Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub: 7 Ekim, uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub ile konuştu

Independent
Independent
TT

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub: 7 Ekim, uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi

Independent
Independent

7 Ekim'de yaşananlar, İsrail'in suçlarına karşı uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi.

Bu sözler, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub'a ait. 

7 Ekim'de başlayan Gazze savaşının uluslararası toplumda yansımaları olduğunu söyleyen Rucub, bu savaşın Filistin devletinin kurulması için bir fırsat olması gerektiğini söyledi.

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtlayan Rucub, Hamas hareketi temaslarının kesilmediğini belirterek, "Hamas'taki kardeşlerimizin, uluslararası toplum için gerçekler ve varsayımlar haline gelen ulusal başarıları korumak amacıyla siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir yaklaşım formüle etmek için çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz" dedi.

Rucub, tüm sorunların ve zorlukların ele alınmasının, Filistin ulusal kararı ve Filistin iradesiyle yapılmalısı gerektiğini vurguladı.

"Gazze'ye yönelik saldırının ayrım gözetmeksizin cinayet ve soykırım dışında bir amacı yoktur" diyen Rucub, ayrıca "Biz Filistinliler vesayet ve müdahale konusunda duyarlıyız, durumumuzu ve çıkarlarımızı en iyi biz biliyoruz ve gerekli reform ve yönetişimin gerçekleştirilmesi de dahil olmak üzere sorunlarımıza çözüm bulma hakkına sahibiz" ifadelerini kullandı.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub'un Muhammed Zahid Gül'ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Ben bir Fetih'çiyim ama gerçekliğimizi, koşullarımızı ve Filistin halkının tarihinin bu en zor aşamasında davamızın karşılaştığı zorlukları ifade eden bir Filistin diliyle konuşacağım. Dolayısıyla biz Fetihçiler olarak vatanseverliğimiz, milli dilimiz ve duruşumuzun arzu ve emellerimizle uyumlu olması gerekiyor.

7 Ekim'de yaşananlar çok büyük bir depremdi ama bunu tarihten ve çatışmanın bağlamından koparmak hatadır. Bize göre bu olay, İsrail'in genel politikalarına, tüm Filistin topraklarındaki Filistinlilere yönelik saldırılara ve suçlara bir tepkidir.

Gazze kuşatma altında, Kudüs Yahudileştirilmeye maruz kalıyor ve her karışı hedef alınıyor. Mescid-i Aksa ve Kıyamet Kilisesi Kudüs'te bulunuyor ve İsrail Mescid-i Aksa'yı ele geçirmeye ve Mescid-i Aksa'da namaz kılma konusunda şartlar dayatmaya çalışıyor.

İsrail, 6 Ekim'e kadar yerleşim yerlerini gasp etmeye ve baskınlar yapmaya devam etti. Batı Şeria'da aralarında onlarca çocuk ve kadının da bulunduğu 200'den fazla şehit verildi.

1967'de işgal edilen Filistin topraklarının tamamında saldırılara maruz kalmayan tek bir yerleşim alanı bile kalmadı, hatta altyapı bile yok edildi.

"7 Ekim doğal bir tepki"

7 Ekim depremi, İsrail'in suçlarına ve uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve insan haklarını reddetmesine karşı uluslararası toplumun sessizliğine de bir cevaptır.

İşgale ve yenilmez dedikleri bu orduya geri dönen bir tokat oldu. Kişisel güvenlik de baltalandı ve buranın refah ve güvenlik ülkesi olmasını esas alan yerleşim projesi çöktü.

Dolayısıyla biz Filistinliler olarak ister harekette ister örgütte isterse tüm siyasi güçlerde olsun, ilk günden itibaren saldırının durdurulması yönünde net bir tavrımız vardı. Bu saldırının Gazze, Kudüs, Nablus, Cenin, Cibaliye, Refah ve Han Yunus'taki tüm Filistin halkına, Gazze'deki soykırıma, Batı Şeria'daki katliamlara yönelik olduğunu düşünüyoruz.

Savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 280 kişi şehit oldu. Yaklaşık 2 bin kişi yaralandı, Batı Şeria'da 3 bin kişi tutuklandı. İşgalci yerleşimciler tarafından ihlallerde bulunuldu, birçok kişi iç göçe zorlandı, Batı Şeria'nın her yerinde iletişim kesildi.

Gazze'deki yıkım ve toplu katliamlara ek olarak, bu faşist hükümet Gazze'ye su, elektrik, gıda, ilaç ve yakıt girmesini engelledi. Baskılar sonucunda Gazze'ye konvoylarla gıda ve ilaç yardımı yapıldı.

Bugün birinci önceliğimiz, saldırıyı durdurmak. İkincisi, insani yardım ve destekte bulunmak. Gazze'nin dörtte üçü evlerinden tahliye edildi ve iç göçe zorlandı. Şehit ve yaralı sayısı, nüfusun yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyor.

Altyapı tamamen yok edildi. Sağlık kurumları ve hizmet kurumları geçmişte kaldı. Bu, bizim sorumluluğumuzun yanı sıra, uluslararası toplumun ve tüm dünyanın sorumluluğudur.

Öncelik, saldırıyı durdurmak, ardından yardım ve ardından sıkıştırma ve abluka politikaları nedeniyle Batı Şeria'da, umut kırma ve soykırım gibi temeller üzerinde Gazze'de yaşanan zorunlu göçü önlemektir. 
 

Independent

Filistin devleti kurma fırsatı

Şimdi bu hedeflere ulaşmak için gece gündüz çabalıyoruz. Fakat bu depremin uluslararası toplumda yankıları oldu.

Bugün, bir uzlaşma söz konusu. Bu saldırganlığın ortağı ve hamisi olan ABD yönetimi bile geçmişten farklı bir şekilde konuşmaya başladı.

Bu savaş; Filistin devletinin kurulması, Filistin topraklarının birliği, bölgenin herhangi bir şekilde işgal edilmesi veya parçalanmasının reddi için bir fırsat olmalıdır.

Tüm bu konuları uluslararası politika ve mekanizmalara dönüştürmek için çaba sarf ediyoruz ve bunların BMGK tarafından alınan bir kararın sonuçları içinde olmasını amaçlıyoruz.

Filistinlilerin acılarını sona erdirmek için uluslararası meşru kararların uygulanma zamanı gelmiştir.

Bölünme döneminin 'sonu'!

Biz el-Fetih Hareketi olarak, bu saldırganlığın tüm Filistin halkını, Filistin davasını ve Filistin ulusal kimliğini hedef aldığını düşünüyoruz.

Bu, hepimizin bölünmeyi geride bırakmasını ve aşmasını gerektiriyor. Şimdi, vatanımızın birliğini, halkımızın birliğini, davamızın birliğini ve liderliğimizin birliğini sağlayan somut mekanizmalar geliştirmeye çalışıyoruz. 

Hamas ile olan iletişimimiz, ister doğrudan ister ulusal eylem grupları, ister bölgesel taraflar aracılığıyla olsun kesintiye uğramadı.

Hamas'taki kardeşlerimizden, mücadeleci ve örgütsel bir siyasi yaklaşımla ulusal başarıları koruyan ve uluslararası toplumun herkes tarafından kabul edilen bir dizi gerçeği sürdüren bir politika stratejisi oluşturmalarını bekliyoruz.

Bu başarıların başında, 1967'de işgal altındaki Filistin topraklarında bağımsız bir Filistin devleti ve başkenti Kudüs'ün yer aldığı gerçeği bulunmaktadır. Bu durum, uluslararası gündemin sabit bir unsuru haline gelmiştir.

İkinci konu, 1967'de işgal altındaki Filistin topraklarının birliğidir ve Netanyahu'nun reddettiği bir uluslararası iradedir. Netanyahu, bölünmeyi pekiştirmeye çalışsa da bu durumun sona ermesi gerekiyor. 

360 derecelik koruma

Diğer konu, Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) meselesidir. Bu bir başarıdır ve bu başarıdan vazgeçmeyeceğiz.

Elbette örgütün tüm Filistinlilere bir çatı olması için yeniden şekillendirilmesine ihtiyaç vardır. Bu, ulusal eylem fraksiyonları dahil olmak üzere tüm Filistinliler, siyasal İslam hareketi de dahil olmak üzere, ülke içinde ve diasporadaki tüm Filistinliler için bir kalkan olmalıdır.

Bu aynı zamanda, Filistin halkının tüm bileşenleriyle manevi ve gerçek bir vatan olmalıdır, tüm özellikleriyle ifade edilen bir vatan.

Diğer konu ise Filistin Ulusal Otoritesi meselesidir ki, Filistin ulusal siyasi varlığının fiziki vatanı ve kurucusu haline geldi.

Independent

Tüm Filistinlilerden ve Filistin topraklarından sorumlu bir ulusal birlik hükümetinin var olması için bu konunun da gözden geçirilmesi gerekiyor.

Bu hükümet, tüm Filistinlilere, onların ihtiyaçlarına, ilgi alanlarına ve önceliklerine odaklanarak 360 derece ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmelidir.

Fetih'in kırmızı çizgisi

Fetih olarak bizim için kutsal ve kırmızı çizgimiz olan bir diğer konu; bu sorunların ve zorlukların çözümünün Filistin ulusal kararı ve Filistin iradesiyle gerçekleşmesi gereğidir.

Bu, çıkarlarımızı ve ulusal projemizi korumak için tüm tarafların ajandalarından bağımsız olarak, Filistinli bir karar ve iradeyle yapılmalıdır.

Örgütü düzeltme sürecini biz yürütüyoruz ve birlikte anlaşma ile Filistin hükümetini kurma sürecini de biz gerçekleştiriyoruz.

Hamas'taki kardeşlerimizden ulaşan siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir yaklaşımla şu üç hedefi gerçekleştirmesini bekliyoruz: 

Birincisi, Hamas'ın da katıldığı bu başarıları korumak. 

İkincisi, bu ivmeyi ve bu uluslararası fikir birliğini sürdürmek. 

Üçüncüsü, olumlu bir ulusal ortam yaratmak ve bölünme, kışkırtma, karalama, ayrıştırma ve ihanetin sayfasını kapatmak. 

Bu yaklaşımı bir stratejik ve içsel bir Hamas kararı olarak duymak istiyoruz.

Bizim tepkimiz, Filistin vatanının birliğini ve ulusal projemizi içeren, 1948'den bu yana mücadele ettiğimiz ve büyük bir bedel ödediğimiz ulusal gururun en yüksek derecesiyle karşılanan şartlı bir ulusal tepki olacaktır.

Hiç kimse, Fetih Hareketi'nin milli bilinci oluşturmada öncü olduğunu inkâr edemez. Bugünkü hedefleri, ilkeleri ve çıkış noktaları, Filistin ulusal kimliğine dayanan ve bu işgal ile ilişkisinin çatışma üzerine kurulu olduğunu belirten tek tohum olarak hala geçerlidir.

Ancak kavramlarımız demokrasi ve çoğulculuğa dayanmaktadır. Bu, oy sandığından geçen ortaklığı tüm yönleriyle ifade eden bir anlayıştır.

Bu bizim tutumumuzdur ve ilk kez Hamas'tan mücadeleci bir siyasi ve örgütsel yaklaşım geliştirmelerini istiyoruz.
 

Fetih gelecekte Gazze'nin yönetimine katılacak mı?

Amerika ve bazı tarafların desteklediği bu faşistle yüzleşmek için bu kan ve bu kararlılıkla birlik olmazsak, bir arabulucuya veya üçüncü bir tarafa ihtiyacımız yok.

Hamas dahil herkese şunu söylüyorum, acı vericiliği ve zorluğu daha az olmayan bir mali ablukayla da karşı karşıyayız.

Diyoruz ki, "Seni en iyi kaşıyacak olan tırnağındır." Var olanı korumanın temeli olan siyasi, örgütsel ve mücadeleci yaklaşım, Filistin ulusal hükümetinin kurulması da dahil olmak üzere bir geleceğin inşasına açılan kapıdır. 

Ben herkese diyorum ki, bahsettiğim temellerde bir anlaşma olmadan hükümet olmayacak. Herkesle belirlenmiş görevler, net bir zaman çerçevesi ve herkes için güvence altına alınmış referanslar üzerinde anlaşma olmalıdır.

Yeniden inşa, yardım ve diğer konular dahil olmak üzere herkes için güvenilir referanslar ve açık bir zaman çerçevesine ek olarak, Filistin halkını demokratik seçimlere hazırlamak amacıyla, tüm Filistin topraklarında özgürce demokratik seçimler düzenlemek ve Filistin siyasi sisteminde organizasyon, otorite, başkanlık ve her şeyde bir ortaklık inşa edilmeli.  

İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesi, her türlü saldırganlığın durdurulması ve İsrail'in Filistin topraklarındaki tüm tek taraflı tedbirlerinin durdurulması öncesinde hükümetin faaliyet göstermeyeceğini teyit ediyoruz.

Bu, işgalci İsrail'e karşı koymada, Gazze'ye yardım etmede ve Filistin ulusal birliğini inşa etmede, aşamalı mutabakat ve seçimler için zaman çizelgesi oluşturarak ortaklık oluşturmada başarılı olmak için tüm koşulları sağlamada temel bir oyuncu olarak gördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti dahil olmak üzere, tüm taraflarla iletişimlerimizde ve tüm taraflarla olan ilişkilerimizde ortaya koyduğumuz siyasi özdür. 

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını durdurmanın koşulları

Bu savaşın cinayet ve soykırım dışında hiçbir amacı yoktur, Gazze'de yaşananların ayrım gözetmeksizin ve nükleer silahların kullanıldığı dünya savaşları da dahil olmak üzere, savaş tarihinde emsali yoktur.

Bu savaş, ABD'liler, bu faşist Nazi rejimine olan desteklerinin kendi çıkarlarını tehdit ettiğini, kendi değerleriyle çeliştiğini ve küresel sistemi ve Ortadoğu'nun istikrarını tehdit ettiğini anladıkları zaman sona erecektir.

ABD tarafından desteklenen ve korunan bu savaş, tüm Filistinlilere karşı bir savaştır ve bu savaş, İsrail'in Ortadoğu'da entegrasyonunu reddetme, İsrail'i izole etme ve kuşatma altına alma için bir dönüm noktası olmalıdır.

Filistin Devleti'nin tam egemenliğiyle ve Kudüs'ün başkenti olmasıyla kurulmasına ve mülteciler sorununun uluslararası hukuk kararlarına uygun olarak çözülmesine kadar devam etmelidir.

Biz Filistinliler olarak sadece bu vatana sahibiz, başka bir vatanımız yok. Direnmekten başka seçeneğimiz yok.

İster Türkiye'de ister Araplar, Müslümanlar veya dünyanın tüm özgür insanları olsun bizi seven tüm insanlara, direnmenin en yüce biçiminin kararlılık olduğunu söylüyoruz.

Filistin davasının güçlü ve canlı olduğunu söylüyoruz. Stratejik anlayış, tarih boyunca Arapça konuşan 7 milyon Filistinlinin hala tarihsel Filistin'de var olduğudur; Müslüman veya Hristiyan olsunlar, bunlar, bu bölgenin çıkarları, güvenliği, petrolü ve zenginlikleri için birinci savunma hattında bulunduklarıdır.

Bu nedenle, Filistin halkı ve Filistinli kadınlar, kendi davalarını desteklemek ve topraklarında yaşamak için Arap ve İslam vicdanını harekete geçirme hakkına sahiptir.

Böylece, göçmen ve mülteci olmayacağız, vatanımızda kalacağız ve bu bizim davamızın gücüdür. İşte bu, halkımızın fedakârlıklarının büyüklüğüdür.

Bu fedakârlıklar, birlik içinde olan, demokrasisinde bir ışık olan ve içindeki insanların güvenlik, barış ve umutla yaşamalarına yardımcı olan bir devletle taçlandırılmalıdır. Çünkü halkımızın fedakârlıkları bunu hak ediyor.

Vesayet 'hassasiyeti'

Kutsal dört varlığımız var: Devlet, teşkilat, otorite ve Bağımsız Filistin Ulusal İradesi ve Kararı.

Teşkilatın düzeltilmesi gerekiyor ve biz bu sorumluluğa sahibiz. Otorite onarıma ihtiyaç duyuyor ve biz hazırız, ancak bu, Filistinli tüm ulusal eylem güçleri arasında anlaşmayı gerektiren bir Filistin iradesi ve kararı olmalıdır.

Fraksiyonlar, sivil toplum ve halk örgütleri de direniş ve kararlılıkta omurgayı oluşturan diğer önemli unsurlardır. Herhangi bir dikteye veya müdahaleye yanıt vermeyeceğiz.

Filistinliler olarak biz, vesayet ve müdahaleye karşı hassasiyet taşıyoruz. Durumumuzu ve çıkarlarımızı en iyi biz biliriz. Sorunlarımızı çözme, gerekli reformları ve yönetimi ele alabilme hakkına sahibiz.

Bu nedenle, Hamas'la aynı ruhla, aynı kelimede buluşmak ve bu başarıları koruma amacıyla siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir politika yaklaşımı oluşturmak istiyoruz.

Fetih içerisinde bölünme var mı?

Fetih iyi durumda. Öncelikle hedeflerimize, ilkelerimize ve temellerimize bağlıyız. Tek başımıza girdiğimiz keskin dönüşlerde çok çalıştığımız ve zorluklara göğüs gerdiğimiz için hatalar yapmış olabiliriz.

Ancak iktidarın başlangıcından itibaren solunda olabilirdik, bu yaptığımız hatalardan biri. İkincisi, iktidarın içinde bulunduğu gerçekliğe de uyum sağlamamız gerekiyordu.

İktidar, çoğulculuğu garanti eden bir güçtür ve biz, hizmet ve bakım alanında bile tüm Filistinliler için '360 derecelik bir açıyla' çalışıyoruz.

Ancak biz ön planda kaldık, eksikliklerin ve kusurların bedelini ödememizin nedeni, dürüst olmamızdı. Hareketin tüm üyeleri gönüllü olarak harekete katıldılar.

Biz, iç tüzüğe göre üyeliğin en kutsal şey olduğu siyasi hareketlerin başındayız. Başka bir deyişle üyelik, hareketin beş ilkesine göre tüm Filistinlilere açıktır.

Ancak üyeliğe müdahale etmek, üçte iki çoğunlukla Merkez Komitesi'nin kararına ihtiyaç duyar.

Bazıları onları dışladığımızı söylüyor, ancak biz hakkında ihraç kararı verilen herkese suç işlememiş, pozisyonunu kötüye kullanmamış veya herhangi bir yabancı güçten destek almamış olması koşuluyla, hareketin kapılarının açık olduğunu söylüyoruz.

Bunun dışında herkes hoş gelir safa getirir. Fetih herkese açıktır. Ama hiç kimse harekete oradan veya buradan yüksek bir temsilci dayatamaz.

Biz büyük ve hoşgörülü bir hareketiz, ancak vatanseverliğimiz bir Filistinliye zarar vermemize izin vermez.

Dolayısıyla suç işleyenin, görevini kötüye kullananın, Filistinli olmayan birinin çıkarı için çalışanın harekette yeri ve rolü yoktur.

Bu bizim inancımızdır ve bu doğrultuda hareket ettik, aynı doğrultuda kalmaya devam edeceğiz. Bugün herkesin gurur duyduğu tek tohum, Filistin tohumudur.

Bu tohum, İsrail işgalinin ve yerleşim projesinin stratejik karşıtıdır ve ölçme aracıdır.

Bu tohum bizim, Fetih Hareketi mensuplarının tohumudur. Biz bunu koruyacağız ve bize ne olursa olsun, birilerinin bir şey dayatmasına izin vermeyeceğiz.

 

Independent Türkçe



Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
TT

Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)

Kürt siyasetçiler, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geçen hafta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e yaptığı ziyarette Bağdat ile Erbil arasındaki petrol anlaşmazlığının çözüm imkânlarını ele aldığını belirtti. Ancak aynı kaynaklar, ülkenin içinde bulunduğu ağır mali krizin doğal kaynakların yönetimini kalıcı biçimde düzenleyecek federal bir yasanın çıkarılmasını sağlayacağı konusunda iyimser değil.

Federal hükümetin dönemin Başbakanı Nuri al-Maliki liderliğinde ilk petrol ve doğal gaz yasa taslağını sunduğu Mart 2007’den bu yana, Irak Parlamentosu’nun farklı dönemleri boyunca doğal kaynakların üretimi ve gelir dağılımını düzenlemesi beklenen yasa bir türlü kabul edilemedi. Bunun yerine siyasi aktörler, kırılgan siyasi uzlaşmalarla süreci yönetmeyi tercih etti.

Petrol ve doğal gaz yasası yeniden gündeme, Barrack’ın 16 Haziran 2026’da Erbil’e yaptığı ziyaretin ardından geldi. ABD’li temsilci burada bölgesel hükümet yetkilileri ve iki büyük Kürt partisiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Yerel kaynaklar, Barrack’ın Başbakan Ali ez-Zeydi’nin Bağdat ile Erbil arasındaki geleneksel anlaşmazlıkları çözebileceği konusunda iyimser olduğunu aktardı.

Eski Irak Kürt milletvekili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Barrack’ın Erbil temaslarında ABD-Irak enerji iş birliğinin güçlendirilmesini görüştüğünü söyledi. Görüşmelerde hem Bağdat hem de Erbil ile enerji alanındaki ortaklıkların yanı sıra, Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e taşınmasını sağlayan Kerkük-Baniyas boru hattının modernizasyonu da ele alındı.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar ise Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığının “durgunluk aşamasından ciddi müzakere aşamasına geçtiğini” ifade etti.

Neccar, son haftalarda iki taraf arasındaki temasların belirgin biçimde hız kazandığını, üst düzey ziyaretler ve görüşmelerin yeniden petrol ihracatının başlatılması, mali dosyaların çözümü ve petrol-doğal gaz yasasının çıkarılması için uygun zeminin hazırlanmasına odaklandığını belirtti.

Anlaşmazlığın kökeni

Gözlemcilere göre petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılamamasının temel nedeni siyasi anlaşmazlıklar oldu. Bunun yanında, Irak Anayasası’nın özellikle IKBY’nin yetkileriyle ilgili maddelerinin farklı yorumlanması da bugüne kadar çözülemeyen sorunlar arasında yer alıyor.

Taraflar arasında hâlen şu temel konularda görüş ayrılığı bulunuyor:

  • IKBY’nin yabancı şirketlerle doğrudan sözleşme yapma hakkına sahip olup olmadığı,
  • Bölgesel yönetimin bağımsız petrol projeleri yürütüp yürütemeyeceği,
  • Federal hükümetin anayasa ve yasalar gereği tek yetkili makam olup olmadığı,
  • Keşfedilen sahaların statüsü,
  • Hizmet sözleşmeleri ile üretim paylaşımı anlaşmaları arasındaki hukuki farklılıklar.

IKBY, Ağustos 2007’de kendi petrol ve doğal gaz yasasını çıkararak hukuki boşluğu doldurmaya çalıştı. Ancak Bağdat’taki Federal Yüksek Mahkeme, Şubat 2022’de aldığı kararla bu yasanın meşruiyetini reddetti ve uygulanmasını geçersiz kıldı.

Milletvekili  Macid Şengali, yakın gelecekte petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda umutlu olmadığını belirterek, bunun nedenini Bağdat’ın bölgedeki petrol kaynakları üzerinde tam ve merkezi kontrol kurma eğilimine bağladı.

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi olan Şengali, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin parlamentodaki siyasi bloklar arasında uzlaşma sağlanmadan yasayı geçirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mevcut parlamentonun, Erbil, Bağdat ve petrol üreten vilayetler arasında kabul görecek ortak bir formül geliştiremediğini belirten Şankali, 20 yılı aşkın süredir devam eden anlaşmazlıkların sona erdirilemediğini vurguladı.

sfrgthy
Mesud Barzani ve yanında Mazlum Abdi, Erbil'de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv fotoğrafı – Kürdistan Demokrat Partisi)

Şengali’ye göre siyasi güçler, geçmişte olduğu gibi krizi geçici anlaşmalarla yönetmeye devam edecek. Bu çerçevede, Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti döneminde kabul edilen üç yıllık bütçe yasasına temel oluşturan son anlaşmanın uygulanması sürecek.

Haziran 2023’te Bağdat’taki siyasi güçler, özellikle Koordinasyon Çerçevesi ile Kürdistan Demokrat Partisi arasında yapılan uzlaşı kapsamında, IKBY’nin yerel tüketim payı düşüldükten sonra günlük 250 bin varil petrolü federal hükümete teslim etmesi kararlaştırılmıştı. Buna karşılık Kerkük petrolünün bölgesel boru hattı üzerinden Türkiye’deki Ceyhan Limanı’na taşınmasına izin verilmiş, federal hükümet de bölgenin bütçe payını ödeme taahhüdünde bulunmuştu.

Şengali, mevcut mali kriz nedeniyle tüm tarafların yeni bir uzlaşma arayışında olduğunu ve önümüzdeki dönemde bu anlaşmanın daha da geliştirilebileceğini söyledi.

Olumlu işaretler

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Subhi el-Mendelavi, Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasından bu yana olumlu gelişmeler gözlemlediklerini belirtti.

Mendelavi’ye göre yeni Irak hükümeti, görevinin ilk dönemlerinden itibaren iç siyasi çevrelerle ve Erbil ile ilişkiler gibi ihtilaflı dosyalarla yapıcı bir şekilde ilgilenmeye başladı. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani yönetimi de bu gelişmeleri olumlu değerlendiriyor.

Bununla birlikte Mendelavi, Bağdat ile Erbil arasındaki sorunların çözüm sürecinin özellikle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumun baskıları sayesinde hız kazanacağını düşünüyor.

Kürdistan Demokrat Partisi’nin tüm yeni hükümetlerle petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda iş birliği yaptığını belirten Mendelavi, mevcut yasama döneminde de yasanın kabul edilmesini umduğunu söyledi. Ancak geçmişte yasaya karşı çıkan siyasi güçlerin bugün de süreci engellemek için çalışacağını ifade etti.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar da güvenlik ve ekonomi alanlarında artan koordinasyonun anlaşmazlıkların sona erdirilmesi için umut verici işaretler sunduğunu söyledi.

Haziran 2026’nın ortalarında, Irak Genelkurmay Başkanı Abdülemir Reşid Yarallah başkanlığındaki askeri heyet Erbil’de çeşitli temaslarda bulundu ve bazı petrol sahalarını ziyaret etti. Heyet, güvenlik durumunu değerlendirdi ve tesisler ile çalışanların korunmasına yönelik önlemleri görüştü.

Siyasi temasların hız kazanmasıyla birlikte Neccar, petrol anlaşmazlığında gerçek ve kesin bir ilerlemenin ancak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile Başbakan Ali ez-Zeydi arasında petrol ve doğal gaz krizini tamamen çözecek kapsamlı bir anlaşmanın resmen ilan edilmesiyle mümkün olacağını belirtti.


El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
TT

El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)

Sağir el-Hidri

El-Kaide'nin Sahel kolu olan Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin’in (CNIM) Nijer'in başkenti Niamey'e düzenlediği saldırı, örgütün savaşlarını uzak kasaba ve şehirlerden başkentlere kaydırmasının nedenleri hakkında ciddi soruları gündeme getirdi.

Bu saldırıdan önce, örgüt Mali'nin başkenti Bamako'yu kuşatarak ve yakıt tedarikini durdurarak şehri adeta boğmuş, ardından da ayrılıkçı Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) ile başkente, Kidal ve Gao gibi diğer şehirlere karşı koordineli bir saldırı başlatarak hükümet güçlerine ağır kayıplar verdirmişti.

Afrika'nın Sahel bölgesindeki siyasi ve istihbarat çevreleri, el-Kaide'nin son aylarda sahada önemli ölçüde etki kazanma gücü konusunda uyarıyor. Zira bu durum, örgütün hükümet binalarının bulunduğu başkentleri tehdit etmesine olanak tanıdı. Nitekim örneğin Nijer hükümeti, örgütün saldırıları nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ve Başbakanlık Ofisi’nin çevresindeki yolları kapatmak zorunda kaldı.

Tehlikeli sonuçlar

Sahel'deki Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütünün lideri İyad Ag Ghali, el-Zallaqa platformunda sürekli olarak askeri darbelerle iktidara gelen hükümetlerin devrilmesini savunan videolar yayınlıyor. Ayrıca, son yıllarda bölgeye yaklaşık 2 bin paralı asker konuşlandıran Rusya'yı kovma sözü de veriyor.

Ag Ghali, hem Nijer hem de Mali'deki geçiş dönemi yetkilileri tarafından her zamankinden daha çok aranıyor ve yakalanmasını veya öldürülmesini sağlayacak bilgiler verenler için önemli ödüller koyuldu.

Afrika işleri uzmanı siyasi analist Muhammed Turşin, “Sahel'de Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütü tarafından düzenlenen saldırının şüphesiz ilk veya son olmayacağına” inandığını söyledi. “Aylardır Niamey Uluslararası Havalimanı'nı ve içindeki bir askeri üssü hedef alıyor. Bence bu eylem, Mali ordusunun Rus-Afrika Lejyonu unsurlarıyla koordineli olarak örgüte karşı başlattığı büyük saldırının ardından bir mesaj gönderme amacı taşıyordu” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Turşin şunları da söyledi: “Nijer başkentine birden fazla kez saldırmanın ardındaki mesaj, örgütün hâlâ önemli sayıda savaşçıya ve savaşın yerini değiştirebilecek ve silahlı çatışmaların kapsamını genişletebilecek kapasiteye sahip olduğudur.”

Askeri sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenle, doğrudan gerilla savaşına veya ulusal ordulara karşı çok yönlü stratejilere dayanan bu yaklaşıma güvenmek, özellikle örgütün önemli askeri yeteneklere sahip olması nedeniyle, Sahel ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını etkileyecek çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.”

 Turşin, “Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin güçlerinin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesinin, örgütün askeri gücünün artmasına önemli ölçüde katkıda bulunduğunu” değerlendiriyor. “Bu nedenle, Niamey, Bamako ve hatta Vagadugu gibi başkentleri başarıyla tehdit etme şansı artık çok yüksek” diyor.

Yönetme hırsı

El-Kaide, Nijer, Mali ve Burkina Faso'da siyasi bir rol oynama arzusunu gizlemiyor; bu nedenle gözlemciler, bu başkentler üzerindeki baskısının, orada iktidarda olan rejimler ile müzakere pozisyonunu iyileştirmeyi amaçladığına inanıyor.

Afrika işleri konusunda uzman siyasi ve güvenlik araştırmacısı Abdul Sido, “gerçekte, el Kaide saldırıları son haftalarda Sahel bölgesinde benzeri görülmemiş bir ivme kazandı. Örgüt, örneğin Mali Cumhurbaşkanı Assimi Goïta'nın da kabul ettiği gibi, önemli hükümet binalarının ve önde gelen askeri kurumların bulunduğu başkentleri tehdit etmek için güvenlik açıklarından yararlanıyor” dedi.

Özel bir açıklamada Sido, “örgüt, başkentlere saldırarak çeşitli mesajlar vermeye çalışıyor. Birincisi, iktidardaki askeri cuntaların prestijini zayıflatmayı ve onları rejimlerini ve çevrelerini koruyamayacak biçimde göstermeyi, böylece iç ve dış dünyada onları zor durumda bırakmayı amaçlıyor” diye açıkladı.

“İkincisi, bu saldırıların amacı, askeri cuntaları örgütle müzakerelere başlamayı ve onu hükümete entegre etmeyi düşünmeye zorlamaktır. Askeri cuntalar, özellikle Mali'de, örgütün iktidara ortak olma hırsının farkındalar ve yabancı yatırımları, başkentleri ve diğer bölgeleri tehdit etme gücünden korkuyorlar” diye belirtti.

Yine Sido, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri cuntaların el-Kaide ile gerçekten başa çıkamayacak durumda olmalarının gölgesinde, bugün bir “yol ayrımında” olduklarını vurguladı.

Zor bir pozisyon

El-Kaide'nin düzenlediği saldırılar, özellikle bu örgütün ayrılıkçılarla alışılmadık ittifaklar kurarak sahadaki etkisini güçlendirmesine olanak sağlaması nedeniyle, iktidardaki rejimlerin kaderi hakkında endişelere yol açtı.

 Turşin, “İktidardaki rejimlerin zor bir durumda olduğunu ve Rusya ile ittifaklarına rağmen şu anda örgütle başa çıkamayacak durumda olduklarını” düşünüyor. “Sahel'de el-Kaide'nin aşırıcılık ve benzeri ideolojilere dayalı unsurları kendisine çeken bir örgüt olmadığına, aksine tarihsel uzantıları olan, etnik ve ırksal olarak iç içe geçmiş toplumlardan kendisine üye topladığına” işaret etti.

“El-Kaide'ye katılanlar, bunun yaşadıkları tarihsel haksızlıkları gidermelerine olanak sağlayacağına inanıyorlar. Bu nedenle, bence çözüm, bölgedeki tarihsel adaletsizlikleri ve dışlanma sorunlarını ele alan gerçek bir uzlaşmaya ulaşmaktan geçiyor” tespitinde bulundu.


Aden kendisiyle yüzleşirken Güney Geçiş Konseyi çöküş ile kaosu körükleme arasında bocalıyor

Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Aden kendisiyle yüzleşirken Güney Geçiş Konseyi çöküş ile kaosu körükleme arasında bocalıyor

Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi (GGK), geçtiğimiz cuma günü Yemen'in güneyindeki Aden, Mukella ve Seyyun şehirlerinde ‘vesayeti reddetmek ve işgale karşı çıkmak’ adını verdiği ‘milyonluk gösteri’ aracılığıyla Yemen sahnesinde yeniden boy gösterme girişimini bir kez daha tekrarladı.

Riyad önderliğindeki Arap koalisyonunun desteklediği meşru Yemen hükümeti yetkilileri, gösterilerin içindeki kargaşa, şiddet olayları ve saldırılara karşın ‘barışçıl’ gösterilere müdahale etmedi. Pek çok aktivist tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülere göre polis ve güvenlik kuvvetleri, göstericileri dağıtmak ve onlarla hükümeti destekleyen kalabalıklar arasındaki çatışmaları sona erdirmek amacıyla yalnızca havaya uyarı ateşi açmakla yetindi.

GGK yanlılarının gösterileri, GGK Başkanı İdris ez-Zubeydî'nin fotoğraflarının yanı sıra Yemen hükümetine ve Suudi Arabistan'a yönelik karşıt sloganlar taşıdı. Bu sloganlar, Riyad önderliğindeki koalisyonun Yemen meşruiyetine verdiği destek ile koalisyonun Yemen'in güney vilayetlerinde siyasi ve güvenlik normalleşmesini yeniden sağlamak için gösterdiği büyük çabayı reddediyordu. GGK, bu çabalar kapsamında hükümet bütçelerini güçlendirmek, temel hizmetleri desteklemek ve özellikle çöl ve sahil bölgelerindeki o kavurucu yaz aylarında su ve elektrik hizmetlerini ayakta tutmak amacıyla cömert mali ve ayni yardımlar sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre GGK aktivistleri, Hadramut ve diğer bölgelerde hükümeti ve Riyad önderliğindeki Arap Koalisyonu’nu destekleyen karşı gösterileri de engellemeye çalıştı. Öte yandan bazı karşı taraf üyeleri Zubeydî'nin fotoğraflarını ve GGK bayraklarını indirip yırttı ve yaktı.

Geçtiğimiz cuma günü Aden ve Hadramut'taki GGK gösterilerinde hâkim olan coşkuya ve GGK’nın rakiplerinin bunları küçümseme girişimlerine karşın bu gelişmeler, girişimin tekrarlanmasının ardındaki güdü, bunu finanse eden taraf ve başlatıldığı zamanlama konusunda gerçek sorular doğurdu.

Yemen'in kuzeyinden ayrılmayı talep eden GGK gösterileri, kuzeyde İran bağlantılı darbeci Husilerin fiili iktidarının uygulamalarını kınayan herhangi bir içerik taşımıyordu. Bununla birlikte bu değerlendirme, Yemen’in kuzeyinde ve güneyinde yaşananlar arasındaki bağlantıya ilişkin belgelenmiş kanıtlar olduğunu varsaymak yerine bu olayların eş zamanlılığını, siyasi ve toplumsal etki girişiminin ötesine geçerek orta ve uzun vadede bölgesel çıkarlara hizmet eden jeopolitik bir gerçeklik yaratmayı hedefleyen dış müdahalelerin sürdüğünün göstergesi olarak ele alıyor.

GGK başkanlık kurulu, 9 Ocak 2026 Cuma günü Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan ‘GGK’nın ve tüm ana ile alt kurul ve organlarının feshedildiğini’ açıklamıştı. Kurulun açıklaması ayrıca yurt içi ve yurt dışındaki tüm konsey ofislerinin kapatıldığını ve Suudi Arabistan himayesinde kapsamlı bir güney-güney konferansı düzenlenmesine hazırlık yapılarak ‘adil güney hedefini’ gerçekleştirme yolunda çalışmalara başlandığını duyuruyordu.

Pek çok uzman ve hukukçu, GGK’nın kamuoyunda yeniden boy göstermesinin hem daha önce ilan ettiği ‘fesih’ kararından geri adım atması hem de ‘adil güney hedefine’ hizmet edecek yeni bir çerçeve içinde faaliyet sürdüreceğine dair taahhüdünün ihlali niteliği taşıdığını değerlendiriyor. Söz konusu hedef üzerinde, aylardır büyük çoğunluğu Riyad'da bulunan temsilcilerine karşın Riyad’da umut edilen güney-güney konferansını bir türlü toplayamayan güney siyasi, toplumsal ve aşiret güçlerinin büyük bölümünün birbirinden ayrışan görüş ve tasarımları bulunuyor.

Bir kesim, GGK'nın iç ve dış tüm kurumlarını ve ofislerini kapatacağını duyurmasının GGK’yı o tarihten itibaren ‘yasaklanmış bir yapı’ statüsüne soktuğunu ve geçmiş on yıl boyunca meşru hükümet bünyesinde bulunurken bu hükümete karşı ‘silahlı isyan’ yürütmesinden dolayı hesap vermesi gerektiğini savunmuştu. GGK Başkanı Zubeydi, hükümetin en yüksek kurumu olan Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin üyesi olmuş, GGK üyelerinin büyük çoğunluğu ise art arda kurulan hükümetlerde bakanlık koltuklarının büyük bölümünü ele geçirmiş, taraftarları da yurt içindeki atamalarda ve üst düzey makamlar ile yurt dışındaki büyükelçiliklerde aslan payını almıştı.

cd89l9
Yemen hükümetine bağlı askerler, Husiler tarafından yıllardır Taiz kentine uygulanan kuşatmanın sona erdirilmesini talep eden protesto gösterisinde Aden'de Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin fotoğrafının yer aldığı bir pano önünde nöbet tutarken, 25 Mayıs 2022 (AFP)

Yemen'in kuzeyinden ayrılmayı talep eden GGK gösterileri, kuzeyde İran bağlantılı Husi darbeci fiili iktidarının uygulamalarını kınayan herhangi bir içerik taşımıyordu.

Yemen hükümeti, (feshedilen) GGK’nın başkanını ‘yolsuzluk, milyarlarca dolara el koyma ile başta Aden şehri olmak üzere kamu arazileri ve devlet binalarını gasp etmekle’ ciddi biçimde suçlamış ve tüm bu para ile mülkleri geri almak için onu yargıya sevk edeceğine söz vermişti. Ancak bu yönde atılan tek adım medyaya yansıyan açıklama ve haberlerden ibaret kaldı. Bir kesim bu durumun GGK'yı iç kesimlerindeki bazı taraftarları ve destekçileri meşru hükümete meydan okumaya ve geçici başkent Aden'deki cumhurbaşkanlığı sarayındaki varlığına yönelik tehdit söyleminin dozunu artırmaya sevk ettiğini değerlendiriyor. Üstelik bu tırmanma, hükümetteki kuzey liderliğine hakaret yağdırılması ve üzerlerindeki dini ibareler ve sembolik değerleri bir yana, destekçi komşu ülkelerin bayraklarının yakılmasına kadar vardı.

Tepkiler

Yemen'in iç kamuoyunun güney vilayetlerinde yaşanan olaylara tepkisi her zamanki gibi farklılık gösterdi. Bir kesim bu olayları meşru bulurken pek çoğu olayların ‘yapay’ olduğunu ve Yemen'in geleceği ile güneyin bu gelecekteki yerini tartışacak bir güney-güney konferansına hazırlık sürecinde güney sakinlerinin gerçek bir siyasi mağduriyetini yansıtmadığını öne sürdü. ‘Yasaklı’ GGK’nın gösterilerini başlı başına derin bölünmeler ve güney illerinin büyük çoğunluğunu ağır biçimde etkileyen geçim krizleri nedeniyle ‘zaten gergin olan toplumsal barışı daha da bozmaya yönelik bir girişim’ olarak nitelendiren başka kesimler de oldu. Pek çok kişi ise özellikle GGK aktivistlerinin bu krizi insanları ‘evlerindeki yüksek sıcaklıktan kaçmak için’ ve serinletme amacıyla klima çalıştıracak elektrik olmadığı için meydanlara çıkmaya davet ederek istismar etmeye çalıştığı bir dönemde elektrik santralleri ve su istasyonlarını çalıştırmak için büyük miktarda petrol ve motorin göndererek bölgelerine yardım koşan Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları kınayarak reddetti.

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Hadramut'un Mukella şehrindeki son protestolarda yaşanan ‘kayıplara duyduğu kaygıyı’ dile getirerek BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) sunduğu brifingde bu kayıpların koşullarının soruşturulması çağrısında bulundu. Grundberg, bu zorlu koşulların aşılması için ‘Yemen'in güneyindeki halklar arasında ortak bir anlayışa’ varılması gerektiğini vurgulayarak bazı Yemen taraflarının ‘bölgesel gelişmelere’ bahis oynamasının ‘kimsenin hâkim olamayacağı bir fırtınaya bahis oynamak’ anlamına geldiğine de işaret etti. Bu ifadenin, görünürde son ABD-İsrail-İran savaşında Husilerin İsrail'e yönelik sonuçsuz saldırılarına gönderme yaptığı değerlendiriliyor.

7klı98l
GGK destekçileri, Yemen’in Aden kentinde düzenlenen bir yürüyüş sırasında Güney Yemen bayraklarını dalgalandırırken, 2 Ocak 2026 (AP)

GGK, daha önce Aden'i kaybetmesinin ardından Hadramut ve Mehre'yi de kaybetti. Aden'i tüm Yemen için hatta yalnızca güney için bile çekici bir model haline getirmeyi başaramadı; bu başarısızlık sonunda kendisini de kaybetmesine yol açtı.

Yine başa dönüldü

GGK’ya bağlı güçler geçtiğimiz yılın aralık ayında Yemen'in doğusundaki Hadramut ve Mehre vilayetlerine saldırdı. Bu hamle, GGK Başkanı İdris ez-Zubeydi'nin bu iki ilin Suudi Arabistan ile olan karmaşık sosyal ve siyasi iç içe geçmişliğini ağır biçimde yanlış değerlendirmesi olarak nitelendirildi. Suudi Arabistan bu iki ilin en büyük ve en yakın komşusuydu. Zubeydi, bu hatanın bedelini bizzat ödedi ve GGK’daki bazı yoldaşlarıyla birlikte ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Taraftarlarına ‘Mehre-Hadramut seferinin Yemen'den İngiltere'nin ardından ikinci bağımsızlığın ilanına ramak kaldığını ilan ettiği güney’ anlamına geleceğini vaat etmiş olan GGK’nın hayalleri ve özlemleri yerle bir oldu. GGK’nın bazı taraftarları, Suudi Arabistan'ı ‘gerekçesiz’ ve Yemen hükümetiyle koordinasyon sağlanmaksızın başlatılan bu saldırı karşısında yerel güçleri destekleyerek araya girmek suretiyle bu hayali suya düşürmekle suçladı.

GGK böylece daha önce Aden'i kaybetmesinin ardından Hadramut ve Mehre'yi de yitirdi. Aden'i tüm Yemen ya da en azından güney için çekici bir model haline getirmeyi başaramadı; bu başarısızlık sonunda kendisini de kaybetmesiyle noktalandı. Gerçek şu ki GGK liderliğinin büyük bölümü eski konumlarını, çıkarlarını ve ayrıcalıklarını yitirdi. Bu durumun onların hoşuna gitmemesi ya da seyirci kalması beklenemez.

Bugün tüm bunlar karşısında yapılması gereken en doğru hareket GGK liderliğinin geçmişteki düşünce biçimi ve çalışma tarzı konusunda sorumlu bir özeleştiri yapması olur. Yemen hükümetinin de gerçekçi ve akılcı çözüm yollarına yönelmesi gerekiyor. Hepsinden önemlisi herkesin, ‘herhangi bir devletin, ne başka savaşlar doğuran savaşlarla ne de yalnızca nefret kültürü, öç alma ve intikam güdüleri bırakan siyasi şiddetle ne de coğrafi haritaları ve tarihin gerçeklerini hiçbir koşulda değiştiremeyecek olan kaosu körüklemekle yeniden inşa edilemeyeceğini’ anlaması gerekiyor.