Fransa’nın Sahel’den çekilmesi: Siyasi nüfuzun aşınması ve ekonomik çıkarların zarar görmesi

Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
TT

Fransa’nın Sahel’den çekilmesi: Siyasi nüfuzun aşınması ve ekonomik çıkarların zarar görmesi

Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)

Fransız yetkililer, son askeri grubunun Nijer’den çekilmesini yeni yıl kutlamalarına denk gelecek şekilde zamanlama konusunda hata yapmadı. Çünkü bu sayede politikacıların ve Fransız medyasının yalnızca sınırlı ilgisini gördü. Paris, Nijer’in başkentindeki büyükelçisinin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yakın olan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un rejimini deviren askeri cuntanın talebi üzerine ülkeyi terk etmek zorunda kalmasının ardından, Niamey’deki büyükelçiliğinin kapatıldığını duyurdu. Böylelikle Fransa, Mali ve Burkina Faso’dan sonra üçüncü Sahel ülkesindeki askeri varlığına ilişkin perdeyi indirmiş oldu. Bu da onlarca yıldır bayrağını taşıdığı bu bölgedeki nüfuzunun açıkça azalması anlamına geliyor.

Üç ülke arasındaki ortak nokta, son üç yılda sivil yönetimi deviren, Fransa’ya düşman olan askeri konseyleri bir araya getiren ve çok geçmeden Fransız kuvvetlerin topraklarından çekilmesi çağrısı yapan bir dizi askeri darbeye tanık olmaları.

Olaylar, Mali’deki askeri cuntanın, Paris’in 2013 yılı başında Tuareg isyancı güçlerinin ve aşırılık yanlısı grupların başkent Bamako’ya doğru ilerlemesine karşı askeri güçlerini göndermesiyle başladı. Operasyon, Serval adıyla başlatılırken, 2014 yılı başında ismi Barkhane olarak değiştirildi. Faaliyet kapsamı ise Mali’nin yanı sıra Burkina Faso, Nijer ve Çad’ı da kapsayacak şekilde genişletilirken, sayısı 4 bine yükseldi. Bu üç ülkede Paris, kuvvetlerini konuşlandırdığı askeri üsler kurup bu üsleri kullandı. Niamey’de olduğu gibi Çad’ın başkenti Encemine’de uluslararası havaalanının yakınında Barkhane’nin ana karargâhını kurdu.

Fotoğraf Altı: Fransa’ya yakın bir isim olan Nijer’in devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum. (Arşiv/ AFP)
Fransa’ya yakın bir isim olan Nijer’in devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum. (Arşiv/ AFP)

Fransız yetkililerin kafasını karıştıran bir soru var: Fransız kuvvetlerinin konuşlu ve aktif olduğu üç ülkede ordu nasıl darbe hazırlayabildi? Bu kuvvetler, Fransız dış istihbarat servisinin Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü olarak adlandırdığı ve yakın zamanda yerine İç Güvenlik Genel Müdürlüğü’nü denetleyen Nicolas Lerner’in getirildiği eski Büyükelçi Bernard Emie tarafından yönetiliyordu. Yabancı istihbaratın Afrika’daki darbeler gerçekleşmeden önce bunları tespit edememesi, Rus kuvvetlerinin Ukrayna’yı işgal etmeye hazırlandığını keşfedememesi ve Büyükelçi Emie’nin görevden alınması arasında bir bağlantı var.

Fransız kuvvetlerinin daha önce bahsedilen Sahel bölgesindeki dört ülkeye ek olarak Moritanya, Libya, Çad, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Zaire, Ruanda ve Komorlar dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesine askeri müdahalede bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak önceki operasyonlarla 2013 yılında Mali’de başlatılan ve komşu ülkelere (Burkina Faso, Nijer, Çad) yayılan operasyonlar arasındaki temel fark, ikinci operasyonların terörle mücadeleye odaklanmış olması, ilk operasyonların ise çoğunlukla Fransa’ya dost olan rejimlere yardım etme ve onların düşüşünü önleme amaçlı olmasıydı. Aslında Serval Operasyonu, başkent Bamako’yu koruduğu ve isyancıları ülkenin en kuzeyine çekilmeye zorladığı için başarılı sayıldı. Ordunun Mali’ye gönderilmesi emrini veren eski Cumhurbaşkanı François Hollande’in daha sonra başkent Bamako’da kahraman olarak kabul edilmesi bunun kanıtı. Hollande, Le Monde gazetesine yaptığı bir açıklamada “Her ne kadar terörle mücadele Fransızları çok hızlı bir şekilde korumak anlamına gelse de Batı Afrika ülkelerinin talebi, hatta onların ısrarı üzerine müdahale etme kararını, (esasen) Fransa’nın çıkarına olmayan bir şekilde aldım” demişti.

Fotoğraf Altı: Niamey’de, darbeyi destekleyen göstericiler, 9 Aralık 2023 (AP)
Niamey’de, darbeyi destekleyen göstericiler, 9 Aralık 2023 (AP)

Ancak Serval ve ardından Barkhane’nin piyasaya sürülmesinden on yıl sonra, Fransız kuvvetlerin bazı radikal ve terör örgütlerinin liderlerini ortadan kaldırmayı başarmasına rağmen, terörle mücadele misyonunun başarıyla taçlandırıldığı görünmüyor. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre Kuzey ve orta Mali’nin ardından Burkina Faso ve Nijer’i tehdit eden bu örgütler, hatta Fildişi Sahili, Benin ve Togo gibi Gine Körfezi ülkelerine doğru da yayılıyor.

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Elie Tenenbaum, Fransa’nın başarısızlığının ‘Barkhane’nin siyasi, sosyal ve ekonomik bir sürece eşlik etmesi ve yerel yönetimlere terör ve cihatçı örgütlerin beslendiği sorunların çözümü için yeterli süre sağlaması gerektiği’ şeklinde açıklanması gerektiğini söyledi. Ancak bu süreç ya hiç gün yüzü görmedi ya da etkileri sınırlı kaldı. Bu, Paris’i ‘bu örgütlerle gizli anlaşma yapmakla’ suçlayacak kadar ileri giden Fransız karşıtı propagandanın kapısını açtı. Diğer sebep ise tamamen askeri olup, Fransız kuvvetlerinin sayısına dayanıyor. Öyle ki sayıları 4 ila 5 bin üye arasında değişen Fransız kuvvetleri, hiçbir zaman toplam alanı 2 milyar 754 milyon kilometrekare olan üç ülkeyi kapsamaya yetmedi. Ancak Afrikalı araştırmacı Babe Dakomo’ya göre Sahel’in birçok sakini, Fransız ordusu gibi en son silahlarla donatılmış bir ordunun nasıl yüzlerce isyancı unsuru ortadan kaldıramadığını merak ediyor.

Fotoğraf Altı: Göstericiler, Niamey’de Rus bayrağı açtı, 3 Ağustos 2023 (AFP)
Göstericiler, Niamey’de Rus bayrağı açtı, 3 Ağustos 2023 (AFP)

Her hafta Fransızların ayrılmasını talep eden üç başkenti (Bamako, Vagadugu ve Niamey) kızıştıran gösteriler ve protestolar yoluyla ortaya çıkan siyasi redde dayanmasaydı askeri başarısızlık, Afrika’nın Fransız kuvvetlerinin Sahel ülkelerinden çekilmesi yönündeki arzusunu haklı çıkarmazdı. Paris, Rusya’nın, Rus medya kuruluşlarının ve adı geçen üç ülkedeki bazı etkili isimlerin Fransa’ya karşı öfkeyi körüklediğine inanıyor. Bu kuruluşlar, bağımsızlıklarının üzerinden altmış yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen halen bu ülkelerin yanında olan eski sömürgeciye karşı onun sömürgesiymiş gibi gösterme kartına başvuruyor. Bu politikayı tanımlamak için Fransa’nın ‘Birleşmiş Milletler’de (BM) Fransa’nın yanında oy kullanma ve Fransız şirketlerine ekonomik öncelik verme karşılığında Sahel’deki mevcut rejimleri koruma’ taahhüdüne dayanan Fransa- Afrika politikası kavramı kullanılıyor. Her ne kadar Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand, bu politikaya son verilmesi çağrısında bulunan ilk kişi olsa da pek çok kişi bunun pratikte ve çeşitli biçimlerde halen var olduğuna inanıyor. Cumhurbaşkanı Macron da sürekli olarak ‘bu politikanın döneminin sonsuza dek sona erdiğini’ tekrarlıyor. Yukarıların yanı sıra Paris’in özgürlükler ve insan hakları konusundaki politikasını kendi çıkarlarına göre şekillendirdiği kanaati var. Örneğin Bamako, Vagadugu ve Niamey’de yaşanan darbeleri kınadı. Ancak Cumhurbaşkanı Idriss Deby’nin savaş alanında ölmesi ve oğlu Mahamat Idriss Deby’nin ülke anayasasını ihlal ederek iktidarı ele geçirmesinin ardından Çad’da meydana gelen darbede yanlış bir şey görmüyordu.

Fransız politikasına karşı çıkılmasının, Sahel ülkeleri ve Fransız nüfuzunun var olduğu diğer alanlar üzerindeki ekonomik hegemonyanın reddedilmesiyle paralel olduğu unutulmamalı. CFA frangı ve resmi adıyla Fransız emperyalizminin sembollerinden biri olarak görülen Afrika Finans Grubu, Fransız ekonomik ve mali hegemonyasının sembollerinden biridir. Afrika Frangı, Frankofon ülkelerin çoğunun bağımsızlığından 15 ila 20 yıl önce, 1945’te doğdu. Bu para birimini kullanan ülkeler, varlıklarının yarısını Fransa Merkez Bankası nezdindeki bir hesaba yatırmak zorunda. Ayrıca Afrika para birimlerinin Fransa’da basılmasının yanı sıra, Fransız makamlarının temsilcileri Afrika merkez bankalarının yönetimine katılmaktadır. Kısacası Fransız frangı, Afrika kamuoyunun gözünde ‘Fransa’ya ve ekonomisine bağımlı’ olarak değerlendiriliyor. Bugüne kadar bu durumu düzeltmeye yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Daha sonra Fransa’nın Afrika ülkelerine ve Sahel’e özellikle yönetişim, insan haklarına saygı ve basın özgürlüğü ile ilgili belirli kriterlere göre kalkınma yardımı sağlama konusundaki bağlılığı, birçok kişinin Paris’in bu ülkeler üzerinde vesayet uyguladığını düşünmesine yol açıyor. Bu durum ise büyük ölçüde kabul edilemez hale geldi.



Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
TT

Şii İkilisi, İran büyükelçisinin sınır dışı edilme kararına karşı harekete geçti

Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde enkazın arasında çekilmiş eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın posteri (AFP)

Emel Hareketi ve Hizbullah’tan oluşan Şii İkilisi, İran’ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şibani’nin sınır dışı edilme kararını, kendi siyasi grubuna yönelik kabul edilebilir önlemler ve kararlar ile artık sessiz kalınamayacak ve göz yumulamayacak bir ayrım çizgisi olarak değerlendiriyor.

Şii İkilisi ve destekçilerinin karara karşı sergilediği alarm durumu, 7 Ağustos'ta hükümetin silahların yasaklanmasına karar vermesi ve Hizbullah'ın askeri faaliyetlerinin askıya alınması gibi daha önce alınan daha büyük kararlar karşısında da devam etti. Emel Hareketi’nden bakanlar son kararı desteklerken, Şii İkilisi’nin bakanları ilk kararın alındığı oturumdan çıkmakla yetindiler.

Top Cumhurbaşkanı Avn’ın sahasında

Şii İkilisi’nden kaynaklar, bu karara karşı bazı seçenekleri olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin çözüm bulma görevini Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a devrettiğini, Cumhurbaşkanı Avn’ın ise Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’nin İran Büyükelçisi’ni sınır dışı etme kararından, önceden haberi olmadığını söyledi.

Emel Hareketi'nin tutumu

Hizbullah'ın salı günü İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararını ‘büyük ulusal ve stratejik bir hata’ olarak nitelendirdiği bildirinin ardından Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’ı, bu kararın ciddi sonuçları nedeniyle Dışişleri Bakanı Recci’den kararın derhal geri çekilmesini talep etmeye çağırdı. Emel Hareketi ise dün bir bildiri yayınlayarak Hizbullah'ın taleplerini destekledi. İlgili yetkilileri, ‘düşüncesiz ve sorumsuz bir adım’ olarak nitelendirdiği karardan geri dönmeye çağıran Emel Hareketi, ‘hiçbir koşulda bu kararın geçmesine göz yummayacağını’ vurguladı. Şii İkilisi’nin İran Büyükelçisi’ne kararı yokmuş gibi davranmasını bildirdiğini belirten kaynaklar, “Hükümetin faaliyetlerinin askıya alınması da seçenekler arasında yer alıyor, ancak Şii İkilisi’nin şu anda iç istikrarın sarsılmasını önlemeye kararlı olduğu vurgulanıyor” dediler.

Kaynaklara göre Lübnanlı yetkililerin, dün İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Litani Nehri boyunca uzanan tüm köprüleri yıkacaklarını ve Lübnan topraklarının yüzde 10'unu işgal ederek sınırlarını Litani Nehri'nin güneyine kadar genişletip bir tampon bölge haline getirme niyetini övünerek açıklaması karşısında uluslararası düzeyde diplomatik olağanüstü hal ilan etmeleri daha uygun olurdu.

dvf
Salı günü İsrail saldırısında hayatını kaybeden Emel Hareketi üyesinin cenaze törenine katılan Lübnanlılar (AP)

Emel Hareketi’nin bakanlık kotasından atanan Çevre Bakanı Tamara ez-Zeyn, televizyon ekranlarından yaptığı açıklamada, “Konunun perşembe gününden önce çözüme kavuşturulacağına güveniyoruz” ifadelerini kullandı. Konunun önemli sonuçları olduğu için oturumda gündeme getirileceğini belirten Zeyn, Şii İkilisi’nden bakanlar hükümetten çekilme seçeneğinin masada olduğunu da ifade ettiler. Buna karşın Dışişleri Bakanlığı kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Karardan geri adım atılması söz konusu değil, bu egemenlik hakkı kapsamındaki bir karar” demekle yetindi.

Siyasi şantaj

Akademisyen ve siyasi analist Dr. Ali Murad yaptığı değerlendirmede, “Lübnan hükümetinin, İsrail’e roket saldırılarının başladığı ilk günden itibaren harekete geçmesi gerekirdi; zira şu anda on yıllardır biriken anormal bir durumla karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Örneğin İran'a karşı tutum, yıllar önce, özellikle de İranlı yetkililerin beş Arap ülkesini yönettiklerini açıkça söylemelerinden bu yana değişmesi gerekirdi” ifadelerini kullandı. Lübnan devletinin aldığı birçok kararı uygulayamadığına dikkati çeken Dr. Murad, ancak Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın seçilmesinden ve Başbakan Selam hükümetinin kurulmasından bu yana alınan kararların, durumu değiştirme niyetinin olduğunu teyit ettiğini belirtti. Dr. Murad, “Buna karşın Hizbullah ve Emel Hareketi, istikrarı ve iç barışı tehdit ederek bu kararların uygulanmasına yönelik her türlü girişimi her zaman engellemeye çalışıyor ve dolayısıyla siyasi şantaj uyguluyor” diye ekledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Murad, devletin siyasi ve diplomatik bir çözüm bulması gerektiğini vurgulayarak “İran’ın, Tahran ve Hizbullah’ın istediği gibi Lübnan ve Lübnanlılar adına müzakere masasına oturması kabul edilemez” dedi. İran Büyükelçisi’nin sınır dışı edilme kararının ardından Şii İkilisi’nin gerginliği tırmandıracağını öngören Murad, ancak kararın tüm koşullarından bağımsız olarak, Lübnanlı yetkililerin şantaja boyun eğmemesi ve tüm tehditlere karşı kararlı kalmasının temel öncelik olduğunu belirtti.


Suikastlar ve kendini imha eden casusluk cihazları... İsrail, Hamas kontrolündeki bölgelerde nasıl hareket ediyor?

İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
TT

Suikastlar ve kendini imha eden casusluk cihazları... İsrail, Hamas kontrolündeki bölgelerde nasıl hareket ediyor?

İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)

Gazze Şeridi’nin geleceğine ilişkin siyasi süreçte, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın küresel ve bölgesel gündemi meşgul etmesi nedeniyle görece bir durgunluk yaşanıyor. Ancak bu durum, İsrail’in Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı askeri liderlere yönelik suikastlarını sürdürmesine engel olmadı. İsrail’in bu operasyonlarda, işbirlikçilerden elde edilen bilgiler ile istihbarat amaçlı kullanılan ve kısa süre önce Gazze’nin orta kesimindeki bir mülteci kampında ortaya çıkarılan, inceleme sırasında kendiliğinden patlayan bir casusluk cihazından faydalandığı belirtildi.

Son olarak İsrail, Kassam Tugayları’nın Orta Bölge Tugayı’nda elit birim komutanlarından biri olan Ahmed Derviş’i, yardımcısı Nadir en-Nebahin ile birlikte öldürdü. Üçüncü bir kişinin ise ağır yaralandığı bildirildi. Saldırının, salı günü gece yarısına kısa süre kala, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın güneyinde bir futbol sahası yakınında, İsrail’e ait bir insansız hava aracıyla (İHA) gerçekleştirildiği ifade edildi.

vfdvf
İsrail hava saldırısında öldürülen Hamas savaşçısı Nadir en-Nebahin’in cenazesi başında gözyaşı döken Filistinliler, 25 Mart 2026 (AP)

Sahadaki kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, Ahmed Derviş savaş boyunca birden fazla suikast girişimine maruz kaldı ve bunlardan kurtulmayı başardı. Kaynaklardan biri, Derviş’in ‘7 Ekim 2023 saldırısında elit birliği yöneten isimlerden biri olduğunu ve bazı İsraillileri esir aldığını’ ifade etti.

Aynı kaynaklar, savaş sırasında üst düzey isimlere yönelik suikastların ardından Derviş’in son dönemde Orta Bölge Tugayı’nda kilit figürlerden biri haline geldiğini ve diğer komutanlarla birlikte Kassam Tugayları’nı yeniden yapılandırma çalışmaları yürüttüğünü belirtti.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde ‘askeri eğitim gerçekleştiren Hamas’ın elit unsurlarına saldırı düzenlendiğini ve bu kişilerin askeri tehdit oluşturduğunu’ öne sürdü. Ancak Hamas’a yakın saha kaynakları bu iddiayı yalanlayarak, söz konusu kişilerin ‘rutin bir şekilde bir araya geldikleri sırada hedef alındığını’ bildirdi.

Casusluk cihazının gizemli bir şekilde patlaması

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah bölgesinde, yerinden edilmiş kişilerin barındığı bir kampın çevresinde dün öğle saatlerinden önce gizemli bir patlama meydana geldi. Olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmazken, ilk etapta patlamanın bir İHA saldırısından kaynaklandığı düşünüldü.

Ancak sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Filistinli silahlı bir grubun unsurlarının kamp çevresinde İsrail’e ait bir casusluk cihazı tespit ettiğini, cihazdan elde edilen görüntü ve kayıtları incelemek amacıyla sökülmeye çalışıldığı sırada kendiliğinden patladığını” belirtti. Kaynaklar, patlamanın teknik bir arızadan ya da uzaktan kontrol edilen bir İsrail İHA’sı tarafından tetiklenmiş olabileceğini ifade etti.

Patlamadan kısa süre sonra bir savaş uçağının cihazın bulunduğu noktayı hedef alarak bombardıman düzenlediği, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiği ve biri ağır olmak üzere 6 kişinin yaralandığı bildirildi.

vfdvfd
İsrail’in dün düzenlediği saldırının ardından Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bulunan bir mülteci kampından alevler yükseliyor. (AFP)

Kaynaklara göre, savaş öncesinde ve sırasında Gazze Şeridi’ndeki silahlı grupların saha unsurları tarafından çok sayıda casusluk cihazı tespit edildi. Bu cihazların, bulundukları bölgelerde uçan İHA’lara doğrudan görüntü aktarımı yaptığı ve verilerin buradan İsrail’in operasyon merkezlerine iletildiği anlaşıldı.

Öte yandan İsrail’in istihbarat ve operasyon faaliyetlerini özellikle Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yoğunlaştırdığı gözlemleniyor. Söz konusu bölgeler, savaş boyunca diğer alanlara kıyasla daha az zarar görmüş, kara ve hava saldırılarının daha sınırlı kaldığı yerler olarak öne çıkıyor. İbranice yayın yapan medya organları ise Kassam Tugayları’nın bu bölgelerde gücünü koruduğunu öne sürüyor.

Polis araçlarına sık sık saldırılar düzenleniyor

Geçtiğimiz pazar akşamı, Ramazan Bayramı’nın üçüncü gününe denk gelen tarihte, Gazze Şeridi’nde Hamas yönetimine bağlı polis gücüne ait bir araç İHA’yla hedef alındı. Saldırıda üç kişi hayatını kaybederken, birkaç kişi de yaralandı. Sahadaki kaynaklara göre hayatını kaybedenler arasında, Kassam Tugayları’na bağlı Nuseyrat Taburu’nun elit biriminde saha komutanı olan Ahmed Hamdan da bulunuyordu.

İsrail ordusu, bu saldırıya ilişkin herhangi bir açıklama yapmazken, olaydan birkaç gün önce Hamas yönetimine bağlı polis gücüne ait bir cipin benzer şekilde hedef alındığı ve saldırıda en az 4 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

feergrg
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, 15 Mart’ta bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceliyor. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın tespitlerine göre, son üç hafta içinde Kassam Tugayları’na bağlı tabur ve elit birliklerde görev yapan saha komutanları ile tabur komutan yardımcıları dahil en az 10 isim, İsrail tarafından düzenlenen art arda operasyonlarda öldürüldü.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana en az 690 Filistinli hayatını kaybetti. Böylece savaşın başlangıcından itibaren toplam can kaybının 72 bin 265’i aştığı belirtildi.

Suikast operasyonlarının, ‘sarı hat’ olarak bilinen hattın her iki tarafında devam eden yoğun hava ve topçu saldırılarıyla eş zamanlı yürütüldüğü, ayrıca Selahaddin Caddesi çevresinde, özellikle Han Yunus karşısındaki bölgeler ile Şucaiyye ve Cibaliye gibi noktalarda ayakta kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı aktarıldı.

Suikast girişimi engellendi

Askeri faaliyetler, İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerin operasyonlarıyla eş zamanlı olarak devam ediyor.

Gazze Şeridi’ndeki silahlı gruplara bağlı Rad’a Gücü, bir direniş liderine yönelik suikast girişimini engellediklerini açıkladı. Operasyon sırasında iki kişi gözaltına alınırken, üzerlerindeki silahlar ve cihazlar ele geçirildi; iki kişi ise kaçmayı başardı.

Gözaltına alınan iki kişinin sorgusu sırasında, silahlı çeteler ile İsrail istihbaratı arasındaki iletişim ve yönlendirme mekanizmalarına dair önemli bilgiler elde edildiği ve bunun söz konusu çetelerin çökertilmesine ve varlıklarının sonlandırılmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Sahadaki kaynaklara göre, saldırı Filistinli bir grubun önde gelen liderlerinden birini hedef alıyordu. Bölgedeki gruplar arasındaki sıkı ve genişletilmiş güvenlik önlemleri sayesinde suikast girişimi engellendi. Operasyon sırasında susturuculu tabancalar, kameralar ve İsrail SIM kartlı iletişim cihazları ele geçirildi.

Silahlı çeteler, son dönemde hem direniş gruplarının liderlerini hem de Hamas yönetiminde üst düzey yetkilileri hedef alan saldırılarını yoğunlaştırdı. Bazı girişimler engellenirken, geçmiş aylarda bazı saldırılar başarılı oldu.


Washington, Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddediyor

Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
TT

Washington, Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddediyor

Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)
Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısının yol açtığı yıkımın bir bölümü (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bugün AFP'ye yaptığı açıklamada, Irak'ın batısındaki bir askeri kliniğe düzenlenen hava saldırısında 7 kişinin ölmesinin ardından, Washington'un Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki "herhangi bir iddianın kesinlikle yanlış" olduğunu söyledi.

Sözcü, "Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak güvenlik güçlerini hedef aldığı yönündeki iddiaların kesinlikle yanlış olduğunu, ABD-Irak ortaklığına aykırı olduğunu ve ABD ile Irak güçleri arasındaki uzun yıllara dayanan dostluk ve iş birliğine zarar verdiğini" belirtti.

Irak hükümeti, askeri kliniğe yapılan baskını doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ni suçlamadı, ancak bu hedef almayı "devletler arası ilişkilerde uluslararası hukukun tüm tanım ve özelliklerini ihlal eden ve Irak halkı ile Amerika Birleşik Devletleri'ni birleştiren ilişkiye zarar veren tam teşekküllü bir suç" olarak değerlendirdi.