Fransa’nın Sahel’den çekilmesi: Siyasi nüfuzun aşınması ve ekonomik çıkarların zarar görmesi

Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
TT

Fransa’nın Sahel’den çekilmesi: Siyasi nüfuzun aşınması ve ekonomik çıkarların zarar görmesi

Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)

Fransız yetkililer, son askeri grubunun Nijer’den çekilmesini yeni yıl kutlamalarına denk gelecek şekilde zamanlama konusunda hata yapmadı. Çünkü bu sayede politikacıların ve Fransız medyasının yalnızca sınırlı ilgisini gördü. Paris, Nijer’in başkentindeki büyükelçisinin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yakın olan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un rejimini deviren askeri cuntanın talebi üzerine ülkeyi terk etmek zorunda kalmasının ardından, Niamey’deki büyükelçiliğinin kapatıldığını duyurdu. Böylelikle Fransa, Mali ve Burkina Faso’dan sonra üçüncü Sahel ülkesindeki askeri varlığına ilişkin perdeyi indirmiş oldu. Bu da onlarca yıldır bayrağını taşıdığı bu bölgedeki nüfuzunun açıkça azalması anlamına geliyor.

Üç ülke arasındaki ortak nokta, son üç yılda sivil yönetimi deviren, Fransa’ya düşman olan askeri konseyleri bir araya getiren ve çok geçmeden Fransız kuvvetlerin topraklarından çekilmesi çağrısı yapan bir dizi askeri darbeye tanık olmaları.

Olaylar, Mali’deki askeri cuntanın, Paris’in 2013 yılı başında Tuareg isyancı güçlerinin ve aşırılık yanlısı grupların başkent Bamako’ya doğru ilerlemesine karşı askeri güçlerini göndermesiyle başladı. Operasyon, Serval adıyla başlatılırken, 2014 yılı başında ismi Barkhane olarak değiştirildi. Faaliyet kapsamı ise Mali’nin yanı sıra Burkina Faso, Nijer ve Çad’ı da kapsayacak şekilde genişletilirken, sayısı 4 bine yükseldi. Bu üç ülkede Paris, kuvvetlerini konuşlandırdığı askeri üsler kurup bu üsleri kullandı. Niamey’de olduğu gibi Çad’ın başkenti Encemine’de uluslararası havaalanının yakınında Barkhane’nin ana karargâhını kurdu.

Fotoğraf Altı: Fransa’ya yakın bir isim olan Nijer’in devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum. (Arşiv/ AFP)
Fransa’ya yakın bir isim olan Nijer’in devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum. (Arşiv/ AFP)

Fransız yetkililerin kafasını karıştıran bir soru var: Fransız kuvvetlerinin konuşlu ve aktif olduğu üç ülkede ordu nasıl darbe hazırlayabildi? Bu kuvvetler, Fransız dış istihbarat servisinin Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü olarak adlandırdığı ve yakın zamanda yerine İç Güvenlik Genel Müdürlüğü’nü denetleyen Nicolas Lerner’in getirildiği eski Büyükelçi Bernard Emie tarafından yönetiliyordu. Yabancı istihbaratın Afrika’daki darbeler gerçekleşmeden önce bunları tespit edememesi, Rus kuvvetlerinin Ukrayna’yı işgal etmeye hazırlandığını keşfedememesi ve Büyükelçi Emie’nin görevden alınması arasında bir bağlantı var.

Fransız kuvvetlerinin daha önce bahsedilen Sahel bölgesindeki dört ülkeye ek olarak Moritanya, Libya, Çad, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Zaire, Ruanda ve Komorlar dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesine askeri müdahalede bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak önceki operasyonlarla 2013 yılında Mali’de başlatılan ve komşu ülkelere (Burkina Faso, Nijer, Çad) yayılan operasyonlar arasındaki temel fark, ikinci operasyonların terörle mücadeleye odaklanmış olması, ilk operasyonların ise çoğunlukla Fransa’ya dost olan rejimlere yardım etme ve onların düşüşünü önleme amaçlı olmasıydı. Aslında Serval Operasyonu, başkent Bamako’yu koruduğu ve isyancıları ülkenin en kuzeyine çekilmeye zorladığı için başarılı sayıldı. Ordunun Mali’ye gönderilmesi emrini veren eski Cumhurbaşkanı François Hollande’in daha sonra başkent Bamako’da kahraman olarak kabul edilmesi bunun kanıtı. Hollande, Le Monde gazetesine yaptığı bir açıklamada “Her ne kadar terörle mücadele Fransızları çok hızlı bir şekilde korumak anlamına gelse de Batı Afrika ülkelerinin talebi, hatta onların ısrarı üzerine müdahale etme kararını, (esasen) Fransa’nın çıkarına olmayan bir şekilde aldım” demişti.

Fotoğraf Altı: Niamey’de, darbeyi destekleyen göstericiler, 9 Aralık 2023 (AP)
Niamey’de, darbeyi destekleyen göstericiler, 9 Aralık 2023 (AP)

Ancak Serval ve ardından Barkhane’nin piyasaya sürülmesinden on yıl sonra, Fransız kuvvetlerin bazı radikal ve terör örgütlerinin liderlerini ortadan kaldırmayı başarmasına rağmen, terörle mücadele misyonunun başarıyla taçlandırıldığı görünmüyor. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre Kuzey ve orta Mali’nin ardından Burkina Faso ve Nijer’i tehdit eden bu örgütler, hatta Fildişi Sahili, Benin ve Togo gibi Gine Körfezi ülkelerine doğru da yayılıyor.

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Elie Tenenbaum, Fransa’nın başarısızlığının ‘Barkhane’nin siyasi, sosyal ve ekonomik bir sürece eşlik etmesi ve yerel yönetimlere terör ve cihatçı örgütlerin beslendiği sorunların çözümü için yeterli süre sağlaması gerektiği’ şeklinde açıklanması gerektiğini söyledi. Ancak bu süreç ya hiç gün yüzü görmedi ya da etkileri sınırlı kaldı. Bu, Paris’i ‘bu örgütlerle gizli anlaşma yapmakla’ suçlayacak kadar ileri giden Fransız karşıtı propagandanın kapısını açtı. Diğer sebep ise tamamen askeri olup, Fransız kuvvetlerinin sayısına dayanıyor. Öyle ki sayıları 4 ila 5 bin üye arasında değişen Fransız kuvvetleri, hiçbir zaman toplam alanı 2 milyar 754 milyon kilometrekare olan üç ülkeyi kapsamaya yetmedi. Ancak Afrikalı araştırmacı Babe Dakomo’ya göre Sahel’in birçok sakini, Fransız ordusu gibi en son silahlarla donatılmış bir ordunun nasıl yüzlerce isyancı unsuru ortadan kaldıramadığını merak ediyor.

Fotoğraf Altı: Göstericiler, Niamey’de Rus bayrağı açtı, 3 Ağustos 2023 (AFP)
Göstericiler, Niamey’de Rus bayrağı açtı, 3 Ağustos 2023 (AFP)

Her hafta Fransızların ayrılmasını talep eden üç başkenti (Bamako, Vagadugu ve Niamey) kızıştıran gösteriler ve protestolar yoluyla ortaya çıkan siyasi redde dayanmasaydı askeri başarısızlık, Afrika’nın Fransız kuvvetlerinin Sahel ülkelerinden çekilmesi yönündeki arzusunu haklı çıkarmazdı. Paris, Rusya’nın, Rus medya kuruluşlarının ve adı geçen üç ülkedeki bazı etkili isimlerin Fransa’ya karşı öfkeyi körüklediğine inanıyor. Bu kuruluşlar, bağımsızlıklarının üzerinden altmış yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen halen bu ülkelerin yanında olan eski sömürgeciye karşı onun sömürgesiymiş gibi gösterme kartına başvuruyor. Bu politikayı tanımlamak için Fransa’nın ‘Birleşmiş Milletler’de (BM) Fransa’nın yanında oy kullanma ve Fransız şirketlerine ekonomik öncelik verme karşılığında Sahel’deki mevcut rejimleri koruma’ taahhüdüne dayanan Fransa- Afrika politikası kavramı kullanılıyor. Her ne kadar Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand, bu politikaya son verilmesi çağrısında bulunan ilk kişi olsa da pek çok kişi bunun pratikte ve çeşitli biçimlerde halen var olduğuna inanıyor. Cumhurbaşkanı Macron da sürekli olarak ‘bu politikanın döneminin sonsuza dek sona erdiğini’ tekrarlıyor. Yukarıların yanı sıra Paris’in özgürlükler ve insan hakları konusundaki politikasını kendi çıkarlarına göre şekillendirdiği kanaati var. Örneğin Bamako, Vagadugu ve Niamey’de yaşanan darbeleri kınadı. Ancak Cumhurbaşkanı Idriss Deby’nin savaş alanında ölmesi ve oğlu Mahamat Idriss Deby’nin ülke anayasasını ihlal ederek iktidarı ele geçirmesinin ardından Çad’da meydana gelen darbede yanlış bir şey görmüyordu.

Fransız politikasına karşı çıkılmasının, Sahel ülkeleri ve Fransız nüfuzunun var olduğu diğer alanlar üzerindeki ekonomik hegemonyanın reddedilmesiyle paralel olduğu unutulmamalı. CFA frangı ve resmi adıyla Fransız emperyalizminin sembollerinden biri olarak görülen Afrika Finans Grubu, Fransız ekonomik ve mali hegemonyasının sembollerinden biridir. Afrika Frangı, Frankofon ülkelerin çoğunun bağımsızlığından 15 ila 20 yıl önce, 1945’te doğdu. Bu para birimini kullanan ülkeler, varlıklarının yarısını Fransa Merkez Bankası nezdindeki bir hesaba yatırmak zorunda. Ayrıca Afrika para birimlerinin Fransa’da basılmasının yanı sıra, Fransız makamlarının temsilcileri Afrika merkez bankalarının yönetimine katılmaktadır. Kısacası Fransız frangı, Afrika kamuoyunun gözünde ‘Fransa’ya ve ekonomisine bağımlı’ olarak değerlendiriliyor. Bugüne kadar bu durumu düzeltmeye yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Daha sonra Fransa’nın Afrika ülkelerine ve Sahel’e özellikle yönetişim, insan haklarına saygı ve basın özgürlüğü ile ilgili belirli kriterlere göre kalkınma yardımı sağlama konusundaki bağlılığı, birçok kişinin Paris’in bu ülkeler üzerinde vesayet uyguladığını düşünmesine yol açıyor. Bu durum ise büyük ölçüde kabul edilemez hale geldi.



Lübnan, İran Büyükelçisine ve müdahalesine “kırmızı kart” gösterdi

Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bu ayın başlarında Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’yi kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bu ayın başlarında Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’yi kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan, İran Büyükelçisine ve müdahalesine “kırmızı kart” gösterdi

Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bu ayın başlarında Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’yi kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bu ayın başlarında Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’yi kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan dün, İran’ın Beyrut Büyükelçisine ve ülkesinin Lübnan iç işlerine müdahalesine karşı ‘kırmızı kart’ gösterdi. Lübnan Dışişleri Bakanlığı, İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şibani’yi ‘istenmeyen kişi’ ilan ederken ona önümüzdeki pazar gününe kadar ülkeyi terk etmesi için süre tanıdı.

Karar, Dışişleri Bakanı Yusuf Recci tarafından alınmış olsa da Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnanlı yetkili bir kaynak, kararın Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam ile istişare edilerek alındığını doğruladı.

Kararın Dışişleri Bakanı’nın yetki alanına girdiğini, ancak ilişkilerin kesilmesinin Bakanlar Kurulu'nun yetki alanına girdiğini belirten kaynak, İran'ın ‘Lübnan'ın istikrarını ve dostlarıyla ilişkilerini tehdit eden’ tutumunun devam etmesi halinde bu senaryonun nihayetinde gündeme gelebileceğine dikkat çekti.

Lübnan Dışişleri Bakanlığı, Büyükelçi Şibani'nin akreditasyonuna verilen onayın geri çekilmesinin ‘İran ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi olarak değerlendirilemeyeceğini, aksine büyükelçinin Lübnan'da atanmış bir büyükelçi olarak diplomatik ilişkilerin kurallarına ve gerekliliklerine uymaması nedeniyle alınan bir önlem olduğunu’ açıkladı.

İç krizin bir göstergesi olarak, karar Şii İkilisi dışında Lübnan'daki siyasi güçler tarafından memnuniyetle karşılandı. Şarku’l Avsat’a konuşan Şii İkilisi’nden (Hizbullah ve Emel Hareketi) kaynaklar, büyükelçiden kalmasını istediklerini ve ‘ayrılmayacağını’ doğruladı.

Hizbullah, kararı ‘büyük bir günah’ olarak nitelendirirken, Meclis Başkanı Nebih Berri, yakın çevresinden sızan bilgiler ‘büyük bir rahatsızlık’ olduğuna işaret ederken, yorum yapmaktan kaçındı.

Öte yandan Beyrut'un kuzeyindeki Keservan bölgesi üzerinde önlenen bir İran füzesinin parçalarının düşmesi, Cünye bölgesinin savaştan uzak bir bölge olması nedeniyle geniş çaplı endişe yarattı.


Irak'ta Washington ve Tahran'a karşı protesto gösterisi düzenlendi

Haşdi Şabi mensupları, 24 Mart 2026'da Bağdat'ta Enbar Operasyonları Komutanı'nın cenaze töreninde tabutu taşıyor (AFP)
Haşdi Şabi mensupları, 24 Mart 2026'da Bağdat'ta Enbar Operasyonları Komutanı'nın cenaze töreninde tabutu taşıyor (AFP)
TT

Irak'ta Washington ve Tahran'a karşı protesto gösterisi düzenlendi

Haşdi Şabi mensupları, 24 Mart 2026'da Bağdat'ta Enbar Operasyonları Komutanı'nın cenaze töreninde tabutu taşıyor (AFP)
Haşdi Şabi mensupları, 24 Mart 2026'da Bağdat'ta Enbar Operasyonları Komutanı'nın cenaze töreninde tabutu taşıyor (AFP)

Irak Başbakanı Muhammed Şiya el-Sudani dün Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'e, İran'ı hedef alan saldırılarla ilgili resmi bir protesto notası iletmek üzere İran büyükelçisini ve ABD maslahatgüzarını çağırması talimatını verdi.

Güvenlik kaynakları, ABD-İsrail ortak operasyonu olarak nitelendirilen bir saldırıda, Haşdi Şabi Güçleri'nin Enbar Operasyonları Komutanı Saad Devay ile birlikte 15 savaşçının öldüğünü doğruladı. Diğer hava saldırıları Musul'daki Haşdi Şabi mevzilerini hedef aldı. Kürdistan Bölgesi yetkilileri, Erbil yakınlarında Peşmerge güçlerini hedef alan bir İran balistik füze saldırısında kayıplar olduğunu bildirdi. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı Mesud Barzani, saldırıyı "hiçbir şekilde haklı gösterilemeyecek bir saldırganlık eylemi" olarak nitelendirdi.

Ulusal Güvenlik Konseyi dün, Haşdi Şabi ve güvenlik güçlerine, karargahlarını hedef alan askeri saldırılara karşı koymak amacıyla, karşılık verme ve kendilerini savunma hakkı ilkesine dayanarak hareket etme yetkisi vermişti.


Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
TT

Trump’tan Hamas’a tehdit gibi teklif …Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin son teklif neleri içeriyor?

İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birkaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi yürütme organı aracılığıyla Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına ilişkin bir teklif aldıklarını doğruladı.

Gazze dışında yaşayan üst düzey bir Hamas yetkilisi, “Sunulan teklif adeta bir tehdit mesajı gibiydi” dedi. Gazze içinden iki Hamas kaynağı ve bir başka Filistinli grup yetkilisi de teklifin “Gazze Şeridi içindeki tüm silahların istisnasız teslim edilmesini” öngördüğünü aktardı.

Filistinli gruptan bir kaynak, teklifin yalnızca silahlı grupları değil, aşiretleri ve bireysel silahları da kapsadığını belirterek, “İstenen, tüm fraksiyonların, aşiretlerin ve hatta kişisel silahların, üst düzey liderler dâhil olmak üzere, tamamen bırakılmasıdır; bu silahlar kişisel güvenlik amacıyla bile tutulamayacak” dedi.

Reuters, geçen cumartesi günü iki kaynağa dayandırdığı haberinde, “Barış Konseyi”nin Hamas’a silah bırakma sürecine ilişkin yazılı bir teklif sunduğunu aktardı.

Ajans, söz konusu teklifin Kahire’de düzenlenen ve Nikolay Mladenov (Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi) ile ABD’li temsilci Steve Witkoff’un özel yardımcısı Aryeh Lightstone’un katıldığı bir toplantıda ele alındığını belirtti.

grgtbgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Hamas’a bağlı, Nusayrat Mülteci Kampı, Gazze’nin orta kesimi, Şubat 2025 (EPA)

Hamas’tan üst düzey bir yetkiliye göre, hareket heyeti toplantıda Gazze’deki “direniş gruplarının” varılan anlaşmalara bağlı olduğunu, tüm aşamaları uygulamaya hazır olduklarını ve şu aşamada önceliğin mutabık kalınan aşamalara geçiş olduğunu, silah meselesinin ise daha sonra müzakere edilmesi gerektiğini vurguladı.

İsrail ile Hamas arasında geçen yıl ekim ayında, Trump tarafından sunulan 20 maddelik ve aşamalara bölünmüş bir plan çerçevesinde ateşkes anlaşmasına varılmıştı. Ancak İsrail’in, Gazze’nin yüzde 55’ini oluşturan işgal altındaki bölgelerden çekilmeyi öngören maddeyi hâlâ uygulamadığı, silahsızlanma maddesinin ise daha sonraki aşamalarda yer aldığı ifade ediliyor.

“Teklif değil, tehdit mesajı”

Hamas kaynaklarına göre plan, yeniden inşa sürecini ve Gazze’de yönetim yapısının değiştirilmesini doğrudan silahların teslimine bağlamayı hedefliyor.

Aynı kaynak, teklifin sunulduğu toplantıda ikinci aşamanın uygulanmasını hızlandırmaya yönelik çeşitli başlıkların ele alındığını belirterek, “Sunulan şey, müzakereye açık, rasyonel bir tekliften ziyade, olumlu ve olumsuz yönleri tartışılabilecek bir çerçeve değil; bize ve genel olarak Filistin ulusal yapısına dayatılmak istenen şartlar içeriyor” dedi.

Buna rağmen Hamas kaynakları, teklifin hareket içinde ve Filistinli gruplar arasında değerlendirilmek üzere iletildiğini, ayrıca yanıt için belirli bir süre sınırı konulmadığını aktardı.

Teklifi inceleyen bazı isimlere göre Hamas ve Gazze’deki diğer gruplar arasında hâkim eğilim, silahsızlanmanın yeniden inşa süreciyle ilişkilendirilmesine karşı çıkılması yönünde.

Gazze içindeki bir Hamas yetkilisi ise, “Bu, daha önce sunulan pek çok tekliften yalnızca biri. Hareketin eline ulaşan metin nihai değil ve silah meselesi ile ikinci aşamaya ilişkin diğer konuların tamamını kapsayan net bir çerçeve sunmuyor” dedi.

“Ortak ulusal tutum” arayışı

Gazze’deki en büyük silahlı yapı olan Hamas, teklif konusunda Filistinli gruplarla yürütülecek istişarelere dayanarak özellikle silah meselesinde “ortak ulusal bir tutum” oluşturmayı hedefliyor.

Gazze dışında bulunan Hamaslı üst düzey yetkili, “İlkesel pozisyonlardan taviz verilmemesi ve Filistin meselesinin dünya gündeminde kalmasını sağlayacak bir çerçeve içinde, işgal sona erene kadar, hatta açık bir siyasi süreçle egemen bir Filistin devleti kurulmasını güvence altına alacak bir anlaşmaya varılmasına karşı değiliz” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ise İran destekli Hamas’a, ağır ve hafif silahlar dâhil olmak üzere tüm silahlarını bırakması karşılığında olası bir anlaşma kapsamında af teklif edilebileceğini belirtti.