İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

“Görmek istemeyen körden daha beter” sözünün vücut bulmuş hali…

Brian Stover
Brian Stover
TT

İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

Brian Stover
Brian Stover

Michael Horowitz

İsrail tarihinin en yıkıcı istihbarat başarısızlıklarının ardından 1974 yılında İsrail askerî istihbaratı AMAN, aynı hatanın tekrarlanmaması için yeni özel bir birim kurdu. Bundan sadece bir yıl önce İsrail, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Yahudi bayramı Yom Kippur’da İsrail’e karşı sürpriz bir savaş ilan etme niyetini yanlış okumuş ve Mısır güçleri, İsrail’e Tel Aviv her şeyden habersiz ve savaşa hazırlıksız bir haldeyken ansızın saldırmıştı.

Aman, soruşturma komitesinin tavsiyelerine dayanarak, Makhleket HaBakara veya ‘Kontrol Birimi’ adıyla tam teşekküllü bir birim kurdu. Bu birim genellikle ‘Şeytanın Avukatı’ ya da ‘Aksi İspatlandı’ anlamına gelen Aramice bir deyişe atıfla "Ifha Mistabra" adıyla anılır. Bu birimin görevi, İsrail istihbarat topluluğunun diğer şubeleri tarafından sunulan değerlendirmeleri soruşturmak ve bunlara etkili bir şekilde itiraz etmektir. Hatta bir konuda görüş birliği olsa bile Ifha Mistabra birimi bunun aksini söyler ve güçlü bir şekilde karşı çıkar. Bu daire, bir ‘grup etkisi’ tuzağına düşmekten kaçınmanın yolu olarak görülüyordu. Zamanla bu yöntem gelişti ve büyük istihbarat başarısızlıklarını önlemek için kullanılan ‘kırmızı takım testi’ adlı standart bir istihbarat uygulamasına dönüştü.

Bu birim, İsrail güvenlik teşkilâtına Yaakov Amidror veya Amos Gilead gibi bazı büyük beyinler armağan etti. Bu birim, ana ‘rakibi’ olan, AMAN’ın araştırma birimiyle aynı veri noktalarına ve istihbarat külliyatına erişim iznine sahip. Bununla birlikte bu birimin değeri son on yıllar içerisinde azaldı ve üst düzey istihbarat yetkilileri bu birimin değerlendirmelerine artık kulak vermez oldu. Ortaya koyduğu değerlendirmenin doğru olduğu nadiren ispatlandı. Birimin kıymetli değerlendirmeler sunma konusundaki başarısı da çok azdı.

Sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdı ve bölgeyi uçuruma itti

Bu kayda değer başarısızlık şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından biriyle sürekli zıt düşmek zorunda olmak, arzu edilen bir iş tanımı değildir. Tanımı gereği Şeytanın Avukatı biriminin çoğu zaman hatalı olması da kaçınılmazdır. Hal böyle olunca insanlar ona kulak vermekten vazgeçtiler ve böylece Yom Kippur sürprizinin tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen araçlardan biri başarısız oldu.

50 yıl sonra, hemen hemen aynı gün İsrail, bu başarısızlığı aynen tekrarladı. Elbette bu, 7 Ekim’deki Hamas katliamının gerçekleşmesine imkân tanıyan daha geniş sistemik başarısızlığın yalnızca küçük bir unsuruydu. Batmaz sanılıp da sonunda batan gemiler, saldırıya uğramaz sanılıp da sonunda saldırıya uğrayan ülkeler ve çökmez sanılıp da sonunda çöken barajlar listesine bir de bu başarısızlık eklendi. Gerçek şu ki, başarısızlıktan muaf hiçbir sistem yoktur. Çökmeyeceği düşünülen sistemler, ani bir şekilde başarısız olan sistemler olma potansiyeline sahiptir.  

Böylece sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu, İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdılar ve bölgeyi uçuruma ittiler.

Eksik konsept

Saldırıdan önceki gece İsrailli yetkililer, aslında Gazze’de ‘tuhaf’ bir şeyler olduğuna dair işaretleri tartışmışlardı. Özel kuvvetlerden bir taktik ekibini sınır bölgesine gönderip, bunun yeterli olacağını düşündüler. Ancak gerçekleşmek üzere olan şeyi anlayamadılar. Esasında ertesi gün bu meseleyi daha etraflıca görüşmeye karar vermişlerdi. Ne var ki müzakere vakti gelene kadar iş işten geçti. Bir yıldır ellerinde mevcut belgeleri ciddiye almadıkları da ortaya çıktı.

Bilgiden değerlendirmeye, değerlendirmeden de karara kadar olan döngünün yönü oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat hatası meydana geldiğinde yürünen ‘yol’ yanlış olur

İsrailli yetkililer, Hamas’ı Gazze’de savaş şöyle dursun, yeni bir çatışma turu için bile kışkırtmaksızın caydırmak üzere daha geniş bir ‘konsepte’ ya da değerlendirmeye göre hareket ediyorlardı. Hâkim istihbarat değerlendirmesi, 2021 yılında yaşanan ve Hamas’ın Kudüs’e füze fırlatmasıyla başlayan Gazze savaşının Hamas hareketinin Gazze’deki yeteneklerine zarar verdiği yönündeydi. Hamas, her şeyden ziyade Batı Şeria’ya odaklanmıştı. Ve burada yine Yom Kippur Savaşı’yla şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Nitekim Mısır ile Suriye’nin İsrail’e saldırdığı 1973 yılında da İsrail istihbarat teşkilatı yine daha geniş bir değerlendirmeye ya da ‘konsepte’ göre hareket ediyordu. Bu değerlendirmeye göre yeni Mısır Devlet Başkanı, selefine nispeten daha ılımlıydı ve Mısır, bir çatışmaya girme niyetinde değildi. Bu benzerlik bir tesadüf olamaz. İsrail’i Mısır’ı yanlış almaya iten istihbarat başarısızlığının, onu Hamas’ın savaş istemediğine inandıran şeyle aynı olduğunu iddia etmek istiyorum.

Pek çok kişi bu başarısızlığa bir açıklama getirmek için istihbarat taktiklerinin ve bilgi toplama protokollerinin en ince ayrıntısına bakacaktır. Bense farklı bir yöne bakacağım. Tecrübelerimden hareketle bu sistemsel başarısızlığın, sistemin sadece bir unsurundan değil, bizzat sistemden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira kötü yönetilen bir birim, arızalı bir araç veya kusurlu bir karar, tüm sistemin başarısızlığını açıklayamaz.

Ne kastettiğimi daha iyi anlamak için istihbarat kaidelerine dönmemiz gerek. Bu kaideler, insanların derslerde ya da bu dünyaya ilk girdiklerinde öğrendikleri bir şeydir. ‘İstihbarat’ oluşturma süreci, ‘istihbarat döngüsünden’ geçer. İlk adım, yönlendirmedir; karar sahipleri bir tehdidi izlemesi veya bir soruyu cevaplaması için istihbarat teşkilatını yönlendirir. İkinci adım, veri toplamadır; gerek insan zekâsı gerek telsiz veya elektronik müdahale gerek uydu görüntüleri gerekse açık kaynakları toplama gibi yollarla bilgiler ve veriler toplanır. Bu ön bilgiler önce işleme, sonra da analiz aşamasından geçer. Analiz birimi, resmi oluşturmaya ve soruları cevaplamaya başlamak üzere bilgileri bir araya getirir. Bu yeni değerlendirme, istihbarat topluluğu ve siyasi karar sahipleri arasındaki en üst düzey isimleri ‘haberdar etme’ aşamasından geçirilir. Ardından söz konusu karar sahipleri, hizmeti yeniden yönlendirir ve böylece az önce anlattığım döngüye geri döneriz.

Bu süreç önemlidir ama bilgiden değerlendirmeye, sonra değerlendirmeden karara kadar olan döngünün yönü de oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat başarısızlığı meydana gelirse yürünen ‘yol’ yanlış olur. Sizden bağımsız objektif bir analiz oluşturacak delillere bakmak yerine, delillerin sizin değerlendirmenizi doğru gösterdiği yola baktığınızda değerlendirmeniz bir Doktrine dönüşür. O zaman da bilgilere ve verilere ilişkin yorumunuz çarpık bir açıklama çizgisi takip eder ve kendi değerlendirmenize ters düşen noktaları göz ardı etme eğiliminde olursunuz ya da bu Doktrin, olayları farklı bir gözle görmenize neden olabilir.

Muhtemelen 7 Ekim öncesinde bu oldu. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını başlatmaya hazırlandığına dair işaretleri görmüş, ancak yanlış yorumlamış olsa gerek. Bu işaretleri herkes görüyordu. Aslında Mısır, saldırıdan birkaç gün önce ‘büyük bir olayın’ yaşanacağı konusunda uyardı. Onların uyarıları İsrail’in havuzundakilerden farklı bilgilere dayanmıyordu; sadece İsrail bunu farklı bir şekilde yorumlamıştı.

Hamas pilotları, planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri, saldırıdan önce roket atış denemelerini de yoğunlaştırdı

Hamas, kibutzun ele geçirilmesini ve sınırların aşılmasını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca 7 Ekim olayından sadece bir ay önce, binalara baskın operasyonlarını simüle etmek için konteynırlara baskın eğitimi alan militanlarının görüntülerini kayda alarak yayınladılar. 2022 yılında Gazze’de Hamas dahil çok sayıda grup, bir eğitim düzenledi ve bunları kayda alarak kamuoyu ile paylaştı. Bu eğitimde İsrail’e ait bir askerî üs ele geçirilmiş ve rehin alma tatbikatları gerçekleştirilmişti. Bundan bir yıl önce, başka bir eğitimin ardından Hamas’ın üst düzey liderlerinden Eymen Nevfel, Gazze Şeridi sınırı boyunca uzanan yüksek teknolojili İsrail çitlerinin İsrail’i korumayacağını söylemişti. Nevfel, 7 Ekim saldırılarının ardından bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Hamas pilotları planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Saldırıdan önce Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri roket atış denemelerini de sıklaştırdı. İşaretler ortadaydı. İsrail de bunları kendi gözleriyle gördü ama farklı bir şekilde yorumladı. İsrail istihbaratı, Hamas’ın caydırıldığını ve bu işaretlerin de İsrail’i Gazze’yle daha fazla ilgilenmeye ve mecburen Hamas’a daha fazla taviz vermeye sevk etmek için bir ‘kendini gösterme çabasından’ ibaret olduğunu zannetti. Nihayetinde Hamas’ın şimdiye kadar Gazze’de yaptığı şey buydu. Ancak az önce yazdığım bu cümle, yukarıda bahsettiğim hatanın aynısını içeriyor: Ben de değerlendirmeyi (Hamas caydırıldı), gerçekliğe uygun bilgileri (Hamas savaşa hazırlanıyor) geçersiz kılmak için kullandım. Bu klasik bir istihbarat hatası olsa da gerçek hayattaki durumlarda fark edilmesi ve düzeltilmesi çok zordur. İsrail güvenlik ve siyaset liderliğinin en üst ve en alt kademelerinde görülen başarısızlıklar böyledir.

Buna, İsrail’deki güvenlik ve siyaset liderliğinin ‘ortasındaki’ başarısızlık diyebilirim. Liderliğin en üst ve en alt kademelerindeki başarısızlıklar bunun zemininde birikmiştir.

Savunma önlemleri

Güvenlik tedbirlerinin en alt seviyesinde savunma önlemleri yer alıyor. Bunlar genellikle gelişmiş uyarıların ve önleyici tedbirlerin etkisiz olduğu ispatlandığında devreye sokulur. İsrail’in bu başarısızlıktan korunmak için oldukça etkin bir sistemi vardı: bir milyar dolara mal olan etkileyici bir teknolojik başarı, yani Gazze’yle sınır çiti. Bu, sistemin merkezî bileşeni sensörlerle donatılmış bir çittir. Bu sensörler herhangi bir fiziksel temas durumunda İsrail Savunma Kuvvetleri karargâhını derhal uyarıyor ve böylece anında ve hızlı bir karşılığa imkân tanıyor. Bu çit ayrıca bir kamera ağıyla sürekli izleniyor ve uzaktan kumandalı gözetleme kuleleri ve makineli tüfeklerle korunuyor. Bu kameraları izlemek için  ‘Gözlemciler’ adlı özel bir birim oluşturuldu. Bu adanmış kadın askerler, gözlerini kamera yayınından bir an bile ayırmadıkları yorucu mesailerde bulunuyorlar. Her bir gözlemci, gözetlediği bölgenin belirli ve özenle korunan bir bölümünden sorumlu.

Asıl başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurla bağlantılıdır. Bu tasavvur İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine hatalı bir şekilde duyduğu güveni artırdı

Böyle bir sistem nasıl başarısız olabilir? Ama oldu… Burada da yine güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu varsayımı, Hamas’ın güvenlik sistemini atlatamayacağı, dolayısıyla da buna teşebbüs etmeyeceği yönünde ölümcül bir değerlendirmeye yol açtı. Bu varsayım ölümcüldü. Nitekim İsrail ordusu, Hamas’ın aslında bu sistemi aşmanın yollarını bulmaya çalıştığını gösteren olası işaretlere karşı kör oldu. Sağlam herhangi bir istihbarat operasyonu Hamas’ın duvarı aşmaya çalıştığı ihtimalini dışlamaz, aksine bunu gerçekten yapmaya çalıştığını gösteren işaretler arar ve Hamas gibi bir düşmanın bu engeli nasıl aşacağını hayal etmeye çalışırdı.

Peki, Hamas ne yaptı? Şu an resim nihai denecek kadar net olmasa da iki ay sonra elimizde neler döndüğüne dair daha fazla delil olacak. Bana, Hamas’ın sınırları aşmasına imkân tanıyan yeni gelişmiş silahların türü hakkında çok soru soruldu ama bu soruların cevabı yoktu.

Hamas’ın kullandığı araçların hiçbiri yeni değil. Hiçbiri İsrail’i gerçekten şaşırtmadı. Hamas, sınırı geçip İsrail’e girmek için seçkin bir komando gücü kullandı. Bu ekip yeni değildi; İsrail yaklaşık on yıldır bu ekipten haberdardı. Görünüşe bakılırsa Hamas, sınırdaki elektrik kulelerini hedef almak üzere insansız hava araçları kullandı ve böylece uzaktan işletilen İsrail savunma sistemlerinin bir kısmını hemen devre dışı bıraktı. Bu insansız hava araçları yeni değil. Hamas bu esnada binlerce roket fırlattı ve bu da sınıra gönderilecek güçlere engel oldu. Sınıra ulaşanlar ise yüzlerce seçme savaşçıyla karşı karşıya kaldılar. Hamas, herhangi bir ihlale tepki gösterecek müdahale gücünün boyutu ve özellikleri hakkında detaylı istihbarat topladı (ki koordineli onlarca ihlal vardı). Daha sonra, Gazze Tümeni karargâhını ve birçok küçük askerî birliği içine alan bu müdahale gücüne saldırdı. İsrail Hava Kuvvetleri karşılık verme imkânı bulduğunda iş işten geçmişti. Nitekim Hamas sınırdaki sivil toplulukların arasına sızmış, İsraillileri rehin almış ve bazılarını Gazze’ye nakletmişti. Hamas komandolarının işini bitirebilecek hava saldırıları artık imkânsız hale geldi.

Aslında bu başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurdan kaynaklanıyor. Bu tasavvur, İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine duyduğu yanlış güveni artırdı.

Piramidin tepesindeki başarısızlık

Sonra belki de en büyük başarısızlık geldi: piramidin tepesindeki başarısızlık. İstihbarat döngüsünün en üst noktası; siyasi düzey, yani ‘yönü’ belirleyen düzeydir. Bu düzey, istihbaratı yönetir ve onu sorulara veya ilgi alanlarına yönlendirir. Bu oldukça önemli bir şeydir ve bu devlet bir ABD değilse ve elinde neredeyse sınırsız istihbarat kaynakları yoksa ciddi sonuçlar doğurur. Bu yüzden önceliklerinizi belirlemelisiniz. Kaldı ki ABD’nin bile bunu yapması gerekir. Seferberlik araçları ve kaynakları sınırlı. Analistleri ve konuşlandırılabilecek askerleri ve askerî birlikleri toplamanın zamanı geldi. İsrail, şu veya bu düzeyde çok acil tehditlerle karşı karşıya. Seçim, vazgeçmek.  

Olan olduğunda, tahmin edin, Netanyahu ne dedi? ‘Yeterince dikkatli bakarsanız bu işin arkasında İran’ı göreceksiniz’ dedi. Bu söylem, zararlı değil, ölümcüldür

Netanyahu’nun açıklamalarına ve söylemlerine bakıldığında net bir tavır görülüyor. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin çatışmasını kenarda bırakma ve değersizleştirme yoluyla profesyonel bir siyaset izledi. Her zaman diğer tehditleri, özellikle de İran’la onun vekillerini ana mesele olarak gördü. Bunda siyasi bir unsur da olabilir. İran’dan bahsetmek onu küresel jeopolitik alana itti; burada Biden ya da Putin gibi isimlerle karşı karşıya geldi ve BM’de nükleer bombaya dair gülünç planlar çizdi. Bu onun kendisini çalkantılı bölgesel ve küresel sularda yüzme becerisine sahip tek İsrail lideri olarak tasvir etmesini sağladı. İsrail-Filistin çatışması bir yana bu ikincil bir nottu. Olanlar olduğunda bile tahmin edin, Netanyahu ne dedi? “Yeterince dikkatli bakarsanız bu olayın arkasında İran’ı görürsünüz” dedi. Bu söylem zararlı değil, düpedüz ölümcüldür.  

Bu demek değildir ki İran, İsrail için bir tehdit oluşturmuyor. Elbette oluşturuyor. Ama bu tehdidin, daha sıcak bir tehdidi gölgede bırakmaması gerekir. Bu bilinçli körlük, istihbarat topluluğunu doğrudan etkiliyor, çünkü istihbarat toplama araçlarının tehditten uzakta yeni bir konum almasını ve güçlerin de tek bir sınırdan uzakta yeniden konuşlandırılmasını teşvik ediyor, önyargıda ve hatalı tepki döngüsünde ısrarcı olmaya sebep oluyor. Duyulacak bir şey olmadığını varsayar ve kulaklarınızı kapatıp görmeye odaklanırsanız, sonra hiçbir şey duymadığınız için haklı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yapmış olursunuz.

Belki daha özlü bir diğer deyişle, “görmek istemeyen körden de beter” olursunuz.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Irak... Baskılara yanıt vermek ile dengeyi yeniden sağlamak arasında ez-Zeydi’nin görevden almaları

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, hükümet üyelerinin onaylanması için düzenlenen parlamento oturumuna katıldı, Bağdat, 15 Ekim 2026. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, hükümet üyelerinin onaylanması için düzenlenen parlamento oturumuna katıldı, Bağdat, 15 Ekim 2026. (Reuters)
TT

Irak... Baskılara yanıt vermek ile dengeyi yeniden sağlamak arasında ez-Zeydi’nin görevden almaları

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, hükümet üyelerinin onaylanması için düzenlenen parlamento oturumuna katıldı, Bağdat, 15 Ekim 2026. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, hükümet üyelerinin onaylanması için düzenlenen parlamento oturumuna katıldı, Bağdat, 15 Ekim 2026. (Reuters)

Rüstem Mahmud

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin, Ulusal İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile Başbakanlık Ofisi Müdürü İhsan el-Avadi’yi de kapsayan bir dizi görevden alma kararı, bu adımların arka planına ilişkin çeşitli soruları gündeme getirdi. Söz konusu kararların, Irak’ı çevreleyen ciddi bölgesel gerilimlerin ve İran’a yakın Şii silahlı grupların silahsızlandırılması konusundaki keskin anlaşmazlıklar nedeniyle ülkedeki iç kutuplaşmanın derinleştiği bir dönemde alınması dikkat çekti.

Bu çerçevede, Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın üst düzey bir Iraklı siyasi kaynak, kararların alınmasına zemin hazırlayan koşullara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinde önemli bir görev üstlenmiş olan kaynak, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın görevden alınmasının bir yönüyle, Koordinasyon Çerçevesi içindeki siyasi bileşenler arasında üst düzey güvenlik makamlarının dağılımında yeniden denge sağlama ihtiyacıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Kaynak, özellikle Kanun Devleti Koalisyonu’na bağlı Yaser el-Maliki’nin İçişleri Bakanlığı görevine getirilmesinin ardından bu ihtiyacın öne çıktığını ifade etti. Kaynağa göre görevden alma kararı, İstihbarat Teşkilatı’nın Irak’tan komşu ülkelere yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını engelleyememesi üzerine de alınmış olabilir. Başbakanlık Ofisi Müdürü’nün görevden alınmasını ise ez-Zeydi’ye yönelik bölgesel ve Amerikan baskıları ile tavsiyelerine bağlayan kaynak, bu çevrelerin el-Avadi’yi, ikili görüşmelerin tüm ayrıntılarını Irak’ın iç işlerine müdahil olan bölgesel bir ülkeye aktaran isim olarak gördüğünü kaydetti.

Köklü güvenlik değişiklikleri

Başbakanın mevcut adımları köklü ve kapsamlı olsa da ekim ayının başında başlattığı sürecin devamı niteliğinde. Ez-Zeydi, ekim ayının başlarında Başbakanlık Ofisi’nde görev yapan yaklaşık 70 danışman, uzman ve özel personelin sözleşmelerini feshetmişti. Söz konusu kişiler, ülkedeki en hassas alanlarda Başbakanlık kurumlarını ve bu kurumların denetim mekanizmalarını yönetiyordu. Bu alanlar arasında güvenlik, sağlık, eğitim, dış ilişkiler, ekonomi politikaları, Başbakanlık ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasındaki ilişkiler ve vilayetlerle ilişkiler yer alıyordu. Ez-Zeydi, bu isimlerin yerine ülkenin başlıca toplumsal ve siyasi kesimlerini temsil eden dört yardımcısını atadı. Her birine ülkedeki önemli bir idari dosyanın takibini üstlenme görevi verdi.

Bu gelişmeler, ez-Zeydi’nin geçtiğimiz temmuz ayının ortalarında güvenlik ve askerî alanlarda aldığı ve bu iki hassas dosyanın denetiminde ‘Başbakanlığın merkezî rolünü’ artırmayı amaçlayan bir dizi kararın ardından geldi. Ez-Zeydi, ülkenin üç üst düzey güvenlik kurumunun denetimini birleştirerek Irak Anayasası uyarınca Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla bunları kendi ofisine bağladı. Bu kapsamda, o dönemde kamuoyuna açıklanmayan iç düzenlemelerle Müşterek Harekât Komutanlığı Ofisi, Başkomutanın Özel Ofisi ve Ulusal Harekât Merkezi’ni kendisine bağlı tek bir ofis altında birleştirme kararı aldı. Yeni ofisin görevi; İçişleri ve Savunma bakanlıkları, İstihbarat Teşkilatı, Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Terörle Mücadele Kurumu, Haşdi Şabi Komisyonu, Sınır Kapıları Komisyonu ve Askerî Sanayileşme Kurumu’nun çalışmalarını denetlemek ve takip etmek olacaktı. Başbakanlık, ilgili bakanlıklar ve kurumların yanı sıra Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Ofisi gibi bağlantılı birimlere de söz konusu idari talimatı göndererek bu doğrultuda hareket etmelerini istedi. Ez-Zeydi daha sonra Terörle Mücadele Kurumu Başkanlığı ve Federal Polis teşkilatında yeni atamalar yaptı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci ile Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı Abdulkerim el-Basri’yi görevden alan ez-Zeydi, Kasım el-Abudi’yi Ulusal Güvenlik Danışmanı, Basim el-Bedri’yi ise Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı olarak atadı.

Şarku’l Avast’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Başbakanın yeni kararları daha köklü adımlar içeriyordu. Bu kapsamda İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevine derhal son verildi ve yerine yeni bir isim atanana kadar görevlerini bizzat başbakanın üstleneceği açıklandı. Şatri, mevcut görevinin yanı sıra Irak’ın Suriye Özel Temsilcisi olarak da görev yapıyordu. Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Bağdat ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleşmesinde ve gerginliğin azaltılmasında önemli bir rol oynamıştı. Ancak görevden alınması, ez-Zeydi’nin Suriye ve Lübnan’a gerçekleştireceği ziyaretlerden yalnızca birkaç gün önce geldi. Ez-Zeydi ayrıca, Başbakanlık Ofisi Müdürü İhsan el-Avadi’yi görevden alarak bu göreve, daha önce Ticaret Bakanlığı bünyesinde idari bir görev yürüten Reşad Halef Haşim’i atadı. Bakanlık düzeyinde bir statüye sahip olan Başbakanlık Ofisi Müdürlüğü görevindeki el-Avadi, Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçlere yakınlığıyla tanınıyordu. Teknokrat bir isim olarak değerlendirilen Haşim ise Irak Ticaret Bakanlığı Şirketler Sicili Dairesi Müdürü olarak görev yapıyordu.

cdf
Irak Başbakanlık Ofisi Müdürü (sağda) ve İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Sadık, 11 Temmuz 2023 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen törende imzalanan ikili anlaşmaları birbirlerine teslim ederken (AFP)

Bu gelişmelerle bağlantılı olarak, Irak’ın güneyindeki Meysan İl Meclisi Başkanı Mustafa Duveyr, Başbakanın İran sınırındaki Şeyb Sınır Kapısı’nı kapatma kararını reddettiğini açıkladı. Kararın başbakanın yetkilerini aştığını savunan Duveyr, vilayetteki ana yolları kapatma ve hatta sivil itaatsizliğe başvurma tehdidinde bulundu. Ayrıca başbakanı dolaylı olarak Amerikan talimatlarına boyun eğmekle suçladı. Ez-Zeydi’yi başbakanlık makamına taşıyan Koordinasyon Çerçevesi’nin başlıca bileşenlerinden Bedir Örgütü, Duveyr’e destek verdi. Ancak Irak mahkemelerinden biri Duveyr hakkında tutuklama kararı çıkardı. Gözlemciler, Duveyr’in açıklamalarını ve Bedir Örgütü’nün bu açıklamalara verdiği desteği, Irak Başbakanı’nın ülke içindeki İran nüfuzunu sınırlandırma girişimlerine karşı İran’ın kendi araçlarını harekete geçirme çabası olarak değerlendirdi. Duveyr, yayımladığı bir açıklamada yargının karşısına çıkmayı kabul ettiğini belirtirken, Şeyb Sınır Kapısı’nın kapatılmasına karşı tutumunu yineledi. Duveyr, “Meysan Harekât Komutanlığı’nın hakkımdaki tutuklama kararını uygulamak üzere harekete geçirilmesine gerek yok. Çünkü ben bir suçlu ya da kanun kaçağı değilim; Meysan vilayetinin yasama organını temsil ediyorum. Ben devlet adamıyım, köklü ve saygın bir aşiretin mensubuyum. Ayrıca saygın bir siyasi ve cihatçı yapıya mensubum” ifadelerini kullandı.

Karar alma süreçlerinin merkezileştirilmesi ve denge oluşturulması

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın olan ve önceki hükümette üst düzey bir görev üstlenmiş Iraklı siyasi kaynak, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, başbakanın yeni kararlarının arka planını ve hangi koşullarda alındığını değerlendirdi. Kaynak, kararların birbirinden ayrılarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, bunların tek bir çerçevede değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti ve şu ifadeleri kullandı: “İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı açısından bakıldığında, bu kararın bir yönüyle Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçler arasında yeniden denge sağlama ihtiyacına yanıt olarak alındığı görülüyor. Zira Kanun Devleti Koalisyonu, İçişleri Bakanlığı görevini elde etti. Koordinasyon Çerçevesi’ndeki güçler arasında uzun yıllardır uygulanan teamüle göre, ittifak bünyesindeki hiçbir blok dört önemli makamdan ikisini aynı anda üstlenmiyor. Bu makamlar İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Parlamento Güvenlik ve Savunma Komisyonu Başkanlığı ile Haşdi Şabi Komisyonu Başkanlığı’ndan oluşuyor. Son aylarda yaşanan değişiklikler, İçişleri Bakanlığı ve Haşdi Şabi’deki gelişmeler de dahil olmak üzere, İstihbarat Teşkilatı’nın üst yönetiminin yeniden şekillendirilmesini gerekli kıldı. Ancak yeni başkanın kim olacağı, bu adımın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bir grubun lehine mi işleyeceğini, böylece Kanun Devleti Koalisyonu ve Nuri el-Maliki ile denge mi kurulacağını, yoksa ittifak dışından bir ismin mi göreve getirileceğini belirleyecek. Gündeme gelen isimlerden biri, halihazırda ABD’de yaşayan Talib Şegati. Şegati’nin atanması, ez-Zeydi’nin güvenlik ve askerî kurumlarda denge oluşturma ve İran’a yakın isimlerin nüfuzunu sınırlama yönünde belirgin bir eğilim taşıdığı anlamına gelecektir. Şegati, 2004-2009 yılları arasında bu görevi yürüten Muhammed eş-Şehvani’den bu yana İran’a yakın siyasi güçlerin kabul etmediği çevrelerden gelecek ilk isim olacak. Eş-Şehvani, dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki aracılığıyla İran’ın güvenlik teşkilatı üzerindeki nüfuzunu gerekçe göstererek görevinden istifa etmişti.”

svfbg
Dönemin Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Irak Ulusal İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri, Bağdat’ta istihbarat teşkilatına ait bir binaya düzenlenen İHA saldırısının yol açtığı hasarı inceledikten sonra düzenlenen toplantıda, 22 Mart 2026 (AFP)

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “Başbakanlık Ofisi Müdürü meselesi de aynı çerçevede değerlendirilmeli. ABD Başkanı Donald Trump, son ABD ziyareti sırasında ez-Zeydi ile baş başa görüşmeyi tercih etti. Ez-Zeydi’nin bölge ülkelerine gerçekleştirdiği ziyaretlerde de aynı durum tekrarlandı. Bu da Başbakanlık Ofisi Müdürü’ne duyulan güvenin sınırlı olduğuna işaret ediyor. Bu nedenle ez-Zeydi, özellikle kendisine yakın yürütme kadrosunda yalnızca kendi belirlediği isimleri göreve getirebileceği mesajını vermeye çalışıyor. Ancak bu girişim, belirgin zorluklarla karşılaşmadan ilerleyemeyecek. Meysan İl Meclisi Başkanı’nın açıklamaları ve eylemleri gibi gelişmeler, başbakanın İran’ın nüfuzunu sınırlandırma ve silahlı grupları silahsızlandırma yönündeki politikalarının yalnızca İran ve bu gruplar tarafından değil, bazı toplumsal tabanlar, siyasi güçler ve yerel aktörler tarafından da reddedildiğini gösteriyor. Bu kesimler, söz konusu silahları Şii yönetiminin devamlılığını güvence altına alan bir unsur olarak görüyor ve mevcut durumu uzun süre oyalayıcı hamlelerle sürdürebileceklerini düşünüyor.”

Statü mücadelesi

Araştırmacı Muhammed el-Meşhedani, bu kararları Irak başbakanlarının görevdeyken yaşadığı ve ‘geleneksel dönüşümler’ olarak nitelendirdiği süreçle ilişkilendiriyor. El-Meşhedani, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Genellikle Irak başbakanları, göreve geldikten birkaç ay sonra Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçlere karşı kendilerini koruyacak bazı adımlar atmaya çalışıyor. Bu süreçte, kontrolünü kendi ellerinde toplamaya çalıştıkları kurumların başında İstihbarat Teşkilatı geliyor. Çünkü bu kurum, İran nüfuzunun dışında kalarak kurumsal yapısını görece koruyabilmiş Irak kurumlarının başında geliyor. Bunu Hamid eş-Şatri’nin mesleki geçmişi üzerinden de anlamak mümkün. Eski Başbakan Mustafa el-Kazımi, İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı görevinden başbakanlığa geçti. Görev süresi boyunca teşkilat başkanlığına kimseyi atamadı ve bu makamı kendi elinde tuttu. Görev süresinin bitimine üç ay kala ise Başbakanlık Ofisi Müdürü Raid el-Cuhi’yi bu göreve getirdi. Muhammed Şiya es-Sudani göreve geldiğinde, o sırada Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı olan eş-Şatri’yi görevden aldı. Ancak Koordinasyon Çerçevesi’nin baskıları sonucunda eş-Şatri’yi daha üst bir makama, İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na yeniden atadı. Buna rağmen İstihbarat Teşkilatı, İran’a yakın güçlerin ciddi şüphelerini çekmeye devam etti. Bu nedenle kurum, rolünden kuşku duyan ve ABD’ye yakın unsurlar tarafından güçlendirildiğini düşünen çevrelerce 2021’in sonlarında ve 2026’nın başlarında birden fazla kez bombalı saldırıların hedefi oldu. Bu durum, teşkilatı her başbakan için ilk başvurulan ve değişmeyen bir dayanak haline getiriyor. Ez- Zeydi de aynı yolu izledi.”


Bağdat ve Şam, istikrarı güvence altına alacak bir ilişkiler sistemi kuruyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
TT

Bağdat ve Şam, istikrarı güvence altına alacak bir ilişkiler sistemi kuruyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)

Şam ve Bağdat’ın, ortak ekonomik ve güvenlik çıkarlarına dayalı stratejik bir ortaklık kurma yönünde ilerlediğine işaret eden gelişmeler yaşanıyor. Şam’daki kaynaklar, Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’nin dün Şam’a gerçekleştirdiği ziyaretin, iki ülke ilişkilerinin yakın ve uzun vadeli geleceği açısından, ziyaretin dayandığı hedeflerin gerçekleşmesi hâlinde, “köklü bir dönüm noktası” oluşturduğunu belirtti.

Ziyaretin önemini artıran unsur, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Irak federal hükümetinin başındaki bir ismin Suriye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olması. Ziyaret aynı zamanda, iki taraf arasında dışişleri bakanları ve istihbarat yetkilileri düzeyinde gerçekleştirilen karşılıklı temasların yansıttığı siyasi ilişkilerdeki ve güvenlik koordinasyonundaki kademeli iyileşmenin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Jusoor Araştırmalar Merkezi’nden Abdülvehhab Asi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yakınlaşmaya geçen haziran ayında ortak koordinasyon için bir üst komite kurulması konusunda varılan mutabakatın da eşlik ettiğini belirtti. Asi, terörle mücadele, sınır ötesi kaçakçılığın önlenmesi ve DEAŞ tutuklularına ilişkin dosyada sahadaki iş birliğinin geliştirildiğini, ayrıca Irak akaryakıtının tankerlerle Banyas’a taşınarak ihraç edilmesine yönelik uygulamanın başarılı olduğunu ifade etti.

Şara-Zeydi görüşmesine Suriye tarafından dışişleri, adalet, enerji ve maliye bakanları; Irak tarafından ise başbakan yardımcısı ve ekonomi işlerinden sorumlu yetkililer, dışişleri, maliye, petrol ve adalet bakanları ile diğer yetkililer katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Şara-Zeydi görüşmesine Suriye tarafından dışişleri, adalet, enerji ve maliye bakanları; Irak tarafından ise başbakan yardımcısı ve ekonomi işlerinden sorumlu yetkililer, dışişleri, maliye, petrol ve adalet bakanları ile diğer yetkililer katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Araştırmacı Asi’ye göre Zeydi’nin ziyareti ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüşmesi, iki ülkenin siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında uygulanabilirliğini sınadığı iş birliği süreçlerine devlet başkanlığı düzeyinde siyasi destek sağlıyor. Bu durum, ortak ekonomik ve güvenlik çıkarlarının Bağdat ile Şam arasında güven oluşturma ve ilişkileri geliştirme kapasitesinin arttığını gösteriyor.

Şam’daki Nahda Araştırmaları Merkezi Başkanı Abdülhamid Tevfik ise Suriye ve Irak’ın ortak noktalarının yanı sıra birbirinden farklılaştıkları konuların da bulunduğunu belirterek, ziyareti “köklü bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Tevfik, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iki ülkenin ortak özelliklerinden birinin, her ikisinin de bölgesel ve uluslararası güçler açısından birer gerilim odağı ve nüfuz mücadelesi alanı olarak görülebilmesi olduğunu söyledi. Bölgesel gerilimlerin iki ülke arasındaki temasları geciktirebileceğini belirten Tevfik, buna karşılık Türkiye gibi bölgesel aktörlerin ve özellikle ABD gibi uluslararası güçlerin, iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşmasında çıkarı bulunduğunu ifade etti. Tevfik, ABD’nin ilerleyen dönemde bölgedeki askerî ve güvenlik varlığını azaltabileceğine yönelik işaretlere de dikkat çekti.

Suriye’nin Tartus ilindeki Banyas petrol tesisinde Irak’tan gelen tankerler benzinle dolduruluyor (DPA)
Suriye’nin Tartus ilindeki Banyas petrol tesisinde Irak’tan gelen tankerler benzinle dolduruluyor (DPA)

Petrol ve enerji alanında iş birliği

Şam’daki hükümete yakın kaynaklar, Irak heyetinin ziyaret sırasında başta petrol ve enerji olmak üzere bir dizi kritik konuyu ele aldığını bildirdi. Görüşmelerde Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırılması için alternatif ihracat güzergâhlarının güvence altına alınması ve stratejik Kerkük-Banyas petrol boru hattının yeniden işler hâle getirilmesi amacıyla mutabakat zabıtlarının imzalanması konuları öne çıktı.

Projenin, aralarında ABD merkezli Chevron’un da bulunduğu büyük bölgesel ve uluslararası şirketlerle hayata geçirilmesi bekleniyor.

İki ülke arasındaki ticari ilişkiler de ele alındı. Son aylarda Suriye-Irak sınırındaki taşımacılık trafiğinde hızlı bir artış yaşanırken, ithalat, ihracat ve transit taşımacılık kapsamında Irak’tan Suriye’ye 140 binden fazla kamyonun geçtiği bildirildi.

Suriye ile Irak arasında 600 kilometreden uzun bir sınır bulunuyor. Bu sınırın kontrol altında tutulması, bölgesel jeopolitik istikrarın temel unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor. Görüşmelerde ayrıca yatırım projeleri için güvenli bir ortam oluşturulması, su güvenliği, tarım ve yaklaşık 80 ila 100 milyon dönüm olduğu tahmin edilen ortak tarım arazileri ele alındı.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani eşliğinde Şam’daki Emevi Camii’ni ziyaret etti (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani eşliğinde Şam’daki Emevi Camii’ni ziyaret etti (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Suriye ve Irak hükümetleri, Irak’taki Fav Limanı’ndan Suriye’deki Tartus Limanı’na uzanacak lojistik bağlantı hatlarını geliştirmeyi hedefliyor. Bu adımla Körfez ülkelerinin pazarlarının Suriye üzerinden Batı pazarlarına bağlanması amaçlanıyor.

Ticari yakınlaşmadan ekonomik bütünleşmeye

Suriye ve Irak arasındaki ekonomik ilişkilerde hızlanan olumlu gelişmelere rağmen iş birliğinin ağırlıklı olarak ticari alanda yoğunlaştığı belirtiliyor. Şam’daki ekonomik kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, yakınlaşmanın bölgesel gerilimler ve Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle zorunlu hâle gelen bir iş birliğine dönüştüğünü ifade etti.

Kaynaklar, ortak bir tarihe ve coğrafyaya sahip iki komşu ülkenin, bu iş birliğini üretim sektörlerini de kapsayan bir ekonomik bütünleşmeye dönüştürmesi gerektiğini vurguladı. Böyle bir bütünleşmenin, her iki ülkenin ihtiyaç duyduğu sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayacağı belirtildi. Bölgesel ve uluslararası siyasi sorunların ise tarihsel olarak iki ülke arasında sürdürülebilir ekonomik bütünleşmenin önünde engel oluşturduğu kaydedildi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’yi karşıladı. Ziyaret, Zeydi’nin Şam’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’yi karşıladı. Ziyaret, Zeydi’nin Şam’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Araştırmacı Abdülhamid Tevfik, iki ülke arasındaki ilişkilerin arzu edilen düzeye ve kısa sürede ulaşmasını engelleyebilecek çok sayıda sorun bulunduğunu belirtti.

Tevfik’e göre Irak açısından başlıca engellerden biri İran. Tahran’ın Suriye-Irak ilişkilerinin istikrara kavuşmasından yana olmadığı ve bölgedeki kuşatma ve olası savaş ihtimali karşısında kendi hedeflerini gerçekleştirmek için Irak’taki nüfuz ağlarını etkin tutmaya çalıştığı değerlendiriliyor. Suriye açısından ise İsrail’in ülkenin farklı alanlarında gerilim ve istikrarsızlık yaratma çabaları öne çıkıyor.

Tevfik, ekonomik iş birliğinin siyasi ilişkilerin geliştirilmesi için temel bir dayanak oluşturabileceğini belirtti. Güvenlik alanında da iki ülkenin ortak tehditlerle karşı karşıya bulunduğunu ve birlikte hareket edebilecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Suriye sınırında hareket hâlindeki Irak’a ait kamyonlar ve askerî araçlar (AFP).
Suriye sınırında hareket hâlindeki Irak’a ait kamyonlar ve askerî araçlar (AFP).

Bu tehditlerin başında DEAŞ geliyor. Örgüt mensuplarının hem Irak’ta hem de Suriye’de tutuklu bulunduğuna dikkat çeken Tevfik, bazı Avrupa ülkelerinin vatandaşlarını geri almayı reddetmesinin ciddi bir sorun yarattığını söyledi. Tevfik, bu kişilerin iki ülke açısından “patlamaya hazır bir bomba” niteliği taşıdığını ifade etti.

Tutuklular ve dinî ziyaretler gündemde

Ziyaret sırasında ele alınan başlıca konulardan biri de Irak’ta tutuklu bulunan ve sayılarının 3 bini aştığı belirtilen Suriyelilerin durumuydu. Suriye tarafı, bu kişilerin ülkelerine geri gönderilmelerine zemin hazırlamak amacıyla hukuki statülerinin sınıflandırılmasını talep etti.

Irak tarafı ise Şii dinî makamlarına yönelik ziyaretlerin yeniden başlatılması ve ziyaretçilerin güvenliğinin sağlanması konusunu gündeme getirdi.

Mevcut gelişmeler, Şam ve Bağdat’ın ortak çıkarları önceleyen bir diplomasi izleme ve ilişkilerde istikrarı güvence altına alabilecek bir güvenlik ve ekonomi sistemi oluşturma konusunda kararlı olduklarını gösteriyor.

Araştırmacı Abdülhamid Tevfik, siyasi iradenin mevcut olması ve gelecekte iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşmasında çıkarı bulunan Arap, bölgesel ve uluslararası aktörlerin desteğinin sürmesi hâlinde, ilişkilerin geleceğine ilişkin beklentilerin umut verici olduğunu ifade etti.


Lübnan: Hizbullah’ın patlayıcılarıyla bağlantılı 7 şüpheli hakkında yakalama ve arama kararları uygulanıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan: Hizbullah’ın patlayıcılarıyla bağlantılı 7 şüpheli hakkında yakalama ve arama kararları uygulanıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan yargısı, Hizbullah’a ait Dahir el-Beydar patlayıcıları dosyasında olayla bağlantılı olduğu belirtilen 7 kişiyi tespit etti. Şüpheliler hakkında kısa süre içinde dava açılması bekleniyor. Askerî Mahkeme nezdindeki hükümet komiseri Yargıç Claude Ganem’in, şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunulması amacıyla ön soruşturma dosyalarını teslim alması bekleniyor.

Bir kişinin daha gözaltına alındığına ilişkin haberler gündeme gelirken, hâlihazırda tutuklu bulunan “A.K.” ve “H.A.” baş harfleriyle anılan iki şüphelinin yanı sıra yeni bir kişinin de yakalandığı öne sürüldü. Ancak adli bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada gözaltıların “hâlen iki kişiyle sınırlı olduğunu” belirtti.

Kaynak, soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğundan şüphelenilen 5 kişinin daha kimliğinin tespit edildiğini doğruladı. Bu kişiler arasında, Hizbullah bünyesinde güvenlik görevlisi olduğu belirtilen ve patlayıcıları Baalbek’te teslim ettiği şüphesi bulunan “Sacid” adlı kişinin de yer aldığı belirtildi. “Zülfikar” kod adıyla anılan ve yine güvenlik yapılanması içinde konumu bulunduğu belirtilen diğer kişinin ise patlayıcıları Beyrut’un güney banliyölerinde teslim almasının planlandığı ifade edildi.