İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

“Görmek istemeyen körden daha beter” sözünün vücut bulmuş hali…

Brian Stover
Brian Stover
TT

İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

Brian Stover
Brian Stover

Michael Horowitz

İsrail tarihinin en yıkıcı istihbarat başarısızlıklarının ardından 1974 yılında İsrail askerî istihbaratı AMAN, aynı hatanın tekrarlanmaması için yeni özel bir birim kurdu. Bundan sadece bir yıl önce İsrail, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Yahudi bayramı Yom Kippur’da İsrail’e karşı sürpriz bir savaş ilan etme niyetini yanlış okumuş ve Mısır güçleri, İsrail’e Tel Aviv her şeyden habersiz ve savaşa hazırlıksız bir haldeyken ansızın saldırmıştı.

Aman, soruşturma komitesinin tavsiyelerine dayanarak, Makhleket HaBakara veya ‘Kontrol Birimi’ adıyla tam teşekküllü bir birim kurdu. Bu birim genellikle ‘Şeytanın Avukatı’ ya da ‘Aksi İspatlandı’ anlamına gelen Aramice bir deyişe atıfla "Ifha Mistabra" adıyla anılır. Bu birimin görevi, İsrail istihbarat topluluğunun diğer şubeleri tarafından sunulan değerlendirmeleri soruşturmak ve bunlara etkili bir şekilde itiraz etmektir. Hatta bir konuda görüş birliği olsa bile Ifha Mistabra birimi bunun aksini söyler ve güçlü bir şekilde karşı çıkar. Bu daire, bir ‘grup etkisi’ tuzağına düşmekten kaçınmanın yolu olarak görülüyordu. Zamanla bu yöntem gelişti ve büyük istihbarat başarısızlıklarını önlemek için kullanılan ‘kırmızı takım testi’ adlı standart bir istihbarat uygulamasına dönüştü.

Bu birim, İsrail güvenlik teşkilâtına Yaakov Amidror veya Amos Gilead gibi bazı büyük beyinler armağan etti. Bu birim, ana ‘rakibi’ olan, AMAN’ın araştırma birimiyle aynı veri noktalarına ve istihbarat külliyatına erişim iznine sahip. Bununla birlikte bu birimin değeri son on yıllar içerisinde azaldı ve üst düzey istihbarat yetkilileri bu birimin değerlendirmelerine artık kulak vermez oldu. Ortaya koyduğu değerlendirmenin doğru olduğu nadiren ispatlandı. Birimin kıymetli değerlendirmeler sunma konusundaki başarısı da çok azdı.

Sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdı ve bölgeyi uçuruma itti

Bu kayda değer başarısızlık şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından biriyle sürekli zıt düşmek zorunda olmak, arzu edilen bir iş tanımı değildir. Tanımı gereği Şeytanın Avukatı biriminin çoğu zaman hatalı olması da kaçınılmazdır. Hal böyle olunca insanlar ona kulak vermekten vazgeçtiler ve böylece Yom Kippur sürprizinin tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen araçlardan biri başarısız oldu.

50 yıl sonra, hemen hemen aynı gün İsrail, bu başarısızlığı aynen tekrarladı. Elbette bu, 7 Ekim’deki Hamas katliamının gerçekleşmesine imkân tanıyan daha geniş sistemik başarısızlığın yalnızca küçük bir unsuruydu. Batmaz sanılıp da sonunda batan gemiler, saldırıya uğramaz sanılıp da sonunda saldırıya uğrayan ülkeler ve çökmez sanılıp da sonunda çöken barajlar listesine bir de bu başarısızlık eklendi. Gerçek şu ki, başarısızlıktan muaf hiçbir sistem yoktur. Çökmeyeceği düşünülen sistemler, ani bir şekilde başarısız olan sistemler olma potansiyeline sahiptir.  

Böylece sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu, İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdılar ve bölgeyi uçuruma ittiler.

Eksik konsept

Saldırıdan önceki gece İsrailli yetkililer, aslında Gazze’de ‘tuhaf’ bir şeyler olduğuna dair işaretleri tartışmışlardı. Özel kuvvetlerden bir taktik ekibini sınır bölgesine gönderip, bunun yeterli olacağını düşündüler. Ancak gerçekleşmek üzere olan şeyi anlayamadılar. Esasında ertesi gün bu meseleyi daha etraflıca görüşmeye karar vermişlerdi. Ne var ki müzakere vakti gelene kadar iş işten geçti. Bir yıldır ellerinde mevcut belgeleri ciddiye almadıkları da ortaya çıktı.

Bilgiden değerlendirmeye, değerlendirmeden de karara kadar olan döngünün yönü oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat hatası meydana geldiğinde yürünen ‘yol’ yanlış olur

İsrailli yetkililer, Hamas’ı Gazze’de savaş şöyle dursun, yeni bir çatışma turu için bile kışkırtmaksızın caydırmak üzere daha geniş bir ‘konsepte’ ya da değerlendirmeye göre hareket ediyorlardı. Hâkim istihbarat değerlendirmesi, 2021 yılında yaşanan ve Hamas’ın Kudüs’e füze fırlatmasıyla başlayan Gazze savaşının Hamas hareketinin Gazze’deki yeteneklerine zarar verdiği yönündeydi. Hamas, her şeyden ziyade Batı Şeria’ya odaklanmıştı. Ve burada yine Yom Kippur Savaşı’yla şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Nitekim Mısır ile Suriye’nin İsrail’e saldırdığı 1973 yılında da İsrail istihbarat teşkilatı yine daha geniş bir değerlendirmeye ya da ‘konsepte’ göre hareket ediyordu. Bu değerlendirmeye göre yeni Mısır Devlet Başkanı, selefine nispeten daha ılımlıydı ve Mısır, bir çatışmaya girme niyetinde değildi. Bu benzerlik bir tesadüf olamaz. İsrail’i Mısır’ı yanlış almaya iten istihbarat başarısızlığının, onu Hamas’ın savaş istemediğine inandıran şeyle aynı olduğunu iddia etmek istiyorum.

Pek çok kişi bu başarısızlığa bir açıklama getirmek için istihbarat taktiklerinin ve bilgi toplama protokollerinin en ince ayrıntısına bakacaktır. Bense farklı bir yöne bakacağım. Tecrübelerimden hareketle bu sistemsel başarısızlığın, sistemin sadece bir unsurundan değil, bizzat sistemden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira kötü yönetilen bir birim, arızalı bir araç veya kusurlu bir karar, tüm sistemin başarısızlığını açıklayamaz.

Ne kastettiğimi daha iyi anlamak için istihbarat kaidelerine dönmemiz gerek. Bu kaideler, insanların derslerde ya da bu dünyaya ilk girdiklerinde öğrendikleri bir şeydir. ‘İstihbarat’ oluşturma süreci, ‘istihbarat döngüsünden’ geçer. İlk adım, yönlendirmedir; karar sahipleri bir tehdidi izlemesi veya bir soruyu cevaplaması için istihbarat teşkilatını yönlendirir. İkinci adım, veri toplamadır; gerek insan zekâsı gerek telsiz veya elektronik müdahale gerek uydu görüntüleri gerekse açık kaynakları toplama gibi yollarla bilgiler ve veriler toplanır. Bu ön bilgiler önce işleme, sonra da analiz aşamasından geçer. Analiz birimi, resmi oluşturmaya ve soruları cevaplamaya başlamak üzere bilgileri bir araya getirir. Bu yeni değerlendirme, istihbarat topluluğu ve siyasi karar sahipleri arasındaki en üst düzey isimleri ‘haberdar etme’ aşamasından geçirilir. Ardından söz konusu karar sahipleri, hizmeti yeniden yönlendirir ve böylece az önce anlattığım döngüye geri döneriz.

Bu süreç önemlidir ama bilgiden değerlendirmeye, sonra değerlendirmeden karara kadar olan döngünün yönü de oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat başarısızlığı meydana gelirse yürünen ‘yol’ yanlış olur. Sizden bağımsız objektif bir analiz oluşturacak delillere bakmak yerine, delillerin sizin değerlendirmenizi doğru gösterdiği yola baktığınızda değerlendirmeniz bir Doktrine dönüşür. O zaman da bilgilere ve verilere ilişkin yorumunuz çarpık bir açıklama çizgisi takip eder ve kendi değerlendirmenize ters düşen noktaları göz ardı etme eğiliminde olursunuz ya da bu Doktrin, olayları farklı bir gözle görmenize neden olabilir.

Muhtemelen 7 Ekim öncesinde bu oldu. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını başlatmaya hazırlandığına dair işaretleri görmüş, ancak yanlış yorumlamış olsa gerek. Bu işaretleri herkes görüyordu. Aslında Mısır, saldırıdan birkaç gün önce ‘büyük bir olayın’ yaşanacağı konusunda uyardı. Onların uyarıları İsrail’in havuzundakilerden farklı bilgilere dayanmıyordu; sadece İsrail bunu farklı bir şekilde yorumlamıştı.

Hamas pilotları, planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri, saldırıdan önce roket atış denemelerini de yoğunlaştırdı

Hamas, kibutzun ele geçirilmesini ve sınırların aşılmasını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca 7 Ekim olayından sadece bir ay önce, binalara baskın operasyonlarını simüle etmek için konteynırlara baskın eğitimi alan militanlarının görüntülerini kayda alarak yayınladılar. 2022 yılında Gazze’de Hamas dahil çok sayıda grup, bir eğitim düzenledi ve bunları kayda alarak kamuoyu ile paylaştı. Bu eğitimde İsrail’e ait bir askerî üs ele geçirilmiş ve rehin alma tatbikatları gerçekleştirilmişti. Bundan bir yıl önce, başka bir eğitimin ardından Hamas’ın üst düzey liderlerinden Eymen Nevfel, Gazze Şeridi sınırı boyunca uzanan yüksek teknolojili İsrail çitlerinin İsrail’i korumayacağını söylemişti. Nevfel, 7 Ekim saldırılarının ardından bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Hamas pilotları planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Saldırıdan önce Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri roket atış denemelerini de sıklaştırdı. İşaretler ortadaydı. İsrail de bunları kendi gözleriyle gördü ama farklı bir şekilde yorumladı. İsrail istihbaratı, Hamas’ın caydırıldığını ve bu işaretlerin de İsrail’i Gazze’yle daha fazla ilgilenmeye ve mecburen Hamas’a daha fazla taviz vermeye sevk etmek için bir ‘kendini gösterme çabasından’ ibaret olduğunu zannetti. Nihayetinde Hamas’ın şimdiye kadar Gazze’de yaptığı şey buydu. Ancak az önce yazdığım bu cümle, yukarıda bahsettiğim hatanın aynısını içeriyor: Ben de değerlendirmeyi (Hamas caydırıldı), gerçekliğe uygun bilgileri (Hamas savaşa hazırlanıyor) geçersiz kılmak için kullandım. Bu klasik bir istihbarat hatası olsa da gerçek hayattaki durumlarda fark edilmesi ve düzeltilmesi çok zordur. İsrail güvenlik ve siyaset liderliğinin en üst ve en alt kademelerinde görülen başarısızlıklar böyledir.

Buna, İsrail’deki güvenlik ve siyaset liderliğinin ‘ortasındaki’ başarısızlık diyebilirim. Liderliğin en üst ve en alt kademelerindeki başarısızlıklar bunun zemininde birikmiştir.

Savunma önlemleri

Güvenlik tedbirlerinin en alt seviyesinde savunma önlemleri yer alıyor. Bunlar genellikle gelişmiş uyarıların ve önleyici tedbirlerin etkisiz olduğu ispatlandığında devreye sokulur. İsrail’in bu başarısızlıktan korunmak için oldukça etkin bir sistemi vardı: bir milyar dolara mal olan etkileyici bir teknolojik başarı, yani Gazze’yle sınır çiti. Bu, sistemin merkezî bileşeni sensörlerle donatılmış bir çittir. Bu sensörler herhangi bir fiziksel temas durumunda İsrail Savunma Kuvvetleri karargâhını derhal uyarıyor ve böylece anında ve hızlı bir karşılığa imkân tanıyor. Bu çit ayrıca bir kamera ağıyla sürekli izleniyor ve uzaktan kumandalı gözetleme kuleleri ve makineli tüfeklerle korunuyor. Bu kameraları izlemek için  ‘Gözlemciler’ adlı özel bir birim oluşturuldu. Bu adanmış kadın askerler, gözlerini kamera yayınından bir an bile ayırmadıkları yorucu mesailerde bulunuyorlar. Her bir gözlemci, gözetlediği bölgenin belirli ve özenle korunan bir bölümünden sorumlu.

Asıl başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurla bağlantılıdır. Bu tasavvur İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine hatalı bir şekilde duyduğu güveni artırdı

Böyle bir sistem nasıl başarısız olabilir? Ama oldu… Burada da yine güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu varsayımı, Hamas’ın güvenlik sistemini atlatamayacağı, dolayısıyla da buna teşebbüs etmeyeceği yönünde ölümcül bir değerlendirmeye yol açtı. Bu varsayım ölümcüldü. Nitekim İsrail ordusu, Hamas’ın aslında bu sistemi aşmanın yollarını bulmaya çalıştığını gösteren olası işaretlere karşı kör oldu. Sağlam herhangi bir istihbarat operasyonu Hamas’ın duvarı aşmaya çalıştığı ihtimalini dışlamaz, aksine bunu gerçekten yapmaya çalıştığını gösteren işaretler arar ve Hamas gibi bir düşmanın bu engeli nasıl aşacağını hayal etmeye çalışırdı.

Peki, Hamas ne yaptı? Şu an resim nihai denecek kadar net olmasa da iki ay sonra elimizde neler döndüğüne dair daha fazla delil olacak. Bana, Hamas’ın sınırları aşmasına imkân tanıyan yeni gelişmiş silahların türü hakkında çok soru soruldu ama bu soruların cevabı yoktu.

Hamas’ın kullandığı araçların hiçbiri yeni değil. Hiçbiri İsrail’i gerçekten şaşırtmadı. Hamas, sınırı geçip İsrail’e girmek için seçkin bir komando gücü kullandı. Bu ekip yeni değildi; İsrail yaklaşık on yıldır bu ekipten haberdardı. Görünüşe bakılırsa Hamas, sınırdaki elektrik kulelerini hedef almak üzere insansız hava araçları kullandı ve böylece uzaktan işletilen İsrail savunma sistemlerinin bir kısmını hemen devre dışı bıraktı. Bu insansız hava araçları yeni değil. Hamas bu esnada binlerce roket fırlattı ve bu da sınıra gönderilecek güçlere engel oldu. Sınıra ulaşanlar ise yüzlerce seçme savaşçıyla karşı karşıya kaldılar. Hamas, herhangi bir ihlale tepki gösterecek müdahale gücünün boyutu ve özellikleri hakkında detaylı istihbarat topladı (ki koordineli onlarca ihlal vardı). Daha sonra, Gazze Tümeni karargâhını ve birçok küçük askerî birliği içine alan bu müdahale gücüne saldırdı. İsrail Hava Kuvvetleri karşılık verme imkânı bulduğunda iş işten geçmişti. Nitekim Hamas sınırdaki sivil toplulukların arasına sızmış, İsraillileri rehin almış ve bazılarını Gazze’ye nakletmişti. Hamas komandolarının işini bitirebilecek hava saldırıları artık imkânsız hale geldi.

Aslında bu başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurdan kaynaklanıyor. Bu tasavvur, İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine duyduğu yanlış güveni artırdı.

Piramidin tepesindeki başarısızlık

Sonra belki de en büyük başarısızlık geldi: piramidin tepesindeki başarısızlık. İstihbarat döngüsünün en üst noktası; siyasi düzey, yani ‘yönü’ belirleyen düzeydir. Bu düzey, istihbaratı yönetir ve onu sorulara veya ilgi alanlarına yönlendirir. Bu oldukça önemli bir şeydir ve bu devlet bir ABD değilse ve elinde neredeyse sınırsız istihbarat kaynakları yoksa ciddi sonuçlar doğurur. Bu yüzden önceliklerinizi belirlemelisiniz. Kaldı ki ABD’nin bile bunu yapması gerekir. Seferberlik araçları ve kaynakları sınırlı. Analistleri ve konuşlandırılabilecek askerleri ve askerî birlikleri toplamanın zamanı geldi. İsrail, şu veya bu düzeyde çok acil tehditlerle karşı karşıya. Seçim, vazgeçmek.  

Olan olduğunda, tahmin edin, Netanyahu ne dedi? ‘Yeterince dikkatli bakarsanız bu işin arkasında İran’ı göreceksiniz’ dedi. Bu söylem, zararlı değil, ölümcüldür

Netanyahu’nun açıklamalarına ve söylemlerine bakıldığında net bir tavır görülüyor. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin çatışmasını kenarda bırakma ve değersizleştirme yoluyla profesyonel bir siyaset izledi. Her zaman diğer tehditleri, özellikle de İran’la onun vekillerini ana mesele olarak gördü. Bunda siyasi bir unsur da olabilir. İran’dan bahsetmek onu küresel jeopolitik alana itti; burada Biden ya da Putin gibi isimlerle karşı karşıya geldi ve BM’de nükleer bombaya dair gülünç planlar çizdi. Bu onun kendisini çalkantılı bölgesel ve küresel sularda yüzme becerisine sahip tek İsrail lideri olarak tasvir etmesini sağladı. İsrail-Filistin çatışması bir yana bu ikincil bir nottu. Olanlar olduğunda bile tahmin edin, Netanyahu ne dedi? “Yeterince dikkatli bakarsanız bu olayın arkasında İran’ı görürsünüz” dedi. Bu söylem zararlı değil, düpedüz ölümcüldür.  

Bu demek değildir ki İran, İsrail için bir tehdit oluşturmuyor. Elbette oluşturuyor. Ama bu tehdidin, daha sıcak bir tehdidi gölgede bırakmaması gerekir. Bu bilinçli körlük, istihbarat topluluğunu doğrudan etkiliyor, çünkü istihbarat toplama araçlarının tehditten uzakta yeni bir konum almasını ve güçlerin de tek bir sınırdan uzakta yeniden konuşlandırılmasını teşvik ediyor, önyargıda ve hatalı tepki döngüsünde ısrarcı olmaya sebep oluyor. Duyulacak bir şey olmadığını varsayar ve kulaklarınızı kapatıp görmeye odaklanırsanız, sonra hiçbir şey duymadığınız için haklı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yapmış olursunuz.

Belki daha özlü bir diğer deyişle, “görmek istemeyen körden de beter” olursunuz.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
TT

Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, ABD Başkanı’nın danışmanı Massad Boulos’a atfedilen girişim karşısında sessizliğini bozdu. Dibeybe, ‘önce anayasa’ yaklaşımına bağlılığını ve ‘askeri yönetime’ karşı olduğunu vurgulayarak söz konusu girişime örtülü biçimde karşı çıktı. Gözlemciler, bu tutumu ‘Batı Libya’daki dış kaynaklı dayatılmış çözümlere yönelik halk öfkesini yatıştırmaya dönük bir manevra’ olarak değerlendiriyor. Bu gelişme, Birleşmiş Milletler’in (BM) krizi çözmeye yönelik çabalarının sürdüğü bir dönemde yaşandı.

Dibeybe’nin hafta ortasında yaptığı açıklamalar, kendisi ile Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala arasındaki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi. Menfi ve Takala’nın, başından bu yana Amerikan girişimine ve 4+4 Komitesi üzerinden yürütülen BM sürecine mesafeli yaklaştığı belirtildi.

Libya, yıllardır iki rakip hükümet arasında siyasi bölünmüşlük yaşıyor. Bunlardan ilki Dibeybe liderliğindeki UBH, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve doğuda faaliyet gösteren Usame Hammad başkanlığındaki yönetim. Doğu merkezli yönetim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Halife Hafter tarafından destekleniyor.

Bu çerçevede DYK üyesi Muhammed Maazeb, DYK ile UBH arasında bir ‘ittifak’ bulunmadığını belirtti. Maazeb, “Batı bölgesindeki yürütme organı ile danışma konseyi arasında yalnızca gerekli bir koordinasyon söz konusu” dedi. Takala ile Dibeybe arasında ‘sınırlı bir gerilim’ olduğunu kabul eden Maazeb, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iki isim arasındaki temasların sürdüğünü söyledi.

Maazeb ayrıca, Dibeybe ile Menfi arasındaki ilişkinin, ‘Boulos girişiminin gündeme gelmesinden ve Menfi’nin görevden uzaklaştırılma riski hissetmesinden bu yana en fazla zarar gören ilişki olduğunu’ ifade etti. ABD Başkanı’nın danışmanına atfedilen girişim, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in, Menfi’nin yerine yeni bir başkanlık konseyinin başına geçmesini; buna karşılık Dibeybe’nin Trablus ve Bingazi yönetimlerini birleştirecek ortak hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)

Maazeb, konseyinin mevcut siyasi süreçlere, özellikle geçen hafta İtalya’nın başkenti Roma’da ilk toplantısını yapan BM destekli 4+4 Komitesi’ne yönelik muhalefetinin, bu sürecin anayasal çerçeveleri aştığı gerekçesiyle ortaya çıktığını belirtti. Maazeb, bu girişimin Libya halkının zamanını daha da tüketerek başarısızlığa mahkûm olduğunu savunarak, bunun siyasi süreçte dışlanma korkusundan kaynaklanmadığını ifade etti.

Sadeq Institute Direktörü Enes el-Kamati yaptığı değerlendirmede, Dibeybe’nin başlangıçta mevcut ittifaklarından uzaklaşıp yalnızca Trablus’taki silahlı grupların desteğiyle Boulos girişimine yönelik itirazları bastırmayı planlamış olabileceğini, ancak bunun mümkün olmadığını fark ettiğini söyledi.

El-Kamati, özellikle Misrata kentindeki çeşitli aktörlerin ve Saddam Hafter’e yönelik reddin etkisiyle Dibeybe’nin kısa sürede dolaylı bir karşıtlık pozisyonu aldığını belirtti.

Buna karşılık siyasi analist Salah el-Bakkuş, Dibeybe’nin son haftalarda Menfi ile yaşadığı gerilim nedeniyle ciddi bir kayıp yaşamadığını savundu. Bakkuş, Menfi’nin sahadaki etkisinin sınırlı olduğunu ve iki ismin de 2021 başından bu yana yetki paylaşımı ve siyasi çekişmeler nedeniyle sık sık gerilim yaşadığını hatırlattı.

Bakkuş ayrıca, Dibeybe ile DYK arasında daha derin bir anlayış bulunduğunu ve 4+4 Komitesi kapsamında temsilcilerin belirlenmesinde DYK’ye resmen danışılması hâlinde gerilimin yönetilebileceğini ifade etti.

Bakkuş, Dibeybe’nin Boulos girişimini desteklediğine ya da buna açıkça yaklaştığına dair herhangi bir açıklama yapmadığını, bunun da tarafların süreci kendi lehine kullanmasını engellediğini belirtti.

Bakkuş’a göre, ABD’nin bu planı zorlaması durumunda Dibeybe, toplumdaki geniş karşıtlığı kendi pozisyonunu güçlendirmek için kullanabilirdi.

Son olarak Bakkuş, BM Libya Destek Misyonu’nun süreci Boulos girişimine yaklaşacak şekilde kademeli adımlarla ilerlettiğini, müzakerelerin ise Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK arasındaki karmaşık anlaşmazlıklardan uzak, sınırlı sayıda aktörle yürütülmeye başlandığını söyledi.

Libyalı siyasi aktivist Husam el-Kamati, Boulos’a atfedilen girişimin aslında ‘sokaktaki nabzı ölçmek ve BM uzmanlar komitesinin ülke genelindeki siyasi ve askeri isimleri kapsayan yolsuzluk şüphelerini ortaya koyan raporunu gölgelemek amacıyla gündeme getirildiğini’ savundu.

El-Kamati’ye göre Dibeybe, Amerikan girişimini reddederek ve ‘önce anayasa, ardından siyasi çözüm’ söylemini öne çıkararak sokak tepkisini yatıştırmaya çalıştı. Ayrıca Dibeybe’nin ‘askeri yönetimi reddetme’ vurgusu yaptığını belirten el-Kamati, buna karşın doğudaki etkili güçlerle ekonomik ilişkilerin perde arkasında sürdüğünü ve bunun BM uzmanlar komitesi raporlarında da işaret edildiğini ifade etti.

Açıklamasının sonunda el-Kamati, Dibeybe’nin Takala ve Menfi ile ilişkilerini onarmaya öncelik vermeyeceği kanaatinde olduğunu belirtti. Ona göre Dibeybe, Batı Libya’daki kendisine bağlı silahlı grupların desteğine ve doğudaki ekonomik temaslara dayanmayı sürdürüyor. Öte yandan, Libya’nın doğusundaki askeri güçlerin komutanı Halife Hafter, Boulos girişimine ve BM destekli 4+4 Komitesi aracılığıyla yürütülen çözüm sürecine daha olumlu yaklaşan taraflar arasında yer alıyor.


Hamas, ateşkes müzakerelerini geçici olarak askıya almayı değerlendiriyor

Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
TT

Hamas, ateşkes müzakerelerini geçici olarak askıya almayı değerlendiriyor

Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)

Hamas’tan iki kaynak Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin liderliğinin müzakereleri geçici olarak askıya alma seçeneğini değerlendirdiğini bildirdi. Kaynaklardan biri, bu adımın gerekçesini ‘İsrail’in, Gazze Şeridi’nde her gün sürdürdüğü operasyonlarını durdurmaya yönelik herhangi bir adıma bağlı kalma konusunda ciddi davranmaması’ olarak ifade etti.

İsrail ile Hamas arasında geçtiğimiz ekim ayında uygulanmaya başlanan ateşkes anlaşmasına yönelik müzakereler ise yeni komplikasyonlarla karşı karşıya bulunuyor. İnsani yükümlülükleri içeren birinci aşama maddelerinin uygulanmasına ilişkin mekanizma konusunda anlaşma sağlanamazken, İsrail özellikle Gazze Şeridi’nin ‘silahsızlandırılması’ maddesini içeren ikinci aşamanın devreye alınması için baskı yapıyor.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden sıcak yemek almak için sıraya giren Filistinliler, 7 Mayıs 2026 (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden sıcak yemek almak için sıraya giren Filistinliler, 7 Mayıs 2026 (AFP)

İsrail, arabulucuların, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un ve ABD Başkanı’nın danışmanı Jared Kushner ekibinden bir Amerikalı yetkilinin talebi üzerine sağlanan görece sakinliğin ardından son üç gün içinde Gazze Şeridi’nde suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Hamas dün yaptığı açıklamada, Halil el-Hayye’nin oğlu Azzam el-Hayye’nin, çarşamba akşamı Gazze kentinde hedef alındığı İsrail saldırısında ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini doğruladı. Saldırıda ayrıca, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Şucaiyye mahallesindeki seçkin birliğinin saha komutanlarından Hamza eş-Şarbasi de öldürüldü.

Azzam el-Hayye (X)

Azzam el-Hayye (X)

İsrail’in dün öğleden sonra düzenlediği hava saldırılarında, Gazze kentinin batısındaki merkezin giriş kapısının hedef alınması sonucu Hamas’a bağlı İç Güvenlik Birimi’nden üç kişi yaşamını yitirdi.

Hamas tarafından yayımlanan açıklamada, ‘Azzam el-Hayye’nin hedef alınmasının, işgal güçlerinin Filistinli liderlerin ailelerini ve sivilleri hedef alma politikasının devamı olduğu’ belirtildi. Açıklamada, bunun ‘direnişin iradesini ve siyasi tutumunu terör, öldürme ve psikolojik baskı yoluyla etkilemeye yönelik başarısız girişimlerin parçası’ olduğu ifade edildi.

Hamas ayrıca, ‘Siyonist anlatıda saldırıya ilişkin ortaya çıkan çelişki ve karmaşanın, işgal hükümetinin yaşadığı büyük şaşkınlığı ortaya koyduğunu’ savundu. Açıklamada, söz konusu saldırının ‘işgal güçlerinin şartlarını dayatmada ve ilan ettiği hedeflere ulaşmada başarısız olmasının ardından, direniş liderliği ve müzakere heyeti üzerinde baskı kurma girişimi’ olduğu kaydedildi.

Azzam el-Hayye’nin vefatıyla birlikte Halil el-Hayye ayrı olaylarda dört oğlunu kaybetmiş oldu. Daha önce Azzam’ın ikiz kardeşi Hammam el-Hayye, Eylül 2025’te Doha’da babasını hedef alan bir saldırıda hayatını kaybetmişti.

Bu bir seçenek... bir cevap değil

Filistin toprakları dışında yaşayan Hamas kaynakları, hareketin müzakereleri askıya alma yönünde henüz nihai bir karar almadığını belirtti. Ancak kaynaklardan biri, “Arabulucuların, aralarında Mladenov ve ABD’nin de bulunduğu tarafların, İsrail’i günlük ihlallerini durdurmaya zorlamakta açık biçimde yetersiz kalması nedeniyle bu seçeneğin güçlü şekilde gündemde olduğunu” söyledi. Aynı kaynak, geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana yaklaşık bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini ifade etti.

Kaynaklar, ayrı ayrı yaptıkları değerlendirmelerde, müzakerelerin askıya alınmasının Halil el-Hayye’nin oğlunun öldürülmesine doğrudan bir yanıt olarak değerlendirilmesini reddetti. Her iki kaynak da bu seçeneğin daha önce müzakere heyetinin gündeminde bulunduğunu, ancak ‘arabulucuların talebi ve Filistinli gruplarla yapılan istişareler doğrultusunda ertelendiğini’ belirtti. Kaynaklardan biri, “Yoğun suikastların ve bu şekildeki öldürme operasyonlarının yeniden başlamasıyla konu tekrar masaya geldi” dedi.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda çöp yığınları arasında işe yarar malzeme arayan Filistinli çocuklar, 7 Mayıs 2026 (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda çöp yığınları arasında işe yarar malzeme arayan Filistinli çocuklar, 7 Mayıs 2026 (AFP)

Filistinli gruplardan kaynaklar, ‘her hâlükârda, Halil el-Hayye’nin oğlunun öldürülmesinin ardından en az üç günlük taziye ve yas süreci nedeniyle müzakere temaslarının fiilen askıya alınacağını’ belirtti.

Müzakerelerde ilerleme sağlandığına ilişkin daha önce yapılan ‘olumlu’ açıklamalara rağmen, Filistinli grupların, Mladenov’un geçtiğimiz salı günü İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından henüz bir yanıt almadığı ifade edildi.

Mladenov, geçtiğimiz hafta cuma günü Kahire’den ayrılarak, Mısır’ın Hamas ile yürüttüğü müzakerelerde varılan sonuçlara ilişkin İsrail’in yanıtını almak üzere Tel Aviv’e geçmişti. Netanyahu ile görüşen Mladenov, temasların ardından yaptığı açıklamada, “ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 maddelik planının uygulanmasını garanti altına alacak gelecekteki sürece ilişkin olumlu ve kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini” söyledi.

Mladenov’un yanıtı gecikti

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Mladenov çarşamba akşamı İsrail’den ayrılarak Dubai’deki ofisine geçti.

Gazze Şeridi’nde bulunan Hamas kaynaklarından biri, Mladenov’u ‘tarafsız olmak yerine İsrail’in şartlarıyla örtüşmekle’ suçladı. Kaynak, “Müzakere heyetinin Mladenov’dan veya toplantılara katılan bazı Amerikalı yetkililerden duyduğu ‘olumlu’ mesajların ardından, İsrail’e baskı yapılması ya da olumlu yanıtlar getirilmesi bekleniyordu. Ancak bu gerçekleşmedi” ifadelerini kullandı.

Mladenov ise İsrail merkezli i24NEWS kanalına verdiği röportajda, Barış Kurulu’nun tutumunu yineleyerek, Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve İsrail’in bölgeden çekilmesinin temel olarak tam silahsızlanmaya bağlı olduğunu söyledi. Mladenov ayrıca, Gazze dosyasının İran veya Lübnan’daki jeopolitik gelişmelerle ilişkilendirilmesi çağrılarını ‘iki milyon insanın trajik koşullarını görmezden gelen sorumsuzluk’ olarak nitelendirdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında Kudüs’te Mladenov ile el sıkışırken (EPA)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında Kudüs’te Mladenov ile el sıkışırken (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze Şeridi için hazırlanan ve İsrail ile Hamas’ın onay verdiği plan; İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesini, yeniden imar sürecinin başlamasını ve Hamas’ın silah bırakmasını öngörüyor. Ancak ‘silahsızlanma’ maddesi, planın uygulanması ve ateşkesin kalıcı hâle getirilmesine yönelik görüşmelerde temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Hamas’taki üst düzey kaynaklara göre hareket, Mladenov’a, İsrail’in birinci aşamaya ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeden ikinci aşamanın uygulanmasına yönelik ciddi müzakerelere girmeyeceğini bildirdi.


İsrail'in hava saldırısında Lübnan'ın güneyinde bir sağlık görevlisi öldü

İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
TT

İsrail'in hava saldırısında Lübnan'ın güneyinde bir sağlık görevlisi öldü

İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)

Lübnan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, Raşaya el-Fuhar merkezi kadrosuna bağlı Hafız Ali Yahya isimli personelin, Raşaya- Keferşuba yolu üzerinde bir İsrail hava saldırısında hedef alınarak hayatını kaybettiği bildirildi.

Saha çatışmaları sürerken, Lübnan ile İsrail arasındaki ikili görüşmelerin çerçevesini belirlemek üzere ilk müzakere turunun önümüzdeki hafta Washington'da başlaması planlanıyor.

Lübnan'ın ABD'den, İsrail'in ateşkes anlaşmasına uyması için müdahale etmesini talep ettiği bu süreçte, müzakerelerin Lübnan'ın öne sürdüğü beş temel nokta üzerinden yürütülmesi bekleniyor.

Lübnan resmi kaynakları Şarku'l Avsat’a, gelecek hafta Washington'da yapılması planlanan toplantıya Lübnan müzakereler heyetinin başkanı Büyükelçi Simon Karam'ın katılacağını ve İsrail Başbakanı'nın danışmanı ve eski Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer'in de katılmasının beklendiğini bildirdi.

Bu görüşme, taraflar arasındaki en tartışmalı konuları çözüme kavuşturmak için oluşturulacak uzun vadeli bir çalışma çerçevesinin ilk adımı olma özelliğini taşıyor.