Kızıldeniz saldırıları İran’ın ABD ile doğrudan savaş korkusunu derinleştiriyor

Devrim Muhafızları Körfez’de gemisavar füzeyi test etti.

Bir F-18 savaş uçağı, pazar günü Umman Körfezi’ndeki Eisenhower uçak gemisine indi (Centcom)
Bir F-18 savaş uçağı, pazar günü Umman Körfezi’ndeki Eisenhower uçak gemisine indi (Centcom)
TT

Kızıldeniz saldırıları İran’ın ABD ile doğrudan savaş korkusunu derinleştiriyor

Bir F-18 savaş uçağı, pazar günü Umman Körfezi’ndeki Eisenhower uçak gemisine indi (Centcom)
Bir F-18 savaş uçağı, pazar günü Umman Körfezi’ndeki Eisenhower uçak gemisine indi (Centcom)

İran yanlısı Husi grubunun ticari gemilere yönelik saldırılarının ardından Kızıldeniz’de gerilimin artmasıyla birlikte, İran’da ABD ile doğrudan bir savaş korkusu yeniden baş gösterdi.

İran Devrim Muhafızları, türünde ilk kez, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in Orta Doğu’ya yapacağı planlı ziyaretin hemen öncesinde, yeni tip bir savaş gemisi üzerinde gerçekleştirilen füze testinin video görüntülerini yayınladı.

Nour News Ajansı (İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi platformu), Devrim Muhafızları’nın dış operasyonlarından sorumlu yetkilisi Kasım Süleymani’nin adının verildiği kruvazördeki füze denemesini gösteren kısa bir video yayınladı. Süleymani, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle düzenlenen bir ABD saldırısında öldürülmüştü.

Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, ABD ve İsrail’i yenilgi ile tehdit ederek, ülkesinin Filistin’e desteğini sonuna kadar sürdüreceğini söyledi.

swef
Pazar günü Basra Körfezi’ndeki bir kruvazörde füze testini gösteren Devrim Muhafızları tarafından dağıtılan videodan bir görüntü (Nour News)

Devrim Muhafızları’na bağlı Fars ve Tesnim ajanslarının haberine göre Selami, “ABD, 45 yıldır hatalarını tekrarlıyor ve toprakları işgal ederek kazanacağına inanıyor” dedi. Selami, “ABD, İsrail ve müttefikleri daha önceki acı deneyimleri tekrarlıyor. Afganistan’ın işgali onlara bir şey kazandırdı mı? İşgalden sonra Irak’ta kalabildiler mi? Yavaş yavaş çantalarını toplayıp bu ülkeyi terk ediyorlar” dedi.

Selami, ABD’li yetkililere seslenerek, “ABD, 50 milyondan fazla insanın yoksulluk tehdidi altında yaşadığı iç sorunlarıyla ilgilenmek yerine Suriye, Irak ve Yemen’de para harcadı” açıklaması yaptı. “Bugün Filistin’de de böyle; Ne kadar çok yok edersen, tabutuna o kadar çok çivi çakılacak” diyen Selami, sözlerinin devamında ise “ABD’li yetkililer İslam ülkelerinde bulunmaya cesaret edemiyorlar. Bugün bulundukları her noktada halkların nefretine ve güvensizliğine tanık oluyorlar” ifadelerini kullandı.

gfrthswcfw
Devrim Muhafızları komutanı pazar günü Tahran’da bir konuşma yapıyor (EPA)

Devrim Muhafızları’na yakın medya kuruluşlarının Husi grubunun Kızıldeniz’deki gemilere yönelik düzenlediği saldırıları övmesinin ardından Amerikan internet siteleri ve gazeteleri, Joe Biden yönetiminin Husilere yönelik saldırı kararı alma ihtimaline ilişkin Amerikan haberlerine yer verdi.

ABD merkezli Semafor internet sitesi, cuma günü Pentagon’un Kızıldeniz’deki gemilere yönelik artan saldırılara yanıt olarak Yemen’deki Husilere karşı doğrudan bir saldırı düzenlemeyi düşündüğünü bildirdi. İnternet sitesinin haberine göre ABD’li yetkililer, İran ve Husi grubunun İsrail ile ticareti baltalama ve ABD’nin maliyetlerini artırma girişimlerinden giderek daha fazla endişe duyduklarını söyledi.

ABD’li yetkililer, İran ve onun bölgesel vekilleriyle daha geniş bir savaşı körükleme olasılığına ilişkin endişeleri ışığında Husilere saldırma planını değerlendirdiklerini söyledi.

Devrim Muhafızları lideri Muhsin Rızai, Russia Today kanalına yaptığı açıklamada, Husilerin ABD ile doğrudan savaşa girmekten çekinmediklerini dile getirdi. Ayrıca ülkesinin Husilerin ticari gemilere yönelik saldırılarını desteklemekle suçlanmasına karşı da ‘büyük yalan’ şeklinde yanıt verdi.

Öte yandan İran Ordusu Hava Kuvvetleri Yardımcısı Tuğgeneral Mehdi Hadyan, ülkesinin her türlü tehdide yanıt vermeye hazır olduğu uyarısında bulunarak, İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaşa hazırlığının en üst düzeyde olduğunu vurguladı.

Hadyan, “Düşmanlar İran’a karşı zorlu bir savaş yürütülmesi konusunda karamsar. Bugün İslam Cumhuriyeti rejimini vurmak için hibrit savaşa milyarlarca dolar harcıyorlar” dedi.

Siyasi analist Hasan Hanizadeh ise Arman Melli gazetesinin başyazısında, bazı Amerikalı ve Avrupalı ​​yetkililerin Husi saldırılarına ilişkin İran aleyhindeki açıklamalarının ‘Batı’nın bölgedeki direniş hareketleriyle mücadeledeki zayıflığının kanıtı’ olduğunu yazdı.

İran basınında yer alan yazıları, aralarında İran Dini Lideri’nin ofisi ve Milli Güvenlik Yüksek Konseyi’nin de bulunduğu bölgedeki ilgili karar alma merkezlerinin bakış açısını yansıtan Hanizadeh, Husileri ‘direniş ekseninin güçlü kolu’ olarak tanımladı ve Husi saldırılarının ‘Filistinlilere karşı kullanılmak üzere Siyonist varlık için silah taşıyan gemileri, hatta kimyasal silah taşıyan gemileri hedef aldığını’ iddia etti. Ancak ifadelerine delil sunmadı.

Hanizadeh, Babülmendep’i Yemen sularının bir parçası olarak tanımlayarak, saldırıların Husilerin bölgede ve direniş ekseninde caydırıcılık rolü oynama meşru hakkı çerçevesinde gerçekleştiğini dile getirdi. Husi grubunun İran’ın bölgesel faaliyetlerine konu olduğunun düşünülmesinin ‘tamamen yanlış ve dayanaksız olduğunu, çünkü onların (Husiler) bu eylemleri diğer ülkelerle koordinasyon olmadan yürüttüklerini’ belirten Hasan Hanizadeh, “Kamuoyunun dikkatini İsrail’in suçlarından çevirmeye çalıştılar” dedi.

Bu ayın başlarında Hanizadeh, İsrail’in İranlı yetkililere karşı suikast düzenleyebileceği iması sonrasında İran siyasi çevrelerinde tartışmalara yol açtı. Yetkili, Arman Melli gazetesinin yayınladığı makalesinde, “İsrail’in suikast planları Hamas liderlerinin ötesine geçiyor” demişti.

Hanizadeh’in açıklamaları, birçok İranlı analist ve aktivistin, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının ardından İran’ın ABD ile savaşa girmesine ilişkin endişelerini dile getirdiği bir dönemde geldi.

Korkular, İran Savunma Bakanı İsmail Aştiyani’nin geçen perşembe günü ABD’ye Babülmendep’teki Husi saldırılarını caydırmak için çok uluslu bir deniz koalisyonu kurulmasına karşı uyarıda bulunan açıklamalarına dayanıyordu.

Aştiyani, planın istisnai sorunlarla karşı karşıya kalacağına dikkati çekerken, “Bu bölgede (Kızıldeniz) bütün ülkelerin varlığı var, ama orası bizim bölgemiz. İran’ın kontrolündeki bölgede kimsenin manevra yapamayacağı kesindir” dedi.

İranlı yetkili, İran’ın deniz taşımacılığını koruyacak bir kuvvet oluşturulmasına yanıt olarak başvurabileceği önlemlerin niteliğini belirtmedi.

İranlı yetkililer, İsrail’i ABD’yi İran’la doğrudan savaşa sokmaya çalışmakla suçlamıştı. Geçtiğimiz ayın başlarında, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Muhammed Sadr, İsrail’in tahminlerinin Lübnan Hizbullah’ının Hamas’tan 100 kat daha güçlü olduğunu gösterdiğini söyledi. Sadr, “Bu durum, İran’ın vekillerinden biri olan Hizbullah’ın güce sahip olduğu anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Birkaç kez Dışişleri Bakanlığı görevine aday olan tecrübeli diplomat Sadr, İran gazetesi Şark’a yaptığı açıklamada “İsrail, İran’la doğrudan savaşmaktan korkuyor ve ABD’yi bu savaşa dahil etmek istiyor. Çünkü ABD’nin gücü olmadan İran’a karşı savaşamayacağını biliyor” dedi.

İran liderinin danışmanı ve rejimin Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Gulam Ali Haddad Adil, 13 Kasım’da İran’ın Gazze savaşına girişinin sonuçları konusunda uyardı. İran merkezli Etemad gazetesinin haberine göre “İran’ın Gazze savaşına girmesini isteyenler şunu bilmelidir ki Siyonist rejimin isteği de budur” diyen Haddad Adil, çatışmanın ABD ile savaşa yol açacağını ve İsrail’in böyle bir savaşta güvenli tarafta olacağını ifade etti.

Uyarılar, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın bölgedeki savaş cephelerinin genişletilmesi yönündeki uyarısını ısrarla tekrarlaması üzerine geldi.

İranlı siyasi analist Ahmed Zeyd Abadi, geçen cuma günü bir blogda Haddad Adil’in birkaç hafta önce İsrail’in İran ile ABD arasında bir çatışmayı alevlendirmeye istekli olduğunu belirttiğini yazdı. Zeyd Abadi ayrıca, “Ben İsrail’in bunu yapabilecek güce sahip olmadığına inanıyorum, ancak Husilerin bunu yapabilecek kapasiteye sahip olduğunu düşünüyorum” dedi.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.