İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

“Görmek istemeyen körden daha beter” sözünün vücut bulmuş hali…

Brian Stover
Brian Stover
TT

İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

Brian Stover
Brian Stover

Michael Horowitz

İsrail tarihinin en yıkıcı istihbarat başarısızlıklarının ardından 1974 yılında İsrail askerî istihbaratı AMAN, aynı hatanın tekrarlanmaması için yeni özel bir birim kurdu. Bundan sadece bir yıl önce İsrail, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Yahudi bayramı Yom Kippur’da İsrail’e karşı sürpriz bir savaş ilan etme niyetini yanlış okumuş ve Mısır güçleri, İsrail’e Tel Aviv her şeyden habersiz ve savaşa hazırlıksız bir haldeyken ansızın saldırmıştı.

Aman, soruşturma komitesinin tavsiyelerine dayanarak, Makhleket HaBakara veya ‘Kontrol Birimi’ adıyla tam teşekküllü bir birim kurdu. Bu birim genellikle ‘Şeytanın Avukatı’ ya da ‘Aksi İspatlandı’ anlamına gelen Aramice bir deyişe atıfla "Ifha Mistabra" adıyla anılır. Bu birimin görevi, İsrail istihbarat topluluğunun diğer şubeleri tarafından sunulan değerlendirmeleri soruşturmak ve bunlara etkili bir şekilde itiraz etmektir. Hatta bir konuda görüş birliği olsa bile Ifha Mistabra birimi bunun aksini söyler ve güçlü bir şekilde karşı çıkar. Bu daire, bir ‘grup etkisi’ tuzağına düşmekten kaçınmanın yolu olarak görülüyordu. Zamanla bu yöntem gelişti ve büyük istihbarat başarısızlıklarını önlemek için kullanılan ‘kırmızı takım testi’ adlı standart bir istihbarat uygulamasına dönüştü.

Bu birim, İsrail güvenlik teşkilâtına Yaakov Amidror veya Amos Gilead gibi bazı büyük beyinler armağan etti. Bu birim, ana ‘rakibi’ olan, AMAN’ın araştırma birimiyle aynı veri noktalarına ve istihbarat külliyatına erişim iznine sahip. Bununla birlikte bu birimin değeri son on yıllar içerisinde azaldı ve üst düzey istihbarat yetkilileri bu birimin değerlendirmelerine artık kulak vermez oldu. Ortaya koyduğu değerlendirmenin doğru olduğu nadiren ispatlandı. Birimin kıymetli değerlendirmeler sunma konusundaki başarısı da çok azdı.

Sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdı ve bölgeyi uçuruma itti

Bu kayda değer başarısızlık şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından biriyle sürekli zıt düşmek zorunda olmak, arzu edilen bir iş tanımı değildir. Tanımı gereği Şeytanın Avukatı biriminin çoğu zaman hatalı olması da kaçınılmazdır. Hal böyle olunca insanlar ona kulak vermekten vazgeçtiler ve böylece Yom Kippur sürprizinin tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen araçlardan biri başarısız oldu.

50 yıl sonra, hemen hemen aynı gün İsrail, bu başarısızlığı aynen tekrarladı. Elbette bu, 7 Ekim’deki Hamas katliamının gerçekleşmesine imkân tanıyan daha geniş sistemik başarısızlığın yalnızca küçük bir unsuruydu. Batmaz sanılıp da sonunda batan gemiler, saldırıya uğramaz sanılıp da sonunda saldırıya uğrayan ülkeler ve çökmez sanılıp da sonunda çöken barajlar listesine bir de bu başarısızlık eklendi. Gerçek şu ki, başarısızlıktan muaf hiçbir sistem yoktur. Çökmeyeceği düşünülen sistemler, ani bir şekilde başarısız olan sistemler olma potansiyeline sahiptir.  

Böylece sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu, İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdılar ve bölgeyi uçuruma ittiler.

Eksik konsept

Saldırıdan önceki gece İsrailli yetkililer, aslında Gazze’de ‘tuhaf’ bir şeyler olduğuna dair işaretleri tartışmışlardı. Özel kuvvetlerden bir taktik ekibini sınır bölgesine gönderip, bunun yeterli olacağını düşündüler. Ancak gerçekleşmek üzere olan şeyi anlayamadılar. Esasında ertesi gün bu meseleyi daha etraflıca görüşmeye karar vermişlerdi. Ne var ki müzakere vakti gelene kadar iş işten geçti. Bir yıldır ellerinde mevcut belgeleri ciddiye almadıkları da ortaya çıktı.

Bilgiden değerlendirmeye, değerlendirmeden de karara kadar olan döngünün yönü oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat hatası meydana geldiğinde yürünen ‘yol’ yanlış olur

İsrailli yetkililer, Hamas’ı Gazze’de savaş şöyle dursun, yeni bir çatışma turu için bile kışkırtmaksızın caydırmak üzere daha geniş bir ‘konsepte’ ya da değerlendirmeye göre hareket ediyorlardı. Hâkim istihbarat değerlendirmesi, 2021 yılında yaşanan ve Hamas’ın Kudüs’e füze fırlatmasıyla başlayan Gazze savaşının Hamas hareketinin Gazze’deki yeteneklerine zarar verdiği yönündeydi. Hamas, her şeyden ziyade Batı Şeria’ya odaklanmıştı. Ve burada yine Yom Kippur Savaşı’yla şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Nitekim Mısır ile Suriye’nin İsrail’e saldırdığı 1973 yılında da İsrail istihbarat teşkilatı yine daha geniş bir değerlendirmeye ya da ‘konsepte’ göre hareket ediyordu. Bu değerlendirmeye göre yeni Mısır Devlet Başkanı, selefine nispeten daha ılımlıydı ve Mısır, bir çatışmaya girme niyetinde değildi. Bu benzerlik bir tesadüf olamaz. İsrail’i Mısır’ı yanlış almaya iten istihbarat başarısızlığının, onu Hamas’ın savaş istemediğine inandıran şeyle aynı olduğunu iddia etmek istiyorum.

Pek çok kişi bu başarısızlığa bir açıklama getirmek için istihbarat taktiklerinin ve bilgi toplama protokollerinin en ince ayrıntısına bakacaktır. Bense farklı bir yöne bakacağım. Tecrübelerimden hareketle bu sistemsel başarısızlığın, sistemin sadece bir unsurundan değil, bizzat sistemden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira kötü yönetilen bir birim, arızalı bir araç veya kusurlu bir karar, tüm sistemin başarısızlığını açıklayamaz.

Ne kastettiğimi daha iyi anlamak için istihbarat kaidelerine dönmemiz gerek. Bu kaideler, insanların derslerde ya da bu dünyaya ilk girdiklerinde öğrendikleri bir şeydir. ‘İstihbarat’ oluşturma süreci, ‘istihbarat döngüsünden’ geçer. İlk adım, yönlendirmedir; karar sahipleri bir tehdidi izlemesi veya bir soruyu cevaplaması için istihbarat teşkilatını yönlendirir. İkinci adım, veri toplamadır; gerek insan zekâsı gerek telsiz veya elektronik müdahale gerek uydu görüntüleri gerekse açık kaynakları toplama gibi yollarla bilgiler ve veriler toplanır. Bu ön bilgiler önce işleme, sonra da analiz aşamasından geçer. Analiz birimi, resmi oluşturmaya ve soruları cevaplamaya başlamak üzere bilgileri bir araya getirir. Bu yeni değerlendirme, istihbarat topluluğu ve siyasi karar sahipleri arasındaki en üst düzey isimleri ‘haberdar etme’ aşamasından geçirilir. Ardından söz konusu karar sahipleri, hizmeti yeniden yönlendirir ve böylece az önce anlattığım döngüye geri döneriz.

Bu süreç önemlidir ama bilgiden değerlendirmeye, sonra değerlendirmeden karara kadar olan döngünün yönü de oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat başarısızlığı meydana gelirse yürünen ‘yol’ yanlış olur. Sizden bağımsız objektif bir analiz oluşturacak delillere bakmak yerine, delillerin sizin değerlendirmenizi doğru gösterdiği yola baktığınızda değerlendirmeniz bir Doktrine dönüşür. O zaman da bilgilere ve verilere ilişkin yorumunuz çarpık bir açıklama çizgisi takip eder ve kendi değerlendirmenize ters düşen noktaları göz ardı etme eğiliminde olursunuz ya da bu Doktrin, olayları farklı bir gözle görmenize neden olabilir.

Muhtemelen 7 Ekim öncesinde bu oldu. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını başlatmaya hazırlandığına dair işaretleri görmüş, ancak yanlış yorumlamış olsa gerek. Bu işaretleri herkes görüyordu. Aslında Mısır, saldırıdan birkaç gün önce ‘büyük bir olayın’ yaşanacağı konusunda uyardı. Onların uyarıları İsrail’in havuzundakilerden farklı bilgilere dayanmıyordu; sadece İsrail bunu farklı bir şekilde yorumlamıştı.

Hamas pilotları, planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri, saldırıdan önce roket atış denemelerini de yoğunlaştırdı

Hamas, kibutzun ele geçirilmesini ve sınırların aşılmasını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca 7 Ekim olayından sadece bir ay önce, binalara baskın operasyonlarını simüle etmek için konteynırlara baskın eğitimi alan militanlarının görüntülerini kayda alarak yayınladılar. 2022 yılında Gazze’de Hamas dahil çok sayıda grup, bir eğitim düzenledi ve bunları kayda alarak kamuoyu ile paylaştı. Bu eğitimde İsrail’e ait bir askerî üs ele geçirilmiş ve rehin alma tatbikatları gerçekleştirilmişti. Bundan bir yıl önce, başka bir eğitimin ardından Hamas’ın üst düzey liderlerinden Eymen Nevfel, Gazze Şeridi sınırı boyunca uzanan yüksek teknolojili İsrail çitlerinin İsrail’i korumayacağını söylemişti. Nevfel, 7 Ekim saldırılarının ardından bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Hamas pilotları planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Saldırıdan önce Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri roket atış denemelerini de sıklaştırdı. İşaretler ortadaydı. İsrail de bunları kendi gözleriyle gördü ama farklı bir şekilde yorumladı. İsrail istihbaratı, Hamas’ın caydırıldığını ve bu işaretlerin de İsrail’i Gazze’yle daha fazla ilgilenmeye ve mecburen Hamas’a daha fazla taviz vermeye sevk etmek için bir ‘kendini gösterme çabasından’ ibaret olduğunu zannetti. Nihayetinde Hamas’ın şimdiye kadar Gazze’de yaptığı şey buydu. Ancak az önce yazdığım bu cümle, yukarıda bahsettiğim hatanın aynısını içeriyor: Ben de değerlendirmeyi (Hamas caydırıldı), gerçekliğe uygun bilgileri (Hamas savaşa hazırlanıyor) geçersiz kılmak için kullandım. Bu klasik bir istihbarat hatası olsa da gerçek hayattaki durumlarda fark edilmesi ve düzeltilmesi çok zordur. İsrail güvenlik ve siyaset liderliğinin en üst ve en alt kademelerinde görülen başarısızlıklar böyledir.

Buna, İsrail’deki güvenlik ve siyaset liderliğinin ‘ortasındaki’ başarısızlık diyebilirim. Liderliğin en üst ve en alt kademelerindeki başarısızlıklar bunun zemininde birikmiştir.

Savunma önlemleri

Güvenlik tedbirlerinin en alt seviyesinde savunma önlemleri yer alıyor. Bunlar genellikle gelişmiş uyarıların ve önleyici tedbirlerin etkisiz olduğu ispatlandığında devreye sokulur. İsrail’in bu başarısızlıktan korunmak için oldukça etkin bir sistemi vardı: bir milyar dolara mal olan etkileyici bir teknolojik başarı, yani Gazze’yle sınır çiti. Bu, sistemin merkezî bileşeni sensörlerle donatılmış bir çittir. Bu sensörler herhangi bir fiziksel temas durumunda İsrail Savunma Kuvvetleri karargâhını derhal uyarıyor ve böylece anında ve hızlı bir karşılığa imkân tanıyor. Bu çit ayrıca bir kamera ağıyla sürekli izleniyor ve uzaktan kumandalı gözetleme kuleleri ve makineli tüfeklerle korunuyor. Bu kameraları izlemek için  ‘Gözlemciler’ adlı özel bir birim oluşturuldu. Bu adanmış kadın askerler, gözlerini kamera yayınından bir an bile ayırmadıkları yorucu mesailerde bulunuyorlar. Her bir gözlemci, gözetlediği bölgenin belirli ve özenle korunan bir bölümünden sorumlu.

Asıl başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurla bağlantılıdır. Bu tasavvur İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine hatalı bir şekilde duyduğu güveni artırdı

Böyle bir sistem nasıl başarısız olabilir? Ama oldu… Burada da yine güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu varsayımı, Hamas’ın güvenlik sistemini atlatamayacağı, dolayısıyla da buna teşebbüs etmeyeceği yönünde ölümcül bir değerlendirmeye yol açtı. Bu varsayım ölümcüldü. Nitekim İsrail ordusu, Hamas’ın aslında bu sistemi aşmanın yollarını bulmaya çalıştığını gösteren olası işaretlere karşı kör oldu. Sağlam herhangi bir istihbarat operasyonu Hamas’ın duvarı aşmaya çalıştığı ihtimalini dışlamaz, aksine bunu gerçekten yapmaya çalıştığını gösteren işaretler arar ve Hamas gibi bir düşmanın bu engeli nasıl aşacağını hayal etmeye çalışırdı.

Peki, Hamas ne yaptı? Şu an resim nihai denecek kadar net olmasa da iki ay sonra elimizde neler döndüğüne dair daha fazla delil olacak. Bana, Hamas’ın sınırları aşmasına imkân tanıyan yeni gelişmiş silahların türü hakkında çok soru soruldu ama bu soruların cevabı yoktu.

Hamas’ın kullandığı araçların hiçbiri yeni değil. Hiçbiri İsrail’i gerçekten şaşırtmadı. Hamas, sınırı geçip İsrail’e girmek için seçkin bir komando gücü kullandı. Bu ekip yeni değildi; İsrail yaklaşık on yıldır bu ekipten haberdardı. Görünüşe bakılırsa Hamas, sınırdaki elektrik kulelerini hedef almak üzere insansız hava araçları kullandı ve böylece uzaktan işletilen İsrail savunma sistemlerinin bir kısmını hemen devre dışı bıraktı. Bu insansız hava araçları yeni değil. Hamas bu esnada binlerce roket fırlattı ve bu da sınıra gönderilecek güçlere engel oldu. Sınıra ulaşanlar ise yüzlerce seçme savaşçıyla karşı karşıya kaldılar. Hamas, herhangi bir ihlale tepki gösterecek müdahale gücünün boyutu ve özellikleri hakkında detaylı istihbarat topladı (ki koordineli onlarca ihlal vardı). Daha sonra, Gazze Tümeni karargâhını ve birçok küçük askerî birliği içine alan bu müdahale gücüne saldırdı. İsrail Hava Kuvvetleri karşılık verme imkânı bulduğunda iş işten geçmişti. Nitekim Hamas sınırdaki sivil toplulukların arasına sızmış, İsraillileri rehin almış ve bazılarını Gazze’ye nakletmişti. Hamas komandolarının işini bitirebilecek hava saldırıları artık imkânsız hale geldi.

Aslında bu başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurdan kaynaklanıyor. Bu tasavvur, İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine duyduğu yanlış güveni artırdı.

Piramidin tepesindeki başarısızlık

Sonra belki de en büyük başarısızlık geldi: piramidin tepesindeki başarısızlık. İstihbarat döngüsünün en üst noktası; siyasi düzey, yani ‘yönü’ belirleyen düzeydir. Bu düzey, istihbaratı yönetir ve onu sorulara veya ilgi alanlarına yönlendirir. Bu oldukça önemli bir şeydir ve bu devlet bir ABD değilse ve elinde neredeyse sınırsız istihbarat kaynakları yoksa ciddi sonuçlar doğurur. Bu yüzden önceliklerinizi belirlemelisiniz. Kaldı ki ABD’nin bile bunu yapması gerekir. Seferberlik araçları ve kaynakları sınırlı. Analistleri ve konuşlandırılabilecek askerleri ve askerî birlikleri toplamanın zamanı geldi. İsrail, şu veya bu düzeyde çok acil tehditlerle karşı karşıya. Seçim, vazgeçmek.  

Olan olduğunda, tahmin edin, Netanyahu ne dedi? ‘Yeterince dikkatli bakarsanız bu işin arkasında İran’ı göreceksiniz’ dedi. Bu söylem, zararlı değil, ölümcüldür

Netanyahu’nun açıklamalarına ve söylemlerine bakıldığında net bir tavır görülüyor. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin çatışmasını kenarda bırakma ve değersizleştirme yoluyla profesyonel bir siyaset izledi. Her zaman diğer tehditleri, özellikle de İran’la onun vekillerini ana mesele olarak gördü. Bunda siyasi bir unsur da olabilir. İran’dan bahsetmek onu küresel jeopolitik alana itti; burada Biden ya da Putin gibi isimlerle karşı karşıya geldi ve BM’de nükleer bombaya dair gülünç planlar çizdi. Bu onun kendisini çalkantılı bölgesel ve küresel sularda yüzme becerisine sahip tek İsrail lideri olarak tasvir etmesini sağladı. İsrail-Filistin çatışması bir yana bu ikincil bir nottu. Olanlar olduğunda bile tahmin edin, Netanyahu ne dedi? “Yeterince dikkatli bakarsanız bu olayın arkasında İran’ı görürsünüz” dedi. Bu söylem zararlı değil, düpedüz ölümcüldür.  

Bu demek değildir ki İran, İsrail için bir tehdit oluşturmuyor. Elbette oluşturuyor. Ama bu tehdidin, daha sıcak bir tehdidi gölgede bırakmaması gerekir. Bu bilinçli körlük, istihbarat topluluğunu doğrudan etkiliyor, çünkü istihbarat toplama araçlarının tehditten uzakta yeni bir konum almasını ve güçlerin de tek bir sınırdan uzakta yeniden konuşlandırılmasını teşvik ediyor, önyargıda ve hatalı tepki döngüsünde ısrarcı olmaya sebep oluyor. Duyulacak bir şey olmadığını varsayar ve kulaklarınızı kapatıp görmeye odaklanırsanız, sonra hiçbir şey duymadığınız için haklı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yapmış olursunuz.

Belki daha özlü bir diğer deyişle, “görmek istemeyen körden de beter” olursunuz.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Güney Kore ve Mısır ikili ilişkileri stratejik ortaklık düzeyine yükseltiyor 

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
TT

Güney Kore ve Mısır ikili ilişkileri stratejik ortaklık düzeyine yükseltiyor 

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung bugün yaptığı açıklamada, ülkesi ile Mısır'ın ikili ilişkileri stratejik ortaklık seviyesine çıkarma kararı aldığını bildirdi.

Lee bu ifadeleri, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Seul'de gerçekleştireceği zirve öncesinde yaptığı açılış konuşmasında dile getirdi. Lee ayrıca iki ülkenin, Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması'nı (CEPA) hayata geçirmek amacıyla müzakerelere başlaması yönündeki temennisini ifade etti.


Husiler Aden Uluslararası Havalimanı'nı füze ve İHA'larla hedef aldı

Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
TT

Husiler Aden Uluslararası Havalimanı'nı füze ve İHA'larla hedef aldı

Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)

Husiler, balistik füzeler ve bombalı İHA'lar, Aden'de sivil hava trafiğini tehdit etti. Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırıda, inişe hazırlanan Yemen'e ait bir yolcu uçağı son anda rotasını değiştirmek zorunda kalırken, Taiz'deki Husilerin bombardımanında 5 sivil yaralandı.

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, Husilerin Aden Havalimanı'nı iki balistik füze ve çok sayıda bombalı insansız hava aracıyla hedef aldığını açıkladı. Bakanlık, füzelerden birinin, Kahire'den gelen ve sivil yolcuları taşıyan Yemen Havayolları'nın 603 sefer sayılı uçağının inişinden birkaç dakika önce havalimanı pistinin yakınına düştüğünü bildirdi.

Bakanlık, saldırının sabaha karşı saat 03.00'te Cidde'ye gitmek üzere başka bir uçuşu bekleyen yolcuların havalimanında bulunduğu sırada gerçekleştiğini belirtti. O sırada biri Yemen Havayolları'na, diğeri Aden Air'e ait iki uçak da havalimanında bulunuyordu. Saldırı, yolcuları, çalışanları ve uçuş ekiplerini doğrudan tehlikeye attı.

Saldırının oluşturduğu risk üzerine ilgili makamlar acil önlemler aldı. Kahire'den gelen uçağın Aden'e inişi iptal edilerek Cidde'ye yönlendirilirken, havalimanında bulunan iki uçak da tahliye edilerek tehlike bölgesinden uzaklaştırıldı. Bu sırada Aden semalarında Husilere ait insansız hava araçları tespit edildi.

Hava trafiğine tehdit

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, havalimanının hedef alınmasını "tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirerek bunun sivil havacılığı, havalimanlarını ve sivil tesisleri koruyan uluslararası hukuk ve teamüllerin ihlali olduğunu belirtti. Bakanlık, saldırının hava trafiğinin güvenliği ile yolcuların ve çalışanların hayatları açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

vfghj
Aden Uluslararası Havalimanı'nda Yemen Havayolları'na ait bir uçak (Yerel medya)

Bakanlık, başta Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) olmak üzere uluslararası toplum ve ilgili sivil havacılık kuruluşlarına saldırıyı kınama ve havalimanları, sivil tesisler ile ticari havacılığın askeri saldırılara karşı korunması konusunda sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı.

Yemen İnsan Hakları Bakanlığı da saldırıyı kınayarak Aden Havalimanı'nın hedef alınmasının uluslararası insancıl hukuk kurallarının ağır bir ihlali ve sivillerin yaşam, güvenlik ve hareket özgürlüğüne yönelik bir tehdit olduğunu belirtti.

Bakanlık, Husilerin 30 Aralık 2020'de, Yemen hükümetinin ülkeye dönüşü sırasında Aden Havalimanı'na düzenlediği saldırıyı hatırlattı. Söz konusu saldırıda can kayıpları ve yaralanmalar yaşanmış, havalimanı ile tesislerinde hasar meydana gelmişti.

Yemen İnsan Hakları Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler ve ilgili uluslararası kuruluşlara sivil tesislerin korunmasını ve bu tesislerin hedef alınmasına son verilmesini sağlayacak önlemler alma, saldırıdan sorumlu kişileri hesap vermeye çağırma ve cezasızlıklarının önüne geçme çağrısında bulundu.

Taiz'de 5 sivil yaralandı

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinde ise Husilerin kentin merkezindeki eş-Şemasi ve es-Sevra bölgelerine düzenlediği bombardımanda 5 sivil yaralandı. Yaralıların, Sevra Hastanesi'ndeki sağlık kaynağı tarafından doğrulandığı belirtildi.

fghyjuık
Husilerin füzeleri, Yemen'in hükümet güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sivilleri hedef alıyor (Husi medyası)

Sağlık kaynağı, acil servise 5 yaralının getirildiğini açıkladı. Yaralılar arasında 24 yaşındaki Şadi Reşad Ganım el-Beşiri'nin omuz ve sol elinden, 22 yaşındaki Eymen Ali Said Huzza'nın ise sağ kolundan şarapnel parçalarıyla yaralandığı bildirildi.

23 yaşındaki Hamza Cemil Şeref Sabit'in sol uyluğuna, 22 yaşındaki Yakup Muhammed Hüseyin Ali'nin sol kalçasına, 20 yaşındaki Hüseyin Muhammed Hüseyin Ali Hadi'nin ise sağ koluna şarapnel parçaları isabet etti.

Sağlık kaynağı, yaralıların gerekli tıbbi tedaviyi aldığını belirtti.

Havalimanına yönelik saldırı ve Taiz'deki yerleşim bölgelerinin bombalanması, Yemen'deki askeri operasyonların genişlediği bir dönemde gerçekleşti. İran destekli Husiler, sivil bölgeleri ve kritik tesisleri hedef almaya devam ederken saldırılar, sivillerin hareketliliği ve ticari hava trafiği açısından yeni riskler oluşturuyor.

ghyjuı
Husiler, seyir güvenliğini ve sivilleri tehdit etmek için İHA ve füzeleri kullanıyor (Husi medyası)

 


Yemen Şafağı’nın sürprizlerinden sonra ne olacak?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Yemen Şafağı’nın sürprizlerinden sonra ne olacak?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Enver el-Ansi

“Yemen Şafağı” Operasyonu, özellikle Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin Babul Mendeb Boğazı'nı, Zubab bölgesini ve havaalanını, stratejik Muha şehrini geri almasıyla büyük sürprizler taşıyordu. Bu başarılar, bazı hükümet güçlerinin gizemli ve düzensiz bir şekilde geri çekilmesinin ardından Husi milislerinin bu bölgelere ulaşmasından yaklaşık bir aydan daha kısa bir sürede gerçekleşti.

O dönemde bu geri çekilme şok etkisi yaratmış ve hükümet güçlerinin liderliğini eksiklikleri gidermeye ve saflarını yeniden düzenlemeye sevk etmişti. Daha sonra, meşru hükümeti destekleyen Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun savaş uçaklarının önemli ve etkili desteğiyle bu güçler önceki konumlarına güçlü bir şekilde geri döndüler.

Sürpriz, sadece Yemen ordusunun, Husilerin İran Devrim Muhafızları uzmanlarının yardımıyla inşa etmeye başladığı mevzilere, tahkimatlara ve kurduğu yeni radar tesislerine yaptığı ani saldırıda değil, aynı zamanda milislerin, kuzeyden ve doğudan ulaştıkları Kızıldeniz ve güneybatı kıyı şeridinin kumlarında panik ve düzensizlik içinde dağılmalarında, kendileri için askeri bir başarı olarak değerlendirilebilecek herhangi bir çatışmaya girişmeden buradan sökülüp atılmalarında yatıyordu.

Diğer sürpriz ise, Zubab limanı ve havaalanı çevresindeki hızlı kuşatma manevrasının ardından, Devler Tugayı’nın güneyde, Babul Mendeb Boğazı'nın kalbinde yer alan Perim (Mayyun) Adası'na doğru hemen harekete geçmesiydi. Bunu, stratejik kıyı kenti Muha'ya doğru hızlı bir kuzeye ilerleme ve oradan da kalan kıyı bölgelerini güvence altına alma izledi. Tüm bunlar, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin açıkladığı gibi, nihai amacı birleşik Yemen'in tarihi başkenti Sana'yı geri almak, oradan, meşru ulusal devleti yeniden kurmak ve egemenliğini tüm Yemen topraklarına yaymak için her yöne operasyonlar düzenlemek olan büyük bir askeri operasyonun parçasıydı.

Aynı günün erken saatlerinde, bu operasyon, Taiz vilayetinin bazı şehirlerinde, köylerinde ve dağlık bölgelerinde ele geçirdikleri mevzilerden Husi milislerini kovmak için diğer cephelerde çatışmaların tırmanmasıyla aynı zamana denk geldi. Husiler, Babul Mendeb'e nazır dağları kontrol etmeden, boğazdaki varlıklarının tehdit altında ve savunmasız kalacağını bildikleri için bu mevzileri ele geçirmişlerdi. Milisler düzensiz bir şekilde bu mevzilerden hızla geri çekilmeye başlarken, onlarcası öldürüldü veya yaralandı ve onlarcası da hükümet güçleri, halk direnişi ve yavaş yavaş geri alınan, batı kıyısındaki “özgürleştirilmiş diğer bölgelere katılan köylerin sakinleri tarafından esir alındı.

Bu arada, ülkenin doğusundaki Marib vilayetinin güney ve batı cephelerinde de şiddetli çatışmalar yoğunlaştı. Ulusal ordu güçleri, özellikle el-Kasara cephesinde, Marib çölünde ve komşu el-Cevf vilayetinde devam eden temizleme operasyonları ve milislerin takibi arasında, Husi savaşçılarına karşı önemli ilerlemeler kaydetti.

Husiler ve İran için durum netti ve her iki müttefik de kendileri için ne planlandığının farkındaydılar. Ancak, Suudi Arabistan'ın eski ve yeni müttefikleri arasında destek toplamak için yaptığı hamlelerin sonuçlarını kavramayı reddederek yine aynı hataya düştüler

Bu panoramik sahnenin merkezinde, başta başkent Sana olmak üzere Yemen'in çeşitli vilayetlerindeki çok sayıda önemli askeri bölge ve hedefi vuran düzinelerce hava saldırısı vardı. Şehrin sakinlerinin çoğu, her biri kendince, güzel şehirlerini Husilerin elinden “kurtarma” operasyonunun başlamasından duyduğu umut ve iyimserliği dile getirdi. Aralarından birisi; “Husiler, bazı mahalleleri ya aralarında yüzlerce kadın ve çocuğun da bulunduğu binlerce masum ve mazlum insanı hapsettikleri cezaevlerine ve gözaltı merkezlerine ya da ölüleri için mezarlıklara dönüştürdüler; bu ölülerin çoğu milisler tarafından kandırılarak ölüme gönderildi” dedi.

Yemen Hava Kuvvetleri, Yemen insansız hava araçları ve koalisyon savaş uçakları tarafından gerçekleştirilen koordineli hava saldırıları, Saada vilayeti genelindeki Husi mevzilerini de hedef aldı.Husi grubu Saada’nın dağlarındaki mağaraları ülkenin kontrolü altındaki diğer vilayetlerdeki darbe rejimini yönetmek için tahkim edilmiş kaleler olarak kullanıyor.

Milislerin tutumu

Milisler, Yemen Şafağı Operasyonu'nun başlatılmasından bu yana yaşadıkları ağır yenilgilerin ardından silahlı unsurlarının moralini yüksek tutmak için öngörülebilir bir inatçılıkla ve canla başla bir medya propagandası yürütüyorlar. Grubun bazı liderleri ve şahin kanadı, Güney Kızıldeniz'deki yenilgilerini inkar etmeye ve güçlerinin Babul Mendeb'deki mevzilerini koruduklarında ısrar etmeye devam ederken, bunu kanıtlayacak herhangi bir yeni görüntü sunamadılar. Bunun yerine, Sana'ya yapılan hava saldırılarında sivil kayıplar yaşandığı iddialarını yoğunlaştırarak dikkatleri boğazda yaşananlardan başka bir yöne çekmeye çalıştılar. Aynı zamanda, 21 Eylül 2014'te ulusal uzlaşmaya karşı gerçekleştirdikleri darbeden bugüne kadar devlet ve topluma karşı yürüttükleri savaşlar serisinde, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere yüz binlerce Yemenliyi öldürdüklerini veya ölmelerine neden olduklarını unutmuş gibi yaparak sempati toplamaya giriştiler.

fgthyj
5 Ekim 2026'da yayınlanan bir videodan alınan bir karede, Yemen'in Taiz vilayetindeki Zubab yakınlarında bir yolda askeri araçlar ilerliyor (Reuters)

Husi grubunun, intikam, öfke ve hayal kırıklığını ifade etme ve en azından destekçileri nezdinde itibarını koruma dışında pratik bir sonuç beklemese bile, Yemen topraklarına ve komşu Suudi Arabistan'a yönelik balistik füze ve insansız hava aracı saldırılarına pervasızca devam etmek de dahil olmak üzere çeşitli şekillerde tepkilerini sürdürmesi bekleniyor.

Aynı zamanda, grubun, kamuoyunu daha fazla yanıltıcı söylenti ve hatta bazı genel izleyicilerin yanlış veya yanıltıcı olduğunu ayırt edemeyeceği yapay zeka tarafından oluşturulmuş uydurma görüntü ve videolarla kirletmek için yumuşak güç araçlarını ve  trollerini kullanmaya devam etmesi muhtemel. Zira grup, propaganda, medya ve psikolojik savaş konusunda oldukça deneyimli.

Tahran bu olaylara nasıl bakıyor?

Yıllardır Babul Mendeb Boğazı'nı ele geçirme planının arkasında olan, bunu stratejik ve ideolojik bir hedef olarak gören, ABD ile devam eden çatışmasında Hürmüz Boğazı ile birlikte pazarlık kozu olarak kullanmayı amaçlayan İran Devrim Muhafızları liderleri arasında derin bir hayal kırıklığı ve öfke duygusu hakim olmalı. İran, Babul Mendeb Boğazı'ndaki kontrolünü, Husi vekilleri aracılığıyla, ABD'nin müttefiki veya dostu olanlar başta olmak üzere Kızıldeniz'e kıyısı olan ülkelerin ekonomilerinin yanı sıra, küresel ekonomi için savaşın maliyetini artırmak için kullanmaya çalıştı.

Husilerle mücadele için uluslararası ve bölgesel destek

Yemen Şafağı Operasyonu'nun başlatılmasından günler, daha doğrusu haftalar önce, Husiler ve İran için durum netti ve her iki müttefik taraf da kendileri için ne planlandığının farkındaydılar. Ancak, her ikisi de Suudi Arabistan'ın Körfez, Arap, İslam dünyası ile uluslararası toplumdaki eski ve yeni müttefikleri arasında destek toplamak için yaptığı hamlelerinin hedefini kasten kavramayı reddettikleri için yine aynı tuzağa düştüler. Bu hamlelerin amacı, Suudi Arabistan'ın, Yemen halkının Riyad liderliğindeki koalisyonun yardımıyla devletini geri alma hakkını destekleyen uluslararası kararlar ya da Suudi Arabistan'ın uluslararası hukuk uyarınca kendini savunma, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkı çerçevesinde atabileceği herhangi bir adımı meşrulaştırmaktı. Nitekim Yemen Şafağı Operasyonu'nun sabahında, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ülkesinin pozisyonunu yeniden teyit ederek, “Suudi Arabistan'ın Husiler tarafından saldırıya uğradıktan sonra kendini savunma hakkı vardır” dedi. “Yemen'de şu anda yaşananları, Yemen güçlerinin Husilerin ele geçirdiği toprakları geri almaya çalışmasıyla birlikte Husi saldırganlığına yönelik bir karşı saldırı olarak değerlendirdiğini” belirten Bakan, “Suudi Arabistan ile Yemen hükümetinin Babul Mendeb'in Husi kontrolünde olmasını kabul etmeyeceğini” vurguladı. Washington'un Suudi Arabistan ile güvenlik anlaşmaları ve taahhütleri olduğunu ve bunları yerine getireceğini de sözlerine ekledi.

Sana ve Saada'daki Husi kaleleri saldırıların odağı haline geldiğinden, pusulanın bu bölgelerden sapmaması gerekiyor

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Dışişleri Bakanı'nın açıklaması bu türden ilk açıklama değildi. Fransa, Suudi Arabistan'ın kuzeyden maruz kaldığı Iraklı Şii milis grupların saldırılarına karşı koymasına yardımcı olmak için asker ve hava savunma ekipmanı gönderme sözü vermişti. Mekke İttifakı, güneyden yapılan Husi saldırılarına karşı Suudi Arabistan'ı savunmak için güç konuşlandırmak üzere Riyad, Ankara ve İslamabad arasındaki anlaşmaları etkinleştirmeye hazır olduğunu duyurdu. Bundan önce, Suudi Arabistan liderliğinde ve 14'ten fazla ülkeden oluşan deniz savunma koalisyonu, bölgedeki su yollarına erişimin güvenliğini sağlamak amacıyla kuruldu. Ancak Husiler, şüphesiz Tahran'ın emriyle, bunların hepsini görmezden geldiler ve şimdi de durumu doğru değerlendirememelerinin bedelini ödüyorlar.

Sana'ya giden yol

Yemen siyasi ve askeri liderliği, dün sabah bir dizi “genel seferberlik ve ulusal silahlanma çağrısı” duyurusu ve hükümet güçlerinin saflarına asker alımı ve kaydının açılmasının ardından başlatılan Yemen Şafağı Operasyonu'nun temel amacının Sana'yı Husi kontrolünden kurtarmak olduğunu vurguladı. Ancak liderliğin, birleşik Yemen'in tarihi başkentine giden yolun taşlarının henüz döşenmemiş olduğunun farkında olduğu da kesin. Karadan Sana'ya yönelik ilerleme, sivillerin güvenliğini sağlamak için hâlâ zaman, çaba ve dikkatli planlama gerektiriyor.

Bilhassa Hudeyde'nin üç limanının yanı sıra Midi Limanı’nın da geri alınması durumunda, liderlik, aralarında bazı Husi firarilerinin veya yakın zamanda gruptan ayrılanların da bulunduğu diğerleri gibi, Husilerin gücünün dışarıdan herhangi bir müdahaleden önce içeriden çökeceğine inanıyor. Zira bu limanlar geri alındığında Sana ve Tahran arasındaki hayati önem taşıyan bağlantı da koparılmış olacak. Grubun ilk dönemlerinde bu, İran Devrim Muhafızları ile Yemen'deki Husi kolu arasında gizli bir bağlantı ağıydı.

 Sonuç olarak, analistlere göre, milislere karşı askeri harekat başladıktan sonra kesinlikle durdurulmamalı. Sana ve Saada'daki Husi kaleleri saldırıların odağı haline geldiğinden, pusulanın ibresi buradan sapmamalı veya kaymamalı. Silah, mühimmat ve yeni Dini Liderin gözünde “gelecek” olarak kabul edilen “ölene kadar cihat” ideolojisinin kaynağı kesildiğinde milis güçleri otomatik olarak dağılabilir.