İsrail sağının eski bakanlarından Sheetrit, Arap Barış Girişimi’ne yanıt verilmesini önerdi

Meir Sheetrit: Bu fikre gözlerini kapatmak büyük bir hata olur

Arafat ile Şaron, ABD’de 1998’de gerçekleşen müzakerelerde bir araya geldi.  (Getty)
Arafat ile Şaron, ABD’de 1998’de gerçekleşen müzakerelerde bir araya geldi. (Getty)
TT

İsrail sağının eski bakanlarından Sheetrit, Arap Barış Girişimi’ne yanıt verilmesini önerdi

Arafat ile Şaron, ABD’de 1998’de gerçekleşen müzakerelerde bir araya geldi.  (Getty)
Arafat ile Şaron, ABD’de 1998’de gerçekleşen müzakerelerde bir araya geldi. (Getty)

İsrail’de iktidardaki Likud Partisi’nin eski bir lideri, 2002 Arap Barış Girişimi'ne uyulması çağrısında bulundu. Geçmişte Adalet ve İçişleri de dahil olmak üzere birçok hükümette üst düzey bakanlık pozisyonlarında görev yapan Meir Sheetrit, yaptığı açıklamada “Bu konu halen masada. Bizim ve tüm bölge için kalıcı barışın tek çözümünün bu olduğu neredeyse kesindir” dedi.

Sheetrit, söz konusu girişimin ortaya atılmasından bu yana bunun büyük adım olduğunu hissettiğini ve İsrail’den herhangi bir yanıt gelmediği için üzüntü duyduğunu anlattı. Veliaht Prens olduğu dönemde bunu öneren kişi merhum Suudi Kralı Abdullah bin Abdülaziz’di. Girişim, Arap Barış Girişimi olarak bilinmeye başlandı ve 2002 yılında Arap Birliği tarafından sunulduğundan bu yana beş kez onaylandı.

“İyi fikir”

Ariel Şaron, Ehud Barak ve Ehud Olmert gibi görev yaptığı İsrail hükümetlerinin başkanlarıyla bu konu hakkında görüştüğünü ve buna yanıt verilmesi çağrısında bulunduğunu aktaran Sheetrit, birçoğunun bunun iyi bir fikir olduğunu söylediğini ancak bunu ilerletmek için hiçbir şey yapmadıklarını belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Riyad’daki girişimin onaylanmasıyla Başbakan Ariel Şaron’a, Gazze’den çekilme planını uygulamak yerine Suudi Arabistan’a gitmesini, girişime katılan tüm Arap ülkelerine Kudüs’te veya Riyad’da bir toplantı teklif etmesini önerdim. Ne yazık ki bunun iyi bir fikir olduğunu düşündüğünü ancak Gazze ve Batı Şeria’nın kuzeyinden çekilmeye doğru ilerlediğini söyledi.

Fotoğraf Altı: Eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron. (AP)
Eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron. (AP)

Daha sonra Arap girişimi Olmert hükümetinde ve kabinede gündeme getirildi. Ne yazık ki Olmert de girişimin iyi bir fikir olduğuna inandı, ancak bu yönde hiçbir adım atılmadı. Daha sonra muhalefet temsilcisi olarak Başbakan Binyamin Netanyahu’yu Arap Girişimi aracılığıyla kapsamlı bir çözüm başlatması konusunda ikna etmeye çalıştım ama o tavrımı kabul etmedi. Ardından Knesset’te Arap Barış Girişimi’ni desteklemek için bir lobi kurdum. İçinde farklı bloklardan 42 temsilci vardı ama girişimi ilerletemedik.”

Meir Sheetrit duruma ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Tuhaf, İsrail başbakanları neden bu konuyu geçiştiriyor? İsrail ile Araplar arasındaki ana arabulucu konumunu sürdürmek isteyen ABD yönetimini memnun etmek istiyorlar ve bu nedenle bu yönde adım atmıyor olabilirler.”

Devam eden istikrarsızlık

Sheetrit dün Maariv gazetesinde yayınlanan makalede şu ifadeleri kullandı:

“İsrail’in Ortadoğu’daki mevcut durumu boşuna görünüyor. Beklenti, ilgili tüm taraflar için silahlanma yarışının devam etmesi de dahil olmak üzere bölgede istikrarsızlığın devam etmesi yönünde. Görünüşte bu durumun bir çıkış yolu yok ve İsrail ile bölgede istikrar ve barışı tesis edecek sihirli bir çözüm yok gibi görünüyor. Ancak içinde bulunduğumuz labirentin olası ve doğru bir çözümünün ‘Arap Birliği’nin 28 Mart 2002’de Beyrut’ta benimsediği Arap ve Suudi girişimi’ olduğuna inanıyorum. Bu girişim, pratikte Arap ülkelerinin İsrail-Arap çatışmasının çözümüne dair ortak resmi pozisyonunu yansıtıyor. Girişim ayrıca, 57 Arap ve İslam ülkesinin İsrail ile normal barış ilişkileri kurma ve üç şarta göre İsrail ile çatışmanın sona erdiğini duyurma taahhüdünü de içeriyor. Bu şartların ilki; İsrail’in 4 Haziran 1967’de Suriye’den Golan ve Lübnan’ın Şebaa Çiftlikleri dahil olmak üzere hatlardan tamamen çekilmesidir. İkincisi, başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması, üçüncüsü ise mülteci sorununa adil ve üzerinde anlaşmaya varılan bir çözüm bulunmasıdır.”

Fotoğraf Altı: Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak. (AP)
Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak. (AP)

Meir Sheetrit yazının devamında tüm tekliflere rağmen imzaların atılmadığını vurguladı:

“Arap girişimi, Filistinlilerin en büyük sorununu çözüyor. Çünkü hem Ehud Barak karşısında Yaser Arafat hem de Ehud Olmert karşısında Ebu Mazen, istedikleri hemen hemen her şey teklif edilmesine rağmen barış anlaşmasını imzalamadılar. Hiçbir Filistinli lider geri dönüş hakkını garanti etmeden bir anlaşma imzalayamaz. Ancak girişim, sorunu sorunsuz bir şekilde çözüyor. Çünkü formül, mülteciler için adil ve üzerinde anlaşmaya varılan bir çözüm. Üzerinde mutabık kalmamız, İsrail’in bunu kabul etmesi ve İsrail’den 1967 çizgisine geri dönmesinin talep edilmesi gerektiği anlamına geliyor. Bu noktada da girişim yayınlandığında İsrail’in fiilen 1967 sınırlarına döneceğine inanan hiçbir Arap liderinin bulunmadığını, bence kastedilenin benzer bir bölgede alternatif toprak elde edilmesi olduğunu söyledim. İsrail, ayrım duvarının batısındaki Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 5’ini ilhak ederse, Filistinlilere Batı Şeria veya Gazze’ye yakın başka bir arazi verilecek.”

Herkesle anlaşma

Sheetrit, yasaya göre böyle bir çözümün halk referandumuyla İsrail vatandaşlarına sunulduğunu belirtirken, halkın onayını alma olasılığının, yalnızca Filistinlilerle yapılacak bir anlaşmadan çok daha büyük olduğuna dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Arap ülkelerinin de dahil edilmesinin, uygulanmasını garantisi kıldığını söyleyen Sheetrit sözlerine şöyle devam etti:

“Bütün İslam ülkeleri, İsrail’le barış ve normalleşme imzalasa bu anlaşmayı bozmaya kim cesaret edebilir? Ama barış sadece Filistinlilerle sağlanırsa, bunu istemeyen rastgele bir lider anlaşmanın sona ermesi için yeterli olur.”

Fotoğraf Altı: Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, İsrail’in Gazze Şeridi’ni bombalaması sonucu yıkılan bir binanın yanındaki Filistinliler. (AP)
Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, İsrail’in Gazze Şeridi’ni bombalaması sonucu yıkılan bir binanın yanındaki Filistinliler. (AP)

Gazze yakınlarındaki bir kasabada yaşayan Sheetrit, Gazze Şeridi’ni Filistin Otoritesi’nin yönetimine döndürmenin Hamas’ı iktidardan uzaklaştırmak anlamına geldiği görüşünde. Adı geçen İsrail başbakanlarına Arap ülkelerinin Filistinlilerden, terörden ve Filistin davasında bıktığını anlattığını söyleyen Meir Sheetrit, bazı Arap ülkelerinde terörle savaşın yürütüldüğünü belirttiği sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu yönde karar almak kolay değil ama kapsamlı bir barışa ulaşma olasılığının göz ardı edilmesi nesiller boyu gözyaşı olacaktır. İsrail Başbakanı’nın kapsamlı bir barışa giden yolları inceleme cesaretini göstermesini ve bunun için mücadele etmesini bekliyorum. Halen masada olan girişime gözlerin kapatılması ise büyük bir hata olur.”



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.