İsrail'in iftihar çabası: Aruri suikastı, Gazze savaşındaki "en büyük başarı"

Şin Bet, yurtdışındaki Hamas liderlerinin isimlerinden oluşan bir listeyi özel bir suikast birimine teslim ediyor

Hizbullah'ın sivil savunma üyesi, Beyrut'un güney banliyösünde Aruri'ye düzenlenen suikastın ardından yanmış bir arabayı inceliyor / Fotoğraf: AP
Hizbullah'ın sivil savunma üyesi, Beyrut'un güney banliyösünde Aruri'ye düzenlenen suikastın ardından yanmış bir arabayı inceliyor / Fotoğraf: AP
TT

İsrail'in iftihar çabası: Aruri suikastı, Gazze savaşındaki "en büyük başarı"

Hizbullah'ın sivil savunma üyesi, Beyrut'un güney banliyösünde Aruri'ye düzenlenen suikastın ardından yanmış bir arabayı inceliyor / Fotoğraf: AP
Hizbullah'ın sivil savunma üyesi, Beyrut'un güney banliyösünde Aruri'ye düzenlenen suikastın ardından yanmış bir arabayı inceliyor / Fotoğraf: AP

Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri'ye düzenlenen suikast, İsrail İç İstihbarat Teşkilâtı (Şin Bet) Başkanı Ronen Bar, Hamas hareketinin liderlerini Gazze ve Batı Şeria dışında takip etmek ve hedef almak amacıyla hazırladığı planın ilk adımı olarak değerlendiriliyor.

İsrail Hamas liderlerinin hepsini Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'in güneyindeki kasabalara ve Gazze çevresine gerçekleştirdiği saldırıyı planlamak ve bu saldırıya yardım etmekle suçluyor.

Aksa Tufanı'nın başlamasından iki hafta sonra, Şin Bet'in Başkanı Ronen Bar tarafından kurulan özel birimi Hamas hareketinin liderlerini Gazze ve Batı Şeria dışında takip etmek ve hedef almak üzere görevlendirdi ve bu bağlamda bir liste hazırlandı.

Lübnan, Katar, Türkiye ve Batı Şeria ile Gazze dışındaki çeşitli bölgelerde bulunan Hamas liderleri listeye dahil edildi.

İsrail'in 7 Ekim saldırısının ana mimarı ve planlayıcısı ve Hamas-Hizbullah ile Hamas-İran arasındaki koordinasyon ekseni olarak gördüğü Salih el-Aruri bu listede ilk sırada yer alıyor.

Aruri'ye suikast planı, Şin Bet'in özel biriminin kurulmasından sonra, askeri istihbarat birimleri, güvenlik güçleri, Mossad ve Şin Bet'in çeşitli ülkelerde ve bölgelerde faaliyet gösteren ajanlarını yeniden etkinleştirmek için yoğun çaba sarf ettiği bir dönemde ortaya çıktı.

Bu çaba, Gazze ve Batı Şeria'dan başlayarak Lübnan'a kadar uzanan, dünya genelindeki çeşitli ülkeleri içeriyordu.

Bu, aralarında Şin Bet Başkanı Bar, Başbakan Benjamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Galant'ın da bulunduğu birden fazla İsrailli güvenlik ve siyasi yetkilinin değindiği bir husus.

Bu isimler, İsrail'in 7 Ekim saldırısından sorumlu herhangi bir yetkiliyi hesap vermeden bırakmayacağını ve ‘bedel ödeteceğini’ söyleyerek tehdit ettiler.

DAHA FAZLA OKU

10 yıldır tehdit ve takip ediliyordu: Salih el-Aruri kimdir?

Salih el-Aruri ve cinayet teknolojisi

İsrail Aruri suikastını kutluyor

Resmi İsrail hükümeti, yurtdışında gerçekleşen bu tür operasyonlardan sonra sorumluluğu hemen üstlenmeye yanaşmaz.

Her ne kadar Hamas liderlerini hedef alma tehditleri Aksa Tufan’ı savaşı başladığından bu yana hiç durmasa da İsrail bu kez de Aruri suikastinde aynı tutumu benimseyip sorumluluğu üstlenmekte acele etmedi.

Ancak Gazze savaşından 3 ay geçmesine rağmen İsrail belirgin bir zafer elde etmeden, bazıları bu operasyonu Tel Aviv'in gerçekleştirdiğini duyurmakta acele ettiler.

Bu kişilerin ilki, Likud Partisi mensubu Knesset üyesi Dani Danon'du. Danon, operasyonun gerçekleşmesinden yarım saat kadar sonra sosyal medya üzerinden bir paylaşım yaparak güvenlik ve istihbarat birimlerine ve bu operasyonun gerçekleştirilmesine yardımcı olan herkese teşekkürlerini sundu.

Ayrıca, İsrail’in, Hamas'ın güney kasabalara ve Gazze'nin sınırına yönelik saldırısına katılan ve katkıda bulunan her sorumluya ulaşacağını ve bu kişilerin sonlarının ölüm olacağını belirtti.

Dani Danon'un açıklamaları, Likud Partisi lideri Netanyahu'nun parti üyelerinden ve milletvekillerinden Aruri suikastıyla ilgili herhangi bir açıklama yapmamalarını talep ettiği bir dönemde geldi.

Ayrıca hükümet de bakanlarından bu konuda konuşmaktan kaçınmalarını istedi.

Resmi olarak İsrail'in bu suikastı gerçekleştirdiğini ilk kez açık bir şekilde kabul eden Mossad Başkanı David Barnea oldu.

Barnea, "İsrail, Ekim olaylarını gerçekleştirenleri takip etmekten çekinmeyecek ve uzun bir süre alsa da Gazze ve Batı Şeria'daki Hamas liderlerine ve dışarıdakilere ulaşacaktır" dedi.

David Barnea, eski Mossad Başkanı Meir Dagan'ın cenaze töreninde yaptığı konuşmada, "İsrail, bu eylemleri gerçekleştirenleri her yerde takip etmekten kaçınmayacak. Bugün savaşın zirvesindeyiz ve Mossad, 50 yıl önceki gibi, 7 Ekim'de Gazze'ye saldıran katillerle ve saldırının planlayıcılarıyla, onları gönderenlerle hesaplaşma planları yapıyor. Bu planı uygulamak zaman alabilir, ancak şüphesiz ellerimiz, bulundukları her yerde onlara ulaşacaktır. Her Arap annesi bilmeli ki, eğer oğlu 7 Ekim katliamına doğrudan veya dolaylı olarak katıldıysa, onun kanı mübahtır" ifadelerini kullandı.

İsrail, Hamas liderlerini yurtdışında takip etmek için geliştirdiği operasyonların detaylarını açıklamayacak; en azından bu dönemde.

Ancak güvenlik ve siyasi kaynaklar, bu operasyonların merkezi noktalarını belirten bilgileri sızdırmada istekli.

Bu durum, İsrail'in suikast operasyonunun başarısı ile iftihar etme çabasının bir parçası olarak ortaya çıkıyor.

Operasyon gerçekleştirildiğinde iki insansız hava aracı kullanıldığı ve ilk başta bir tanesinin Güney Banliyösü'ndeki bir binayı hedef aldığı diğerinin ise bir arabayı hedef aldığı ileri sürüldü.

Ancak daha sonra operasyonun "intihar dronu" olarak nitelendirilen bir insansız hava aracı ile gerçekleştirildiği anlaşıldı.

İsrailliler, bu dronun hedefe hassas bir koordinasyonla yönlendirilen ve hava kuvvetleri ile özel istihbarat birimi arasında veri paylaşımı yapan bir tür olduğunu ifade ettiler.

Aruri suikast planının önemli unsurlarından biri, yalnız ona yönelik olmaması, aksine başka önemli kişileri de hedef alarak yapılmasıydı.

Yanındaki kişilerin "Hizbullah" veya İran'dan olmaması kaydıyla operasyonun gerçekleştirilmesi planlanmıştı.

Eski askeri istihbarat başkanı Amos Yadlin, Aruri suikastınn temelde hava kuvvetleri ve istihbarat arasındaki koordinasyona dayanan yüksek düzeyli bir operasyon olduğunu ifade etti.

Yadlin, eşi benzeri görülmemiş derecede hassas istihbarat bilgilerinin toplandığını belirtti.

Amos Yadlin'e göre, Aruri ve yırt dışındaki diğer Hamas liderleri hedef olduklarının farkındalar.

Yadlin, şunları söyledi:

Başbakan, Savunma Bakanı ve Şin Bet başkanı, beyanlarıyla Hamas liderlerinin hedef olduğunu ve İsrail'in onlara nerede olursa olsun ulaşacağını önceden bildirdi. Ayrıca, Hamas arananlar listesi mevcut. Bu listedeki isimlerin hepsi bedel ödeyecek.

Amos Yadlin, "Aruri arananlar arasında olduğunu biliyordu. Sürekli olarak ev değiştirip farklı yerlere saklanıyordu. İsrail, onun tam olarak nerede olduğunu tespit eden bir istihbarata sahipti ve açıkça anlaşılıyor ki İsrail'in planı, Hizbullah'tan hiç kimsenin bulunmadığı bir zamanda ve yerde gerçekleşti. Ayrıca, İstihbarat son derece kesindi. Çok kesindi, çünkü hedef Hamas'tı ve istihbaratın yaptığı da buydu. Operasyon, hava kuvvetleri tarafından gerçekleştirildi. Dünyadaki hiçbir hava kuvvetinin gerçekleştiremeyeceği operasyonu gerçekleştirdi" dedi.

Kendisiyle iftihar etmesine rağmen Gazze'deki savaş hedeflerini henüz gerçekleştiremeyen Tel Aviv'in Lübnan'a karşı güvenlik açısından bir tırmanış tehlikesiyle karşı karşıya olduğu endişesi artıyor. Suikast operasyonundan sonra, askeri liderlik Kuzey cephesinde çabalarını artırdı ve bölgeye takviye kuvvetler gönderdi, ordusunun hazırlık seviyesini yükseltti.

Aruri suikastına karşı güçlü bir yanıt ihtimaline ilişkin hem Lübnan'a saldırı hem de geniş çaplı bir saldırıya karşı savunma açısından ordusunun hazırlık durumunu artırdı.

İsrail Kuzey'deki tüm kasabalarda ve Hayfa'da sığınaklarını açma kararı aldı. İsrail’in bu ani kararı Hayfa Körfezi bölgesindeki kimyasal maddelerin bulunduğu alanda roketlerin düşmesi nedeniyle bir tehlike uyarısı yapıldıktan sonra geldi.

Aruri suikastının ardından, Gazze'deki esirlerin kaderi üzerine endişeler artıyor.

Çünkü operasyon, kadınlar, hastalar, yaralılar ve yaşlılar dahil en az kırk mahkumun serbest bırakılmasını sağlayacak bir anlaşmaya varma yolunda ilerleyen müzakerelerin yapıldığı bir dönemde gerçekleşti.

Suikastın ardından, esir aileleri, serbest bırakılmamalarının hayatlarını tehlikeye atabileceğini düşünerek endişeye kapıldılar.

Ayrıca birçok güvenlik ve siyasi yetkili İsrail yetkililerinin aksine bu adımın anlaşmayı engelleyeceğini ifade etti.

İsrail yetkililer Gazze'deki baskıyı artırmanın ve Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın tutumunu yumuşatmanın esir takası anlaşmasına doğru ilerlemeye katkı sağlayacağını ifade etmişlerdir.

Askeri uzman Nahum Barnai, İsrailli yetkililerin ve medyanın iddia ettiği gibi Aruri suikastının esir değişim anlaşmasına yönelik olasılıkları artıracağına dair düşünceyi reddetti.

Barnai, "Herhangi bir yetkilinin, suikastın Sinvar'ın başka bir anlaşma konusundaki tutumunu değiştireceğine dair inancı olduğunu düşünmüyorum. Bu, kendi kendimize anlattığımız hikayelerdir. Daha olası olan, suikastın müzakerelerin devamını geciktireceği ve belki de engelleyeceğidir. Gazze'deki esirlerin hayatı açısından herhangi bir gecikme büyük bir öneme sahip. Herhangi bir infaz karşı bir infazı tetikleyebilir. Hamas, Batı Şeria ve Kudüs'te silahlı saldırılarla intikam almayı deneyebilir. Hizbullah da er ya da geç yanıt verecektir. Hamas'ın tepkisi Hizbullah'ın tepkisinden daha sınırlı olacaktır. Tek kesin şey, Aruri ve yardımcılarının ölümünün kısa vadeli olarak Beyrut'taki Hamas şubesine zarar verdiği, ancak gerçeği değiştirmeyeceğidir" şeklinde konuştu.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Papa Francis, Lübnan'a "olağanüstü bir ziyaret" yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a "olağanüstü bir ziyaret" yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.


Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
TT

Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)

İsrail, güçlerinin son saatlerde Suriye'nin Beyt Cin kasabasına düzenlediği saldırının terör örgütlerini hedef alan bir güvenlik operasyonu olduğunu savunurken, analistler bu saldırının ardındaki asıl nedenin Şam ile Tel Aviv arasındaki son müzakere turunun başarısız olmasından kaynaklandığını belirtti. Analistlere göre İsrail, ‘güç yoluyla barış’ ilkesi doğrultusunda Suriye topraklarını ilhak etme iradesini dayatmaya çalışıyor.

Söz konusu analistlerin aktardığına göre İsrailli müzakereciler, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera hükümetine iki seçenek sundu: Ya Şam, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Golan topraklarından vazgeçecek ve tam kapsamlı bir barış anlaşması yapılacak; ya da İsrail’in kuzeyde Şeyh Dağı’ndan (Hermon Dağı) güneye sınır hattına kadar Suriye topraklarının derinliklerinde yer alan on noktayı işgal altında tutmasına imkân tanıyan aşamalı bir mutabakat anlaşması imzalanacak.

Anlaşmazlığın özünü ise İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, son açıklamalarıyla ortaya koydu. Katz, parlamentonun Dışişleri ve Güvenlik Komitesi’nin kapalı oturumunda yaptığı değerlendirmede, Suriye ile ‘bir barış eğiliminin’ bulunmadığını söyledi. Katz, “Suriye, İsrail’in Golan’dan çekilmesini talep ediyor. Bu imkânsız” ifadelerini kullandı.

Katz ayrıca, İsrail ordusunun Suriye içlerinde operasyon yürütmeye devam etmesi için gerekçeler sundu. Suriye sınırları içinde ‘Golan kasabalarını işgal etmeyi ve buraları İsrail yerleşimlerine saldırı düzenlemek için bir çıkış noktası olarak kullanmayı düşünen güçler bulunduğunu’ ileri sürdü.

Bu güçler arasında Husiler, İran’a bağlı milisler, DEAŞ, Hamas ve başka İslami grupların olduğunu söyleyen Katz, bunların hepsini ‘kuzey İsrail'e karadan yapılacak bir işgal’ için tehdit olarak değerlendirdi.

Söz konusu açıklamalar, Tel Aviv’de bile tepki çekti. Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot gazetesinden aktardığına göre “İsrail daha önce Yemen’deki Husilerin Suriye topraklarından İsrail’e karşı faaliyet yürüttüğünden” hiç söz etmedi. Gazeteye göre Husilerin, Gazze’nin yok edilmesine yol açan savaş nedeniyle son iki yılda İsrail’e füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatmış olmalarına karşın, Suriye’de faaliyet gösterdiklerine dair herhangi bir bilgi de bulunmuyor.

 İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)

Katz, Suriye’deki Dürzi meselesinin ‘İsrailli yetkilileri endişelendiren bir konu’ olduğunu söyledi. Katz, ‘İsrail ordusunun hazır bir planı bulunduğunu, Dürzi Dağı’na (Güney Suriye) yönelik saldırıların yinelenmesi halinde yeniden müdahalede bulunacaklarını ve buna sınırın kapatılmasının da dahil olacağını’ belirterek tehdit etti.

Aynı dönemde İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye’nin iç kesimlerinde işgal ettiği ve 450 kilometrekareyi bulan geniş bölgede varlığını güçlendirdi. İsrail ayrıca Şeyh Dağı’nın tüm zirvelerini kontrol altına aldı ve burada 10 büyük askeri üs kurdu. Rejimin yaklaşık bir yıl önce devrilmesinin hemen ardından İsrail hava kuvvetleri, Suriye’nin havaalanları ve askeri üslerine kapsamlı saldırı düzenleyerek ülkenin hava savunma kapasitesinin yüzde 85’ini imha etmişti. Ardından İsrail, Deyrizor’dan Humus’a, Halep’ten Dera’ya kadar Suriye’nin farklı noktalarına hava saldırıları düzenlemeyi sürdürdü ve ‘terör şüphelisi’ olarak nitelediği kişileri yakalamak için çeşitli bölgelerde operasyonlar gerçekleştirdi. İsrail ordusu, Dürzileri koruma iddiasıyla Suriye’nin güneyindeki iç çatışmalara da müdahil oldu ve çoğunlukla Dürzilerin yaşadığı Süveyda’ya Golan’dan uzanan bir İsrail koridoru açılmasını talep etti.

İsrail, Suriye’nin güneyini iki bölgeye ayırdı. İlk bölge, sınır boyunca 5 ila 7 kilometre derinliğinde bir güvenlik kuşağıydı ve buraya herhangi bir silahlı unsurun girmesi yasaktı. İkinci bölge ise Şam’dan Dera’ya uzanan ve Suriye ordusunun ağır araç sokamadığı silahtan arındırılmış bir alandan oluşuyordu. Bu sınır bölgelerinde İsrail, iki ülkenin üst düzey müzakere heyetlerinin ABD, Türkiye ve Azerbaycan gibi arabulucuların gözetiminde farklı başkentlerde toplandığı bir dönemde dahi zaman zaman saldırılar düzenledi.

İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)

Analistler, İsrail’in son saldırılarının müzakere sürecinin bir parçası olduğunu ve Şam’a taviz kabul ettirmek için baskı aracı olarak kullanıldığını ifade etti.

Son haftalarda İsrail, ordunun komando birlikleri olarak bilinen 55. Tugay’ı Gazze Şeridi’ndeki Han Yunus bölgesinden çekerek Suriye’ye konuşlandırdı. Bu birliklerin, Gazze’de ve Lübnan’ın Bint Cubeyl kasabasında yürüttüğüne benzer operasyonlar gerçekleştirmesi planlandı. Dün şafak vakti, geniş bir güçle Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasına giren birlikler, İsrail’e karşı saldırı hazırlığında oldukları iddia edilen üç kişiyi gözaltına almak için operasyon düzenledi. Evlerinde yatakta yakalanan üç kişi gözaltına alındı. Birlikler bölgeden çekilmeye hazırlanırken açılan ateş sonucu paniğe kapıldı; bir zırhlı personel taşıyıcı çamura saplandı ve İsrail gücü geri çekilerek geride tank işlevi gören ağır donanımlı bir Hummer aracını bırakmak zorunda kaldı. Araç, silahlı kişilerin eline geçmesinin önlenmesi için havadan imha edildi.

İsrail ordusu, olayda altı asker ve subayın yaralandığını; ikisinin durumunun ağır olduğunu açıkladı. Suriye tarafı ise 13 sivilin yaşamını yitirdiğini bildirdi ve saldırıların yalnızca sivilleri hedef aldığını savundu. İsrail ordusu, operasyonun tamamlandığını, aranan kişilerin gözaltına alındığını ve ‘çok sayıda terör unsurunun etkisiz hâle getirildiğini’ duyurdu. Ayrıca bölgede kuvvetlerin konuşlu olduğunu ve İsrail’e yönelik her türlü tehdide karşı harekete geçileceğini belirtti. İsrailli yetkililer yakalanan kişilerin ‘İslamcı bir gruba mensup militanlar’ olduğunu iddia etse de yerel kaynaklar, gözaltına alınanların herhangi bir örgütsel bağlantısının bilinmediğini, çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen siviller olduğunu söyledi.

Olayın ardından İsrail misilleme saldırılarına başladı. Kuneytra’da işgal güçleri, kentin doğusundaki Tel Ahmer bölgesini topçu ateşiyle vurdu. Ayrıca Kuneytra’nın kuzey kırsalında, Um Batna kavşağı çevresine doğru ilerleyerek üç askeri araçla bölgeye sızdı. İsrail, Beyt Cin’de askerlerinin yaralanmasına karşılık vermek üzere elinde ‘hedef bankası’ bulunduğunu açıkladı.


Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi
TT

Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi

Maruni Patriği Bişara er-Rahi, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının "vatanımızdaki kardeşlerimiz" olan Şiilere yönelik bir saldırı olmadığını belirterek, grubu İran'dan kurtulmaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda er-Rahi, "Parti, silah tekeli konusunda nihai bir karar verildiğinin farkında. Bu nedenle silahlarını Lübnan ordusuna teslim etmeli ve diğer tüm Lübnan partileri gibi siyasi bir parti olarak yaşamalıdır" ifadelerini kullandı.

İsrail ise 1701 sayılı Karar'a uymadığı gibi, ateşkese de uymamış, sanki Lübnan'ı bir eyaletiymiş gibi her gün vuruyor, bombalıyor, yer yer hedef alıyor. Lübnan, taş yığınına dönüşecek.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ise buna karşılık, "İsrail'in istediği gibi silahsızlanmayı isteyen herkes, İsrail'in çıkarlarına hizmet ediyor ve hedeflerine ulaşmasına yardım ediyor demektir" dedi. Kasım, partinin, komutan Heysem el-Tabtabai suikastına misillemede bulunacağını belirterek, "Bu, apaçık bir saldırganlık ve iğrenç bir suçtur ve karşılık verme hakkımız var. Bu karşılığın zamanlamasını biz belirleyeceğiz" dedi. Kasım, partiye sızan ajanların varlığını kabul ederek, "Düşünmemiz ve ders çıkarmamız gereken hatalar var" ifadesini kullandı.