BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri: “Gazze’de öldürülenlerin yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor.”

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’
TT

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Gazze halkının acısını anlatacak kelime bulamadığını söylerken, insani gerekçelerle acil ateşkes çağrısında bulundu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik bombardımanı devam ederken Türk, ölenlerin yüzde 70’inin çocuk ve kadın olduğuna dikkat çekerek, Gazze’de hiçbir yerin güvenli olmadığı yönündeki uyarısını yineledi.

Gazze savaşı, 84 gündür devam ediyor. Bu çerçevede BM Yüksek Komiseri, Gazze Şeridi’ndeki gıda güvensizliği konusunda alarma geçti. Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda 500 bin kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

BM Komiseri, artan yerleşimci şiddetine tanık olan Batı Şeria’yla ilgili olarak ise hesap verebilirliğin önemini vurguladı ve Filistinlilere yönelik korkunç olaylarla ilgili soruşturma yapılması çağrısında bulundu.

Volker Türk’ün gündeminde Sudan’daki savaş da vardı. İki general arasındaki saçma çatışmanın devam etmesini kınadı ve çatışmaların durdurulması, sivillere ülkenin geleceği hakkında söz hakkı verilmesi çağrısı yaptı.

Dünya genelinde insanlığın dörtte biri çatışma ve silahlı şiddete saplanmış bölgelerde yaşarken Türk, iğrenç ihlallerin devamını önlemek için savaş kurallarına saygı gösterilmesinin gerekliliği çağrısında bulundu. Ancak zorluğun onaylanmış standartlarda değil uygulamada yattığını belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın Gazze’den Yemen’e, uluslararası ve bölgesel gelişmelerden Birleşmiş Milletler gündemine kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

Gazze’de hiçbir yer güvenli değil

İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Gazze’de insani ateşkes yönündeki acil çağrısını yineleyerek, savaşın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi’nde yüzde 70’i çocuk ve kadın olmak üzere 20 bin kişinin öldürüldüğünü belirtti.

Hamas savaşçılarının 7 Ekim’de güney İsrail’e başlattığı ve Tel Aviv’e göre bin 200 kişinin ölümüne ve 240 kişinin rehin alınmasına neden olan saldırıdan 12 hafta sonra İsrail güçleri, Gazze Şeridi’nin büyük bir bölümünü yok eden, 20 binden fazla insanı öldüren ve Şerid’in 2,3 milyonluk nüfusunun çoğunluğunu birden fazla yerinden eden bir savaş başlattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik şiddetli bombardımanı devam ederken Türk, Şerid’deki tüm nüfusun etkilendiği ve 500 bin kişinin kıtlık riskiyle karşı karşıya olduğu gerekçesiyle gıda güvensizliği konusunda uyardı. Volker Türk ayrıca, sıcaklıkların düşmesiyle yerinden edilen Filistinlilerin acılarının daha da kötüleştiğine dikkat çekerek, “Sıcaklıkların düştüğü, insanların doğru dürüst uyuyamadığı, insani yardım alamadıkları bir dönemde kışın gelmesinin bu şartlarda ne anlama geldiğini tahmin edebilirsiniz” dedi.

Türk, devam eden bombardımana ilişkin olarak ise Türk, “Gazze Şeridi’nde güvenli bir yer yok” dedi. İsrail ordusunun bazı tahliye emirlerinin çok kısa bir süre içinde verildiğine dikkat çeken Türk, “İnsanlar bu emirleri doğru düzgün takip edemiyor. Şunu da söylemek gerekir ki Gazze’de şu anda güvenli bir yer yok. Hiçbir yerde güvenlikten bahsedemeyiz. Peki insanlar nereye gidecek?” ifadesini kullandı.

BM Komiseri sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gazze’deki durum felaket. Bugün Refah’ın güneyinde bir milyondan fazla Filistinli var. İnsanlar sokaklarda, açıkta uyuyor. Bazıları tahliye emirlerine bile uymadı. Çok vahim bir durumla karşı karşıyayız. Durumun ne kadar felaket olduğuna dair güçlü bir kanıt oluşturmak için ne olması gerekiyor? Bugün acilen ihtiyacımız olan şey, bu trajedinin sona ermesi için insani ateşkestir.”

BM içerisinde hayal kırıklığı var mı?

BM yetkililerinin Gazze savaşıyla ilgili art arda yaptığı açıklamalar, uluslararası toplumun Şerid’de acil ve kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunamamasından duyulan hayal kırıklığını yansıtıyor.

Ancak Türk, geçen hafta ‘insani yardımın derhal, güvenli ve engelsiz bir şekilde ulaştırılmasına olanak sağlamak ve düşmanlıkların sürdürülebilir bir şekilde durdurulması için gerekli koşulların yaratılmasına yönelik acil adımların atılması’ çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını ‘açık bir sinyal’ olarak nitelendirdi.

Fotoğraf Altı: BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)
BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)

Türk sözlerini şöyle sürdürdü:

“BMGK geçen hafta, düşmanlıkların sona ermesine yönelik bir yol bulunması gerektiğini çok açık bir şekilde ilan etti. Bu yüzden BMGK’nın çok net bir sinyal verme yönünde hareket ettiğine inanıyorum. Umarım İsrail ve Hamas üzerinde etkisi olan herkes, ‘iki taraf akılları başına gelip tek çıkışın kavgayı bırakmak olduğunu görene kadar’ nüfuzunu kullanır. Bu şiddete devam edemeyiz. Çünkü insanlar anlatamayacağım kadar acı çekecekler. Bu durumu tanımlayacak doğru kelimeleri bulamıyorum ve tek çıkış yolunun şiddeti durdurmak olduğuna inanıyorum.”

Savaş suçlarına soruşturma

Ofisinin Gazze Şeridi’ndeki olası ‘İsrail’in savaş suçlarına’ ilişkin soruşturmaya katılıp katılmayacağı sorusuna ise “Her iki tarafın (Hamas hareketi ve İsrail) gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerinin hesap verebilirliği ciddiye alınmalı, soruşturulmalı ve iki taraf da adalet önüne çıkarılmalıdır” cevabını vererek açıklamalarına şöyle devam etti:

“Cezasızlık hiçbir amaca hizmet etmeyecek. Çatışmalar sona erdiğinde, İsrailliler ve Filistinliler arasında barış içinde gerçekleşmesini umduğumuz bir arada yaşamın merkezinde insan hakları yer almalıdır. Hesap verebilirlik oldukça önemlidir. Dünyadaki pek çok çatışmada gördüğümüz şey, hesap verebilirliğin ciddiye alınmamasıdır. Bunlar ciddiye alınmazsa tekrarlanan şiddet ve çatışma eylemlerine tanık olacağız.”

Ertesi gün için bir umut ışığı

Gazze’de sivillerin yaşadığı acılara rağmen Türk, ertesi gün için umut ışığını koruyor:

“Açıkçası kişisel düzeyde umutsuz hissediyorum. Acı çeken tüm insanlarla derin bir endişe, derin bir sempati ve dayanışma hissediyorum. Ama ertesi günün olduğu da doğrudur. Çünkü bunu tüm çatışmalarda gördük. Ertesi gün olacak ve ona hazırlanmalıyız.”

Üst düzey BM yetkilisi, bu krizden çıkmanın tek yolunun İsraillilerin ve Filistinlilerin yan yana barış içinde yaşayabileceğine olan inanç olduğuna dikkat çekti.

Türk, umuda tutunmasına Ortadoğu ziyaretlerinin beraberinde getirdiği görüşmeleri gerekçe gösterdi:

 “Mısır ve Ürdün’e gittiğimde ve İsrailli insan hakları aktivistleriyle etkileşime geçme fırsatı bulduğumda bölgede, özellikle de barışa ve insan haklarına olan umudunu ve inancını kaybetmemiş gençler arasında yaptığım tartışmalarda umut gördüm. Bu, bana ertesi günün bizi bu korkunç durumdan kurtarabileceğine dair umut veriyor.”

Batı Şeria’da koşullar kötüleşiyor

Türk’ün Şarku’l Avsat’a verdiği röportaja paralel olarak 7 Ekim 2023’ten sonra Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da insan haklarının hızla kötüleştiğini ayrıntılarıyla anlatan bir BM raporu yayınlandı. Rapor, İsrail’e, Filistin halkına yönelik yasadışı cinayetlere ve yerleşimci şiddetine son vermesi çağrısında bulunuyor.

Türk, Batı Şeria’da yaşananlardan derin endişe duyduğunu ifade etti:

 “7 Ekim’den önce bile yaklaşık 200 Filistinlinin öldürüldüğü Batı Şeria’da insan hakları durumunun hızlı bir şekilde kötüleştiğine tanık olduk. 7 Ekim’den 27 Aralık’a kadar 70’ten fazlası çocuk olmak üzere 300 kişinin daha öldürüldüğüne tanık olduk. Bu durum şok edici. Daha fazla yerleşimci akınına tanık olduk. Birçok Filistinli aile için cankurtaran halatı olarak kabul edilen zeytin hasadı süreci de ciddi şekilde sekteye uğradı. Kabul edilemez şiddetin korkunç görüntülerini görüyoruz. Hesap verebilirliğin sağlanması, olayların soruşturulması ve şiddetin durdurulması çok önemli.”

BM raporunda, kolluk kuvvetleri operasyonları sırasında askeri silahların ve askeri yöntem ve taktiklerin kullanımına derhal son verilmesi, Filistinlilere yönelik kitlesel keyfi gözaltı ve kötü muameleye son verilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca hareket özgürlüğüne uygulanan ayrımcı kısıtlamaların kaldırılması talep edildi.

Rapor, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te öldürülen 300 Filistinliden İsrail güçlerinin en az 291 Filistinliyi öldürdüğünü, yerleşimcilerin sekizini öldürdüğünü, bir Filistinlinin ise İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldüğünü dile getirdi.

Sudan’da saçma bir çatışma

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Sudan’daki ‘saçma çatışmanın’ devam etmesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek, savaşan iki general olan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu’ya da ‘akıllarını başlarına toplama ve çatışmaları durdurma’ çağrısında bulundu.

Volker Türk, bir yıldan fazla bir süre önce Sudan’a yaptığı ziyareti hatırlattı. Türk, otuz yıllık askeri diktatörlüğü devirmek için devrimin parçası olan insan hakları savunucuları, gençler ve kadınlarla son derece cesaret verici toplantılar gerçekleştirmişti. Türk, “Geçen yıl nisan ayında bu iki ordu arasında, bu iki adam ve onların orduları arasında çatışmalar yeniden başladığında, tüm Sudanlıların acılarından dolayı kalbim param parça oldu” şeklinde konuştu.

BM Komiseri, Hartum’un hızla bozulmaya tanık olduğuna dikkat çekti:

“Çalışanlarımızı tahliye etmek zorunda kaldık. Bunun insanlar için ne anlama geldiğini hayal edebilirsiniz. Hastaneler artık çalışmıyor ve insani yardım artık gerektiği gibi gelmiyor.”

Volker Türk, Darfur’la ilgili olarak da olayların çok ileri gittiğini düşündükleri, etnik temelli de dahil olmak üzere, korkunç çatışmaların yeniden başlamasını kınadı.

BM yetkilisi, anlamsız gerginliğin devam etmesini kınadı ve herhangi bir tarafın askeri çatışmalar yoluyla çözüme ulaşabileceği iddialarına karşı çıktı:

“Sivillerin söz sahibi olduğu bir ülke inşa etmeye geri dönmemiz gerekecek. Çünkü onların istediği bu. İnsan hakları önemli ve merkezi bir rol oynamaktadır. Sudan halkının onlarca yıldır istediği şey buydu. Onlara ancak bu konuda destek olabiliriz. Umarım her iki lider de aklını başına toplar ve bu anlamsız savaşa son verir.”

BM Komiseri defalarca hem Sudan ordusunu hem de Hızlı Destek Kuvvetleri’ni uluslararası insancıl hukuka ve insan hakları hukukuna saygı göstermeye, sivilleri ve sivil oluşumları korumaya çağırdı. Ayrıca bu tür zor koşullarda çalışmaları son derece önemli olan çatışmanın her iki tarafının, yardım çalışanlarının ve insan hakları savunucularının korunması ve sivillerin çaresizce ihtiyaç duydukları insani yardıma ulaşmalarının sağlanması gerektiğini de vurguladı.

Çatışma kuralları

Sudan ve Gazze savaşlarında temel insani yardım sağlamanın zorluğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Volker Türk, insani yardıma ücretsiz ve sınırsız erişim, insani yardım çalışanlarının korunması ve insani yardımın keyfi olarak reddedilmesinin ‘savaş suçu" olarak sınıflandırılmasını içeren insani eylem ilkelerini hatırlattı.

“Bunlar gerçekten yeniden teyit edilmesi gereken alanlardır ve saygı duyulması gereken temel insani ilkeler olarak düşünülmelidir” diyen Volker Türk, “Dünyanın bunu fark etmesi ve dünyadaki tüm savaşan taraflardan bunu talep etmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünya çapında 50’den fazla çatışma ve şiddet vakası var. İhlallerin niteliğinin o kadar iğrenç ve korkunç hale geldiğini görüyoruz ki, bu savaşları yürütenlerin ve bunların arkasında duranların gerçekten insanlığın özünü bilip bilmediğini merak ediyorsunuz.”

Türk ayrıca, “Savaşlar saygı duyulması gereken kurallara göre yapılır” dedi.

Uluslararası insan hakları çerçevesinde reform yapılması

Türk, Şarku’l Avsat’ın uluslararası insan hakları çerçevesinin gözden geçirilmeye mi yoksa reforma mı ihtiyaç duyduğu sorusuna  “Sorun, uluslararası düzeyde kabul edilen standartlarda değil, uygulama mekanizmalarında yatıyor” cevabını verdi.

BM yetkilisi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Standartlarımızın ve onaylanmış bir normatif çerçevemizin olduğunun farkına varmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sorun uygulamayla ilgili. Bu standartlara sahibiz. Onlarca yıldır denenip test ediliyorlar. Bunlar genellikle uluslararası topluluk, BM’ye üye devletler ve sivil toplum tarafından onlarca yıldır titizlikle geliştirilmiştir. Bu yüzden bu kurallar veya standartlarla ilgili değil, bunların uygulanmasıyla ilgilidir.”

Türk, çatışmalar bağlamında ve çatışmaların dışında da insan hakları ve temel özgürlükler konusunda çalışma yapılması ve temel özgürlüklerin garanti altına alınması yönünde açık bir çağrının olduğunu belirterek “İnsan haklarının değeri konusunda daha fazla eğitim verilmesi gerektiğine inanıyorum. Böylece siyasi kararları da etkileyebilirler” dedi.

Şu an yaklaşık 70 ülkede seçimlere hazırlanıyor. Yaklaşık 4 milyar kişi yeni hükümetlerini, liderlerini ve parlamentolar seçmeye hazırlanıyor. Türk, seçmenlerin öne sürülen siyasi programlara ve bu siyasi programların insan haklarına uygun olup olmadığına çok dikkatli bakmalarının önemli olduğunu vurguladı. Ayrıca, “Aksi halde bu adaylara oy vermek istemeyebilirler” dedi.

Göç krizi ve Avrupa’nın geleceği

Avrupa’da da bazı ülkeler 2024’te yeni seçimlere tanık olacak. Türk, göç ve mültecilerin korunması meselesinin ‘siyasi bir ihale kartına’ dönüşmesine karşı uyarıda bulunarak, göçmenlerin insanlıklarının elinden alınmaması gerektiğini vurguladı.

BM yetkilisi ayrıca şunları söyledi:

“Göç ve mülteci sorunları gerçeklere ve kanıtlara dayanarak, apolitik bir şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bunun yerine daha sık gördüğüm şey, konunun kimlik temelinde siyasallaştırılmasıdır. Irkçılık da bazen bu tartışmalarda açıkça ortaya çıkıyor. Bunun üstesinden gelmemiz, göçü iyilik için bir güç ve toplumların ihtiyaç duyduğu bir şey olarak görmemiz gerçekten önemli.”

Türk ayrıca, Avrupa’nın geleceğinin göçe bağlı olduğunu belirtirken, medyanın bunun yalnızca olumsuz tarafını göstermesinden üzüntü duyduğunu ifade etti.

Sığınma meselesiyle ilgili olarak da Avrupa politikalarının bu konuda sıkılaştığını dile getiren Türk, savaştan, zulümden ve insan hakları ihlallerinden kaçanlar için sığınma hakkını güvence altına alan insan hakları hareketinin başlangıcına dönüş çağrısında bulundu. “Bu kanundur ve buna saygı duyulması gerekir” dedi.

Volker Türk’ün gündeminde İngiltere’nin göçle mücadelede izlediği politikalar da vardı:

“Beni endişelendiren, göçmenlerin ve mültecilerin kamusal tartışmalarda insanlıktan çıkarılmasıdır. Bu iyi bir şey değil, her topluma zararlıdır.”

Kendisin bu eğilimi daha geniş bir ölçekte ele aldığını dile getiren Türk, göçmenlerin ve mültecilerin insanlıklarından yoksun bırakıldıklarını ifade etti. BM yetkilisi ayrıca, “Onlar ihtiyaçları ve hakları olan insanlar olarak görülmüyorlar” dedi.



Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
TT

Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran ve ona bağlı Lübnanlı ve Iraklı unsurlar arasında süren doğrudan askeri gerilim ortamında, Yemen’deki Husiler söylem düzeyinde tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyor. Örgüt, sessiz kalmayacağını vurgulasa da şu ana kadar Tahran’ın yanında doğrudan askeri müdahaleye geçmedi.

22 Mart itibarıyla, yani savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra, İran’a yakınlığıyla bilinen Husiler uyarı ve sert tonlu açıklamalarla yetinerek ‘her türlü gelişmeye hazır olduklarını’ dile getirdi. Bu söylemler, İran’ın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz geçişlerinde gerilimi genişletebileceği yönündeki tehditleriyle örtüşüyor.

Husilerin son açıklaması, kendi kurdukları yönetimin dışişleri makamına atfedilen bir bildiriyle geldi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’na ilişkin uluslararası girişimlere karşı çıkılırken, ABD’nin politikalarıyla ‘bölgeyi stratejik bir çıkmaza sürüklediği’ öne sürüldü.

Aynı açıklamada, bölge ülkeleri olası bir tırmanışa dahil olmamaları konusunda uyarıldı; ABD politikalarına ‘bağımlılık’ eleştirilirken, dış müdahalenin geniş çaplı olumsuz sonuçlar doğuracağı iddia edildi.

fgb
Husiler, Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarına onun devasa posterlerini astı. (EPA)

Açıklamada, çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği risklere dikkat çekilerek bunun küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde etkiler doğurabileceği vurgulandı. Husiler ise ‘elleri bağlı durmayacaklarını’ belirterek, savaşa dahil olma ihtimaline işaret etti.

Bu tutum, İran’dan gelen son açıklamalarla örtüşüyor. Tahran yönetimi, ABD’nin Harg Adası’na yönelik olası bir saldırısı durumunda, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de güvenliği sarsmak için Husileri devreye sokabileceği mesajını verdi ve bunu ‘direniş ekseninin seçenekleri’ arasında gösterdi.

Atılacak adımın ertelenmesi

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a siyasi ve ideolojik destek açıklamalarıyla, doğrudan askeri müdahaleden kaçınmayı bir arada yürüten bir çizgi izliyor.

Abdulmelik el-Husi, grubunun Tahran’ın yanında olduğunu vurgulayarak çatışmayı ‘İslam’a karşı bir savaş’ olarak nitelendirdi. Tüm senaryolara hazır olduklarını dile getiren el-Husi, destek amacıyla kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ancak Husiler, şu ana kadar İran’a yönelik savaşla doğrudan bağlantılı herhangi bir adım atmış değil. Daha önce değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu temkinli tutum, başta ABD ve İsrail’den gelebilecek geniş çaplı askeri saldırılara maruz kalma endişesi olmak üzere bir dizi karmaşık hesapla bağlantılı. Özellikle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb hattının küresel ticaret açısından taşıdığı kritik önem, bu çekingenliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Son iki yılda Kızıldeniz’de gemileri hedef alarak ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek gerilimi artıran grup, mevcut koşullarda bu tırmanma kartını erken tüketmek yerine ilerleyen döneme saklamayı tercih ediyor olabilir.

Bu yaklaşım, Husilere hem askeri hem de siyasi düzeyde daha geniş bir manevra alanı sağlarken, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’ içindeki konumlarını da esnek biçimde sürdürmelerine imkân tanıyor.

Önceki karşılaşma

Bu tutum, Husilerin 2023 yılı sonlarından itibaren başlattığı tırmanışın devamı niteliğinde görülüyor. Grup, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek gerekçesiyle Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık iki yıl içinde balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcı yüklü botlarla yüzlerce saldırı üstlenen örgüt, bazı gemilerin batmasına ve onlarcasının hasar görmesine yol açtı.

rggrt4g
Sana’da Husiler tarafından kurulan bir mezarlık (EPA)

Söz konusu eylemler, geniş çaplı güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Bu gelişmeler üzerine ABD ve Birleşik Krallık, Husilere ait hedeflere yönelik yüzlerce hava ve deniz saldırısı içeren bir askeri operasyon başlattı; operasyonlar daha sonra bölgesel arabuluculukla durduruldu.

İsrail de saldırılara karşılık olarak, Husilerin kontrolündeki bölgelerde limanlar, elektrik santralleri, çimento fabrikaları ve Sana Havalimanı gibi altyapı tesislerini hedef aldı. Ayrıca düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri hedef alınarak genelkurmay başkanı ve hükümet başkanıyla birlikte dokuz bakanın öldürüldüğü bildirildi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.