Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub: 7 Ekim, uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub ile konuştu

Independent
Independent
TT

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub: 7 Ekim, uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi

Independent
Independent

7 Ekim'de yaşananlar, İsrail'in suçlarına karşı uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi.

Bu sözler, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub'a ait. 

7 Ekim'de başlayan Gazze savaşının uluslararası toplumda yansımaları olduğunu söyleyen Rucub, bu savaşın Filistin devletinin kurulması için bir fırsat olması gerektiğini söyledi.

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtlayan Rucub, Hamas hareketi temaslarının kesilmediğini belirterek, "Hamas'taki kardeşlerimizin, uluslararası toplum için gerçekler ve varsayımlar haline gelen ulusal başarıları korumak amacıyla siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir yaklaşım formüle etmek için çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz" dedi.

Rucub, tüm sorunların ve zorlukların ele alınmasının, Filistin ulusal kararı ve Filistin iradesiyle yapılmalısı gerektiğini vurguladı.

"Gazze'ye yönelik saldırının ayrım gözetmeksizin cinayet ve soykırım dışında bir amacı yoktur" diyen Rucub, ayrıca "Biz Filistinliler vesayet ve müdahale konusunda duyarlıyız, durumumuzu ve çıkarlarımızı en iyi biz biliyoruz ve gerekli reform ve yönetişimin gerçekleştirilmesi de dahil olmak üzere sorunlarımıza çözüm bulma hakkına sahibiz" ifadelerini kullandı.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub'un Muhammed Zahid Gül'ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Ben bir Fetih'çiyim ama gerçekliğimizi, koşullarımızı ve Filistin halkının tarihinin bu en zor aşamasında davamızın karşılaştığı zorlukları ifade eden bir Filistin diliyle konuşacağım. Dolayısıyla biz Fetihçiler olarak vatanseverliğimiz, milli dilimiz ve duruşumuzun arzu ve emellerimizle uyumlu olması gerekiyor.

7 Ekim'de yaşananlar çok büyük bir depremdi ama bunu tarihten ve çatışmanın bağlamından koparmak hatadır. Bize göre bu olay, İsrail'in genel politikalarına, tüm Filistin topraklarındaki Filistinlilere yönelik saldırılara ve suçlara bir tepkidir.

Gazze kuşatma altında, Kudüs Yahudileştirilmeye maruz kalıyor ve her karışı hedef alınıyor. Mescid-i Aksa ve Kıyamet Kilisesi Kudüs'te bulunuyor ve İsrail Mescid-i Aksa'yı ele geçirmeye ve Mescid-i Aksa'da namaz kılma konusunda şartlar dayatmaya çalışıyor.

İsrail, 6 Ekim'e kadar yerleşim yerlerini gasp etmeye ve baskınlar yapmaya devam etti. Batı Şeria'da aralarında onlarca çocuk ve kadının da bulunduğu 200'den fazla şehit verildi.

1967'de işgal edilen Filistin topraklarının tamamında saldırılara maruz kalmayan tek bir yerleşim alanı bile kalmadı, hatta altyapı bile yok edildi.

"7 Ekim doğal bir tepki"

7 Ekim depremi, İsrail'in suçlarına ve uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve insan haklarını reddetmesine karşı uluslararası toplumun sessizliğine de bir cevaptır.

İşgale ve yenilmez dedikleri bu orduya geri dönen bir tokat oldu. Kişisel güvenlik de baltalandı ve buranın refah ve güvenlik ülkesi olmasını esas alan yerleşim projesi çöktü.

Dolayısıyla biz Filistinliler olarak ister harekette ister örgütte isterse tüm siyasi güçlerde olsun, ilk günden itibaren saldırının durdurulması yönünde net bir tavrımız vardı. Bu saldırının Gazze, Kudüs, Nablus, Cenin, Cibaliye, Refah ve Han Yunus'taki tüm Filistin halkına, Gazze'deki soykırıma, Batı Şeria'daki katliamlara yönelik olduğunu düşünüyoruz.

Savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 280 kişi şehit oldu. Yaklaşık 2 bin kişi yaralandı, Batı Şeria'da 3 bin kişi tutuklandı. İşgalci yerleşimciler tarafından ihlallerde bulunuldu, birçok kişi iç göçe zorlandı, Batı Şeria'nın her yerinde iletişim kesildi.

Gazze'deki yıkım ve toplu katliamlara ek olarak, bu faşist hükümet Gazze'ye su, elektrik, gıda, ilaç ve yakıt girmesini engelledi. Baskılar sonucunda Gazze'ye konvoylarla gıda ve ilaç yardımı yapıldı.

Bugün birinci önceliğimiz, saldırıyı durdurmak. İkincisi, insani yardım ve destekte bulunmak. Gazze'nin dörtte üçü evlerinden tahliye edildi ve iç göçe zorlandı. Şehit ve yaralı sayısı, nüfusun yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyor.

Altyapı tamamen yok edildi. Sağlık kurumları ve hizmet kurumları geçmişte kaldı. Bu, bizim sorumluluğumuzun yanı sıra, uluslararası toplumun ve tüm dünyanın sorumluluğudur.

Öncelik, saldırıyı durdurmak, ardından yardım ve ardından sıkıştırma ve abluka politikaları nedeniyle Batı Şeria'da, umut kırma ve soykırım gibi temeller üzerinde Gazze'de yaşanan zorunlu göçü önlemektir. 
 

Independent

Filistin devleti kurma fırsatı

Şimdi bu hedeflere ulaşmak için gece gündüz çabalıyoruz. Fakat bu depremin uluslararası toplumda yankıları oldu.

Bugün, bir uzlaşma söz konusu. Bu saldırganlığın ortağı ve hamisi olan ABD yönetimi bile geçmişten farklı bir şekilde konuşmaya başladı.

Bu savaş; Filistin devletinin kurulması, Filistin topraklarının birliği, bölgenin herhangi bir şekilde işgal edilmesi veya parçalanmasının reddi için bir fırsat olmalıdır.

Tüm bu konuları uluslararası politika ve mekanizmalara dönüştürmek için çaba sarf ediyoruz ve bunların BMGK tarafından alınan bir kararın sonuçları içinde olmasını amaçlıyoruz.

Filistinlilerin acılarını sona erdirmek için uluslararası meşru kararların uygulanma zamanı gelmiştir.

Bölünme döneminin 'sonu'!

Biz el-Fetih Hareketi olarak, bu saldırganlığın tüm Filistin halkını, Filistin davasını ve Filistin ulusal kimliğini hedef aldığını düşünüyoruz.

Bu, hepimizin bölünmeyi geride bırakmasını ve aşmasını gerektiriyor. Şimdi, vatanımızın birliğini, halkımızın birliğini, davamızın birliğini ve liderliğimizin birliğini sağlayan somut mekanizmalar geliştirmeye çalışıyoruz. 

Hamas ile olan iletişimimiz, ister doğrudan ister ulusal eylem grupları, ister bölgesel taraflar aracılığıyla olsun kesintiye uğramadı.

Hamas'taki kardeşlerimizden, mücadeleci ve örgütsel bir siyasi yaklaşımla ulusal başarıları koruyan ve uluslararası toplumun herkes tarafından kabul edilen bir dizi gerçeği sürdüren bir politika stratejisi oluşturmalarını bekliyoruz.

Bu başarıların başında, 1967'de işgal altındaki Filistin topraklarında bağımsız bir Filistin devleti ve başkenti Kudüs'ün yer aldığı gerçeği bulunmaktadır. Bu durum, uluslararası gündemin sabit bir unsuru haline gelmiştir.

İkinci konu, 1967'de işgal altındaki Filistin topraklarının birliğidir ve Netanyahu'nun reddettiği bir uluslararası iradedir. Netanyahu, bölünmeyi pekiştirmeye çalışsa da bu durumun sona ermesi gerekiyor. 

360 derecelik koruma

Diğer konu, Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) meselesidir. Bu bir başarıdır ve bu başarıdan vazgeçmeyeceğiz.

Elbette örgütün tüm Filistinlilere bir çatı olması için yeniden şekillendirilmesine ihtiyaç vardır. Bu, ulusal eylem fraksiyonları dahil olmak üzere tüm Filistinliler, siyasal İslam hareketi de dahil olmak üzere, ülke içinde ve diasporadaki tüm Filistinliler için bir kalkan olmalıdır.

Bu aynı zamanda, Filistin halkının tüm bileşenleriyle manevi ve gerçek bir vatan olmalıdır, tüm özellikleriyle ifade edilen bir vatan.

Diğer konu ise Filistin Ulusal Otoritesi meselesidir ki, Filistin ulusal siyasi varlığının fiziki vatanı ve kurucusu haline geldi.

Independent

Tüm Filistinlilerden ve Filistin topraklarından sorumlu bir ulusal birlik hükümetinin var olması için bu konunun da gözden geçirilmesi gerekiyor.

Bu hükümet, tüm Filistinlilere, onların ihtiyaçlarına, ilgi alanlarına ve önceliklerine odaklanarak 360 derece ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmelidir.

Fetih'in kırmızı çizgisi

Fetih olarak bizim için kutsal ve kırmızı çizgimiz olan bir diğer konu; bu sorunların ve zorlukların çözümünün Filistin ulusal kararı ve Filistin iradesiyle gerçekleşmesi gereğidir.

Bu, çıkarlarımızı ve ulusal projemizi korumak için tüm tarafların ajandalarından bağımsız olarak, Filistinli bir karar ve iradeyle yapılmalıdır.

Örgütü düzeltme sürecini biz yürütüyoruz ve birlikte anlaşma ile Filistin hükümetini kurma sürecini de biz gerçekleştiriyoruz.

Hamas'taki kardeşlerimizden ulaşan siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir yaklaşımla şu üç hedefi gerçekleştirmesini bekliyoruz: 

Birincisi, Hamas'ın da katıldığı bu başarıları korumak. 

İkincisi, bu ivmeyi ve bu uluslararası fikir birliğini sürdürmek. 

Üçüncüsü, olumlu bir ulusal ortam yaratmak ve bölünme, kışkırtma, karalama, ayrıştırma ve ihanetin sayfasını kapatmak. 

Bu yaklaşımı bir stratejik ve içsel bir Hamas kararı olarak duymak istiyoruz.

Bizim tepkimiz, Filistin vatanının birliğini ve ulusal projemizi içeren, 1948'den bu yana mücadele ettiğimiz ve büyük bir bedel ödediğimiz ulusal gururun en yüksek derecesiyle karşılanan şartlı bir ulusal tepki olacaktır.

Hiç kimse, Fetih Hareketi'nin milli bilinci oluşturmada öncü olduğunu inkâr edemez. Bugünkü hedefleri, ilkeleri ve çıkış noktaları, Filistin ulusal kimliğine dayanan ve bu işgal ile ilişkisinin çatışma üzerine kurulu olduğunu belirten tek tohum olarak hala geçerlidir.

Ancak kavramlarımız demokrasi ve çoğulculuğa dayanmaktadır. Bu, oy sandığından geçen ortaklığı tüm yönleriyle ifade eden bir anlayıştır.

Bu bizim tutumumuzdur ve ilk kez Hamas'tan mücadeleci bir siyasi ve örgütsel yaklaşım geliştirmelerini istiyoruz.
 

Fetih gelecekte Gazze'nin yönetimine katılacak mı?

Amerika ve bazı tarafların desteklediği bu faşistle yüzleşmek için bu kan ve bu kararlılıkla birlik olmazsak, bir arabulucuya veya üçüncü bir tarafa ihtiyacımız yok.

Hamas dahil herkese şunu söylüyorum, acı vericiliği ve zorluğu daha az olmayan bir mali ablukayla da karşı karşıyayız.

Diyoruz ki, "Seni en iyi kaşıyacak olan tırnağındır." Var olanı korumanın temeli olan siyasi, örgütsel ve mücadeleci yaklaşım, Filistin ulusal hükümetinin kurulması da dahil olmak üzere bir geleceğin inşasına açılan kapıdır. 

Ben herkese diyorum ki, bahsettiğim temellerde bir anlaşma olmadan hükümet olmayacak. Herkesle belirlenmiş görevler, net bir zaman çerçevesi ve herkes için güvence altına alınmış referanslar üzerinde anlaşma olmalıdır.

Yeniden inşa, yardım ve diğer konular dahil olmak üzere herkes için güvenilir referanslar ve açık bir zaman çerçevesine ek olarak, Filistin halkını demokratik seçimlere hazırlamak amacıyla, tüm Filistin topraklarında özgürce demokratik seçimler düzenlemek ve Filistin siyasi sisteminde organizasyon, otorite, başkanlık ve her şeyde bir ortaklık inşa edilmeli.  

İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesi, her türlü saldırganlığın durdurulması ve İsrail'in Filistin topraklarındaki tüm tek taraflı tedbirlerinin durdurulması öncesinde hükümetin faaliyet göstermeyeceğini teyit ediyoruz.

Bu, işgalci İsrail'e karşı koymada, Gazze'ye yardım etmede ve Filistin ulusal birliğini inşa etmede, aşamalı mutabakat ve seçimler için zaman çizelgesi oluşturarak ortaklık oluşturmada başarılı olmak için tüm koşulları sağlamada temel bir oyuncu olarak gördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti dahil olmak üzere, tüm taraflarla iletişimlerimizde ve tüm taraflarla olan ilişkilerimizde ortaya koyduğumuz siyasi özdür. 

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını durdurmanın koşulları

Bu savaşın cinayet ve soykırım dışında hiçbir amacı yoktur, Gazze'de yaşananların ayrım gözetmeksizin ve nükleer silahların kullanıldığı dünya savaşları da dahil olmak üzere, savaş tarihinde emsali yoktur.

Bu savaş, ABD'liler, bu faşist Nazi rejimine olan desteklerinin kendi çıkarlarını tehdit ettiğini, kendi değerleriyle çeliştiğini ve küresel sistemi ve Ortadoğu'nun istikrarını tehdit ettiğini anladıkları zaman sona erecektir.

ABD tarafından desteklenen ve korunan bu savaş, tüm Filistinlilere karşı bir savaştır ve bu savaş, İsrail'in Ortadoğu'da entegrasyonunu reddetme, İsrail'i izole etme ve kuşatma altına alma için bir dönüm noktası olmalıdır.

Filistin Devleti'nin tam egemenliğiyle ve Kudüs'ün başkenti olmasıyla kurulmasına ve mülteciler sorununun uluslararası hukuk kararlarına uygun olarak çözülmesine kadar devam etmelidir.

Biz Filistinliler olarak sadece bu vatana sahibiz, başka bir vatanımız yok. Direnmekten başka seçeneğimiz yok.

İster Türkiye'de ister Araplar, Müslümanlar veya dünyanın tüm özgür insanları olsun bizi seven tüm insanlara, direnmenin en yüce biçiminin kararlılık olduğunu söylüyoruz.

Filistin davasının güçlü ve canlı olduğunu söylüyoruz. Stratejik anlayış, tarih boyunca Arapça konuşan 7 milyon Filistinlinin hala tarihsel Filistin'de var olduğudur; Müslüman veya Hristiyan olsunlar, bunlar, bu bölgenin çıkarları, güvenliği, petrolü ve zenginlikleri için birinci savunma hattında bulunduklarıdır.

Bu nedenle, Filistin halkı ve Filistinli kadınlar, kendi davalarını desteklemek ve topraklarında yaşamak için Arap ve İslam vicdanını harekete geçirme hakkına sahiptir.

Böylece, göçmen ve mülteci olmayacağız, vatanımızda kalacağız ve bu bizim davamızın gücüdür. İşte bu, halkımızın fedakârlıklarının büyüklüğüdür.

Bu fedakârlıklar, birlik içinde olan, demokrasisinde bir ışık olan ve içindeki insanların güvenlik, barış ve umutla yaşamalarına yardımcı olan bir devletle taçlandırılmalıdır. Çünkü halkımızın fedakârlıkları bunu hak ediyor.

Vesayet 'hassasiyeti'

Kutsal dört varlığımız var: Devlet, teşkilat, otorite ve Bağımsız Filistin Ulusal İradesi ve Kararı.

Teşkilatın düzeltilmesi gerekiyor ve biz bu sorumluluğa sahibiz. Otorite onarıma ihtiyaç duyuyor ve biz hazırız, ancak bu, Filistinli tüm ulusal eylem güçleri arasında anlaşmayı gerektiren bir Filistin iradesi ve kararı olmalıdır.

Fraksiyonlar, sivil toplum ve halk örgütleri de direniş ve kararlılıkta omurgayı oluşturan diğer önemli unsurlardır. Herhangi bir dikteye veya müdahaleye yanıt vermeyeceğiz.

Filistinliler olarak biz, vesayet ve müdahaleye karşı hassasiyet taşıyoruz. Durumumuzu ve çıkarlarımızı en iyi biz biliriz. Sorunlarımızı çözme, gerekli reformları ve yönetimi ele alabilme hakkına sahibiz.

Bu nedenle, Hamas'la aynı ruhla, aynı kelimede buluşmak ve bu başarıları koruma amacıyla siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir politika yaklaşımı oluşturmak istiyoruz.

Fetih içerisinde bölünme var mı?

Fetih iyi durumda. Öncelikle hedeflerimize, ilkelerimize ve temellerimize bağlıyız. Tek başımıza girdiğimiz keskin dönüşlerde çok çalıştığımız ve zorluklara göğüs gerdiğimiz için hatalar yapmış olabiliriz.

Ancak iktidarın başlangıcından itibaren solunda olabilirdik, bu yaptığımız hatalardan biri. İkincisi, iktidarın içinde bulunduğu gerçekliğe de uyum sağlamamız gerekiyordu.

İktidar, çoğulculuğu garanti eden bir güçtür ve biz, hizmet ve bakım alanında bile tüm Filistinliler için '360 derecelik bir açıyla' çalışıyoruz.

Ancak biz ön planda kaldık, eksikliklerin ve kusurların bedelini ödememizin nedeni, dürüst olmamızdı. Hareketin tüm üyeleri gönüllü olarak harekete katıldılar.

Biz, iç tüzüğe göre üyeliğin en kutsal şey olduğu siyasi hareketlerin başındayız. Başka bir deyişle üyelik, hareketin beş ilkesine göre tüm Filistinlilere açıktır.

Ancak üyeliğe müdahale etmek, üçte iki çoğunlukla Merkez Komitesi'nin kararına ihtiyaç duyar.

Bazıları onları dışladığımızı söylüyor, ancak biz hakkında ihraç kararı verilen herkese suç işlememiş, pozisyonunu kötüye kullanmamış veya herhangi bir yabancı güçten destek almamış olması koşuluyla, hareketin kapılarının açık olduğunu söylüyoruz.

Bunun dışında herkes hoş gelir safa getirir. Fetih herkese açıktır. Ama hiç kimse harekete oradan veya buradan yüksek bir temsilci dayatamaz.

Biz büyük ve hoşgörülü bir hareketiz, ancak vatanseverliğimiz bir Filistinliye zarar vermemize izin vermez.

Dolayısıyla suç işleyenin, görevini kötüye kullananın, Filistinli olmayan birinin çıkarı için çalışanın harekette yeri ve rolü yoktur.

Bu bizim inancımızdır ve bu doğrultuda hareket ettik, aynı doğrultuda kalmaya devam edeceğiz. Bugün herkesin gurur duyduğu tek tohum, Filistin tohumudur.

Bu tohum, İsrail işgalinin ve yerleşim projesinin stratejik karşıtıdır ve ölçme aracıdır.

Bu tohum bizim, Fetih Hareketi mensuplarının tohumudur. Biz bunu koruyacağız ve bize ne olursa olsun, birilerinin bir şey dayatmasına izin vermeyeceğiz.

 

Independent Türkçe



Silahlı grupların kota talepleri Irak hükümetinin kurulmasını engelliyor

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
TT

Silahlı grupların kota talepleri Irak hükümetinin kurulmasını engelliyor

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)

Bağdat'tan gelen haberlere göre hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi'nin yeni hükümeti kurma çabaları, yerel ve bölgesel tarafların desteğine karşın silahlı grupların baskısıyla karşı karşıya.

Washington, terör örgütü olarak sınıflandırılan silahlı grupların temsilcilerinin hükümete dahil edilmemesi koşulunu öne sürerken iç güçler ağırlıklı bakanlık kotaları talep ediyor. Asaib Ehlu'l-Hak hareketi, Başbakan Yardımcılığı dahil çeşitli mevkilere talip olan öne çıkan isimler arasında yer alıyor. Hareketten bir üyenin aktardığına göre hareket, hükümette hak ettiği paylara sahip olduğunu ve reform kapasitesini kanıtlamak amacıyla hizmet bakanlıklarını yönetmeyi hedeflediğini belirtti.

Öte yandan uzmanlar, Washington'ın silahlı gruplardan arınmış hükümet koşulunun görevlendirilen başbakanın önündeki temel engeli oluşturduğunu değerlendirdi. Uzmanlar, silahlı grupların tamamen dışarıda bırakılmasının mevcut dengeler çerçevesinde gerçekçi olmadığına dikkat çekerek dış ve iç baskıları hafifletmek amacıyla taraf bağlantısı açıkça belli olmayan isimler aracılığıyla uzlaşı formüllerine gidilmesinin daha olası olduğuna işaret etti.


Sudan, Hartum Havalimanı’na yapılan İHA saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek büyükelçisini geri çağırdı

Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
TT

Sudan, Hartum Havalimanı’na yapılan İHA saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek büyükelçisini geri çağırdı

Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)

Sudan, Hartum Havalimanı’na yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek Addis Ababa’daki büyükelçisini istişare için geri çağırdı.

Sudan yönetimi, pazartesi günü Hartum Havalimanı’nı hedef alan İHA saldırısından Etiyopya’yı sorumlu tuttu. Buna karşılık Etiyopya suçlamaları reddederek Sudan ordusunu, ülkenin kuzeyindeki Tigray Halk Kurtuluş Cephesi militanlarına silah ve finansman sağlamakla suçladı.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre Sudanlı askeri bir yetkili pazartesi günü Hartum Havalimanı ile Omdurman’daki Vadi Seyidna askeri üssü İHA’larla hedef alındığını açıkladı. Havalimanı yakınındaki bir yerleşim alanına da bir mühimmatın düştüğü bildirildi.

Salı sabahı Sudan ordusu sözcüsü Asım Avad Abdülvahhab, saldırılarda kullanılan İHA’ların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan kalktığına dair “kesin kanıtlar” bulunduğunu söyledi. Bu açıklama, mart ayında Kuzey ve Güney Kordofan ile Mavi Nil eyaletlerini hedef alan benzer saldırıların ardından geldi.

svfbgtr
Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP)

Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, düzenlediği basın toplantısında büyükelçinin geri çağrıldığını doğrulayarak, “Hükümet olarak bu saldırıya uygun gördüğümüz şekilde karşılık verme hakkımız vardır” dedi.

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada suçlamaları “asılsız” olarak nitelendirdi. Açıklamada, Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin Tigraylı unsurlara silah ve mali destek sağlayarak Etiyopya’nın batı sınırı boyunca saldırıları kolaylaştırdığı ileri sürüldü.

Tigray bölgesinde Kasım 2020 ile Kasım 2022 arasında federal hükümet ile Tigray güçleri arasında, Eritre ordusu ve yerel milislerin de dahil olduğu savaşta Afrika Birliği tahminlerine göre en az 600 bin kişi hayatını kaybetti.

Önceki iddialar ve gelişmeler

Hartum’daki son saldırılar, birkaç gün önce başkentin güneyinde düzenlenen ve beş kişinin ölümüne yol açan, Sudan yönetiminin Hızlı Destek Kuvvetleri’ni sorumlu tuttuğu İHA saldırılarının ardından geldi.

Ayrıca Beyaz Nil eyaletinde yer alan Kenana kentindeki bir etanol fabrikasının da İHA saldırısıyla ciddi hasar gördüğü bildirildi.

Sudan hükümeti mart ayında ilk kez, bazı İHA saldırılarının Etiyopya’dan başlatıldığını öne sürmüştü. Nisan ayında Yale Üniversitesi bünyesindeki bir araştırma biriminin yayımladığı raporda ise Etiyopya sınırına yakın bir askeri üssün Hızlı Destek Kuvvetleri’ne destek sağladığı, uydu görüntüleri analizine dayanarak iddia edildi. Etiyopya bu suçlamaları da reddetti.

Sudan’daki savaşın seyri

Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında süren savaşta İHA’lar ve hava saldırıları belirleyici rol oynuyor. Birleşmiş Milletler yetkililerine göre, yıl başından bu yana bu tür saldırılarda 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Çatışmalar son dönemde özellikle Kordofan ve Mavi Nil bölgelerinde yoğunlaşırken, Hızlı Destek Kuvvetleri ülkenin doğusu ile batısını bağlayan stratejik yolu kontrol altına almaya çalışıyor. Örgüt, geçen yılın sonunda Darfur bölgesinin tamamında kontrol sağlamıştı.

Sudan fiilen ikiye bölünmüş durumda: Ordu Hartum ile ülkenin doğusu ve merkezini kontrol ederken, Hızlı Destek Kuvvetleri batıdaki Darfur ve güneyin bazı bölgelerinde hâkimiyet kurmuş durumda.

Mart 2025’te ordunun Hartum’u yeniden kontrol altına almasının ardından başkentte görece bir sakinlik sağlanmış, ancak zaman zaman İHA saldırıları devam etmişti. Son aylarda yaklaşık 1,8 milyon yerinden edilmiş kişi kente geri dönerken, iç hat uçuşları da yeniden başlamıştı. Buna rağmen elektrik ve temel hizmetlerde ciddi eksiklikler sürüyor.

Sudan Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanlığı, teknik kontrollerin tamamlanmasının ardından Hartum Havalimanı’nın yeniden faaliyete geçeceğini açıkladı.

Dördüncü yılına giren savaşta on binlerce kişi hayatını kaybetti; bazı tahminlere göre ölü sayısı 200 bini aştı. Milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan kriz, Birleşmiş Milletler tarafından dünyanın en ağır insani felaketlerinden biri olarak tanımlanıyor.


Sudan, Hartum havaalanına yapılan saldırıya karışmakla suçladığı Etiyopya'daki büyükelçisini geri çağırdı

HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan, Hartum havaalanına yapılan saldırıya karışmakla suçladığı Etiyopya'daki büyükelçisini geri çağırdı

HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)

Sudan, dün Hartum Havalimanı’nı hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek, Addis Ababa’daki büyükelçisini istişareler için geri çağırdı.

Etiyopya ise suçlamaları reddederek karşı hamlede bulundu ve Sudan ordusunu, ülkenin kuzeyindeki Tigray bölgesinde faaliyet gösteren silahlı gruplara silah ve finansman sağlamakla suçladı. Söz konusu gruplar, 2020-2022 yılları arasında Etiyopya federal güçleriyle şiddetli çatışmalara girmişti.

Sudan’ın suçlamaları, dün Hartum Havalimanı ile Omdurman’daki Vadi Seyidna askeri üssünün İHA’larla hedef alınmasının ardından geldi. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre askeri bir kaynak saldırıları doğrularken, bir mühimmatın havalimanı yakınındaki yerleşim alanına düştüğü bildirildi.

Sudan ordusu sözcüsü Asım Avad Abdülvehhab bu sabah, saldırılarda kullanılan İHA’ların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan havalandığına dair “kesin kanıtlar” bulunduğunu söyledi. Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim ise düzenlediği basın toplantısında, “Bu saldırıya karşı uygun gördüğümüz şekilde karşılık verme hakkına sahibiz” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık Etiyopya, Sudan’ın suçlamalarını “asılsız” olarak nitelendirerek, Sudan ordusunun Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne silah ve mali destek sağladığını iddia etti. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, X platformunda yayımladığı açıklamada, Sudan ordusunun bu grupların Etiyopya’nın batı sınırındaki faaliyetlerini kolaylaştırdığı öne sürüldü.

Kasım 2020 ile Kasım 2022 arasında Tigray’da yaşanan savaşta, Etiyopya federal güçlerine yerel milisler ve Eritre ordusu destek vermiş, Afrika Birliği’ne göre en az 600 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Dün gerçekleşen saldırılar, başkentin güneyinde HDK’ne atfedilen ve 5 kişinin ölümüne yol açan İHA saldırılarından günler sonra gerçekleşti.

Ülkenin güneyindeki Beyaz Nil eyaletinde ise bir hükümet kaynağı, Kanan kentindeki etanol fabrikasının İHA saldırısında ciddi hasar gördüğünü açıkladı.

Sudan hükümeti mart ayında ilk kez, Etiyopya’dan kalktığını iddia ettiği İHA saldırılarını kınadı. Nisan ayında Yale Üniversitesi’ne bağlı bir araştırma biriminin yayımladığı raporda ise Etiyopya sınırına yakın bir askeri üssün Aralık 2025 ile Mart 2026 arasında uydu görüntülerine dayanarak HDK’ne destek sağladığı öne sürülmüştü. Etiyopya ise bu iddiaları reddetmişti.

Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP).Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP).

Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile HDK arasında süren savaşta, son aylarda İHA saldırılarının yoğunlaştığı ve tarafların bu yöntemi giderek daha fazla kullandığı belirtiliyor. Birleşmiş Milletler yetkililerine göre, yılbaşından beri bu saldırılarda 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Çatışmalar son dönemde özellikle güneydeki Kurdufan ve Mavi Nil bölgelerinde yoğunlaşırken, HDK’nin ülkenin doğusunu batısına bağlayan stratejik yolu kontrol altına almaya çalıştığı ifade ediliyor. Söz konusu güçler, geçen yılın sonunda batıdaki Darfur bölgesinin tamamında kontrol sağlamıştı.

Ülke fiilen ikiye bölünmüş durumda: Ordu, Hartum ile ülkenin orta ve doğu kesimlerini kontrol ederken, HDK batıdaki Darfur ve güneyin bazı bölgelerinde hakimiyet kurmuş durumda.

Mart 2025’te ordunun Hartum’u yeniden ele geçirmesinin ardından şehirde görece bir sakinlik yaşanmış, ancak yıl sonuna doğru askeri hedefler ile enerji ve su altyapısına yönelik İHA saldırıları görülmüştü.

Son aylarda başkentte hayat kademeli olarak normale dönmeye başlamış, 1,8 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi geri dönmüş ve iç hat uçuşları yeniden başlatılmıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre buna rağmen kentin geniş kesimlerinde elektrik ve temel hizmetlerde aksaklıklar sürüyor.

Kültür, Enformasyon, Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, dünkü saldırıların ardından gerekli teknik işlemlerin tamamlanması sonrasında Hartum Havalimanı’nda faaliyetlerin yeniden başlayacağını duyurdu.

Dördüncü yılına giren savaşta on binlerce kişi hayatını kaybederken, bazı tahminler ölü sayısının 200 bini aştığını gösteriyor. Milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan çatışmalar, Birleşmiş Milletler’e göre dünyanın en ağır insani krizine neden olmuş durumda.