İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

“Görmek istemeyen körden daha beter” sözünün vücut bulmuş hali…

Brian Stover
Brian Stover
TT

İsrail, Hamas’ı nasıl yanlış okudu?

Brian Stover
Brian Stover

Michael Horowitz

İsrail tarihinin en yıkıcı istihbarat başarısızlıklarının ardından 1974 yılında İsrail askerî istihbaratı AMAN, aynı hatanın tekrarlanmaması için yeni özel bir birim kurdu. Bundan sadece bir yıl önce İsrail, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Yahudi bayramı Yom Kippur’da İsrail’e karşı sürpriz bir savaş ilan etme niyetini yanlış okumuş ve Mısır güçleri, İsrail’e Tel Aviv her şeyden habersiz ve savaşa hazırlıksız bir haldeyken ansızın saldırmıştı.

Aman, soruşturma komitesinin tavsiyelerine dayanarak, Makhleket HaBakara veya ‘Kontrol Birimi’ adıyla tam teşekküllü bir birim kurdu. Bu birim genellikle ‘Şeytanın Avukatı’ ya da ‘Aksi İspatlandı’ anlamına gelen Aramice bir deyişe atıfla "Ifha Mistabra" adıyla anılır. Bu birimin görevi, İsrail istihbarat topluluğunun diğer şubeleri tarafından sunulan değerlendirmeleri soruşturmak ve bunlara etkili bir şekilde itiraz etmektir. Hatta bir konuda görüş birliği olsa bile Ifha Mistabra birimi bunun aksini söyler ve güçlü bir şekilde karşı çıkar. Bu daire, bir ‘grup etkisi’ tuzağına düşmekten kaçınmanın yolu olarak görülüyordu. Zamanla bu yöntem gelişti ve büyük istihbarat başarısızlıklarını önlemek için kullanılan ‘kırmızı takım testi’ adlı standart bir istihbarat uygulamasına dönüştü.

Bu birim, İsrail güvenlik teşkilâtına Yaakov Amidror veya Amos Gilead gibi bazı büyük beyinler armağan etti. Bu birim, ana ‘rakibi’ olan, AMAN’ın araştırma birimiyle aynı veri noktalarına ve istihbarat külliyatına erişim iznine sahip. Bununla birlikte bu birimin değeri son on yıllar içerisinde azaldı ve üst düzey istihbarat yetkilileri bu birimin değerlendirmelerine artık kulak vermez oldu. Ortaya koyduğu değerlendirmenin doğru olduğu nadiren ispatlandı. Birimin kıymetli değerlendirmeler sunma konusundaki başarısı da çok azdı.

Sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdı ve bölgeyi uçuruma itti

Bu kayda değer başarısızlık şaşırtıcı değil. Zira dünyanın en iyi istihbarat teşkilatlarından biriyle sürekli zıt düşmek zorunda olmak, arzu edilen bir iş tanımı değildir. Tanımı gereği Şeytanın Avukatı biriminin çoğu zaman hatalı olması da kaçınılmazdır. Hal böyle olunca insanlar ona kulak vermekten vazgeçtiler ve böylece Yom Kippur sürprizinin tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen araçlardan biri başarısız oldu.

50 yıl sonra, hemen hemen aynı gün İsrail, bu başarısızlığı aynen tekrarladı. Elbette bu, 7 Ekim’deki Hamas katliamının gerçekleşmesine imkân tanıyan daha geniş sistemik başarısızlığın yalnızca küçük bir unsuruydu. Batmaz sanılıp da sonunda batan gemiler, saldırıya uğramaz sanılıp da sonunda saldırıya uğrayan ülkeler ve çökmez sanılıp da sonunda çöken barajlar listesine bir de bu başarısızlık eklendi. Gerçek şu ki, başarısızlıktan muaf hiçbir sistem yoktur. Çökmeyeceği düşünülen sistemler, ani bir şekilde başarısız olan sistemler olma potansiyeline sahiptir.  

Böylece sakin başlayan 7 Ekim sabahında seçkin birliklerden bini aşkın Hamas komandosu, İsrail’e geçmeyi başararak, sınır topluluklarına ve askerî üslere saldırdılar ve bölgeyi uçuruma ittiler.

Eksik konsept

Saldırıdan önceki gece İsrailli yetkililer, aslında Gazze’de ‘tuhaf’ bir şeyler olduğuna dair işaretleri tartışmışlardı. Özel kuvvetlerden bir taktik ekibini sınır bölgesine gönderip, bunun yeterli olacağını düşündüler. Ancak gerçekleşmek üzere olan şeyi anlayamadılar. Esasında ertesi gün bu meseleyi daha etraflıca görüşmeye karar vermişlerdi. Ne var ki müzakere vakti gelene kadar iş işten geçti. Bir yıldır ellerinde mevcut belgeleri ciddiye almadıkları da ortaya çıktı.

Bilgiden değerlendirmeye, değerlendirmeden de karara kadar olan döngünün yönü oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat hatası meydana geldiğinde yürünen ‘yol’ yanlış olur

İsrailli yetkililer, Hamas’ı Gazze’de savaş şöyle dursun, yeni bir çatışma turu için bile kışkırtmaksızın caydırmak üzere daha geniş bir ‘konsepte’ ya da değerlendirmeye göre hareket ediyorlardı. Hâkim istihbarat değerlendirmesi, 2021 yılında yaşanan ve Hamas’ın Kudüs’e füze fırlatmasıyla başlayan Gazze savaşının Hamas hareketinin Gazze’deki yeteneklerine zarar verdiği yönündeydi. Hamas, her şeyden ziyade Batı Şeria’ya odaklanmıştı. Ve burada yine Yom Kippur Savaşı’yla şaşırtıcı benzerlikler görüyoruz. Nitekim Mısır ile Suriye’nin İsrail’e saldırdığı 1973 yılında da İsrail istihbarat teşkilatı yine daha geniş bir değerlendirmeye ya da ‘konsepte’ göre hareket ediyordu. Bu değerlendirmeye göre yeni Mısır Devlet Başkanı, selefine nispeten daha ılımlıydı ve Mısır, bir çatışmaya girme niyetinde değildi. Bu benzerlik bir tesadüf olamaz. İsrail’i Mısır’ı yanlış almaya iten istihbarat başarısızlığının, onu Hamas’ın savaş istemediğine inandıran şeyle aynı olduğunu iddia etmek istiyorum.

Pek çok kişi bu başarısızlığa bir açıklama getirmek için istihbarat taktiklerinin ve bilgi toplama protokollerinin en ince ayrıntısına bakacaktır. Bense farklı bir yöne bakacağım. Tecrübelerimden hareketle bu sistemsel başarısızlığın, sistemin sadece bir unsurundan değil, bizzat sistemden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira kötü yönetilen bir birim, arızalı bir araç veya kusurlu bir karar, tüm sistemin başarısızlığını açıklayamaz.

Ne kastettiğimi daha iyi anlamak için istihbarat kaidelerine dönmemiz gerek. Bu kaideler, insanların derslerde ya da bu dünyaya ilk girdiklerinde öğrendikleri bir şeydir. ‘İstihbarat’ oluşturma süreci, ‘istihbarat döngüsünden’ geçer. İlk adım, yönlendirmedir; karar sahipleri bir tehdidi izlemesi veya bir soruyu cevaplaması için istihbarat teşkilatını yönlendirir. İkinci adım, veri toplamadır; gerek insan zekâsı gerek telsiz veya elektronik müdahale gerek uydu görüntüleri gerekse açık kaynakları toplama gibi yollarla bilgiler ve veriler toplanır. Bu ön bilgiler önce işleme, sonra da analiz aşamasından geçer. Analiz birimi, resmi oluşturmaya ve soruları cevaplamaya başlamak üzere bilgileri bir araya getirir. Bu yeni değerlendirme, istihbarat topluluğu ve siyasi karar sahipleri arasındaki en üst düzey isimleri ‘haberdar etme’ aşamasından geçirilir. Ardından söz konusu karar sahipleri, hizmeti yeniden yönlendirir ve böylece az önce anlattığım döngüye geri döneriz.

Bu süreç önemlidir ama bilgiden değerlendirmeye, sonra değerlendirmeden karara kadar olan döngünün yönü de oldukça önemlidir. Sistemsel bir istihbarat başarısızlığı meydana gelirse yürünen ‘yol’ yanlış olur. Sizden bağımsız objektif bir analiz oluşturacak delillere bakmak yerine, delillerin sizin değerlendirmenizi doğru gösterdiği yola baktığınızda değerlendirmeniz bir Doktrine dönüşür. O zaman da bilgilere ve verilere ilişkin yorumunuz çarpık bir açıklama çizgisi takip eder ve kendi değerlendirmenize ters düşen noktaları göz ardı etme eğiliminde olursunuz ya da bu Doktrin, olayları farklı bir gözle görmenize neden olabilir.

Muhtemelen 7 Ekim öncesinde bu oldu. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını başlatmaya hazırlandığına dair işaretleri görmüş, ancak yanlış yorumlamış olsa gerek. Bu işaretleri herkes görüyordu. Aslında Mısır, saldırıdan birkaç gün önce ‘büyük bir olayın’ yaşanacağı konusunda uyardı. Onların uyarıları İsrail’in havuzundakilerden farklı bilgilere dayanmıyordu; sadece İsrail bunu farklı bir şekilde yorumlamıştı.

Hamas pilotları, planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri, saldırıdan önce roket atış denemelerini de yoğunlaştırdı

Hamas, kibutzun ele geçirilmesini ve sınırların aşılmasını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca 7 Ekim olayından sadece bir ay önce, binalara baskın operasyonlarını simüle etmek için konteynırlara baskın eğitimi alan militanlarının görüntülerini kayda alarak yayınladılar. 2022 yılında Gazze’de Hamas dahil çok sayıda grup, bir eğitim düzenledi ve bunları kayda alarak kamuoyu ile paylaştı. Bu eğitimde İsrail’e ait bir askerî üs ele geçirilmiş ve rehin alma tatbikatları gerçekleştirilmişti. Bundan bir yıl önce, başka bir eğitimin ardından Hamas’ın üst düzey liderlerinden Eymen Nevfel, Gazze Şeridi sınırı boyunca uzanan yüksek teknolojili İsrail çitlerinin İsrail’i korumayacağını söylemişti. Nevfel, 7 Ekim saldırılarının ardından bir İsrailli tarafından öldürüldü.

Hamas pilotları planör uçurmak için eğitildi ve bunu yaparken fotoğrafları çekildi. Saldırıdan önce Filistinli Hamas ve İslami Cihad hareketleri roket atış denemelerini de sıklaştırdı. İşaretler ortadaydı. İsrail de bunları kendi gözleriyle gördü ama farklı bir şekilde yorumladı. İsrail istihbaratı, Hamas’ın caydırıldığını ve bu işaretlerin de İsrail’i Gazze’yle daha fazla ilgilenmeye ve mecburen Hamas’a daha fazla taviz vermeye sevk etmek için bir ‘kendini gösterme çabasından’ ibaret olduğunu zannetti. Nihayetinde Hamas’ın şimdiye kadar Gazze’de yaptığı şey buydu. Ancak az önce yazdığım bu cümle, yukarıda bahsettiğim hatanın aynısını içeriyor: Ben de değerlendirmeyi (Hamas caydırıldı), gerçekliğe uygun bilgileri (Hamas savaşa hazırlanıyor) geçersiz kılmak için kullandım. Bu klasik bir istihbarat hatası olsa da gerçek hayattaki durumlarda fark edilmesi ve düzeltilmesi çok zordur. İsrail güvenlik ve siyaset liderliğinin en üst ve en alt kademelerinde görülen başarısızlıklar böyledir.

Buna, İsrail’deki güvenlik ve siyaset liderliğinin ‘ortasındaki’ başarısızlık diyebilirim. Liderliğin en üst ve en alt kademelerindeki başarısızlıklar bunun zemininde birikmiştir.

Savunma önlemleri

Güvenlik tedbirlerinin en alt seviyesinde savunma önlemleri yer alıyor. Bunlar genellikle gelişmiş uyarıların ve önleyici tedbirlerin etkisiz olduğu ispatlandığında devreye sokulur. İsrail’in bu başarısızlıktan korunmak için oldukça etkin bir sistemi vardı: bir milyar dolara mal olan etkileyici bir teknolojik başarı, yani Gazze’yle sınır çiti. Bu, sistemin merkezî bileşeni sensörlerle donatılmış bir çittir. Bu sensörler herhangi bir fiziksel temas durumunda İsrail Savunma Kuvvetleri karargâhını derhal uyarıyor ve böylece anında ve hızlı bir karşılığa imkân tanıyor. Bu çit ayrıca bir kamera ağıyla sürekli izleniyor ve uzaktan kumandalı gözetleme kuleleri ve makineli tüfeklerle korunuyor. Bu kameraları izlemek için  ‘Gözlemciler’ adlı özel bir birim oluşturuldu. Bu adanmış kadın askerler, gözlerini kamera yayınından bir an bile ayırmadıkları yorucu mesailerde bulunuyorlar. Her bir gözlemci, gözetlediği bölgenin belirli ve özenle korunan bir bölümünden sorumlu.

Asıl başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurla bağlantılıdır. Bu tasavvur İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine hatalı bir şekilde duyduğu güveni artırdı

Böyle bir sistem nasıl başarısız olabilir? Ama oldu… Burada da yine güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu varsayımı, Hamas’ın güvenlik sistemini atlatamayacağı, dolayısıyla da buna teşebbüs etmeyeceği yönünde ölümcül bir değerlendirmeye yol açtı. Bu varsayım ölümcüldü. Nitekim İsrail ordusu, Hamas’ın aslında bu sistemi aşmanın yollarını bulmaya çalıştığını gösteren olası işaretlere karşı kör oldu. Sağlam herhangi bir istihbarat operasyonu Hamas’ın duvarı aşmaya çalıştığı ihtimalini dışlamaz, aksine bunu gerçekten yapmaya çalıştığını gösteren işaretler arar ve Hamas gibi bir düşmanın bu engeli nasıl aşacağını hayal etmeye çalışırdı.

Peki, Hamas ne yaptı? Şu an resim nihai denecek kadar net olmasa da iki ay sonra elimizde neler döndüğüne dair daha fazla delil olacak. Bana, Hamas’ın sınırları aşmasına imkân tanıyan yeni gelişmiş silahların türü hakkında çok soru soruldu ama bu soruların cevabı yoktu.

Hamas’ın kullandığı araçların hiçbiri yeni değil. Hiçbiri İsrail’i gerçekten şaşırtmadı. Hamas, sınırı geçip İsrail’e girmek için seçkin bir komando gücü kullandı. Bu ekip yeni değildi; İsrail yaklaşık on yıldır bu ekipten haberdardı. Görünüşe bakılırsa Hamas, sınırdaki elektrik kulelerini hedef almak üzere insansız hava araçları kullandı ve böylece uzaktan işletilen İsrail savunma sistemlerinin bir kısmını hemen devre dışı bıraktı. Bu insansız hava araçları yeni değil. Hamas bu esnada binlerce roket fırlattı ve bu da sınıra gönderilecek güçlere engel oldu. Sınıra ulaşanlar ise yüzlerce seçme savaşçıyla karşı karşıya kaldılar. Hamas, herhangi bir ihlale tepki gösterecek müdahale gücünün boyutu ve özellikleri hakkında detaylı istihbarat topladı (ki koordineli onlarca ihlal vardı). Daha sonra, Gazze Tümeni karargâhını ve birçok küçük askerî birliği içine alan bu müdahale gücüne saldırdı. İsrail Hava Kuvvetleri karşılık verme imkânı bulduğunda iş işten geçmişti. Nitekim Hamas sınırdaki sivil toplulukların arasına sızmış, İsraillileri rehin almış ve bazılarını Gazze’ye nakletmişti. Hamas komandolarının işini bitirebilecek hava saldırıları artık imkânsız hale geldi.

Aslında bu başarısızlık, güvenlik sisteminin aşılamaz olduğu yönündeki yanlış tasavvurdan kaynaklanıyor. Bu tasavvur, İsrail’in, ‘Hamas’ın dizginlendiği’ değerlendirmesine duyduğu yanlış güveni artırdı.

Piramidin tepesindeki başarısızlık

Sonra belki de en büyük başarısızlık geldi: piramidin tepesindeki başarısızlık. İstihbarat döngüsünün en üst noktası; siyasi düzey, yani ‘yönü’ belirleyen düzeydir. Bu düzey, istihbaratı yönetir ve onu sorulara veya ilgi alanlarına yönlendirir. Bu oldukça önemli bir şeydir ve bu devlet bir ABD değilse ve elinde neredeyse sınırsız istihbarat kaynakları yoksa ciddi sonuçlar doğurur. Bu yüzden önceliklerinizi belirlemelisiniz. Kaldı ki ABD’nin bile bunu yapması gerekir. Seferberlik araçları ve kaynakları sınırlı. Analistleri ve konuşlandırılabilecek askerleri ve askerî birlikleri toplamanın zamanı geldi. İsrail, şu veya bu düzeyde çok acil tehditlerle karşı karşıya. Seçim, vazgeçmek.  

Olan olduğunda, tahmin edin, Netanyahu ne dedi? ‘Yeterince dikkatli bakarsanız bu işin arkasında İran’ı göreceksiniz’ dedi. Bu söylem, zararlı değil, ölümcüldür

Netanyahu’nun açıklamalarına ve söylemlerine bakıldığında net bir tavır görülüyor. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin çatışmasını kenarda bırakma ve değersizleştirme yoluyla profesyonel bir siyaset izledi. Her zaman diğer tehditleri, özellikle de İran’la onun vekillerini ana mesele olarak gördü. Bunda siyasi bir unsur da olabilir. İran’dan bahsetmek onu küresel jeopolitik alana itti; burada Biden ya da Putin gibi isimlerle karşı karşıya geldi ve BM’de nükleer bombaya dair gülünç planlar çizdi. Bu onun kendisini çalkantılı bölgesel ve küresel sularda yüzme becerisine sahip tek İsrail lideri olarak tasvir etmesini sağladı. İsrail-Filistin çatışması bir yana bu ikincil bir nottu. Olanlar olduğunda bile tahmin edin, Netanyahu ne dedi? “Yeterince dikkatli bakarsanız bu olayın arkasında İran’ı görürsünüz” dedi. Bu söylem zararlı değil, düpedüz ölümcüldür.  

Bu demek değildir ki İran, İsrail için bir tehdit oluşturmuyor. Elbette oluşturuyor. Ama bu tehdidin, daha sıcak bir tehdidi gölgede bırakmaması gerekir. Bu bilinçli körlük, istihbarat topluluğunu doğrudan etkiliyor, çünkü istihbarat toplama araçlarının tehditten uzakta yeni bir konum almasını ve güçlerin de tek bir sınırdan uzakta yeniden konuşlandırılmasını teşvik ediyor, önyargıda ve hatalı tepki döngüsünde ısrarcı olmaya sebep oluyor. Duyulacak bir şey olmadığını varsayar ve kulaklarınızı kapatıp görmeye odaklanırsanız, sonra hiçbir şey duymadığınız için haklı olduğunuzu düşündüğünüzde hata yapmış olursunuz.

Belki daha özlü bir diğer deyişle, “görmek istemeyen körden de beter” olursunuz.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Husilere “aşıları BM ofislerinin yeniden açılması karşılığında pazarlık kozu” olarak kullanma suçlaması

Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
TT

Husilere “aşıları BM ofislerinin yeniden açılması karşılığında pazarlık kozu” olarak kullanma suçlaması

Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)

Aşılarla kontrol altına alınabilen ölümcül hastalıkların yeniden yayılma riskinin arttığı bir dönemde Husiler, çocuklara yönelik acil aşı sevkiyatını kabul etmeyi reddetti. Sana’daki çevreler, Husileri aşıların bölgeye girişine izin verilmesi karşılığında Birleşmiş Milletler’in (BM) kontrol ettikleri bölgelerdeki ofislerini yeniden açmasını ve faaliyetlerine devam etmesini şart koşarak pazarlık yapmakla suçladı. Yemenli hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada bu iddiaları dile getirdi.

Kaynaklar, Yemen hükümetinin Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanların sağlık merkezlerinde aşı bulunmadığı yönündeki çağrılarına yanıt verdiğini ve bu bölgelere aşı sevkiyatı yapılması için BM ile temasa geçtiğini belirtti. Hükümet ayrıca aşıların el konulmayacağı veya satılmayacağı ve hedeflenen çocuklara ücretsiz olarak dağıtılacağı konusunda güvence verilmesini istedi.

Ancak kaynaklara göre bu teklif, hükümetin ‘imkânsız şartlar’ olarak nitelendirdiği Husilerin talepleriyle karşılaştı. Yaklaşık 1 milyon çocuk, çocukluk çağı hastalıklarına karşı aşılama oranlarının düşmesi nedeniyle giderek artan risklerle karşı karşıya bulunuyor. Bu süreçte, rutin aşılama programlarıyla yayılması önlenebilecek çocuk felci, kızamık ve diğer hastalıkların yeniden görülmeye başladığı belirtiliyor.

Yemen hükümeti kaynaklarına göre Husiler, aşıların bölgeye girişine onay vermeyi, BM’nin kendi kontrolündeki bölgelerde bulunan ofislerini yeniden açması şartına bağladı. Söz konusu ofisler, bir kısmının basılması ve onlarca çalışanın gözaltına alınmasının ardından bir yılı aşkın süre önce kapatılmıştı. Husiler ayrıca insani yardım kuruluşlarının faaliyetleri ve çalışanlarına yönelik çeşitli kısıtlamalar getirmişti.

Husilerin kontrolündeki bölgelerde aşılar tükendi ve çocuklar ölümcül hastalıkların kurbanı haline geldi. (BM)
Husilerin kontrolündeki bölgelerde aşılar tükendi ve çocuklar ölümcül hastalıkların kurbanı haline geldi. (BM)

Kaynaklara göre BM, Husilerin elinde tutulan onlarca BM çalışanı ile uluslararası ve yerel insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin serbest bırakılmasını, örgütün ofislerine düzenlediği baskınların ardından el koyduğu varlıkların iade edilmesini ve kuruluşların faaliyetleri ile çalışanlarına yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını talep ediyor.

Kaynaklara göre Husiler ise bu taleplere karşılık vermeye hazır görünmüyor. Nitekim aşı sevkiyatlarının bölgeye girişini reddetmeleriyle eş zamanlı olarak bir grup tutuklunun, terör ve devlet güvenliği davalarına bakan ceza savcılığına sevk edildiği belirtildi. Söz konusu kişilerin, uluslararası ve insani yardım kuruluşlarında çalışmaları nedeniyle casuslukla suçlandıkları ve yargılanmalarının hazırlıklarının yapıldığı kaydedildi.

Kaynaklar, bu gelişmelerin başta aşılar olmak üzere insani ihtiyaçların siyasi pazarlık aracı olarak kullanılabileceğine ilişkin endişeleri artırdığını belirtiyor. Bu durum, çocukları aşılama yoluyla önlenebilecek hastalıklardan korumak için acil sağlık müdahalelerine duyulan ihtiyacın giderek arttığı bir döneme denk geliyor.

Marib aşı açığını kapatıyor

Buna karşılık, hükümetin kontrolündeki bölgelerde yürütülen sağlık çalışmaları, özellikle yerinden edilmiş çocuklar ve yoksul topluluklar arasında aşılama oranlarının gerilemesinin yol açtığı açığın boyutunu ortaya koyuyor.

BM, ortakları aracılığıyla, çok sayıda ülke içinde yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Marib vilayetinde 13 binden fazla çocuğun aşılandığını açıkladı. Bu adım, kızamık şüphesi taşıyan vakaların artmasının ardından yerel makamların sağlık alanında acil durum ilan etmesi üzerine atıldı.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Marib kenti ile Harib, Madgal ve Ravgan ilçelerinde 18 Ağustos’ta başlayan acil aşılama kampanyasına destek verdiğini bildirdi. Kampanyada, yüksek riskli bölgelerde, yerinden edilme alanlarında ve hizmetlerden yeterince yararlanamayan topluluklarda yaşayan 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklar hedef alındı.

Örgüt, Avrupa Birliği’nin (AB) insani yardım programı ile İngiltere Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen kampanyanın başlangıçta 8 bin 514 çocuğun aşılanmasını hedeflediğini belirtti. Ancak kampanya kapsamında 11 bin 143 çocuk taramadan geçirildi ve 10 bin 624’ü kızamığa, 3 bin 151’i ise rutin aşılama programlarına yönelik olmak üzere toplam 13 bin 775 doz aşı uygulandı.

Husi milisleri, krizle mücadele için gönderilen aşı sevkiyatını teslim almayı reddetti. (Yerel medya)
Husi milisleri, krizle mücadele için gönderilen aşı sevkiyatını teslim almayı reddetti. (Yerel medya)

Kampanya, Marib Halk Sağlığı ve Nüfus Ofisi, vali yardımcısının ofisi ve diğer sağlık kuruluşlarıyla iş birliği içinde yürütüldü ve sahada 309 aşılama oturumu gerçekleştirildi. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) 200 oturuma destek verirken, IOM 109 oturuma destek sağladı ve bu oturumların tamamını uyguladı.

IOM ayrıca, 88 sağlık çalışanından oluşan 22 aşılama ekibine destek verdi. Örgüt, ekiplerin yerinden edilme bölgeleri ile risk altındaki topluluklara ulaşabilmesi için 22 araca yakıt desteği de sağladı.

Dünya çapında ikinci en yüksek sonuç

Bu kampanya, Yemen’de aşılama krizinin derinleştiğine işaret eden uluslararası göstergelerin bulunduğu bir dönemde gerçekleştirildi. IOM, ülkede rutin aşılama programlarındaki ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eksiklikler nedeniyle kızamığın tekrarlayan salgınlara yol açmayı sürdürdüğünü bildirdi.

IOM’un aktardığı Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) ön verilerine göre, Ekim 2025 ile Mart 2026 arasında Yemen genelinde 11 bin 354 kızamık vakası bildirildi. Bu sayı, söz konusu dönemde dünya genelinde kaydedilen en yüksek ikinci vaka sayısı oldu.

Ölümcül hastalıkların yanı sıra, milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenmeden mustarip (Yerel medya)
Ölümcül hastalıkların yanı sıra, milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenmeden mustarip (Yerel medya)

Örgüt, yerinden edilme kamplarında yaşayan çocuklarla hizmetlerden yeterince yararlanamayan toplulukların, aşı ve sağlık hizmetlerine erişimlerini engelleyen ek sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu durumun, söz konusu çocukları aşılarla önlenebilen hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirdiği kaydedildi.

IOM’un Yemen Misyonu Başkanı Abdussettar Esoev, çocukların rutin sağlık hizmetlerine erişememesinin önlenebilir hastalıkların hızla yayılmasına zemin hazırladığını söyledi. Esoev, örgütün salgından etkilenen topluluklara ulaşmak ve çocukların aşılara erişimini sağlamak için sağlık makamları ve diğer ortaklarla birlikte çalıştığını ifade etti.


Bağdat, ABD güçlerinin çekilmesinin eylül sonuna kadar tamamlanacağı konusunda kararlı

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
TT

Bağdat, ABD güçlerinin çekilmesinin eylül sonuna kadar tamamlanacağı konusunda kararlı

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)

Kaynaklar, Bağdat yönetiminin uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’taki askeri varlığını sona erdirmek için gelecek 30 Eylül tarihine bağlılığını sürdürdüğünü belirtti. Bu açıklama, ABD ve ortaklarının askeri misyonlarını azaltarak tamamen çekilmek yerine Irak hükümetiyle ikili bir güvenlik çerçevesine geçmeyi planladıklarına ilişkin basında çıkan haberlerin ardından geldi.

Iraklı resmi bir kaynak, “Eylül ayından sonra Irak’ta ABD ve diğer yabancı güçlerin varlığını sürdüreceğine” ilişkin haberlerin, “önceki Irak hükümeti ile ABD yönetimi arasında varılan mutabakatla çeliştiğini” söyledi. Ancak kaynak, “ABD’den resmi bir kaynağa dayanmayan basın haberleri hakkında yorum yapmak için henüz erken” ifadelerini kullandı.

Basında yer alan haberlerde bugün, kimliği ve görevi açıklanmayan bir ABD’li yetkilinin, ABD ve koalisyon ortaklarının Başkan Donald Trump’ın talimatları doğrultusunda gelecek 30 Eylül’e kadar Irak’taki askeri görevlerini azaltacağı yönündeki sözlerine yer verildi.

Yetkiliye atfedilen açıklamalara göre misyonun azaltılması, “DEAŞ’la mücadeledeki ortak başarının” bir sonucu ve Bağdat ile Washington arasında kalıcı bir ikili güvenlik ortaklığına geçiş anlamına geliyor. Bu sürecin ABD’nin çıkarları, Irak Anayasası ve iki ülke arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması’yla uyumlu olduğu belirtildi.

ABD’li yetkili, bu adımın DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun sona erdiği anlamına gelmediğini, aksine koalisyonun askeri misyonunun ikili ilişkiler çerçevesinde daha geleneksel bir yapıya dönüşeceğini söyledi. Ayrıca sorumlu ve sorunsuz bir geçişin sağlanması amacıyla, Irak hükümeti ile koalisyona katılan ülkeler arasındaki koordinasyonun süreceğini ifade etti.

Bağdat’taki Irak güvenlik güçlerinden bir asker (AFP)
Bağdat’taki Irak güvenlik güçlerinden bir asker (AFP)

Önceki anlaşma ve takvim

Irak ve ABD, Eylül 2024’te Washington öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Irak’ta DEAŞ’a karşı yürüttüğü askeri misyonun sona erdirilmesi ve kademeli olarak ikili bir güvenlik ilişkisine geçilmesine yönelik planı açıklamıştı.

Plan kapsamında misyonun ilk aşaması Eylül 2025’te sona ererken, Suriye’de terör örgütüne karşı yürütülen operasyonları desteklemek amacıyla Irak Kürdistan Bölgesi’nde bazı güçlerin kalması ve son aşamanın Eylül 2026’da tamamlanması öngörülmüştü.

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı’nın askeri sözcüsü Sabah el-Numan, gelecek 30 Eylül’ün “Irak’ın bayramı” olacağını belirterek, Bağdat’ın koalisyon güçlerinin çekilmesini belirlenen tarihte tamamlama konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

El-Numan ayrıca hükümetin silahların devletin kontrolünde toplanması ve silahlı yapıların meşru devlet kurumlarına entegre edilmesi yönündeki çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Iraklı resmi kaynak ise hükümetin “Bağdat ile Washington arasında varılan mutabakata bağlı olduğunu” ve Irak’ın topraklarında herhangi bir amaçla yabancı güçlere artık ihtiyaç duymadığını ifade etti.

Kaynak Şarku’l Avsat’a, ABD askerlerinin ülkedeki varlığının devam etmesi halinde bunun silahların devlet kontrolünde toplanması projesinden geri adım atmaları için silahlı gruplara gerekçe sunmasından endişe edildiğini belirtti.

Silahlar ve Washington’la ilişkiler

Irak’taki silahlı grupların elindeki silahlar meselesi, ABD güçlerinin ülkedeki varlığını yalnızca askeri düzenlemelerin ötesine taşıyor. Irak yönetimi, Iraklı yetkililerin açıklamalarına göre silahların devlet otoritesi altında toplanmasını hedeflerken, ABD güçlerinin varlığı bazı silahlı grupların Washington’la ilişkilere yönelik tutumlarının temel unsurlarından birini oluşturuyor.

Iraklı eski bir güvenlik yetkilisi, hükümetin silahlı grupların silahlarını bırakmasına ilişkin takvime uymaması halinde, Washington’un çekilme konusundaki tutumunu yeniden değerlendirebileceğini söyledi.

Yetkili, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki siyasi güçlerden oluşan bir komitenin silah meselesini ele alması ve silahların tamamen bırakılması yerine yeniden düzenlenmesi veya depolanmasına ilişkin fikirlerin gündeme gelmesinin Washington tarafından bu konuda yeterli ciddiyetin gösterilmediğine dair bir işaret olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

Yetkili, değerlendirmesine göre ABD’nin tutumundaki değişimin nedenlerinden birinin İran Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Irak ziyareti olduğunu söyledi. Ziyaretin ardından ABD’nin askeri varlık ve yaptırımlar da dahil olmak üzere çeşitli konularda tutumunu sertleştirdiğini öne sürdü.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi

Ancak bu yorumlar, şu aşamada yetkililer ve gözlemcilerin değerlendirmeleri niteliğinde bulunuyor; Washington’dan Bağdat’la varılan anlaşmayı değiştirdiğine ilişkin resmi bir açıklama yapılmış değil.

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Said el-Ciyaşi, Irak ile ABD arasında bir buçuk yıldan uzun süren müzakerelerin ardından varılan anlaşmanın, DEAŞ’a karşı Irak ve Suriye’de yürütülen “Doğal Kararlılık Operasyonu” kapsamında Irak’ta görev yapan ABD Ortak Görev Gücü unsurlarının çekilmesini öngördüğünü söyledi.

El-Ciyaşi, çekilme sürecinin Eylül 2025’te başladığını ve 30 Eylül 2026’da tamamlanmasının planlandığını belirterek, bunun ABD ve koalisyon ülkelerinin Irak’taki askeri varlığını sona erdireceğini ifade etti.

Bununla birlikte el-Ciyaşi, bunun Irak ile ABD veya diğer ülkeler arasındaki güvenlik iş birliğinin sona ermesi anlamına gelmediğini, terörle mücadele alanındaki koordinasyonun devam edeceğini vurguladı.

Mevcut anlaşmazlık, esas olarak bir sonraki aşamanın nasıl yorumlanacağı noktasında yoğunlaşıyor: Yabancı güçlerin askeri misyonu üzerinde anlaşmaya varılan tarihte tamamen sona mı erecek, yoksa ikili güvenlik ilişkisi kapsamında sınırlı bir askeri varlığa mı dönüşecek? ABD’den bu konuda henüz net bir resmî açıklama gelmemesi nedeniyle nihai yanıtın önümüzdeki haftalarda Bağdat ile Washington arasındaki görüşmelere bağlı olduğu değerlendiriliyor.


Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
TT

Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)

Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde bugün bombardıman ve silah sesleri sürerken, DPA’nın haberine göre İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu bir Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) haberine göre, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nin merkezindeki El-Masdar köyü ve köye komşu El-Meğazi Mülteci Kampı’nın çevresindeki yollarda sabah saatlerinden beri ateş açtığı bildirildi.

Şarku'l Avsat'ın  El-Aksa TV'den aktardığına göre yerel kaynaklar, İsrail güçlerinin Gazze kentinin doğusunda konuşlandırdığı iş makinelerinden açılan ateş sonucu yaralanan bir kişinin Şifa Hastanesi’ne getirildiğini bildirdi.

İsrail’e ait insansız savaş uçakları, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesi çevresine en az bir hava saldırısı düzenledi. Günün ilk saatlerinde Gazze kentinin doğusundaki bölgeler topçu ateşine tutulurken, İsrail askeri araçlarının da kentin doğusunda ateş açtığı ve Gazze’nin kuzeydoğusundaki Tuffah Mahallesi’nin hedef alındığı bildirildi.

Şeridin güneyindeki yerel sakinler ise İsrail tanklarının Han Yunus kentinin güneyindeki Batn es-Semin bölgesine yoğun ateş açtığını belirtti. Kentin doğusundaki bölgelerin de sabah saatlerinde tekrar ateş altına alındığı aktarıldı.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail savaş helikopterlerinden kente doğru ateş açılırken, İsrail’e ait insansız hava araçlarının Han Yunus’un El-Mevasi bölgesi üzerinde alçak irtifada uçtuğu bildirildi.