İşkence ve hakaret: Gazze’de İsrail ordusu tarafından alıkonan Filistinli çocukların ifadeleri…

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İşkence ve hakaret: Gazze’de İsrail ordusu tarafından alıkonan Filistinli çocukların ifadeleri…

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Salim el-Rayyes

Refah: İsrail’in aralıksız dördüncü ayına girmek üzere olan Gazze savaşı sırasında, İsrail ordusunun kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere Filistinlilere karşı işlediği pek çok cinayet ve işkence vakası gün yüzüne çıkıyor. Özellikle Gazze şehrinden ve Gazze Şeridi’nin kuzeyinden 18 yaş altındaki çocukların evlerinden alınarak, hiçbir açık suçlama yöneltilmeden soruşturma ve işkence merkezlerine götürülmesi söz konusu.

Majalla, Zeytun mahallesi sakinlerinden olup, İsrail ordusu tarafından birkaç gün alıkonan bazı çocuklarla görüştü. Çocuklar, tutuklanma hadiselerini, hatta aileleri olmadan zorla Gazze Şeridi’nin güneyine gitmeye zorlandıklarını anlattı.

Gazze şehrinin güneydoğusundaki Zeytun mahallesinden 14 yaşındaki Ahmed Ebu Ras, ailesinin evinde oturuyorken, İsrail ordusu onların yerleşim bölgesine baskın yapmış ve evlerinin etrafındaki tarım arazilerini buldozerlerin önüne katıp götürmeye başlamış. Bunun üzerine annesi ve küçük kardeşleriyle beraber, gerekli bazı şeylerin olduğu küçük çantaları omuzlarına atıp, evin arkasından çıkmak zorunda kalmışlar, ancak askerler onları bekliyormuş.

O sırada İsrailli askerler, evlerini boşaltıyor, ahaliyi bir alanda topluyor, sonra da onları zorla arıyorlarmış. Ahmed şöyle diyor:

Ordu bizi durdurdu ve zorla aradı. Eşyalarımızı yere koyduk, çantaları açıp boşalttık; paraları bir kenara, telefonları bir kenara, geri kalan kıyafetlerimizi ve eşyalarımızı da başka bir kenara koyduk.

Daha sonra, o bölgedeki Gazzelilerin eşyalarının tasnif edilmesinin ardından kadınlar, orayı terk etmeye zorlanmış ve Gazze Şeridi’nin güneyini kuzeye bağlayan Selahaddin Caddesi yoluyla Gazze Şeridi’nin güneyine gitmeleri istenmiş. İsrail ordusu, Zeytun mahallesi sakinlerinin evlerine baskın düzenlediği yere iki kilometreden az bir mesafede bir denetleme noktası oluşturmuştu.

Kadınlar orayı terk etmeye zorlandı ve Gazze Şeridi’nin güneyini kuzeyine bağlayan Selahaddin Caddesi üzerinden Gazze Şeridi’nin güneyine gitmeleri istendi. İsrail ordusu, Zeytun mahallesi sakinlerinin evlerine baskın düzenlediği yere iki kilometreden az bir mesafede bir denetleme noktası oluşturmuştu

Kadınlar ve çocuklar bölgeyi terk ederken, ordu da erkekler ve gençleri, hatta bazı çocukları bölgeye yakın bir noktada bir tüccarın deposu olarak kullanılan mekânda alıkoymuş. Alıkonulan kişiler arasında Ahmed gibi çocuklar da varmış. Orada aralıksız 5 gün tutulmuşlar ve bu süre boyunca işkenceye maruz bırakılmış, ayaklarla ve ateşli silahların dipçikleriyle darp edilmişler. Ahmed şöyle diyor:

Bedenimizin her yerine farklı saatlerde ve aralıksız darbe aldık. Uykuyu bile tadamadık. Yemek yememizi engellediler ve bir serçeye yetmeyecek kadar su içmemize müsaade ettiler.

Hacetini gidermek için tuvalet izni istediğinde dahi onu sert bir şekilde darp edip, ağza alınmayacak sözler söylemişler.

Daha sonra Gazze Şeridi’nin dışına götürülmüş. Ebu Ras şöyle diyor:

5 gün dayak ve işkence sonrasında sabah saat 4’te bizi uyandırdılar, ellerimizi ve gözlerimizi bağladılar. Önümüzü göremiyorduk. Bize otobüse binmemizi söylediler ve Gazze sınırına yakın bir yerleşime benzeyen başka bir yere götürdüler.

Orada ilk defa bir parça ekmek yemelerine izin vermişler. Orada bir saat kalmış. Bu süre içinde dövülmüş ve hakarete maruz kalmış. Sonra 3 başka çocukla beraber onu alıp, İsrail’in Selahaddin Caddesi’ndeki kontrol noktası yakınında yer alan Zeytun mahallesine götürmüşler ve acınacak haldelerken onlardan Gazze Şeridi’nin güneyine gitmelerini istemişler.

Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi’nin tahminine göre, Hamas’ın 7 Ekim saldırısı üzerine patlak veren İsrail savaşının başlangıcından Aralık 2023 sonuna kadar İsrail ordusu, Gazze’den ve Gazze Şeridi’nin kuzeyinden 2 bin 600’den fazla Filistinliyi tutukladı. Medya Ofisi, tutuklular arasında 40 sağlık personeli ile 8 gazetecinin bulunduğunu, tutuklu çocukların sayısının ise tespit edilemediğini açıkladı.

“Dayak yemekten yoruldum”

Tutuklama, sadece Ebu Ras adlı çocukla sınırlı değildi. Gazze’nin güneydoğusundaki Zeytun mahallesi sakinlerinden 15 yaşındaki Ahmed el-Arkan da bu çocuklardan bir diğeri. İsrail ordusu onun da ailesinin evine baskın düzenlemiş. Onu ve babasını diğerleriyle birlikte bir tüccarın pirinç deposuna götürmüş. Annesi ile ailesinin diğer üyeleri ise Gazze Şeridi’nin güneyine gitmeye zorlanmış. Ahmed şöyle diyor:

Bizi pirinç deposuna soktular ve üzerimize bol miktarda pirinç atmaya başladılar. Biz yerdeyken altımıza, üstümüze, içimize, her tarafımıza girdi. Yerde oturamaz oldum. Bu da işkencenin bir parçasıydı. Sonra ayaklarıyla karnımıza, sırtımıza ve bacaklarımıza vurmaya başladılar. Bir asker, eliyle karnıma vurdu.

Aralık 2023’ün ortasında, soğuk bir kış havasında, askerler tarafından farklı yaşlardaki diğer tutuklularla birlikte elbiselerini çıkarmaya zorlandıktan sonra yarı çıplak vücuduna su da sıkılan Ahmed el-Arkan’ın maruz kaldığı bu işkence, onun zayıf bedeninin kaldırabileceğinden fazlaydı. “Fiziksel ve psikolojik darbe ile işkenceden yorulmuştum. Dayak, hakaret, uykusuzluk ve rahatsızlık dışında benden ne istediklerini anlamıyordum.”

Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi’nin tahminine göre Hamas’ın 7 Ekim saldırısı üzerine patlak veren İsrail savaşının başlangıcından Aralık 2023 sonuna kadar İsrail ordusu, Gazze’den ve Gazze Şeridi’nin kuzeyinden 2 bin 600’den fazla Filistinliyi tutukladı

Ahmed el-Arkan ile farklı yaşlardaki diğerlerinin tutuklanmasının üzerinden dört gün geçmiş ve bu süre içerisinde İsrailli askerler, onları Hamas hareketi ve harekete mensup kişiler hakkında bilgi sahibi olmakla suçlamaya çalışmış. Ancak bu çocuk, askerleri memnun edecek herhangi bir bilgiye sahip değilmiş. Bu yüzden dayağı ve hakareti sürdürmüşler. Ona yemek de vermeyip, her gün az miktarda su içirmişler. Ta ki onu İsrail’e götürüp, orada bir gece boyunca küçük çakıl taşlarından oluşan bir zemin üzerinde uyumaya zorlamışlar. “O zeminde mahvoldum. Ne oturabildim ne uyuyabildim. Ayakta durmama bile izin vermediler.”

sdcv
Fotoğraf: AFP

Daha sonra ordu, Ahmed’in bir parça ekmek yiyip, su içmesine izin vermiş. Ardından onu Gazze şehrinin güneydoğusundaki Kuveyt Kavşağı’na götürmüşler. Ahmed’in ifadesine göre, orada ordu, ona ve tutuklayıp işkenceye ve soruşturmaya maruz bıraktığı birkaç çocuğa şöyle demiş:

Güneye gidin, orası güvenli. Gazze, tehlikeli.

İçlerinden biri ambulansı aramış. Filistin Kızılayı’na ait ambulanslar gelmiş ve onları Gazze Şeridi’nin merkezinde yer alan Deyr el-Belah’taki Aksa Şehitleri Hastanesi’ne götürmüş. Zira tutukluluk esnasında sürekli maruz kaldıkları fiziksel işkence yüzünden o ve diğerleri ne yürüyebiliyor ne de hareket edebiliyormuş.

Tutuklama operasyonları, erkek çocukları, genç erkekleri ve yaşlıları kapsıyordu. Nitekim İsrail askerlerinin Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki farklı bölgelerden Gazzelileri tutukladıkları operasyonlara dair pek çok görüntü yayıldı. Bu görüntülerde Gazze’nin içinde veya dışındaki işkence ve tutukluluk merkezlerine götürülen Gazzelilerin iç çamaşırları hariç tüm kıyafetleri çıkarılmış görünüyordu. Bunlardan bir kısmı serbest bırakıldı, ancak birçoğunun İsrail hücreleri ve gözaltı merkezlerindeki akıbetleri bilinmiyor. Bunların yanı sıra bazı kadınlar ve genç kızlar da tutuklandı.

(15 yaşındaki çocuk): ‘Fiziksel ve psikolojik darbeden ve işkenceden yoruldum. Dayak, hakaret, uykusuzluk ve rahatsızlık dışında benden ne istediklerini anlamadım’

Onlara travma ve işkence yaşatan şey, sadece İsrail’in çocukları tutuklaması değil. Gözlerinin önünde evlerinin yıkılması ve ailenin kasıtlı olarak dağıtılması da onların yüreğinde iz bıraktı. Gazze’nin çocuk sakinlerinden 15 yaşındaki Musa Ahmed Ali de mağdurlardan biri. Ordu, onların da evini basmış ve onları bir ön uyarı yapmaksızın evi derhal boşaltmaya zorlamış. Ardından onları eve çok yakın bir yere götürmüş. Sonra ihtiyaç duydukları hiçbir eşyayı almalarına izin vermeden evi yıkıp geçmiş. Musa Ahmed Ali şöyle diyor:

Evimiz gözlerimizin önünde yıkıldı. Bizi yarısı kadın, yarısı da çocuk olmak üzere ikiye ayırdılar. Çocukların ve kadınların güneye gitmelerini istediklerini söylediler. Benim annem ve kardeşlerimle gitmeme izin vermeyip, ısrarla genç erkekler ve adamlarla alıkoydular.

Çocuğu diğerleriyle birlikte tutuklayıp, bilmediği bir yere götürmüşler. Dövüldüğünü, yeme-içmenin yasaklandığını, tuvaletten ve uykudan mahrum bırakıldığını, uyandırmak istediklerinde soğuk su sıktıklarını, kendisinin ve diğerlerinin en basit yaşam koşullarından yoksun bırakıldığını söylüyor ve askerin ruh haline göre, herhangi bir uyarı veya sebep olmaksızın dayak yediklerine dikkat çekiyor.

“Asker bana, ‘7 Ekim’de orada mıydın’ diye soruyordu, ben de ona İngilizce ‘Hayır’ cevabını veriyordum, bana vuruyordu. Ona her dilde cevap veriyordum, ama asker sadece şiddet, dayak ve küfür dilinden anlıyordu” ifadelerini kullanan Ahmed Ali, onlarla birlikte alıkonanların sayısının 25 ila 30 arasında değiştiğini, sadece onun ve daha önce ailelerinden koparılmış olan başka çocukların serbest bırakıldığını belirtti.

Gördüğü işkence sonucunda pek çok kırığı bulunan Ahmed Ali, Aksa Şehitleri Hastanesi’ne götürüldükten sonra annesiyle güçlükle iletişime geçmiş. Deyr el-Belah’taki bir okulda barınan annesi, oğlunu alıkoydukları süre boyunca yaşadığı kaygı ve uykusuzluktan sonra onun serbest bırakıldığına ve kendisiyle konuştuğuna inanamamış.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
TT

Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)

Hayed Hayed

Suriye geçiş hükümetinin göreve başlamasının üzerinden bir yıl geçti; bu aşamada genellikle hükümetlerin performansı, verdikleri sözlerle değil, başardıkları ve belirledikleri yönle ölçülür. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yakın zamanda kapsamlı bir değerlendirme yapma niyetinde olduğunu belirtti. Fakat hükümetin yalnızca sınırlı sayıda şeffaf veri açıklaması, yeterince açık planlar sunmaması ve performansının güvenle ölçülebileceği genel kriterleri neredeyse hiç belirlememesi nedeniyle, dış gözlemciler için adil bir değerlendirme yapmak daha zor olmaya devam ediyor.

Bununla birlikte, iktidarda geçen bir yıl, hükümetin insanların yaşamları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesine, yönetim modellerinin belirlenmesine, yapısal zayıflıkların ortaya çıkarılmasına ve Suriye'nin daha verimli ve hesap sorulabilir devlete doğru ilerleyip ilerlemediğinin değerlendirilmesine olanak tanıdığı için önemli bir göstergedir. Bu bağlamda, tablo karışık görünüyor. Kamuoyuna açık kanıtlar, hizmetlerde, geçim kaynaklarında ve güvenlikte kısmi kazanımlar olduğunu gösterse de bu kazanımlar eşit olarak dağıtılmamış ve toplumun tüm kesimlerini aynı derecede etkilememiştir.

Sorun sadece düşük performansla sınırlı kalmayıp, hükümetin tutarlı bir yönetim modeline sahip olmamasına kadar uzanıyor. Kayıtları sadece kaynak kıtlığı ve acil ihtiyaçlardan değil, aynı zamanda zayıf yönetimden, yetersiz koordinasyondan, sınırlı şeffaflıktan ve stratejik olmaktan çok reaktif bir yönetim tarzından da etkilenmiştir. Kabine değişikliği ile ilgili artan konuşmalarla birlikte, bu yapısal kusurlar daha da belirgin hale geliyor. Bakanların değiştirilmesi performansta hafif bir iyileşmeye yol açabilir, ancak hükümetin çalışmalarını engelleyen köklü zayıflıkları gidermeyecektir.

Değerlendirmek zor ancak hissetmek kolay

30 Mart'ta göreve gelmesinden bu yana hükümet medyada yüksek bir varlık gösterdi, ancak somut şeffaflık konusunda sınırlı kaldı. Medyada varlık göstermek, sorumlu yönetişim anlamına gelmez ve temel değerlendirme araçlarının yokluğunda ciddi bir değerlendirme yapmak zorlaşır.

Net bir genel strateji, ulusal önceliklere bağlı bakanlık çerçevesi, performansı değerlendirmek için bir dizi temel göstergenin yokluğu devam ediyor. Ayrıca, bütçe verileri, politika gerekçeleri ve uygulama kriterleri büyük ölçüde şeffaf değil.

Ancak Suriyeliler, hükümeti planlama belgelerine veya kurumsal yapılara göre değil, yapısal kısıtlamalar ve sınırlı kaynaklara rağmen devlet politikalarının günlük yaşamları üzerindeki etkisine göre değerlendiriyorlar. Yaşam koşulları, hizmetler ve güvenlik, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilme gücünü, sürekli elektrik tedarikini, serbestçe hareket edebilmeyi, geçimini sağlayabilmeyi, evde ve toplum içinde güvende hissedebilmeyi belirlediği için son derece önemlidir.

Bu nedenle, bu göstergeler hükümetin performansını yansıtmada en acil ve politik olarak en önemli olanlardır. Bunlar aynı zamanda hükümetin performansının değişken göründüğü alanlardır. Bu üç sektörde kayda değer iyileşmeler görülmüş olsa da bunlar genellikle daha yüksek maliyetler, düzensiz uygulama veya insanların yaşamları üzerindeki etkilerini sınırlayan kısıtlamalarla birlikte gelmiştir.

Hizmetler daha erişilebilir hale geldi ancak genellikle aşırı pahalı

Yaşam standartlarını iyileştirme konusunda hükümetin aldığı en önemli önlem, kamu sektöründe maaşları artırmaktı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Haziran 2025'te yüzde 200'lük bir zam ve ardından Mart 2026'da yüzde 50'lik bir zam daha sağlayan kararnameler yayınladı. Bu önlemler, asgari ücreti 250 bin Suriye lirasından 1.256 bin Suriye lirasına yükselterek toplamda yüzde 400'ün üzerinde bir artış sağladı. Devletin sınırlı gelirleri ve sayısız ihtiyacı göz önüne alındığında, bu zamların hem hızı hem de büyüklüğü dikkat çekici görünüyordu.

Ancak etkileri sınırlı kaldı. Hatta bu zamlar, kendisinden faydalananların bile temel ihtiyaçlarını karşılamalarına yetmedi, enflasyon ve artan yaşam maliyeti karşısında hızla eridi. Bu kısıtlamalar, Suriyelilerin çoğunun tamamen dışında kaldığı ve zamlardan faydalanamadığı kamu sektörü dışında daha da belirgindi. İş fırsatları yaratma, üretici sektörleri destekleme ve piyasayı istikrara kavuşturma yönünde daha geniş önlemler alınmadığı takdirde, bu politika sadece bazılarına sınırlı bir rahatlama sağlarken, iyileşme sürecine çok az katkıda bulunacaktır.

sdv
Şam'ın merkezindeki döviz bürosunun önünde yeni Suriye para birimi banknotlarını tutan bir Suriyeli, 4 Ocak 2026 (Reuters)

Aynı durum hizmetler için de geçerli. Hükümet ekmek ve yakıt konusunda yaşanan sıkıntıları hafifletti ve en önemlisi elektrik tedarikini iyileştirdi. Ancak bu kazanımların etkisi sınırlı kaldı, çünkü sübvansiyonların kaldırılmasının ardından keskin fiyat artışları yaşandı. Eskiden rejimin kontrolünde olan bölgelerde ekmek fiyatları neredeyse on kat artarken, elektrik faturaları tüketim seviyelerine bağlı olarak 60 ila 190 kat arasında dramatik bir şekilde yükseldi.

Bugün birçok Suriyeli çarpıcı bir paradoksla karşı karşıya; hizmetler daha kolay erişilebilir hale gelirken, aynı zamanda aşırı pahalı hale de geldi. Hükümetin gelir kaynaklarının azlığı göz önüne alındığında, eski sübvansiyon modelini sona erdirmek mantıklı görünüyordu. Ancak, fiyatların yeniden yapılandırılması tek seçenek değildi; gelir artışına bağlı ve en savunmasız gruplara yönelik hedefli desteklerle birleştirilmiş kademeli bir yaklaşım, sosyal yükü hafifletebilirdi.

Güvenlik de benzer bir durumda. Hükümetin önemli kısmi kazanımlar elde ettiğini iddia edebileceği alan burası, ancak bu kazanımların sınırlarının en belirgin olduğu alan da burası. Büyük şehir merkezlerinde günlük istikrarın arttığına dair işaretler var ve bazı bölgelerde suç oranlarının azaldığı görülüyor. Ancak bununla ülke çapında güvenliğin sağlanması birbirine karıştırılmamalı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre güvenlik koşulları bölgeler arasında son derece dengesiz ve bazı bölgeler hâlâ tekrarlanan istikrarsızlık, yerel gerilimler ve mezhepsel şiddete karşı savunmasız.

Tüm bu yönelimler daha geniş bir sonuca işaret ediyor: Hükümetin sorunu, hiçbir ilerleme kaydetmemek değil, sınırlı kazanımların yönetim tarzı sebebiyle sürekli olarak aşınmasıdır.

Bu nedenle daha derin sorun, herhangi bir sektördeki eksikliklerde değil, yönetim modelinin kendisinde yatıyor. Hükümetin ilk yılında, çeşitli politika alanlarında yapısal zayıflıklar ortaya çıktı ve bu da gerçek kazanımların neden sınırlı kaldığını kısmen açıklıyor.

Kabine değişikliği performansı biraz iyileştirebilir, ancak yapısal kusurları gidermeyecektir

 Bunlardan ilki, zayıf koordinasyondur. Bakanlıklar genellikle birleşik bir stratejinin bileşenleri olarak değil, izole bir şekilde çalışıyor gibi görünüyorlar. Politikalar parçalı, kopuk ve yeterince tutarlı değil gibi. Sonuç yalnızca zayıf bürokratik verimlilik değil, aynı zamanda hükümetin tutarlı bir ulusal plan uygulamak yerine, olaylara tepki verdiğine dair daha geniş bir izlenimdir.

İkinci sorun ise şeffaflık eksikliğidir. Geçiş aşamasında şeffaflık sadece bir formalite değil, hükümetin zayıf kurumların gölgesinde güvenilirliğini inşa edebileceği birkaç yoldan biridir. Kararlar belirsiz olduğunda, bu sadece vatandaşları bilgiden mahrum bırakmakla kalmaz, aynı zamanda gücün başka yerlerde, gayri resmi olarak veya hesap sorma olmadan kullanıldığına dair şüpheleri de besler.

dvfdv
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Şam'da Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri arasında ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalıyor, 18 Ocak 2026 (SANA)

Nitekim bu algı, şeffaflıktan yoksun bir yönetim tarzına ilişkin daha geniş çaplı endişeleri körükledi. Zira fiili karar alma süreci dar bir çevrede yoğunlaşırken, resmi kurumlar sadece kapalı kapılar ardında alınan kararları uyguluyor. Bu tanımlama doğru olsun ya da olmasın, yaygınlığı ciddi bir meşruiyet sorununa işaret ediyor.

Üçüncü zayıflık noktası ise hem bakanlıklar içinde hem de hükümetin genelinde belirgin olan darboğazlar ile karakterize edilen yönetim tarzıdır. Birçok karar dar kanallardan geçiyor gibi görünüyor, bu da hem süreci hem de ilerlemeyi yavaşlatıyor.

Etkin bir kamu katılımı eksikliği var. Kritik kararlar, sınırlı kamusal istişare ve politikaları şekillendirmede topluma küçük bir alan bırakılarak, en tepede alınmaya devam ediyor. Kırılgan bir geçiş döneminde, bir dereceye kadar merkezileşme kaçınılmaz olabilir. Ancak merkezileşme kamu katılımının yerini aldığında, meşruiyete en çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yöneten ve yönetilen arasındaki uçurumu genişletme riski taşır.

Bu uçurumlar işe alım sorunları sebebiyle daha da kötüleşiyor. Deneyimli memurların dışlanması, daha önce işten çıkarılan bazı çalışanların yetersiz bir şekilde yeniden entegrasyonu ve sadakate dayalı atamalar yapıldığına dair suçlamalar, devletin liyakate mi yoksa daha dar güven ağlarına dayalı temellere göre mi yeniden inşa edildiği konusunda soruları gündeme getirdi. Bu konu çok önemli çünkü etkili yönetim yalnızca otoriteye değil, aynı zamanda idari yetkinliğe de dayanır.

Kriz yönetiminin ötesinde

Bir yılın ardından Suriye hükümeti gerçekçi olmayan beklentilere veya ilerleme iddialarına göre değerlendirilmemelidir. Yıkılmış bir devlet, çökmüş bir ekonomi ve parçalanmış bir toplum devraldığı doğru ve hiçbir hükümet bu koşulları on iki ayda temelden değiştiremez. Ancak bu, yönetimdeki yapısal zayıflıklar için bir bahane olamaz.

İlk yıl, mevcut yaklaşımın potansiyelini ve sınırlarını ortaya koydu. Kısmi iyileştirmelerin mümkün olduğunu, ancak devletin işleyiş biçiminde daha derin reformlar olmadan sürdürülebilir olmalarının mümkün olmadığını gösterdi.

Şimdi asıl soru kabinede bir değişikliğin olup olmayacağı değil, gelecek yılın farklı bir yönetim tarzı; daha net öncelikler, daha güçlü koordinasyon, daha fazla şeffaflık ve daha etkili bir kurumsal karar alma süreci getirip getirmeyeceğidir.

Bu olmadan, Suriye kriz yönetimi döngüsünde sıkışıp kalma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Böylece çöküşü önlemek için yeterli ilerleme kaydedecek, ancak güven inşa etmek için yeterli reformu gerçekleştiremeyecektir. Buna rağmen ikinci yıl, sadece hayatta kalma mücadelesinden ziyade, devlet inşası için gerçek bir sıçrama tahtası gibi görünebilir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergidinden çevrilmiştir.


İsrail, Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü bombaladı

İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İsrail, Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü bombaladı

İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Reuters’a konuşan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, İsrail’in bugün düzenlediği saldırının Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü hedef aldığını ve köprünün onarılamayacak şekilde yıkıldığını söyledi.

Öte yandan, iki gün önce Washington’da Lübnan ve İsrail büyükelçilerinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek ateşkes ilanı ve müzakerelerin ne zaman başlayacağı konusunu, ABD arabuluculuğunda ele aldığı bildirildi.

Lübnan Cumhurbaşkanı, 9 Mart’ta tüm İsrail saldırılarının durdurulmasını içeren tam bir ateşkes, orduya destek sağlanması, güvenlik bölgelerinde ordunun kontrolü ele alması ve silahların toplanması ile İsrail’le müzakerelere başlanmasını öngören bir girişim başlatmıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise görüşmelerin, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve iki komşu ülke arasında barışçıl ilişkilerin kurulması konularına odaklanacağını belirtti.


Sudan Başbakanı: Berlin Konferansı'nın sonuçlarıyla ilgilenmiyoruz

Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
TT

Sudan Başbakanı: Berlin Konferansı'nın sonuçlarıyla ilgilenmiyoruz

Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)

Sudan Başbakanı Kamil İdris dün yaptığı açıklamada, hükümetinin Sudan'daki insani durumla ilgili uluslararası "Berlin Konferansı"nın sonuçlarıyla ilgilenmediğini ve konferansa katılmak için davet almadıklarını vurguladı.

Başkent Hartum'da düzenlediği basın toplantısında, Sudan hükümetinin konferanstan dışlanmasının organizatörler tarafından yapılan "ciddi bir hata" olduğunu belirten İdris, Avrupa başkentlerinde Sudanlı grupların konferansın tavsiyelerini ve hükümetin dışlanmasını reddettiklerini ifade eden protestolarına dikkat çekti.

"Sudan'daki durumla ilgili bütün gerçekleri açıklığa kavuşturmak için Berlin konferansına katılmaya davet edilmeyi umuyorduk" ifadesini kullandı.

Hükümetinin, Sudan'da adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmayı amaçlayan bölgesel ve uluslararası taraflarla her türlü girişime ve diyaloğa açık olduğunu teyit etti.