İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

“Görmek istemeyen körden daha beter” sözünün vücut bulmuş hali…

Brian Stover
Brian Stover
TT

İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

Brian Stover
Brian Stover

Michael Horowitz

İsrail tarihinin en yıkıcı istihbarat başarısızlıklarının ardından 1974 yılında İsrail askerî istihbaratı AMAN, aynı hatanın tekrarlanmaması için yeni özel bir birim kurdu. Bundan sadece bir yıl önce İsrail, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Yahudi bayramı Yom Kippur’da İsrail’e karşı sürpriz bir savaş ilan etme niyetini yanlış okumuş ve Mısır güçleri, İsrail’e Tel Aviv her şeyden habersiz ve savaşa hazırlıksız bir haldeyken ansızın saldırmıştı.

Aman, soruşturma komitesinin tavsiyelerine dayanarak, Makhleket HaBakara veya ‘Kontrol Birimi’ adıyla tam teşekküllü bir birim kurdu. Bu birim genellikle ‘Şeytanın Avukatı’ ya da ‘Aksi İspatlandı’ anlamına gelen Aramice bir deyişe atıfla "Ifha Mistabra" adıyla anılır. Bu birimin görevi, İsrail istihbarat topluluğunun diğer şubeleri tarafından sunulan değerlendirmeleri soruşturmak ve bunlara etkili bir şekilde itiraz etmektir. Hatta bir konuda görüş birliği olsa bile Ifha Mistabra birimi bunun aksini söyler ve güçlü bir şekilde karşı çıkar. Bu daire, bir ‘grup etkisi’ tuzağına düşmekten kaçınmanın yolu olarak görülüyordu. Zamanla bu yöntem gelişti ve büyük istihbarat başarısızlıklarını önlemek için kullanılan ‘kırmızı takım testi’ adlı standart bir istihbarat uygulamasına dönüştü.

Bu birim, İsrail güvenlik teşkilâtına Yaakov Amidror veya Amos Gilead gibi bazı büyük beyinler armağan etti. Bu birim, ana ‘rakibi’ olan, AMAN’ın araştırma birimiyle aynı veri noktalarına ve istihbarat külliyatına erişim iznine sahip. Bununla birlikte bu birimin değeri son on yıllar içerisinde azaldı ve üst düzey istihbarat yetkilileri bu birimin değerlendirmelerine artık kulak vermez oldu. Ortaya koyduğu değerlendirmenin doğru olduğu nadiren ispatlandı. Birimin kıymetli değerlendirmeler sunma konusundaki başarısı da çok azdı.

Sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdı ve bölgeyi uçuruma itti

Bu kayda değer başarısızlık şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından biriyle sürekli zıt düşmek zorunda olmak, arzu edilen bir iş tanımı değildir. Tanımı gereği Şeytanın Avukatı biriminin çoğu zaman hatalı olması da kaçınılmazdır. Hal böyle olunca insanlar ona kulak vermekten vazgeçtiler ve böylece Yom Kippur sürprizinin tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen araçlardan biri başarısız oldu.

50 yıl sonra, hemen hemen aynı gün İsrail, bu başarısızlığı aynen tekrarladı. Elbette bu, 7 Ekim’deki Hamas katliamının gerçekleşmesine imkân tanıyan daha geniş sistemik başarısızlığın yalnızca küçük bir unsuruydu. Batmaz sanılıp da sonunda batan gemiler, saldırıya uğramaz sanılıp da sonunda saldırıya uğrayan ülkeler ve çökmez sanılıp da sonunda çöken barajlar listesine bir de bu başarısızlık eklendi. Gerçek şu ki, başarısızlıktan muaf hiçbir sistem yoktur. Çökmeyeceği düşünülen sistemler, ani bir şekilde başarısız olan sistemler olma potansiyeline sahiptir.  

Böylece sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu, İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdılar ve bölgeyi uçuruma ittiler.

Eksik konsept

Saldırıdan önceki gece İsrailli yetkililer, aslında Gazze’de ‘tuhaf’ bir şeyler olduğuna dair işaretleri tartışmışlardı. Özel kuvvetlerden bir taktik ekibini sınır bölgesine gönderip, bunun yeterli olacağını düşündüler. Ancak gerçekleşmek üzere olan şeyi anlayamadılar. Esasında ertesi gün bu meseleyi daha etraflıca görüşmeye karar vermişlerdi. Ne var ki müzakere vakti gelene kadar iş işten geçti. Bir yıldır ellerinde mevcut belgeleri ciddiye almadıkları da ortaya çıktı.

Bilgiden değerlendirmeye, değerlendirmeden de karara kadar olan döngünün yönü oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat hatası meydana geldiğinde yürünen ‘yol’ yanlış olur

İsrailli yetkililer, Hamas’ı Gazze’de savaş şöyle dursun, yeni bir çatışma turu için bile kışkırtmaksızın caydırmak üzere daha geniş bir ‘konsepte’ ya da değerlendirmeye göre hareket ediyorlardı. Hâkim istihbarat değerlendirmesi, 2021 yılında yaşanan ve Hamas’ın Kudüs’e füze fırlatmasıyla başlayan Gazze savaşının Hamas hareketinin Gazze’deki yeteneklerine zarar verdiği yönündeydi. Hamas, her şeyden ziyade Batı Şeria’ya odaklanmıştı. Ve burada yine Yom Kippur Savaşı’yla şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Nitekim Mısır ile Suriye’nin İsrail’e saldırdığı 1973 yılında da İsrail istihbarat teşkilatı yine daha geniş bir değerlendirmeye ya da ‘konsepte’ göre hareket ediyordu. Bu değerlendirmeye göre yeni Mısır Devlet Başkanı, selefine nispeten daha ılımlıydı ve Mısır, bir çatışmaya girme niyetinde değildi. Bu benzerlik bir tesadüf olamaz. İsrail’i Mısır’ı yanlış almaya iten istihbarat başarısızlığının, onu Hamas’ın savaş istemediğine inandıran şeyle aynı olduğunu iddia etmek istiyorum.

Pek çok kişi bu başarısızlığa bir açıklama getirmek için istihbarat taktiklerinin ve bilgi toplama protokollerinin en ince ayrıntısına bakacaktır. Bense farklı bir yöne bakacağım. Tecrübelerimden hareketle bu sistemsel başarısızlığın, sistemin sadece bir unsurundan değil, bizzat sistemden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira kötü yönetilen bir birim, arızalı bir araç veya kusurlu bir karar, tüm sistemin başarısızlığını açıklayamaz.

Ne kastettiğimi daha iyi anlamak için istihbarat kaidelerine dönmemiz gerek. Bu kaideler, insanların derslerde ya da bu dünyaya ilk girdiklerinde öğrendikleri bir şeydir. ‘İstihbarat’ oluşturma süreci, ‘istihbarat döngüsünden’ geçer. İlk adım, yönlendirmedir; karar sahipleri bir tehdidi izlemesi veya bir soruyu cevaplaması için istihbarat teşkilatını yönlendirir. İkinci adım, veri toplamadır; gerek insan zekâsı gerek telsiz veya elektronik müdahale gerek uydu görüntüleri gerekse açık kaynakları toplama gibi yollarla bilgiler ve veriler toplanır. Bu ön bilgiler önce işleme, sonra da analiz aşamasından geçer. Analiz birimi, resmi oluşturmaya ve soruları cevaplamaya başlamak üzere bilgileri bir araya getirir. Bu yeni değerlendirme, istihbarat topluluğu ve siyasi karar sahipleri arasındaki en üst düzey isimleri ‘haberdar etme’ aşamasından geçirilir. Ardından söz konusu karar sahipleri, hizmeti yeniden yönlendirir ve böylece az önce anlattığım döngüye geri döneriz.

Bu süreç önemlidir ama bilgiden değerlendirmeye, sonra değerlendirmeden karara kadar olan döngünün yönü de oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat başarısızlığı meydana gelirse yürünen ‘yol’ yanlış olur. Sizden bağımsız objektif bir analiz oluşturacak delillere bakmak yerine, delillerin sizin değerlendirmenizi doğru gösterdiği yola baktığınızda değerlendirmeniz bir Doktrine dönüşür. O zaman da bilgilere ve verilere ilişkin yorumunuz çarpık bir açıklama çizgisi takip eder ve kendi değerlendirmenize ters düşen noktaları göz ardı etme eğiliminde olursunuz ya da bu Doktrin, olayları farklı bir gözle görmenize neden olabilir.

Muhtemelen 7 Ekim öncesinde bu oldu. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını başlatmaya hazırlandığına dair işaretleri görmüş, ancak yanlış yorumlamış olsa gerek. Bu işaretleri herkes görüyordu. Aslında Mısır, saldırıdan birkaç gün önce ‘büyük bir olayın’ yaşanacağı konusunda uyardı. Onların uyarıları İsrail’in havuzundakilerden farklı bilgilere dayanmıyordu; sadece İsrail bunu farklı bir şekilde yorumlamıştı.

Hamas pilotları, planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri, saldırıdan önce roket atış denemelerini de yoğunlaştırdı

Hamas, kibutzun ele geçirilmesini ve sınırların aşılmasını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca 7 Ekim olayından sadece bir ay önce, binalara baskın operasyonlarını simüle etmek için konteynırlara baskın eğitimi alan militanlarının görüntülerini kayda alarak yayınladılar. 2022 yılında Gazze’de Hamas dahil çok sayıda grup, bir eğitim düzenledi ve bunları kayda alarak kamuoyu ile paylaştı. Bu eğitimde İsrail’e ait bir askerî üs ele geçirilmiş ve rehin alma tatbikatları gerçekleştirilmişti. Bundan bir yıl önce, başka bir eğitimin ardından Hamas’ın üst düzey liderlerinden Eymen Nevfel, Gazze Şeridi sınırı boyunca uzanan yüksek teknolojili İsrail çitlerinin İsrail’i korumayacağını söylemişti. Nevfel, 7 Ekim saldırılarının ardından bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Hamas pilotları planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Saldırıdan önce Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri roket atış denemelerini de sıklaştırdı. İşaretler ortadaydı. İsrail de bunları kendi gözleriyle gördü ama farklı bir şekilde yorumladı. İsrail istihbaratı, Hamas’ın caydırıldığını ve bu işaretlerin de İsrail’i Gazze’yle daha fazla ilgilenmeye ve mecburen Hamas’a daha fazla taviz vermeye sevk etmek için bir ‘kendini gösterme çabasından’ ibaret olduğunu zannetti. Nihayetinde Hamas’ın şimdiye kadar Gazze’de yaptığı şey buydu. Ancak az önce yazdığım bu cümle, yukarıda bahsettiğim hatanın aynısını içeriyor: Ben de değerlendirmeyi (Hamas caydırıldı), gerçekliğe uygun bilgileri (Hamas savaşa hazırlanıyor) geçersiz kılmak için kullandım. Bu klasik bir istihbarat hatası olsa da gerçek hayattaki durumlarda fark edilmesi ve düzeltilmesi çok zordur. İsrail güvenlik ve siyaset liderliğinin en üst ve en alt kademelerinde görülen başarısızlıklar böyledir.

Buna, İsrail’deki güvenlik ve siyaset liderliğinin ‘ortasındaki’ başarısızlık diyebilirim. Liderliğin en üst ve en alt kademelerindeki başarısızlıklar bunun zemininde birikmiştir.

Savunma önlemleri

Güvenlik tedbirlerinin en alt seviyesinde savunma önlemleri yer alıyor. Bunlar genellikle gelişmiş uyarıların ve önleyici tedbirlerin etkisiz olduğu ispatlandığında devreye sokulur. İsrail’in bu başarısızlıktan korunmak için oldukça etkin bir sistemi vardı: bir milyar dolara mal olan etkileyici bir teknolojik başarı, yani Gazze’yle sınır çiti. Bu, sistemin merkezî bileşeni sensörlerle donatılmış bir çittir. Bu sensörler herhangi bir fiziksel temas durumunda İsrail Savunma Kuvvetleri karargâhını derhal uyarıyor ve böylece anında ve hızlı bir karşılığa imkân tanıyor. Bu çit ayrıca bir kamera ağıyla sürekli izleniyor ve uzaktan kumandalı gözetleme kuleleri ve makineli tüfeklerle korunuyor. Bu kameraları izlemek için  ‘Gözlemciler’ adlı özel bir birim oluşturuldu. Bu adanmış kadın askerler, gözlerini kamera yayınından bir an bile ayırmadıkları yorucu mesailerde bulunuyorlar. Her bir gözlemci, gözetlediği bölgenin belirli ve özenle korunan bir bölümünden sorumlu.

Asıl başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurla bağlantılıdır. Bu tasavvur İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine hatalı bir şekilde duyduğu güveni artırdı

Böyle bir sistem nasıl başarısız olabilir? Ama oldu… Burada da yine güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu varsayımı, Hamas’ın güvenlik sistemini atlatamayacağı, dolayısıyla da buna teşebbüs etmeyeceği yönünde ölümcül bir değerlendirmeye yol açtı. Bu varsayım ölümcüldü. Nitekim İsrail ordusu, Hamas’ın aslında bu sistemi aşmanın yollarını bulmaya çalıştığını gösteren olası işaretlere karşı kör oldu. Sağlam herhangi bir istihbarat operasyonu Hamas’ın duvarı aşmaya çalıştığı ihtimalini dışlamaz, aksine bunu gerçekten yapmaya çalıştığını gösteren işaretler arar ve Hamas gibi bir düşmanın bu engeli nasıl aşacağını hayal etmeye çalışırdı.

Peki, Hamas ne yaptı? Şu an resim nihai denecek kadar net olmasa da iki ay sonra elimizde neler döndüğüne dair daha fazla delil olacak. Bana, Hamas’ın sınırları aşmasına imkân tanıyan yeni gelişmiş silahların türü hakkında çok soru soruldu ama bu soruların cevabı yoktu.

Hamas’ın kullandığı araçların hiçbiri yeni değil. Hiçbiri İsrail’i gerçekten şaşırtmadı. Hamas, sınırı geçip İsrail’e girmek için seçkin bir komando gücü kullandı. Bu ekip yeni değildi; İsrail yaklaşık on yıldır bu ekipten haberdardı. Görünüşe bakılırsa Hamas, sınırdaki elektrik kulelerini hedef almak üzere insansız hava araçları kullandı ve böylece uzaktan işletilen İsrail savunma sistemlerinin bir kısmını hemen devre dışı bıraktı. Bu insansız hava araçları yeni değil. Hamas bu esnada binlerce roket fırlattı ve bu da sınıra gönderilecek güçlere engel oldu. Sınıra ulaşanlar ise yüzlerce seçme savaşçıyla karşı karşıya kaldılar. Hamas, herhangi bir ihlale tepki gösterecek müdahale gücünün boyutu ve özellikleri hakkında detaylı istihbarat topladı (ki koordineli onlarca ihlal vardı). Daha sonra, Gazze Tümeni karargâhını ve birçok küçük askerî birliği içine alan bu müdahale gücüne saldırdı. İsrail Hava Kuvvetleri karşılık verme imkânı bulduğunda iş işten geçmişti. Nitekim Hamas sınırdaki sivil toplulukların arasına sızmış, İsraillileri rehin almış ve bazılarını Gazze’ye nakletmişti. Hamas komandolarının işini bitirebilecek hava saldırıları artık imkânsız hale geldi.

Aslında bu başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurdan kaynaklanıyor. Bu tasavvur, İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine duyduğu yanlış güveni artırdı.

Piramidin tepesindeki başarısızlık

Sonra belki de en büyük başarısızlık geldi: piramidin tepesindeki başarısızlık. İstihbarat döngüsünün en üst noktası; siyasi düzey, yani ‘yönü’ belirleyen düzeydir. Bu düzey, istihbaratı yönetir ve onu sorulara veya ilgi alanlarına yönlendirir. Bu oldukça önemli bir şeydir ve bu devlet bir ABD değilse ve elinde neredeyse sınırsız istihbarat kaynakları yoksa ciddi sonuçlar doğurur. Bu yüzden önceliklerinizi belirlemelisiniz. Kaldı ki ABD’nin bile bunu yapması gerekir. Seferberlik araçları ve kaynakları sınırlı. Analistleri ve konuşlandırılabilecek askerleri ve askerî birlikleri toplamanın zamanı geldi. İsrail, şu veya bu düzeyde çok acil tehditlerle karşı karşıya. Seçim, vazgeçmek.  

Olan olduğunda, tahmin edin, Netanyahu ne dedi? ‘Yeterince dikkatli bakarsanız bu işin arkasında İran’ı göreceksiniz’ dedi. Bu söylem, zararlı değil, ölümcüldür

Netanyahu’nun açıklamalarına ve söylemlerine bakıldığında net bir tavır görülüyor. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin çatışmasını kenarda bırakma ve değersizleştirme yoluyla profesyonel bir siyaset izledi. Her zaman diğer tehditleri, özellikle de İran’la onun vekillerini ana mesele olarak gördü. Bunda siyasi bir unsur da olabilir. İran’dan bahsetmek onu küresel jeopolitik alana itti; burada Biden ya da Putin gibi isimlerle karşı karşıya geldi ve BM’de nükleer bombaya dair gülünç planlar çizdi. Bu onun kendisini çalkantılı bölgesel ve küresel sularda yüzme becerisine sahip tek İsrail lideri olarak tasvir etmesini sağladı. İsrail-Filistin çatışması bir yana bu ikincil bir nottu. Olanlar olduğunda bile tahmin edin, Netanyahu ne dedi? “Yeterince dikkatli bakarsanız bu olayın arkasında İran’ı görürsünüz” dedi. Bu söylem zararlı değil, düpedüz ölümcüldür.  

Bu demek değildir ki İran, İsrail için bir tehdit oluşturmuyor. Elbette oluşturuyor. Ama bu tehdidin, daha sıcak bir tehdidi gölgede bırakmaması gerekir. Bu bilinçli körlük, istihbarat topluluğunu doğrudan etkiliyor, çünkü istihbarat toplama araçlarının tehditten uzakta yeni bir konum almasını ve güçlerin de tek bir sınırdan uzakta yeniden konuşlandırılmasını teşvik ediyor, önyargıda ve hatalı tepki döngüsünde ısrarcı olmaya sebep oluyor. Duyulacak bir şey olmadığını varsayar ve kulaklarınızı kapatıp görmeye odaklanırsanız, sonra hiçbir şey duymadığınız için haklı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yapmış olursunuz.

Belki daha özlü bir diğer deyişle, “görmek istemeyen körden de beter” olursunuz.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)

Birçok Iraklı, ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaşın ülkeye yansımalarını büyük bir ilgi ve kaygıyla takip ediyor. Gözlemcilere göre bu tedirginlik, İran’a bağlı silahlı grupların, Irak içinde sivil, askeri, diplomatik ve ekonomik hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına geniş çapta katılmamış olsaydı, bu boyutta yaşanmayacaktı. Ancak hükümet, yaklaşık 500 saldırıyı aşan bu eylemlere karşı ciddi bir adım atmadı; sadece kınama ve protesto mesajları yayınlamakla yetindi ve saldırıları gerçekleştiren gruplardan tek bir kişi bile tutuklanamadı.

Gün geçtikçe ülke, hükümetin veya siyasi güçlerin herhangi bir karar veya önlem almadan bölgesel çatışmaya dahil oluyor. Bu durum, silahlı grupların güç ve karar tekeline bağlı olarak gerçekleşiyor. Halk ve bazı siyasi isimler arasında, hükümetin rolü ve işlevi ile bu grupların etkisi arasındaki sınırlar konusunda ciddi soru işaretleri oluşuyor.

Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Kürt), Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ülkenin yönetiminde uygulanan “Şii politikası” karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi. Bakan Hüseyin “Şii siyasetçiler bu politika ile bizi mahvetti. Bir yandan Amerika’yı eleştiriyorlar, öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın bir tweetine yanıt veriyorlar” dedi. Buradaki tweet, “Koordinasyon Çerçevesi”nin Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı göstermesini reddeden ifadeye işaret ediyordu.

Hüseyin ayrıca, “Hiç kimse Haşdi Şabi ile silahlı gruplar arasındaki farkı tam olarak bilmiyor. Bazıları Haşdi araçlarını ve kimliklerini kullanıyor. Haşdi, resmi bir güvenlik kuruluşuyken, yasa dışı silahlı gruplar farklıdır ve bu durum ülke dışında yanlış bir algı yaratıyor. Amerikalılar da biliyor ki bazı grupların üyeleri Haşdi bünyesinde bulunuyor” ifadelerini kullandı.

İran ile ideolojik bağ

Şarku’l Avsat’a konuşan Akademisyen ve Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan el-Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının birden fazla iç içe faktöre bağlı olduğunu vurguladı. Bu faktörlerden biri, grupların İran ile ideolojik ve askeri bağlarının güçlenmesi. Şemri, “Bu bağ, gruplara özellikle siyasi alanda büyük güç sağladı. Onlara yapılacak herhangi bir saldırı, fiilen İran’a yönelik bir saldırı olarak algılanıyor ve İran’ın etkisini zayıflatma girişimi sayılıyor” dedi.

Şemri, 2018 sonrası silahlı grupların Irak devletinde daha da güçlendiğini, siyasi kanatlarının devlet kurumlarına girdiğini ve kazandıkları siyasi dokunulmazlık sayesinde hesap vermekten muaf olduklarını belirtti. Şemri “Bugün biliniyor ki bu grupların parlamentoda yaklaşık 100 milletvekili bulunuyor” dedi.

Ayrıca Şemri, silahlı grupların devletin birçok kilit noktasında sağlam bir yer edinmiş olmasının yanı sıra, mevcut hükümetin partiler arası paylaşım yoluyla oluşturulduğunu ve bu süreçte silahlı grupların rolünün belirleyici olduğunu söyledi. Bu durum, hükümetin bu gruplara karşı siyasi veya güvenlik anlamında hareket etmesini zorlaştırıyor.

Siyasi iradenin eksikliği

Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının diğer bir nedeni olarak, özellikle Şii siyasi aktörler arasındaki siyasi iradenin eksikliğini gösteriyor. Ona göre Şii aktörler hâlâ “Bu grupların faaliyetlerini zayıflatmak doğru değil, çünkü koordinasyon çerçevesi içinde ciddi güçleri var” anlayışıyla hareket ediyor. Bu nedenle, çerçevenin ılımlı kanadının bu gruplara karşı herhangi bir adımı desteklemesi zorlaşıyor.

Şemri ayrıca, önceki hükümetlerin de silahlı grupların etkisini kırmada başarısız olduğunu, programlarında silahın sadece devlete ait olmasını güvence altına alma niyetlerine rağmen, grupların gücü karşısında hareket edemediklerini ifade etti. Hükümetin bu gruplara karşı harekete geçmesi durumunda, çatışma veya iç savaş riski bulunduğu da belirtiliyor.

“Koordinasyon Çerçevesi” silahlı grupları meşrulaştırdı

Analist ve eski diplomat Dr. Gazî Faysal, hükümetin gruplara karşı koyamamasının nedenlerini açıklarken, “Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler ve partiler, silahlı grupları kurdu ve varlıklarını meşrulaştırdı; ya Haşdi Şabi’ye entegre ederek yasal statü kazandırdılar, ya da sürekli savunarak hesap vermelerini engellediler” dedi.

Faysal, “Irak’ta İran’ın etkisi altında, toplam 34’ten fazla silahlı grup bulunuyor. Bunların 6’sı ABD yaptırımları altındadır ve tamamı İran’ın velayetini tanıyor. Bu, onlara ülkede koruma ve hesap vermekten kaçma fırsatı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Faysal, silahlı grupların koordinasyon çerçevesiyle bağlantılı olduğunu, hükümetin talimatlarına ve Necef’teki dini otorite görüşlerine bağlı olmadıklarını belirtti. Bu gruplar yalnızca İran’ın velayeti ve İran Devrim Muhafızları’nın direktiflerine uyuyor.

Bu sebepler ve diğerleri nedeniyle, hükümetin silahlı gruplara karşı koyma kapasitesinin olmadığına dikkat çeken Faysal, hükümetin birçok unsur ve liderini tanımasına rağmen bu grupların gerçekleştirdiği saldırılara müdahale etmediğini, örneğin Irak İstihbarat Dairesi’ni, Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin evini ve Kürt liderlerin Erbil ve Duhok’taki evlerini hedef alan saldırılara karşı harekete geçmediğini ifade etti.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)

Gazze’nin güneybatısındaki Tel el-Hava’da bugün (Pazar) kimlikleri tespit edilemeyen silahlı kişiler, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nda görevli bir saha komutanını kaçırdı. Bu olay, son haftalardaki artan silahlı gerilimlerin yeni bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Hamas yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kaçırılan kişinin Kassam Tugayları’nda bir birliği komuta ettiğini belirtti. Pazar akşamı Tugay’a bağlı büyük bir güvenlik gücü Gazze sokaklarına konuşlandırıldı ve kaçıran kişilerin içinde olduğu şüpheli iki araç peşine düştü.

Gazze’nin farklı bölgelerinde yoğun silah sesleri duyuldu; kaynaklar bunun, kaçıran unsurların peşine düşülmesinden kaynaklandığını belirtti.

Hamas kaynaklarından alınan bilgilere göre kaçırma operasyonunun arkasında özel bir İsrail gücü veya İsrail ile iş birliği yapan silahlı bir çete unsurları olma ihtimali yüksek.

Bu olay, Pazar günü Hamas hükümetine bağlı bir güvenlik görevlisine yönelik suikast girişimiyle eş zamanlı gerçekleşti. Hedef, aynı zamanda Kassam Tugayları’nda aktif bir liderdi; saldırı sonucunda hafif şekilde yaralanırken, saldırganlardan biri yakalandı.

Son haftalarda Gazze Şeridi’nde İsrail destekli bazı silahlı çetelerin sık sık sızma girişimleri gözlemlendi. Bu durum zaman zaman Kassam Tugayları ile çeteler arasında çatışmalara yol açtı. Ayrıca, iki hafta önce Han Yunus’ta yaşandığı gibi bazı Kassam unsurlarına saldıran insansız hava araçları (dronlar) da kullanıldı; bu saldırılarda bazı Kassam üyeleri hayatını kaybetti.

dffdv
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, İsrail’in polis aracını hedef alan saldırının meydana geldiği yeri inceliyor (Reuters)

Yaklaşık iki hafta önce, Hamas kaynakları İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bir kişinin sorgulanmasının, bu gruplara verilen askeri ve eğitim desteğinin arttığını ortaya koyduğunu aktardı.

Kaynaklar, sorgulama sonucunda, İsrail’in bu çeteleri patlayıcı ve silah taşıyan dronları kullanacak şekilde eğittiğini ve bu dronlardan ateş açılabileceğini doğruladığını belirtti.

Ekim ayında İsrail ve Hamas arasında sağlanan ateşkesin ardından, Gazze’de bir “Sarı Hat” olarak bilinen hayali bir sınır çizgisi oluştu. Bu hat, Hamas’ın kontrolündeki alanları (batı) ve İsrail ordusu ile ona bağlı silahlı Filistin çetelerinin bulunduğu alanları (doğu) ayırıyor.

Hamas kaynakları, sorgulama sonucunda, dron kullanım eğitimlerinin yalnızca saldırı için olmadığını, Han Yunus ve özellikle Gazze’nin kuzeyinde faaliyet gösteren bu silahlı çetelerin, dronları bazı silahları taşımak ve Hamas kontrolündeki uzak bölgelere bırakmak için kullanabildiğini belirtti. Bu silahlar, çetelerin görevlendirdiği uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ettirildi.


Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
TT

Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Samir Ali Oso (Sipan Hemo), Pazar günü yaptığı açıklamada, Irak’tan havalanan ve ülkenin kuzeydoğusundaki bir ABD üssünü hedef alan insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırının püskürtüldüğünü duyurdu. Ortadoğu’daki savaşın sürdüğü bir dönemde gerçekleşen saldırıya ilişkin bölgedeki aktivistler ise İHA’ların üs yakınındaki tahıl depolarını da vurduğunu ve ciddi hasara yol açtığını bildirdi.

Oso, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Topraklarımızda bulunan Kasrak’taki ABD üssü, Irak topraklarından fırlatılan 4 İHA ile hedef alındı. İHA’lar herhangi bir kayıp yaşanmadan düşürüldü” ifadelerini kullandı. Bakan yardımcısı ayrıca, “Sorumluluğu Irak’a yüklüyor, istikrarımızı tehdit eden bu tür saldırıların tekrarını önlemesi çağrısında bulunuyoruz. Bölgesel ve uluslararası iş birliğinin güvenlik ve istikrar açısından önemini vurguluyoruz” dedi.

SiPan Hamo adıyla bilinen Oso, söz konusu saldırıyı kınarken, bunun iki gün içinde gerçekleşen ikinci saldırı olduğunu belirtti.

Suriye ordusu, Cumartesi günü de Irak’tan havalanan bir İHA ile ülkenin güneydoğusundaki Tenef Üssü’nün hedef alındığını ve saldırının engellendiğini açıklamıştı. Söz konusu üs daha önce ABD güçlerine ev sahipliği yapıyordu. Ordu ayrıca geçen hafta kuzeydoğudaki bir başka üssün Irak’tan fırlatılan füzelerle hedef alındığını duyurdu. Bir Iraklı yetkili saldırının arkasında yerel silahlı bir grubun olduğunu belirtirken, Bağdat yönetiminin olayla bağlantılı 4 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.

Son aylarda, “DEAŞ” ile mücadele kapsamında Suriye’de konuşlu ABD güçleri Tenef ve Şeddadi üslerinden çekilmiş, Kasrak Üssü’nden çekilme sürecini de başlatmıştı.

Irak da 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan Ortadoğu’daki savaşın etkilerinden kaçamadı. İran’a yakın Iraklı gruplara ait mevziler hava saldırılarına hedef olurken, bazı gruplar da Irak ve bölgedeki ABD çıkarlarını hedef aldıklarını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre Cumartesi günü Suriye ordusu Irak kaynaklı İHA’larla güneydeki Tenef Üssü’ne yönelik bir saldırıyı püskürttü. Suriye ordusuna bağlı operasyonlar birimi, “Irak topraklarından havalanan İHA’ların Tenef’teki Suriye Arap Ordusu üssünü hedef almaya çalıştığını, ancak etkisiz hale getirildiğini” bildirdi.

regrtfg
ABD hava savunma sistemlerinin Pazar sabaha karşı intihar tipi İHA’ları düşürmesinin ardından Kasrak Üssü yakınındaki bir buğday deposunda maddi hasar oluştu (Fırat Post)

Geçen hafta başında ise Suriye ordusu, Haseke kırsalındaki bir askerî üssün Irak’tan atılan füzelerle hedef alındığını açıklamış, bir Iraklı yetkili saldırının bir Iraklı silahlı grup tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmişti.

dsfvbgtrb
Suriye’nin güneydoğusundaki ABD’ye ait Tenef Üssü (Arşiv - Reuters)

Şubat ayında ABD güçleri, Suriye-Irak sınırındaki Tenef Üssü ile Şeddadi yakınlarındaki ve daha önce DEAŞ mensuplarının tutulduğu bir hapishaneyi barındıran üsten kademeli olarak çekilmiş, ardından bölgeye Suriye hükümet güçleri ilerlemişti. Ayrıca Haseke ilindeki Kasrak Üssü’nden çekilme süreci de başlatılmıştı.