İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

“Görmek istemeyen körden daha beter” sözünün vücut bulmuş hali…

Brian Stover
Brian Stover
TT

İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

Brian Stover
Brian Stover

Michael Horowitz

İsrail tarihinin en yıkıcı istihbarat başarısızlıklarının ardından 1974 yılında İsrail askerî istihbaratı AMAN, aynı hatanın tekrarlanmaması için yeni özel bir birim kurdu. Bundan sadece bir yıl önce İsrail, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Yahudi bayramı Yom Kippur’da İsrail’e karşı sürpriz bir savaş ilan etme niyetini yanlış okumuş ve Mısır güçleri, İsrail’e Tel Aviv her şeyden habersiz ve savaşa hazırlıksız bir haldeyken ansızın saldırmıştı.

Aman, soruşturma komitesinin tavsiyelerine dayanarak, Makhleket HaBakara veya ‘Kontrol Birimi’ adıyla tam teşekküllü bir birim kurdu. Bu birim genellikle ‘Şeytanın Avukatı’ ya da ‘Aksi İspatlandı’ anlamına gelen Aramice bir deyişe atıfla "Ifha Mistabra" adıyla anılır. Bu birimin görevi, İsrail istihbarat topluluğunun diğer şubeleri tarafından sunulan değerlendirmeleri soruşturmak ve bunlara etkili bir şekilde itiraz etmektir. Hatta bir konuda görüş birliği olsa bile Ifha Mistabra birimi bunun aksini söyler ve güçlü bir şekilde karşı çıkar. Bu daire, bir ‘grup etkisi’ tuzağına düşmekten kaçınmanın yolu olarak görülüyordu. Zamanla bu yöntem gelişti ve büyük istihbarat başarısızlıklarını önlemek için kullanılan ‘kırmızı takım testi’ adlı standart bir istihbarat uygulamasına dönüştü.

Bu birim, İsrail güvenlik teşkilâtına Yaakov Amidror veya Amos Gilead gibi bazı büyük beyinler armağan etti. Bu birim, ana ‘rakibi’ olan, AMAN’ın araştırma birimiyle aynı veri noktalarına ve istihbarat külliyatına erişim iznine sahip. Bununla birlikte bu birimin değeri son on yıllar içerisinde azaldı ve üst düzey istihbarat yetkilileri bu birimin değerlendirmelerine artık kulak vermez oldu. Ortaya koyduğu değerlendirmenin doğru olduğu nadiren ispatlandı. Birimin kıymetli değerlendirmeler sunma konusundaki başarısı da çok azdı.

Sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdı ve bölgeyi uçuruma itti

Bu kayda değer başarısızlık şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından biriyle sürekli zıt düşmek zorunda olmak, arzu edilen bir iş tanımı değildir. Tanımı gereği Şeytanın Avukatı biriminin çoğu zaman hatalı olması da kaçınılmazdır. Hal böyle olunca insanlar ona kulak vermekten vazgeçtiler ve böylece Yom Kippur sürprizinin tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen araçlardan biri başarısız oldu.

50 yıl sonra, hemen hemen aynı gün İsrail, bu başarısızlığı aynen tekrarladı. Elbette bu, 7 Ekim’deki Hamas katliamının gerçekleşmesine imkân tanıyan daha geniş sistemik başarısızlığın yalnızca küçük bir unsuruydu. Batmaz sanılıp da sonunda batan gemiler, saldırıya uğramaz sanılıp da sonunda saldırıya uğrayan ülkeler ve çökmez sanılıp da sonunda çöken barajlar listesine bir de bu başarısızlık eklendi. Gerçek şu ki, başarısızlıktan muaf hiçbir sistem yoktur. Çökmeyeceği düşünülen sistemler, ani bir şekilde başarısız olan sistemler olma potansiyeline sahiptir.  

Böylece sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu, İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdılar ve bölgeyi uçuruma ittiler.

Eksik konsept

Saldırıdan önceki gece İsrailli yetkililer, aslında Gazze’de ‘tuhaf’ bir şeyler olduğuna dair işaretleri tartışmışlardı. Özel kuvvetlerden bir taktik ekibini sınır bölgesine gönderip, bunun yeterli olacağını düşündüler. Ancak gerçekleşmek üzere olan şeyi anlayamadılar. Esasında ertesi gün bu meseleyi daha etraflıca görüşmeye karar vermişlerdi. Ne var ki müzakere vakti gelene kadar iş işten geçti. Bir yıldır ellerinde mevcut belgeleri ciddiye almadıkları da ortaya çıktı.

Bilgiden değerlendirmeye, değerlendirmeden de karara kadar olan döngünün yönü oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat hatası meydana geldiğinde yürünen ‘yol’ yanlış olur

İsrailli yetkililer, Hamas’ı Gazze’de savaş şöyle dursun, yeni bir çatışma turu için bile kışkırtmaksızın caydırmak üzere daha geniş bir ‘konsepte’ ya da değerlendirmeye göre hareket ediyorlardı. Hâkim istihbarat değerlendirmesi, 2021 yılında yaşanan ve Hamas’ın Kudüs’e füze fırlatmasıyla başlayan Gazze savaşının Hamas hareketinin Gazze’deki yeteneklerine zarar verdiği yönündeydi. Hamas, her şeyden ziyade Batı Şeria’ya odaklanmıştı. Ve burada yine Yom Kippur Savaşı’yla şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Nitekim Mısır ile Suriye’nin İsrail’e saldırdığı 1973 yılında da İsrail istihbarat teşkilatı yine daha geniş bir değerlendirmeye ya da ‘konsepte’ göre hareket ediyordu. Bu değerlendirmeye göre yeni Mısır Devlet Başkanı, selefine nispeten daha ılımlıydı ve Mısır, bir çatışmaya girme niyetinde değildi. Bu benzerlik bir tesadüf olamaz. İsrail’i Mısır’ı yanlış almaya iten istihbarat başarısızlığının, onu Hamas’ın savaş istemediğine inandıran şeyle aynı olduğunu iddia etmek istiyorum.

Pek çok kişi bu başarısızlığa bir açıklama getirmek için istihbarat taktiklerinin ve bilgi toplama protokollerinin en ince ayrıntısına bakacaktır. Bense farklı bir yöne bakacağım. Tecrübelerimden hareketle bu sistemsel başarısızlığın, sistemin sadece bir unsurundan değil, bizzat sistemden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira kötü yönetilen bir birim, arızalı bir araç veya kusurlu bir karar, tüm sistemin başarısızlığını açıklayamaz.

Ne kastettiğimi daha iyi anlamak için istihbarat kaidelerine dönmemiz gerek. Bu kaideler, insanların derslerde ya da bu dünyaya ilk girdiklerinde öğrendikleri bir şeydir. ‘İstihbarat’ oluşturma süreci, ‘istihbarat döngüsünden’ geçer. İlk adım, yönlendirmedir; karar sahipleri bir tehdidi izlemesi veya bir soruyu cevaplaması için istihbarat teşkilatını yönlendirir. İkinci adım, veri toplamadır; gerek insan zekâsı gerek telsiz veya elektronik müdahale gerek uydu görüntüleri gerekse açık kaynakları toplama gibi yollarla bilgiler ve veriler toplanır. Bu ön bilgiler önce işleme, sonra da analiz aşamasından geçer. Analiz birimi, resmi oluşturmaya ve soruları cevaplamaya başlamak üzere bilgileri bir araya getirir. Bu yeni değerlendirme, istihbarat topluluğu ve siyasi karar sahipleri arasındaki en üst düzey isimleri ‘haberdar etme’ aşamasından geçirilir. Ardından söz konusu karar sahipleri, hizmeti yeniden yönlendirir ve böylece az önce anlattığım döngüye geri döneriz.

Bu süreç önemlidir ama bilgiden değerlendirmeye, sonra değerlendirmeden karara kadar olan döngünün yönü de oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat başarısızlığı meydana gelirse yürünen ‘yol’ yanlış olur. Sizden bağımsız objektif bir analiz oluşturacak delillere bakmak yerine, delillerin sizin değerlendirmenizi doğru gösterdiği yola baktığınızda değerlendirmeniz bir Doktrine dönüşür. O zaman da bilgilere ve verilere ilişkin yorumunuz çarpık bir açıklama çizgisi takip eder ve kendi değerlendirmenize ters düşen noktaları göz ardı etme eğiliminde olursunuz ya da bu Doktrin, olayları farklı bir gözle görmenize neden olabilir.

Muhtemelen 7 Ekim öncesinde bu oldu. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını başlatmaya hazırlandığına dair işaretleri görmüş, ancak yanlış yorumlamış olsa gerek. Bu işaretleri herkes görüyordu. Aslında Mısır, saldırıdan birkaç gün önce ‘büyük bir olayın’ yaşanacağı konusunda uyardı. Onların uyarıları İsrail’in havuzundakilerden farklı bilgilere dayanmıyordu; sadece İsrail bunu farklı bir şekilde yorumlamıştı.

Hamas pilotları, planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri, saldırıdan önce roket atış denemelerini de yoğunlaştırdı

Hamas, kibutzun ele geçirilmesini ve sınırların aşılmasını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca 7 Ekim olayından sadece bir ay önce, binalara baskın operasyonlarını simüle etmek için konteynırlara baskın eğitimi alan militanlarının görüntülerini kayda alarak yayınladılar. 2022 yılında Gazze’de Hamas dahil çok sayıda grup, bir eğitim düzenledi ve bunları kayda alarak kamuoyu ile paylaştı. Bu eğitimde İsrail’e ait bir askerî üs ele geçirilmiş ve rehin alma tatbikatları gerçekleştirilmişti. Bundan bir yıl önce, başka bir eğitimin ardından Hamas’ın üst düzey liderlerinden Eymen Nevfel, Gazze Şeridi sınırı boyunca uzanan yüksek teknolojili İsrail çitlerinin İsrail’i korumayacağını söylemişti. Nevfel, 7 Ekim saldırılarının ardından bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Hamas pilotları planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Saldırıdan önce Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri roket atış denemelerini de sıklaştırdı. İşaretler ortadaydı. İsrail de bunları kendi gözleriyle gördü ama farklı bir şekilde yorumladı. İsrail istihbaratı, Hamas’ın caydırıldığını ve bu işaretlerin de İsrail’i Gazze’yle daha fazla ilgilenmeye ve mecburen Hamas’a daha fazla taviz vermeye sevk etmek için bir ‘kendini gösterme çabasından’ ibaret olduğunu zannetti. Nihayetinde Hamas’ın şimdiye kadar Gazze’de yaptığı şey buydu. Ancak az önce yazdığım bu cümle, yukarıda bahsettiğim hatanın aynısını içeriyor: Ben de değerlendirmeyi (Hamas caydırıldı), gerçekliğe uygun bilgileri (Hamas savaşa hazırlanıyor) geçersiz kılmak için kullandım. Bu klasik bir istihbarat hatası olsa da gerçek hayattaki durumlarda fark edilmesi ve düzeltilmesi çok zordur. İsrail güvenlik ve siyaset liderliğinin en üst ve en alt kademelerinde görülen başarısızlıklar böyledir.

Buna, İsrail’deki güvenlik ve siyaset liderliğinin ‘ortasındaki’ başarısızlık diyebilirim. Liderliğin en üst ve en alt kademelerindeki başarısızlıklar bunun zemininde birikmiştir.

Savunma önlemleri

Güvenlik tedbirlerinin en alt seviyesinde savunma önlemleri yer alıyor. Bunlar genellikle gelişmiş uyarıların ve önleyici tedbirlerin etkisiz olduğu ispatlandığında devreye sokulur. İsrail’in bu başarısızlıktan korunmak için oldukça etkin bir sistemi vardı: bir milyar dolara mal olan etkileyici bir teknolojik başarı, yani Gazze’yle sınır çiti. Bu, sistemin merkezî bileşeni sensörlerle donatılmış bir çittir. Bu sensörler herhangi bir fiziksel temas durumunda İsrail Savunma Kuvvetleri karargâhını derhal uyarıyor ve böylece anında ve hızlı bir karşılığa imkân tanıyor. Bu çit ayrıca bir kamera ağıyla sürekli izleniyor ve uzaktan kumandalı gözetleme kuleleri ve makineli tüfeklerle korunuyor. Bu kameraları izlemek için  ‘Gözlemciler’ adlı özel bir birim oluşturuldu. Bu adanmış kadın askerler, gözlerini kamera yayınından bir an bile ayırmadıkları yorucu mesailerde bulunuyorlar. Her bir gözlemci, gözetlediği bölgenin belirli ve özenle korunan bir bölümünden sorumlu.

Asıl başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurla bağlantılıdır. Bu tasavvur İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine hatalı bir şekilde duyduğu güveni artırdı

Böyle bir sistem nasıl başarısız olabilir? Ama oldu… Burada da yine güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu varsayımı, Hamas’ın güvenlik sistemini atlatamayacağı, dolayısıyla da buna teşebbüs etmeyeceği yönünde ölümcül bir değerlendirmeye yol açtı. Bu varsayım ölümcüldü. Nitekim İsrail ordusu, Hamas’ın aslında bu sistemi aşmanın yollarını bulmaya çalıştığını gösteren olası işaretlere karşı kör oldu. Sağlam herhangi bir istihbarat operasyonu Hamas’ın duvarı aşmaya çalıştığı ihtimalini dışlamaz, aksine bunu gerçekten yapmaya çalıştığını gösteren işaretler arar ve Hamas gibi bir düşmanın bu engeli nasıl aşacağını hayal etmeye çalışırdı.

Peki, Hamas ne yaptı? Şu an resim nihai denecek kadar net olmasa da iki ay sonra elimizde neler döndüğüne dair daha fazla delil olacak. Bana, Hamas’ın sınırları aşmasına imkân tanıyan yeni gelişmiş silahların türü hakkında çok soru soruldu ama bu soruların cevabı yoktu.

Hamas’ın kullandığı araçların hiçbiri yeni değil. Hiçbiri İsrail’i gerçekten şaşırtmadı. Hamas, sınırı geçip İsrail’e girmek için seçkin bir komando gücü kullandı. Bu ekip yeni değildi; İsrail yaklaşık on yıldır bu ekipten haberdardı. Görünüşe bakılırsa Hamas, sınırdaki elektrik kulelerini hedef almak üzere insansız hava araçları kullandı ve böylece uzaktan işletilen İsrail savunma sistemlerinin bir kısmını hemen devre dışı bıraktı. Bu insansız hava araçları yeni değil. Hamas bu esnada binlerce roket fırlattı ve bu da sınıra gönderilecek güçlere engel oldu. Sınıra ulaşanlar ise yüzlerce seçme savaşçıyla karşı karşıya kaldılar. Hamas, herhangi bir ihlale tepki gösterecek müdahale gücünün boyutu ve özellikleri hakkında detaylı istihbarat topladı (ki koordineli onlarca ihlal vardı). Daha sonra, Gazze Tümeni karargâhını ve birçok küçük askerî birliği içine alan bu müdahale gücüne saldırdı. İsrail Hava Kuvvetleri karşılık verme imkânı bulduğunda iş işten geçmişti. Nitekim Hamas sınırdaki sivil toplulukların arasına sızmış, İsraillileri rehin almış ve bazılarını Gazze’ye nakletmişti. Hamas komandolarının işini bitirebilecek hava saldırıları artık imkânsız hale geldi.

Aslında bu başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurdan kaynaklanıyor. Bu tasavvur, İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine duyduğu yanlış güveni artırdı.

Piramidin tepesindeki başarısızlık

Sonra belki de en büyük başarısızlık geldi: piramidin tepesindeki başarısızlık. İstihbarat döngüsünün en üst noktası; siyasi düzey, yani ‘yönü’ belirleyen düzeydir. Bu düzey, istihbaratı yönetir ve onu sorulara veya ilgi alanlarına yönlendirir. Bu oldukça önemli bir şeydir ve bu devlet bir ABD değilse ve elinde neredeyse sınırsız istihbarat kaynakları yoksa ciddi sonuçlar doğurur. Bu yüzden önceliklerinizi belirlemelisiniz. Kaldı ki ABD’nin bile bunu yapması gerekir. Seferberlik araçları ve kaynakları sınırlı. Analistleri ve konuşlandırılabilecek askerleri ve askerî birlikleri toplamanın zamanı geldi. İsrail, şu veya bu düzeyde çok acil tehditlerle karşı karşıya. Seçim, vazgeçmek.  

Olan olduğunda, tahmin edin, Netanyahu ne dedi? ‘Yeterince dikkatli bakarsanız bu işin arkasında İran’ı göreceksiniz’ dedi. Bu söylem, zararlı değil, ölümcüldür

Netanyahu’nun açıklamalarına ve söylemlerine bakıldığında net bir tavır görülüyor. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin çatışmasını kenarda bırakma ve değersizleştirme yoluyla profesyonel bir siyaset izledi. Her zaman diğer tehditleri, özellikle de İran’la onun vekillerini ana mesele olarak gördü. Bunda siyasi bir unsur da olabilir. İran’dan bahsetmek onu küresel jeopolitik alana itti; burada Biden ya da Putin gibi isimlerle karşı karşıya geldi ve BM’de nükleer bombaya dair gülünç planlar çizdi. Bu onun kendisini çalkantılı bölgesel ve küresel sularda yüzme becerisine sahip tek İsrail lideri olarak tasvir etmesini sağladı. İsrail-Filistin çatışması bir yana bu ikincil bir nottu. Olanlar olduğunda bile tahmin edin, Netanyahu ne dedi? “Yeterince dikkatli bakarsanız bu olayın arkasında İran’ı görürsünüz” dedi. Bu söylem zararlı değil, düpedüz ölümcüldür.  

Bu demek değildir ki İran, İsrail için bir tehdit oluşturmuyor. Elbette oluşturuyor. Ama bu tehdidin, daha sıcak bir tehdidi gölgede bırakmaması gerekir. Bu bilinçli körlük, istihbarat topluluğunu doğrudan etkiliyor, çünkü istihbarat toplama araçlarının tehditten uzakta yeni bir konum almasını ve güçlerin de tek bir sınırdan uzakta yeniden konuşlandırılmasını teşvik ediyor, önyargıda ve hatalı tepki döngüsünde ısrarcı olmaya sebep oluyor. Duyulacak bir şey olmadığını varsayar ve kulaklarınızı kapatıp görmeye odaklanırsanız, sonra hiçbir şey duymadığınız için haklı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yapmış olursunuz.

Belki daha özlü bir diğer deyişle, “görmek istemeyen körden de beter” olursunuz.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Hızlı Destek Kuvvetleri, Sudan’da 5 elektrik santraline İHA saldırıları düzenledi

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) savaşçıları (Arşiv- AP)
Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) savaşçıları (Arşiv- AP)
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri, Sudan’da 5 elektrik santraline İHA saldırıları düzenledi

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) savaşçıları (Arşiv- AP)
Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) savaşçıları (Arşiv- AP)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) bugün 5 elektrik santralini hedef alan koordineli İHA saldırıları düzenledi. Bir hükümet yetkilisinin verdiği bilgiye göre saldırılar, ülkenin doğusundaki geniş bölgelerde elektrik kesintilerine yol açtı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Cezire eyaletinde bulunan iki elektrik santrali ile Gadarif ve Beyaz Nil eyaletlerindeki üç santralin hedef alınmasının ardından bölgede şafak öncesinden itibaren elektrik kesintileri yaşandı.

Sudan ordusunun hava savunma sistemleri, dün sabah ülkenin orta kesimindeki Cezire eyaletinin başkenti Vad Medeni kentine birkaç kilometre mesafede bulunan Ümm Aliyle yakıt depolarını hedef aldığı değerlendirilen İHA’ları düşürdü.

Kaynaklar, eyaletin doğusundaki Ümm Aliyle beldesi üzerinde dört İHA’nın uçtuğunu, birkaç dakika sonra ise uçaksavar ateşi seslerinin duyulduğunu bildirdi.

Bazı medya kuruluşları, Sudan ordusunun İHA’ları saldırılarını gerçekleştirmeden önce etkisiz hâle getirdiğini belirtti. Ancak resmî makamlardan henüz açıklama yapılmaması nedeniyle bu bilgiler bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı.

Birleşmiş Milletler raporlarına göre son birkaç gün içinde Darfur, Kurdufan, Mavi Nil ve Hartum’daki çeşitli sivil yerleşim ve tesisleri hedef alan İHA saldırılarında 300’den fazla kişi hayatını kaybetti. Söz konusu saldırılar, Sudan ordusu ile HDK arasında karşılıklı saldırıların arttığı bir dönemde gerçekleşti.

İHA’lar, Sudan’daki savaşın başlıca silahlarından biri hâline geldi. Çatışmanın tarafları, doğrudan cephe hatlarından uzaktaki hedefleri vurmak amacıyla İHA’ları giderek daha fazla kullanıyor.


Binlerce Iraklı, Ekim gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor

Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
TT

Binlerce Iraklı, Ekim gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor

Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)
Iraklılar, yolsuzluğun ortadan kaldırılmasını ve silahların yalnızca devletin elinde tutulmasını talep ederek, Ekim 2019 protestolarının yedinci yıldönümünü anmak üzere Tahrir Meydanı’nda bir araya geldi. (DPA)

Binlerce Iraklı, sıkı güvenlik önlemleri altında, Bağdat’ın yanı sıra ülkenin orta kesimindeki bazı kent ve vilayetlerde Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü andı. Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) güçleri ise yıl dönümüne yönelik eleştirilerde bulunarak bu günü ‘kara gün’ olarak nitelendirdi.

Yüzlerce aktivist, sabahın ilk saatlerinden itibaren Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’na akın etti. Meydan, 2019 protestolarının ana merkezi konumundaydı. Söz konusu gösteriler, eski Başbakan Adil Abdulmehdi hükümetinin düşmesini sağlamıştı. Ancak bu başarı ağır bir bedelle elde edilmiş, protestolar sırasında yaklaşık 600 kişi hayatını kaybetmiş, 20 binden fazla gösterici yaralanmıştı.

Aktivistlerin dile getirdiği temel talep ve slogan, göstericilerin öldürülmesine karışan grupların hesap vermesi olmaya devam ediyor. Suçlamalar hâlâ bazı siyasi isimlere, silahlı gruplara ve Haşdi Şabi bünyesindeki bazı kanatlara yöneltiliyor. Haşdi Şabi’nin yıl dönümünü ‘kara gün’ olarak nitelendiren açıklaması da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Kara gün

Haşdi Şabi dün yayımladığı açıklamada, “Bu kara günde ihanet ve hainlik eli uzanarak Haşdi Şabi komutanı Visam el-Ulyavi ve kardeşini katletti. Bu vahşi suç, tüm insani değerlerden sıyrılmış barbar çetelerin gerçek yüzünü ortaya çıkardı” ifadelerini kullandı.

Güneydeki Meysan vilayetinin merkezi Amara kentinde Asaib Ehli’l Hak bürosunun sorumlusu olan Ulyavi, öfkeli bir grubun kendisini kuşatmasının ardından öldürüldü. Söz konusu grubun, kentte faaliyet gösteren rakip bir siyasi-dinî gruba mensup olduğu düşünülüyor. Grubun sivil hareket içindeki oluşumlarla ise herhangi bir bağlantısının bulunmadığı belirtiliyor.

Eylül 2022’de yargı, Visam el-Ulyavi ve kardeşini öldürmek suçundan Seccad Esad Ali’yi mahkûm etti. Meysan Ceza Mahkemesi, sanık hakkında idam cezası verdi.

Protestoların üzerinden yedi yıl geçmesine rağmen aktivistlerle silahlı gruplar ve siyasi partiler arasındaki gerginlik devam ediyor. Tarafların hiçbiri birbirlerine yönelik suçlamalarda bulunmak için fırsat kaçırmıyor. Aktivistler, silahlı grupları ve siyasi partileri yolsuzluk yapmakla ve İran’a bağımlı olmakla suçlarken, söz konusu çevreler de aktivistleri ABD’ye ve onunla bağlantılı güçlere bağlı olmakla itham ediyor.

Barışçıl niteliklerine rağmen dün düzenlenen gösterilerde İran’ı, silahlı grupları ve bunlarla bağlantılı siyasi partileri hedef alan sloganlar da atıldı.

Sıkı güvenlik önlemleri

Güvenlik güçleri, 2019’daki hükümet karşıtı gösterilerin yedinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Iraklı göstericileri takip ediyor. (AFP)
Güvenlik güçleri, 2019’daki hükümet karşıtı gösterilerin yedinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Iraklı göstericileri takip ediyor. (AFP)

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, başkentteki Tahrir Meydanı’nda düzenlenecek barışçıl gösterilerin güvenliğini sağlamak amacıyla güvenlik ve organizasyon tedbirlerinin uygulanmaya başlandığını duyurdu.

Komutanlık, açıklamasında, başkentin merkezindeki Tahrir Meydanı’nda 25 Ekim 2026 Pazar sabahı düzenlenecek barışçıl göstericilerin korunması, güvenliklerinin ve can emniyetlerinin sağlanması amacıyla gerekli güvenlik ve organizasyon tedbirlerinin alınmaya başlandığını bildirdi.

Açıklamada, Tahrir Meydanı’na çıkan yollarda kişilerin titizlikle aranmasının da tedbirler arasında yer aldığı belirtildi. Bu uygulamayla göstericiler için en üst düzeyde güvenliğin sağlanmasının, kamu ve özel mülkiyetin korunmasının, insan hakları ilkelerine riayet edilmesinin ve kamu düzeninin bozulmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı kaydedildi.

Güvenlik güçlerinin meydana çıkan yolları kapatmayacağı vurgulanan açıklamada, zorunlu hallerde yol kapatma kararlarının yalnızca komutanlık merkezinden verilecek emirler doğrultusunda uygulanacağı ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, “Cumartesi gününü pazara bağlayan gece saat 00.00’dan itibaren Muhammed el-Kasım Otoyolu, Ordu Kanalı Otoyolu, Selahaddin/Şa’le Otoyolu ve Tahrir Meydanı’na çıkan yollarda her türlü üç tekerlekli motorlu aracın ve motosikletin geçişi kesinlikle yasaktır” denildi.

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, göstericilere güvenlik güçleriyle iş birliği yapmaları ve kendi güvenlikleri ile can emniyetlerinin korunması amacıyla talimatlara uymaları çağrısında bulundu.

Öte yandan Tahrir Meydanı’na ulaşan aktivistler, güvenlik birimlerinin ‘keyfî ve sert’ olarak nitelendirdikleri uygulamalarda bulunduğunu öne sürdü. Aktivistlerin iddialarına göre güvenlik güçleri, basın mensupları ile televizyon kanallarının gösteriyi takip etmesini engelledi; ayrıca cep telefonlarıyla görüntü alınmasına izin vermedi ve bazı durumlarda kişisel cihazlara el koydu.

Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, Tahrir Meydanı’na çıkan yolların ve meydan girişlerinin kapatılmayacağını açıklamış olsa da başkentte sabahın ilk saatlerinden itibaren yoğun trafik sıkışıklığı yaşandı. Trafik yoğunluğu günün ilerleyen saatlerinde de devam etti.

Tişrin’in olası geri dönüşü

Irak’ın Necef kentinde göstericiler, Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor. (AFP)
Irak’ın Necef kentinde göstericiler, Ekim 2019 gösterilerinin yedinci yıldönümünü anıyor. (AFP)

Gösterilerin barışçıl niteliğine rağmen, protestoların sürmesi halinde göstericilerle güvenlik güçleri arasında, geçmişteki gösterilerde yaşananlara benzer şekilde, çatışma çıkabileceğine ilişkin endişeler devam ediyor.

Başbakan Ali ez-Zeydi, gerginliğin tırmanmasını önlemek amacıyla cumartesi günü göstericilere yönelik olumlu bir mesaj yayımlayarak protestolar öncesinde adım attı. Zeydi, “Gösteri yapmak anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış bir haktır. Tüm göstericilerin taleplerini dinleyeceğim ve elimizden gelen her şeyi yapacağız. Görevimiz gösterilere karşı çıkmak değil, halka hizmet etmektir” dedi.

Zeydi hükümeti ayrıca, mali krize rağmen kamu kurumlarıyla sözleşmeli çalışanlara 120 bin kalıcı kadro tahsis etme kararı aldı. Bu adımla, iş imkânlarının yetersizliği nedeniyle halkta oluşan öfkenin yatıştırılması amaçlanıyor.

Gösterilerin 2019’daki gibi devam edip etmeyeceği ya da yalnızca yıl dönümünü anmak amacıyla bir günle sınırlı kalıp kalmayacağı henüz kesinlik kazanmış değil. Ancak bazı kaynaklar, protestoların devam edebileceğini değerlendiriyor. Bu ihtimali güçlendiren etkenler arasında, dinarın dolar karşısında değer kaybetmesi nedeniyle mal ve gıda fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanan halk öfkesi ile hükümetin performansına ve bakanlık kadrolarının bu dönemde genişletilmesine yönelik genel memnuniyetsizlik bulunuyor. Üstelik ülke, ağır bir mali krizle karşı karşıya.

Akademisyen Kazım el-Mikdadi, Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, “Tişrin yeniden güçlü bir şekilde döndü. Fikirlerin ölmeyeceğini ve hiçbir zaman ölmeyeceğini söylemiştik; onlar sürekli yenileniyor” ifadelerini kullandı.

Mikdadi, “Adil Abdulmehdi hükümetini düşüren, Mustafa el-Kazımi’nin önünü açan ve bazı yasaları ve keyfî uygulamaları değiştiren Tişrin ayaklanması, gücünü halktan almayan her hükümeti değiştirebilir” diye ekledi.


Irak’ın Şeyb Sınır Kapısı’nı kapatması İran’la gerilimi artırıyor

İran sınırındaki Irak’a ait Şeyb Sınır Kapısı’nın sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğrafı
İran sınırındaki Irak’a ait Şeyb Sınır Kapısı’nın sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğrafı
TT

Irak’ın Şeyb Sınır Kapısı’nı kapatması İran’la gerilimi artırıyor

İran sınırındaki Irak’a ait Şeyb Sınır Kapısı’nın sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğrafı
İran sınırındaki Irak’a ait Şeyb Sınır Kapısı’nın sosyal medya platformlarında paylaşılan fotoğrafı

Irak hükümetinin İran sınırındaki Şeyb Sınır Kapısı’nı kapatma kararı, siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında yeni tartışmalara yol açtı. Ülkenin güneyindeki Meysan vilayetinde protestocular sınır kapısının yeniden açılması talebiyle gösteriler düzenlerken, protestoların büyüyebileceği ve petrol şirketlerinin faaliyetlerinin aksayabileceği yönünde uyarılar yapıldı. Bağdat ile Tahran arasında kapatma kararının gerekçelerine ilişkin anlaşmazlık derinleşirken, İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar da sınır kapıları ve havalimanlarına ilişkin hükümet kararlarında ABD’nin etkili olduğunu öne sürdü. Gelişmeler, Irak’ın iç siyasetinde ve bölgesel ilişkilerinde yeni bir gerilim başlığı oluşturdu.

Protestolar ve gerilimi artırma tehditleri

Irak’ın Meysan vilayetinde onlarca kişi, federal hükümetin İran sınırındaki Şeyb Sınır Kapısı’nı ikinci bir duyuruya kadar kapatma kararını protesto etmek amacıyla dün petrol şirketlerine giden ana yolu trafiğe kapattı.

Şarku’l Avsat’ın Shafaq News’ten aktardığına göre göstericiler, kritik öneme sahip Bazargan yolunu kapatarak, hükümetten kararını geri almasını isteyen sloganlar attı. Gösteri çevresinde yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Siyasi gerilimin arttığı süreçte Meysan Vilayet Meclisi Başkanı Mustafa Dair el-Muhammedavi, federal hükümete sınır kapısını yeniden açması için önümüzdeki perşembe gününe kadar süre verdi. Muhammedavi, taleplerin karşılanmaması hâlinde sivil itaatsizlik ve yolların kapatılması dâhil çeşitli adımlar atılabileceği uyarısında bulundu. Ayrıca kapatmanın sürmesi durumunda Meysan’ın Irak’tan ayrılabileceğini öne sürdü. Bu açıklama, kararın bölgede yarattığı tepkinin boyutunu da ortaya koydu.

Protestoların önemi, Şeyb Sınır Kapısı’nın Irak ile İran arasındaki ticarette oynadığı rolün yanı sıra, ekonomik faaliyetlerinin önemli bir bölümünü ticaret ve petrol sektörlerinden sağlayan Meysan vilayetinin konumundan kaynaklanıyor. Shafaq News’in aktardığına göre kapatma kararının ardından vilayette sebze ve meyve fiyatları keskin biçimde yükseldi. Bunun üzerine vatandaşlar sosyal medya üzerinden ticari geçişlerin yeniden başlatılması çağrısında bulundu.

Bağdat kararı savunuyor, Tahran tepki gösteriyor

Irak hükümeti, 20 Ekim Salı günü Şeyb Sınır Kapısı’nın ikinci bir duyuruya kadar kapatılmasına karar vermişti. Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, kararın gerekçesini sınır kapısının işletilmesi için gerekli teknik, teknolojik ve geliştirme çalışmalarının tamamlanmamış olmasıyla açıkladı.

Irak Haber Ajansına konuşan el-Abudi, faaliyetlerin durdurulmasının teknik ve lojistik hazırlık seviyesini yükseltmeyi amaçladığını belirtti. Ayrıca İran ile ticaretin sorunsuz sürdüğü başka sınır kapılarının da bulunduğunu ifade etti.

Ancak karar Tahran’ın tepkisini çekti. İran İçişleri Bakanlığı, Bağdat’tan kapatma öncesinde herhangi bir bildirim almadıklarını belirtti.

İran’ın Bağdat Büyükelçiliği de Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin aşiretler ve bataklık bölgelerinden sorumlu danışmanı Abdülemir Tayban’ın açıklamalarına tepki gösterdi. Tayban, Şeyb ve Şelemçe sınır kapılarının Irak’ın güneyine zarar verdiğini öne sürmüş, bu geçiş noktalarını İran’dan uyuşturucu ve sahte para kaçakçılığıyla ilişkilendirmişti.

Büyükelçilik yayımladığı açıklamada, söz konusu ifadeleri “asılsız iddialar” olarak nitelendirerek Irak’taki ilgili makamlardan iki ülke arasındaki ilişkilere zarar verdiğini savunduğu açıklamalar karşısında tutum almalarını istedi.

Mevcut bilgilere göre Irak hükümeti, büyükelçiliğin açıklamasına henüz yanıt vermedi ve kapatma kararını geri aldığına ilişkin bir duyuru da yapmadı. Bu gelişmeler, bölgesel çatışmanın etkileri ile deniz ulaşımı ve ekonomik ticaretin güvenliğine ilişkin baskıların arttığı bir dönemde, iki ülke arasındaki sınır ve ticaret meselelerinin daha hassas hâle geldiğini gösteriyor.

Silahlı gruplar ABD’yi müdahaleyle suçluyor

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği binası (Irak Haber Ajansı)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği binası (Irak Haber Ajansı)

Meysan’daki protestolarla eş zamanlı olarak İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar da ABD’ye yönelik söylemlerini sertleştirdi. Gruplar, Irak hükümetinin İran’la bağlantılı havalimanları ve sınır kapılarını kapatma kararında Washington’un etkili olduğunu iddia etti.

Silahlı gruplar, 30 Eylül ile 23 Ekim tarihleri arasında ABD’ye ait savaş ve keşif uçaklarının Irak hava sahasında 171 hava sahası ihlali gerçekleştirdiğini belgelediklerini ileri sürdü.

Gruplar, söz konusu uçuşların devam etmesini Irak’ın egemenliğinin ihlali ve Bağdat ile Washington arasında imzalanan anlaşma ve taahhütlerin çiğnenmesi olarak değerlendirdi. Irak hükümetinden hava hareketliliklerine ilişkin tutumunu açıklamasını ve ABD ile yürürlükteki mutabakatların içeriğini kamuoyuyla paylaşmasını istediler.

Silahlı gruplar ayrıca iddia ettikleri hava sahası ihlalleriyle hükümetin sınır kapıları ve havalimanlarına ilişkin kararları arasında bağlantı kurdu. Bu adımların, Irak’ın karar alma bağımsızlığı ve egemenliğini ne ölçüde kullanabildiği konusunda soru işaretleri doğurduğunu savundular.

Açıklamada iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği bölgeler veya uçuşlara katılan uçakların özellikleri hakkında ayrıntı verilmedi. Mevcut bilgilerde, sınır kapısının kapatılması kararında ABD’nin müdahalesi olduğu yönündeki suçlamaları bağımsız biçimde doğrulayan ayrı bir kanıt da yer almadı.

Bu gelişmeler, Irak hükümetini karmaşık bir denklemle karşı karşıya bırakıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Bağdat bir yandan ticaret ve fiyat artışları nedeniyle yerel halkın tepkileriyle uğraşırken, diğer yandan sınır kararlarını ABD ve İran’la ilişkilerine bağlayan silahlı grupların siyasi baskısıyla karşı karşıya kalıyor.

Silahlı gruplarla ateşkes yeni bir sınavla karşı karşıya

Irak’ın güneyindeki Basra vilayetinde İran sınırında bulunan Şelemçe Sınır Kapısı (AFP)
Irak’ın güneyindeki Basra vilayetinde İran sınırında bulunan Şelemçe Sınır Kapısı (AFP)

Gerilim, bir yandan ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmanın genişleyebileceğine ilişkin kaygıların arttığı, diğer yandan Irak hükümetinin iç gerilimi kontrol altında tutmaya ve bunun güvenlikle istikrara yansımasını önlemeye çalıştığı bir dönemde artıyor.

Bağdat daha önce, Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki siyasi aktörlerin arabuluculuğuyla silahlarını teslim etmeyi reddeden silahlı gruplarla uzlaşmalara varıldığını duyurmuştu.

Aktarılan bilgilere göre bu uzlaşmalar iki aşamalı bir ateşkes düzenlemesini içeriyor. İlk aşamanın bu yılın sonuna kadar sürmesi ve grupların bu süre boyunca Irak’ta veya komşu ülkelerdeki ABD çıkarlarını hedef almaması öngörülüyor. Haziran 2027’de sona ermesi planlanan ikinci aşama ise silahların teslim edilmesine yönelik düzenlemeler ve siyasi sürece katılımla bağlantılı.

Ancak silahlı grupların son açıklaması ve Nuceba Hareketi’nin silahlarını teslim etme karşılığında siyasi sürece katılmayı kabul etmediğini duyurması, varılan uzlaşmaların sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğurdu. Irak hükümeti bu gelişmeler hakkında henüz resmî bir açıklama yapmadı. Dolayısıyla ateşkesin yürürlükte olup olmadığı veya sürecin tıkanma aşamasına girip girmediği belirsizliğini koruyor.

Bu çerçevede Şeyb Sınır Kapısı üzerindeki anlaşmazlık, hükümetin açıkladığı teknik hazırlık eksiklikleri veya yerel ekonomik sonuçlarla sınırlı değil. Sorun, bölgesel rekabetle ve silahlı grupların hükümetin kararları üzerindeki baskısıyla da iç içe geçmiş durumda.

Meysan halkının sınır kapısının yeniden açılması yönündeki talepleri, Bağdat’ın teknik gerekçelerinde ısrar etmesi, Tahran’ın itirazları ve silahlı grupların Washington’a yönelik suçlamaları arasında Irak hükümeti yeni bir sınavla karşı karşıya. Bağdat’ın önündeki temel mesele, birbirine bağlı dış ilişkileri yönetmek, protestoları kontrol altına almak ve sınır ile ticaret kaynaklı bir anlaşmazlığın daha geniş bir siyasi ve güvenlik krizine dönüşmesini önlemek.