Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub: 7 Ekim, uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub ile konuştu

Independent
Independent
TT

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub: 7 Ekim, uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi

Independent
Independent

7 Ekim'de yaşananlar, İsrail'in suçlarına karşı uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi.

Bu sözler, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub'a ait. 

7 Ekim'de başlayan Gazze savaşının uluslararası toplumda yansımaları olduğunu söyleyen Rucub, bu savaşın Filistin devletinin kurulması için bir fırsat olması gerektiğini söyledi.

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtlayan Rucub, Hamas hareketi temaslarının kesilmediğini belirterek, "Hamas'taki kardeşlerimizin, uluslararası toplum için gerçekler ve varsayımlar haline gelen ulusal başarıları korumak amacıyla siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir yaklaşım formüle etmek için çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz" dedi.

Rucub, tüm sorunların ve zorlukların ele alınmasının, Filistin ulusal kararı ve Filistin iradesiyle yapılmalısı gerektiğini vurguladı.

"Gazze'ye yönelik saldırının ayrım gözetmeksizin cinayet ve soykırım dışında bir amacı yoktur" diyen Rucub, ayrıca "Biz Filistinliler vesayet ve müdahale konusunda duyarlıyız, durumumuzu ve çıkarlarımızı en iyi biz biliyoruz ve gerekli reform ve yönetişimin gerçekleştirilmesi de dahil olmak üzere sorunlarımıza çözüm bulma hakkına sahibiz" ifadelerini kullandı.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub'un Muhammed Zahid Gül'ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Ben bir Fetih'çiyim ama gerçekliğimizi, koşullarımızı ve Filistin halkının tarihinin bu en zor aşamasında davamızın karşılaştığı zorlukları ifade eden bir Filistin diliyle konuşacağım. Dolayısıyla biz Fetihçiler olarak vatanseverliğimiz, milli dilimiz ve duruşumuzun arzu ve emellerimizle uyumlu olması gerekiyor.

7 Ekim'de yaşananlar çok büyük bir depremdi ama bunu tarihten ve çatışmanın bağlamından koparmak hatadır. Bize göre bu olay, İsrail'in genel politikalarına, tüm Filistin topraklarındaki Filistinlilere yönelik saldırılara ve suçlara bir tepkidir.

Gazze kuşatma altında, Kudüs Yahudileştirilmeye maruz kalıyor ve her karışı hedef alınıyor. Mescid-i Aksa ve Kıyamet Kilisesi Kudüs'te bulunuyor ve İsrail Mescid-i Aksa'yı ele geçirmeye ve Mescid-i Aksa'da namaz kılma konusunda şartlar dayatmaya çalışıyor.

İsrail, 6 Ekim'e kadar yerleşim yerlerini gasp etmeye ve baskınlar yapmaya devam etti. Batı Şeria'da aralarında onlarca çocuk ve kadının da bulunduğu 200'den fazla şehit verildi.

1967'de işgal edilen Filistin topraklarının tamamında saldırılara maruz kalmayan tek bir yerleşim alanı bile kalmadı, hatta altyapı bile yok edildi.

"7 Ekim doğal bir tepki"

7 Ekim depremi, İsrail'in suçlarına ve uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve insan haklarını reddetmesine karşı uluslararası toplumun sessizliğine de bir cevaptır.

İşgale ve yenilmez dedikleri bu orduya geri dönen bir tokat oldu. Kişisel güvenlik de baltalandı ve buranın refah ve güvenlik ülkesi olmasını esas alan yerleşim projesi çöktü.

Dolayısıyla biz Filistinliler olarak ister harekette ister örgütte isterse tüm siyasi güçlerde olsun, ilk günden itibaren saldırının durdurulması yönünde net bir tavrımız vardı. Bu saldırının Gazze, Kudüs, Nablus, Cenin, Cibaliye, Refah ve Han Yunus'taki tüm Filistin halkına, Gazze'deki soykırıma, Batı Şeria'daki katliamlara yönelik olduğunu düşünüyoruz.

Savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 280 kişi şehit oldu. Yaklaşık 2 bin kişi yaralandı, Batı Şeria'da 3 bin kişi tutuklandı. İşgalci yerleşimciler tarafından ihlallerde bulunuldu, birçok kişi iç göçe zorlandı, Batı Şeria'nın her yerinde iletişim kesildi.

Gazze'deki yıkım ve toplu katliamlara ek olarak, bu faşist hükümet Gazze'ye su, elektrik, gıda, ilaç ve yakıt girmesini engelledi. Baskılar sonucunda Gazze'ye konvoylarla gıda ve ilaç yardımı yapıldı.

Bugün birinci önceliğimiz, saldırıyı durdurmak. İkincisi, insani yardım ve destekte bulunmak. Gazze'nin dörtte üçü evlerinden tahliye edildi ve iç göçe zorlandı. Şehit ve yaralı sayısı, nüfusun yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyor.

Altyapı tamamen yok edildi. Sağlık kurumları ve hizmet kurumları geçmişte kaldı. Bu, bizim sorumluluğumuzun yanı sıra, uluslararası toplumun ve tüm dünyanın sorumluluğudur.

Öncelik, saldırıyı durdurmak, ardından yardım ve ardından sıkıştırma ve abluka politikaları nedeniyle Batı Şeria'da, umut kırma ve soykırım gibi temeller üzerinde Gazze'de yaşanan zorunlu göçü önlemektir. 
 

Independent

Filistin devleti kurma fırsatı

Şimdi bu hedeflere ulaşmak için gece gündüz çabalıyoruz. Fakat bu depremin uluslararası toplumda yankıları oldu.

Bugün, bir uzlaşma söz konusu. Bu saldırganlığın ortağı ve hamisi olan ABD yönetimi bile geçmişten farklı bir şekilde konuşmaya başladı.

Bu savaş; Filistin devletinin kurulması, Filistin topraklarının birliği, bölgenin herhangi bir şekilde işgal edilmesi veya parçalanmasının reddi için bir fırsat olmalıdır.

Tüm bu konuları uluslararası politika ve mekanizmalara dönüştürmek için çaba sarf ediyoruz ve bunların BMGK tarafından alınan bir kararın sonuçları içinde olmasını amaçlıyoruz.

Filistinlilerin acılarını sona erdirmek için uluslararası meşru kararların uygulanma zamanı gelmiştir.

Bölünme döneminin 'sonu'!

Biz el-Fetih Hareketi olarak, bu saldırganlığın tüm Filistin halkını, Filistin davasını ve Filistin ulusal kimliğini hedef aldığını düşünüyoruz.

Bu, hepimizin bölünmeyi geride bırakmasını ve aşmasını gerektiriyor. Şimdi, vatanımızın birliğini, halkımızın birliğini, davamızın birliğini ve liderliğimizin birliğini sağlayan somut mekanizmalar geliştirmeye çalışıyoruz. 

Hamas ile olan iletişimimiz, ister doğrudan ister ulusal eylem grupları, ister bölgesel taraflar aracılığıyla olsun kesintiye uğramadı.

Hamas'taki kardeşlerimizden, mücadeleci ve örgütsel bir siyasi yaklaşımla ulusal başarıları koruyan ve uluslararası toplumun herkes tarafından kabul edilen bir dizi gerçeği sürdüren bir politika stratejisi oluşturmalarını bekliyoruz.

Bu başarıların başında, 1967'de işgal altındaki Filistin topraklarında bağımsız bir Filistin devleti ve başkenti Kudüs'ün yer aldığı gerçeği bulunmaktadır. Bu durum, uluslararası gündemin sabit bir unsuru haline gelmiştir.

İkinci konu, 1967'de işgal altındaki Filistin topraklarının birliğidir ve Netanyahu'nun reddettiği bir uluslararası iradedir. Netanyahu, bölünmeyi pekiştirmeye çalışsa da bu durumun sona ermesi gerekiyor. 

360 derecelik koruma

Diğer konu, Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) meselesidir. Bu bir başarıdır ve bu başarıdan vazgeçmeyeceğiz.

Elbette örgütün tüm Filistinlilere bir çatı olması için yeniden şekillendirilmesine ihtiyaç vardır. Bu, ulusal eylem fraksiyonları dahil olmak üzere tüm Filistinliler, siyasal İslam hareketi de dahil olmak üzere, ülke içinde ve diasporadaki tüm Filistinliler için bir kalkan olmalıdır.

Bu aynı zamanda, Filistin halkının tüm bileşenleriyle manevi ve gerçek bir vatan olmalıdır, tüm özellikleriyle ifade edilen bir vatan.

Diğer konu ise Filistin Ulusal Otoritesi meselesidir ki, Filistin ulusal siyasi varlığının fiziki vatanı ve kurucusu haline geldi.

Independent

Tüm Filistinlilerden ve Filistin topraklarından sorumlu bir ulusal birlik hükümetinin var olması için bu konunun da gözden geçirilmesi gerekiyor.

Bu hükümet, tüm Filistinlilere, onların ihtiyaçlarına, ilgi alanlarına ve önceliklerine odaklanarak 360 derece ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmelidir.

Fetih'in kırmızı çizgisi

Fetih olarak bizim için kutsal ve kırmızı çizgimiz olan bir diğer konu; bu sorunların ve zorlukların çözümünün Filistin ulusal kararı ve Filistin iradesiyle gerçekleşmesi gereğidir.

Bu, çıkarlarımızı ve ulusal projemizi korumak için tüm tarafların ajandalarından bağımsız olarak, Filistinli bir karar ve iradeyle yapılmalıdır.

Örgütü düzeltme sürecini biz yürütüyoruz ve birlikte anlaşma ile Filistin hükümetini kurma sürecini de biz gerçekleştiriyoruz.

Hamas'taki kardeşlerimizden ulaşan siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir yaklaşımla şu üç hedefi gerçekleştirmesini bekliyoruz: 

Birincisi, Hamas'ın da katıldığı bu başarıları korumak. 

İkincisi, bu ivmeyi ve bu uluslararası fikir birliğini sürdürmek. 

Üçüncüsü, olumlu bir ulusal ortam yaratmak ve bölünme, kışkırtma, karalama, ayrıştırma ve ihanetin sayfasını kapatmak. 

Bu yaklaşımı bir stratejik ve içsel bir Hamas kararı olarak duymak istiyoruz.

Bizim tepkimiz, Filistin vatanının birliğini ve ulusal projemizi içeren, 1948'den bu yana mücadele ettiğimiz ve büyük bir bedel ödediğimiz ulusal gururun en yüksek derecesiyle karşılanan şartlı bir ulusal tepki olacaktır.

Hiç kimse, Fetih Hareketi'nin milli bilinci oluşturmada öncü olduğunu inkâr edemez. Bugünkü hedefleri, ilkeleri ve çıkış noktaları, Filistin ulusal kimliğine dayanan ve bu işgal ile ilişkisinin çatışma üzerine kurulu olduğunu belirten tek tohum olarak hala geçerlidir.

Ancak kavramlarımız demokrasi ve çoğulculuğa dayanmaktadır. Bu, oy sandığından geçen ortaklığı tüm yönleriyle ifade eden bir anlayıştır.

Bu bizim tutumumuzdur ve ilk kez Hamas'tan mücadeleci bir siyasi ve örgütsel yaklaşım geliştirmelerini istiyoruz.
 

Fetih gelecekte Gazze'nin yönetimine katılacak mı?

Amerika ve bazı tarafların desteklediği bu faşistle yüzleşmek için bu kan ve bu kararlılıkla birlik olmazsak, bir arabulucuya veya üçüncü bir tarafa ihtiyacımız yok.

Hamas dahil herkese şunu söylüyorum, acı vericiliği ve zorluğu daha az olmayan bir mali ablukayla da karşı karşıyayız.

Diyoruz ki, "Seni en iyi kaşıyacak olan tırnağındır." Var olanı korumanın temeli olan siyasi, örgütsel ve mücadeleci yaklaşım, Filistin ulusal hükümetinin kurulması da dahil olmak üzere bir geleceğin inşasına açılan kapıdır. 

Ben herkese diyorum ki, bahsettiğim temellerde bir anlaşma olmadan hükümet olmayacak. Herkesle belirlenmiş görevler, net bir zaman çerçevesi ve herkes için güvence altına alınmış referanslar üzerinde anlaşma olmalıdır.

Yeniden inşa, yardım ve diğer konular dahil olmak üzere herkes için güvenilir referanslar ve açık bir zaman çerçevesine ek olarak, Filistin halkını demokratik seçimlere hazırlamak amacıyla, tüm Filistin topraklarında özgürce demokratik seçimler düzenlemek ve Filistin siyasi sisteminde organizasyon, otorite, başkanlık ve her şeyde bir ortaklık inşa edilmeli.  

İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesi, her türlü saldırganlığın durdurulması ve İsrail'in Filistin topraklarındaki tüm tek taraflı tedbirlerinin durdurulması öncesinde hükümetin faaliyet göstermeyeceğini teyit ediyoruz.

Bu, işgalci İsrail'e karşı koymada, Gazze'ye yardım etmede ve Filistin ulusal birliğini inşa etmede, aşamalı mutabakat ve seçimler için zaman çizelgesi oluşturarak ortaklık oluşturmada başarılı olmak için tüm koşulları sağlamada temel bir oyuncu olarak gördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti dahil olmak üzere, tüm taraflarla iletişimlerimizde ve tüm taraflarla olan ilişkilerimizde ortaya koyduğumuz siyasi özdür. 

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını durdurmanın koşulları

Bu savaşın cinayet ve soykırım dışında hiçbir amacı yoktur, Gazze'de yaşananların ayrım gözetmeksizin ve nükleer silahların kullanıldığı dünya savaşları da dahil olmak üzere, savaş tarihinde emsali yoktur.

Bu savaş, ABD'liler, bu faşist Nazi rejimine olan desteklerinin kendi çıkarlarını tehdit ettiğini, kendi değerleriyle çeliştiğini ve küresel sistemi ve Ortadoğu'nun istikrarını tehdit ettiğini anladıkları zaman sona erecektir.

ABD tarafından desteklenen ve korunan bu savaş, tüm Filistinlilere karşı bir savaştır ve bu savaş, İsrail'in Ortadoğu'da entegrasyonunu reddetme, İsrail'i izole etme ve kuşatma altına alma için bir dönüm noktası olmalıdır.

Filistin Devleti'nin tam egemenliğiyle ve Kudüs'ün başkenti olmasıyla kurulmasına ve mülteciler sorununun uluslararası hukuk kararlarına uygun olarak çözülmesine kadar devam etmelidir.

Biz Filistinliler olarak sadece bu vatana sahibiz, başka bir vatanımız yok. Direnmekten başka seçeneğimiz yok.

İster Türkiye'de ister Araplar, Müslümanlar veya dünyanın tüm özgür insanları olsun bizi seven tüm insanlara, direnmenin en yüce biçiminin kararlılık olduğunu söylüyoruz.

Filistin davasının güçlü ve canlı olduğunu söylüyoruz. Stratejik anlayış, tarih boyunca Arapça konuşan 7 milyon Filistinlinin hala tarihsel Filistin'de var olduğudur; Müslüman veya Hristiyan olsunlar, bunlar, bu bölgenin çıkarları, güvenliği, petrolü ve zenginlikleri için birinci savunma hattında bulunduklarıdır.

Bu nedenle, Filistin halkı ve Filistinli kadınlar, kendi davalarını desteklemek ve topraklarında yaşamak için Arap ve İslam vicdanını harekete geçirme hakkına sahiptir.

Böylece, göçmen ve mülteci olmayacağız, vatanımızda kalacağız ve bu bizim davamızın gücüdür. İşte bu, halkımızın fedakârlıklarının büyüklüğüdür.

Bu fedakârlıklar, birlik içinde olan, demokrasisinde bir ışık olan ve içindeki insanların güvenlik, barış ve umutla yaşamalarına yardımcı olan bir devletle taçlandırılmalıdır. Çünkü halkımızın fedakârlıkları bunu hak ediyor.

Vesayet 'hassasiyeti'

Kutsal dört varlığımız var: Devlet, teşkilat, otorite ve Bağımsız Filistin Ulusal İradesi ve Kararı.

Teşkilatın düzeltilmesi gerekiyor ve biz bu sorumluluğa sahibiz. Otorite onarıma ihtiyaç duyuyor ve biz hazırız, ancak bu, Filistinli tüm ulusal eylem güçleri arasında anlaşmayı gerektiren bir Filistin iradesi ve kararı olmalıdır.

Fraksiyonlar, sivil toplum ve halk örgütleri de direniş ve kararlılıkta omurgayı oluşturan diğer önemli unsurlardır. Herhangi bir dikteye veya müdahaleye yanıt vermeyeceğiz.

Filistinliler olarak biz, vesayet ve müdahaleye karşı hassasiyet taşıyoruz. Durumumuzu ve çıkarlarımızı en iyi biz biliriz. Sorunlarımızı çözme, gerekli reformları ve yönetimi ele alabilme hakkına sahibiz.

Bu nedenle, Hamas'la aynı ruhla, aynı kelimede buluşmak ve bu başarıları koruma amacıyla siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir politika yaklaşımı oluşturmak istiyoruz.

Fetih içerisinde bölünme var mı?

Fetih iyi durumda. Öncelikle hedeflerimize, ilkelerimize ve temellerimize bağlıyız. Tek başımıza girdiğimiz keskin dönüşlerde çok çalıştığımız ve zorluklara göğüs gerdiğimiz için hatalar yapmış olabiliriz.

Ancak iktidarın başlangıcından itibaren solunda olabilirdik, bu yaptığımız hatalardan biri. İkincisi, iktidarın içinde bulunduğu gerçekliğe de uyum sağlamamız gerekiyordu.

İktidar, çoğulculuğu garanti eden bir güçtür ve biz, hizmet ve bakım alanında bile tüm Filistinliler için '360 derecelik bir açıyla' çalışıyoruz.

Ancak biz ön planda kaldık, eksikliklerin ve kusurların bedelini ödememizin nedeni, dürüst olmamızdı. Hareketin tüm üyeleri gönüllü olarak harekete katıldılar.

Biz, iç tüzüğe göre üyeliğin en kutsal şey olduğu siyasi hareketlerin başındayız. Başka bir deyişle üyelik, hareketin beş ilkesine göre tüm Filistinlilere açıktır.

Ancak üyeliğe müdahale etmek, üçte iki çoğunlukla Merkez Komitesi'nin kararına ihtiyaç duyar.

Bazıları onları dışladığımızı söylüyor, ancak biz hakkında ihraç kararı verilen herkese suç işlememiş, pozisyonunu kötüye kullanmamış veya herhangi bir yabancı güçten destek almamış olması koşuluyla, hareketin kapılarının açık olduğunu söylüyoruz.

Bunun dışında herkes hoş gelir safa getirir. Fetih herkese açıktır. Ama hiç kimse harekete oradan veya buradan yüksek bir temsilci dayatamaz.

Biz büyük ve hoşgörülü bir hareketiz, ancak vatanseverliğimiz bir Filistinliye zarar vermemize izin vermez.

Dolayısıyla suç işleyenin, görevini kötüye kullananın, Filistinli olmayan birinin çıkarı için çalışanın harekette yeri ve rolü yoktur.

Bu bizim inancımızdır ve bu doğrultuda hareket ettik, aynı doğrultuda kalmaya devam edeceğiz. Bugün herkesin gurur duyduğu tek tohum, Filistin tohumudur.

Bu tohum, İsrail işgalinin ve yerleşim projesinin stratejik karşıtıdır ve ölçme aracıdır.

Bu tohum bizim, Fetih Hareketi mensuplarının tohumudur. Biz bunu koruyacağız ve bize ne olursa olsun, birilerinin bir şey dayatmasına izin vermeyeceğiz.

 

Independent Türkçe



El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor
TT

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

Batı Şeria’nın güneyinde, Kudüs’ün yaklaşık 35 kilometre uzağında bulunan El-Halil kentine ulaşmadan önce, 60 numaralı çevre yolu olarak bilinen otoyolda, farklı milletlerden, dinlerden ve inançlardan yolcuları gidecekleri yerlere yönlendiren çok sayıda levha ve tabela göze çarpıyor. İbranice, İngilizce ve Arapça olmak üzere üç dilde hazırlanan bu tabelalar, varış noktası Filistin’de, İsrail’de ya da daha uzak bir yerde olsun, yolculara yön gösteriyor.

cgthy
El-Halil’in Eski Şehir’e giden girişinde bulunan bir İsrail kontrol noktası (Şarku’l Avsat)

Giriş yasak

Şehrin ana girişine kısa bir mesafe kala, İsraillileri kendilerine girişin yasak olduğu ve ‘tehlikeli’ olarak nitelendirilen A Bölgesi’ne girmemeleri konusunda uyaran dev bir tabela karşılıyor. Ancak tabela, bölgede yaşayan 500 yerleşimcinin varlığını görmezden geliyor. Bu yerleşimciler, Batı Şeria’nın en büyük kentinin kalbi olan Eski Şehir’i işgal ediyor; sokakları, evleri, dükkânları, meydanları, balkon manzaralarını ve Harem-i İbrahim Camii’ni kent sakinleriyle paylaşıyor. Komşularını her gün evlerinden çıkarmaya çalışıyorlar. Uzun ve yıpratıcı bir mücadeleye dönüşen bu süreç, 7 Ekim 2023’ün ardından büyük ölçüde daha da şiddetlendi.

El-Halil’in kalabalık ve ticari hareketliliğin yoğun olduğu Babu’z Zaviye bölgesinde, Şüheda Caddesi’nin başında, göreve hazır bekleyen İsrail askerleri karşılıyor sizi. Görevleri, bölgede yaşayan ve kuşatma altındaki, harap durumdaki eski evlerinden ayrılmamış birkaç kişi dışında, Filistinlilerin bölgeye girişini engellemek. Bu az sayıdaki Filistinli ise her gün evlerine gidip gelirken ayrıntılı aramalara tabi tutuluyor ve sürekli şüpheli muamelesi görüyor.

7 Ekim’den önce ve sonra

7 Ekim öncesinde askerlerin izin vermesi üzerine sokağa girmiştik. Ancak yalnızca 100 metre ilerledikten sonra bir asker bizi durdurmuş ve ‘Arap görünümümüz’ nedeniyle yolumuza devam etmemizin yasak olduğunu söylemişti. Asker, güvenliğimizi sağlayamayacağını öne sürmüştü.

Bugün ise bir metre bile ilerlememize izin verilmiyor.

adfrgth
El-Halil’in Eski Şehir bölgesindeki bir caddede geçişi engelleyen İsrail askeri (DPA)

Eski Şehir’e başka açık güzergâhlardan girdik, ancak buradaki çok sayıda sokağın kapatıldığını gördük. Şehre ait pek çok bölgeye ulaşamadık. Bunların arasında, Harem-i İbrahim Camii’nin arkasında bulunan Sehle Caddesi de vardı. Şüheda Caddesi gibi burası da kapatılmıştı. Bölgede yaşayanlar hariç Filistinlilerin bu sokağa girmesi yasaklanmıştı.

İslam el-Fahuri, girişi kapalı olmayan ara sokaklarda, bomboş durumdaki Lübnan Çarşısı’nda karşımıza çıktı. İç içe geçmiş diğer Eski Şehir sokaklarının bir parçası olan çarşıda dükkânlar kapalıydı; ne esnaf ne bölge sakini ne de alışveriş yapan kimse vardı.

Fahuri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, aşağılayıcı ve zorlu uygulamalardan mümkün olduğunca kaçınmak için günde yalnızca bir kez dışarı çıkmayı, ardından da evine dönmeyi tercih ettiğini söyledi. Fahuri, “Bize sürekli şüpheli muamelesi yapıyorlar. Adınızın özel bir listede kayıtlı olması gerekiyor. Dışarı çıkarken ve geri dönerken aramadan geçiriliyorsunuz. Kimlikleriniz ayrıntılı biçimde inceleniyor, ancak bundan sonra geçişinize izin veriliyor” dedi.

Fahuri, Filistinliler ile İsrailliler arasındaki çatışmanın merkezinde yer alan Harem-i İbrahim Camii’nin yakınındaki Sehle Caddesi’ndeki evinde kalmayı sürdüren az sayıdaki kişiden biri.

ghyju
El-Halil şehrindeki ana kavşak (Şarku’l Avsat)

Fahuri, burada kalmasının nedenini, evinden ayrılma fikrini kabullenememesine ve ‘evini onlara bırakmak istememesine’ bağlıyor.

“Evden ayrılırsanız hemen el koyuyorlar. Zaten istedikleri de bu. Yaşanan her şey bizi evlerimizden göç etmeye zorlamayı amaçlıyor. Ordu neden üzerimizde baskı kuruyor? Neden bütün bu uygulamalar? Yerleşimciler neden bize saldırıyor? Çünkü buranın tamamını istiyorlar” diye konuştu.

Fahuri, kendisinin ve bölgedeki diğer kişilerin defalarca saldırı ve şiddet olaylarına maruz kaldığını anlatırken teslim olmadığını vurgulayarak, “Buradan gitmeyeceğim, evimden de vazgeçmeyeceğim” dedi.

Fahuri, kalma mücadelesinin daha da zorlaştığı ve bedelinin arttığı 7 Ekim sonrasında bile tutumunu değiştirmedi.

7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’daki yerleşimciler düşmanca tutumlarını yoğunlaştırarak geniş bölgelerde kanlı saldırılar düzenlemeye başladı. Filistinlileri öldürüyor, evlerini, mülklerini ve ibadethanelerini ateşe veriyor, tarım alanlarını tahrip ediyor; topraklara, evlere, dağ tepelerine ve hatta hayvanlara el koyuyorlar.

Fahuri, “7 Ekim'den sonra her yerleşimci kendi başına bir devlete dönüştü” dedi.

scdfvgh
10 yerleşimcinin ziyareti sırasında, El-Halil’deki Eski Şehir’in girişlerinden birini koruyan İsrailli askerler, Ekim 2026 (DPA)

Şöyle devam etti: “Eskiden daha özgür hareket edebiliyor, daha az gerginlik yaşıyorduk. Ancak 7 Ekim’den sonra her şey değişti. Kapıları kapattılar, kontrol noktalarının sayısını artırdılar. Buradaki her hareketimiz artık denetim altında. Bütün bunların yanı sıra sürekli saldırılara ve şiddet olaylarına maruz kalıyoruz; hesap soran da yok, bizi denetleyen de. Evlerimize saldırıyor, sokaklarda bize şiddet uyguluyorlar. Her gün bir sorun, her gün.”

Fahuri’nin anlattıkları, Eski Şehir’in geniş kesimlerinde neden artık kimsenin yaşamadığını ve dükkânların neden kapalı olduğunu anlamaya yardımcı oluyor.

1978’de başlayan savaş

Elbette, kapatılma süreci 7 Ekim’den sonra başlamadı; çok daha öncesine dayanıyor. Yerleşimcilerin mücadelesi uzun yıllardır devam ediyor, ancak söz konusu tarihten sonra daha da şiddetlendi.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi’ne göre, Eski Şehir’deki ilk yerleşimci noktaları 1978 yılında kuruldu. Bir grup yerleşimci, kentin merkezindeki Deboya binasını işgal etti. Yerleşimciler daha sonra buraya Beit Hadassah adını verdi. 1980 yılında yaşanan ve Deboya Operasyonu olarak bilinen olayın ardından, işgale karşılık olarak İsrail işgal makamları, stratejik konumdaki yerleşimci noktasını genişletmek amacıyla onlarca evi yıktı. 1983 yılında ise Deboya binasının yakınında, Yahudilere ait olduğu iddiasıyla Usame bin Münkız Okulu’nun kontrolünün ele geçirilmesinin ardından Beit Romano adıyla bilinen bir yerleşimci noktası kuruldu.

1984 yılında Tel Rümeyde’deki arkeolojik bir alan üzerinde yeni bir yerleşimci noktası olan Abraham Avinu kuruldu. İsrail işgal makamları, Eski Şehir’deki merkezî sebze pazarını kapattı ve daha sonra yeni bir yerleşimci noktası kurulması amacıyla burayı yerleşimcilere teslim etti. Beit Hassoun ve Beit Shneerson gibi başka yerleşimci noktaları da kuruldu.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi, İsrail’in bölgeyi kontrol altına almayı ve yerleşimci noktalarının kapsamını genişletmeyi hedeflediğini belirtti. Bu amaçla Arap nüfusa karşı ırkçı politikalar uygulandığını kaydeden merkez, onlarca kontrol noktası ve arama noktası oluşturulduğunu, bazı sokak ve pazarların tamamen kapatıldığını bildirdi. Bu uygulamaların Arap halkını bölgeden çıkarmayı, yaşamlarını zorlaştırmayı ve nihayetinde göçe zorlamayı amaçladığı ifade edildi. Merkezin verilerine göre, yaklaşık 1829 dükkân kapatıldı. Bunların 520’si özel askerî emirlerle kapatılırken geri kalanı, yolların kapatılması ve dar sokaklara kontrol noktaları ile arama noktaları yerleştirilmesi nedeniyle sahipleri tarafından kapatıldı.

frgthy
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentindeki Eski Şehir’de bulunan Harem-i İbrahim Camii’nin duvarlarına asılı İsrail bayrakları, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Bölgede kısa süreliğine görüştüğümüz Eski Şehir sakinleri, “Onlarla mücadele uzun zamandır devam ediyor, ancak iki dönemde daha da şiddetlendi. Bunlardan ilki 2000 yılındaki İkinci İntifada, ikincisi ise 7 Ekim 2023 sonrası” dedi.

Bugün gelinen noktada, nüfusu 40 bin olan Eski Şehir sakinlerinin büyük bölümü bölgeyi terk etmiş durumda.

Harem-i İbrahim Camii... Bir taş atımı uzaklıkta

Filistinlilerin dünyanın en eski kutsal mekânı olarak nitelendirdiği Harem-i İbrahim Camii, yalnızca birkaç adım uzaklıktaydı. Ancak camiye ulaşmadan önce çevrede bir miktar canlılık göze çarpıyordu. Birkaç dükkân açıktı. Bu dükkânlarda zanaatkârlar ve imalatçılar çeşitli takılar, seramikler ve ahşap oymalar sergiliyordu. Filistin haritaları ve nakış işlemelerinin yanı sıra süslemeli fincanlar, tütsüler ve işgalin kendisinden bile daha eski bir geçmişe sahip, çok eski bir imalathanede üretilen lokumlar da satışa sunuluyordu.

Vitrinlerden birinde, hayatını kaybeden şair Mahmud Derviş’in sedef üzerine çizilmiş bir portresi yer alıyordu. Portresinin yanına, şairin bir zamanlar söylediği şu sözler yazılmıştı: “Bu topraklarda yaşamaya değer şeyler var.” Hemen yanında ise Feyruz’un bir resmi ve “Ben sevgilime, sevgilim de bana ait” sözleri bulunuyordu. Bunların yanı sıra, yaşanan anla hiçbir benzerlik taşımayan başka seramik eserler de sergileniyordu.

csdfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, Harem-i İbrahim Camii (Makpela Mağarası) dışında dua eden bir İsrail askeri (AFP)

Harem-i İbrahim Camii’nin karşısında, bu topraklarda, İsrailli bir asker güvenlik kapılarının arkasında, silahlı ve tetikte bir şekilde durarak namaz kılmak isteyenleri gözetliyordu. Asker, yalnızca yeşil ışık yandığında geçişlerine izin veriyordu.

Önce döner kapılardan, ardından elektronik kapılardan geçtik. Asker her bir kişinin kimliğini kontrol ettikten sonra gözetleme kameraları ve nöbetçi askerlerin bulunduğu güvenlik kabinlerine ulaştık. Burada bir kadın asker kimlikleri yeniden kontrol etti ve ardından Harem-i İbrahim Camii’ne geçmemize izin verdi.

Bütün bunlar yalnızca birkaç adım içinde gerçekleşti. Ancak yaşananlar, namaz kılınan bir camiye girişten çok, bir ülkenin sınırından ya da bir savunma bakanlığının yerleşkesinden geçişi andırıyordu.

Müslümanlar açısından büyük kutsallık taşıyan mekân, kendine özgü heybetini koruyordu, ancak içeride namaz kılanların sayısı azdı.

xscdfrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, Harem-i İbrahim Camii’nde namaz kılmak için bir İsrail kontrol noktasında bekleyen Filistinliler, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Hayatında ilk kez buraya gelenlerden bazıları, İsrail kameralarının gözetimi altında peygamberlerin makamlarını büyük bir şaşkınlıkla inceliyor, tarihî mekânın çok sayıdaki eski köşesini keşfediyordu.

Kameralar her yerdeydi. Yüzünüzü hangi yöne çevirseniz her hareketi ve her sözü kaydeden bir kamerayla karşılaşıyordunuz.

Cami Müdürü: “Bize korku salıyorlar”

Harem-i İbrahim Camii Müdürü Şeyh Mutaz Ebu Sinine, İsraillilerin bu durumu fırsata çevirerek camiye baskın düzenlemesinden endişe ettiği için, kamera veya görüntü kaydı olmadan bile camide bir tur düzenleme fikrine sıcak bakmıyordu.

Zaten çekim kameraları ve mikrofonlarla da bölgeye gitmedik. Çünkü bu, saatler sürecek soru-cevap işlemleri ve belki de hiçbir zaman çıkmayacak izinleri beklemek anlamına geliyordu.

İsrail makamları, caminin her köşesini sesli ve görüntülü olarak izleyecek şekilde kamera sistemlerini güçlendirmişti. Ayrıca cami yönetimini, askerlerin istedikleri zaman ve hızla camiye baskın düzenleyebilmelerini sağlayacak özel geçiş güzergâhlarını halıların üzerine yerleştirmeye zorlamıştı.

Ebu Sinine, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gördüğünüz gibi buraya giren herkes kendisini bir askerî kışlaya girmiş gibi hissediyor ve sürekli gözetim altında tutuluyor. Barikatlar, kapılar, ayrıntılı kontroller, aramalar ve kimlik incelemeleri var. Bunlar, mübarek Harem-i İbrahim Camii’ne gelen herkesi etkileyen günlük uygulamalar. Zaman zaman ziyaretçiler aşağılanıyor ve onurlarını zedeleyen muamelelere maruz kalıyor. Buna caminin görevlileri, çalışanları ve yönetimi de dâhil. Bu mekâna giren herkes sesli ve görüntülü olarak sıkı gözetim altında tutuluyor” dedi.

Ebu Sinine’ye göre bütün bunlar, camiyi boşaltmayı ve Yahudilere ait bir mekâna dönüştürmeyi amaçlayan, yeni bir fiilî durum dayatma politikasının parçası.

xsdfrg
Harem-i İbrahim Camii’nde namaz kılanlar (Şarku’l Avsat)

Harem-i İbrahim Camii’nde zaten çok az sayıda kişi namaz kılıyordu. Ebu Sinine, 7 Ekim’den sonra durumun büyük ölçüde değiştiğini ve 25 yaşın altındaki bütün Filistinlilerin camiye girişinin tamamen yasaklanmasına kadar vardığını söyledi.

Ebu Sinine, “Buraya gelenlerin yüreklerine korku ve dehşet salıyorlar” diye konuştu.

Zamansal ve mekânsal sınırlama

Harem-i İbrahim Camii’nin bir bölümü, Eski Şehir’de olduğu gibi, Filistinlilerin girişine tamamen kapalı durumda.

1994 yılında camide yaşanan ve İsrail ordusunda görev yapmış yerleşimci doktor Baruch Goldstein’ın 29 kişiyi öldürdüğü katliamın ardından İsrail, caminin yüzde 63’ünü kontrol altına alarak Yahudilere ayrılmış bir alana dönüştürdü.

Goldstein, aşırı sağcı Meir Kahane tarafından kurulan terör örgütü Kach hareketinin mensubuydu.

Ebu Sinine, “O tarihten bu yana caminin yüzde 63’ü Müslümanlara kapalı” dedi.

Arada ayırıcı bir kapı bulunuyordu. Bu kapının arkasında Yahudi ibadetleri yapılıyor, gürültülü kutlamalar düzenleniyor ve şofar çalınıyordu. Müslümanların buraya girmesine yılda yalnızca 10 gün izin veriliyordu. Bu günler; Ramazan Ayı’ndaki cuma günleri, Kadir Gecesi, Ramazan ve Kurban bayramları, Mevlit Kandili, Hicret ve Miraç geceleriydi. Buna karşılık, Yahudi bayramlarına denk gelen 10 günde Müslümanların camiye girmesi tamamen yasaklanıyordu.

scdfrgth
Okul gezisi sırasında Harem-i İbrahim Camii’ndeki türbelerden birinin önünde duran Filistinli bir çocuk (Şarku’l Avsat)

Bu uygulama, Filistinlilerin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’da da hayata geçirilmesinden endişe ettiği zamansal ve mekânsal sınırlama olarak biliniyor.

Az sayıdaki cemaatin arasında müezzin ayağa kalkarak namaz için kamet getirdi. Oysa daha önce İsrail’in kontrolündeki bölümde bulunan odasına gitmesi engelleniyordu.

Müezzinin hoparlörler ve dış ses sistemleri aracılığıyla ezan okuması da yasaktı.

Daha önce müezzin, kendisini odasına götürmeleri için İsrail askerlerinin gelmesini beklemek zorundaydı. Ardından cemaate ezan okuyor ve yine askerlerin eşliğinde, kısa ancak tehlikelerle dolu bir yolculuğun ardından oradan ayrılıyordu.

Ancak bu uygulama bütün namaz vakitlerinde aynı şekilde geçerli değildi. Müezzinin cumartesi ve cuma günlerinin belirli saatlerinde ve gecenin bazı bölümlerinde odasına gitmesine izin verilmiyordu.

Ortak türbeler ve tarihsel anlatı üzerine çatışma

Hz. İbrahim, Hz. Yakup, Hz. İshak ve Hz. Yusuf’un türbeleri, en çok ziyaret edilen ve hatıra fotoğrafı çekilen yerlerdi.

Yahudiler, bu türbelerin mekânın kendilerine de ait olduğunun kanıtı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla buradaki çatışma yalnızca işgalle ilgili değil; kimliği de şekillendiren tarih anlatısı ve dinî statü üzerinde de yaşanıyor.

Ebu Sinine, “Tarih anlatısını ve kimliği silmeye çalışıyorlar. Burası bizim diyorlar. Biz ise buranın tamamen İslami bir mekân olduğunu söylüyoruz. Onlar İbrahim’e dayandıklarına inanıyor ve onun oğlunun soyundan geldiklerini, dolayısıyla bu mekân üzerinde hak sahibi olduklarını söylüyorlar. Ancak peygamberler üzerinde asıl hak sahibi olan biziz. Hz. İbrahim Yahudi değildi” dedi.

sac
Aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich’in eşlik ettiği İsrailli yerleşimciler, 16 Haziran 2026 tarihinde işgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde yeni bir yerleşim biriminin üzerine İsrail bayrağı çekiyorlar. (AFP)

Ebu Sinine’nin anlattıkları Filistinlilerin ve Müslümanların bakış açısını yansıtıyor, ancak İsrail’de kabul görmüyor. İsrailliler, mevcut yapının altındaki bir mağarada Hz. İbrahim’in ve eşi Sare’nin mezarlarının bulunduğuna inandıkları için Makpela Mağarası adını verdikleri Harem-i İbrahim’i kutsal kabul ediyor.

Smotrich, kutsal alanı ‘egemenlik alanı’ ilan etti

Ziyaretimizden kısa süre sonra aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Harem-i İbrahim’e gitti. Burada yaptığı açıklamada, El-Halil’deki Harem-i İbrahim’in ‘Yahudi halkının egemenlik hakkına sahip olduğu ilk mülk’ olduğunu söyledi.

İsrail Kanal 14 televizyonu, Harem-i İbrahim’deki kapsamlı çatı yapımı ve restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich’in, kutsal mekânda tarihî bir adımı daha tamamladığını bildirdi. Bu adımın, daha önce El-Halil anlaşmalarını sona erdirme ve Eski Şehir’deki Filistin belediyesinin bu konudaki yetkilerini geri alma kararının ardından geldiği belirtildi.

zxsdcfgt
10 kişilik bir yerleşimci heyetinin bölgeye yaptığı turistik ziyaret sırasında, El-Halil’in Eski Şehir sokaklarında konuşlanan İsrail askerleri, Ekim 2026 (Reuters)

Smotrich geçtiğimiz haziran ayında, kendi ifadesiyle ‘ataların toprağı’ olan El-Halil’e ilişkin El-Halil Anlaşması’nı iptal ettiğini açıklamıştı. Smotrich, El-Halil’deki Cebelu’l Halil bölgesinde yeni kurulan Doron yerleşiminin açılış töreninde yaptığı konuşmada, “El-Halil anlaşmalarını iptal ettik. Uzun yıllar boyunca Oslo Anlaşmaları’nın en akıl dışı maddelerinden biri yürürlükte kaldı. El-Halil’deki Yahudi yerleşimleri ve kutsal mekânlarla ilgili yetkiler El-Halil Belediyesi’ne verilmişti” demişti.

Smotrich’in açıkladığı ve İsrail ordusuna bağlı Sivil İdare bünyesindeki Yüksek Planlama Konseyi’nin onayladığı karar uyarınca, El-Halil’in Eski Şehir bölgesini kapsayan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri belediyeden alınıyor.

El-Halil... Oslo Anlaşması’nın sayfasını kapatıyor

El-Halil, 1997 yılında özel bir anlaşmaya tabi tutularak H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan Batı Şeria’daki tek Filistin kenti. El-Halil’de Yeniden Konuşlanmaya İlişkin Protokol olarak bilinen bu düzenleme, 1995 tarihli Oslo II Anlaşması’nın ve 1993’te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğindeydi.

El-Halil Anlaşması uyarınca İsrail, kentin yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan H1 bölgesinden askerlerini çekti. Bu bölgede güvenlik ve sivil işlerin sorumluluğu Filistin yönetimine devredildi. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20’sini oluşturan H2 bölgesindeki güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir’i, Harem-i İbrahim’i ve El-Halil’deki Yahudi yerleşimini kapsayan bu bölgede sivil idare ise Filistin yönetimine bırakıldı.

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihî bir düzenleme. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye’de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” dedi. Smotrich’e göre bu adım, El-Halil’deki tüm ‘dinî ve tarihî mekânlar’ için geçerli olacak. Bu karar, El-Halil’in merkezindeki Eski Şehir’de Oslo döneminin sona ermesi anlamına geliyor.

cdfvgbh
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tabanca taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

Filistinliler kararı kabul etmedi. Filistin Devlet Başkanlığı, adımın El-Halil kentinin siyasi ve hukuki statüsünü ve kentle ilgili imzalanan ikili anlaşmaları etkilediğini belirterek bunun tehlikeli sonuçları olabileceği uyarısında bulundu. El-Halil Belediyesi de kararı reddederek kabul etmeyeceğini açıkladı.

Ancak sahadaki durum farklı. İsrail, Harem-i İbrahim de dâhil olmak üzere El-Halil’in merkezindeki her şey üzerinde giderek daha fazla kontrol sahibi oluyor.

Smotrich’in ‘El-Halil anlaşmalarını iptal ettiğini’ açıklamasından yalnızca bir gün sonra, Harem-i İbrahim’in yakınında bir Yahudi din okulunun inşası için büyük çaplı bir projeye onay verildi. Yedioth Ahronoth gazetesi, din okulunun inşasına Filistin belediyesinin onayı alınmaksızın izin verildiğini ve bunun onlarca yıldır ilk kez yaşandığını bildirdi.

Smotrich, Harem-i İbrahim’de çatının yenilenmesi çalışmalarını kutlamak amacıyla yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası, İsrail halkının egemenlik hakkına sahip olduğu ilk mülktür. Efendimiz İbrahim’in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin simgesi hâline geldi” dedi.

Hafızayı pekiştirmek için yapılan ziyaretler

Ancak her şey güç kullanılarak dayatılamıyor. Ana ibadet bölümünün dışında, öğretmenlerin öğrencilere Harem-i İbrahim’in tarihini, önemini ve burada yaşanan katliamı anlatmaya çalıştığı bir okul gezisi düzenleniyordu.

dfgthy
El-Halil’in Eski Şehir bölgesinde bir Filistinli şekerci (Şarku’l Avsat)

Öğretmen Şerife Duveyk, Şarku’l Avsat’a, çocukların Harem-i İbrahim hakkında hiçbir şey bilmediklerini fark ettikten sonra onları buraya getirmeyi göze aldığını söyledi. Çocuklar, adeta bir maceraya çıkmışçasına heyecanlıydı. Askerlerin önünden aranmadan nasıl geçtiklerini ve buraya yeniden geleceklerini anlatıyorlardı. Duveyk, Yahudilerin her Filistinlinin unutmasını istediği bu yeri çocukların ziyaret etmesinin gerekli olduğunu belirtti.

Hacı Abdülaziz Ebu Haltem de Harem-i İbrahim’i ve Eski Şehir’i ziyaret etmek için uzaktaki Tarkumiye beldesinden geldiğini söyledi.

Ebu Haltem, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Riskler ve uzun bekleme süreleri nedeniyle sık sık gelemiyorum. Ancak bu kez riski göze almaya karar verdim. Gerçekten de Harem-i İbrahim’e ulaşmadan önce beklemekten yoruldum” dedi.

Yahudiler ise aynı sıkıntıları yaşamıyor. Mekânın Yahudi kimliğini öne çıkarmak amacıyla yoğun güvenlik önlemleri eşliğinde buraya geliyorlar.

asdfrgt
El-Halil’deki Eski Şehir’in eteklerinde, dikenli tel örgünün ardındaki evler (Şarku’l Avsat)

El-Halil’in merkezindeki 500 yerleşimciyi yaklaşık bin 500 İsrail askeri koruyor.

Harem-i İbrahim’in duvarlarının çevresinde de İsrail bayrakları bulunuyordu. Bu, tarih anlatısını mümkün olan her yolla görsel olarak yerleştirme çabasının bir başka örneğiydi.

Arap mahallelerinin merkezindeki geniş alanlarda da çok sayıda İsrail bayrağı görmek mümkündü.

Komşular arasında çatışma

Harem-i İbrahim’den çok uzak olmayan ve kente hâkim bir noktadan bakıldığında, Eski Şehir’in geniş kesimlerinde Yahudilerle Filistinlilerin iç içe yaşadığı alanlar dikkat çekici bir manzara oluşturuyor. Yahudiler, daha önce Araplara ait olan dükkânların üst katlarında oturuyor, evlerini Filistinlilerin evlerinden yalnızca duvarlar ayırıyor.

7 Ekim’den önce Filistinlilerin dükkânlarını açabildiği dönemde, dükkân sahipleri yerleşimcilerin yukarıdan attığı cisimlerden korunmak amacıyla sokağın üzerini dikenli tel örgülerle kaplamak zorunda kalmıştı. Bugün ise bu dükkânların tamamı kapalı.

Beyt İbrahim, Beyt Hadassa, Beyt Romano ve Tel Rümeyda’daki yerleşimciler tam koruma altında yaşarken, önceki yıllarda bölgede çok sayıda Filistinli, askerleri veya yerleşimcileri bıçakladıkları ya da bıçaklama girişiminde bulunacakları iddiasıyla öldürüldü.

Bütün bunlara rağmen Mahmud Muhamire evini terk etmedi. Evinin arkasına, onu Şüheda Caddesi’nden ayıran, sıkıca kapatılmış ahşap bir kapı yerleştirilmişti.

İsrailliler, olası hiçbir temasın kurulmasını istemiyordu.

Oradaki son kapı da Eski Şehir’in sokaklarını kapatan çok sayıda kapıdan, güvenlik bariyerlerinden ve kameralardan oluşan geniş sistemin bir parçasıydı.

fg
16 Mayıs 2026 tarihinde, işgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde yerleşimcilerin haftalık gezisi sırasında çekilmiş bir fotoğrafta görülen İsrailli askerler (Reuters)

Bölgesinde yerleşimcilere en yakın komşu olarak bilinen Muhamire, sürekli bir endişe içinde yaşadığını, bu durumun 7 Ekim’den sonra kâbusa dönüştüğünü söyledi.

Muhamire Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bizi her zaman rahatsız ediyorlardı, ancak 7 Ekim’den sonra hayat yaşanmaz hâle geldi” dedi. İkinci İntifada’dan önceki refah dolu günleri hatırlayan Muhamire, bu dönemin uzun sürmediğini belirterek, “Birlikte yaşıyorduk. Bir hayat vardı ama artık yok” ifadelerini kullandı.

Muhamire, evinin çatısından, eskiden tamamen Araplara ait olan ancak bugün bütünüyle Yahudilerin kontrolüne geçen mahallelere baktı. Evleri ele geçiriyor ve üzerlerine İsrail bayrağı asıyorlar. Buna rağmen Muhamire, evini terk etmeyi düşünmediğini belirterek, “Buradan gitmeyeceğim” dedi.

“Gitmeyeceğiz” sözü, Batı Şeria’daki tüm Filistinlilerin benimsediği bir slogana dönüştü. Ancak hepsi bu sözü yerine getirebilecek durumda değil. Zira bugün çatışma tarihinin en aşırı sağcı İsrail hükümetiyle ve en şiddet yanlısı yerleşimcilerle karşı karşıyalar.

İsrail hükümeti bugün, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki coğrafi alanın yalnızca tek bir meşru ulusal egemenlik talebine yer olduğunu savunan ve Yahudilerin tam egemenliğini öngören ‘karar planını’ hayata geçirmek için çalışıyor.

İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem, İsrail’i Batı Şeria’da eş zamanlı bir dizi politika uygulamakla suçladı. Örgüte göre bu politikalar, Filistinlileri bir halk olarak ortadan kaldırmayı amaçlayan daha kapsamlı bir projenin parçası. Bütün bunlar bugün El-Halil’in Eski Şehir bölgesinde yaşanıyor. El-Halil, İsrail açısından Batı Şeria’nın geri kalanında yaşanması istenenlerin bir tür provası olabilir.

Harem-i İbrahim’den ve Eski Şehir’den ayrılırken en eski dükkânlardan birinin önünden geçtik. Dükkânın cephesine, üzerine Mahmud Derviş’in meşhur “Eskiden Filistin’di adı… Şimdi Filistin’dir adı” dizelerinin işlendiği büyük bir Filistin haritası asılmıştı.


Irak, Ortadoğu savaşı nedeniyle 60 milyar dolarlık zarara uğradı

Bağdat’taki Şorca Pazarı, 13 Ekim 2026 (AFP)
Bağdat’taki Şorca Pazarı, 13 Ekim 2026 (AFP)
TT

Irak, Ortadoğu savaşı nedeniyle 60 milyar dolarlık zarara uğradı

Bağdat’taki Şorca Pazarı, 13 Ekim 2026 (AFP)
Bağdat’taki Şorca Pazarı, 13 Ekim 2026 (AFP)

Irak, Ortadoğu savaşının başlaması ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksaması nedeniyle petrol gelirlerinde yaşanan sert düşüşün ardından yaklaşık 60 milyar dolar kayba uğradı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, bu açıklamayı Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin yaptı.

Şubat ayında savaşın başlamasından bu yana ekonomik kriz yaşayan Irak’ın, gelirlerinin yüzde 90’ını karşılayan petrol ihracatı birkaç ay boyunca ciddi ölçüde geriledi. Bu durum hükümeti iç borçlanmaya yönelmek zorunda bıraktı. Tüketim mallarının fiyatları yükselirken ülkenin döviz rezervleri yaklaşık 20 milyar dolar azaldı.

Hüseyin, perşembe akşamı Roma’da İtalyan mevkidaşıyla yaptığı görüşmede, “Irak, ABD ile İran arasında yaşanan son savaş sırasında yaklaşık 60 milyar dolar zarara uğradı” dedi. Açıklama, Hüseyin'in ofisinden yapılan duyuruda yer aldı.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi Irak, savaş öncesinde günde yaklaşık 4 milyon varil petrol üretiyor, bunun yaklaşık 3,5 milyon varilini ihraç ediyordu. Petrol ihracatının büyük bölümü ülkenin güneyinden Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyordu.

dfvgyju
Irak’tan gelen ve Suriye’deki Baniyas Petrol Terminali’ne doğru yol alan petrol tankerleri, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Ancak savaşın başlamasından bu yana İran, küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip bu boğazdaki deniz trafiğini kısıtladı. Bu durum, depolama tanklarının dolması üzerine Irak’ı petrol sahalarının büyük bölümünde üretimi durdurmak zorunda bıraktı. Irak ayrıca, Suriye üzerinden tankerlerle sınırlı miktarda petrol ihraç etmeye, Türkiye’ye ise boru hattı aracılığıyla petrol göndermeye yöneldi.

Irak’ın petrol ihracatında yaşanan sert düşüşün ardından ihracat son dönemde yeniden artış gösterdi. Petrol Bakanlığı’nın verilerine göre, 1-21 Eylül döneminde günlük 2,6 milyon varile ulaştı.

Uluslararası Para Fonu (IMF) bu hafta yaptığı açıklamada, Irak’ın savaş nedeniyle ulaşımda yaşanan aksamalardan en fazla etkilenen ülkeler arasında yer aldığını belirtti.

Ekonomik krizin derinleşmesi üzerine Irak Merkez Bankası geçen hafta, üç yılı aşkın sürenin ardından ilk kez doların resmî döviz kurunu yükseltti.

dvfh

Irak, ithalatı finanse etmek, dinarın istikrarını sağlamak ve kamu çalışanları ile emeklilerin maaşlarını ödemek için büyük ölçüde petrol satışlarından elde ettiği döviz gelirlerine bağımlı. Kamu çalışanları ve emekliler, nüfusu 46 milyonu aşan ülke halkının yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor.

Irak yönetimi, ekonomik kaynaklarını çeşitlendirmeyi ve petrol dışı gelirlerin toplam gelirler içindeki payını 2037 yılına kadar yüzde 10’dan yüzde 45’e çıkarmayı hedefliyor.


Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.