İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

“Görmek istemeyen körden daha beter” sözünün vücut bulmuş hali…

Brian Stover
Brian Stover
TT

İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

Brian Stover
Brian Stover

Michael Horowitz

İsrail tarihinin en yıkıcı istihbarat başarısızlıklarının ardından 1974 yılında İsrail askerî istihbaratı AMAN, aynı hatanın tekrarlanmaması için yeni özel bir birim kurdu. Bundan sadece bir yıl önce İsrail, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Yahudi bayramı Yom Kippur’da İsrail’e karşı sürpriz bir savaş ilan etme niyetini yanlış okumuş ve Mısır güçleri, İsrail’e Tel Aviv her şeyden habersiz ve savaşa hazırlıksız bir haldeyken ansızın saldırmıştı.

Aman, soruşturma komitesinin tavsiyelerine dayanarak, Makhleket HaBakara veya ‘Kontrol Birimi’ adıyla tam teşekküllü bir birim kurdu. Bu birim genellikle ‘Şeytanın Avukatı’ ya da ‘Aksi İspatlandı’ anlamına gelen Aramice bir deyişe atıfla "Ifha Mistabra" adıyla anılır. Bu birimin görevi, İsrail istihbarat topluluğunun diğer şubeleri tarafından sunulan değerlendirmeleri soruşturmak ve bunlara etkili bir şekilde itiraz etmektir. Hatta bir konuda görüş birliği olsa bile Ifha Mistabra birimi bunun aksini söyler ve güçlü bir şekilde karşı çıkar. Bu daire, bir ‘grup etkisi’ tuzağına düşmekten kaçınmanın yolu olarak görülüyordu. Zamanla bu yöntem gelişti ve büyük istihbarat başarısızlıklarını önlemek için kullanılan ‘kırmızı takım testi’ adlı standart bir istihbarat uygulamasına dönüştü.

Bu birim, İsrail güvenlik teşkilâtına Yaakov Amidror veya Amos Gilead gibi bazı büyük beyinler armağan etti. Bu birim, ana ‘rakibi’ olan, AMAN’ın araştırma birimiyle aynı veri noktalarına ve istihbarat külliyatına erişim iznine sahip. Bununla birlikte bu birimin değeri son on yıllar içerisinde azaldı ve üst düzey istihbarat yetkilileri bu birimin değerlendirmelerine artık kulak vermez oldu. Ortaya koyduğu değerlendirmenin doğru olduğu nadiren ispatlandı. Birimin kıymetli değerlendirmeler sunma konusundaki başarısı da çok azdı.

Sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdı ve bölgeyi uçuruma itti

Bu kayda değer başarısızlık şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından biriyle sürekli zıt düşmek zorunda olmak, arzu edilen bir iş tanımı değildir. Tanımı gereği Şeytanın Avukatı biriminin çoğu zaman hatalı olması da kaçınılmazdır. Hal böyle olunca insanlar ona kulak vermekten vazgeçtiler ve böylece Yom Kippur sürprizinin tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen araçlardan biri başarısız oldu.

50 yıl sonra, hemen hemen aynı gün İsrail, bu başarısızlığı aynen tekrarladı. Elbette bu, 7 Ekim’deki Hamas katliamının gerçekleşmesine imkân tanıyan daha geniş sistemik başarısızlığın yalnızca küçük bir unsuruydu. Batmaz sanılıp da sonunda batan gemiler, saldırıya uğramaz sanılıp da sonunda saldırıya uğrayan ülkeler ve çökmez sanılıp da sonunda çöken barajlar listesine bir de bu başarısızlık eklendi. Gerçek şu ki, başarısızlıktan muaf hiçbir sistem yoktur. Çökmeyeceği düşünülen sistemler, ani bir şekilde başarısız olan sistemler olma potansiyeline sahiptir.  

Böylece sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu, İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdılar ve bölgeyi uçuruma ittiler.

Eksik konsept

Saldırıdan önceki gece İsrailli yetkililer, aslında Gazze’de ‘tuhaf’ bir şeyler olduğuna dair işaretleri tartışmışlardı. Özel kuvvetlerden bir taktik ekibini sınır bölgesine gönderip, bunun yeterli olacağını düşündüler. Ancak gerçekleşmek üzere olan şeyi anlayamadılar. Esasında ertesi gün bu meseleyi daha etraflıca görüşmeye karar vermişlerdi. Ne var ki müzakere vakti gelene kadar iş işten geçti. Bir yıldır ellerinde mevcut belgeleri ciddiye almadıkları da ortaya çıktı.

Bilgiden değerlendirmeye, değerlendirmeden de karara kadar olan döngünün yönü oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat hatası meydana geldiğinde yürünen ‘yol’ yanlış olur

İsrailli yetkililer, Hamas’ı Gazze’de savaş şöyle dursun, yeni bir çatışma turu için bile kışkırtmaksızın caydırmak üzere daha geniş bir ‘konsepte’ ya da değerlendirmeye göre hareket ediyorlardı. Hâkim istihbarat değerlendirmesi, 2021 yılında yaşanan ve Hamas’ın Kudüs’e füze fırlatmasıyla başlayan Gazze savaşının Hamas hareketinin Gazze’deki yeteneklerine zarar verdiği yönündeydi. Hamas, her şeyden ziyade Batı Şeria’ya odaklanmıştı. Ve burada yine Yom Kippur Savaşı’yla şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Nitekim Mısır ile Suriye’nin İsrail’e saldırdığı 1973 yılında da İsrail istihbarat teşkilatı yine daha geniş bir değerlendirmeye ya da ‘konsepte’ göre hareket ediyordu. Bu değerlendirmeye göre yeni Mısır Devlet Başkanı, selefine nispeten daha ılımlıydı ve Mısır, bir çatışmaya girme niyetinde değildi. Bu benzerlik bir tesadüf olamaz. İsrail’i Mısır’ı yanlış almaya iten istihbarat başarısızlığının, onu Hamas’ın savaş istemediğine inandıran şeyle aynı olduğunu iddia etmek istiyorum.

Pek çok kişi bu başarısızlığa bir açıklama getirmek için istihbarat taktiklerinin ve bilgi toplama protokollerinin en ince ayrıntısına bakacaktır. Bense farklı bir yöne bakacağım. Tecrübelerimden hareketle bu sistemsel başarısızlığın, sistemin sadece bir unsurundan değil, bizzat sistemden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira kötü yönetilen bir birim, arızalı bir araç veya kusurlu bir karar, tüm sistemin başarısızlığını açıklayamaz.

Ne kastettiğimi daha iyi anlamak için istihbarat kaidelerine dönmemiz gerek. Bu kaideler, insanların derslerde ya da bu dünyaya ilk girdiklerinde öğrendikleri bir şeydir. ‘İstihbarat’ oluşturma süreci, ‘istihbarat döngüsünden’ geçer. İlk adım, yönlendirmedir; karar sahipleri bir tehdidi izlemesi veya bir soruyu cevaplaması için istihbarat teşkilatını yönlendirir. İkinci adım, veri toplamadır; gerek insan zekâsı gerek telsiz veya elektronik müdahale gerek uydu görüntüleri gerekse açık kaynakları toplama gibi yollarla bilgiler ve veriler toplanır. Bu ön bilgiler önce işleme, sonra da analiz aşamasından geçer. Analiz birimi, resmi oluşturmaya ve soruları cevaplamaya başlamak üzere bilgileri bir araya getirir. Bu yeni değerlendirme, istihbarat topluluğu ve siyasi karar sahipleri arasındaki en üst düzey isimleri ‘haberdar etme’ aşamasından geçirilir. Ardından söz konusu karar sahipleri, hizmeti yeniden yönlendirir ve böylece az önce anlattığım döngüye geri döneriz.

Bu süreç önemlidir ama bilgiden değerlendirmeye, sonra değerlendirmeden karara kadar olan döngünün yönü de oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat başarısızlığı meydana gelirse yürünen ‘yol’ yanlış olur. Sizden bağımsız objektif bir analiz oluşturacak delillere bakmak yerine, delillerin sizin değerlendirmenizi doğru gösterdiği yola baktığınızda değerlendirmeniz bir Doktrine dönüşür. O zaman da bilgilere ve verilere ilişkin yorumunuz çarpık bir açıklama çizgisi takip eder ve kendi değerlendirmenize ters düşen noktaları göz ardı etme eğiliminde olursunuz ya da bu Doktrin, olayları farklı bir gözle görmenize neden olabilir.

Muhtemelen 7 Ekim öncesinde bu oldu. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını başlatmaya hazırlandığına dair işaretleri görmüş, ancak yanlış yorumlamış olsa gerek. Bu işaretleri herkes görüyordu. Aslında Mısır, saldırıdan birkaç gün önce ‘büyük bir olayın’ yaşanacağı konusunda uyardı. Onların uyarıları İsrail’in havuzundakilerden farklı bilgilere dayanmıyordu; sadece İsrail bunu farklı bir şekilde yorumlamıştı.

Hamas pilotları, planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri, saldırıdan önce roket atış denemelerini de yoğunlaştırdı

Hamas, kibutzun ele geçirilmesini ve sınırların aşılmasını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca 7 Ekim olayından sadece bir ay önce, binalara baskın operasyonlarını simüle etmek için konteynırlara baskın eğitimi alan militanlarının görüntülerini kayda alarak yayınladılar. 2022 yılında Gazze’de Hamas dahil çok sayıda grup, bir eğitim düzenledi ve bunları kayda alarak kamuoyu ile paylaştı. Bu eğitimde İsrail’e ait bir askerî üs ele geçirilmiş ve rehin alma tatbikatları gerçekleştirilmişti. Bundan bir yıl önce, başka bir eğitimin ardından Hamas’ın üst düzey liderlerinden Eymen Nevfel, Gazze Şeridi sınırı boyunca uzanan yüksek teknolojili İsrail çitlerinin İsrail’i korumayacağını söylemişti. Nevfel, 7 Ekim saldırılarının ardından bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Hamas pilotları planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Saldırıdan önce Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri roket atış denemelerini de sıklaştırdı. İşaretler ortadaydı. İsrail de bunları kendi gözleriyle gördü ama farklı bir şekilde yorumladı. İsrail istihbaratı, Hamas’ın caydırıldığını ve bu işaretlerin de İsrail’i Gazze’yle daha fazla ilgilenmeye ve mecburen Hamas’a daha fazla taviz vermeye sevk etmek için bir ‘kendini gösterme çabasından’ ibaret olduğunu zannetti. Nihayetinde Hamas’ın şimdiye kadar Gazze’de yaptığı şey buydu. Ancak az önce yazdığım bu cümle, yukarıda bahsettiğim hatanın aynısını içeriyor: Ben de değerlendirmeyi (Hamas caydırıldı), gerçekliğe uygun bilgileri (Hamas savaşa hazırlanıyor) geçersiz kılmak için kullandım. Bu klasik bir istihbarat hatası olsa da gerçek hayattaki durumlarda fark edilmesi ve düzeltilmesi çok zordur. İsrail güvenlik ve siyaset liderliğinin en üst ve en alt kademelerinde görülen başarısızlıklar böyledir.

Buna, İsrail’deki güvenlik ve siyaset liderliğinin ‘ortasındaki’ başarısızlık diyebilirim. Liderliğin en üst ve en alt kademelerindeki başarısızlıklar bunun zemininde birikmiştir.

Savunma önlemleri

Güvenlik tedbirlerinin en alt seviyesinde savunma önlemleri yer alıyor. Bunlar genellikle gelişmiş uyarıların ve önleyici tedbirlerin etkisiz olduğu ispatlandığında devreye sokulur. İsrail’in bu başarısızlıktan korunmak için oldukça etkin bir sistemi vardı: bir milyar dolara mal olan etkileyici bir teknolojik başarı, yani Gazze’yle sınır çiti. Bu, sistemin merkezî bileşeni sensörlerle donatılmış bir çittir. Bu sensörler herhangi bir fiziksel temas durumunda İsrail Savunma Kuvvetleri karargâhını derhal uyarıyor ve böylece anında ve hızlı bir karşılığa imkân tanıyor. Bu çit ayrıca bir kamera ağıyla sürekli izleniyor ve uzaktan kumandalı gözetleme kuleleri ve makineli tüfeklerle korunuyor. Bu kameraları izlemek için  ‘Gözlemciler’ adlı özel bir birim oluşturuldu. Bu adanmış kadın askerler, gözlerini kamera yayınından bir an bile ayırmadıkları yorucu mesailerde bulunuyorlar. Her bir gözlemci, gözetlediği bölgenin belirli ve özenle korunan bir bölümünden sorumlu.

Asıl başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurla bağlantılıdır. Bu tasavvur İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine hatalı bir şekilde duyduğu güveni artırdı

Böyle bir sistem nasıl başarısız olabilir? Ama oldu… Burada da yine güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu varsayımı, Hamas’ın güvenlik sistemini atlatamayacağı, dolayısıyla da buna teşebbüs etmeyeceği yönünde ölümcül bir değerlendirmeye yol açtı. Bu varsayım ölümcüldü. Nitekim İsrail ordusu, Hamas’ın aslında bu sistemi aşmanın yollarını bulmaya çalıştığını gösteren olası işaretlere karşı kör oldu. Sağlam herhangi bir istihbarat operasyonu Hamas’ın duvarı aşmaya çalıştığı ihtimalini dışlamaz, aksine bunu gerçekten yapmaya çalıştığını gösteren işaretler arar ve Hamas gibi bir düşmanın bu engeli nasıl aşacağını hayal etmeye çalışırdı.

Peki, Hamas ne yaptı? Şu an resim nihai denecek kadar net olmasa da iki ay sonra elimizde neler döndüğüne dair daha fazla delil olacak. Bana, Hamas’ın sınırları aşmasına imkân tanıyan yeni gelişmiş silahların türü hakkında çok soru soruldu ama bu soruların cevabı yoktu.

Hamas’ın kullandığı araçların hiçbiri yeni değil. Hiçbiri İsrail’i gerçekten şaşırtmadı. Hamas, sınırı geçip İsrail’e girmek için seçkin bir komando gücü kullandı. Bu ekip yeni değildi; İsrail yaklaşık on yıldır bu ekipten haberdardı. Görünüşe bakılırsa Hamas, sınırdaki elektrik kulelerini hedef almak üzere insansız hava araçları kullandı ve böylece uzaktan işletilen İsrail savunma sistemlerinin bir kısmını hemen devre dışı bıraktı. Bu insansız hava araçları yeni değil. Hamas bu esnada binlerce roket fırlattı ve bu da sınıra gönderilecek güçlere engel oldu. Sınıra ulaşanlar ise yüzlerce seçme savaşçıyla karşı karşıya kaldılar. Hamas, herhangi bir ihlale tepki gösterecek müdahale gücünün boyutu ve özellikleri hakkında detaylı istihbarat topladı (ki koordineli onlarca ihlal vardı). Daha sonra, Gazze Tümeni karargâhını ve birçok küçük askerî birliği içine alan bu müdahale gücüne saldırdı. İsrail Hava Kuvvetleri karşılık verme imkânı bulduğunda iş işten geçmişti. Nitekim Hamas sınırdaki sivil toplulukların arasına sızmış, İsraillileri rehin almış ve bazılarını Gazze’ye nakletmişti. Hamas komandolarının işini bitirebilecek hava saldırıları artık imkânsız hale geldi.

Aslında bu başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurdan kaynaklanıyor. Bu tasavvur, İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine duyduğu yanlış güveni artırdı.

Piramidin tepesindeki başarısızlık

Sonra belki de en büyük başarısızlık geldi: piramidin tepesindeki başarısızlık. İstihbarat döngüsünün en üst noktası; siyasi düzey, yani ‘yönü’ belirleyen düzeydir. Bu düzey, istihbaratı yönetir ve onu sorulara veya ilgi alanlarına yönlendirir. Bu oldukça önemli bir şeydir ve bu devlet bir ABD değilse ve elinde neredeyse sınırsız istihbarat kaynakları yoksa ciddi sonuçlar doğurur. Bu yüzden önceliklerinizi belirlemelisiniz. Kaldı ki ABD’nin bile bunu yapması gerekir. Seferberlik araçları ve kaynakları sınırlı. Analistleri ve konuşlandırılabilecek askerleri ve askerî birlikleri toplamanın zamanı geldi. İsrail, şu veya bu düzeyde çok acil tehditlerle karşı karşıya. Seçim, vazgeçmek.  

Olan olduğunda, tahmin edin, Netanyahu ne dedi? ‘Yeterince dikkatli bakarsanız bu işin arkasında İran’ı göreceksiniz’ dedi. Bu söylem, zararlı değil, ölümcüldür

Netanyahu’nun açıklamalarına ve söylemlerine bakıldığında net bir tavır görülüyor. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin çatışmasını kenarda bırakma ve değersizleştirme yoluyla profesyonel bir siyaset izledi. Her zaman diğer tehditleri, özellikle de İran’la onun vekillerini ana mesele olarak gördü. Bunda siyasi bir unsur da olabilir. İran’dan bahsetmek onu küresel jeopolitik alana itti; burada Biden ya da Putin gibi isimlerle karşı karşıya geldi ve BM’de nükleer bombaya dair gülünç planlar çizdi. Bu onun kendisini çalkantılı bölgesel ve küresel sularda yüzme becerisine sahip tek İsrail lideri olarak tasvir etmesini sağladı. İsrail-Filistin çatışması bir yana bu ikincil bir nottu. Olanlar olduğunda bile tahmin edin, Netanyahu ne dedi? “Yeterince dikkatli bakarsanız bu olayın arkasında İran’ı görürsünüz” dedi. Bu söylem zararlı değil, düpedüz ölümcüldür.  

Bu demek değildir ki İran, İsrail için bir tehdit oluşturmuyor. Elbette oluşturuyor. Ama bu tehdidin, daha sıcak bir tehdidi gölgede bırakmaması gerekir. Bu bilinçli körlük, istihbarat topluluğunu doğrudan etkiliyor, çünkü istihbarat toplama araçlarının tehditten uzakta yeni bir konum almasını ve güçlerin de tek bir sınırdan uzakta yeniden konuşlandırılmasını teşvik ediyor, önyargıda ve hatalı tepki döngüsünde ısrarcı olmaya sebep oluyor. Duyulacak bir şey olmadığını varsayar ve kulaklarınızı kapatıp görmeye odaklanırsanız, sonra hiçbir şey duymadığınız için haklı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yapmış olursunuz.

Belki daha özlü bir diğer deyişle, “görmek istemeyen körden de beter” olursunuz.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Suriye’de beklenen kabine değişikliği, SDG’nin entegrasyonunu da göz önünde bulunduruyor

Suriye hükümeti, Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye hükümeti, Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Suriye’de beklenen kabine değişikliği, SDG’nin entegrasyonunu da göz önünde bulunduruyor

Suriye hükümeti, Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye hükümeti, Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye hükümetine yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, önümüzdeki günlerde Suriye hükümetinde kapsamlı bir kabine değişikliği yapılmasının beklendiğini bildirdi. Kaynaklara göre, değişiklik yalnızca kabine ile sınırlı kalmayacak; birçok bakanlıkta yeniden yapılanma da gerçekleştirilecek. Egemenlik alanındaki bazı bakanlıklar dahil olmak üzere çeşitli kurumlarda yapısal düzenlemeler ve bazı valileri kapsayan görev değişiklikleri planlanıyor.

Söz konusu kabine revizyonunun, Mart 2025’te kurulan hükümetin üzerinden bir yıldan fazla süre geçmesinin ardından gündeme geldiği belirtiliyor. Bu hükümet, daha önceki geçici yönetimin görevini devralmasının ardından oluşturulmuştu.

Değişikliğin özellikle yerel yönetimler ve çevre, sağlık, spor ve gençlik, tarım, ulaştırma, eğitim ile yükseköğretim gibi hizmet bakanlıklarını kapsaması bekleniyor.

Şarku’l Avsat kaynakları, değişiklik kapsamındaki bazı bakanlıklarda vekâleten yönetim uygulanacağını, kurum içinden görevlendirilen isimlerin geçici olarak işleri yürüteceğini belirtti. Sürecin, devlet kurumlarının farklı kademelerini etkileyecek daha geniş bir yeniden yapılanmanın parçası olduğu ifade edildi.

Söz konusu değişim süreci Tarım Bakanlığı ile başladı. Bakan Emced Bedr’in yerine, daha önce Bakan Yardımcısı ve Haksız Kazançla Mücadele Komitesi Başkanı olan Basil Suveydan geçici olarak görevlendirildi. Sağlık Bakanlığı’nda ise Musab Nizal el-Ali’nin yerine Muhammed Mesalihi’nin atandığı bildirildi.

fgfgf
Suriye Spor Bakanı, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın huzurunda yemin ederken (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere göre, planlanan değişikliklerin bir kısmı bakanların kendi kişisel talepleri üzerine gerçekleşti. Bu gerekçeler arasında sağlık sorunları da bulunuyor. Ayrıca görevden alınan bazı bakanların ilerleyen süreçte daha üst düzey yönetim pozisyonlarına getirilebileceği ifade ediliyor. Öte yandan bazı değişikliklerin performans değerlendirmeleri sonucunda yapıldığı, bununla birlikte siyasi yakınlaşma süreçleri ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) devlet yapısına entegrasyon sürecini hızlandırma çabalarının da etkili olabileceği belirtiliyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen el-Feyha Spor Salonu açılışında yaptığı konuşmada, Gençlik ve Spor Bakanı Muhammed Samih Hamid’in sağlık gerekçeleriyle görevden affını talep ettiğini kendisine ilettiğini açıklamıştı.

Egemenlik alanındaki bakanlıklarda herhangi bir değişiklik yapılmayacak

Son haftalarda İçişleri Bakanlığı’nda da değişiklik yapılacağı yönünde iddialar gündeme geldi. Bu iddialara göre mevcut İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanlığı’na getirilmesi, yardımcısı Abdulkadir Tahan’ın ise bakanlığa atanması planlanıyordu. Ancak hükümet kaynakları, egemenlik alanındaki hiçbir bakanlığın bakan düzeyinde bir değişikliğe tabi tutulmayacağını doğruladı.

frtbrtb
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında yapılan görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Aynı kaynaklar, Cumhurbaşkanlığı’nın bu bakanlıklarda istikrarın korunmasını istediğini, özellikle son dönemde elde edilen güvenlik başarılarının bu kararda etkili olduğunu belirtti. Bu başarılar arasında eski rejime bağlı bazı savaş suçlularının, örneğin Emced Yusuf gibi isimlerin yakalanması da bulunuyor. Ayrıca, SDG’nin devlet yapısına entegrasyon süreciyle bağlantılı kurumların da çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi. Bu kapsamda Savunma Bakanlığı’nın askerî yapının yeniden düzenlenmesi üzerinde çalıştığı, Adalet Bakanlığı’nın doğu bölgelerindeki adliye binalarının sisteme entegrasyonunu yürüttüğü, ayrıca Enerji ve Ekonomi bakanlıklarının da bu sürece eşlik ettiği kaydedildi.

Sokaktaki gerginliği gidermek

Kaynaklar, İçişleri ve Savunma gibi bazı bakanlıkların halk nezdinde önemli bir takdir topladığını, ancak özellikle Enerji, Ekonomi ve Maliye gibi bazı bakanlıklara yönelik memnuniyetsizlik bulunduğunu belirtiyor. Bu bakanlıklar, halkın üzerindeki ekonomik yükler nedeniyle görevden alınmaları yönünde taleplerle karşı karşıya. Buna rağmen Suriye yönetiminin bu sorunların karmaşık nedenlerinin farkında olduğu, kurumların çalışmalarını ve yürütülen geliştirme projelerini yakından takip ettiği ve bu nedenle söz konusu bakanlıkların büyük ölçüde değişim dışında tutulduğu ifade ediliyor.

fdbfd
Azerbaycan ve Suriye enerji bakanları cumartesi günü gaz tedarik anlaşması imzaladı. (SANA)

Kaynaklara göre bu süreç, aynı zamanda ‘sokaktaki gerilimi azaltmaya yönelik kritik kararlarla’ birlikte ilerlemeli. Özellikle yüksek elektrik faturaları, kamu hizmetlerine yönelik memnuniyetin düşmesinde önemli bir etken olarak görülüyor. Buna karşın elektrik hizmetlerinde kesinti sürelerinin azalması ve hizmet kalitesindeki iyileşme dikkat çekiyor. Benzer bir tablo telekomünikasyon alanında da yaşanıyor. Mobil şebeke kapsama alanında belirgin bir iyileşme ve erişimin genişlemesi sağlanırken, buna paralel olarak hizmet maliyetlerinin ve fiyatların arttığı belirtiliyor.

Kapsamlı yeniden yapılandırma

Planlanan kabine değişikliğinin yalnızca bakanlıklarla sınırlı kalmayacağı, bakanlıklara bağlı müdürlükler ve üst düzey görevleri de kapsayacak şekilde genişletileceği bildirildi. Bu kapsamda İçişleri, Savunma, Turizm, İletişim, Teknoloji ve Enformasyon bakanlıkları gibi kurumlarda bazı üst düzey isimlerin görevden alınarak yerlerine yeni atamalar yapılabileceği ifade ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, Suriye’de devlet kurumlarının yeniden düzenlenmesine yönelik geniş kapsamlı bir değişim süreci yürütülüyor. Bu süreçte bakan yardımcıları ve idari müdürlerin yanı sıra özellikle Turizm Bakanlığı’nda önemli değişiklikler yapıldığı, ayrıca sendika ve meslek örgütlerine kadar uzanan bir yeniden yapılanma planlandığı belirtiliyor. Bu çerçevede Suriye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Favaz Ahmed’in görevden alınması gündeme gelirken, ülke genelinde barolar gibi meslek örgütlerinde de yeni yönetimlerin oluşturulması için çalışmalar yürütülüyor.

Ayrıca bazı valileri kapsayan geniş çaplı yer değişikliklerinin de gündemde olduğu, özellikle Halep ve Humus gibi büyük şehirlerin bu değişimden etkilenebileceği ifade ediliyor. Yerel kaynaklara göre Halep Valisi Azzam el-Garib’e, Cumhurbaşkanlığı’na yakın bir yürütme yapısında üst düzey bir görev teklif edildiği, ancak Garib’in halen kentteki görevine devam etmeyi değerlendirdiği aktarıldı.

Bunun yanında Humus Valisi Abdurrahman el-Ama’nın görevden alınarak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne atanacağı, yerine ise Murhaf en-Nasan’ın Humus Valisi olarak görevlendirileceği yönünde haberler de dolaşıyor.

Paylaşım sisteminin yokluğu

Jusoor Araştırma Merkezi araştırmacısı Vail Alvan, Suriye’de mevcut hükümetin üzerinden bir yıl geçmesinin ardından gündeme gelen kabine ve idari değişiklik tartışmalarını, Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütülen bir performans değerlendirmesine bağladı.

Alvan Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu tür süreçlerin genellikle paralel siyasi gelişmelerle birlikte ilerlediğini belirtti. Alvan’a göre bu gelişmeler arasında Suriye Meclisi’nin ilk oturumlarının yapılması veya SDG ile yakınlaşma süreci gibi unsurlar yer alıyor. Alvan, mevcut göstergelerin henüz kapsamlı bir hükümet değişikliğine ya da tamamen yeni bir kabine kurulmasına işaret edecek düzeyde olmadığını ifade etti.

df fd
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 15 Nisan 2026 tarihinde Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda SDG lideri Mazlum Abdi ile Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed’i kabul etti. (SANA)

Alvan, bakanların belirlenme sürecinin ve yapılan incelemelerin takip edilmesi sonucunda, hükümette ‘paylaşımcı siyaset’ ya da taraflar arasında uzlaşmaya dayalı bir bakanlık dağılımı anlayışının bulunmadığını gözlemlediklerini söyledi. Alvan’a göre, buna rağmen önümüzdeki dönemde SDG mensuplarının bakan, bakan yardımcısı veya vali gibi karar alma pozisyonlarında yer alması mümkün. Bunun, güç paylaşımı ve tek elde iktidar toplanmaması ilkesi çerçevesinde ‘doğal’ bir gelişme olduğu değerlendiriliyor. Bakanlık ve görevlerin ise liyakat, performans değerlendirmesi ve düzenli gözden geçirme mekanizmalarıyla belirlendiği, bu nedenle görevlerin sürekli denetime açık olduğu ifade ediliyor.

Alvan ayrıca, yürütme organı içinde bazı bakanlıklar ya da sorumlu pozisyonlarda meclisin toplanmasından önce sınırlı değişikliklerin olabileceğini belirtti. Ancak kapsamlı bir hükümet değişikliğinin parlamentonun faaliyete geçmesine bağlı olduğunu, bunun daha geniş çaplı ve bazı hassas egemenlik bakanlıklarını da kapsayabilecek bir yeniden yapılanma sürecine zemin hazırlayabileceğini ifade etti. Bu tür bir değişimin ise mevcut sürecin ötesinde, kapsamlı bir performans değerlendirmesinin sonucu olacağı kaydedildi.

Parlamentonun yetkileri

Öte yandan Halep’ten seçilen Suriye Halk Meclisi üyesi Akil Hüseyin, beklenen değişim sürecinin parlamentonun yetkileriyle ya da meclisin faaliyete başlamasıyla doğrudan bağlantılı olmadığını belirtti. Bu durumun, geçen yıl mart ayında kabul edilen anayasal bildiri çerçevesinde şekillendiğini ifade etti.

fvfe
Şam’daki Halk Meclisi binası ilk oturumunu bekliyor. (AFP)

Hüseyin, hukuki açıdan meclisin hükümetin kurulmasını onaylama, atama yapma ya da güvenoyu verme yetkisine sahip olmadığını söyledi. Mevcut yönetim sisteminde meclisin rolünün daha çok bakanların denetlenmesi ve hesap verebilirliğinin sağlanmasıyla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabine değişikliklerinin doğrudan Cumhurbaşkanı’nın yetkisi dahilinde gerçekleştiğini vurguladı.

Suriye’de kabul edilen anayasal bildiri başkanlık sistemi esasına dayanıyor, geniş yürütme yetkileri cumhurbaşkanında toplanıyor ve yürütme organı doğrudan cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor.


Lübnan’ın Dahiye bölgesindeki cenaze töreninde havaya ateş açıldı, Hizbullah silahlı kişilerin tutuklanmasını engelledi

Lübnan'ın güneyinde bazı Hizbullah üyelerinin ve sivillerin cenaze töreninde taşınan Hizbullah bayrakları (Reuters)
Lübnan'ın güneyinde bazı Hizbullah üyelerinin ve sivillerin cenaze töreninde taşınan Hizbullah bayrakları (Reuters)
TT

Lübnan’ın Dahiye bölgesindeki cenaze töreninde havaya ateş açıldı, Hizbullah silahlı kişilerin tutuklanmasını engelledi

Lübnan'ın güneyinde bazı Hizbullah üyelerinin ve sivillerin cenaze töreninde taşınan Hizbullah bayrakları (Reuters)
Lübnan'ın güneyinde bazı Hizbullah üyelerinin ve sivillerin cenaze töreninde taşınan Hizbullah bayrakları (Reuters)

Lübnan’ın başkenti Beyrut'un güney banliyösü Dahiye'deki Kefaat bölgesinde dün öğleden sonra bir güvenlik gerilimi yaşandı. Dört kişinin cenaze töreni sırasında havaya yoğun bir şekilde ateş açılması nedeniyle birkaç kişi yaralandı.

Lübnan basını, büyük bir kalabalığın katıldığı cenaze töreninin silahlı kişilerin yoğun biçimde havaya ateş açmasıyla kargaşaya dönüştüğünü ve bazı kişilerin yaralanmasına yol açtığını bildirdi.

Sosyal medyada paylaşılan video görüntüleri, havaya ateş açıldığını gösterirken siviller arasında panik yaşandığı da görüntülere yansıdı.

Edinilen bilgilere göre Lübnan ordusu durumu kontrol altına almak amacıyla bölgeye ulaştı, ancak Hizbullah yanlıları ateş açanların tutuklanmasını engellemek için müdahale etti.

Bir süre sonra Lübnan ordusu araçları ve İstihbarat Müdürlüğü mensuplarının Kefaat Kavşağı çevresinde geniş çaplı konuşlandığı görüldü. Bu sırada çok sayıda silahlı unsur bölgeden çekildi.

Ayrıca ambulansların yaralıları taşımak üzere olay yerine yöneldiği bildirildi. Cenaze töreni boyunca gerginlik ve kalabalık yoğunluğu devam etti.

Bu gelişme, başkent Beyrut’ta silah dosyasına ilişkin artan tartışmalar gölgesinde yaşandı. Lübnan hükümeti daha önce güvenliği sağlamak ve silahları azaltmak amacıyla yürütülen çabalar çerçevesinde Beyrut'u ‘silahsızlandırılmış şehir’ ilan etme kararını açıklamıştı.

Ancak bu karar, Hizbullah'ın sert tepkisiyle karşılaştı. Örgüt, silahlarının güvenlik kaosunun değil ‘direnişin’ bir parçası olduğunu savunarak bu dosyaya ilişkin her türlü tartışmanın kapsamlı bir ulusal savunma stratejisi çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Hizbullah ‘silahsızlandırma’ meselesinin bu şekilde gündeme taşınmasının iç gerginliklere yol açabileceği ve ülkedeki siyasi bölünmeyi derinleştirebileceği konusunda da uyardı.


Bakanlıklar üzerindeki çekişme, hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi’nin görevini zorlaştırabilir

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
TT

Bakanlıklar üzerindeki çekişme, hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi’nin görevini zorlaştırabilir

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)

Irak’ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, ABD’nin eşi ve benzeri görülmemiş desteğinin yanı sıra uluslararası ve yerel desteği arkasına alarak çalışmalarını sürdürüyor. Ancak Zeydi, siyasi güçlerle ilişkisinin niteliğini sınayan ilk dosya olarak bakanlıkların dağılımına ilişkin yaşanan çekişmeyle yüzleşmek zorunda.

Siyasi bloklar ve güçler, Zeydi'yi belirli bakanlıkları talep ederek, başka bakanlıkları kendi çıkarları doğrultusunda döndürerek ya da yeni bakanlıklar ve başbakan yardımcılığı makamları oluşturarak köşeye sıkıştırmaya başladı. Böylece yetkileri olmasa bile bazı parti ve güç liderlerinin devlet kademelerinde mümkün olduğunca fazla yer edinmesini sağlamayı amaçlıyorlar.

Bağdat'taki siyasi gözlemcilere göre söz konusu güçlerin şartlarını dayatmakta ısrar etmesi halinde bu durum, silahlı gruplardan, şişirilmiş kadrolardan ve siyasi blokların dikte ettirdiği atamalardan arınmış bir hükümet kurmak isteyen Zeydi ile bu güçler arasındaki kopuşun başlangıcına dönüşebilir.