Husilerin korsanlık faaliyetleri: ABD seferberliği, Avrupa öfkesi ve İran tehdidi

Geçtiğimiz ay Husiler tarafından el konulan uluslararası tanker Galaxy Leader (EPA)
Geçtiğimiz ay Husiler tarafından el konulan uluslararası tanker Galaxy Leader (EPA)
TT

Husilerin korsanlık faaliyetleri: ABD seferberliği, Avrupa öfkesi ve İran tehdidi

Geçtiğimiz ay Husiler tarafından el konulan uluslararası tanker Galaxy Leader (EPA)
Geçtiğimiz ay Husiler tarafından el konulan uluslararası tanker Galaxy Leader (EPA)

Yemen’in kuzeyini kontrol eden İran destekli Husilerin İsrail'e giden tankerleri hedef aldığını iddia ettiği saldırılar devam ederken, Husilerin Kızıldeniz'de yeni bir konteyner gemisine el koyma girişimi gündemde.

ABD’nin Kızıldeniz'de seyrüseferi korumak için en geniş uluslararası koalisyonu oluşturmak üzere harekete geçtiği, Avrupa'nın Husi saldırılarına yönelik öfkesi ve İran'ın yaklaşmakta olan deniz koalisyonunun oluşumuna karşı uyarılarıyla örtüştüğü bir zamana denk geldi.

Batılı kaynaklar, uluslararası bir konteyner tankerinin Husiler tarafından Kızıldeniz'de kaçırıldığını bildirdi  (X)
Batılı kaynaklar, uluslararası bir konteyner tankerinin Husiler tarafından Kızıldeniz'de kaçırıldığını bildirdi  (X)

Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları artarken, Yemenli politikacılar bunu grubun barış yükümlülüklerinden kaçma ve ülkeyi yeni bir uluslararası krizin ortasına getirme çabası olarak görüyor. Avrupa Birliği (AB), saldırıların ülkedeki insani koşullar üzerindeki etkisini hatırlatarak öfkesini dile getirdi.

AB, Norveç bandıralı STRINDA adlı tankere yapılan saldırı da dahil olmak üzere son Husi füze saldırılarını şiddetle kınadı. AB tarafından dün yapılan açıklamada, Yemen'de Husi kontrolü altındaki bölgelerden gelen çok sayıda saldırının uluslararası seyrüseferi ve deniz güvenliğinin yanı sıra uluslararası hukukun ciddi bir ihlalini temsil ettiği kaydedildi.

Açıklamada, Husilerin Arap Yarımadası çevresindeki sularda seyir hak ve özgürlüklerine müdahalesinin "kabul edilemez" olduğu belirtildi. Husilere gemi hatlarına yönelik daha fazla tehdit ve saldırıdan kaçınma çağrısında bulunan AB, Kızıldeniz’in güneyinde uluslararası sularda 19 Kasım'da yasadışı bir şekilde gözaltına alınan 25 kişiden oluşan "Galaxy Leader" gemisi ve mürettebatının derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Ayrıca, Husilerin uluslararası gemilere yönelik saldırılarının, ülkeye gıda ithalatının çoğunun Kızıldeniz'den geçmesi nedeniyle gıda güvenliği de dahil olmak üzere Yemen'in güvenliğini zayıflattığı vurgulandı.

Strinda tankeri, Pazartesi günü geç saatlerde Husiler tarafından füzeyle hedef alındı ​​ve hasar gördü (AFP)
Strinda tankeri, Pazartesi günü geç saatlerde Husiler tarafından füzeyle hedef alındı ​​ve hasar gördü (AFP)

Açıklamada, Avrupa Birliği'nin, ABD'nin Kızıldeniz'de seyrüseferi korumaya yönelik yaklaşımıyla geniş bir uluslararası koalisyon aracılığıyla ilgilenme olasılığına işaret edilerek, “AB, şu anda uluslararası ve bölgesel işbirliğini güçlendirmenin, bölgede barış ve güvenliğe yönelik tehditlerle mücadelede her zamankinden daha önemli olduğunu ve Birliğin bu amaçla ortaklarıyla koordinasyon içinde olduğunu hatırlatır” denildi.

Yeni korsanlık

İngiliz deniz güvenlik şirketi Embry, Yemen Donanması olduğunu iddia eden bir grubun, Bab’ul Mendeb Boğazı'nda seyreden bir gemiden rotasını değiştirerek Yemen'e gitmesini istediğini bildirerek Husilere işaret etti.

Embry ve İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları Kurumu (UKMTO), iki kılavuz notunda olayı ve Hint Okyanusu'nda Yemen açıklarında meydana gelen başka bir olayı araştırdıklarını açıkladı.

UKMTO  memorandumda, Kızıldeniz'in güneyindeki Yemen kıyısı açıklarında bir gemiden patlama görüldüğüne dair rapor aldığını söyledi.

Embry, Marshall Adaları'na ait olan ve Hong Kong bayrağını taşıyan bir kargo gemisinin, Yemen'in Mokha kentinin kuzeybatısında kuzeye doğru seyrederken sulara bir füze inişini tespit ettiğini bildirdi. Gemi mürettebatı zarar görmezken, olaya neden olan varlığın Husiler olduğu aktarıldı.

Kızıldeniz'in güneyindeki Mokha kıyısı açıklarında Yemen hükümetinin sahil güvenliğinden askerler (AFP)
Kızıldeniz'in güneyindeki Mokha kıyısı açıklarında Yemen hükümetinin sahil güvenliğinden askerler (AFP)

UKMTO, daha önce X platformundaki hesabından, kendisini sözde "Yemen Donanması" olarak tanımlayan bir kuruluşun, bir gemiye rotasını Yemen'e değiştirmesi emrini verdiğini belirten bir rapor aldığını duyurmuştu. Kurum, yetkililerin Yemen kıyısı açıklarında Babu’l Mendeb civarında bir olayı araştırdıklarını açıklamış ve daha sonra Umman Denizi’nde başka bir olaya ilişkin raporlar aldığını açıklamıştı.

Husiler herhangi bir operasyonla ilgili duyuru yapmazken, yerel Yemen kaynakları, grup güçlerinin "Maersk" adlı yeni bir konteyner gemisini kaçırarak grubun kontrolündeki kıyılara götürdüğünü bildirdi.

Batı medyası, çarşamba günü Kızıldeniz'de bir petrol tankerinin küçük bir teknede silahlı kişilerle ateş açtığını ve bir teknedeki çok sayıda silahlı kişinin Marshall Adaları bayrağı taşıyan ticari bir gemiye yaklaştığını bildirdi. Geçtiğimiz Salı günü ise Husiler, Norveç'teki bir nakliye gemisine füze fırlatıp gemiye zarar verme sorumluluğunu üstlendi.

Uluslararası koalisyon ve İran'dan uyarı

Husilerin gemi taşımacılığına yönelik artan tehdidi, Washington'u, İran'ın Yemen'deki Husi kolunu hedef alan yakın bir tehlike olarak gördüğü Kızıldeniz'de geniş bir uluslararası koalisyon kurmaya yöneltti.

Reuters haber ajansı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, ülkesinin Kızıldeniz'deki gemileri korumak için "mümkün olan en geniş deniz koalisyonunu" oluşturmak ve Yemen'deki Husilere saldırıların devam etmesi yönünde "önemli bir sinyal" göndermek istediğini söylediğini aktardı.

Lenderking, ABD’nin, çok uluslu koalisyonun "uluslararası toplumdan, Husilerin uluslararası gemiciliğe yönelik tehditlerine hoşgörü gösterilmeyeceğine dair önemli bir sinyal" göndermesini istediğini aktardı

ABD’li yetkili Doha’daki bir konferansında, ülkesinin mevcut Uluslararası Denizcilik Görev Gücü'nü "bazı kaynakları seyrüsefer özgürlüğünü korumaya ayıran uluslararası bir koalisyona" dönüştürmeyi hedeflediğine değinerek, Husilerin gerilimi durdurmasını sağlamak için atılması gereken adımlar konusunda oldukça aktif bir değerlendirme yapıldığını söyledi.

Ayrıca, Husilere 19 Kasım'da el konulan Galaxy Leader isimli geminin mürettebatını serbest bırakma çağrısında bulunduklarını kaydetti.

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking ( Reuters)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking ( Reuters)

Lenderking, Washington'un genişletilmiş koalisyona katılmak için hangi ülkelerle veya kaç ülkeyle temas kurduğunu belirtmeyi reddetti ancak bunun "mümkün olan en geniş koalisyon" olması gerektiğini söyledi.

Reuters'e göre Husi saldırıları, Londra sigorta piyasasının artık yüksek riskli bölgeler olarak listelediği Kızıldeniz üzerinden mal nakliye maliyetinin artmasına neden oldu. H er yıl 23 bin gemi Aden Körfezi'ni Kızıldeniz'e ve ötesine Süveyş Kanalı'na bağlayan dar Bab’ul Mendeb Boğazı'ndan geçiyor.

Tahran, ABD’nin Kızıldeniz'i korumak için ittifak kurma yönündeki açıklamalarına bu adıma karşı uyarıda bulunarak yanıt verdi. İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, ABD'nin Kızıldeniz görev gücü planıyla ilgili "Eğer böyle mantıksız bir hamle yaparlarsa, olağanüstü sorunlarla karşı karşıya kalacaklar" dedi.

Husi grubu, Kızıldeniz'in güneyindeki Mokha limanı açıklarında Norveçli bir tankerin bombalanmasının sorumluluğunu üstlenirken, ABD kaynakları Çarşamba günü yakıt sevkiyatı taşıyan başka bir ticari geminin Bab’ul Mendeb yakınlarında iki füzeden kurtulduğunu bildirdi.

ABD medyası, Kızıldeniz'de USS Mason destroyeri tarafından düşürülen bir insansız hava aracının fırlatılmasıyla aynı zamana denk geldiğini söylerken, Husi saldırının sorumluluğunu üstlenmedi.

Devam eden tehditler

Husi grubu, saldırılarını Gazze'deki Filistinlilere destek amacıyla gerçekleştirdiğini iddia ederken, milliyetlerine bakılmaksızın İsrail limanlarına giden tüm gemileri hedef alma sözü verdi. Yemen hükümeti ise grubun İran'ın talimatlarını uyguladığını ve saldırılarının Filistin meselesiyle hiçbir ilgisi olmadığını söylüyor.

Kızıldeniz'in askeri bölgeye dönüştürülmesinin, Yemen'de Birleşmiş Milletler liderliğinde ve Suudi Arabistan ile Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen barış sürecini engelleyeceği endişesi devam ederken, Fransız Donanması Salı günü, Paris'in Husi saldırılarına karşı gerçekleştirdiği ikinci operasyon olan bir Husi insansız hava aracının düşürüldüğünü doğruladı.

ABD Donanması Kızıldeniz'de faaliyet gösteriyor ancak bu Husi tehdidinin sona ermesini engellemedi ( AFP)
ABD Donanması Kızıldeniz'de faaliyet gösteriyor ancak bu Husi tehdidinin sona ermesini engellemedi ( AFP)

ABD'nin Yemen'e askeri müdahaleyi dışlamama yönündeki tehditleri ışığında Yemen hükümeti, tırmanan durum karşısında dikkatli davranıyor ve Kızıldeniz'de yaşananlardan uluslararası toplumu sorumlu tutuyor. Büyük güçler Hudeyde ve limanlarını özgürleştirmezken, Husi grubunun askeri yeteneklerini geliştirmek ve Kızıldeniz'deki seyrüsefer tehdidini artırmak için yararlandığı Stockholm Anlaşması'nın imzalanması için baskı yaptı.

İran destekli Husilerin Esir İşleri Ulusal Komitesi Başkanı Abdulkadir el-Murtaza, “Gazze'de halkımıza yönelik saldırılar duruncaya kadar hiçbir durumda Kızıldeniz'de İsrail gemilerine saldırmayı ve geçişlerini engellemeyi bırakamayız" dedi.

Husi lideri, uluslararası bir koalisyon oluşturulma fikrine rağmen İsrail'e giden gemilerin geçişine izin vermeyeceğini aktardı.



Geçim baskıları ile Arap ülkeleriyle iş birliği fırsatları arasında Suriye ekonomisi

Görsel: Al-Majalla
Görsel: Al-Majalla
TT

Geçim baskıları ile Arap ülkeleriyle iş birliği fırsatları arasında Suriye ekonomisi

Görsel: Al-Majalla
Görsel: Al-Majalla

Hüseyin eş-Şara

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan ekonomik krizlerin ve sorunların giderek derinleştiği bu süreçte, gündeme gelen çeşitli olguların tartışılması ve ülkelerin krizlerden etkilenme boyutundaki belirgin farklılıkların ortaya konması giderek daha fazla önem kazanıyor.

Zengin ülkeler ile fakir ya da gelişmekte olan ülkeler, gerek gelir düzeyi ve mevcut imkânlar gerekse sosyal ve ekonomik koruma mekanizmaları açısından birbirinden keskin biçimde ayrışıyor. Bu farklılık, söz konusu krizlerin vatandaşlar ve toplum üzerindeki yansımalarını da doğrudan belirliyor. Bu nedenle ülkelerin gerçek gelirlerini ve bu gelirlerin vatandaşların yaşam standardına nasıl yansıdığını incelemek büyük önem taşıyor. Ekonomik ve kalkınma açısından istikrara kavuşmuş ülkeler, fiyat hareketlerini ve bu hareketlerin gelir göstergeleriyle ilişkisini ölçmek için hassas endeksler kullanıyor.

Gelişmiş ülkeler, ekonominin çeşitli boyutlarını, tüketim göstergelerini ve fiyat hareketlerini ele alan belgelenmiş araştırmalara dayanarak açık sonuçlara ulaşıyor. Bu süreçte, toplumsal kesimler arasındaki yapısal farklılıkları ve bireyler ile topluluklar arasındaki gelir eşitsizliklerini gözetebilen köklü analiz mekanizmalarına başvuruyorlar.

Arap dünyasında kayda değer nüfus kitlesi, büyük pazarlar ve muazzam petrol ile doğal gaz üretimine karşın tarımsal, sınai ve hizmet sektörü üretimi halen yeni pazarlara açılmayı bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre serbest piyasa ekonomisini benimseyen ülkelerin büyük çoğunluğunda devlet, özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından benimsenen siyasi, ekonomik ve sosyal sistemin doğasının çizdiği sınırlar dahilinde müdahalede bulunuyor. Bu çerçevede kâr ve yatırım hem amaç hem araç olarak kabul ediliyor. Fakat bunlar her zaman anayasa, yürürlükteki yasalar ve yerleşik gelenekler çerçevesinde hayata geçiriliyor.

Büyümeyi artırmak ve rekabeti güçlendirmek

Bu doğrultuda odak noktası her zaman pazarları genişletmek, iç ve dış hareketliliği canlandırmak ve böylece rekabetin kamu yararını en geniş kesime yaymasını sağlamak oldu; zira pazar herkese açıktır. Bu nedenle sermaye sürekli yeni fırsatlar ve pazarlar aradığından, ABD ve genel olarak Batılı şirketlerin farklı pazarlara yayılmasına dünya genelinde geniş çapta tanıklık edildi.

ABD ve Avrupa dışında ise Latin Amerika'da Meksika, Brezilya, Şili ve Arjantin; Afrika'da Güney Afrika, Ruanda, Nijerya ve kıtanın kuzeyinde başta Mısır olmak üzere pek çok ülke; Okyanusya'da Avustralya ve Yeni Zelanda; Asya'da ise Endonezya, Tayvan, Singapur, Çin, Japonya, Güney Kore, Malezya ve Asya'nın yedi kaplanı üretken pazarlar olarak öne çıktı. Bu ülkeler zaman zaman ağır geri adımlar yaşasa da ekonomik rotalarını düzeltme yolunu seçtiler.

sx sc
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, Cidde'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı kabul etti, 21 Nisan 2026 (AFP)

Arap dünyasında ise kayda değer nüfus kitlesi, büyük pazarlar ve muazzam petrol ile doğal gaz üretimine karşın tarımsal, sınai ve hizmet sektörü üretimi halen yeni pazarlara açılmayı bekliyor. Bu tıpkı, ‘Asya'nın Yedi Kaplanı’nın 1980'li ve 1990'lı yıllarda petrol gelirlerini hem yurt içinde hem yurt dışında etkin biçimde değerlendirerek gerçekleştirdiği atılımı gibi.

Suudi Arabistan, sanayileri yerli kaynaklarla beslemek, araştırma merkezleri kurmak ve dijital ekonomiye entegre olmak için yoğun çaba harcıyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman liderliğinde hayata geçirilen ‘Vizyon 2030’ projesi, Suudi Arabistan’ın gelişmiş ülkeler arasına katılma, ulusal gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve vatandaşların yaşam standartlarını yükseltme yönündeki stratejik çizgisini somutlaştırıyor. Nihai olarak ekonomiyi daha üretken, rekabetçi ve dinamik bir yapıya kavuşturmak hedefleniyor.

Körfez'den Arap ülkelerine uzanan bir genişleme ve atılım zorunluluğu, iş birliği ile yatırım ufuklarını herkesin yararına olacak şekilde genişletmek için elzem, çünkü bu coğrafyada değerlendirilmeyi ve kullanılmayı bekleyen zenginlikler ve birikimler mevcut.

Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Umman ve Bahreyn gibi diğer Körfez ülkeleri de Suudi Arabistan'ın izinden gidiyor. Yüksek gelirlere sahip olan bu ülkeler, güçlerini birleştirdikleri takdirde kayda değer bir nüfus kitlesini temsil ediyor. Bununla birlikte ulusal kadroların yüksek nitelik düzeyi, ilerleme ve güçlenme çarkına girişi kolaylaştırıyor. Zira nitelikli insan kaynağı, gelişmiş dünyaya açılan kapının anahtarı.

Bu nedenle Körfez'den Arap ülkelerine yayılan bir genişleme ve atılım zorunlu hale geliyor. İş birliği ve yatırım ufuklarını herkesin yararına olacak biçimde genişletmek için coğrafyanın sunduğu zenginlikler ve birikimler değerlendirilmeli. Mısır'da büyük pratik potansiyeller bulunurken Sudan'da tarıma elverişli geniş araziler uzanıyor.

Arap ülkeleri arasında ulaşım ve bağlantı sorunu

Arap Mağrib bölgesi için de durum aynı. Cezayir ve Libya zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahipken Doğu Arap dünyası, Şam bölgesi ve Irak, bilimsel, tarımsal ve hizmet alanında nitelikli insan gücü, petrol zenginlikleri ve Arap dünyasını Türkiye, Avrupa ile Doğu'ya bağlayan kritik bir ulaşım kavşağı konumunda bulunuyor. Suriye, İpek Yolu güzergahı üzerinde yer alıyor ve Uzak Doğu, Orta Asya, Rusya ile Doğu ve Batı Avrupa'ya uzanan üç kıtanın buluşma noktasını oluşturuyor. Bölgesel sularda ise keşfedilmeyi bekleyen zenginlikler yatıyor.

Tüm bu potansiyeller, son elli yılda kayda değer bir sonuç veremeyen sınırlı ülke bazlı kalkınma anlayışından sıyrılarak harekete geçirilmeyi bekliyor. Bu başarısızlığın ardında temkinlilik, güvensizlik, Batı'ya ve dışa açılmaya duyulan çekince ile dar eğilimlerin egemenliği yatıyor.

Yoksulluk ve yoksunluğun giderek yaygınlaşması, yapısal dengesizlikleri giderecek stratejik girişimlerin yokluğuyla birleşiyor. Oysa bölge, ilerleme ve kalkınma için büyük bir potansiyele sahip; bu potansiyel, bağımlılık ve atalet yükünden kurtulmak için yeterli donanımı sunuyor.

Demiryolu ve karayolu ağlarının geliştirilmesi ve birbirine bağlanması, mesafeleri kısaltma, mal ve sermaye akışını kolaylaştırma ve Arap ekonomik entegrasyon süreçlerine katkı sağlama açısından üstlendiği kritik rol nedeniyle en öncelikli hedefler arasında yer alıyor.

Bu noktada söz konusu potansiyellerin nasıl değerlendirileceğini yeniden düşünmenin ve Arap yurdu içindeki ortak çıkarlar üzerine araştırmaları derinleştirmenin önemi bir kez daha belirginleşiyor. Çünkü pek çok ülke geniş iş birliği alanları ve umut vadeden fırsatlar barındırıyor.

Ortak Arap çıkarlarını ön plana almak

Artık ülkelerimizin ve halklarımızın ortak çıkarlarına her şeyin önünde öncelik tanınması gerektiği konusunda bir kanıya varmış bulunuyoruz. Bu perspektiften bakıldığında, demiryolu ve karayolu ağlarının geliştirilmesi ve birbirine bağlanması en öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Mesafeleri kısaltma, mal ve sermaye akışını kolaylaştırma ve ekonomik entegrasyon süreçlerine katkı sağlama açısından bu ağların taşıdığı ağırlık tartışmasız. Bu bağlamda Suudi Arabistan'ı Şam bölgesiyle ve oradan Türkiye ile Avrupa'ya bağlayan mevcut ve planlanan demiryolu hatları bu yöndeki ilk somut adımı oluşturuyor. Uluslararası karayollarının geliştirilmesi ise bu entegrasyonu destekleyen tamamlayıcı bir güzergah olarak öne çıkıyor.

xcsdvsdv
Suriye'nin Tartus bölgesinde petrol boru hatlarının yanında duran bir Suriyeli işçi, 1 Eylül 2025 (Reuters)

Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan'daki petrol ve doğalgaz üretim bölgelerini Akdeniz'e bağlamaya yönelik yeni-eski eğilim de cesaretlendirici bir adım niteliği taşıyor. Bu sayede söz konusu zenginlikler, Hürmüz Boğazı'nın tek geçiş koridoruna bağımlılıktan kurtarılabilir ve boğaz üzerindeki uluslararası güçlerin ya da İran'ın denetiminden bağımsız bir alternatif oluşturulabilir. Bunun yanı sıra petrol ve doğalgaz üretim kapasitesinin artırılmasına ve Ürdün, Suriye ile Lübnan gibi transit ülkelerin bu hatlardan sağladığı faydanın güçlendirilmesine de katkı sağlar. Bu mesele aslında yeni değil. Kökleri 1950'lere, Suudi Arabistan'ın Bukayk (Abkayk) bölgesini Lübnan'ın Zehrani Limanı'na bağlayan Trans Arabistan Petrol Boru Hattı (Tapline) projesine dayanıyor. Tapline, İsrail işgali altındaki Suriye toprakları Golan Tepeleri’nden geçmesi ve Lübnan'daki savaşlar nedeniyle 1967 savaşının ardından devre dışı kaldı.

Suriye'de fiyat politikalarından sorumlu yetkili kurumların, ekonominin gereksinimleri, bütçe dengesi ve sosyal boyut arasındaki dengeyi gözetecek biçimde mevcut yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi.

Tüm bunların yanında iki petrol boru hattı daha mevcut. Bunlardan biri Kerkük'ten Banyas'a, diğeri Lübnan'daki Trablus'a uzanıyor. Bu hatların yenilenmesi ve Basra’daki petrol sahalarından Suriye'nin Banyas Limanı’na uzanacak yeni hatların eklenmesi giderek daha acil bir ihtiyaç haline geliyor. Hedef, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin petrolünün Ürdün ve Suriye üzerinden taşıma kapasitesini günlük 8 milyon varile çıkarmak.

İstikrarın anahtarı olarak gelir kaynaklarının geliştirilmesi

Bu bağlamı genişlettiğimizde, Ürdün ve Suriye gibi bazı Arap ülkelerinde toplam ya da net ulusal gelir ile vatandaşın bireysel gelir düzeyi arasında, özellikle elektrik ve petrol ürünleri gibi temel mal fiyatları söz konusu olduğunda, dikkat çekici bir uçurum bulunduğu görülüyor. Bu durum, vatandaş ile devlet arasındaki genel tabloyu yeniden karmaşık bir hale getiriyor. Devletin kendi hesapları ve öncelikleri varken vatandaş, mütevazı gelirleriyle asgari ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını sormaktan kendini alamıyor.

sdvdfv
Şam'ın eski şehir bölgesindeki Buzuriye Çarşısı, 16 Ocak 2026 (AFP)

Tüm bu verilerden hareketle, Suriye ekonomisinin geçim baskıları, giderek derinleşen gelir uçurumu, gerileyen satın alma gücü ve mevcut ekonomik dönüşümler içinde tırmanan fiyatlar karşısında yaşadığı sıkıntı, Arap ülkeleriyle iş birliği yollarının güçlendirilmesini olası çözümlere açılan önemli bir kapı olarak zorunlu kılıyor. Bu yönelim, Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 95'ini oluşturan dar gelirli kesimlerin mütevazı gelirlerini eritip tüketen fiyat artışlarıyla baş edebilmesi için onların koşullarını iyileştirmeye öncelik verilmesi gerektiği düşünüldüğünde ayrı bir önem kazanıyor. Bu bağlamda devletin mevcut potansiyelleri yeniden değerlendirme ve hem vatandaş üzerinde hem de toplumsal istikrar üzerinde doğrudan etki yaratacak daha etkili ekonomik alternatifler arama sorumluluğu da belirginleşiyor.

Herhangi bir ülkede gelir kaynaklarının geliştirilmesi, toplam ulusal gelirin artırılmasına ve bireysel gelir düzeyinin yükseltilmesine doğrudan yansıyor. Öte yandan Suriye'de fiyat politikalarından sorumlu yetkili kurumların, vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mevcut yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi. Bu durum, pazar ve ekonominin gereksinimleri ile sosyal boyut arasındaki dengeyi sağlayacak ve her türlü kalkınma sürecinin temel hedefi olan vatandaşın çıkarına hizmet edecek bir adım olarak öne çıkıyor.


Irak, İsrail'in geçici bir konuşlandırma yaptığını kabul etti

Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
TT

Irak, İsrail'in geçici bir konuşlandırma yaptığını kabul etti

Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)

Irak ordusundan üst düzey bir subay, geçtiğimiz mart ayında Necef Çölü’ne çıkarma yapan gücün, Amerikan silahları kullanan İsrail birlikleri olduğunu itiraf etti. Yetkili, Irak güçlerinin bölgenin tespit edilmesinin ardından derhal harekete geçtiğini ancak 48 saatten kısa bir süre içinde askeri üsse dair herhangi bir ize rastlanmadığını belirtti.

Kerbela Operasyon Komutanı Korgeneral Ali el-Haşimi, dün yaptığı basın açıklamalarında, güvenlik güçlerinin hareketliliği izledikten sonra çıkarma bölgesine hızla ulaştığını ifade etti.

Irak hükümeti daha önce yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin "kimliği belirsiz" bir grupla çatışmaya girdiğini ve söz konusu grubu hava desteği altında geri çekilmeye zorladığını duyurmuştu. Hükümet, halihazırda ülke topraklarında herhangi bir yabancı askeri üs veya gücün bulunmadığını vurguladı.

Gelişmelerin ardından Haşdi Şabi güçleri, Necef ve Kerbela çöllerinin yanı sıra Nuhayb ile bağlantılı güzergâhın güvenliğini sağlamak amacıyla "Egemenliğin Tesisi" adı verilen geniş kapsamlı bir operasyon başlattıklarını duyurdu.


İsrail, Beyrut'un güneyindeki uluslararası karayolunda iki aracı hedef aldı

Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında İsrail insansız hava aracı saldırısının ardından yanan bir aracı söndürme çalışmaları (AFP)
Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında İsrail insansız hava aracı saldırısının ardından yanan bir aracı söndürme çalışmaları (AFP)
TT

İsrail, Beyrut'un güneyindeki uluslararası karayolunda iki aracı hedef aldı

Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında İsrail insansız hava aracı saldırısının ardından yanan bir aracı söndürme çalışmaları (AFP)
Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında İsrail insansız hava aracı saldırısının ardından yanan bir aracı söndürme çalışmaları (AFP)

Lübnan resmi haber ajansının (NNA) haberine göre, İsrail bugün Beyrut’u Güney Lübnan’a bağlayan yoğun trafiğe sahip otoyol üzerinde iki ayrı aracı hedef alan hava saldırıları düzenledi.

Haberde, ilk saldırının başkentin yaklaşık 20 kilometre güneyindeki Ciye kasabasında gerçekleştiği belirtildi. Kısa bir süre sonra, aynı otoyol üzerindeki ikinci bir araç daha İsrail saldırısının hedefi oldu. Henüz resmi bir can kaybı açıklaması yapılmasa da AFP (Fransız Basın Ajansı) tarafından servis edilen görüntülerde, ilk aracın uluslararası yolun ortasında kömürleşmiş olduğu ve kurtarma ekiplerinin ceset torbasına konulmuş bir cenazeyi taşıdığı görüldü.

Kurtarma ekipleri, Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerinde kurbanlardan birinin cesedini taşıyor (AFP)Kurtarma ekipleri, Beyrut'un güneyindeki Ciye kasabasında bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerinde kurbanlardan birinin cesedini taşıyor (AFP)

Ateşkes İhlalleri ve Müzakereler

Geçtiğimiz cumartesi günü de aynı bölgede benzer iki saldırı düzenlenmişti. Oysa 17 Nisan’dan bu yana İsrail ile yürürlükte olduğu varsayılan bir ateşkes süreci bulunuyor.

İsrail ordusu bugün, Lübnan’ın güneyindeki Sur bölgesinde yer alan altı kasabanın sakinlerine "tahliye" uyarısını yeniledi ve Hizbullah’ı ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçladı. Bu gelişmelerin, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da başlayacak olan doğrudan müzakerelerin hemen öncesinde yaşanması dikkat çekiyor. Lübnan tarafı, bu müzakerelerde kendisini temsil etmesi için eski Büyükelçi Simon Karam’ı heyet başkanı olarak atadı.

Can Kayıpları Artıyor

Lübnan makamları, ABD’den İsrail’in son günlerde artan saldırılarını durdurması için baskı yapmasını talep ediyor. Şarku’l Avsat’ın Lübnan tarafından paylaşılan verilerden elde ettiği bilgilere göre; ateşkesin başlangıcından bu yana 22’si çocuk, 39’u kadın olmak üzere en az 380 kişi hayatını kaybetti. (Bu sayıya salı gecesi Nebatiye bölgesinde öldürülen 13 kişi dahil değildir). Savaşın başlangıcından (28 Şubat) bu yana en az 200’ü çocuk, 279’u kadın olmak üzere toplam 2 bin 882 kişi hayatını kaybetti.

İnsanlar, İsrail baskınında yakılan aracın etrafında toplandı (AFP)İnsanlar, İsrail baskınında yakılan aracın etrafında toplandı (AFP)

Bölgesel Gerilim

Ortadoğu’daki çatışma dairesi, 28 Şubat’ta İran’a yönelik düzenlenen ortak İsrail-ABD saldırısıyla genişlemişti. Hizbullah, 2 Mart’ta İran lideri Ali Hamaney’in saldırıların ilk gününde öldürülmesine yanıt olarak İsrail’e roket fırlatmış, bunun üzerine İsrail, Lübnan’ın güneyine yoğun hava saldırıları ve kara harekâtı başlatmıştı. Bu süreçte bir milyondan fazla kişi yerinden edildi.

Hizbullah, İsrail ile doğrudan müzakereyi reddetmeye devam ederken; silahlarının müzakere konusu olmadığını vurguluyor ve Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabalarında bulunan İsrail güçlerine yönelik füze ve İHA saldırılarını sürdürüyor.