İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

“Görmek istemeyen körden daha beter” sözünün vücut bulmuş hali…

Brian Stover
Brian Stover
TT

İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

Brian Stover
Brian Stover

Michael Horowitz

İsrail tarihinin en yıkıcı istihbarat başarısızlıklarının ardından 1974 yılında İsrail askerî istihbaratı AMAN, aynı hatanın tekrarlanmaması için yeni özel bir birim kurdu. Bundan sadece bir yıl önce İsrail, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Yahudi bayramı Yom Kippur’da İsrail’e karşı sürpriz bir savaş ilan etme niyetini yanlış okumuş ve Mısır güçleri, İsrail’e Tel Aviv her şeyden habersiz ve savaşa hazırlıksız bir haldeyken ansızın saldırmıştı.

Aman, soruşturma komitesinin tavsiyelerine dayanarak, Makhleket HaBakara veya ‘Kontrol Birimi’ adıyla tam teşekküllü bir birim kurdu. Bu birim genellikle ‘Şeytanın Avukatı’ ya da ‘Aksi İspatlandı’ anlamına gelen Aramice bir deyişe atıfla "Ifha Mistabra" adıyla anılır. Bu birimin görevi, İsrail istihbarat topluluğunun diğer şubeleri tarafından sunulan değerlendirmeleri soruşturmak ve bunlara etkili bir şekilde itiraz etmektir. Hatta bir konuda görüş birliği olsa bile Ifha Mistabra birimi bunun aksini söyler ve güçlü bir şekilde karşı çıkar. Bu daire, bir ‘grup etkisi’ tuzağına düşmekten kaçınmanın yolu olarak görülüyordu. Zamanla bu yöntem gelişti ve büyük istihbarat başarısızlıklarını önlemek için kullanılan ‘kırmızı takım testi’ adlı standart bir istihbarat uygulamasına dönüştü.

Bu birim, İsrail güvenlik teşkilâtına Yaakov Amidror veya Amos Gilead gibi bazı büyük beyinler armağan etti. Bu birim, ana ‘rakibi’ olan, AMAN’ın araştırma birimiyle aynı veri noktalarına ve istihbarat külliyatına erişim iznine sahip. Bununla birlikte bu birimin değeri son on yıllar içerisinde azaldı ve üst düzey istihbarat yetkilileri bu birimin değerlendirmelerine artık kulak vermez oldu. Ortaya koyduğu değerlendirmenin doğru olduğu nadiren ispatlandı. Birimin kıymetli değerlendirmeler sunma konusundaki başarısı da çok azdı.

Sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdı ve bölgeyi uçuruma itti

Bu kayda değer başarısızlık şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından biriyle sürekli zıt düşmek zorunda olmak, arzu edilen bir iş tanımı değildir. Tanımı gereği Şeytanın Avukatı biriminin çoğu zaman hatalı olması da kaçınılmazdır. Hal böyle olunca insanlar ona kulak vermekten vazgeçtiler ve böylece Yom Kippur sürprizinin tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen araçlardan biri başarısız oldu.

50 yıl sonra, hemen hemen aynı gün İsrail, bu başarısızlığı aynen tekrarladı. Elbette bu, 7 Ekim’deki Hamas katliamının gerçekleşmesine imkân tanıyan daha geniş sistemik başarısızlığın yalnızca küçük bir unsuruydu. Batmaz sanılıp da sonunda batan gemiler, saldırıya uğramaz sanılıp da sonunda saldırıya uğrayan ülkeler ve çökmez sanılıp da sonunda çöken barajlar listesine bir de bu başarısızlık eklendi. Gerçek şu ki, başarısızlıktan muaf hiçbir sistem yoktur. Çökmeyeceği düşünülen sistemler, ani bir şekilde başarısız olan sistemler olma potansiyeline sahiptir.  

Böylece sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu, İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdılar ve bölgeyi uçuruma ittiler.

Eksik konsept

Saldırıdan önceki gece İsrailli yetkililer, aslında Gazze’de ‘tuhaf’ bir şeyler olduğuna dair işaretleri tartışmışlardı. Özel kuvvetlerden bir taktik ekibini sınır bölgesine gönderip, bunun yeterli olacağını düşündüler. Ancak gerçekleşmek üzere olan şeyi anlayamadılar. Esasında ertesi gün bu meseleyi daha etraflıca görüşmeye karar vermişlerdi. Ne var ki müzakere vakti gelene kadar iş işten geçti. Bir yıldır ellerinde mevcut belgeleri ciddiye almadıkları da ortaya çıktı.

Bilgiden değerlendirmeye, değerlendirmeden de karara kadar olan döngünün yönü oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat hatası meydana geldiğinde yürünen ‘yol’ yanlış olur

İsrailli yetkililer, Hamas’ı Gazze’de savaş şöyle dursun, yeni bir çatışma turu için bile kışkırtmaksızın caydırmak üzere daha geniş bir ‘konsepte’ ya da değerlendirmeye göre hareket ediyorlardı. Hâkim istihbarat değerlendirmesi, 2021 yılında yaşanan ve Hamas’ın Kudüs’e füze fırlatmasıyla başlayan Gazze savaşının Hamas hareketinin Gazze’deki yeteneklerine zarar verdiği yönündeydi. Hamas, her şeyden ziyade Batı Şeria’ya odaklanmıştı. Ve burada yine Yom Kippur Savaşı’yla şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Nitekim Mısır ile Suriye’nin İsrail’e saldırdığı 1973 yılında da İsrail istihbarat teşkilatı yine daha geniş bir değerlendirmeye ya da ‘konsepte’ göre hareket ediyordu. Bu değerlendirmeye göre yeni Mısır Devlet Başkanı, selefine nispeten daha ılımlıydı ve Mısır, bir çatışmaya girme niyetinde değildi. Bu benzerlik bir tesadüf olamaz. İsrail’i Mısır’ı yanlış almaya iten istihbarat başarısızlığının, onu Hamas’ın savaş istemediğine inandıran şeyle aynı olduğunu iddia etmek istiyorum.

Pek çok kişi bu başarısızlığa bir açıklama getirmek için istihbarat taktiklerinin ve bilgi toplama protokollerinin en ince ayrıntısına bakacaktır. Bense farklı bir yöne bakacağım. Tecrübelerimden hareketle bu sistemsel başarısızlığın, sistemin sadece bir unsurundan değil, bizzat sistemden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira kötü yönetilen bir birim, arızalı bir araç veya kusurlu bir karar, tüm sistemin başarısızlığını açıklayamaz.

Ne kastettiğimi daha iyi anlamak için istihbarat kaidelerine dönmemiz gerek. Bu kaideler, insanların derslerde ya da bu dünyaya ilk girdiklerinde öğrendikleri bir şeydir. ‘İstihbarat’ oluşturma süreci, ‘istihbarat döngüsünden’ geçer. İlk adım, yönlendirmedir; karar sahipleri bir tehdidi izlemesi veya bir soruyu cevaplaması için istihbarat teşkilatını yönlendirir. İkinci adım, veri toplamadır; gerek insan zekâsı gerek telsiz veya elektronik müdahale gerek uydu görüntüleri gerekse açık kaynakları toplama gibi yollarla bilgiler ve veriler toplanır. Bu ön bilgiler önce işleme, sonra da analiz aşamasından geçer. Analiz birimi, resmi oluşturmaya ve soruları cevaplamaya başlamak üzere bilgileri bir araya getirir. Bu yeni değerlendirme, istihbarat topluluğu ve siyasi karar sahipleri arasındaki en üst düzey isimleri ‘haberdar etme’ aşamasından geçirilir. Ardından söz konusu karar sahipleri, hizmeti yeniden yönlendirir ve böylece az önce anlattığım döngüye geri döneriz.

Bu süreç önemlidir ama bilgiden değerlendirmeye, sonra değerlendirmeden karara kadar olan döngünün yönü de oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat başarısızlığı meydana gelirse yürünen ‘yol’ yanlış olur. Sizden bağımsız objektif bir analiz oluşturacak delillere bakmak yerine, delillerin sizin değerlendirmenizi doğru gösterdiği yola baktığınızda değerlendirmeniz bir Doktrine dönüşür. O zaman da bilgilere ve verilere ilişkin yorumunuz çarpık bir açıklama çizgisi takip eder ve kendi değerlendirmenize ters düşen noktaları göz ardı etme eğiliminde olursunuz ya da bu Doktrin, olayları farklı bir gözle görmenize neden olabilir.

Muhtemelen 7 Ekim öncesinde bu oldu. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını başlatmaya hazırlandığına dair işaretleri görmüş, ancak yanlış yorumlamış olsa gerek. Bu işaretleri herkes görüyordu. Aslında Mısır, saldırıdan birkaç gün önce ‘büyük bir olayın’ yaşanacağı konusunda uyardı. Onların uyarıları İsrail’in havuzundakilerden farklı bilgilere dayanmıyordu; sadece İsrail bunu farklı bir şekilde yorumlamıştı.

Hamas pilotları, planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri, saldırıdan önce roket atış denemelerini de yoğunlaştırdı

Hamas, kibutzun ele geçirilmesini ve sınırların aşılmasını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca 7 Ekim olayından sadece bir ay önce, binalara baskın operasyonlarını simüle etmek için konteynırlara baskın eğitimi alan militanlarının görüntülerini kayda alarak yayınladılar. 2022 yılında Gazze’de Hamas dahil çok sayıda grup, bir eğitim düzenledi ve bunları kayda alarak kamuoyu ile paylaştı. Bu eğitimde İsrail’e ait bir askerî üs ele geçirilmiş ve rehin alma tatbikatları gerçekleştirilmişti. Bundan bir yıl önce, başka bir eğitimin ardından Hamas’ın üst düzey liderlerinden Eymen Nevfel, Gazze Şeridi sınırı boyunca uzanan yüksek teknolojili İsrail çitlerinin İsrail’i korumayacağını söylemişti. Nevfel, 7 Ekim saldırılarının ardından bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Hamas pilotları planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Saldırıdan önce Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri roket atış denemelerini de sıklaştırdı. İşaretler ortadaydı. İsrail de bunları kendi gözleriyle gördü ama farklı bir şekilde yorumladı. İsrail istihbaratı, Hamas’ın caydırıldığını ve bu işaretlerin de İsrail’i Gazze’yle daha fazla ilgilenmeye ve mecburen Hamas’a daha fazla taviz vermeye sevk etmek için bir ‘kendini gösterme çabasından’ ibaret olduğunu zannetti. Nihayetinde Hamas’ın şimdiye kadar Gazze’de yaptığı şey buydu. Ancak az önce yazdığım bu cümle, yukarıda bahsettiğim hatanın aynısını içeriyor: Ben de değerlendirmeyi (Hamas caydırıldı), gerçekliğe uygun bilgileri (Hamas savaşa hazırlanıyor) geçersiz kılmak için kullandım. Bu klasik bir istihbarat hatası olsa da gerçek hayattaki durumlarda fark edilmesi ve düzeltilmesi çok zordur. İsrail güvenlik ve siyaset liderliğinin en üst ve en alt kademelerinde görülen başarısızlıklar böyledir.

Buna, İsrail’deki güvenlik ve siyaset liderliğinin ‘ortasındaki’ başarısızlık diyebilirim. Liderliğin en üst ve en alt kademelerindeki başarısızlıklar bunun zemininde birikmiştir.

Savunma önlemleri

Güvenlik tedbirlerinin en alt seviyesinde savunma önlemleri yer alıyor. Bunlar genellikle gelişmiş uyarıların ve önleyici tedbirlerin etkisiz olduğu ispatlandığında devreye sokulur. İsrail’in bu başarısızlıktan korunmak için oldukça etkin bir sistemi vardı: bir milyar dolara mal olan etkileyici bir teknolojik başarı, yani Gazze’yle sınır çiti. Bu, sistemin merkezî bileşeni sensörlerle donatılmış bir çittir. Bu sensörler herhangi bir fiziksel temas durumunda İsrail Savunma Kuvvetleri karargâhını derhal uyarıyor ve böylece anında ve hızlı bir karşılığa imkân tanıyor. Bu çit ayrıca bir kamera ağıyla sürekli izleniyor ve uzaktan kumandalı gözetleme kuleleri ve makineli tüfeklerle korunuyor. Bu kameraları izlemek için  ‘Gözlemciler’ adlı özel bir birim oluşturuldu. Bu adanmış kadın askerler, gözlerini kamera yayınından bir an bile ayırmadıkları yorucu mesailerde bulunuyorlar. Her bir gözlemci, gözetlediği bölgenin belirli ve özenle korunan bir bölümünden sorumlu.

Asıl başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurla bağlantılıdır. Bu tasavvur İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine hatalı bir şekilde duyduğu güveni artırdı

Böyle bir sistem nasıl başarısız olabilir? Ama oldu… Burada da yine güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu varsayımı, Hamas’ın güvenlik sistemini atlatamayacağı, dolayısıyla da buna teşebbüs etmeyeceği yönünde ölümcül bir değerlendirmeye yol açtı. Bu varsayım ölümcüldü. Nitekim İsrail ordusu, Hamas’ın aslında bu sistemi aşmanın yollarını bulmaya çalıştığını gösteren olası işaretlere karşı kör oldu. Sağlam herhangi bir istihbarat operasyonu Hamas’ın duvarı aşmaya çalıştığı ihtimalini dışlamaz, aksine bunu gerçekten yapmaya çalıştığını gösteren işaretler arar ve Hamas gibi bir düşmanın bu engeli nasıl aşacağını hayal etmeye çalışırdı.

Peki, Hamas ne yaptı? Şu an resim nihai denecek kadar net olmasa da iki ay sonra elimizde neler döndüğüne dair daha fazla delil olacak. Bana, Hamas’ın sınırları aşmasına imkân tanıyan yeni gelişmiş silahların türü hakkında çok soru soruldu ama bu soruların cevabı yoktu.

Hamas’ın kullandığı araçların hiçbiri yeni değil. Hiçbiri İsrail’i gerçekten şaşırtmadı. Hamas, sınırı geçip İsrail’e girmek için seçkin bir komando gücü kullandı. Bu ekip yeni değildi; İsrail yaklaşık on yıldır bu ekipten haberdardı. Görünüşe bakılırsa Hamas, sınırdaki elektrik kulelerini hedef almak üzere insansız hava araçları kullandı ve böylece uzaktan işletilen İsrail savunma sistemlerinin bir kısmını hemen devre dışı bıraktı. Bu insansız hava araçları yeni değil. Hamas bu esnada binlerce roket fırlattı ve bu da sınıra gönderilecek güçlere engel oldu. Sınıra ulaşanlar ise yüzlerce seçme savaşçıyla karşı karşıya kaldılar. Hamas, herhangi bir ihlale tepki gösterecek müdahale gücünün boyutu ve özellikleri hakkında detaylı istihbarat topladı (ki koordineli onlarca ihlal vardı). Daha sonra, Gazze Tümeni karargâhını ve birçok küçük askerî birliği içine alan bu müdahale gücüne saldırdı. İsrail Hava Kuvvetleri karşılık verme imkânı bulduğunda iş işten geçmişti. Nitekim Hamas sınırdaki sivil toplulukların arasına sızmış, İsraillileri rehin almış ve bazılarını Gazze’ye nakletmişti. Hamas komandolarının işini bitirebilecek hava saldırıları artık imkânsız hale geldi.

Aslında bu başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurdan kaynaklanıyor. Bu tasavvur, İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine duyduğu yanlış güveni artırdı.

Piramidin tepesindeki başarısızlık

Sonra belki de en büyük başarısızlık geldi: piramidin tepesindeki başarısızlık. İstihbarat döngüsünün en üst noktası; siyasi düzey, yani ‘yönü’ belirleyen düzeydir. Bu düzey, istihbaratı yönetir ve onu sorulara veya ilgi alanlarına yönlendirir. Bu oldukça önemli bir şeydir ve bu devlet bir ABD değilse ve elinde neredeyse sınırsız istihbarat kaynakları yoksa ciddi sonuçlar doğurur. Bu yüzden önceliklerinizi belirlemelisiniz. Kaldı ki ABD’nin bile bunu yapması gerekir. Seferberlik araçları ve kaynakları sınırlı. Analistleri ve konuşlandırılabilecek askerleri ve askerî birlikleri toplamanın zamanı geldi. İsrail, şu veya bu düzeyde çok acil tehditlerle karşı karşıya. Seçim, vazgeçmek.  

Olan olduğunda, tahmin edin, Netanyahu ne dedi? ‘Yeterince dikkatli bakarsanız bu işin arkasında İran’ı göreceksiniz’ dedi. Bu söylem, zararlı değil, ölümcüldür

Netanyahu’nun açıklamalarına ve söylemlerine bakıldığında net bir tavır görülüyor. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin çatışmasını kenarda bırakma ve değersizleştirme yoluyla profesyonel bir siyaset izledi. Her zaman diğer tehditleri, özellikle de İran’la onun vekillerini ana mesele olarak gördü. Bunda siyasi bir unsur da olabilir. İran’dan bahsetmek onu küresel jeopolitik alana itti; burada Biden ya da Putin gibi isimlerle karşı karşıya geldi ve BM’de nükleer bombaya dair gülünç planlar çizdi. Bu onun kendisini çalkantılı bölgesel ve küresel sularda yüzme becerisine sahip tek İsrail lideri olarak tasvir etmesini sağladı. İsrail-Filistin çatışması bir yana bu ikincil bir nottu. Olanlar olduğunda bile tahmin edin, Netanyahu ne dedi? “Yeterince dikkatli bakarsanız bu olayın arkasında İran’ı görürsünüz” dedi. Bu söylem zararlı değil, düpedüz ölümcüldür.  

Bu demek değildir ki İran, İsrail için bir tehdit oluşturmuyor. Elbette oluşturuyor. Ama bu tehdidin, daha sıcak bir tehdidi gölgede bırakmaması gerekir. Bu bilinçli körlük, istihbarat topluluğunu doğrudan etkiliyor, çünkü istihbarat toplama araçlarının tehditten uzakta yeni bir konum almasını ve güçlerin de tek bir sınırdan uzakta yeniden konuşlandırılmasını teşvik ediyor, önyargıda ve hatalı tepki döngüsünde ısrarcı olmaya sebep oluyor. Duyulacak bir şey olmadığını varsayar ve kulaklarınızı kapatıp görmeye odaklanırsanız, sonra hiçbir şey duymadığınız için haklı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yapmış olursunuz.

Belki daha özlü bir diğer deyişle, “görmek istemeyen körden de beter” olursunuz.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Üst düzey bir Hamas lideri Şarku’l Avsat’a Ali el-Amudi’nin İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı

Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
TT

Üst düzey bir Hamas lideri Şarku’l Avsat’a Ali el-Amudi’nin İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı

Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)

Üst düzey bir Hamas lideri, hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro yöneticisi Ali el-Amudi’nin, 3 Ekim’de Gazze kentinin batısındaki liman bölgesinde bir konutu hedef alan İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı. Saldırıda 5 Filistinli hayatını kaybetmişti.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, dün gece geç saatlerde Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, el-Amudi’nin saldırıda orta derecede yaralandığını ve uzuvlarında kırıklar meydana geldiğini söyledi. El-Amudi’nin hedef alınan dairede bulunduğunu belirten yetkili, şans eseri dairenin kenarındaki bir bölümde bulunması sayesinde hayatta kaldığını ifade etti.

Olayla ilgili başka ayrıntı vermeyen yetkili, el-aAmudi’nin saldırının ardından sağlık durumunun iyi olduğunu ve güvenli bir yerde tedavi gördüğünü belirtmekle yetindi.

Bu açıklama, el-Amudi’nin saldırı sırasında konutta bulunduğunu doğrulayan ve bir Hamas yetkilisinden gelen ilk açıklama oldu. Şarku’l Avsat’a son günlerde konuşan çeşitli kaynaklar, el-Amudi’nin saldırıda hayatını kaybettiği iddialarını reddederek saldırıdan sağ kurtulduğunu belirtmişti.

Önceki rivayetler

Hamas’tan üç kaynak, birkaç gün önce yaptıkları açıklamada, saldırıdan yaklaşık 3 saat önce el-Amudi’ye acil bir istihbarat raporu ulaştığını ve bu raporun kendisini bulunduğu yerden ayrılmaya yönelttiğini söyledi. Ancak raporda, doğrudan kendisini hedef alacak bir operasyon düzenleneceğine ilişkin kesin bir bilgi bulunmuyordu.

Kaynaklar, o dönemde birbirini doğrulayan ayrı açıklamalarında, el-Amudi’nin hedef alınan konutta bulunduğunu ve istihbarat raporunda yer alan bilgileri ciddiye alarak başka bir güvenli yere geçtiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı hava unsurlarından iki kişinin, bu ayın 2’sinde gündüz saatlerinde, Filistinli güvenlik birimlerince tehlikeli teknolojileriyle tanınan bir tür İsrail keşif İHA’sının yoğun uçuşlarını tespit ettiğini aktardı. İki İHA’nın Gazze kentinin batısındaki liman bölgesinde ve binanın çevresinde dairesel şekilde uçtuğu belirtildi.

Kaynaklara göre bölgede uçan İHA’lar, yapay zekâ ve hedeflerin hassas biçimde belirlenmesini sağlayan diğer teknolojilere dayalı gelişmiş istihbarat sistemleri taşıyordu. Saatler boyunca bu İHA’ları açıkça gözlemleyen iki görevli, bölgede bulunan üst düzey bir isme yönelik suikast düzenlenebileceğini değerlendirdi. Bunun üzerine acil istihbarat raporunu daha üst düzey güvenlik birimlerine ilettiler. Rapor, aralarında el-Amudi’nin de bulunduğu Hamas’ın üst düzey isimlerini korumakla görevli birimlere ulaştırıldı.

Kaynaklar, el-Amudi’nin güvenliğinden sorumlu olan ve bulunduğu yeri bilen tek kişinin raporu almasının ardından hemen kendisine gittiğini ve yaşananlar hakkında bilgi verdiğini kaydetti. Bunun üzerine Hamas yetkilisinin, gecikmeden veya ertelemeden konuttan ayrılmaya karar verdiği, hedefin kendisi olabileceğini düşündüğü belirtildi. Yaklaşık bir saat veya daha uzun bir süre sonra dairenin gelişmiş güdümlü füzelerle ve bir ya da iki kamikaze İHA’yla hedef alınması, bu ihtimali doğrular nitelikteydi.

El-Amudi’nin yaralandığını açıklayan üst düzey Hamas yetkilisi, söz konusu bilgileri doğrulamayı da yalanlamayı da reddetti. Ancak sahadaki gelişmeleri takip eden ve İsrail İHA’larının Gazze Şeridi üzerindeki hareketlerini izleyen unsurların, farklı kademelerdeki Hamas yöneticilerine düzenli olarak istihbarat raporları ilettiğini doğruladı. Bu raporların, İHA’ların uçtuğu belirli bölgelerde suikast veya başka türden operasyonlar düzenlenebileceğine işaret edebildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat, el-Amudi’nin yaralandığı ve saldırıdan önce daireden ayrılmadığı yönündeki bilgileri doğrulatmak amacıyla kaynaklarıyla iletişime geçmeye çalıştı. Ancak kaynaklardan ikisi yanıt vermedi. Üçüncü kaynak ise bilgilerinin kurum içi bir rapora dayandığını söylemekle yetindi ve daha fazla açıklama yapmadı.

Hamas’ın, İsrail’in saldırılarında başarısız olduğu izlenimini vermek ve İsrail güvenlik birimlerinde belirsizlik yaratmak amacıyla yürüttüğü istihbarat savaşı kapsamında, el-Amudi’nin yaralandığına ilişkin bilgileri kendi yöneticilerinden, diğer Filistinli grupların yetkililerinden ve başka kişilerden bile gizlemeye çalışmış olabileceği değerlendiriliyor. Nitekim bazı İbranice yayınlarda yer alan haberlere göre İsrail tarafı, söz konusu operasyonun neden başarısız olduğunu araştırıyor.

Kilit karakter

Hamas içinde el-Amudi, stratejik düşünen güvenlik isimlerinden biri olarak tanınıyor. Bu özelliği, son dönemde hareketin liderlik kademelerinde yükselmesini ve İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmasından bu yana birçok sorumluluk üstlenmesini sağladı.

El-Amudi, Hamas’ın eski lideri Yahya Sinvar’a hem İsrail hapishanelerinde hem de hapishane dışında oldukça yakındı. İkili, serbest bırakılmadan önce aynı dönemde tutuklu bulunuyordu. El-Amudi, İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında Filistinli tutukluların salıverildiği takas anlaşması kapsamında özgürlüğüne kavuşmuştu.

Hamas Siyasi Büro üyesi olan el-Amudi, savaş öncesinde hareketin medya biriminden sorumluydu. Aralık 2025’te ise hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro faaliyetlerini yürütmekle görevlendirildi. Bu görevlendirme, Sinvar’a yakın bazı isimlerle birlikte hareketin Gazze’deki yönetimini üstlenmesi amacıyla yapıldı. Söz konusu isimlerin çoğu, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yaşıyordu. Ancak Hamas’ın bazı yöneticileri, bu görevlendirme ve aday gösterme sürecinin hareketin iç tüzüğünü dolanmanın bir yolu olduğu gerekçesiyle karara karşı çıktı.

Suikast girişiminden günler önce el-Amudi, Hamas’ın Gazze’deki liderliğini belirlemek amacıyla düzenlenen iç seçimlerde yarıştı. Ancak rakibi Nizar Avadullah karşısında sonuç alamadı. İtiraz üzerine durdurulan seçimlerin ikinci turunun yapılması planlanıyordu.

El-Amudi, Hamas’ın hem Gazze Şeridi’nde hem de dışında kilit isimlerinden biri olarak kabul ediliyor ve hareketin aldığı birçok karar üzerinde etkili oluyor.


Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı
TT

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen’de Taiz ve Lahic cephelerinde askeri çatışmalar devam ediyor. Yemen Silahlı Kuvvetleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun desteğiyle başlatılan Yemen Şafağı operasyonunun başlamasından bu yana düzenlenen hava ve kara saldırılarının toplamının 17 bini aştığını açıkladı. Birçok cephede şiddetli çatışmalar yaşanırken, çatışmalar özellikle Taiz kenti çevresi ile kentin güneyi ve batısındaki bölgelerde yoğunlaştı.

Gerilim, yerleşim bölgeleri ve hükümet tesislerine de yayıldı. Yemen makamları, Marib’de Husilerin yerleşim bölgelerini balistik füzeler ve diğer mühimmatlarla hedef aldığını bildirdi. Yetkililer, yerleşim alanlarının hedef alınmasının yol açabileceği sonuçlara karşı uyarıda bulundu.

Aden’de Cumhurbaşkanlığı Maşık Sarayı ile kentin batısındaki Bureyka bölgesini hedef alan füze saldırısında ölenlerin sayısı 5’e, yaralananların sayısı ise 16’ya yükseldi. Yemen Halk Sağlığı Bakanı Kasım Buhaybeh, saldırının bilançosunu açıkladı. Bu sırada cepheleri güçlendirmek ve Husilerin Lahic ile Bab el-Mendeb’e hakim stratejik bölgelere doğru ilerlemesini engellemek amacıyla askeri hareketlilik sürüyor.

Öte yandan BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden ve giderek yoğunlaşan saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Konsey, 2015 yılında kabul edilen 2216 sayılı karar ile sonraki kararların eksiksiz uygulanması gerektiğini vurguladı. Husilerin saldırılarını sürdürmelerine olanak sağlayacak silah, teçhizat ve yardımlara erişmesini engellemek için somut işbirliği çağrısında bulunan Konsey, Suudi Arabistan’ın uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliğini savunma hakkına sahip olduğunu teyit etti.

Riyad yönetimi, BM Güvenlik Konseyi’nin açıklamasını memnuniyetle karşıladı. Suudi Arabistan, topraklarındaki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılar karşısında Konsey üyelerinin gösterdiği dayanışmayı takdir ettiğini belirtti. Riyad ayrıca güvenliğini, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanları korumak için gerekli tedbirleri alma hakkını teyit etti.


El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor
TT

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

Batı Şeria’nın güneyinde, Kudüs’ün yaklaşık 35 kilometre uzağında bulunan El-Halil kentine ulaşmadan önce, 60 numaralı çevre yolu olarak bilinen otoyolda, farklı milletlerden, dinlerden ve inançlardan yolcuları gidecekleri yerlere yönlendiren çok sayıda levha ve tabela göze çarpıyor. İbranice, İngilizce ve Arapça olmak üzere üç dilde hazırlanan bu tabelalar, varış noktası Filistin’de, İsrail’de ya da daha uzak bir yerde olsun, yolculara yön gösteriyor.

cgthy
El-Halil’in Eski Şehir’e giden girişinde bulunan bir İsrail kontrol noktası (Şarku’l Avsat)

Giriş yasak

Şehrin ana girişine kısa bir mesafe kala, İsraillileri kendilerine girişin yasak olduğu ve ‘tehlikeli’ olarak nitelendirilen A Bölgesi’ne girmemeleri konusunda uyaran dev bir tabela karşılıyor. Ancak tabela, bölgede yaşayan 500 yerleşimcinin varlığını görmezden geliyor. Bu yerleşimciler, Batı Şeria’nın en büyük kentinin kalbi olan Eski Şehir’i işgal ediyor; sokakları, evleri, dükkânları, meydanları, balkon manzaralarını ve Harem-i İbrahim Camii’ni kent sakinleriyle paylaşıyor. Komşularını her gün evlerinden çıkarmaya çalışıyorlar. Uzun ve yıpratıcı bir mücadeleye dönüşen bu süreç, 7 Ekim 2023’ün ardından büyük ölçüde daha da şiddetlendi.

El-Halil’in kalabalık ve ticari hareketliliğin yoğun olduğu Babu’z Zaviye bölgesinde, Şüheda Caddesi’nin başında, göreve hazır bekleyen İsrail askerleri karşılıyor sizi. Görevleri, bölgede yaşayan ve kuşatma altındaki, harap durumdaki eski evlerinden ayrılmamış birkaç kişi dışında, Filistinlilerin bölgeye girişini engellemek. Bu az sayıdaki Filistinli ise her gün evlerine gidip gelirken ayrıntılı aramalara tabi tutuluyor ve sürekli şüpheli muamelesi görüyor.

7 Ekim’den önce ve sonra

7 Ekim öncesinde askerlerin izin vermesi üzerine sokağa girmiştik. Ancak yalnızca 100 metre ilerledikten sonra bir asker bizi durdurmuş ve ‘Arap görünümümüz’ nedeniyle yolumuza devam etmemizin yasak olduğunu söylemişti. Asker, güvenliğimizi sağlayamayacağını öne sürmüştü.

Bugün ise bir metre bile ilerlememize izin verilmiyor.

adfrgth
El-Halil’in Eski Şehir bölgesindeki bir caddede geçişi engelleyen İsrail askeri (DPA)

Eski Şehir’e başka açık güzergâhlardan girdik, ancak buradaki çok sayıda sokağın kapatıldığını gördük. Şehre ait pek çok bölgeye ulaşamadık. Bunların arasında, Harem-i İbrahim Camii’nin arkasında bulunan Sehle Caddesi de vardı. Şüheda Caddesi gibi burası da kapatılmıştı. Bölgede yaşayanlar hariç Filistinlilerin bu sokağa girmesi yasaklanmıştı.

İslam el-Fahuri, girişi kapalı olmayan ara sokaklarda, bomboş durumdaki Lübnan Çarşısı’nda karşımıza çıktı. İç içe geçmiş diğer Eski Şehir sokaklarının bir parçası olan çarşıda dükkânlar kapalıydı; ne esnaf ne bölge sakini ne de alışveriş yapan kimse vardı.

Fahuri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, aşağılayıcı ve zorlu uygulamalardan mümkün olduğunca kaçınmak için günde yalnızca bir kez dışarı çıkmayı, ardından da evine dönmeyi tercih ettiğini söyledi. Fahuri, “Bize sürekli şüpheli muamelesi yapıyorlar. Adınızın özel bir listede kayıtlı olması gerekiyor. Dışarı çıkarken ve geri dönerken aramadan geçiriliyorsunuz. Kimlikleriniz ayrıntılı biçimde inceleniyor, ancak bundan sonra geçişinize izin veriliyor” dedi.

Fahuri, Filistinliler ile İsrailliler arasındaki çatışmanın merkezinde yer alan Harem-i İbrahim Camii’nin yakınındaki Sehle Caddesi’ndeki evinde kalmayı sürdüren az sayıdaki kişiden biri.

ghyju
El-Halil şehrindeki ana kavşak (Şarku’l Avsat)

Fahuri, burada kalmasının nedenini, evinden ayrılma fikrini kabullenememesine ve ‘evini onlara bırakmak istememesine’ bağlıyor.

“Evden ayrılırsanız hemen el koyuyorlar. Zaten istedikleri de bu. Yaşanan her şey bizi evlerimizden göç etmeye zorlamayı amaçlıyor. Ordu neden üzerimizde baskı kuruyor? Neden bütün bu uygulamalar? Yerleşimciler neden bize saldırıyor? Çünkü buranın tamamını istiyorlar” diye konuştu.

Fahuri, kendisinin ve bölgedeki diğer kişilerin defalarca saldırı ve şiddet olaylarına maruz kaldığını anlatırken teslim olmadığını vurgulayarak, “Buradan gitmeyeceğim, evimden de vazgeçmeyeceğim” dedi.

Fahuri, kalma mücadelesinin daha da zorlaştığı ve bedelinin arttığı 7 Ekim sonrasında bile tutumunu değiştirmedi.

7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’daki yerleşimciler düşmanca tutumlarını yoğunlaştırarak geniş bölgelerde kanlı saldırılar düzenlemeye başladı. Filistinlileri öldürüyor, evlerini, mülklerini ve ibadethanelerini ateşe veriyor, tarım alanlarını tahrip ediyor; topraklara, evlere, dağ tepelerine ve hatta hayvanlara el koyuyorlar.

Fahuri, “7 Ekim'den sonra her yerleşimci kendi başına bir devlete dönüştü” dedi.

scdfvgh
10 yerleşimcinin ziyareti sırasında, El-Halil’deki Eski Şehir’in girişlerinden birini koruyan İsrailli askerler, Ekim 2026 (DPA)

Şöyle devam etti: “Eskiden daha özgür hareket edebiliyor, daha az gerginlik yaşıyorduk. Ancak 7 Ekim’den sonra her şey değişti. Kapıları kapattılar, kontrol noktalarının sayısını artırdılar. Buradaki her hareketimiz artık denetim altında. Bütün bunların yanı sıra sürekli saldırılara ve şiddet olaylarına maruz kalıyoruz; hesap soran da yok, bizi denetleyen de. Evlerimize saldırıyor, sokaklarda bize şiddet uyguluyorlar. Her gün bir sorun, her gün.”

Fahuri’nin anlattıkları, Eski Şehir’in geniş kesimlerinde neden artık kimsenin yaşamadığını ve dükkânların neden kapalı olduğunu anlamaya yardımcı oluyor.

1978’de başlayan savaş

Elbette, kapatılma süreci 7 Ekim’den sonra başlamadı; çok daha öncesine dayanıyor. Yerleşimcilerin mücadelesi uzun yıllardır devam ediyor, ancak söz konusu tarihten sonra daha da şiddetlendi.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi’ne göre, Eski Şehir’deki ilk yerleşimci noktaları 1978 yılında kuruldu. Bir grup yerleşimci, kentin merkezindeki Deboya binasını işgal etti. Yerleşimciler daha sonra buraya Beit Hadassah adını verdi. 1980 yılında yaşanan ve Deboya Operasyonu olarak bilinen olayın ardından, işgale karşılık olarak İsrail işgal makamları, stratejik konumdaki yerleşimci noktasını genişletmek amacıyla onlarca evi yıktı. 1983 yılında ise Deboya binasının yakınında, Yahudilere ait olduğu iddiasıyla Usame bin Münkız Okulu’nun kontrolünün ele geçirilmesinin ardından Beit Romano adıyla bilinen bir yerleşimci noktası kuruldu.

1984 yılında Tel Rümeyde’deki arkeolojik bir alan üzerinde yeni bir yerleşimci noktası olan Abraham Avinu kuruldu. İsrail işgal makamları, Eski Şehir’deki merkezî sebze pazarını kapattı ve daha sonra yeni bir yerleşimci noktası kurulması amacıyla burayı yerleşimcilere teslim etti. Beit Hassoun ve Beit Shneerson gibi başka yerleşimci noktaları da kuruldu.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi, İsrail’in bölgeyi kontrol altına almayı ve yerleşimci noktalarının kapsamını genişletmeyi hedeflediğini belirtti. Bu amaçla Arap nüfusa karşı ırkçı politikalar uygulandığını kaydeden merkez, onlarca kontrol noktası ve arama noktası oluşturulduğunu, bazı sokak ve pazarların tamamen kapatıldığını bildirdi. Bu uygulamaların Arap halkını bölgeden çıkarmayı, yaşamlarını zorlaştırmayı ve nihayetinde göçe zorlamayı amaçladığı ifade edildi. Merkezin verilerine göre, yaklaşık 1829 dükkân kapatıldı. Bunların 520’si özel askerî emirlerle kapatılırken geri kalanı, yolların kapatılması ve dar sokaklara kontrol noktaları ile arama noktaları yerleştirilmesi nedeniyle sahipleri tarafından kapatıldı.

frgthy
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentindeki Eski Şehir’de bulunan Harem-i İbrahim Camii’nin duvarlarına asılı İsrail bayrakları, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Bölgede kısa süreliğine görüştüğümüz Eski Şehir sakinleri, “Onlarla mücadele uzun zamandır devam ediyor, ancak iki dönemde daha da şiddetlendi. Bunlardan ilki 2000 yılındaki İkinci İntifada, ikincisi ise 7 Ekim 2023 sonrası” dedi.

Bugün gelinen noktada, nüfusu 40 bin olan Eski Şehir sakinlerinin büyük bölümü bölgeyi terk etmiş durumda.

Harem-i İbrahim Camii... Bir taş atımı uzaklıkta

Filistinlilerin dünyanın en eski kutsal mekânı olarak nitelendirdiği Harem-i İbrahim Camii, yalnızca birkaç adım uzaklıktaydı. Ancak camiye ulaşmadan önce çevrede bir miktar canlılık göze çarpıyordu. Birkaç dükkân açıktı. Bu dükkânlarda zanaatkârlar ve imalatçılar çeşitli takılar, seramikler ve ahşap oymalar sergiliyordu. Filistin haritaları ve nakış işlemelerinin yanı sıra süslemeli fincanlar, tütsüler ve işgalin kendisinden bile daha eski bir geçmişe sahip, çok eski bir imalathanede üretilen lokumlar da satışa sunuluyordu.

Vitrinlerden birinde, hayatını kaybeden şair Mahmud Derviş’in sedef üzerine çizilmiş bir portresi yer alıyordu. Portresinin yanına, şairin bir zamanlar söylediği şu sözler yazılmıştı: “Bu topraklarda yaşamaya değer şeyler var.” Hemen yanında ise Feyruz’un bir resmi ve “Ben sevgilime, sevgilim de bana ait” sözleri bulunuyordu. Bunların yanı sıra, yaşanan anla hiçbir benzerlik taşımayan başka seramik eserler de sergileniyordu.

csdfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, Harem-i İbrahim Camii (Makpela Mağarası) dışında dua eden bir İsrail askeri (AFP)

Harem-i İbrahim Camii’nin karşısında, bu topraklarda, İsrailli bir asker güvenlik kapılarının arkasında, silahlı ve tetikte bir şekilde durarak namaz kılmak isteyenleri gözetliyordu. Asker, yalnızca yeşil ışık yandığında geçişlerine izin veriyordu.

Önce döner kapılardan, ardından elektronik kapılardan geçtik. Asker her bir kişinin kimliğini kontrol ettikten sonra gözetleme kameraları ve nöbetçi askerlerin bulunduğu güvenlik kabinlerine ulaştık. Burada bir kadın asker kimlikleri yeniden kontrol etti ve ardından Harem-i İbrahim Camii’ne geçmemize izin verdi.

Bütün bunlar yalnızca birkaç adım içinde gerçekleşti. Ancak yaşananlar, namaz kılınan bir camiye girişten çok, bir ülkenin sınırından ya da bir savunma bakanlığının yerleşkesinden geçişi andırıyordu.

Müslümanlar açısından büyük kutsallık taşıyan mekân, kendine özgü heybetini koruyordu, ancak içeride namaz kılanların sayısı azdı.

xscdfrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, Harem-i İbrahim Camii’nde namaz kılmak için bir İsrail kontrol noktasında bekleyen Filistinliler, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Hayatında ilk kez buraya gelenlerden bazıları, İsrail kameralarının gözetimi altında peygamberlerin makamlarını büyük bir şaşkınlıkla inceliyor, tarihî mekânın çok sayıdaki eski köşesini keşfediyordu.

Kameralar her yerdeydi. Yüzünüzü hangi yöne çevirseniz her hareketi ve her sözü kaydeden bir kamerayla karşılaşıyordunuz.

Cami Müdürü: “Bize korku salıyorlar”

Harem-i İbrahim Camii Müdürü Şeyh Mutaz Ebu Sinine, İsraillilerin bu durumu fırsata çevirerek camiye baskın düzenlemesinden endişe ettiği için, kamera veya görüntü kaydı olmadan bile camide bir tur düzenleme fikrine sıcak bakmıyordu.

Zaten çekim kameraları ve mikrofonlarla da bölgeye gitmedik. Çünkü bu, saatler sürecek soru-cevap işlemleri ve belki de hiçbir zaman çıkmayacak izinleri beklemek anlamına geliyordu.

İsrail makamları, caminin her köşesini sesli ve görüntülü olarak izleyecek şekilde kamera sistemlerini güçlendirmişti. Ayrıca cami yönetimini, askerlerin istedikleri zaman ve hızla camiye baskın düzenleyebilmelerini sağlayacak özel geçiş güzergâhlarını halıların üzerine yerleştirmeye zorlamıştı.

Ebu Sinine, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gördüğünüz gibi buraya giren herkes kendisini bir askerî kışlaya girmiş gibi hissediyor ve sürekli gözetim altında tutuluyor. Barikatlar, kapılar, ayrıntılı kontroller, aramalar ve kimlik incelemeleri var. Bunlar, mübarek Harem-i İbrahim Camii’ne gelen herkesi etkileyen günlük uygulamalar. Zaman zaman ziyaretçiler aşağılanıyor ve onurlarını zedeleyen muamelelere maruz kalıyor. Buna caminin görevlileri, çalışanları ve yönetimi de dâhil. Bu mekâna giren herkes sesli ve görüntülü olarak sıkı gözetim altında tutuluyor” dedi.

Ebu Sinine’ye göre bütün bunlar, camiyi boşaltmayı ve Yahudilere ait bir mekâna dönüştürmeyi amaçlayan, yeni bir fiilî durum dayatma politikasının parçası.

xsdfrg
Harem-i İbrahim Camii’nde namaz kılanlar (Şarku’l Avsat)

Harem-i İbrahim Camii’nde zaten çok az sayıda kişi namaz kılıyordu. Ebu Sinine, 7 Ekim’den sonra durumun büyük ölçüde değiştiğini ve 25 yaşın altındaki bütün Filistinlilerin camiye girişinin tamamen yasaklanmasına kadar vardığını söyledi.

Ebu Sinine, “Buraya gelenlerin yüreklerine korku ve dehşet salıyorlar” diye konuştu.

Zamansal ve mekânsal sınırlama

Harem-i İbrahim Camii’nin bir bölümü, Eski Şehir’de olduğu gibi, Filistinlilerin girişine tamamen kapalı durumda.

1994 yılında camide yaşanan ve İsrail ordusunda görev yapmış yerleşimci doktor Baruch Goldstein’ın 29 kişiyi öldürdüğü katliamın ardından İsrail, caminin yüzde 63’ünü kontrol altına alarak Yahudilere ayrılmış bir alana dönüştürdü.

Goldstein, aşırı sağcı Meir Kahane tarafından kurulan terör örgütü Kach hareketinin mensubuydu.

Ebu Sinine, “O tarihten bu yana caminin yüzde 63’ü Müslümanlara kapalı” dedi.

Arada ayırıcı bir kapı bulunuyordu. Bu kapının arkasında Yahudi ibadetleri yapılıyor, gürültülü kutlamalar düzenleniyor ve şofar çalınıyordu. Müslümanların buraya girmesine yılda yalnızca 10 gün izin veriliyordu. Bu günler; Ramazan Ayı’ndaki cuma günleri, Kadir Gecesi, Ramazan ve Kurban bayramları, Mevlit Kandili, Hicret ve Miraç geceleriydi. Buna karşılık, Yahudi bayramlarına denk gelen 10 günde Müslümanların camiye girmesi tamamen yasaklanıyordu.

scdfrgth
Okul gezisi sırasında Harem-i İbrahim Camii’ndeki türbelerden birinin önünde duran Filistinli bir çocuk (Şarku’l Avsat)

Bu uygulama, Filistinlilerin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’da da hayata geçirilmesinden endişe ettiği zamansal ve mekânsal sınırlama olarak biliniyor.

Az sayıdaki cemaatin arasında müezzin ayağa kalkarak namaz için kamet getirdi. Oysa daha önce İsrail’in kontrolündeki bölümde bulunan odasına gitmesi engelleniyordu.

Müezzinin hoparlörler ve dış ses sistemleri aracılığıyla ezan okuması da yasaktı.

Daha önce müezzin, kendisini odasına götürmeleri için İsrail askerlerinin gelmesini beklemek zorundaydı. Ardından cemaate ezan okuyor ve yine askerlerin eşliğinde, kısa ancak tehlikelerle dolu bir yolculuğun ardından oradan ayrılıyordu.

Ancak bu uygulama bütün namaz vakitlerinde aynı şekilde geçerli değildi. Müezzinin cumartesi ve cuma günlerinin belirli saatlerinde ve gecenin bazı bölümlerinde odasına gitmesine izin verilmiyordu.

Ortak türbeler ve tarihsel anlatı üzerine çatışma

Hz. İbrahim, Hz. Yakup, Hz. İshak ve Hz. Yusuf’un türbeleri, en çok ziyaret edilen ve hatıra fotoğrafı çekilen yerlerdi.

Yahudiler, bu türbelerin mekânın kendilerine de ait olduğunun kanıtı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla buradaki çatışma yalnızca işgalle ilgili değil; kimliği de şekillendiren tarih anlatısı ve dinî statü üzerinde de yaşanıyor.

Ebu Sinine, “Tarih anlatısını ve kimliği silmeye çalışıyorlar. Burası bizim diyorlar. Biz ise buranın tamamen İslami bir mekân olduğunu söylüyoruz. Onlar İbrahim’e dayandıklarına inanıyor ve onun oğlunun soyundan geldiklerini, dolayısıyla bu mekân üzerinde hak sahibi olduklarını söylüyorlar. Ancak peygamberler üzerinde asıl hak sahibi olan biziz. Hz. İbrahim Yahudi değildi” dedi.

sac
Aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich’in eşlik ettiği İsrailli yerleşimciler, 16 Haziran 2026 tarihinde işgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde yeni bir yerleşim biriminin üzerine İsrail bayrağı çekiyorlar. (AFP)

Ebu Sinine’nin anlattıkları Filistinlilerin ve Müslümanların bakış açısını yansıtıyor, ancak İsrail’de kabul görmüyor. İsrailliler, mevcut yapının altındaki bir mağarada Hz. İbrahim’in ve eşi Sare’nin mezarlarının bulunduğuna inandıkları için Makpela Mağarası adını verdikleri Harem-i İbrahim’i kutsal kabul ediyor.

Smotrich, kutsal alanı ‘egemenlik alanı’ ilan etti

Ziyaretimizden kısa süre sonra aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Harem-i İbrahim’e gitti. Burada yaptığı açıklamada, El-Halil’deki Harem-i İbrahim’in ‘Yahudi halkının egemenlik hakkına sahip olduğu ilk mülk’ olduğunu söyledi.

İsrail Kanal 14 televizyonu, Harem-i İbrahim’deki kapsamlı çatı yapımı ve restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich’in, kutsal mekânda tarihî bir adımı daha tamamladığını bildirdi. Bu adımın, daha önce El-Halil anlaşmalarını sona erdirme ve Eski Şehir’deki Filistin belediyesinin bu konudaki yetkilerini geri alma kararının ardından geldiği belirtildi.

zxsdcfgt
10 kişilik bir yerleşimci heyetinin bölgeye yaptığı turistik ziyaret sırasında, El-Halil’in Eski Şehir sokaklarında konuşlanan İsrail askerleri, Ekim 2026 (Reuters)

Smotrich geçtiğimiz haziran ayında, kendi ifadesiyle ‘ataların toprağı’ olan El-Halil’e ilişkin El-Halil Anlaşması’nı iptal ettiğini açıklamıştı. Smotrich, El-Halil’deki Cebelu’l Halil bölgesinde yeni kurulan Doron yerleşiminin açılış töreninde yaptığı konuşmada, “El-Halil anlaşmalarını iptal ettik. Uzun yıllar boyunca Oslo Anlaşmaları’nın en akıl dışı maddelerinden biri yürürlükte kaldı. El-Halil’deki Yahudi yerleşimleri ve kutsal mekânlarla ilgili yetkiler El-Halil Belediyesi’ne verilmişti” demişti.

Smotrich’in açıkladığı ve İsrail ordusuna bağlı Sivil İdare bünyesindeki Yüksek Planlama Konseyi’nin onayladığı karar uyarınca, El-Halil’in Eski Şehir bölgesini kapsayan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri belediyeden alınıyor.

El-Halil... Oslo Anlaşması’nın sayfasını kapatıyor

El-Halil, 1997 yılında özel bir anlaşmaya tabi tutularak H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan Batı Şeria’daki tek Filistin kenti. El-Halil’de Yeniden Konuşlanmaya İlişkin Protokol olarak bilinen bu düzenleme, 1995 tarihli Oslo II Anlaşması’nın ve 1993’te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğindeydi.

El-Halil Anlaşması uyarınca İsrail, kentin yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan H1 bölgesinden askerlerini çekti. Bu bölgede güvenlik ve sivil işlerin sorumluluğu Filistin yönetimine devredildi. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20’sini oluşturan H2 bölgesindeki güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir’i, Harem-i İbrahim’i ve El-Halil’deki Yahudi yerleşimini kapsayan bu bölgede sivil idare ise Filistin yönetimine bırakıldı.

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihî bir düzenleme. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye’de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” dedi. Smotrich’e göre bu adım, El-Halil’deki tüm ‘dinî ve tarihî mekânlar’ için geçerli olacak. Bu karar, El-Halil’in merkezindeki Eski Şehir’de Oslo döneminin sona ermesi anlamına geliyor.

cdfvgbh
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tabanca taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

Filistinliler kararı kabul etmedi. Filistin Devlet Başkanlığı, adımın El-Halil kentinin siyasi ve hukuki statüsünü ve kentle ilgili imzalanan ikili anlaşmaları etkilediğini belirterek bunun tehlikeli sonuçları olabileceği uyarısında bulundu. El-Halil Belediyesi de kararı reddederek kabul etmeyeceğini açıkladı.

Ancak sahadaki durum farklı. İsrail, Harem-i İbrahim de dâhil olmak üzere El-Halil’in merkezindeki her şey üzerinde giderek daha fazla kontrol sahibi oluyor.

Smotrich’in ‘El-Halil anlaşmalarını iptal ettiğini’ açıklamasından yalnızca bir gün sonra, Harem-i İbrahim’in yakınında bir Yahudi din okulunun inşası için büyük çaplı bir projeye onay verildi. Yedioth Ahronoth gazetesi, din okulunun inşasına Filistin belediyesinin onayı alınmaksızın izin verildiğini ve bunun onlarca yıldır ilk kez yaşandığını bildirdi.

Smotrich, Harem-i İbrahim’de çatının yenilenmesi çalışmalarını kutlamak amacıyla yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası, İsrail halkının egemenlik hakkına sahip olduğu ilk mülktür. Efendimiz İbrahim’in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin simgesi hâline geldi” dedi.

Hafızayı pekiştirmek için yapılan ziyaretler

Ancak her şey güç kullanılarak dayatılamıyor. Ana ibadet bölümünün dışında, öğretmenlerin öğrencilere Harem-i İbrahim’in tarihini, önemini ve burada yaşanan katliamı anlatmaya çalıştığı bir okul gezisi düzenleniyordu.

dfgthy
El-Halil’in Eski Şehir bölgesinde bir Filistinli şekerci (Şarku’l Avsat)

Öğretmen Şerife Duveyk, Şarku’l Avsat’a, çocukların Harem-i İbrahim hakkında hiçbir şey bilmediklerini fark ettikten sonra onları buraya getirmeyi göze aldığını söyledi. Çocuklar, adeta bir maceraya çıkmışçasına heyecanlıydı. Askerlerin önünden aranmadan nasıl geçtiklerini ve buraya yeniden geleceklerini anlatıyorlardı. Duveyk, Yahudilerin her Filistinlinin unutmasını istediği bu yeri çocukların ziyaret etmesinin gerekli olduğunu belirtti.

Hacı Abdülaziz Ebu Haltem de Harem-i İbrahim’i ve Eski Şehir’i ziyaret etmek için uzaktaki Tarkumiye beldesinden geldiğini söyledi.

Ebu Haltem, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Riskler ve uzun bekleme süreleri nedeniyle sık sık gelemiyorum. Ancak bu kez riski göze almaya karar verdim. Gerçekten de Harem-i İbrahim’e ulaşmadan önce beklemekten yoruldum” dedi.

Yahudiler ise aynı sıkıntıları yaşamıyor. Mekânın Yahudi kimliğini öne çıkarmak amacıyla yoğun güvenlik önlemleri eşliğinde buraya geliyorlar.

asdfrgt
El-Halil’deki Eski Şehir’in eteklerinde, dikenli tel örgünün ardındaki evler (Şarku’l Avsat)

El-Halil’in merkezindeki 500 yerleşimciyi yaklaşık bin 500 İsrail askeri koruyor.

Harem-i İbrahim’in duvarlarının çevresinde de İsrail bayrakları bulunuyordu. Bu, tarih anlatısını mümkün olan her yolla görsel olarak yerleştirme çabasının bir başka örneğiydi.

Arap mahallelerinin merkezindeki geniş alanlarda da çok sayıda İsrail bayrağı görmek mümkündü.

Komşular arasında çatışma

Harem-i İbrahim’den çok uzak olmayan ve kente hâkim bir noktadan bakıldığında, Eski Şehir’in geniş kesimlerinde Yahudilerle Filistinlilerin iç içe yaşadığı alanlar dikkat çekici bir manzara oluşturuyor. Yahudiler, daha önce Araplara ait olan dükkânların üst katlarında oturuyor, evlerini Filistinlilerin evlerinden yalnızca duvarlar ayırıyor.

7 Ekim’den önce Filistinlilerin dükkânlarını açabildiği dönemde, dükkân sahipleri yerleşimcilerin yukarıdan attığı cisimlerden korunmak amacıyla sokağın üzerini dikenli tel örgülerle kaplamak zorunda kalmıştı. Bugün ise bu dükkânların tamamı kapalı.

Beyt İbrahim, Beyt Hadassa, Beyt Romano ve Tel Rümeyda’daki yerleşimciler tam koruma altında yaşarken, önceki yıllarda bölgede çok sayıda Filistinli, askerleri veya yerleşimcileri bıçakladıkları ya da bıçaklama girişiminde bulunacakları iddiasıyla öldürüldü.

Bütün bunlara rağmen Mahmud Muhamire evini terk etmedi. Evinin arkasına, onu Şüheda Caddesi’nden ayıran, sıkıca kapatılmış ahşap bir kapı yerleştirilmişti.

İsrailliler, olası hiçbir temasın kurulmasını istemiyordu.

Oradaki son kapı da Eski Şehir’in sokaklarını kapatan çok sayıda kapıdan, güvenlik bariyerlerinden ve kameralardan oluşan geniş sistemin bir parçasıydı.

fg
16 Mayıs 2026 tarihinde, işgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde yerleşimcilerin haftalık gezisi sırasında çekilmiş bir fotoğrafta görülen İsrailli askerler (Reuters)

Bölgesinde yerleşimcilere en yakın komşu olarak bilinen Muhamire, sürekli bir endişe içinde yaşadığını, bu durumun 7 Ekim’den sonra kâbusa dönüştüğünü söyledi.

Muhamire Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bizi her zaman rahatsız ediyorlardı, ancak 7 Ekim’den sonra hayat yaşanmaz hâle geldi” dedi. İkinci İntifada’dan önceki refah dolu günleri hatırlayan Muhamire, bu dönemin uzun sürmediğini belirterek, “Birlikte yaşıyorduk. Bir hayat vardı ama artık yok” ifadelerini kullandı.

Muhamire, evinin çatısından, eskiden tamamen Araplara ait olan ancak bugün bütünüyle Yahudilerin kontrolüne geçen mahallelere baktı. Evleri ele geçiriyor ve üzerlerine İsrail bayrağı asıyorlar. Buna rağmen Muhamire, evini terk etmeyi düşünmediğini belirterek, “Buradan gitmeyeceğim” dedi.

“Gitmeyeceğiz” sözü, Batı Şeria’daki tüm Filistinlilerin benimsediği bir slogana dönüştü. Ancak hepsi bu sözü yerine getirebilecek durumda değil. Zira bugün çatışma tarihinin en aşırı sağcı İsrail hükümetiyle ve en şiddet yanlısı yerleşimcilerle karşı karşıyalar.

İsrail hükümeti bugün, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki coğrafi alanın yalnızca tek bir meşru ulusal egemenlik talebine yer olduğunu savunan ve Yahudilerin tam egemenliğini öngören ‘karar planını’ hayata geçirmek için çalışıyor.

İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem, İsrail’i Batı Şeria’da eş zamanlı bir dizi politika uygulamakla suçladı. Örgüte göre bu politikalar, Filistinlileri bir halk olarak ortadan kaldırmayı amaçlayan daha kapsamlı bir projenin parçası. Bütün bunlar bugün El-Halil’in Eski Şehir bölgesinde yaşanıyor. El-Halil, İsrail açısından Batı Şeria’nın geri kalanında yaşanması istenenlerin bir tür provası olabilir.

Harem-i İbrahim’den ve Eski Şehir’den ayrılırken en eski dükkânlardan birinin önünden geçtik. Dükkânın cephesine, üzerine Mahmud Derviş’in meşhur “Eskiden Filistin’di adı… Şimdi Filistin’dir adı” dizelerinin işlendiği büyük bir Filistin haritası asılmıştı.