Şarku'l Avsat Özel: Gazze'de savaşan Filistinli örgütler

Gazze Şeridi'ndeki başlıca 7 askeri örgüt, İsrail'in bildiğinden daha gelişmiş bir tablo çiziyor

İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi'nin merkezinde gerçekleştirdiği askeri geçit töreninden bir kare (AFP)
İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi'nin merkezinde gerçekleştirdiği askeri geçit töreninden bir kare (AFP)
TT

Şarku'l Avsat Özel: Gazze'de savaşan Filistinli örgütler

İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi'nin merkezinde gerçekleştirdiği askeri geçit töreninden bir kare (AFP)
İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi'nin merkezinde gerçekleştirdiği askeri geçit töreninden bir kare (AFP)

Filistin İslâmî Direniş Hareketi’nin (Hamas) 7 Ekim’de başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu İsrail için beklenmedik bir darbe oldu. Öyle görünüyor ki İsrail’in siyasi liderliği, ordusu ve istihbarat servisleri, sadece Hamas'ın İsrail'i şaşkına çeviren sürprizi yüzünden değil aynı zamanda sahadaki başlıca 7 Filistinli örgütün özellikle de Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın askeri yeteneklerinin İsrail'in bildiğinden yahut beklediğinden daha gelişmiş bir tablo çizmesi nedeniyle de halihazırda büyük bir başarısızlık içindeydi. Kassam Tugayları, tüm Filistin topraklarındaki silahlı gruplar arasında en önde gelen, sayıca en iyi ve en donanımlı askeri güç olmakla birlikte Kassam Tugayları savaşçıları, büyük bir cesaret örneği ve iyi bir eğitim aldıklarını ortaya koyuyorlar.

Gazze Şeridi'nde Kassam Tugayları dışında aktif olan ve savaşan başka gruplar da var. Şarku’l Avsat, bu örgütlerin önde gelenlerinin bir haritasını çıkardı.

İzzeddin el-Kassam Tugayları (eski adıyla el-Mecd)

Şu an Gazze Şeridi'ndeki ve tüm Filistin topraklarındaki en büyük askeri güç olan Kassam Tugayları, 1988 yılının başında ‘Mecd’ adı altında kuruldu ve birkaç ay sonra bugün kullandığı İzzeddin el-Kassam Tugayları adını aldı. ‘Mecd’ adı ise İsrail istihbaratı için çalışan ajanların izlenmesi amacıyla kurulan gizli güvenlik teşkilatıyla ilişkilendirilmeye devam etti. Hamas'ın Gazze Şeridi’ndeki lideri ve 7 Ekim saldırılarının beyni olduğu suçlamasıyla İsrail'in en çok aranan adamı olan Yahya Sinvar, Mecd’in önde gelen kurucularından biriydi.

Kassam Tugayları, kurulduğu günden bu yana pek çok aşamadan geçti. 1994 yılında İsraillileri kaçırma girişimlerinin başlaması ve Batı Şeria'da İsrail askeri Nakhshon Wachsman'ın kaçırılması eylemindeki başarılarıyla tanınmaya başladı. Wachsman, Ramallah ile Kudüs arasındaki bir köy yakınlarında düzenlenen askeri operasyonda, İsrail güçleri tarafından kendisini kaçıranlarla birlikte öldürüldü.

Kassam Tugayları, 1990'lı yılların başlarında İsrail'e düzenlediği bombalı eylemlerle büyük bir üne kavuştu. İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın Batı Şeria taburunun lideri Yahya Ayyaş, İsrail'in kendisine suikast düzenlemede veya tutuklamada başarısız olması üzerine Kassam Tugayları’nın sembolü haline geldi. Ayyaş, 1996 yılında Gazze Şeridi'nde bomba yerleştirilmiş bir telefonla suikasta uğrayıncaya kadar ‘Mühendis’ lakabıyla anıldı.

Kassam Tugayları’yla özdeşleşen bombalı eylemler İkinci İntifada sırasında da devam etti. Kassam Tugayları, 2006 yılında İsrail askeri Gilad Şalit'i kaçırdı ve uzun yıllar saklamayı başardı. İsrail, 2011 yılında bir takas anlaşması imzalamak zorunda kaldı ve Şalit’in serbest bırakılması karşılığında bin 27 Filistinli esiri serbest bıraktı.

Kassam Tugayları, 2007 yılında Filistin Yönetimi'nin güvenlik servisleriyle yaşanan çatışmaların ardından Gazze Şeridi'nde askeri kontrolünü uygulamaya koydu ve Filistin Yönetimi ile olan çatışmasını birkaç saat içinde sonuçlandırdı.

30 bin savaşçı

Kassam Tugayları, İntifada yılları boyunca İsrail'e ev yapımı ilkel roketler fırlatmayı denedi. Filistin Yönetimi yetkilileri bu çabaları ‘saçmalık’ olarak nitelendirdiyse de Kassam Tugayları, 2009 yılının başlarında yaklaşık 50 kilometre menzilli Grad füzeleri fırlatmayı başararak İsrail'i şaşırttı.

Kassam Tugayları sonraki yıllarda askeri gücünü geliştirdi, açık askeri mevziler inşa etti ve hiyerarşik bir düzen içinde faaliyet gösterdi. Yaklaşık 30 bin savaşçısı olduğu tahmin edilen Kassam Tugayları binlerce kişiyi saflarına kattı. Kassam Tugayları, coğrafi bölgelere göre seçkin güçler ve taburlar olarak konuşlandırılmış durumda. Tüneller, askeri sanayi ve istihbarat için özel birimlere sahiptir.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar, Ekim 2022 (Reuters)
Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar, Ekim 2022 (Reuters)

Kassam Tugayları’nın savunma ve saldırı tünelleri, İsrail askeri sistemi içinde büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Kassam Tugayları, 51 gün süren 2014 yılındaki savaşta da bu tünelleri etkili bir şekilde kullanmayı başardı. Kassam Tugayları, Gazze şehrinin doğusundaki et-Tuffah mahallesinde ve Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah'ta yakaladığı iki İsrail askerini halen elinde tutuyor ve bu iki askerin akıbetleri halen bilinmiyor.

Kassam Tugayları, önde gelen liderlerinden Ahmed el-Caberi suikastına misilleme olarak ilk kez 2012 yılında ‘Fecr’ adlı İran yapımı füzeyle Tel Aviv’i vurdu. Daha sonra, 2014 savaşında, 2021 yılında Kudüs’ün bazı noktalarının çeşitli füzelerle hedef alınmasıyla başlayan Seyfu'l-Kudüs Savaşı’nda ve şu anki mevcut savaşta olduğu gibi İsrail'i muharebelerde ve savaşlarda şaşırtan insansız hava araçları (İHA) ve onlarca füze geliştirdi.

Kassam Tugayları’nın önde gelen liderleri Yahya Ayyaş, İmad Akil, Salah Şehade, Fevzi Ebu el-Kara, Ahmed el-Caberi, Raid el-Attar ve Ahmed el-Gandur İsrail tarafından öldürüldü. Ancak İsrail, 30 yılı aşkın süredir aranan Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf’ı öldürmek için bir dizi başarısız suikast girişimi düzenlediyse de Dayf, tüm bu girişimlerden sağ kurtuldu.

İkinci İntifada'nın yıldönümünde Ramallah'ta devriye gezen İsrail askerlerine taş atan Filistinli gençler, Eylül 2002 (Getty Images)
İkinci İntifada'nın yıldönümünde Ramallah'ta devriye gezen İsrail askerlerine taş atan Filistinli gençler, Eylül 2002 (Getty Images)

İki numaralı güç: Kudüs Seriyyeleri

İslami Cihad Hareketi'nin askeri kanadı olan Kudüs Seriyyeleri (Saraya el-Kuds), Filistin topraklarındaki ikinci askeri güçtür ve 2000 yılı sonlarında başlayan İkinci İntifada’nın başlarında kurulmuştur.

1980'lerin sonları ve 1990'ların başlarında ‘Bölük’ adı altında faaliyet gösteren Kudüs Seriyyeleri, o dönemde İsrail kentleri, Batı Şeria ve Gazze'de bir dizi saldırı gerçekleştirmiş, İkinci İntifada sırasında da benzer operasyonlara imza atmıştır.

Kudüs Seriyyeleri’nin İran ve Hizbullah ile olan bağları Filistinli diğer silahlı kanatlardan daha yakındır. Yüzlerce lideri ve üyesi İran ve Suriye'de eğitim alarak Gazze Şeridi'ne geri döndü. Füzeler ve SİHA’lar ürettiler. Ancak Kudüs Tugayları nüfuz ve gelişmiş yetenekler açısından Kassam Tugayları'nın gerisinde kalmaktadır.

İslami Cihad Hareketi’nin Gazze'deki askeri kolu olan Kudüs Seriyyeleri tarafından gerçek mühimmat kullanılarak yapılan askeri tatbikattan bir kare (Arşiv - İslami Cihad Hareketi’nin sosyal medya hesabı)
İslami Cihad Hareketi’nin Gazze'deki askeri kolu olan Kudüs Seriyyeleri tarafından gerçek mühimmat kullanılarak yapılan askeri tatbikattan bir kare (Arşiv - İslami Cihad Hareketi’nin sosyal medya hesabı)

Kudüs Seriyyeleri’nin 11 bin civarı savaşçısı olduğu tahmin ediliyor. Hafif ve orta ağırlıklı silahlara, binlerce orta menzilli füzeye ve hem Tel Aviv’i hem de Kudüs’ü vurabilecek onlarca uzun menzilli füzeye sahiptir. Ancak birçok savaşta ve gerginliklerin arttığı dönemlerde görüldüğü üzere Kassam Tugayları’nın sahip olduğu büyüklükte ve etkide füzelere ve büyük tünel sistemine sahip olmadığı biliniyor. Tüm bunlara rağmen Kudüs Seriyyeleri’nin, Gazze'de son beş yıl içinde yaşanan ve özellikle Hamas'ın karışmaktan kaçındığı gerilimler sırasında, İsrail’e karşı açıkça meydan okudu.

İsrail, yıllar içinde Gazze Şeridi’nde ve Batı Şeria'da çok sayıda Kudüs Seriyyeleri liderine suikast düzenledi. Bu liderlerin başında Mukallid Hamid, Beşir ed-Debeş, Aziz eş-Şami, Halid ed-Dahduh, Macid el-Harazin, Baha Ebu'l Ata ve Halid Mansur’un yanı sıra Gazze’den ve Batı Şeria'dan daha birçok isim bulunuyor.

İslami Cihad Hareketi, Kudüs Seriyyeleri liderliğindeki Batı Şeria'nın kuzeyindeki en önemli askeri oluşumlardan biri olan Cenin Tugayı aracılığıyla son iki yılda Batı Şeria’da öne plana çıktı. Silahlı saldırılar düzenleyen örgütün liderlerinin çoğu suikasta kurban gitti. Sonuncusu geçtiğimiz günlerde öldürülen Muhammed ez-Zubeydi oldu.

Nasır Selahaddin Tugayları

Halk Direniş Komiteleri’nin (PRC) askeri kanadı olan Nasır Selahaddin Tugayları 2000 yılında İkinci İntifada’nın başlarında Cemal Ebu Samhadana tarafından kuruldu. Ebu Samhadana, 2006 yılında suikasta uğradı.

Şu an Filistinli gruplar arasında üçüncü en büyük güç olarak kabul edilen Nasır Selahaddin Tugayları, yaklaşık 5 bin savaşçıdan oluşuyor ve onlarca füzeye ve havan topuna sahip.

Batı Şeria'daki Nasır Selahaddin Tugayları üyeleri (PRC’nin sosyal medya hesabı)
Batı Şeria'daki Nasır Selahaddin Tugayları üyeleri (PRC’nin sosyal medya hesabı)

Nasır Selahaddin Tugayları’nın ilk eylemi 2000 yılının sonlarında, Netzarim Kavşağı'nda bir İsrail tankı üzerine yerleştirilen çok sayıda büyük patlayıcının infilak ettirilmesiyle gerçekleştirildi. Patlama sonucunda tankın büyük bir bölümü havaya uçarken olayda iki İsrail askeri öldü.

Hizbullah ve İslami Cihad Hareketi’nin desteğini alan Nasır Selahaddin Tugayları, İkinci İntifada’yı takip eden yıllarda, diğer grupların da katılımıyla Gazze yakınlarındaki İsrail yerleşim birimlerine yönelik bazı baskınlara katıldı. Baskınlarda Nasır Selahaddin Tugayları unsurları tarafından çok sayıda İsrailli öldürüldü. İsrail, Ebu Samhadana'nın yerine geçen Kemal el-Neyrab ve Zuheyr el-Kaisi başta olmak üzere Nasır Selahaddin Tugayları liderlerinden birçoğuna suikast düzenledi.

El-Aksa Şehitleri Tugayları

​Fetih Hareketi’nin (El Fetih) askeri kanadı olan El-Aksa Şehitleri Tugayları, İkinci İntifada’nın başlarında kurulan askeri güçlerin dördüncüsü olurken, İsrail şehirlerinin derinliklerini hedef alan saldırılar da dahil olmak üzere İsraillilere karşı büyük saldırlar gerçekleştirdi.

Daha önce ‘Fırtına’ da dahil olmak üzere çeşitli isimlerle anılan El-Aksa Şehitleri Tugayları, Filistin mücadelesi boyunca Filistin içinde ve dışında birçok eylemde yer aldı.

Şu an çeşitli askeri formasyonlarda olan El-Aksa Şehitleri Tugayları’nın hafif ve orta ağırlıkta silahlarla donatılmış yaklaşık 2 bin savaşçısı var. Ayrıca Gazze sınırından yalnızca 16 kilometre kadar uzağa gidebilen onlarca ev yapımı rokete sahiptir.

El-Aksa Şehitleri Tugayları lideri İbrahim el-Nabulsi'nin Batı Şeria'nın Nablus şehrinde düzenlenen cenaze töreni, Ağustos 2022 (AFP)
El-Aksa Şehitleri Tugayları lideri İbrahim el-Nabulsi'nin Batı Şeria'nın Nablus şehrinde düzenlenen cenaze töreni, Ağustos 2022 (AFP)

İkinci İntifada yıllarının başlarında kurulan El-Aksa Şehitleri Tugayları, Batı Şeria ve Gazze'de zaman zaman füzelerin ateşlendiği eylemlerde bulundu. İsrail, El-Aksa Şehitleri Tugayları liderlerinin çoğuna suikast düzenledi. Ancak yıllar geçtikçe Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından 2007 yılında resmi olarak feshedildiği ve üyelerinin güvenlik servislerine dağıtıldığının duyurulmasının ardından, El-Aksa Şehitleri Tugayları’nın Filistin direniş sahnesindeki etkinliği önemli ölçüde azaldı.

El-Aksa Şehitleri Tugayları üyelerinden bazıları kısa bir süre önce Cenin’de ve Nablus'ta yeniden ortaya çıktıysa da bazıları suikasta kurban gitti.

Ebu Ali Mustafa Tugayları

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FHKC) askeri kanadı olan Ebu Ali Mustafa Tugayları, FHKC’nin eski Genel Sekreteri Ebu Ali Mustafa'nın 2001 yılında İsrail tarafından Ramallah'taki ofisinde helikopterden atılan bir bombayla öldürülmesi sonrasında onun ismiyle kuruldu.

Şu an Filistinli direniş grupları arasında en büyük beşinci güç olan Ebu Ali Mustafa Tugayları, Gazze’de ve Batı Şeria'da hafif ve orta ağırlıkta silahlarla donatılmış yüzlerce militana ve yerli üretim füzelere sahip.

Ebu Ali Mustafa Tugayları, Ebu Ali Mustafa suikastına misilleme olarak, 2001 yılında İsrail’in eski Turizm Bakanı Rehavam Zeevi’ye Kudüs'ün batısındaki bir otelde düzenlenen suikast başta olmak üzere çeşitli saldırılar düzenledi.

FHKC Genel Sekreteri Ahmed Saade ve iki arkadaşı geçtiğimiz mayıs ayında İsrail'in Raymond Hapishanesi'nden nakledilirken (FHKC’nin sosyal medya hesabı)
FHKC Genel Sekreteri Ahmed Saade ve iki arkadaşı geçtiğimiz mayıs ayında İsrail'in Raymond Hapishanesi'nden nakledilirken (FHKC’nin sosyal medya hesabı)

FHKC Genel Sekreteri Ahmed Saade, Ebu Ali Mustafa Tugayları liderleriyle birlikte 2002 yılında Filistin güvenlik teşkilatları tarafından bir saldırı eylemi planlamak ve bu eyleme katılmak suçlamasıyla tutuklandı. İsrail ordusu da 2006 yılında Eriha Merkez Hapishanesi’ne baskın düzenleyerek Saade’yi tutukladı. İsrail yargısı tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Saade, İsrail’deki bir cezaevine nakledildi. Ebu Ali Mustafa Tugayları’nın yüzlerce üyesi olduğu biliniyor.

Ulusal Direniş Tugayları

Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FDHKC) askeri kanadı olan Ulusal Direniş Tugayları, bu isimle faaliyet göstermeden önce İkinci İntifada öncesinde farklı isimler altında faaliyet göstermişti.

Yüzlerce üyesi olan Ulusal Direniş Tugayları, Filistinli gruplar arasında en büyük altıncı güç olarak kabul ediliyor. Ulusal Direniş Tugayları’nın hafif ve orta ağırlıkta silahları ve yerli yapım füzeleri var.

Filistin mücadelesi ve İkinci İntifada sırasında çeşitli saldırılara imza atan pek çok İsraillinin ölümüne neden olan Ulusal Direniş Tugayları’nın çok sayıda lideri ve üyesi İsrail tarafından öldürüldü.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas'la ateşkesin üçüncü gününde Gazze Şeridi'nde İsrailli komutanlarla bir araya geldi, 26 Kasım (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas'la ateşkesin üçüncü gününde Gazze Şeridi'nde İsrailli komutanlarla bir araya geldi, 26 Kasım (DPA)

Mücahitler Tugayı

Önceleri El Fetih’e bağlı olan ve eski askeri oluşumlardan doğan bir güç olarak Filistinli direniş grupları arasında büyüklük bakımından yedinci sırada yer alan Mücahitler Tugayı, daha sonraları El Fetih’ten tamamen ayrıldığını duyurdu. Tugay, Hizbullah ve İslami Cihad Hareketi tarafından destekleniyor.

Yüzlerce savaşçısı olan Mücahitler Tugayı, hafif ve orta ağırlıklı silahlara ve Aşkelon, Sderot ve İsrail’in diğer şehirlerine kadar ulaşabilen füzelere sahip.

İkinci İntifada’nın başlarından bu yana çeşitli saldırlar düzenleyen Mücahitler Tugayı’nın liderlerinden bazıları İsrail tarafından öldürüldü.



Mazlum Abdi Yeni Suriye'de savaşta ustalaştığı gibi siyaset dilinde de ustalaşabilecek mi?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Mazlum Abdi Yeni Suriye'de savaşta ustalaştığı gibi siyaset dilinde de ustalaşabilecek mi?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Subhi Franjieh

26 Ağustos 2026 Salı günü, Suriye’nin başkenti Şam'dan onlarca yıllık askeri kariyerinin sonunu ilan ederek, hep arzu ettiği gibi siyasetin kapılarından içeri adım atan Mazlum Abdi’nin hayatındaki en büyük dönüm noktasıydı. Artık çatışmaya, askeri üniformaya, kod adlarına ve saklanmaya gerek yoktu. Beşşar Esed'in Suriye'sinden ölümden kaçarak ayrılmıştı. Şimdi ise Yeni Suriye'de, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanlığı Danışmanı unvanını taşıyarak güven içinde duruyordu. 10 Ekim 2015'teki kuruluşundan bu yana Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) komuta eden general, ‘Mustafa Halil Abdi’ veya ‘Ferhad Abdi Şahin’ adlarının yanı sıra diğer pek çok adıyla ve en bilineniyle ‘Mazlum Abdi’ idi.

Abdi, 1967 yılında küçük yaşta ayrılıp yetişkin biri olarak döneceği Ayn el-Arap (Kobani) kentinin Gassaniye köyünde doğdu. İlköğrenimini burada tamamladı. ABD tarafından 2014 yılında ilk kez burada test edildi. Ayn el-Arap'tan (Kobani), üniversiteye kadar olan eğitimini tamamlayacağı Halep’e gitti. Ancak mühendislik bölümündeki üniversite yılları yarıda kaldı. Kürt meselesindeki siyasi faaliyetleri ve PKK kurucusu Abdullah Öcalan ile kurduğu güçlü ilişki nedeniyle kendisini defalarca kez tutuklayan Baba Esed rejiminden kaçarak Halep'i terk etti.

Abdi, üniversite çağında Suriye'den kaçarak PKK saflarında aktif ve etkin bir isim haline geldi. Avrupa'da parti saflarında çeşitli aşamalardan geçtikten sonra, yeni 2000 başlarında partinin askeri kalesi olan Kandil Dağları'na ulaştı.

Suriye'ye dönüş ve Kürt gücünün inşası

Kandil Dağları, Abdi için yalnızca bir eğitim ve askeri kademelerde yükselme alanı değil, aynı zamanda ölümün kalbinde ölümden kaçılacak güvenli bir sığınaktı. Zira PKK, siyaset koridorlarında terör listelerinde yer alan, devletlerin peşine düştüğü ve orduların savaştığı bir yapılanmaydı.

Abdi, uzun yıllar boyunca PKK ile birlikte savaştı. Dağlar ve cepheler arasında mekik dokuyarak askeri deneyim kazandı. 2011 yılında Suriye Devrimi'nin başlamasının ardından, ‘Suriye Kürdistanı’nın çekirdeğini oluşturması umuduyla kendisini Suriye'ye gönderen parti liderlerinin takdirini kazandı.

Suriye'ye dönerek memleketi Kobani'ye yerleşen Abdi için burada yeni bir askeri süreç başladı. İleride DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) şemsiyesi altında 89 ülke tarafından desteklenecek olan bir Kürt-Arap askeri gücünün çekirdeğini oluşturacak Halk Koruma Birlikleri (YPG) adıyla bilinen Kürt askeri grubunun yapılanması da burada doğdu.

cfgrthyj
Mazlum Abdi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke yakınlarında bir basın toplantısı düzenlerken, 24 Ekim 2019 (AFP)

Abdi, 2012-2014 yılları arasında Kobani'deki YPG’yi güçlendirmeyi başardı. Kürt bir heyetle birlikte Beşşar Esed ile bir görüşme gerçekleştirdi ve geçen yılların ile Suriye Devrimi'nin, Esed yönetiminin otoriter zihniyetini değiştirmediğini idrak etmiş bir şekilde bu görüşmeden ayrıldı.

Abdi, Suriye'deki Kürt gençlerini saflarına katmaya odaklandı ve 2014 yılında ‘İslam Devleti’ bahanesiyle Suriyelilerin kanını döken DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkmasıyla bu çabaları daha da büyük bir başarıya ulaştı. Suriye'de yarattığı dehşet ortamıyla DEAŞ terör örgütü, birçok gücün hedeflerini ve ittifaklarını yeniden şekillendirdi. Öyle ki, Esed rejimiyle savaşmak (muhalif gruplar) ve ‘Suriye Kürdistanı’ hayalini gerçekleştirmek (YPG) için silahlananların birçoğu, yayılmasını engellemek amacıyla namlularını DEAŞ’a da çevirdi. Sanki herkes, özünde Esed tiranlığına benzeyen ve Suriye topraklarını bir harabeye dönmüş olsa bile yönetmek uğruna herkesi öldürmeye hazır olan ikinci bir tiranla savaşıyordu.

DEAŞ denklemi değiştirdi ve Washington'ın kapılarını araladı

Hedeflerdeki değişimler, DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkmasıyla birlikte sadece Suriyeli güçlerle sınırlı kalmadı. Tüm dünyadaki siyaset koridorlarını ve askeri kışlaları da kapsadı. Suriye ve Irak'ta hızla yayılmaya başlayan DEAŞ, dünyayı tehdit etti, dünyanın dört bir yanından aşırılık yanlılarını saflarına kattı ve pek çok ülkede askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Böylece Ortadoğu, uluslararası müdahalelerin kıblesi haline geldi. Bunun sonucunda, tehdidi Ortadoğu sınırlarını aşan DEAŞ terör örgütüyle mücadele etmek amacıyla 2014 yılının eylül ayında DMUK kuruldu.

DMUK’a öncülük eden ABD, Suriye topraklarında ortaklar aramaya başladı. Gözler ve görüşmeler, birçok cephede Suriye rejim güçleriyle savaşan Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) çevrilmişti. DMUK’un kurulduğu ilk aylarda ÖSO komutanları ile ABD arasında birçok görüşme gerçekleşti. Washington uluslararası koalisyonun silahlarını DEAŞ terör örgütüne yöneltmek isterken ÖSO, bu silahları iki düşmana, yani hem DEAŞ’a hem de Esed'e çevirmek istiyordu.

“Abdi ve arkadaşlarının beklentileri, Washington'ın hedefleriyle kesişti. Washington, Kürt gücünü desteklemeyi DEAŞ’a karşı askeri bir kazanım, Suriye sınırında bir Kürt gücünün yükselişini ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gören Türklere baskı kurmak için ise siyasi bir kazanım olarak görüyordu.

Kobani'de, ABD’nin Suriyeli muhaliflerle yürüttüğü görüşmelerle eş zamanlı olarak, Abdi ve arkadaşları ABD’nin bir sınavından geçiyordu. YPG, DEAŞ’a karşı küçük çaplı çatışmalara girmesi için desteklendi ve testi başarıyla geçti. Zira Washington'ın taleplerine bağlı kaldı ve silahını DEAŞ dışında başka bir cepheye çevirmeyerek DMUK’un bir ortağı olmayı kabul etti. Abdi ve arkadaşlarının beklentileri, Kürt gücünü desteklemeyi DEAŞ’a karşı askeri bir kazanım, Suriye sınırında bir Kürt gücünün yükselişini ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gören Türklere baskı kurmak için ise siyasi bir kazanım olarak gören Washington'ın hedefleriyle kesişti. Çünkü Türkiye, onlarca yıldır PKK’ya karşı açık bir savaş yürütüyordu.

Türklerin endişesini hafifletmek amacıyla Washington, Suriye'de DEAŞ’la mücadele için yeni bir güç dizayn etmeye başladı. Ana gövdesini Suriyeli Araplar, Kürtler ve Süryanilerin oluşturduğu, çekirdeğinde YPG’nin yer aldığı bu güce, PKK’nın Suriye topraklarındaki hedefini gerçekleştirmek üzere Kandil Dağları'ndan gelen Mazlum Abdi komuta ediyordu. Mazlum Abdi, uluslararası koalisyona yönelmesinin, hedeflerinin gidişatında büyük bir dönüm noktası olacağını bilmiyordu.

vfghyju
SDG’nin, Rakka ilinin DEAŞ’tan kurtarılmasının birinci yıldönümü kutlamalarından bir kare, Suriye, Rakka, 27 Ekim 2018 (Reuters)

10 Ekim 2015 tarihinde SDG’nin kurulduğu ilan edildi ve Mazlum Abdi, ABD tarafından 45 bin üyesi olduğunu tahmin ettiği bir güce komuta etmeye başladı. Bu güç, karar alma yetkisi YPG ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) elinde olan ve daha önce ‘Fırat Kalkanı Operasyon Odası’ olarak bilinen yapıya bağlı grupların yanı sıra Süryani Askeri Konseyi, Şammar aşiretinden savaşçıları barındıran Sanadid Güçleri, Rakka Devrimcileri Tugayı ve benzeri Arap ve Süryani grupları da bünyesinde barındırıyordu.

“Washington, SDG’nin politikasından kaynaklanan Arap öfkesini hafifletmek ve Fırat'ın doğusundaki dengelerin çökmesini önlemek amacıyla defalarca müdahalede bulundu. Washington, General Abdi ve arkadaşlarına, verdikleri desteğin Suriye'de bir Kürt gücünü desteklemeye değil, DEAŞ ile mücadele etme şartına bağlı olduğunu da birçok kez hatırlattı.

Abdi ve arkadaşları, DMUK’un desteğiyle DEAŞ’a karşı yürüttükleri savaşla eş zamanlı olarak DEAŞ ile savaşın sona ermesinin ardından yeniden asıl hedeflerine yönelmek umuduyla SDG içindeki karar alma mekanizmasında Arap ağırlığını etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Bu doğrultuda, kontrol altına aldıkları bölgelerde siyasi yapılar kurdular ve Fırat'ın doğusunda merkezi olmayan bir yönetimin çekirdeğini, yani Suriye Demokratik Konseyi’ni (SDK) oluşturdular. Büyük güçleri kontrol edilmesi daha kolay gruplara ayırma prensibini benimseyerek Deyrizor, Rakka, Münbiç ve Tabka konseyleri gibi çeşitli askeri meclisler kurdular ve Arap güçlerini bu konseylere dağıttılar. Daha sonra SDG, 2018 yılında Rakka Devrimcileri Tugayı’nı dağıttı ve bu politikayı yine 2018 yılında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSDÖY) kuruluşunu ilan ederek taçlandırdılar.

Ancak tüm bu çabalar fiiliyatta pek başarılı olamadı. Çünkü Abdi, DEAŞ’ın gücünün zayıflamasıyla Fırat'ın doğusunda genişlemeye başlayan SDG’nin, sayı ve halk desteği bakımından kendilerinden üstün olan Arapların rızasına ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Bunun yanı sıra Washington, SDG’nin politikalarından kaynaklanan Arapların öfkesini hafifletmek ve Fırat'ın doğusundaki dengelerin çökmesini önlemek amacıyla defalarca müdahalede bulundu. Washington, General Abdi ve arkadaşlarına, verdikleri desteğin Suriye'de bir Kürt gücünü desteklemeye değil, DEAŞ ile mücadele etme şartına bağlı olduğunu da birçok kez hatırlattı.

fvhg
SDG Komutanı Mazlum Abdi, 19 Aralık'ta bir gazeteciyle yaptığı röportaj sırasında (Reuters)

2019 yılıyla birlikte DEAŞ, son demlerine gelmiş ve SDG, karmaşık bir yol ayrımıyla karşı karşıya kalmıştı. Çünkü DEAŞ’ın son bulması, bu güce yönelik uluslararası ilginin azalması anlamına geliyordu. Ayrıca Suriye'de SDG’ye karşı birden fazla askeri operasyon düzenleyen Türkiye, Kürtlerin bir özerk yönetim kurmaya yönelik hareketlilikleri karşısında sessiz kalmayacaktı. Bu yüzden Abdi, yıllarca elde ettiklerini yok etmeye yaklaşan tufana karşı kendisi ve arkadaşları için bir koruma bağı bırakmak amacıyla ilk celladı olan Esed rejimiyle el sıkışmaya karar verdi ve giderek artan Türk endişesini hafifletmek umuduyla Rusya’nın Fırat'ın doğusundaki bölgelere girmesini sağladı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın 22 Mart 2019'da DEAŞ’ın ‘yüzde 100 oranında’ yenilgiye uğratıldığını duyurmasının ardından askerlerini Suriye'den çekme eğilimine girmesiyle Abdi'nin korkuları sınırsız bir hal aldı. Abdi, aynı yıl Başkan Trump'tan aldığı bir telefonda, Washington'ın Suriye'den çekileceğini ve Fırat'ın doğusunda meseleyi Rusya'ya bırakacağını söyleyen şok edici bir mesaj işitmişti. Abdi, Rusya ve Esed rejimi subaylarıyla görüşmelerini yoğunlaştırdı, ancak hiçbir sonuç alamadı. Çünkü Esed rejimi Suriye'deki Kürtlere ne dil ne statü ne özgürlük ne de vatandaşlık gibi hiçbir imtiyaz vermeyi kabul etmeyecekti.

Esed rejiminin düşmesi Şam ile yeni bir kanal açtı

2024 yılının kasım ayı, Suriye topraklarında büyük bir deprem etkisi yarattı. Aynı ayın sonlarında İdlib'den Suriye rejim güçlerine karşı Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğünde Saldırganlığı Caydırma Operasyonu başlatıldı. Rejim güçlerinin hızla çöküşü sürerken güçler, rekor bir sürede Halep'in kontrolünü sağlamayı başardı. Bu çöküş, Suriye'nin kuzeyinde, güneyinde ve doğusunda bulunan Suriyeli muhalif güçlere ilham verdi. Saldırganlığı Caydırma Operasyon Odası’na katılmaya başlayan güçler, Esed'in onlarca yıl süren yönetimini sayılı günler içinde sona erdirdi. Büyük operasyonlar, Beşşar Esed'in 8 Aralık 2024'te Rusya'ya kaçmasıyla son buldu.

Mazlum Abdi komutasındaki SDG çatışmalara katılmadı, ancak ilk günlerinden itibaren Saldırganlığı Caydırma Operasyon Odası Komutanlığı ile iletişim hatlarını açtı. Mazlum Abdi ile o dönem ‘Zeyd el-Attar’ adıyla bilinen ve daha sonra yeni Suriye'nin dışişleri bakanı olan Esad eş-Şeybani arasında doğrudan bir temas gerçekleşti. İki taraf çatışmamak ve SDG’nin rejimi korumak üzere müdahale etmemesi konusunda anlaştı.

“Esed rejiminin düşmesiyle birlikte Abdi, Suriye'deki değişim treninin tarihi bir dönemece girdiğini hissetti. Bir Amerikan uçağıyla Şam kırsalına giderek orada daha sonra Yeni Suriye'nin cumhurbaşkanı olacak olan Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçlerinin komutanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. İki lider gayri resmi bir anlaşma taslağı hazırladı ve eşi benzeri görülmemiş bir müzakere sürecini başlattılar.

Esed rejiminin düşmesiyle birlikte Abdi, Suriye'deki değişim treninin tarihi bir dönemece girdiğini hissetti. Bir Amerikan uçağıyla Şam kırsalına giderek orada daha sonra Yeni Suriye'nin cumhurbaşkanı olacak olan Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçlerinin komutanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. İki lider gayri resmi bir anlaşma taslağı hazırlayarak gündemi ve doğası itibarıyla eşi benzeri görülmemiş bir müzakere sürecini başlattılar. Abdi, yeni Şam'dan daha önce hiç işitmediği mesajlar işitti. Kürtlerin hakları korunacak, dilleri güvence altında olacaktı ve Suriye vatandaşlığı onların en tabii hakkıydı. Zira yeni Suriye, Esed'in Suriye'si değildi.

cvfghyj
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Şam’daki Halk Sarayı’nda SDG Komutanı Mazlum Abdi ile bir araya geldi, 25 Ağustos 2026 (AFP)

Abdi, tarihi bir dönemeçte durduğunu ve kariyerinin tehlikede olduğunu anladı. Önünde iki seçenek vardı. Bunlardan biri Kürtlerin tam ve güvence altına alınmış haklara sahip vatandaşlar olacağı yeni Suriye'yi kabul etmek ya da diğer ‘Suriye Kürdistanı’ kurmayı arzulayan PKK anlatılarının enkazı üzerinde kalmaya devam etmek. İkinci seçenek ise Abdi için siyasi ve askeri bir intihar niteliğindeydi. Zira uluslararası atmosfer böyle bir yönelimi desteklemeyecekti. Yeni Şam, Türkiye ve Washington'ın müttefikiydi. Rusya zayıftı ve kendi güçlerinin içinde bulunduğu gerçeklik artık sarsıntılı ve endişe verici bir hal almıştı. Abdi'nin belki de en belirgin korkusu ise içeride yaşanabilecek bir patlamaydı. Çünkü kendi kontrolündeki bölgelerde bulunan Arap unsurlar ile siyasi ve sivil Kürt güçleri, Esed rejimine dair büyük korkularının dağılmasının ardından gözlerini yeni Şam'a çevirmişlerdi.

Abdi, aynı anda hem Şam'la hem de kendi güçleriyle müzakere ediyordu. Belki de Abdi, PKK’nın silah bırakma ve Ankara ile müzakerelere başlama kararı alarak kendi sürecinde yaşadığı bu tarihi yönelimden faydalanmıştı.

Generalden danışmanlığa

Abdi ile Yeni Şam arasındaki müzakereler, ilki geçtiğimiz yılın mart ayında, ikincisi geçtiğimiz ocak ayında olmak üzere iki temel anlaşmayı barındırarak aylarca sürdü. Bu aylar, Şam'ın öncülük ettiği ve SDG’ye askeri ile coğrafi gücünü kaybettiren askeri operasyonlara tanık oldu. Abdi'nin Şam'a ziyaretleri arttı ve yeni Suriye ile birlikte korkunun ve savaşın olmadığı bir hayata dönme şansı daha da büyüdü. Abdi'nin Yeni Suriye'ye olan eğilimi netleşmişti, ama aynı zamanda kendi güçleri içinde özerk yönetimden başkasını kabul etmeyen katı görüşlü bir Kürt akımıyla da karşı karşıyaydı. Bu yüzden Abdi, aynı anda hem Şam'la hem de kendi güçleriyle müzakere ediyordu. Belki de Abdi, PKK’nın silah bırakma ve Ankara ile müzakerelere başlama kararı alarak kendi sürecinde yaşadığı bu tarihi yönelimden faydalanmıştı. Abdi, barışa yönelik bu yönelimde kendi eşsiz fırsatını gördü ve 26 Ağustos 2026 Salı günü askeri kariyerine son vererek yeni Suriye'ye katılmaya karar verdi. SDG’nin ve onun idari ile siyasi yapılanmalarının sona erdiğini; yeni Şam'ın Kürtlerin dostu, haklarının, dillerinin ve Suriye vatandaşlıklarının garantörü olduğunu ilan etti. Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın içinden, açıklamasının bir bölümünü Esad rejimi gölgesinde asla mümkün olmayan bir ilke imza atarak anadili olan Kürtçe okudu.

fgthyju
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, Şam’da, Özerk Yönetim kurumlarının Suriye Devleti’ne entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ardından tokalaşırken, 10 Mart 2025 (SANA/AFP)

General Abdi, 26 Ağustos 2026 Salı günü endişe dolu ve çalkantılı askeri kariyerine son vererek, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak siyasi bir yolculuğa başladı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mazlum Abdi bugün artık Mustafa Halil Abdi ve sivil, siyasetçi Suriyeli bir Kürt. Belki de Cumhurbaşkanı Danışmanı Abdi, saklanmaya veya korkmaya gerek kalmadan yakında Türkiye'yi ziyaret edecek. Çünkü Türkiye, artık Cumhurbaşkanı Danışmanı’nın ve politikalarının bir parçası haline geldiği yeni Suriye'nin müttefiki bir ülke. Görünüşe göre büyüsü herkesi onunla barışmaya iten, halkının üzerinden korkuyu ve savaşı çekip alan Yeni Suriye, onurlu bir yaşamın herkes için mümkün olduğunu, barış ve hakların korunması treninin yolcuları arasında ayrım yapmadığını ve bu trenin kapılarının tüm Suriyelilere açık olduğunu herkese hatırlattı.


Libya'da Başkanlık Konseyi ve Devlet Yüksek Konseyi, Temsilciler Meclisi sessizliğini korurken "4+4 küçük masa" anlaşmasının imza törenini boykot etti

Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Libya'da Başkanlık Konseyi ve Devlet Yüksek Konseyi, Temsilciler Meclisi sessizliğini korurken "4+4 küçük masa" anlaşmasının imza törenini boykot etti

Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)

Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL), seçim komisyonunun oluşturulması ve seçim yasalarına ilişkin ‘4+4 küçük masa’ mutabakatlarının imza törenine katılma konusunda, beklenen tarihten saatler önce Başkanlık Konseyi ile Devlet Yüksek Konseyi'nin (DYK) çifte itirazıyla karşılaştı.

UNSMIL, Başkanlık Konseyi ve DYK’nın tutumuna ilişkin henüz bir açıklama yapmazken doğudaki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile batıdaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) temsilcilerinin mutabakatları imzalamasının beklendiği törene katılım konusunda Temsilciler Meclisi'nden de henüz resmi bir açıklama gelmedi.

Muhammed el-Menfi başkanlığındaki Başkanlık Konseyi cumartesi günü UNSMIL’den, imza törenine katılıp katılmama konusunda karar vermeden önce 4+4 küçük masa mutabakatlarının tam metnini kendilerine sunmasını talep etti. Öte yandan DYK, geçtiğimiz iki gün içinde BM Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Hanna Tetteh'e gönderdiği iki ayrı mektupla törene katılamayacağını resmi olarak bildirdi.

Başkanlık Konseyi, törene ‘misafir veya tanık’ olarak katılmak üzere 28 Ağustos'ta aldığı davetin geç geldiğini belirterek, anlaşmanın hala ‘belirsiz’ olduğunu ve ilgili Libya kurumlarından önce yabancı büyükelçilerin ve ülkelerin içeriği hakkında bilgilendirildiğine dikkati çekti. Başkanlık Konseyi, ‘şeffaflık eksikliği’ olarak nitelendirdiği bu durum karşısında şaşkınlığını dile getirirken, aynı zamanda ulusal seçimlerin yapılmasına ve geçiş süreçlerinin sona ermesine yol açacak her türlü ciddi süreci desteklediğini vurguladı.

Başkanlık Konseyi, davetle ilgili kararını vermeden önce anlaşmanın ve eklerinin nihai tam metninin, dayandığı hukuki zeminin, ortaya çıkacak sonuçların onaylanma ve uygulanma mekanizmasının ve ayrıca beraberinde getireceği kurumsal etkilerin kendisine sunulmasını şart koştu.

Başkanlık Konseyi’nin mektubunda, ‘Devlet başkanlığının, içeriği hakkında önceden bilgilendirilmeden, temel ulusal süreçleri etkileyen düzenlemelerin imza törenine katılmaya davet edilmesinin kurumsal açıdan doğru olmadığı’ ifade edildi.

DYK Başkanı Muhammed Tekale ise anlaşmanın imza törenine katılma davetini incelediğini belirtti. DYK’nın seçimlerin yapılmasına verdiği desteği teyit eden Tekale, siyasi süreçteki temel meselelerin, ‘DYK’nın, sonuçlarının yazımında ortak olmadığı ve sınırlı bir temsiliyete sahip bir süreç aracılığıyla karara bağlanamayacağı veya ulusal bir uzlaşı olarak sunulamayacağı’ görüşünü savundu.

DYK, Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu'nun yeniden oluşturulması hususunda başta 6+6 küçük masa ve Temsilciler Meclisi ile kurulan ortak komiteler aracılığıyla varılanlar olmak üzere, Libya kurumları arasındaki önceki mutabakatların göz ardı edilmesi olarak nitelendirdiği bu durum karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi.

Tekale, DYK’nın imza törenine katılmamasının, yol haritasını veya seçimleri reddetmek anlamına gelmediğini aksine siyasi sürecin ulusal uzlaşı ve kurumsal meşruiyete dayanmasını ve tarafların, hazırlanmasında pay sahibi olmadıkları sonuçlara sonradan meşruiyet kazandırmak üzere davet edilmemelerini güvence altına almayı amaçladığını vurguladı.

UNSMIL’in kolaylaştırıcı bir rol üstlendiği dar kapsamlı 4+4 küçük masa, geçtiğimiz günlerde Tunus'ta mutabakat taslağını paraflamıştı. Düzenlemelerin tamamlanarak anlaşmanın bu ay sonundan önce Libya'da resmen ilan edilmesi öngörülüyordu.

4+4 küçük masanın görevi, Temsilciler Meclisi ile DYK’nın mevcut siyasi süreç kapsamında bu iki adımı tamamlamada yetersiz kalmasının ardından, Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu yönetim kurulunun yeniden oluşturulmasına ve seçim sürecini düzenleyen yasal çerçevenin değiştirilmesine dayanıyor.


Berri, UNIFIL'e alternatif için BM şemsiyesini şart koştu

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri, UNIFIL'e alternatif için BM şemsiyesini şart koştu

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan, Lübnan'ın güneyinde görev yapan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) güçlerinin yerini alacak herhangi bir yabancı askeri güç için Birleşmiş Milletler (BM) şemsiyesini şart koşuyor. Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ABD'nin UNIFIL’in görev süresinin uzatılmasını reddetme konusundaki ısrarının, güney Lübnan'da BM bayrağı altında bulunacak ve Avrupa-Amerika uzlaşısına sahip olacak alternatif bir BM gücü arama zorunluluğuna kapı araladığını söyledi.

Berri bunun, Lübnan ordusunun, devletin egemenliğini -İsrail'in uluslararası sınırlara kadar çekilmesi şartıyla- tüm topraklarına yaymasını destekleyecek yegane düzenleyici güç olan uluslararası mercinin rolüne bağlı kalmak ve onu muhafaza etmek için yasal dayanağımızı kaybetmemek adına olduğunu belirtti.

Berri, Tel Aviv yönetiminin ABD himayesinde varılan Çerçeve Anlaşma uyarınca iki ülkenin vardığı mutabakatı uygulamayı reddettiği sürece, Lübnan ile İsrail arasındaki ikili anlaşmaların güneydeki uluslararası varlığın alternatifi olmadığını vurguladı.

Öte yandan İran, Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarında Hamas Hareketi’nin silahsızlandırılması dosyasını Hizbullah’ın silahlarıyla ilişkilendirdi. Resmi bir kaynak, İran ve Hizbullah’ın, ‘Hamas'ın silahının gelecekteki olası müzakerelerde oynanabilecek bir koz olduğuna inandıklarını’ ifade etti.