İran, BM yaptırımlarına rağmen Çin'in desteğiyle füze programını yeniden canlandırıyor

Batı istihbaratı: Katı yakıt üretim bileşenleri sevkiyatları Bender Abbas'a ulaştı

Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
TT

İran, BM yaptırımlarına rağmen Çin'in desteğiyle füze programını yeniden canlandırıyor

Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)
Planet Labs’tan alınan uydu görüntüsünde, geçtiğimiz ağustos ayında Tahran'ın doğusundaki Parçin Üssü’nde füze tesislerinin yeniden inşa edildiği gözüküyor. (AP)

Avrupa ve Batı istihbarat kaynakları, İran'ın son haftalarda katı yakıt üretiminde anahtar bileşen olan sodyum perkloratın büyük miktarlarda Çin'den ithal edilmesiyle balistik füze programını yeniden inşa etme çabalarını yoğunlaştırdığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığına göre bu hamle, balistik füzelerle ilgili faaliyetleri yasaklayan ve nükleer silah taşıma sistemlerinde kullanılabilecek malzemelerin Tahran'a tedarikini kısıtlayan Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarının yeniden uygulanmasına aykırı.

Yeni bilgiler, 29 Eylül'den bu yana, yani 2015 nükleer anlaşmasının ihlali nedeniyle on yıldan fazla bir süredir yürürlükte olan BM yaptırımlarına hızlı bir şekilde geri dönülmesini sağlayan snapback mekanizmasının devreye girmesinden iki gün sonra, Bender Abbas limanına en az 2 bin ton sodyum perklorat ulaştığını ortaya koydu.

CNN’in raporu, geçen ay Planet Labs’tan alınan görüntülerin, İran’ın İsrail tarafından hedef alınan füze üretim tesislerini yeniden inşa ettiğini göstermesinin ardından yayınlandı. Ancak, katı yakıt üretimi için gerekli olan endüstriyel karıştırıcıların hâlâ eksik olduğu belirtiliyor.

dfrg
Planet Labs’tan çekilen bir fotoğraf, geçtiğimiz eylül ayında İran'ın kuzeydoğusunda bulunan Şahrud şehri dışındaki bir katı yakıt üretim tesisinde yapılan yeniden inşa çalışmalarını gösteriyor. (AP)

Füze kapasitesinin yeniden canlandırılması, olası bir savaşın yeniden patlak verme ihtimali karşısında Tahran için bir öncelik olarak görülüyor. Zira füzeler, İran’ın temel caydırıcılık araçlarından biri olarak kabul ediliyor. Katı yakıtlı füzeler, fırlatılmadan hemen önce doldurulması gereken sıvı yakıtlı füzelerden daha hızlı şekilde ateşlenebiliyor. Bu hız farkı büyük önem taşıyor; çünkü bir füzenin ateşlenebilmesi ile fırlatma rampasında imha edilmesi arasındaki farkı yaratabiliyor. Nitekim bu durum İsrail ile yaşanan savaş sırasında da meydana gelmişti.

İran'ın Tahran'ın dışındaki Hocir ve Parçin ile başkentin yaklaşık 350 kilometre kuzeydoğusundaki Şahrud'da katı yakıtlı füze üretim üsleri bulunuyor. Son savaştan önce bu üsler, iki ülke arasındaki gerginliğin arttığı Ekim 2024'te İsrail tarafından saldırıya uğramıştı.

Yeniden inşa hızı, Tahran'ın füze programına verdiği önemi yansıtıyor. Buna karşılık, İran'da bombalanan nükleer tesislerde aynı düzeyde yeniden inşa faaliyeti görülmedi.

İsrail ordusuyla yakın bağları olan Washington'daki Amerika Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü'nün (JINSA) tahminlerine göre, savaş sırasında İran İsrail'e 574 balistik füze ateşledi. Aynı araştırma merkezine göre, İran savaş öncesindeki iki çatışmada da 330 füze ateşlemişti.

İsrail ordusu, İran'ın toplam füze sayısını yaklaşık 2 bin 500 olarak tahmin ediyor, bu da füzelerinin üçte birinden fazlasının bu dönemde ateşlendiği anlamına geliyor.

Bender Abbas'taki sevkiyatlar

CNN kaynakları, İran'ın haziran ayında İsrail ile 12 gün süren çatışmada kullanılmış veya imha edilmiş füze stoklarını yenilemek amacıyla Çinli tedarikçilerden bu sevkiyatları satın aldığını belirtti.

Kaynaklara göre, sevkiyatlarda İran İslam Cumhuriyeti Nakliye Hatları (IRISL) tarafından yönetilen veya IRISL personeliyle bağlantılı ekipler kullanıldı ve bu sevkiyatlar Çuhai, Lianyungang, Changjiangkou ve Gaolan da dahil olmak üzere birkaç Çin limanından yola çıktı.

CNN’in raporuna göre, istihbarat kaynakları, Çin limanlarından İran’a sodyum perklorat sevkiyatında yer aldığı belirlenen bir dizi kargo gemisinin seferlerini takip etti. Bu gemiler arasında, 15 Eylül’de Çuhai limanından ayrılıp aynı ayın 29’unda Bender Abbas’a ulaşan MV Basht, 2 Ekim’de Gaolan’dan hareket edip 16 Ekim’de İran’a varan ve 21 Ekim’de Çin’e geri dönen Parzin, 18 Eylül’de yola çıkıp 12 Ekim’de ulaşan Eliana ve 12 Ekim’de varış yapan, ancak istihbarat değerlendirmelerine göre rotasını gizlemek amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi’ni (AIS) kapatan MV Artavand yer alıyor.

Bu gemilerin ve ilgili Çinli kuruluşların bazıları daha önce ABD'nin yaptırımlarına tabi tutulmuştu.

Bu gemilerin çoğu, nisan sonundan bu yana Çin ile İran arasında defalarca gidip gelmiş gibi görünüyor.

Sodyum perklorat, İran'a ihracatı yasaklanmış malzemelerin yer aldığı BM listesinde bulunmasa da, balistik füzelerde kullanımı yasaklanmış bir oksitleyici olan amonyum perkloratın üretiminde doğrudan kullanılabilen bir madde.

Ancak uzmanlar, açıkça anılmamasının Çin’e bunun herhangi bir BM yasağını ihlal etmediğini söyleme imkânı tanıyabileceğine işaret ediyor. Zira yeniden yürürlüğe giren kararlar, nükleer silah taşıma sistemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunabilecek ‘unsurlar, maddeler, ekipmanlar, mallar ve teknolojiyi’ yasaklıyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı medyaya yaptığı açıklamada, söz konusu vakalar hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtti; ancak yerel yasalar ve uluslararası yükümlülükler çerçevesinde çift kullanımlı maddelerin ihracat kontrollerine bağlı kalındığını vurguladı. Bakanlık ayrıca, yaptırımların yeniden uygulanmasını ‘yapıcı olmayan’ bir adım ve İran nükleer dosyasındaki diplomatik sürece ciddi bir darbe olarak nitelendirdi.

dfgt
İsrail savunma sistemleri, Tel Aviv üzerinde İran füzelerini önlemek için harekete geçti. (AFP)

Yaptırımların yeniden uygulanmasına karşı çıkan Çin ve Rusya, BM'ye gönderdikleri ortak mektupta snapback mekanizmasının meşruiyetini sorguladı.

Kaynaklara göre, bu durumdaki yeni gelişme sadece sevkiyatların devam etmesi değil, haziran ayından bu yana tedariklerin hızı ve hacmi. Teknik analizlere göre, 2 bin ton sodyum perklorat yaklaşık 500 adet katı yakıtlı roket üretmek için yeterli.

Middlebury Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Doğu Asya Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Programı Direktörü Jeffrey Lewis, savaştan önce İran'ın ayda yaklaşık 200 füze üretmeyi planladığını belirtti. Lewis, “Şimdi, kullanılan ve İsrail saldırılarında yok edilenleri yerine koymaları gerekiyor; bu yüzden büyük miktarda sevkiyatın geleceğini tahmin ediyorum. Bu arada İsrail ve ABD de karşı koyma sistemleri ve mühimmat stoklarını yeniden doldurmak için yarışıyor” ifadelerini kullandı.

Kaynaklar, sevkiyatların yoğunlaşmasının, İsrail ordusunun İran'ın orta menzilli balistik füzeleri için kullandığı yüzeyden yüzeye fırlatıcıların en az üçte birinin haziran ayındaki savaş sırasında hedef alındığını bildirmesinin ardından gerçekleştiğini belirtti.

Yetkililere göre, bu değerlendirme ve nisan sonundan bu yana gemilerin hareketleri, yerel bir silahlanma yarışı ve her iki tarafın da stoklarını yeniden düzenlediği operasyonel bir ‘ara’ olduğunu gösteren pratik bir gösterge sunuyor.

Yeni veriler, Çin'deki lojistik yapıya da ışık tutuyor. Avrupa güvenlik bilgilerine göre, tedarik operasyonlarına katılan şirketlerin çoğu, ülkenin kuzeydoğusundaki kıyı kenti Dalian'da bulunuyor ve akışı sürdürmek için meşru şirketlerin yanı sıra ‘gölge’ bir paravan şirketler ağı aracılığıyla faaliyet gösteriyor.

Geçtiğimiz nisan ayında ABD, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) için balistik füze yakıt bileşenleri satın alan bir ağın parçası olan iki Çinli şirkete yaptırım uyguladı.

CNN kaynakları, bunun söz konusu maddenin ilk sevkiyatı olmadığını da belirtti. Şubat ayında, Çin’den İran’a bin ton sodyum perklorat gönderildiği tespit edilmişti. Mayıs ayında ise Hamouna adlı gemi, yaklaşık bin ton ek maddeyi, DMO için taşımak üzere Taitsan Limanı’ndan ayrıldı ve 14–15 Haziran’da Bender Abbas’a ulaştı.

Yasal komplikasyonlar

Tahran, füze programının ‘savunma amaçlı’ olduğunu söylerken, Pekin ise anlaşmazlıkların diplomasi yoluyla çözülmesi ilkesine açıkça bağlı kalıyor. Ancak yaptırımların yeniden uygulanmasına ilişkin hukuki anlaşmazlık, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Mekanizma devreye sokulmamış olsaydı, 18 Ekim tarihi, on yıllık nükleer anlaşmaya ilişkin BM kısıtlamalarının sona ermesi ve İran'ın nükleer dosyasının BM Güvenlik Konseyi'nde kapatılması anlamına gelecekti.

Çin ve Rusya'nın diplomasiye daha fazla zaman tanımak için anlaşmayı altı ay uzatma çabaları, BM Güvenlik Konseyi'nin snapback mekanizmasının yürürlüğe girmesinden bir gün önce öneriyi reddetmesiyle başarısız oldu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika Programı'nda kıdemli araştırmacı olan Tong Zhao, Pekin'in kendisini snapback mekanizmasının yükümlülüklerine bağlı görmediğini, ancak aynı zamanda sodyum perklorat ihracatının dolaylı olarak İran'ın füze programını destekleyebileceğini kabul ettiğini düşünüyor. Zhao, maddenin açıkça adlandırılmamasının yoruma açık bir alan bıraktığını, ancak katı roket yakıtıyla ilgili malzemelere yönelik ‘kapsamlı kontrollerin’, kısıtlamaları sıkılaştırmak isteyen ülkeler için yasal bir argüman olmaya devam ettiğini bildirdi.

Şu ana kadar, nakliye rotalarında bir değişiklik olduğuna dair kamuya açık bir işaret yok. Mürettebat üyelerinin sosyal medya paylaşımları ve denizcilik izleme kayıtları, bahar aylarından bu yana Çin ve İran limanları arasında sık sık seferler yapıldığını gösteriyor.

zxcfv
İran eski Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Füze Birliği eski komutanı Emir Ali Hacızade, geçtiğimiz mart ayında balistik silahların tanıtımı sırasında (İran devlet televizyonu)

Bir Avrupalı yetkili CNN'e şunları söyledi: “Dikkat çekici olan şey zamanlama: savaştan sonra yoğunlaşma, ardından yaptırımların yeniden uygulanmasından sonra artış. Bu, Batı'nın yaptırımlarla tedarik yollarını kapatma girişimlerine yanıt olarak sistematik bir yeniden silahlanma çabası olduğunu gösteriyor.”

Kaynaklar, sevkiyatların izlenmesinin devam ettiğini ve Çin veya BM'nin, yasal tartışmaların ana konusu olmaya devam eden sodyum perkloratın açık yasak listelerine dahil edilmesini genişletebilecek veya ‘çift kullanımlı kontrolleri’ sıkılaştırabilecek herhangi bir düzenleme değişikliği yapmasını beklediklerini doğruladı.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.