Sudan Dışişleri Bakanlığı: 'IGAD, Burhan’ın Hamideti ile görüşme şartlarını görmezden geldi'

Sudan hükümeti 15 BAE’li diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Sudan ordusu komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Hamideti (Arşiv)
Sudan ordusu komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Hamideti (Arşiv)
TT

Sudan Dışişleri Bakanlığı: 'IGAD, Burhan’ın Hamideti ile görüşme şartlarını görmezden geldi'

Sudan ordusu komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Hamideti (Arşiv)
Sudan ordusu komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Hamideti (Arşiv)

Sudan Dışişleri Bakanlığı ile Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) grubu arasında, geçen cumartesi Cibuti’de düzenlenen ve Sudan’ın durumunun tartışıldığı zirvenin sonuçlarına ilişkin olarak yayınlanan bir açıklamanın ardından bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Sudan Dışişleri Bakanlığı, dün açıklamanın zirve sonuçlarını temsil etmediğine ve IGAD başkanlığı ve sekretaryası bunu düzeltene kadar Sudan’ın bu durumla ilgilenmediğine dikkati çekti.

Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) arasında olası bir toplantı yapılmasına onay verilmesi konusunda da anlaşmazlıklar vardı. IGAD, açıklamasında iki tarafın en kısa sürede görüşme sözü verdiğini belirtirken, Sudan Dışişleri Bakanlığı da Burhan’ın böyle bir toplantının yapılması için kalıcı bir ateşkesin onaylanması ve isyancı güçlerin başkentten ve başkent dışındaki bölgelerden ayrılmasını şart koştuğunu ifade etti.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, IGAD başkanları ile HDK Komutanı arasındaki bir çağrıya yapılan atıf da dahil olmak üzere yayınlanan açıklamaya ilişkin çok sayıda çekinceli nokta tespit etti. Bakanlık, “Bu çağrı, Kenya Devlet Başkanı William Ruto ile isyancı lider Hamideti arasında zirvenin bitiminden sonra gerçekleşti. Bu nedenle, sonuç bildirgesinde bu konu bahsi geçene kadar bildirge, zirve çalışmasının bir parçası olarak kabul edilmiyor” dedi.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, Sudan’ın, ulaşılan gerçeği yansıtmayan kusurlu bir ifadeyle taslağa paragraflar ekleme içeren taslak bildiriyi alır almaz gözlemlerini ve çekincelerini sekretaryaya bildirdiği belirtildi. Açıklamada ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı’ndaki Devlet Bakanı’nın zirveye katılımına ilişkin atfın silinmesi, çünkü böyle bir şeyin gerçekleşmediği talebinde bulunduğunu açıkladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanlığı 15 BAE diplomatını ‘istenmeyen kişi’ ilan ederek ülkeyi terk etmelerini talep etmesi üzerine Hartum ile Abu Dabi arasında diplomatik kriz çıktı.

Şarku’l Avsat’ın Sudan Haber Ajansı’ndan (SUNA) aktardığı habere göre “Dışişleri Bakanlığı, BAE’nin Hartum Büyükelçiliği Maslahatgüzar Vekili Dr. Badriya eş-Şehhi’ye, Sudan hükümetinin büyükelçilikte çalışan 15 diplomatı istenmeyen kişiler ilan etme kararını bildirdi” açıklaması yaptı. Bildiriye göre Sudan Dışişleri Bakanlığı, BAE’nin Hartum Büyükelçiliği’nden “Sudan’ın kararını Abu Dabi’ye bildirmesini ve 15 diplomatın 48 saat içinde ülkeyi terk etmesini” istedi.

İç savaş sürüyor

Sudan iç savaşının tartışıldığı IGAD zirvesinden bir gün sonra (cumartesi), başkent Hartum’da ordu ile HDK arasında çatışmalar ve bombardımanlar yeniden başladı. Kaynaklar ve görgü tanıkları, Hartum’un merkezindeki Genelkurmay Başkanlığı ile güneydeki Zırhlı Kolordu Komutanlığı çevresinde top atışlarının yaşandığını ve her iki yeri de duman alevlerinin kapladığını bildirdi. Hartum’un batısındaki Umm Badda bölgesinde kara muharebe saldırıları ve iki güç arasındaki şiddetli çatışmaların yanı sıra Kuzey Omdurman bölgesi, şehrin mahallelerini ve Kuzey Hartum’un kuzeyindeki bölgeleri etkileyen topçu ve roket atışlarına tanık oldu. Ayrıca Hartum’un güneyindeki el-Bakir bölgesinde de askeri uçaklar HDK’yi hedef aldı. Aynı şekilde ABD’nin Hartum Büyükelçiliği, dün yaptığı açıklamada, her iki çatışma tarafını da iç savaşı durdurmaya, insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı göstermeye, ihlallerin sorumlularından hesap sormaya, insani yardım sağlama yükümlülüklerine uymaya, insan haklarına saygı göstermeye ve düşmanlıkların sürdürülebilir bir şekilde durdurulması için güven oluşturmaya çağırdı.

Öte yandan HDK, dün yaptığı açıklamada ABD’nin Hızlı Destek ve müttefik milislerin ‘kadınları ve kız çocuklarına tecavüz etmek ve cinsel şiddet’ de dahil olmak üzere suçlar işlediği yönündeki suçlamalarını şiddetle eleştirdi. Ayrıca bu suçlama ve ithamların yalan olduğunu açıkladı.

HDK, yaptıkları açıklamada ABD’nin iddialarıyla ciddi şekilde ilgilendiklerini, her türlü soruşturma komitesiyle iş birliği yaptıklarını ve koruma sağladıklarını söyledi. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını da ‘Sudan Silahlı Kuvvetlerini kontrol eden terörist Ulusal Kongre rejimi unsurlarının, iktidara dönüş için savaşı ateşlemenin arkasında olduğu gerçeğinin aşılması ve ülkede demokratik sivil geçiş yolunun tıkanması’ olarak nitelendirdi.

Kızılhaç

Sudan Silahlı Kuvvetleri, başkent Hartum’un güneyindeki eş-Şacara bölgesindeki Aziz Meryem Kilisesi’nden farklı milletlerden yabancılar da dahil, sivillerin tahliyesi için belirlenen konvoya açılan ateş sonucu çok sayıda Kızılhaç çalışanının yaralandığını söyledi.

Açıklamada, “Kızılhaç temsilcileri, üzerinde anlaşmaya varılan yürüyüş rotasına uymadı” denildi. Ayrıca “Konvoya (HDK) isyancılara ait, 712 mm’lik makineli tüfek mürettebatını taşıyan silahlı bir araç eşlik etti ve savunma mevzilerimize yaklaştı. Bunun sonucunda konvoy, ateş açılmasına maruz kaldı ve örgüt temsilcileri arasında çok sayıda yaralanma meydana geldi” ifadelerine yer verildi.

Silahlı Kuvvetler, ‘örgüt temsilcilerinin üzerinde anlaşılan koordinasyon noktalarına uymaması’ sonucu meydana gelen bu olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirirken, ilgili kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını önlemek için önceden üzerinde anlaşmaya varılan tüm düzenlemelere bağlı kalınmasının önemli olduğunu vurguladı.

Aynı şekilde HDK, ‘terör saldırısı’ olarak nitelendirdikleri saldırıyı kınayarak, “Burhan’ın milisleri ve aşırıcı Ulusal Kongre Tugayları, Uluslararası Kızılhaç Komitesi heyetine ateş açtı” dedi. Ayrıca olayda ölüm ve yaralanmaların meydana geldiğini, yaralılardan ikisinin durumunun ağır olduğunu ve aralarında yabancı uyruklu 2 kadının da bulunduğu söyledi.



Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA


"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
TT

"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)

Cezayir-Fransa ilişkileri, dün Fransa'daki Ulusal Terörle Mücadele Birimi Başsavcı Yardımcısı Olivier Christen'in kışkırtıcı bir basın açıklaması yapmasıyla, zaten gergin olan bir kriz ve gerilim dönemine girdi. Bu açıklama, Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in, iki ülke arasında, haklarında idari sınır dışı kararı çıkarılmış düzensiz Cezayirli göçmenlerin kabulü konusunda güvenlik iş birliği ve koordinasyonunun yeniden başlatıldığını duyurmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

 Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)

France Info radyosuna verdiği röportajda Olivier Christen, "devlet terörizmi" olarak nitelendirdiği konularla ilgili devam eden soruşturmalara değinerek özellikle Cezayir, Rusya ve İran'ı örnek gösterdi. Ulusal Terörle Mücadele Savcılığı'nda şu anda bu üç ülkeyi hedef alan sekiz açık "devlet terörizmi" davası bulunduğunu belirtti.

Fransız yargı yetkilisi, Fransa'da yoğun bir şekilde gündeme gelen konulara yanıt verirken, savcılık Bank of America'nın Paris'teki genel merkezine yönelik saldırı planına karışmakla suçlanan dört kişiye dava açtı.

Kristen, “İran devlet terörizmiyle ilgili olarak, şu anda soruşturma altında olan üç vakamız var” dedi ve “başta Rusya ve Cezayir olmak üzere beş vaka daha var” diye ekledi. Devam eden soruşturmaların “aynı mantık çerçevesinde” olduğunu belirten Kristen, “bu yabancı devletler Fransız nüfusuna karşı doğrudan operasyonlar yürütmek yerine, Fransız topraklarında yaşayan muhaliflerini hedef alıyorlar. Fransız nüfusunun açıkça hedef alındığı tek durum İran'dır; İran, özellikle Yahudi topluluğu olmak üzere, düşman olarak gördüğü Fransız toplumunun bir kesimini hedef alıyor” şeklinde açıklama yaptı.

 Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın Cezayirli gözlemcilerden aktardığına göre Cezayir'e yöneltilen suçlamalar ciddi ve gerilimi azaltma çabalarını baltalayarak, tarihi ve siyasi anlaşmazlıkların ateşine benzin dökebilir. Cezayirli gözlemciler, Cezayir'e atıfta bulunarak "devlet terörizmi" teriminin kullanılmasının, ilişkileri geri dönüşü olmayan bir noktaya itebilecek yasal ve medya açısından bir emsal oluşturduğuna inanıyorlar.

Geri dönüşü olmayan bir noktaya

Fransa terörle mücadele savcısı, Fransa'da bulunan ve ülke yetkilileri tarafından hedef alındığı iddia edilen Cezayirli "muhaliflerin" isimlerini açıklamadı; ancak bir yıldır süregelen tartışmaya bakılırsa, bunun Fransız-Cezayir ilişkilerinde "kriz içinde kriz" oluşturan muhalif YouTuber Amir Boukhors ile ilgili olması muhtemel.     

Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)

Nisan 2025'te Fransız savcılar, Paris'te görevli bir Cezayir konsolosluk çalışanını, Nisan 2024'te "Amir DZ" olarak bilinen Boukhors'un kaçırılması ve alıkonulmasıyla bağlantılı olarak "terörizm"le suçladı. Soruşturma süresince gözaltında tutulmasına karar verildi. Geçen hafta, Paris'teki bir soruşturma hakimi, gözaltı süresini bir yıl daha uzattı; bu durum Cezayir'i öfkelendirdi ve iki ülke arasındaki son yakınlaşmayı, özellikle Sahel'deki terörizmle ilgili güvenlik iş birliğine getirilen yasağın kaldırılması konusunda, resmen baltalamakla tehdit etti. Cezayir ayrıca, Fransa'dan sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan vatandaşlarının ülkeye girişini reddetme kararını geri almakla da tehdit etti.

Fransa'nın bu yeni gerilime karşılık olarak, Fransa'daki terörle mücadeleden sorumlu adli makamların başkanının açıklamalarından 24 saat sonra Cezayir tarafından tam bir resmi sessizlik olması dikkat çekicidir.

Herhangi bir acil tepkinin olmaması göz önüne alındığında, gözlemciler Cezayir makamlarının sessizliğinin, özellikle çözülmemiş sorunların birikmesi ve ardı ardına gelen krizleri kontrol altına alma konusunda ortak arzuya dair gerçek bir işaretin olmaması nedeniyle, fırtına öncesi sessizlik olabileceğine inanmaktadır.

Paris ile eski sömürgesi Cezayir arasındaki gelişen anlaşmazlıkları yakından takip eden Cezayirli gazeteci Ali Boukhalef'e göre "Devlet terörizmiyle ilgili bu açıklamalar, özellikle ciddi sonuçları göz önüne alındığında, iki ülke arasındaki gerilimi daha da artıracaktır." Fransız Le Point dergisinin Cezayir muhabiri Adlane Meddi ise Fransız yetkililerin "Emir DZ'nin tarafını seçtiklerini ve şimdi kararlarının sonuçlarına katlanmak zorunda olduklarını" ifade etti.

Cezayir haber sitesi Interlignes ise şu ifadeleri kullandı: "Cezayir ve Paris arasındaki ilişkileri iyileştirme girişimlerinin her biri bir engelle karşılaşıyor. İlginçtir ki, bu engel her zaman aynı kaynaktan geliyor." Ayrıca, Olivier Christen'in devlet terörizmiyle ilgili soruşturmalar, özellikle de Cezayir'i ilgilendiren açıklamalar, "durumu sakinleştirmeye katkıda bulunmayacaktır."

Resmi gerilimi azaltma ile medyanın gerilimi tırmandırması arasındaki fark

Hükümet yanlısı haber sitesi "Algeria 54", Cezayir'in adının İsrail ve Amerikan müttefiki tarafından yürütülen bir savaşla işaretlenen jeopolitik bir bağlama sürüklenmesinin, "Fransız derin devletinin Cezayir'e karşı beslediği açık düşmanlığın bir parçası" olduğunu belirtti. Bu yeni hedef alma olayı, bizi Fransız derin devleti ve sömürge dönemine duyulan nostaljinin kalıntıları tarafından Cezayir halkına ve kurumlarına karşı yürütülen Kara On Yıl'da tanık olunan düşmanlık kampanyalarına geri götürüyor."

Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)

Aynı kaynak şöyle devam etti: “Olivier Christen’in bu bariz ihlali, Cezayir ve halkına yönelik neo-kolonyal modelinin kurbanı olan, ölmekte olan bir Fransız rejiminin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Bu durum Belçika, İsviçre, Portekiz, İspanya ve İtalya gibi diğer Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu'daki devam eden savaşın sonuçları bağlamında Cezayir gazına yönelik artan Avrupa talebine atıfta bulunarak, Cezayir ile ilişkilerini güçlendirme ve sağlamlaştırma çabalarını hızlandırdığı bir dönemde gerçekleşmektedir.”

İronik bir şekilde bu yeni gerilim dönemi, İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in geçen şubat ayındaki Cezayir ziyaretinin olumlu sonuçlar vermeye başladığını teyit ettiği gün yaşandı. Nunez, Fransız BFM TV kanalına verdiği röportajda, Elysee Sarayı'nın Fas'ın Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasının ardından patlak veren ve 18 aydan fazla süren ciddi diplomatik krizin ardından Cezayir ile ilişkilerin "kademeli olarak yeniden başlama aşamasına girdiğini" belirtti.

Fransız yetkili, ikili iş birliğinin omurgasını oluşturan üç stratejik eksen olan güvenlik, adalet ve düzensiz göçle mücadele alanlarında etkin koordinasyonun yeniden başlatılmasını ele aldı. Bu yönde bir açıklama yapan Nunez, "Polis ve adli iş birliğiyle Cezayir ile göç konusunda koordinasyon yeniden ilerlemeye başlıyor" dedi.

Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)

Bu açıklığın aksine, Nunez, Cezayir'de "terörizmi yüceltmek" suçlamasıyla hapsedilen Fransız gazeteci Christophe Gleize'nin davası gibi son derece hassas siyasi dosyaların ayrıntılarına girmekten kaçındı ve bunları "Dışişleri Bakanlığı'nın münhasır yetki alanına giren egemen dosyalar" olarak değerlendirdi.


Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
TT

Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, "Suriye'de akredite edilmiş büyükelçiliklere ve diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı veya yaklaşma girişimini kesin ve kararlı bir şekilde reddettiğini" teyit ederek, bu misyonların "uluslararası hukuk ve diplomatik anlaşmalar kapsamında korunduğunu ve devletler ile halklar arasındaki ilişkilerin sembolü olduğunu" vurguladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA'ya göre bakanlık ayrıca "ülkelere hakaret eden veya sembollerini zedeleyen her türlü slogan veya eylemi kategorik olarak reddettiğini ve kınadığını" ifade ederek, bu davranışın karşılıklı saygı ve uluslararası iş birliği ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Vatandaşların görüşlerini ifade etme haklarına saygı çerçevesinde, Bakanlık, kamu güvenliğinin korunmasına tam bağlılıkla, yürürlükteki yasa ve yönetmelikler çerçevesinde bu hakkın kullanılmasının önemini teyit eder ve istikrarı bozabilecek veya elçilikleri ve akredite diplomatik merkezleri etkileyebilecek veya bunlara yaklaşabilecek her türlü uygulamadan uzak durulmasını şart koşar.”

Bu açıklama, İslamcı bir fraksiyonun destekçilerinin, eski rejime karşı ayaklanma sırasında silahlı bir gruba komuta eden Suriyeli bir liderin tutuklanmasını protesto etmek için Şam'daki BAE büyükelçiliği önünde gösteri düzenlemesinden bir gün sonra yapıldı. Protesto sırasında büyükelçilik binasına taş atıldı.