Rusya, savaş sonrası zor bir seçimle karşı karşıya: Bir başka stratejik müttefikini kaybetmeyi göze almak mı, yoksa Trump'ı kızdırmak mı?

İran deneyiminden ders alan Rusya, Ukrayna'daki savaşı durdurması için Batı'dan taleplerini artırabilir

Görsel: AFP / Al Majalla
Görsel: AFP / Al Majalla
TT

Rusya, savaş sonrası zor bir seçimle karşı karşıya: Bir başka stratejik müttefikini kaybetmeyi göze almak mı, yoksa Trump'ı kızdırmak mı?

Görsel: AFP / Al Majalla
Görsel: AFP / Al Majalla

Samer Elias

İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş, Rusya'yı son derece zor bir duruma soktu. İsrail ve ABD’nin füzeleri, Moskova'nın en tatlısı bile acı olan zor seçimlerden kurtulmasını sağlayabilecek arabuluculuk rolünü üstlenme konusundaki son umutlarını da yok etti. İran'ı askeri olarak desteklemek; İsrail'i feda ederek onun tarafında yer almak ve daha da önemlisi, ABD Başkanı Donald Trump'ı kızdırmak ve Rusya'nın Ukrayna ile ‘beka’ savaşı konusunda yönetiminin Moskova yanlısı tutumunda bir değişiklik beklemek anlamına geliyor.

Öte yandan bir buçuk yıldan kısa sürede Kremlin'in Batı karşıtı ideolojisine ve çok kutuplu dünya inşa etme projelerine en yakın olan üçüncü müttefikini kaybetmesi, Rusya'nın Batı'ya rakip olacak uluslararası örgütler ve gruplar kurma çabalarına indirilen darbe olduğu kadar, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in müttefiklerini savunma konusundaki itibarına ve güvenilirliğine de ağır bir darbeydi. İran'ın Rusya'nın güney sınırlarına yakın stratejik bölgelere açık coğrafi erişimi nedeniyle, İran'daki rejimin devrilmesi, Güney Kafkasya ve Hazar Denizi'ndeki güvenlik sistemlerinin çökmesine, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının artmasına ve mülteci dalgalarına yol açarak Rusya'nın komşuları arasında istikrarsızlığa neden olabilir.

Rus Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerine kadar uzanan tarihi güvensizlik göz önüne alındığında, Batı’nın İran’daki mevcut hükümeti devirmeyi başarması halinde, ülkedeki herhangi bir yeni rejim Rusya’ya yönelebilir ya da mevcut rejimin iktidarda kalması halinde savaştan aldığı derslere dayanarak Rusya ve uluslararası güçlerle ilişkilerini gözden geçirebilir.

İran’ın Arap Körfezi ülkelerine düzenlediği füzeli ve İHA’lı saldırılar, Körfez'in her iki yakasındaki stratejik ilişkileri birleştirme ve tüm tarafların güvenliği ve endişeleri çerçevesinde, tüm istekli bölgesel ve uluslararası tarafların katıldığı bir güvenlik sistemi kurma olasılığından kaynaklanan hassas dengelere dayanan Rusya’nın Ortadoğu stratejisini de zedeledi. İran’ın saldırılarının Rusya’nın bölge dengesi üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla Putin, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Bahreyn liderleriyle temasa geçme girişiminde bulundu. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Putin'in İran'a, bölgedeki petrol altyapısını hedef alan İran saldırıları konusunda Arap liderlerin endişelerini ileteceğini açıkladı. Peskov, Putin'in ‘en azından mütevazı da olsa gerginliği azaltmaya katkıda bulunmak için her türlü çabayı göstereceğini’ belirtti.

Kınamalar ve arabuluculuklar

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Rusya, savaşın başlamasından yaklaşık on gün sonra ABD ve İsrail'i şiddetle kınayan açıklamalar yaptı. Ancak, Ukrayna'ya karşı savaşta kendisine büyük destek veren ve tek kutuplu dünya düzenini kınayan müttefiki İran’a askeri destek sağlamadı. Rusya, İran'ın askeri destek talebinde bulunmadığını ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklık anlaşmasının ortak savunmayı içermediğini savundu.

Ukrayna'da Batı ile ‘beka’ savaşıyla meşgul olan Rusya, Trump yönetimi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kızdırabilecek herhangi bir savunma taahhüdünde bulunmamaya özen gösteriyor gibi görünüyor.

Moskova, askeri destek sağlamaya istekli veya muktedir olmadığından maliyet-çıkar hesaplarına dayalı pragmatik bir yaklaşım benimsedi. Savaştan elde ettiği geçici faydalar olmasına rağmen, İran'ın tamamen çökmesi Moskova'nın uzun vadeli çıkarlarına uygun değil. Arabuluculuk rolünü üstlenmeye çalışan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, salı günü İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde ‘hızlı bir gerileme’ çağrısında bulundu. Kremlin tarafından yapılan açıklamada, “Rusya Devlet Başkanı, çatışmanın hızla gerilemesi ve siyasi yollarla çözülmesi yönündeki ilkesel tutumunu yineledi” ifadeleri yer aldı. Pezeşkiyan’ın, insani yardım alanlarında ülkesine verdiği destekten dolayı Rusya'ya teşekkür ettiği belirtilen açıklamada, Putin'in İran çatışmasında arabuluculuk ve gerilimin azaltılması için çeşitli seçenekler sunduğu ve bu önerilerin masada kaldığı ifade edildi.

Putin, bundan bir gün önce ABD Başkanı Donald Trump'ı aramak için inisiyatif aldı ve Kremlin, iki liderin İran'daki çatışmayı hızla sona erdirmek için Rusya'nın önerilerini, Ukrayna'daki askeri durumu ve Venezuela'nın küresel petrol piyasası üzerindeki nüfuzunu görüştüklerini açıkladı. Washington’ın herhangi bir arabuluculuk çabasına açık olmadığına işaret eden Trump, Putin’in İran'a yardım etmek istediğini söyledi. Trump, “Ona (Putin’e) şunu söyledim: Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşı sona erdirirseniz daha fazla yardımcı olabilirsiniz. Bu daha yararlı olur” diyerek, geçtiğimiz yaz yaptığı açıklamaları neredeyse kelimesi kelimesine tekrarladı.

vgrf
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Alaska'nın Anchorage kentindeki Elmendorf-Richardson Ortak Hava Üssü'nün pistinde, 15 Ağustos 2025 (AFP)

İran'a yönelik saldırılar başladığından beri Rusya'nın tepkisi, saldırıyı kınamak ve savaşı durdurup diplomasiye dönülmesi gerektiğini vurgulamakla yetinmek oldu. Putin, Hamaney'in suikastının ertesi günü İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a gönderdiği telgrafta, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'i överek, suikastın ‘insan ahlakı ve uluslararası hukukun tüm standartlarını açıkça ihlal ettiğini’ yazdı. Mesajda, Trump ve ABD'yi doğrudan suçlamamak için katilin kimliğinin kasıtlı olarak belirtilmediği açık.

Trump'ın yeniden Beyaz Saray’a dönüşü ve 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından Ortadoğu'da yeni bir stratejinin parçası olarak İran'ın nükleer programına karşı sert bir tutum sergileyeceği beklentisiyle, İran uzun zamandır beklenen stratejik ortaklık anlaşmasını imzalayarak Rusya ile ilişkilerini güçlendirmeye çalıştı.

Anlaşmada, iki ülke arasında ortak savunma konusunda herhangi bir hüküm yer almıyordu. Bu da Tahran'da hayal kırıklığı yarattı, özellikle de İran'ın Rusya'ya desteği, 2022 sonbaharında Rusya'ya Şahid İHA’ları tedarik etmesinden bu yana açıkça ortadaydı. İran ayrıca Rusya topraklarında fabrikaların inşasına izin verdi ve Rusya'nın Ukrayna'yı vurmak için ihtiyaç duyduğu füze ve roket eksikliğini karşıladı. Bu silahlar, savaşta dengeleri Rusya'nın lehine çevirdi ve Ukrayna ordusu ile enerji altyapısına önemli zararlar verdi.

İsrail geçtiğimiz yaz İran hedeflerine hava saldırıları yapmaya başladıktan sonra, Putin arabuluculuk çabalarına girişti ve nükleer anlaşmayı yeni şartlarla yeniden müzakere etmeye hazırlandı. Trump'ı arayıp arabuluculuk teklifinde bulunmadan önce Başbakan Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile temasa geçti. Trump, ilk başta Rusya'nın teklifine açık olduğunu söyledi. Ancak 14 Haziran'da Putin ile yaptığı bir başka görüşmenin sonunda yaptığı yorum alaycı bir tondaydı ve arabuluculuğa kapıyı kapatarak, “Ona dedim ki, ‘Bana bir iyilik yap, arabuluculuk görevini kendin üstlen. Önce Rusya ile ilgilenelim, tamam mı?’” ifadelerini kullandı.

Rusya, Hamaney ve İranlı liderlerin suikastını eleştirmesine rağmen, Ukrayna'daki savaşın devam eden çıkmazı göz önüne alındığında, Zelenskiy ve Ukraynalı diğer yetkililere karşı tereddüt etmeden hassas saldırılar düzenleyebilir.

Bu hususlar göz önüne alındığında, Rusya'nın arabuluculuk söylemleri gerçekçilikten uzak ve stratejik müttefikini kurtaramadığını örtbas etmekten ibaret. Bu bağlamda, ABD ve İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiği ve ‘devletlerin egemenliğine açıkça saldırdığı’ yönündeki söylemler boşuna. Trump ve Netanyahu'nun da umurunda değil. Her ikisi de durumu tersine çevirip, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşını kınayabilecek konumda. Dolayısıyla Kremlin, Trump'ın desteğiyle Ukrayna'daki hedeflerine ulaşma umuduyla, bir buçuk yıldan kısa bir sürede üçüncü ve en yakın müttefikinin çöküşünü izlemekten başka seçeneği kalmadı.

Pratik açıdan, geçtiğimiz yaz İran'a karşı yürütülen savaş iki önemli gerçeği ortaya çıkardı. Bunlardan birincisi, Rusların Ukrayna'yı kazanmak için daha fazla fedakârlık yapmaya hazır oldukları, ikincisi ise İsrail ve ABD’nin, Kremlin’in İran rejimini kurtarmak için gösterdiği çabadan daha fazla çaba göstermeye hazır oldukları gerçeğiydi.

Arabuluculuk yaklaşımı, itibarını korumak ve kurtarılabilecekleri kurtarmak, İran'daki müttefik rejimin düşüşünü önlemek ve Rusya'nın düşmanı olarak sınıflandırılmayan düşmanlarını kızdırmamak için bir yoldu. Bazı aşamalarda gerginlikler yaşanmasına rağmen, İsrail ile ilişkiler iyi ve Trump yönetimi ile ilişkiler önceki yönetimlere göre çok daha iyiydi. Ukrayna'daki savaş, dünyadaki etki alanlarının bölüşülmesi ve ekonomik iş birliğini içeren Washington ile büyük bir anlaşma olasılığının kapısı kapalı değildi.

Sınırlı faydalar

‘İranlı müttefiklerini’ kurtaramayacakları gerçeğiyle karşı karşıya kalan Rus medyası ve Kremlin uzmanları, petrol ve gaz fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesinin Batı'ya verdiği ağır kayıpları öne çıkarıyorlar.

Bazı analistler, İsrail ve ABD’nin saldırıları ile İran'ın yanıtının Rus ekonomisine fayda sağladığını, onu daha güçlü hale getirdiğini ve Ukrayna'ya karşı savaşı daha uzun süre finanse edebileceğini savunuyorlar. Ancak bu görüş, Rusya'nın İran'daki yatırım ve ekonomik projelerden on milyarlarca dolarlık kayıplarını göz ardı ediyor.

Rusya, İran’ın güneydeki limanlarından kuzeydeki Baltık Denizi'ne ürün tedariki için Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru’nu (INSTC) geliştirmek üzere altyapı iyileştirme projelerine milyarlarca dolarlık yatırım yaptı. Rus şirketler de İran'da 25 milyar dolar değerinde üç yeni nükleer reaktör inşa etmek için sözleşme imzaladı. Yıllardır Rus petrol ve gaz şirketleri petrol ve gaz projelerine yatırım yapıyor. Rejim değişikliğinin, teknoloji ve finansman açısından Rus muadillerinden üstün olan Batılı şirketlerin pazara girmesine yol açması doğal.

frgt
Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Çin’in Tianjin şehrinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi sırasında bir toplantıda, 1 Eylül 2025 (AFP)

Rusya'da İHA üretiminin artması, Ukrayna'daki savaşın değişen niteliği ve Kuzey Kore'nin tedarik hattına güçlü bir şekilde girmesi nedeniyle yüz binlerce füze ve milyonlarca İran mermisine ihtiyaç duyulmaması nedeniyle, Rusya'nın Ukrayna'daki askeri çabaları savaştan ve İran ile koordinasyonun kesilmesinden etkilenmeyecek. Öte yandan Güney Kafkasya ve Hazar Denizi'ndeki güvenlik sistemi ve güç dengesindeki oransızlık, Orta Asya ve Güney Kafkasya ülkelerinin ABD, Avrupa Birliği (AB), Türkiye ve Çin ile ilişkilerini güçlendirme eğiliminin açıkça görülmesi ve bir müttefikin kaybı ile Rusya için büyük zorluklar yaratıyor.

Çıkarılan dersler ve sonuçlar

Rusya, Hamaney ve diğer İranlı yetkililere düzenlenen suikastları eleştirmiş ve zorla rejim değişikliğini reddetmiş olsa da Ukrayna'daki savaşın şu anki çıkmaz durumu ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin taviz vermeme konusundaki ısrarı göz önüne alındığında, Zelenskiy ve Ukrayna diğer yetkililere karşı hiç tereddüt etmeden hassas operasyonlar yürütebilir. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre böyle bir durumda Batı'nın herhangi bir kınama veya suçlamada bulunması, Batı'nın çifte standardının bir parçası olarak görülecektir.

Rusya'nın İran, ABD ve İsrail arasındaki bir savaştan elde edeceği faydalar, İran gibi stratejik bir müttefikini kaybetmesinin yol açacağı zarara kıyasla sınırlı.

İsrail ve ABD’nin geçtiğimiz yaz düzenlenen saldırıların ardından bir yandan müzakereler devam ederken İran'a karşı başlattıkları ikinci saldırılar, Kremlin'i askeri ve siyasi hedeflerini zorla gerçekleştirmeye ve müzakerelerde taviz vermeye açık olmamaya itiyor.

İran deneyiminden ders alan Rusya, Batı'dan Ukrayna'da savaşı sona erdirmesi yönündeki taleplerinin çıtasını yükseltebilir ve yaptırımların ülkeleri zayıflatarak ve ekonomik zayıflıkları askeri araçları kolaylaştırmak için sömürerek savaş ilan etmenin ilk aşaması olduğu gerekçesiyle, tüm ekonomik ve mali yaptırımların kaldırılması gerektiğini ısrarla talep edebilir.

Trump'ın savaşı meşrulaştırmak için İran'daki ekonomik, hayati ve sosyal koşullara karşı halkın muhalefet hareketini kullanması, Rusya'yı herhangi bir halk hareketini önlemek için iç kontrolünü daha da sıkılaştırmaya ve dış taraflarla iletişim kurmak için kullanmanın yanı sıra sokakları kışkırtmaya katkıda bulunabilecek Batı sosyal medyasını yasaklamaya iteceğine şüphe yok.

gbg
Rusya-İran ortak yapımı Şahid-136 (Geran-2) model bir kamikaze İHA, Ukrayna'nın Kiev kentinde tahrip edilmiş Rusya’ya ait askeri araçların ve silahlarının sergilendiği St. Michael Katedrali'nin önünde sergileniyor, 26 Kasım 2025 (Reuters)

Rusya, savaş nedeniyle nükleer silahların yayılmasına karşı defalarca uyarıda bulunurken, Rus elitler, Batı'nın Rusya'yı parçalama planlarına karşı bir garanti olarak ve Batı'nın Rusya'ya karşı herhangi bir saldırı başlatmasını önlemek amacıyla Rusya'nın nükleer silahlarını güçlendirmesi gerektiğine giderek daha fazla ikna oluyorlar. Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev pazartesi günü yaptığı açıklamada, Trump'ın ‘rejim değişikliğine yönelik suçlu yaklaşımını’ sürdürmesi halinde üçüncü bir dünya savaşı tehlikesi olduğuna dikkat çekerek, “Tek bir garanti var. Öyle ki ABD, Rusya'dan korkuyor ve nükleer çatışmanın neye mal olacağını biliyor” ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz pazar günü, Rusya Duması (parlamento) Savunma Komitesi Başkanı Andrey Kartapolov, Rusya devlet televizyonunda yayınlanan bir programda “Artık herkes Burevestnik, Poseidon ve Oreshnik sistemlerine (nükleer savaş başlıkları taşıyabilen silah sistemleri) neden ihtiyacımız olduğunu anlıyor” şeklinde konuştu.

İran, ABD ve İsrail arasında çıkacak bir savaştan Rusya'nın elde edeceği faydalar genel olarak, İran gibi stratejik bir müttefikini kaybetmesinin yol açacağı zarara kıyasla oldukça sınırlı. Öte yandan Trump'ın Ukrayna'daki uzlaşmaya ilişkin kararlılığına dair tahminler son derece şüphe uyandırıyor. Buna karşın Moskova, Ukrayna’daki savaş ve barışın gidişatını belirlemede kilit rol oynayan ve Rusya’nın sadece nükleer silahlara sahip bölgesel bir süper güç mü, yoksa küresel savaş ve barış denklemlerinde kilit bir oyuncu mu olacağını belirleyecek olan Trump'ı kızdıramaz.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
TT

Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)

Antoine el Hac

Uluslararası ilişkiler alanında, analistler arasında giderek yaygınlaşan bir görüşe göre dünya, yeni bir küresel sisteme girmiş bulunuyor. Bu yeni düzende, “hukukun gücü”nün yerini “gücün hukuku”nun aldığı ve yerleşik kurallara dayanan eski uluslararası sistemin etkisini yitirdiği ileri sürülüyor. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerin artık uzlaşı ve çok taraflılık yerine güç ve nüfuz mantığıyla yürütüldüğü değerlendiriliyor. Mevcut sistem, farklı büyüklüklerdeki güç merkezlerinden oluşurken, aktörlerin eşitliğe dayalı uluslararası anlaşmalardan ziyade güç kullanımı yoluyla etki alanlarını ve ekonomik kaynaklarını genişletmeye yöneldiği görülüyor.

Herhangi bir katılımcı küresel düzenin birincil hedefinin, sürdürülebilir barışı sağlamak olduğu genel kabul görmektedir. Nitekim Baruch Spinoza barışı, güven, adalet ve iyi niyete dayanan erdem olarak tanımlarken; Albert Einstein barışın zorla değil, anlayış yoluyla sağlanabileceğini vurgulamıştır. Antik düşünürler Platon ve Aristoteles de benzer şekilde barışı toplumsal düzenin en yüksek hedeflerinden biri olarak görmüş; Mahatma Gandhi ise kalıcı barışın, zorluklar karşısında bile ancak adalet temelinde mümkün olacağını ifade etmiştir.

Bununla birlikte tarihsel deneyim, barışın çoğu zaman istisna olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanlık tarihinin yaklaşık 3 bin 500 ila 5 bin yıllık yazılı döneminde, büyük savaşların tamamen yaşanmadığı sürelerin toplamı 230 ila 268 yıl arasında kalmıştır. Bu da savaşsız dönemlerin, insanlık tarihinin yüzde 10’undan daha azına karşılık geldiğini göstermekte; dolayısıyla çatışmanın hem bireysel hem de kolektif düzeyde baskın bir olgu olduğunu düşündürmektedir.

Bu bağlamda “uluslararası sistem” ile “küresel düzen” arasında ayrım yapmak önem taşımaktadır. Uluslararası sistem, dünya siyasetinin işleyiş mekanizmalarını; aktörleri, güç dengelerini ve sınırlayıcı unsurları ifade ederken, küresel düzen daha çok siyasi, kurumsal ve kültürel bir inşa sürecini tanımlar. Bu düzen; müzakere, iş birliği ya da zorlayıcı süreçler sonucunda şekillenebilir. Nitekim I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan düzenler, galip ve mağlup ilişkileri üzerinden inşa edilmiştir. Bu açıdan küresel düzen sabit değil, aktörlerin bilinçli tercihleriyle şekillenen dinamik bir yapıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan küresel düzenin önemli kazanımlar sağladığı kabul edilmektedir. Büyük ölçekli savaş ihtimali azalmış, klasik imparatorluk yapıları sona ermiş, ekonomik refah artmış ve birçok devletin egemenliği güçlenmiştir. Bu süreçte Vestfalya Barışı ilkeleri de ulus-devlet sisteminin temelini oluşturmuştur. Ancak bu düzenin, günümüzde yaşanan derin dönüşümlere yeterince yanıt veremediği hususunda güçlü bir kanaat oluşmuştur. Bu durum, küresel ölçekte artan belirsizlik ve kriz algısını beslemekte; hatta nükleer riskler nedeniyle olası bir büyük savaş ihtimaline dair endişeleri artırmaktadır.

Son yıllarda küresel güç dengelerinde belirgin değişimler yaşanmaktadır. Özellikle BRICS ülkelerinin yükselişi, Batı merkezli sistemin tek başına belirleyici olma özelliğini zayıflatmaktadır. Bu dönüşüm yalnızca ekonomik ve askeri güç unsurlarını değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel alanları da içermektedir. Batı dışı aktörlerin kendi kimliklerini vurgulaması ve alternatif kalkınma modelleri geliştirmesi bu sürecin önemli parçasıdır.

“Batı sonrası dönem” olarak da tanımlanan bu süreç hem Batı dünyası hem de yükselen güçler açısından ciddi sınamalar içermektedir. İklim değişikliği, siber güvenlik, göç, organize suçlar ve terörizm gibi küresel sorunlar, daha geniş uluslararası iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Ancak büyük güçler arasındaki rekabet, özellikle ekonomik ve ticari alanlarda yaşanan gerilimler ve zaman zaman ortaya çıkan askeri karşılaşmalar, istikrarlı bir küresel denge kurulmasını zorlaştırmaktadır.

Ayrıca milliyetçilik ve popülist akımların yükselişi de uluslararası iş birliği açısından olumsuz bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu eğilimler, çoğu zaman uluslararası kurumlara olan güveni zayıflatarak, dar ulusal çıkarların ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre özellikle büyük güçler arasında rekabetin artması, küresel sistemdeki dağılmayı daha da derinleştirmektedir.

Bir diğer önemli mesele ise küresel değerler ile ulusal öncelikler arasında denge kurulmasıdır. Tek taraflı dayatmaların, kültürel ve siyasi çeşitliliği göz ardı etmesi nedeniyle sürdürülebilir olmadığı görülmektedir. Bu nedenle esnek, çok katmanlı ve ağ temelli diplomasi yöntemlerinin önemi giderek artmaktadır.

Sonuç olarak mevcut uluslararası sistem, çok boyutlu bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yeni güçlerin yükselişi, Batı’nın göreli etkisinin azalması, artan çatışmalar ve küresel sorunlar bu dönüşümün temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Bu süreçte devletlerin ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruma çabası ise belirleyici olmaktadır.

Gelecekte küresel sistemin nasıl şekilleneceği, büyük ölçüde uluslararası aktörlerin iş birliği kapasitesine ve değişime uyum sağlayabilme yeteneklerine bağlı olacaktır. Alternatif yaklaşımların ortaya çıkışı bir tehditten ziyade, çok kutuplu dünyayı anlamak açısından bir fırsat olarak görülebilir. Nitekim oluşmakta olan yeni düzen, gücün tek bir merkezde toplanmadığı daha karmaşık bir yapıya işaret etmektedir.

Bu doğrultuda daha çok katmanlı ve çeşitli yönetim modellerinin bir arada var olacağı bir küresel düzenin temelleri atılmaktadır. Ancak bu yeni yapının sağlıklı işleyebilmesi için mevcut kurumların güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda reform ihtiyacı sıklıkla dile getirilmektedir. Sonuç olarak, daha adil, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya düzeninin inşası, farklılıkları yönetebilen ve iş birliğini teşvik edebilen ortak iradenin varlığına bağlıdır.


Trump döneminde sol görüşlü Amerikalılar daha fazla silahlanıyor

Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
TT

Trump döneminde sol görüşlü Amerikalılar daha fazla silahlanıyor

Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)

ABD’nin Richmond kentine yakın ormanlık bir alanda silah sesleri yankılanıyor. Aralarında Colin’in de bulunduğu çok sayıda Amerikalı burada ateşli silah kullanımı üzerine eğitim alıyor.

38 yaşındaki Colin’in elindeki yarı otomatik silah, hayatında sahip olduğu ilk silah. Colin, ABD Başkanı Donald Trump yönetimine dair endişeleri nedeniyle silah edinmeye yönelen sol eğilimli Amerikalılardan biri. Bu, ülkede silah sahipliğine ilişkin yerleşik algılardaki değişimi gösteriyor.

Tam adının açıklanmasını istemeyen Colin, “Hükümetimden, çevremdeki vatandaşlardan çok daha fazla tehdit hissediyorum” dedi. ABD’nin kuzeyindeki Minneapolis kentinde göçmenlere yönelik geniş çaplı bir operasyon sırasında federal görevliler tarafından vurularak öldürülen Renee Nicole Good ve Alex Pretti olaylarının kendisi için “bardağı taşıran son damla” olduğunu söyledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Colin yaptığı açıklamada, “Hükümet tarafından yetkilendirilmiş, adeta özel ordu gibi sokaklarda dolaşan, insanlara saldıran ve ateş açan bir güç var. Bu, bireyler arasındaki suçlardan çok daha korkutucu” değerlendirmesinde bulundu.

Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).

Silah tartışması

ABD’de silah tartışması oldukça karmaşık ve derin siyasi boyutlar içeriyor.

Genellikle sağ eğilimli olan silah taşıma hakkı savunucuları, konuyu kişisel özgürlük meselesi olarak görürken, ABD Anayasası bu hakkı güvence altına alıyor. Liberaller ise kitlesel silahlı saldırıların yaşandığı ülkede daha sıkı silah denetimlerini savunuyorlar.

Öte yandan, suikast girişiminden sağ kurtulan eski Temsilciler Meclisi üyesi Gabrielle Giffords ve eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris gibi bazı önde gelen Demokrat isimler de silah sahibi olduklarını açıkça dile getirdi.

Colin ve eşi Dani, Silah satın aldıktan sonra sertifikalı tabanca eğitmeni Clara Elliott’ın kursuna katıldı. Elliott, 2024’te Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesinin ardından işlerinin “iki katına çıktığını” söyledi.

Kadınlara ve azınlıklara özel tasarlanan kursların büyük bölümü dolarken, eğitimler herkese açık olmaya devam ediyor. Kolunda Pamuk Prenses dövmesi bulunan Elliott, “Yoğunluk çok fazlaydı” dedi.

Yaklaşık 12 kişinin katıldığı eğitimlerde önce temel silah güvenliği anlatılıyor, ardından atış poligonunda uygulamalı eğitime geçiliyor. Katılımcıların çoğu daha önce hiç silah kullanmamış kişilerden oluşuyor.

Endişe ve hazırlık

28 yaşındaki Cassandra, “ABD’de çok sayıda endişe verici gelişme yaşanıyor. Bu yüzden bilgili ve hazırlıklı olmak iyi bir fikir gibi görünüyor” ifadesini kullandı.

Latin Amerika kökenli 30 yaşındaki Akemi ise “aşırı sağ şiddetinden” korktuğunu ve polisin koruyabileceğine güvenmediğini ifade etti. “Polisle mümkün olduğunca az temas etmek en iyisi” dedi.

ğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma çıktı (AFP)Eğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma (AFP)

Bu sırada bazı katılımcıların, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu’na gönderme yapan hedeflere ateş ettiği görüldü.

Clara Elliott yalnız değil. “Liberal Gun Club” adlı ulusal örgüt, 2026’nın ilk iki ayında 3 bin yeni silah eğitimi başvurusu aldığını açıkladı. Bu sayı, 2025 yılının tamamındaki başvurulardan daha fazla.

Örgütün yöneticisi Ed Gardner, bu tür artışların genellikle büyük siyasi gelişmeler veya kitlesel silahlı saldırılar sonrasında görüldüğünü belirtti. Ancak geçmişten farklı olarak, yeni gelenlerin artık sadece kadınlar ve azınlıklarla sınırlı olmadığını; gençlerden yaşlılara, kırsaldan kentlere kadar geniş bir kesimi kapsadığını ifade etti.

David Yamane ise bu değişimin, insanların silah satın alma motivasyonlarındaki dönüşümden kaynaklandığını belirtti. Yamane, “İnsanlar, haklarını ellerinden alabilecek ya da başkalarını bu yönde cesaretlendirebilecek otoriter bir yönetim ihtimali konusunda endişe taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.


Trump’ın Lübnan hakkındaki paylaşımı Netanyahu’yu şoke etti... Tel Aviv açıklama istedi

(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
TT

Trump’ın Lübnan hakkındaki paylaşımı Netanyahu’yu şoke etti... Tel Aviv açıklama istedi

(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı bir sosyal medya paylaşımı, İsrail’de şaşkınlık ve soru işaretlerine yol açtı. Paylaşımda, İsrail’in Lübnan’da hava saldırısı düzenlemesinin ‘yasaklandığının’ belirtilmesi üzerine, Tel Aviv yönetimi Beyaz Saray’dan açıklama talep etti.

Axios’un iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve danışmanları, Trump’ın paylaşımı karşısında şaşkınlık yaşadı. Paylaşımın, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın perşembe günü yayımladığı İsrail-Lübnan ateşkes anlaşması metniyle çelişir nitelikte olduğu ifade edildi.

Haberde ayrıca, Trump’ın paylaşımında İsrail’e ‘uyulması zorunlu bir emir verildiği’ izlenimi oluşmasının, önceki ABD yönetimlerinde alışılmadık bir durum olduğuna dikkat çekildi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre, Netanyahu’nun da söz konusu paylaşımı öğrendiğinde ciddi şaşkınlık ve endişe duyduğu belirtildi.

İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes anlaşması

Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail ile Lübnan’ın 10 gün süreli bir ateşkes anlaşmasına vardığını duyurmuştu.

Washington’un önceki günlerde yoğun çaba harcayarak şekillenmesine katkı sağladığı anlaşmaya göre İsrail, ‘planlanan, yakın veya devam eden saldırılara karşı her an meşru müdafaa kapsamında askeri operasyon düzenleme hakkını’ saklı tutuyor.

Axios’a göre ateşkes, Netanyahu açısından siyasi olarak son derece hassas bir konu olmayı sürdürüyor. Netanyahu hükümeti, gerekli görülmesi halinde Hizbullah’a yönelik saldırılar konusunda herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadığını vurguluyor.

Öte yandan ateşkese rağmen, Lübnan’ın güneyi bugün de İsrail saldırılarının hedefi olmaya devam etti. Orta kesimlerde bombardıman seslerinin duyulduğu, bu nedenle bölge sakinlerinin köylerini terk ettiği bildirildi.

Ertesi gün yapılan açıklamalar daha sert

Ertesi gün Trump daha sert bir dil kullanarak İsrail’e yönelik tutumunu yineledi. Trump, “İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak. Bu, ABD tarafından yasaklandı. Herkes yeterince yaptı” ifadelerini kullandı. Daha sonra Axios’a verdiği röportajda da aynı çizgiyi sürdüren Trump, İsrail’in saldırılarını durdurmasını istediğini belirterek, “İsrail durmalı. Binaları yıkmaya devam edemez. Buna izin vermeyeceğim” dedi.

Diğer yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ateşkes anlaşmasına katkılarından dolayı Trump’a ve Suudi Arabistan’a teşekkür ederek, ‘kalıcı anlaşmalar için çalışma’ aşamasına geçildiğini duyurdu.

Avn, Lübnan halkına hitaben yaptığı konuşmada, ülkenin artık kendi kararlarını kendisinin aldığını vurgulayarak, “Bugün kendimiz için müzakere ediyor, kendimiz için karar veriyoruz. Artık kimsenin cebinde bir koz ya da başkalarının savaş alanı değiliz ve asla olmayacağız” ifadelerini kullandı.

Avn ayrıca, “Toprağımı kurtarmak, halkımı korumak ve ülkemi kurtuluşa ulaştırmak için gereken her yere gitmeye hazırım” dedi. Avn, söz konusu müzakerelerin ‘zayıflık, geri adım ya da taviz değil’, aksine Lübnan’ın haklarına olan inançtan kaynaklanan bir karar olduğunu vurguladı.

İsrail hükümeti içinde kafa karışıklığı

Axios’un aktardığına göre Netanyahu ve ekibi, Trump’ın açıklamalarını medya aracılığıyla öğrendi. Bu durum, İsrail siyasi ve güvenlik çevrelerinde kafa karışıklığına yol açtı.

İsrailli yetkililer, Washington’un tutumunda bir değişiklik olup olmadığını anlamak için hızla harekete geçti. Bu kapsamda, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter de sürece dahil oldu. İsrail yönetimi ayrıca, Beyaz Saray’dan resmî açıklama talep ederek, Trump’ın sözlerinin mevcut ateşkes anlaşmasının metniyle çeliştiğini vurguladı.

ABD’den açıklama

Axios’un Beyaz Saray’dan yorum talep etmesinin ardından bir ABD’li yetkili, Trump’ın açıklamalarının anlaşmada bir değişiklik anlamına gelmediğini belirtti.

Yetkili, “Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşması, İsrail’in Lübnan’daki hedeflere yönelik herhangi bir saldırı amaçlı askeri operasyon gerçekleştirmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak anlaşma, planlanan, yakın veya devam eden saldırılara karşı meşru müdafaa hakkını saklı tutmaktadır” ifadelerini kullandı.