Filistin tarafını izlemek için personel kullanmadan sadece kameralar ve teknoloji kullanılması ve giriş-çıkış yapanların isim listelerinin alınması yönündeki bir tavsiye ile sonuçlanmasını bekliyor.

Kahire, İsrail'in varlığıyla ilgili bu yeni tutum hakkında yorum yapmadı, ancak Mayıs 2024'ten bu yana İsrail ordusunun sınır geçişini işgal etmesini reddetti, geri çekilmesini talep etti ve resmi platformlar ve yetkili kaynaklar aracılığıyla bu tutumunu birden fazla kez yineledi. Geçtiğimiz aralık ayında Mısır, Katar ve diğer altı ülke, İsrail'in Rafah sınır kapısını tek yönlü olarak açarak sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin verme niyetini açıklamasını reddetti. Bu da İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın ‘önümüzdeki günlerde’ sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin vermek üzere açılacağına dair resmi açıklamasına verilen bir tepkiydi.

Ancak Kahire el-İhbariyye televizyonu, Mısır'ın Gazzelilerin tek yönlü geçişine izin veren bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirdi. Televizyon kanalı, resmi bir kaynak aracılığıyla, sınırın açılması konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Trump'ın planına uygun olarak sınırın her iki yönde, Mısır'ın Filistinlilerin geri dönmeksizin Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin vermemesine atıfla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkış için açılacağını doğruladı. Çünkü Kahire, Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin bir emsal oluşturulmasını istemiyor.

Mısır'ın Refah Sınır Kapısı konusundaki tutumunun değişmediğini ve değişmeyeceğini belirten Dr. Enver, İsrail'in sızdırdığı bilgilerin, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını geciktirmek için bir girişim olduğunu belirtti.

Mattava ise, ikinci aşamanın Washington'ın baskısı altında başlayacağını, ancak İsrail'in, sınır kapısı her iki tarafta da açıldığında Hamas'ın silahsızlandırılması ve elinde bulunan son İsrailli rehinenin kalıntılarının iadesi gibi engel teşkil eden konulara başvuracağını tahmin ediyor.