Siyasi vizyonun yokluğu ile askeri çözüm ısrarı arasında Gazze savaşı

Bu mevcut karmaşık çatışmanın basit bir çözümü yok. Askeri operasyonlar tek başına kalıcı barışa yol açmayacak.

Axel Rangel Garcia / Majalla
Axel Rangel Garcia / Majalla
TT

Siyasi vizyonun yokluğu ile askeri çözüm ısrarı arasında Gazze savaşı

Axel Rangel Garcia / Majalla
Axel Rangel Garcia / Majalla

Brian Katulis

İsrail ile Hamas arasındaki çatışma üçüncü ayında devam ederken, Orta Doğu’nun büyük kısmı, potansiyel gerilim ve benzeri görülmemiş stratejik belirsizlikler nedeniyle artan bir tehdit altında. Kızıldeniz, Beyrut, Bağdat ve Tahran gibi yerlerde her gün büyük saldırılar ve olaylar yaşanıyor. Bunların her biri Gazze Şeridi’nin çok ötesine uzanan daha geniş bir çatışmayı ateşleme potansiyeli taşıyor.

Bölgesel istikrarsızlığı körükleyen temel unsurlar arasında, ‘İsrail ile Hamas arasındaki savaşın nasıl sona erebileceğine ve olası sonuçlarının niteliğine’ ilişkin ortak vizyon konusundaki siyasi anlaşmazlık öne çıkıyor. Çünkü iki ana rakip olan İsrail ve Hamas’ın birbiriyle çelişen siyasi hırsları var. Bu da yakın zamanda kapsamlı ve kalıcı bir diplomatik çözüme ulaşma umudunun çok az olduğu anlamına geliyor.

İşleri daha da karmaşık hale getiren şey, İsrail ile ABD’nin, çatışmanın sona ermesinden sonra izleyeceği en iyi sonuca ilişkin vizyonları arasındaki çelişkidir. Her iki tarafın da çatışmanın çözümüne yönelik temel yaklaşımlarında gözle görülür bir dengesizlik mevcut. Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırganlığını takip eden ilk aşamada ABD Başkanı Joe Biden, İsrail’in meşru müdafaa hakkını ve Hamas’ı parçalamaya yönelik siyasi hedefini güçlü bir şekilde destekledi.

Ancak son haftalarda ABD ve İsrail arasında, hem İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının kapsamı ve niteliği gibi kısa vadeli konularda, hem de bu çatışma sona erdikten sonra ne olacağına ilişkin uzun vadeli sorularla ilgili siyasi farklılıklar ortaya çıktı.

Biden yönetimi yaklaşık üç yıldır iktidarda ve Filistin meselesine Ortadoğu meselelerinin yanında öncelik vermedi. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana neredeyse her yönetimin ABD dış politikasının taktik kitabının bir parçası olan iki devletli çözümün tozunu yakın zamanda sildi. Ayrıca Batı Şeria’nın bazı kısımlarında sınırlı yetkiye sahip olan geçici özyönetim organı olan Filistin Yönetimi’nin Gazze’de rol sahibi olması için yeniden canlandırılması çağrısında da bulunuldu.

Öte yandan İsrail’in ‘oyunun sonuna ilişkin’ görüşü tamamen açık değil. Bunun nedeni, mevcut İsrail hükümetinin çok sayıda ses çıkarmış olması olabilir. Ancak bunun nedeni, İsrail toplumunun kendi içindeki uzlaşma eksikliği ve onlarca yıldır devam eden ulusal kimlik kriziyle de ilgili olabilir. Gerçek şu ki İsrail, yakın komşuları olan Filistin halkı da dahil olmak üzere, komşularıyla olan ilişkilerinde kendisini nasıl tanımlamaya çalıştığı konusunda onlarca yıldır hiçbir zaman uzlaşma sağlayamadı.

İsrail onlarca yıldır, yakın komşuları Filistin halkı da dahil olmak üzere komşularıyla ilişkilerinde kendisini nasıl tanımlamaya çalıştığı konusunda hiçbir zaman uzlaşma sağlayamadı.

Bu savaşın başlamasından bu yana İsrail hükümeti, Gazze’deki oyunun sonuna ilişkin ve daha genel anlamda Filistinlilere yönelik, ABD’nin desteklediği koşullara doğrudan karşı olan tutumlarını açıkladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki toprakların doğrudan ilhakından yana olan ve iki devletli çözüme karşı çıkan bakanlardan oluşmuş bir iktidar koalisyonu var. Netanyahu, Ramallah’ta Filistin Yönetimi’ni baltalamak için yıllarca çalışmasının ardından İsrail’in Filistin Yönetimi’nin Gazze’ye dönmesine izin vermeyeceğini bizzat ifade etti.

Şu an İsrail’in Gazze Şeridi’nde bir tampon bölge oluşturma planlarına başladığına dair haberler var. Hiç şüphe yok ki bu durum, Gazze’deki Filistinlilerin kullanabileceği toprak miktarını azaltacak. Aynı zamanda bazı İsrailli yetkililer, Gazze’nin bazı bölgelerinde uzun vadeli İsrail askeri varlığından bahsediyor. Diğerleri ise bir yandan daha geniş ulusal ekonomik baskıların, diğer yandan diğer bölgesel güvenlik tehditlerinin, Gazze’yi yeniden işgal etmek için çok sayıda İsrail kuvvetinin konuşlandırılmasını imkânsız hale getirebileceğini söylüyor.

Son günlerde bazı İsrailli güvenlik yetkilileri, İsrail’in Gazze’deki Filistinli aşiretler veya geniş ailelerle birlikte çalışarak, nüfusu iki milyondan fazla olan yoksul ve kalabalık bölgenin idaresine yardımcı olduğu yönünde belirsiz fikirler ortaya attı. Sadece üç ay içerisinde yaşanan yıkımın boyutu ve bu savaşın sonucunda Filistin’in iç sosyal ve politik dinamiklerinde meydana gelen olası değişimler göz önüne alındığında bu potansiyel düzenleme pek olası değil. Çünkü savaş, siyasi gerçekleri öngörülemeyen şekillerde değiştiriyor gibi görünüyor.

Sonuç olarak Gazze savaşından üç ay sonra ABD ve İsrail’in savaş bittikten sonra ne olacağına dair vizyonları temelden farklılaştı. Bu, doğal olarak çatışmayı kısaltmak yerine uzatabilecek bir anlaşmazlık sayılıyor.

Gazze savaşından üç ay sonra ABD ve İsrail’in savaş bittikten sonra ne olacağına dair vizyonları temelden farklılaştı. Bu, doğal olarak çatışmayı kısaltmak yerine uzatabilecek bir anlaşmazlık sayılıyor.

Bulanık görüş

ABD’nin 11 Eylül’den sonra Irak ve Afganistan’da yirmi yıldır sürdürdüğü savaşlardan öğrenmeye çalıştığı en büyük derslerden biri, sonu açıkça tanımlanmış stratejik hedeflerin eksikliğinin uzun ve maliyetli savaşlara yol açabileceğidir. 11 Eylül sonrası dönemde ABD, Irak ve Afganistan’daki savaşlarında hedeflerini genellikle neyi başarmak, inşa etmek ve geride bırakmak istediğine göre değil, savaşta kimi yenmek istediğine göre tanımladı.

Başkan Barack Obama, ilk döneminin başlarında Afganistan’a ek askeri güçlerin gönderileceğini duyurduğunda stratejik hedefini, Afganistan ve Pakistan’daki El-Kaide ve ona bağlı grupları parçalamak ve yenilgiye uğratmak olarak tanımladı. ABD, maliyetli askeri ve yeniden yapılanma çabaları sonucunda geride ne bırakmak istediğini hiçbir zaman açıkça belirtmedi.

Biden ve Netanyahu 18 Ekim 2023’te Tel Aviv’de buluşuyor (Reuters)
Biden ve Netanyahu 18 Ekim 2023’te Tel Aviv’de buluşuyor (Reuters)

Yemen’de de benzer bir şey yaşandı. Arap koalisyonu, diğer birkaç ülkeyle birlikte 2015 yılında tehditlerle mücadele için askeri operasyonlara başladığında, ülkenin savaştan sonra ulaşmasını istediği durum hakkında net bir fikir sunmadı. Bu, savaşın bocalamasının ve diplomatik çıkış arayışının temel nedeniydi.

2024’ün başında İsrail kendisini Gazze’de Hamas’ı dağıtmayı amaçlayan genişletilmiş bir askeri operasyonun içinde buldu. Operasyon, yakın zamanda sona erecek gibi görünmüyor ve aslında Orta Doğu’nun diğer bölgelerine yayılma ihtimalinin işaretlerini veriyor. İsrail’in ana güvenlik ve diplomatik müttefiki ABD ile paylaştığı net bir siyasi amacın bulunmadığı göz önüne alındığında bu sadece, vatandaşlarını koruma ve caydırıcılığı yeniden tesis etme çabalarını baltalayan bir durum yaratma riski taşırken, aynı zamanda çatışmaya kalıcı bir siyasi çözüme giden yolu da tıkayabilir.

Genel ve askeri teorisyen Carl von Clausewitz, 19. yüzyılın başlarında ‘savaşın yalnızca politikanın başka yollarla devam etmesinden ibaret olduğunu’ yazmıştı. Dolayısıyla savaşın sadece siyasi bir eylem değil, gerçek bir siyasi araç olduğunu ve siyasi iletişimin başka araçlarla sürdürülmesi olduğunu görüyoruz.

Askeri operasyonları için açıkça tanımlanmış bir siyasi hedefin yokluğunda, İsrail istemeden de olsa uzun vadede daha önemli zorluklara zemin hazırlamış olabilir. Filistin halkının geleceği için somut ve ulaşılabilir bir plan geliştirmeden Hamas’la çatışmaya girmek ve tehditleriyle yüzleşmek, İsrail’i kendi yarattığı bir hapishaneye itecektir.

Bu durum, İsrail’i doğrudan ya da dolaylı olarak Filistin topraklarının genişletilmiş işgalinin sürekli yönetimi döngüsüne sokabilir. Bu durum da milyonlarca Filistinliyi etkiliyor. Bu senaryo, bu tür çatışmaların çözümü için açık ve gerçekçi bir vizyona sahip olmanın önemini vurgulamaktadır.

Filistin halkının geleceği için somut ve ulaşılabilir bir plan geliştirmeden Hamas’la çatışmaya girmek ve tehditleriyle yüzleşmek, İsrail’i kendi yarattığı bir hapishaneye itecektir.

Eksik bileşenler

Ortadoğu’daki bu kritik dönemeçte, uygulanabilir bir nihai statü belirlemek için temel bir unsur ve ikinci bir destekleyici unsur bulunmaktadır. Nihai durumun belirlenmesinde sahnede olmayan temel unsur, sadece iktidara tutunmak isteyen nihilist veya statükocu gündem yerine Filistin halkının, Gazze Şeridi’nde, Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te yaşayan milyonların ve daha umutlu bir gelecek isteyen diasporanın sesidir. Yıllardır Filistin halkı yalnızca Washington’da değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki birçok hükümette de siyasi gündemin gerisinde kaldı.

Oyunun sonunu belirlemede ikinci destekleyici unsurun bizzat Arap ülkelerinden, son zamanlarda dünya çapında acil ateşkes için aktif olarak kampanya yürüten ülkelerden gelebileceğinin farkına varmak gerekiyor. Birleşmiş Milletler’de (BM), kısa vadede stratejik açıdan pek fazla işe yaramayan çeşitli kararlar hakkındaki tartışmalara çok fazla zaman ve enerji harcandı.

İsrail’in Gazze’deki savaşı büyük yıkım bıraktı (Reuters)
İsrail’in Gazze’deki savaşı büyük yıkım bıraktı (Reuters)

Bunun yerine Arap dünyasındaki kilit liderler, çatışmanın nihai durumunu tanımlayan cesur bir plan sunmayı düşünmeli ve bunu dünyaya ve İsrail’e sunmalıdır. Bunu yaparken bu ülkeler, özellikle de bu fikirler, yirmi yılı aşkın süredir devam eden Arap Barış Girişimi’nin sunduğu modelle kesişiyorsa, muhtemelen Biden yönetiminin onların fikirlerine sempati duyacağını görecekler.

Bu mevcut karmaşık çatışmanın basit bir çözümü yok ve askeri operasyonlar, tek başına kalıcı barışa yol açmayacak. İhtiyaç duyulan şey; Filistinlilerin ve İsraillilerin kaygılarına yanıt verecek şekilde geleceği tanımlama vizyonuna sahip siyasi liderler.

Mevcut çatışma karmaşık ve çok yönlü, doğrudan çözümlere meydan okuyor ve şüphe yok ki yalnızca askeri stratejilere güvenmek, kalıcı barışa ulaşmaya yol açmayacak. Asıl ihtiyaç duyulan şey, geleceği şekillendirecek içgörü ve vizyona sahip, her iki toplumun ihtiyaç ve haklarını dikkate alan dengeli bir yaklaşım yaratabilecek siyasi liderlerin varlığıdır.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Etiyopya’da ‘Ulusal Diyalog’ gündemi üzerinde anlaşmaya varıldı... Peki, bu gerçeğe dönüşecek mi?

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya’da ‘Ulusal Diyalog’ gündemi üzerinde anlaşmaya varıldı... Peki, bu gerçeğe dönüşecek mi?

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)

Ulusal Diyalog sürecinin başlatılmasından yaklaşık bir ay sonra Etiyopya, çok sayıda talebin dile getirildiği Tigray ve Amhara bölgelerindeki muhalefetin yokluğuna rağmen, sürecin sekiz ana başlığı üzerinde uzlaşı sağlandığını açıkladı.

Etiyopyalı bir milletvekili, “Bu uzlaşı, Etiyopya’da büyük bir dönüşümün önünü açacak ve sahada somut sonuçlara dönüşecek” değerlendirmesinde bulunurken, bir Afrika meseleleri uzmanı ise sürecin “yalnızca kâğıt üzerinde kalan sonuçlara dönüşmesi ve silahlı çatışmaların yeniden başlamasını engelleyememesi” ihtimaline dikkat çekti.

Ulusal Diyalog, Etiyopya hükümeti tarafından 2021 yılında başlatılan ve ulusal bir komisyon tarafından yürütülen bir süreç olarak öne çıkıyor. Çatışmaların kök nedenlerini ele almak, özellikle savaş ve istikrarsızlıkların yaşandığı Amhara ve Tigray bölgelerinde kalıcı barış ve uzlaşmayı güçlendirmek amacıyla oluşturulan komisyon, Şubat 2022’de 11 üyeyle göreve başladı. Ancak söz konusu iki bölge, ulusal diyaloğun hazırlık oturumunda temsil edilmedi.

Etiyopya Ulusal Diyalog Komisyonu dün yaptığı açıklamada, ‘katılımcıların diyalog gündeminde yer alan sekiz tematik başlığın tamamında uzlaşıya varmasıyla önemli bir aşamanın tamamlandığını’ duyurdu.

Komisyon iki gün önce yaptığı açıklamada ise katılımcıların dört ana başlıkta uzlaşı sağladığını bildirmişti. Bunlar barışın inşası, dini meseleler, yolsuzlukla mücadele ve iyi yönetişim ile hükümet yapısı ve siyasi sistem olarak sıralanmıştı.

Komisyona göre katılımcılar kalan başlıklarda da anlaşmaya vardı. Şarku’l Avsat’ın Etiyopya Haber Ajansı’ndan aktardığına göre bunlar ulus inşası, federal kentlerin statüsü ve yönetimi, kurumların inşası, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ile çiftçi ve çobanları etkileyen sosyal ve ekonomik meselelerden oluşuyor.

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)

Ulusal Diyalog, Etiyopya toplumunun farklı kesimlerinden temsilcileri bir araya getiren çalışma grupları aracılığıyla yürütülüyor. Bu gruplarda, ‘geniş kapsamlı ulusal uzlaşıya ihtiyaç duyduğu’ belirlenen konular ele alınıyor.

Diyalog başlıkları, komisyonun daha önce yaptığı açıklamalara göre, 2021 yılında çalışmalarına başlamasından bu yana ülke genelindeki bin 200’den fazla idari bölgede gerçekleştirilen kapsamlı istişarelerin ardından belirlendi. Bu istişarelere siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, akademik kurumlar, dini liderler ve geleneksel toplum temsilcilerinin yanı sıra kadınlar, gençler ve toplumun farklı kesimlerinden temsilciler katıldı.

Etiyopyalı milletvekili Muhammed Nur Ahmed, “Ulusal Diyalog gündeminin başlıkları üzerinde uzlaşı sağlanması olumlu bir gelişme ve Etiyopyalıların karşı karşıya olduğu sorunların ele alınmasında beklenen sonuçları doğuracak” dedi. Ahmed, Addis Ababa’nın bu süreçte ‘kısmi değil, kapsamlı bir başarı’ elde etmesini beklediğini söyledi.

Afrika meseleleri uzmanı Salih İshak İsa ise diyaloğun ilkeler konusunda anlaşmaya varabileceğini, ancak bunların hayata geçirilmesi için yasal düzenlemeler, kurumsal reformlar ve güvenlik alanında yeni düzenlemeler gerektiğini belirtti. İsa, söz konusu adımların merkezi hükümet, bölgeler ve farklı siyasi güçlerin çıkarlarıyla çatışabileceğine dikkat çekti.

İsa, “Diyalog Komisyonu da tavsiyelerin ve sonuçların uygulanmasını sonraki temel aşama olarak belirledi. Bu da uzlaşıya ulaşmanın sürecin sonu olmadığı anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

İsa, “En önemli engellerin başında güvenlik sorunu geliyor. Özellikle Amhara ve Oromiya’da hâlâ etkin silahlı gruplar ve devam eden yerel çatışmalar bulunuyor. Tigray ile bağlantılı bazı meseleler de tamamen çözüme kavuşturulmuş değil” dedi. Şiddetin devam etmesinin herhangi bir anlaşmanın uygulanmasını daha da zorlaştıracağını belirten İsa, yetkililerin siyasi reformların yerine güvenlik düzenlemelerine öncelik verebileceğini vurguladı.

Amhara’daki Fano Hareketi ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) daha önce birçok kez, Addis Ababa yönetiminin yürüttüğü ulusal diyaloğa katılmayı reddettiklerini açıklamıştı. Her iki yapı da süreci ‘iktidar partisinin çıkarlarına hizmet eden göstermelik bir süreç’ olarak nitelendirmişti.

Kuzeydeki Tigray bölgesi, geçtiğimiz temmuz ayında iktidardaki Refah Partisi’nin büyük farkla kazandığı yedinci genel seçimlerin dışında bırakılmıştı. Bu karar, bölgesel yönetim ile başkent Addis Ababa’daki federal yönetim arasındaki gerilimin devam ettiği bir dönemde alınmıştı.

Yaklaşık 20 milyon kişinin yaşadığı Amhara bölgesinde ise Fano Hareketi seçim sürecini sekteye uğratmakla tehdit etmişti. Seçim Kurulu, o dönemde toplam 137 seçim bölgesinden yalnızca 8’inde oylamayı iptal etmişti.

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)

Katılım eksikliğinin yarattığı tartışmaya ilişkin değerlendirmede bulunan Ahmed, katılmayan tarafların yokluğunun ulusal diyalogun sonuçlarını etkilemeyeceğini söyledi. Ahmed, “Tigray ve Amhara bölgelerinden temsilciler diyaloga katılıyor. Bazı tarafların bulunmaması, sürecin bütünüyle başarısız olduğu anlamına gelmez” dedi.

İshak ise Tigray ve Amhara’daki etkili siyasi güçlerin sürece katılmamasının, bölgelerden sivil toplum temsilcileri ve diğer isimlerin yer almasına rağmen ulusal diyalogun temsiliyeti açısından önemli bir zayıflık olmaya devam ettiğini belirtti. İshak, “Mesele yalnızca katılımcıların sayısıyla ilgili değil. Siyasi ve toplumsal nüfuza sahip ya da sahadaki güvenlik durumunu etkileyebilecek kapasitedeki aktörlerin sürece dahil olması gerekiyor” diye konuştu.

İshak, bunun, gündemdeki birçok başlığın Etiyopya’daki çatışmaların temel nedenleriyle doğrudan bağlantılı olması nedeniyle daha da önem kazandığını belirterek, devletin yapısı ve federal sistem, iktidarın paylaşımı, kimlik, topraklar ile merkezi hükümet ve bölgeler arasındaki ilişkilerin bu konuların başında geldiğini ifade etti.

İshak, Tigray ve Amhara’daki en etkili güçlerin bu uzlaşıların oluşturulmasına katkıda bulunduklarını düşünmemeleri halinde, ortaya çıkan sonuçları kendileri açısından bağlayıcı görmeyebileceklerini söyledi. Bunun da söz konusu sonuçların sürdürülebilir bir ulusal uzlaşmaya dönüşme ihtimalini azaltacağını belirtti.

İshak, “En büyük risk, muhalefetin yokluğunda diyalogun, uygulama konusunda gerçek bir uzlaşı sağlanmaksızın yalnızca kâğıt üzerinde siyasi bir mutabakata dönüşmesidir” değerlendirmesinde bulundu.


Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
TT

Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)

Libya’da bölünmüş ülkeyi birleştirmeye yönelik ‘ABD girişiminin’ akıbeti, batıdaki Zaviye kentinde yaşanan güvenlik sorunları ve doğudaki Bingazi’de üst düzey bir güvenlik yetkilisinin öldürülmesinin ardından yeniden gündeme geldi.

Zaviye’de silahlı gruplar arasında çıkan çatışmalar nedeniyle kanlı olaylar yaşanmıştı. Çatışmalarda, kentteki petrol rafinerisini hedef almak üzere insansız hava araçları (İHA) da kullanılmıştı. Öte yandan Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri İstihbarat Müdürü Tümgeneral Fevzi el-Mansuri, Bingazi’de aracına düzenlenen bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

 ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)
ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)

Soru şu: Sahadaki bu gelişmeler, ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos’un öncülük ettiği ‘ABD girişimini’ sekteye uğratıp başarısızlığa mı sürükleyecek? Yoksa giderek tırmanan güvenlik kaosunu kontrol altına almak için ‘tek çözüm’ olarak görülen girişimin hızlandırılmasına ve hayata geçirilmesine mi yol açacak?

Libyalı siyasi analist Hüsameddin el-Abdali’ye göre, ülkenin doğusu ve batısında eş zamanlı olarak tırmanan şiddet, girişimi engellemeye çalışan iç ve dış aktörlerin çabalarını yansıtıyor. Bunun nedeni, ya ABD’nin girişimin hamisi olarak oynadığı role duyulan güvensizlik ya da girişimin kabul edilmesi halinde bu aktörlerin ülkedeki çıkarlarını koruyacak güvencelerin bulunmaması.

Abdali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, girişimin dayandığı iki gücün nüfuz bölgelerinde yaşanan güvenlik ihlallerinin, bu aktörleri söz konusu sorunlarla ilgilenmeye zorlayacağını ve dolayısıyla girişimin onaylanmasının geçici olarak ertelenmesine yol açacağını söyledi. Söz konusu iki güç, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO ile Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH).

Abdali, değerlendirmesini UBH Savunma Bakanlığının açıklamasına dayandırıyor. Bakanlık, Zaviye’deki tesislerin hedef alınmasını ‘dış güçler tarafından desteklenen sistematik bir düşmanca eylem’ olarak nitelendirmişti.

Boulos ise Libya’daki bölünmüşlüğü sona erdirmeyi hedeflediğini belirtiyor. Girişim, ‘seçimlere götürecek birleşik bir yürütme otoritesi oluşturulmasını’ öngörüyor. Siyasi çevrelerde dolaşan bilgilere göre öneri, Dibeybe’nin başbakanlık görevini sürdürmesini, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı görevini üstlenmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)

Abdali, Zaviye’deki silahlı grupların amacının ‘Dibeybe ve hükümetini kademeli olarak zayıflatmaya devam etmek ve hükümetin meşruiyetini ortadan kaldırmak’ olduğunu düşünüyor. Bunun da girişimdeki temel aktörlerden birinin devre dışı bırakılması anlamına geleceğine dikkat çeken Abdali, yakıt ve elektrik krizinin devam etmesi, dolar kurunun yükselmesi ve özellikle bu olaylarla eş zamanlı olarak Merkez Bankası Başkanı’nın istifa etmesinin ardından halkın UBH’ye yönelik öfkesinin arttığını belirtti.

Libya, yıllardır iki hükümet arasındaki bölünmüşlüğü yaşıyor. Bunlardan ilki UBH olurken, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve Usame Hammad’ın başkanlığını yaptığı, ülkenin doğusu ile güneyin bazı bölgelerini yöneten ve LUO’nun desteğini alan hükümet.

Buna karşılık Libya Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Eşref Abdullah, eş zamanlı yaşanmış olsalar da ‘farklı olaylar arasında fiili bir bağlantı bulunmadığını’ savunuyor. Abdullah, gelişmelerin ‘ülkede güvenliği sağlayacak birleşik bir hükümet ile birleşik askeri kurumların oluşturulması açısından ideal çözüm’ olarak görülen ABD girişiminin hızlandırılmasına yol açmasını bekliyor.

Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Zaviye’deki gerilimlerin ‘silahlı grupların kaçakçılıktan elde edilen gelirler üzerindeki rekabeti nedeniyle’ artık olağan hale geldiğini belirtti. Son iki yılda 23 silahlı çatışmanın kayda geçtiğini ifade eden Abdullah, bu kez tehlikeli gelişmenin İHA’ların çatışma sahasına dahil olması ve enerji ile elektrik tesislerini hedef almak üzere kullanılması olduğunu söyledi.

Abdullah, Boulos’un, ‘mevcut karışıklıkların, girişiminden dışlanmayı reddeden tarafların verdiği mesajlar olduğu, seçtiği aktörlerin yeterli olmadığı ve bu nedenle girişimi değiştirmesi ya da müzakerelerin tamamını ertelemesi gerektiği’ yönündeki mesajlara itibar etmesini beklemediğini belirtti.

Boulos ise daha önce Zaviye ve Bingazi’deki şiddet olaylarından duyduğu endişeyi dile getirerek, tekrarlanan bu saldırıların, halka güvenlik ve koruma sağlayabilecek birleşik ve profesyonel askeri kurumlara duyulan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etmişti.

LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)
LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)

Libyalı siyasi aktivist Hüsam el-Kamati ise girişime ilişkin görüşmelerin kısa süre içinde yeniden başlamasını bekliyor. Kamati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde Trablus ve Bingazi’ye gerçekleştirdiği ziyaretin, Libya’daki tarafların girişime ilişkin tutumlarını harekete geçirme çabası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi. Kamati’ye göre son dönemde yaşanan güvenlik sorunları, ‘girişimin başıboş silahlı grupların faaliyetlerine son vermeyi hedeflediği’ fikrinin öne çıkarılması yoluyla anlaşmanın önünü açacak bir katalizöre dönüşebilir.

Zaviye ve Trablus’ta yaşanan gelişmeler nedeniyle Dibeybe’nin müzakerelerdeki konumunun zayıflayabileceği yönündeki değerlendirmelere katılan Kamati, buna karşın Mansuri gibi üst düzey bir ismin öldürülmesinin daha ağır bir darbe olduğunu belirtti. Kamati, bunun, 10 yılı aşkın süredir öne çıkarılan doğu bölgesindeki istikrar varsayımını sarstığını ifade etti. Ayrıca ‘girişimin hem Trablus hem de Bingazi’de durumun istikrara kavuşmasına dayandığını’ vurguladı.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise farklı bir değerlendirme yaptı. Mahfuz, “Girişim, etkin güçler arasında iktidarın paylaşımı ve seçim yasaları konusunda anlaşmazlıkların sürmesi nedeniyle zaten ciddi bir tıkanma sürecinden geçiyor” dedi.

Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Son dönemdeki gerilimler, devleti ekonomi, siyaset ve güvenlik açısından yönetmekte başarısız olan yönetimlere yeniden meşruiyet ve iktidar için bir fırsat verilmesinin mümkün olmadığını savunanların sesini güçlendirdi” ifadesini kullandı. Mahfuz, girişimin ‘mevcut ittifakları, özellikle de ülkenin batısındaki ittifakları zayıflattığını’ belirterek, “Her taraf, hükümetin tutumundan bağımsız olarak kendi çıkarlarının peşine düşmeye başladı. Zira hükümet, kendisine bağlı herhangi bir silahlı oluşum için açık güvenceler olmaksızın müzakereleri tek başına yürütüyor. Bu nedenle herkes kendi başına hareket etmeye başladı. Bunun en açık örneği de Zaviye’de son dönemde yaşanan olaylarda görüldü” değerlendirmesinde bulundu.


Lübnan: Ensar'a düzenlenen şiddetli İsrail saldırılarında 7 ölü ve 3 yaralı olurken, Ali Tahir bölgesi fosfor bombalarıyla vuruldu

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
TT

Lübnan: Ensar'a düzenlenen şiddetli İsrail saldırılarında 7 ölü ve 3 yaralı olurken, Ali Tahir bölgesi fosfor bombalarıyla vuruldu

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)

İsrail savaş uçakları bugün sabaha karşı Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir tepelerini fosfor bombaları kullanarak hava saldırıları ve topçu atışlarıyla hedef aldı.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığına göre, İsrail savaş uçakları sabaha karşı gerilim bölgesinden kilometrelerce uzakta bulunan Nebatiye ilçesindeki Ensar beldesinde bir sivil evi vurdu. Saldırı sonucunda ev tamamen yıkılırken, 7 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi de yaralandı.

Olayın ardından ambulanslar ve sivil savunma ekipleri hızla hedef bölgeye sevk edilerek enkaz altında kalanları çıkarma çalışmaları başlatıldı; kurtarma faaliyetleri halen devam ediyor.

İsrail savaş uçakları ayrıca Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye el-Fevka beldesinin çevresine saldırı düzenleyerek, eski Sabah Lisesi’nin arkasında bulunan bir evi hedef aldı.

Topçu atışları İklim el-Tuffah bölgesindeki Cebel el-Rafi tepelerini ve Nebatiye bölgesindeki Debşe dağlarını da vurdu.

Öte yandan İsrail ordusu Bint Cubeyl'deki bazı evleri havaya uçururken, güney Lübnan'daki Kinin- Saf el-Hava yolunu da makineli silahlarla hedef alındığı bildirildi.