İsrailli yayın organı: İsrail ordusu otomatik üretilen hedeflerle Gazzeli sivilleri bilerek öldürdü

"+972" isimli internet sitesi; İsrail ordusunun, "Habsora" adlı yapay zeka uygulamasıyla otomatik olarak üretilen hedeflere yönelik saldırılarda kaç sivilin yaşamını yitireceği her zaman bilindiğini yazdı.

AA
AA
TT

İsrailli yayın organı: İsrail ordusu otomatik üretilen hedeflerle Gazzeli sivilleri bilerek öldürdü

AA
AA

Tel Aviv merkezli "+972" isimli internet sitesi; İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarında hedef belirlemek için kullandığı "Habsora" adlı yapay zeka uygulamasını sivil altyapının kasıtlı olarak vurulmasında kullanıldığını ve bu uygulamayla otomatik olarak üretilen hedeflere yönelik saldırılarda kaç sivilin yaşamını yitireceği her zaman bilindiğini yazdı.

"+972" isimli internet sitesinin Local Call işbirliğiyle yaptığı ve İsrail'in Gazze'ye saldırılarında yer alan askeri istihbarat ve hava kuvvetleri personeli de dahil olmak üzere İsrail istihbaratının mevcut ve eski 7 mensubuyla yaptığı görüşmelere dayandırdığı araştırmasına göre, İsrail ordusu Gazze'de hedefleri seçerken yapay zeka teknolojisini kullanıyor.

İsrail ordusunun potansiyel hedeflerin oluşturulması sürecini hızlandırmak için kullandığı "Habsora" (The Gospel) adını verdiği yapay zeka teknolojisi, İsrail'in 1948'deki Nekbe'den bu yana Filistinlilere yönelik "en kanlı saldırısında" önemli rol oynadı.

Bir ordu sözcüsüne göre, 10 Kasım itibarıyla, saldırıların ilk 35 gününde İsrail, Gazze'de toplam 15 bin hedefe saldırdı.

Araştırmaya göre, İsrail'in Gazze'ye yönelik daha önceki saldırılarına kıyasla, mevcut saldırıda İsrail ordusu sivil yerleşim yerlerini hedef almayı "önemli ölçüde" artırırken bu hedefler arasında ordunun "güç hedefleri" olarak nitelendirdiği sivil altyapı olan özel konutlar, kamu binaları, sivil altyapı ve çok katlı binalar yer aldı.

Geçmişte Gazze'ye yönelik saldırılarda da bulunan istihbarat kaynaklarına göre, sivil altyapının vurulmasının amacı Filistin'deki sivillere "kasıtlı" saldırılarak Hamas üzerinde "sivil baskı kurulmasına yol açacak bir şok yaratmak."

"Gazze'de bir evde 3 yaşında bir kız çocuğu öldürülüyorsa..."

Gazze'de evler de dahil olmak üzere potansiyel hedefler ve burada yaşayan sivillerin tahmini sayısı, istihbarat birimleri tarafından önceden incelenip hesaplanıyor.

Böylece saldırmadan önce kabaca kaç sivilin öldürüleceği ordu tarafından biliniyor.

Kaynakların aktardığına göre, İsrail ordusu, saldırılarından birinde Hamas'ın üst düzey bir askeri komutanına suikast düzenlemek amacıyla yüzlerce Filistinli sivilin öldürülmesini bilerek onayladı.

İsrail ordusunun gerçekleştirdiği saldırılarının hiçbirinin "tesadüfen olmadığını" belirten bir kaynak, "Gazze'de bir evde 3 yaşında bir kız çocuğu öldürülüyorsa, bunun nedeni ordudan birilerinin onun öldürülmesinin önemli olmadığına ve başka bir hedefi vurmak için ödenmeye değer bir bedel olduğuna karar vermesidir." dedi.

Yapay zeka teknolojisi, saldırılarda katledilen sivil sayısını artırdı

Tel Aviv'in şimdiye kadarki benzer saldırılarına kıyasla çok daha fazla sivilin öldürülmesinin bir diğer nedeni de İsrail ordusunun büyük ölçüde yapay zeka teknolojisiyle geliştirilen ve daha önce "mümkün olanın çok ötesinde bir oranda" otomatik hedef üretebilen Habsora sistemini yaygın kullanması oldu.

Eski bir istihbarat mensubuna göre, bu yapay zeka sisteminin amacı İsrail'in Gazze'ye yönelik "kitlesel suikast fabrikasının" çalışmasını kolaylaştırmak.

Sivillerin yaşadığı bilinen yerleşim bölgelerine yönelik saldırıların arkasında ise "mümkün olduğunca çok Hamas mensubunu öldürmeyi" amaçlayan ordunun, Filistinli sivillere zarar verme kriterlerinde 7 Ekim'den bu yana "önemli ölçüde gevşetme" kararı bulunuyor.

Tüm bu saldırıların İsrail ordusunun geçmişte kullandığı protokole aykırı olarak gerçekleştiğini aktaran bir kaynak, "Ordudaki üst düzey yetkililerin 7 Ekim'deki başarısızlıklarının farkında olduğu ve İsrail kamuoyuna itibarlarını kurtaracak bir zafer imajını nasıl sunacakları sorusuyla meşgul oldukları yönünde bir his var." ifadesini kullandı.

Bu politikaların sonucu olarak Gazze'deki hükûmete göre, 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında öldürülen Filistinlilerin sayısı 6 bin 150'den fazlası çocuk ve 4 binden fazlası kadın olmak üzere 15 bini aştı.

Araştırmaya göre, son 2 ayda yapılan saldırılarda 300'den fazla aile 10 ya da daha fazla aile üyesini kaybetti.

Habsora yapay zeka teknolojisi

İsrail ordusu 2019'da operasyonlarında hedef üretimini hızlandırmak için yapay zekayı kullanmayı amaçlayan yeni bir birim kurdu.

Araştırmada, İsrail'in 22. Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi, Ynet'e verdiği bir röportaja da işaret edildi. Kochavi, röportajda, bu birimin "yüzlerce subay ve askerden oluştuğunu ve yapay zeka yeteneklerine dayandığını" ifade ediyor.

Bu birimde geliştirilen Habsora isimli yapay teknolojisine ilişkin Kochavi, "Bu, yapay zekanın yardımıyla çok sayıda veriyi herhangi bir insandan daha iyi ve daha hızlı işleyen ve bunları saldırı hedeflerine dönüştüren bir makine. 2021'de Duvarların Muhafızı Operasyonu'nda bu makina devreye girdiği andan itibaren her gün 100 yeni hedef üretti. Geçmişte Gazze'de yılda 50 hedef oluşturduğumuz zamanlar oldu. Burada ise makine bir günde 100 hedef üretti." ifadesini kullanıyor.

Araştırmada anlatımlarında yer verilen birimdeki kaynaklardan biri, hedeflerin otomatik hazırlandığını ve bir kontrol listesine göre çalışıldığını aktararak "Burası gerçekten bir fabrika gibi. Hızlı çalışıyoruz ve hedefi derinlemesine incelemek için zamanımız yok. Ne kadar çok hedef üretebildiğimize göre değerlendiriliyoruz." dedi.

İstihbarat kaynaklarına göre Habsora, Hamas veya İslami Cihad mensubu olduğundan şüphelenilen kişilerin yaşadığı özel konutlara saldırmak için otomatik öneriler üretiyor, İsrail daha sonra bu evleri ağır bombardımana tutarak geniş çaplı suikast operasyonları gerçekleştiriyor.

Habsora, "on binlerce istihbarat görevlisinin işleyemeyeceği kadar" büyük miktarda veriyi işleyebiliyor ve saldırı yapılacak hedefleri gerçek zamanlı olarak öneriyor.

Kaynaklara göre Hamas'ın üst düzey yetkililerinin çoğu herhangi bir askeri operasyonun başlamasıyla birlikte yer altı tünellerine yöneldiği için bu sistemin kullanılması, diğer Hamas mensuplarının evlerinin bulunmasını ve buralara saldırılmasını mümkün kılıyor.

Gazze'ye saldırıların ilk 5 gününde konutlar hedef alındı

Kaynaklara göre, ordunun Gazze'de hedef aldığı hedefler "taktik hedefler", "yer altı hedefleri", "güç hedefleri" ve "aile evleri veya mensup evleri" olarak 4 kategoriye ayrıldı.

"Taktik hedefler"; silahlı militan hücreleri, silah depoları, roket rampaları, tanksavar füze rampaları, fırlatma çukurları, havan topları, askeri karargahlar, gözlem noktaları gibi askeri hedefleri içerirken; "yer altı hedefleri" ise Gazze'nin altındaki tünelleri ifade ediyor.

Şehirlerin merkezindeki çok katlı binalar ve konutlar, üniversiteler, bankalar ve devlet daireleri gibi kamu binalarını içeren sivil altyapı "güç hedefleri" olarak nitelendirilirken "aile evleri veya mensup evleri" ise Hamas ya da İslami Cihad mensubu olduğundan şüphelenilen kişiye suikast düzenlemek için özel konutların bombalanması anlamına geliyor.

Gazze'deki Filistinli kaynaklar, aile evleri veya Hamas mensuplarının evlerine düzenlenen saldırılarda öldürülen bazı "aile fertleri" arasında bu örgütlere mensup kişilerin olmadığını bildiriyor.

İsrailli eski istihbarat yetkililerine göre, özel bir konutun bombalandığı pek çok vakada amaç "Hamas ya da İslami Cihad mensuplarına suikast düzenlemek" olsa da istihbaratçılar, şüphelenilen bu kişinin aile üyelerinin veya komşularının da saldırıda ölüp ölmeyeceğinin ve kaç kişinin hayatını kaybedeceğinin farkında.

Kaynakların her biri söz konusu konutların, sivillerin yaşadığı yerler olduğunu ve çoğu durumda hiçbir askeri faaliyetin yürütülmediğini itiraf etti.

Araştırmaya göre, İsrail ordusu sözcüsü tarafından, 11 Ekim'de, saldırıların ilk 5 gününde bombalanan toplam 2 bin 687 hedeften 1329'unun sivil altyapı olduğunun açıklanması, ordunun saldırılarını üçüncü ve dördüncü kategoride yoğunlaştırdığını gözler önüne serdi.

Ordu sözcüsü, "Hamas için terör yuvası işlevi gören mahallelerin vurulduğunu ve operasyonel karargahlara ve terör örgütlerince konut binaları içinde kullanılan varlıklara zarar verildiğini" iddia etmişti.

Daha fazla yıkım olması için çok katlı binalar seçiliyor

İsrail'in Gazze'deki önceki yıllardaki saldırılarında bulunmuş bir kaynak, ordunun ayrıca "Gazze'de çok fazla yıkıma neden olması" için çok katlı binaların bombalanmasına öncelik verdiğini ifade etti.

Eski bir istihbarat yetkilisi ise "Hamas'ın Gazze'nin her yerinde olduğu" fikrinden yola çıkılarak bu çok katlı binaların bombalanmasına bahane bulunduğunu kaydetti.

Mayıs 2021'de ordu tarafından "Hamas'ın askeri karargahı" olduğu iddia edilen bir binanın aslında sivil altyapı olduğunu itiraf eden bir kaynak, ordu içerisinde çok katlı binaların yıkılmasının "Gazze Şeridi'nde kamuoyu etkisi yarattığı ve halkı korkuttuğu için Hamas'a zarar verdiği algısının olduğunu" kaydetti.

Kaynak, söz konusu saldırıya ilişkin, "(Ordu) Gazze halkına Hamas'ın durumu kontrol edemediği hissini vermek istediler. Bazen binaları, bazen de posta hizmetlerini ve hükümet binalarını yıktılar." dedi.

Çok katlı binaların vurulmasının yalnızca Filistinlileri "caydırmak ve moral bozukluğu yaratmak" için değil, aynı zamanda İsrail kamuoyunun "moralini yükseltmek için de" kullanıldığına işaret eden bir kaynak, bunu "Amaç, Hamas üzerinde baskı kurmak ve İsrail kamuoyunun bir zafer görüntüsü görmesini sağlamak için yüksek binaları yıkmaktı." sözleriyle açıkladı.

Ordunun, kamuoyunda bu tür hedeflerin vurulmasına ilişkin meşruluk oluşturmakta zorlandığını belirten bir istihbarat kaynağı, "Güç hedefleri (sivil altyapı) söz konusu olduğunda, hedefin, 6 uçak ve birkaç ton ağırlığındaki bombalarla şehrin ortasındaki boş bir binanın yıkılmasına yol açan bir saldırıyı haklı çıkaracak askeri değere sahip olmadığı açıktır." dedi.

Kaynaklardan bazıları da üstü kapalı şekilde, bu saldırıların asıl amacının sivillere zarar vermek olduğunu aktardı.

İsrail'in sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırılarda çoğu çocuk olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybederken saldırıların ilk günlerinde Hamas'ın Gazze'nin kuzeyindeki askeri altyapısına verilen zararın çok az olması dikkati çekti.

Hedef alınan binalarda yüzlerce sivil öldü

İsrail'in önceden uyarı vermeden çok katlı binalara yönelik yaptığı saldırılarda şimdiye kadar binlerce sivil hayatını kaybetti.

Gazze'deki Babel binasının 10 Ekim'de bombalanması sonucu aralarında 3 gazetecinin de bulunduğu 10 kişi; 12 katlı Al-Taj isimli konut binasına yönelik 25 Ekim'de düzenlenen saldırıda da yaklaşık 120 kişi öldürüldü.

Al-Taj'a yönelik saldırıdan 6 gün sonra 8 katlı el-Mühendisin konut binasına yine hiçbir uyarı yapılmadan gerçekleştirilen saldırıda şimdiye kadar yaklaşık 45 kişinin cesedi çıkartılırken bölgedeki gazeteciler 150'den fazla kişinin cesetlerinin enkaz altından çıkarılmayı beklendiğini bildirdi.

Tanıklara göre, bina, İsrail'in kuzey ve orta Gazze'deki evlerinden kaçan Filistinlileri yönlendirdiği sözde "güvenli bölge"de, Nuseyrat Mülteci Kampı'nda bulunuyor.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.