Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Arap ve Kürt yetkililer, bu tek taraflı eylemin birleşme anlaşmasını etkilemeyeceğine inanıyor

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.



Bağdat ve Şam, istikrarı güvence altına alacak bir ilişkiler sistemi kuruyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
TT

Bağdat ve Şam, istikrarı güvence altına alacak bir ilişkiler sistemi kuruyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, dün Şam’daki Halk Sarayı’nda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından karşılandı. (AP)

Şam ve Bağdat’ın, ortak ekonomik ve güvenlik çıkarlarına dayalı stratejik bir ortaklık kurma yönünde ilerlediğine işaret eden gelişmeler yaşanıyor. Şam’daki kaynaklar, Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’nin dün Şam’a gerçekleştirdiği ziyaretin, iki ülke ilişkilerinin yakın ve uzun vadeli geleceği açısından, ziyaretin dayandığı hedeflerin gerçekleşmesi hâlinde, “köklü bir dönüm noktası” oluşturduğunu belirtti.

Ziyaretin önemini artıran unsur, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Irak federal hükümetinin başındaki bir ismin Suriye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olması. Ziyaret aynı zamanda, iki taraf arasında dışişleri bakanları ve istihbarat yetkilileri düzeyinde gerçekleştirilen karşılıklı temasların yansıttığı siyasi ilişkilerdeki ve güvenlik koordinasyonundaki kademeli iyileşmenin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Jusoor Araştırmalar Merkezi’nden Abdülvehhab Asi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yakınlaşmaya geçen haziran ayında ortak koordinasyon için bir üst komite kurulması konusunda varılan mutabakatın da eşlik ettiğini belirtti. Asi, terörle mücadele, sınır ötesi kaçakçılığın önlenmesi ve DEAŞ tutuklularına ilişkin dosyada sahadaki iş birliğinin geliştirildiğini, ayrıca Irak akaryakıtının tankerlerle Banyas’a taşınarak ihraç edilmesine yönelik uygulamanın başarılı olduğunu ifade etti.

Şara-Zeydi görüşmesine Suriye tarafından dışişleri, adalet, enerji ve maliye bakanları; Irak tarafından ise başbakan yardımcısı ve ekonomi işlerinden sorumlu yetkililer, dışişleri, maliye, petrol ve adalet bakanları ile diğer yetkililer katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Şara-Zeydi görüşmesine Suriye tarafından dışişleri, adalet, enerji ve maliye bakanları; Irak tarafından ise başbakan yardımcısı ve ekonomi işlerinden sorumlu yetkililer, dışişleri, maliye, petrol ve adalet bakanları ile diğer yetkililer katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Araştırmacı Asi’ye göre Zeydi’nin ziyareti ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüşmesi, iki ülkenin siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında uygulanabilirliğini sınadığı iş birliği süreçlerine devlet başkanlığı düzeyinde siyasi destek sağlıyor. Bu durum, ortak ekonomik ve güvenlik çıkarlarının Bağdat ile Şam arasında güven oluşturma ve ilişkileri geliştirme kapasitesinin arttığını gösteriyor.

Şam’daki Nahda Araştırmaları Merkezi Başkanı Abdülhamid Tevfik ise Suriye ve Irak’ın ortak noktalarının yanı sıra birbirinden farklılaştıkları konuların da bulunduğunu belirterek, ziyareti “köklü bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Tevfik, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iki ülkenin ortak özelliklerinden birinin, her ikisinin de bölgesel ve uluslararası güçler açısından birer gerilim odağı ve nüfuz mücadelesi alanı olarak görülebilmesi olduğunu söyledi. Bölgesel gerilimlerin iki ülke arasındaki temasları geciktirebileceğini belirten Tevfik, buna karşılık Türkiye gibi bölgesel aktörlerin ve özellikle ABD gibi uluslararası güçlerin, iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşmasında çıkarı bulunduğunu ifade etti. Tevfik, ABD’nin ilerleyen dönemde bölgedeki askerî ve güvenlik varlığını azaltabileceğine yönelik işaretlere de dikkat çekti.

Suriye’nin Tartus ilindeki Banyas petrol tesisinde Irak’tan gelen tankerler benzinle dolduruluyor (DPA)
Suriye’nin Tartus ilindeki Banyas petrol tesisinde Irak’tan gelen tankerler benzinle dolduruluyor (DPA)

Petrol ve enerji alanında iş birliği

Şam’daki hükümete yakın kaynaklar, Irak heyetinin ziyaret sırasında başta petrol ve enerji olmak üzere bir dizi kritik konuyu ele aldığını bildirdi. Görüşmelerde Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırılması için alternatif ihracat güzergâhlarının güvence altına alınması ve stratejik Kerkük-Banyas petrol boru hattının yeniden işler hâle getirilmesi amacıyla mutabakat zabıtlarının imzalanması konuları öne çıktı.

Projenin, aralarında ABD merkezli Chevron’un da bulunduğu büyük bölgesel ve uluslararası şirketlerle hayata geçirilmesi bekleniyor.

İki ülke arasındaki ticari ilişkiler de ele alındı. Son aylarda Suriye-Irak sınırındaki taşımacılık trafiğinde hızlı bir artış yaşanırken, ithalat, ihracat ve transit taşımacılık kapsamında Irak’tan Suriye’ye 140 binden fazla kamyonun geçtiği bildirildi.

Suriye ile Irak arasında 600 kilometreden uzun bir sınır bulunuyor. Bu sınırın kontrol altında tutulması, bölgesel jeopolitik istikrarın temel unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor. Görüşmelerde ayrıca yatırım projeleri için güvenli bir ortam oluşturulması, su güvenliği, tarım ve yaklaşık 80 ila 100 milyon dönüm olduğu tahmin edilen ortak tarım arazileri ele alındı.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani eşliğinde Şam’daki Emevi Camii’ni ziyaret etti (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani eşliğinde Şam’daki Emevi Camii’ni ziyaret etti (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Suriye ve Irak hükümetleri, Irak’taki Fav Limanı’ndan Suriye’deki Tartus Limanı’na uzanacak lojistik bağlantı hatlarını geliştirmeyi hedefliyor. Bu adımla Körfez ülkelerinin pazarlarının Suriye üzerinden Batı pazarlarına bağlanması amaçlanıyor.

Ticari yakınlaşmadan ekonomik bütünleşmeye

Suriye ve Irak arasındaki ekonomik ilişkilerde hızlanan olumlu gelişmelere rağmen iş birliğinin ağırlıklı olarak ticari alanda yoğunlaştığı belirtiliyor. Şam’daki ekonomik kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, yakınlaşmanın bölgesel gerilimler ve Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle zorunlu hâle gelen bir iş birliğine dönüştüğünü ifade etti.

Kaynaklar, ortak bir tarihe ve coğrafyaya sahip iki komşu ülkenin, bu iş birliğini üretim sektörlerini de kapsayan bir ekonomik bütünleşmeye dönüştürmesi gerektiğini vurguladı. Böyle bir bütünleşmenin, her iki ülkenin ihtiyaç duyduğu sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayacağı belirtildi. Bölgesel ve uluslararası siyasi sorunların ise tarihsel olarak iki ülke arasında sürdürülebilir ekonomik bütünleşmenin önünde engel oluşturduğu kaydedildi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’yi karşıladı. Ziyaret, Zeydi’nin Şam’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi’yi karşıladı. Ziyaret, Zeydi’nin Şam’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Araştırmacı Abdülhamid Tevfik, iki ülke arasındaki ilişkilerin arzu edilen düzeye ve kısa sürede ulaşmasını engelleyebilecek çok sayıda sorun bulunduğunu belirtti.

Tevfik’e göre Irak açısından başlıca engellerden biri İran. Tahran’ın Suriye-Irak ilişkilerinin istikrara kavuşmasından yana olmadığı ve bölgedeki kuşatma ve olası savaş ihtimali karşısında kendi hedeflerini gerçekleştirmek için Irak’taki nüfuz ağlarını etkin tutmaya çalıştığı değerlendiriliyor. Suriye açısından ise İsrail’in ülkenin farklı alanlarında gerilim ve istikrarsızlık yaratma çabaları öne çıkıyor.

Tevfik, ekonomik iş birliğinin siyasi ilişkilerin geliştirilmesi için temel bir dayanak oluşturabileceğini belirtti. Güvenlik alanında da iki ülkenin ortak tehditlerle karşı karşıya bulunduğunu ve birlikte hareket edebilecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Suriye sınırında hareket hâlindeki Irak’a ait kamyonlar ve askerî araçlar (AFP).
Suriye sınırında hareket hâlindeki Irak’a ait kamyonlar ve askerî araçlar (AFP).

Bu tehditlerin başında DEAŞ geliyor. Örgüt mensuplarının hem Irak’ta hem de Suriye’de tutuklu bulunduğuna dikkat çeken Tevfik, bazı Avrupa ülkelerinin vatandaşlarını geri almayı reddetmesinin ciddi bir sorun yarattığını söyledi. Tevfik, bu kişilerin iki ülke açısından “patlamaya hazır bir bomba” niteliği taşıdığını ifade etti.

Tutuklular ve dinî ziyaretler gündemde

Ziyaret sırasında ele alınan başlıca konulardan biri de Irak’ta tutuklu bulunan ve sayılarının 3 bini aştığı belirtilen Suriyelilerin durumuydu. Suriye tarafı, bu kişilerin ülkelerine geri gönderilmelerine zemin hazırlamak amacıyla hukuki statülerinin sınıflandırılmasını talep etti.

Irak tarafı ise Şii dinî makamlarına yönelik ziyaretlerin yeniden başlatılması ve ziyaretçilerin güvenliğinin sağlanması konusunu gündeme getirdi.

Mevcut gelişmeler, Şam ve Bağdat’ın ortak çıkarları önceleyen bir diplomasi izleme ve ilişkilerde istikrarı güvence altına alabilecek bir güvenlik ve ekonomi sistemi oluşturma konusunda kararlı olduklarını gösteriyor.

Araştırmacı Abdülhamid Tevfik, siyasi iradenin mevcut olması ve gelecekte iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşmasında çıkarı bulunan Arap, bölgesel ve uluslararası aktörlerin desteğinin sürmesi hâlinde, ilişkilerin geleceğine ilişkin beklentilerin umut verici olduğunu ifade etti.


Lübnan: Hizbullah’ın patlayıcılarıyla bağlantılı 7 şüpheli hakkında yakalama ve arama kararları uygulanıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan: Hizbullah’ın patlayıcılarıyla bağlantılı 7 şüpheli hakkında yakalama ve arama kararları uygulanıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Adalet Bakanı Adil Nassar’ı dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan yargısı, Hizbullah’a ait Dahir el-Beydar patlayıcıları dosyasında olayla bağlantılı olduğu belirtilen 7 kişiyi tespit etti. Şüpheliler hakkında kısa süre içinde dava açılması bekleniyor. Askerî Mahkeme nezdindeki hükümet komiseri Yargıç Claude Ganem’in, şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunulması amacıyla ön soruşturma dosyalarını teslim alması bekleniyor.

Bir kişinin daha gözaltına alındığına ilişkin haberler gündeme gelirken, hâlihazırda tutuklu bulunan “A.K.” ve “H.A.” baş harfleriyle anılan iki şüphelinin yanı sıra yeni bir kişinin de yakalandığı öne sürüldü. Ancak adli bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada gözaltıların “hâlen iki kişiyle sınırlı olduğunu” belirtti.

Kaynak, soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğundan şüphelenilen 5 kişinin daha kimliğinin tespit edildiğini doğruladı. Bu kişiler arasında, Hizbullah bünyesinde güvenlik görevlisi olduğu belirtilen ve patlayıcıları Baalbek’te teslim ettiği şüphesi bulunan “Sacid” adlı kişinin de yer aldığı belirtildi. “Zülfikar” kod adıyla anılan ve yine güvenlik yapılanması içinde konumu bulunduğu belirtilen diğer kişinin ise patlayıcıları Beyrut’un güney banliyölerinde teslim almasının planlandığı ifade edildi.


Filistinliler ve Filistin yönetimi, kurulması beklenen İsrail hükümetini yakından izliyor

Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Filistinliler ve Filistin yönetimi, kurulması beklenen İsrail hükümetini yakından izliyor

Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, son seçim kampanyasında “Sağ mı, Filistin mi?” şeklindeki ünlü sloganını kullanırken, seçmenleri rakipleri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Avigdor Lieberman’a karşı kışkırtmaya çalışıyordu. Netanyahu, söz konusu isimlerin seçimleri kazanmaları halinde Filistinlilere devlet kurma hakkı vereceklerini ve bunun İsrail için bir felakete yol açacağını öne sürüyordu.

İsrail’de Netanyahu’ya inananların olup olmamasından bağımsız olarak Filistinliler ona hiçbir zaman inanmadı. Çünkü Filistinliler, aşırı sağdan merkez sağa ve sola kadar hiçbir İsrailli liderin bu aşamada kendilerine bir devlet, hatta özerk bir yönetim bile vermeyeceğini herkesten daha iyi biliyor.

Filistinlilerin büyük çoğunluğu bu gerçeğin farkında olsa da seçimleri dakika dakika takip ediyor ve kesin sonuçları benzeri görülmemiş bir ilgiyle bekliyor. Çünkü İsrail’in yeni başbakanı ve çevresindeki bakanlar, önümüzdeki yıllarda Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki yaşamın nasıl şekilleneceğini büyük ölçüde belirleyecek.

Filistinli bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu aşamada hiçbir hükümetin siyasi bir süreci başlatmayacağının farkındayız. Bu, zor ve karmaşık bir mesele. Hiçbirisi kendi kaderimizi tayin etme ve devlet kurma hakkımızı bize vermeye niyetli değil. Bu, vazgeçmeyeceğimiz bir mesele ve bunun için her türlü yolla mücadele etmeyi sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun dışında, geleceğimizi belirleyecek pek çok konu da risk altında. Filistin yönetiminin geleceği, ekonomik durum, Batı Şeria’nın geleceği, bölgedeki güvenlik durumu, yerleşimci terörü, Gazze Şeridi’nin geleceği, Gazze’nin yeniden imarı ve yönetimi… Bütün bunlar İsrail’de iktidara gelecek koalisyonla bağlantılı meseleler.”

Yetkili, “Netanyahu’nun sağ koalisyonu, Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi bakanlarla iktidarda kalırsa karmaşık, zor ve belirsiz bir durumla karşı karşıya kalacağız. Ancak Gadi Eisenkot hükümet kurarsa ya da Ben-Gvir ve Smotrich’in yer almadığı bir ulusal birlik hükümeti oluşturulursa bir rahatlama yaşanabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin yönetimi

Filistin yönetimi, seçim sürecini yakından takip ediyor ve Eisenkot’un başarılı olmasını, Netanyahu’nun ise iktidardan düşmesini umut ediyor. Yönetim, mevcut hükümet dışındaki herhangi bir yeni İsrail hükümetiyle güvenlik ve ekonomi alanlarında bir rahatlama yaşanabileceğini düşünüyor. Ekonomik ve güvenlik meselelerinde müzakereleri kabul eden, alıkonulan Filistin gelirlerini serbest bırakan ve mali transferleri düzenli hâle getiren herhangi bir hükümet, Filistin yönetimi açısından “kötünün iyisi” olarak görülüyor.

Filistin yönetimi bu tutumunu açıkça dile getirmek yerine sessiz kalmayı ve son derece temkinli davranarak meselenin İsrail’in iç işi olduğunu söylemeyi tercih ediyor.

Filistin yönetimi, 2022’deki önceki seçimlerde Netanyahu’nun yenilmesine yardımcı olmaya çalışmıştı. O dönemde İsrail İç Güvenlik Servisi Şin Bet, Filistin yönetimine seçimlere müdahale etmemesi yönünde açık ve “sert uyarı” yayımlamıştı.

Uyarı, Filistin Genel İstihbarat Servisi Başkanı Macid Farac’ın Arap partilerinin liderleriyle yaptığı görüşmenin ardından gelmişti. İsrailli yetkililer, görüşmenin amacının Arap partilerini saflarını birleştirmeye ikna etmek olduğunu öne sürerken Filistin yönetimi, toplantıda seçimlerin ele alınmadığını savunmuştu.

İsrail basınında o dönemde yayımlanan haberlerde, Filistin yönetiminin Arap partilerinin liderlerine, Arap seçmenlerin sandığa katılım oranının düşmesinden ve bunun sonucunda Netanyahu’nun aşırı sağcı bir hükümetle yeniden iktidara gelmesinden endişe duyduğunu ilettiği belirtilmişti. Haberlere göre Filistinli yetkili, Arap milletvekillerini böyle bir senaryoyu önlemek için yeterince çaba göstermemekle suçlayacak kadar ileri gitmişti.

Filistin yönetimi bu kez Arap partileriyle doğrudan görüşmeye çalışmadı. Ancak Arap partilerinin liderleriyle çeşitli kanallar üzerinden iletişim kurduğu ve Arap milletvekillerinin Knesset’te elde ettiği sandalye sayısından memnuniyet duyduğu açık. Söz konusu sandalye dağılımı, Netanyahu’nun kesin bir zafer elde etmesini fiilen engelliyor.

Silme projesi

Netanyahu, Filistinlilere karşı Batı Şeria’da her türlü baskıyı artıran ve Gazze Şeridi’nde kanlı bir savaş yürüten aşırı sağcı hükümete liderlik etti. Bu süreçte Filistin yönetimini zayıflatmaya çalıştı, yönetimin gelirlerini alıkoydu ve yerleşimcilerin Batı Şeria’da Filistinlileri öldürmesine, onlara saldırmasına ve topraklarına el koymasına göz yumdu.

İsrail hükümeti ayrıca mevcut yerleşimleri genişletme ve yenilerini kurma, bunları birbirine bağlayarak kesintisiz yerleşim kuşakları oluşturma planını hayata geçirmeye çalıştı. Batı Şeria’da yaklaşık 1000 askerî kontrol noktası ve geçiş kapısı kurarak, Filistinlileri A Bölgesi içinde hapsetmeye dönük bir düzen oluşturdu.

Netanyahu hükümeti, Batı Şeria’nın en büyük kenti el Halil’e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı da iptal etti. Ayrıca işgal altındaki Filistin topraklarında elektronik bir “Arazi Sicili ve Hakların Tasfiyesi” sistemini devreye soktu. Bu adımın, Batı Şeria’nın ilhak sürecini derinleştirmesi; Filistin yönetimini egemenlikten, Filistinlileri ise hukuki korumadan yoksun bırakması bekleniyor.

Bütün bunlar, Filistin halkını bir halk olarak “silme” projesine hizmet eden politikalar bütünü olarak değerlendiriliyor.

İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’in kapsamlı bir araştırmasında da ele alınan “silme projesi”, Batı Şeria’daki Filistin varlığını hedef alıyor. Örgüte göre bu süreç beş temel mekanizma üzerinden ilerliyor: şiddet ve korku yayma, hareket özgürlüğünü kısıtlama, ekonomik boğma, siyasi ve toplumsal yıkım ile etnik temizlik ve toprakların ele geçirilmesi.

Hayatı cehenneme çevirdiler

Batı Şeria’nın Ramallah kentinde yaşayan 50 yaşındaki Ahmed Teym, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Herhangi bir hükümetten önemli bir değişiklik beklemiyoruz. Hepsi aynı. Ancak Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich dışında isimler gelirse günlük yaşamla ilgili bazı konularda işler biraz daha iyiye gidebilir” dedi.

Teym, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Filistin yönetimine ait paraları öderlerse, yerleşimcileri daha fazla engellerlerse, işçilerin yeniden İsrail’de çalışmasına izin verirlerse, Batı Şeria üzerindeki baskıyı azaltıp kontrol noktalarını ve geçiş kapılarını kolaylaştırırlarsa insanların yükü büyük ölçüde azalır. Bu önemli.”

Batı Şeria’daki Filistinliler ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya. Kontrol noktalarında günlük kısıtlamalar ve gecikmeler, İsrail ordusunun düzenlediği operasyonlar ve yerleşimcilerin ölümcül saldırıları, bölge sakinlerinin yaşamını son derece zorlaştırıyor.

Beytüllahim’den Musa Avvad ise Arap seçmenlerin “Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich’i evlerine göndermeyi” başarmasını umduğunu belirterek, “Hayatımızı cehenneme çevirdiler” dedi.

Bu cehennem yalnızca Batı Şeria’daki Filistinlilerle sınırlı kalmadı; İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluları da etkiledi. Ben-Gvir döneminde tutukluların yiyecek, ziyaret ve geçmişte sahip oldukları diğer ayrıcalıklardan mahrum bırakıldığı belirtildi.

Tutuklu Haldun Abyat’ın annesi, her gün oğlu ve Ben-Gvir’in görevden ayrılması için dua ettiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan anne, “Hapishaneleri mezarlıklara çevirdi. Hapishaneden bir haber geldiğinde oğlum için içim öfkeyle yanıyor. İnşallah gider ve bir daha geri dönmez” ifadelerini kullandı.

Filistinliler, İsrail’deki siyasi tablonun netleşmesi için haftalarca, hatta daha uzun süre beklemek zorunda kalabilir. Yeni bir hükümet kurulması hâlinde ise kendilerini ilgilendiren olağanüstü önlemlerin alınması için aylarca beklemeleri gerekebilir.