Fas’ta Amazig yeni yılı ilk kez tatil ilan edildi

Resmi tatil, uzun bir mücadelenin ardından Faslıları medeniyet, kültür ve kimlikleriyle uzlaştıran bir tanıma ile sağlandı

14 Ocak 2024’te Fas’ın başkenti Rabat’ta Amazigh Yeni Yılı’nı Parlamento önünde kutlayan insanlar (AFP)
14 Ocak 2024’te Fas’ın başkenti Rabat’ta Amazigh Yeni Yılı’nı Parlamento önünde kutlayan insanlar (AFP)
TT

Fas’ta Amazig yeni yılı ilk kez tatil ilan edildi

14 Ocak 2024’te Fas’ın başkenti Rabat’ta Amazigh Yeni Yılı’nı Parlamento önünde kutlayan insanlar (AFP)
14 Ocak 2024’te Fas’ın başkenti Rabat’ta Amazigh Yeni Yılı’nı Parlamento önünde kutlayan insanlar (AFP)

Fas’taki Berberi Amazig azınlığa mensup aktivistlerinin uzun süredir dile getirdiği talepleri üzerine binden fazla Faslı, dün (Pazar) Rabat’ta Amazigh Yeni Yılı’nı ilk kez resmi tatil olarak kutladı.

Başkentin merkezindeki Parlamento binası önünde toplanan insanlar, rengarenk kostümler giydi. Omuzlarında Amazig bayrağı taşıyan 21 yaşındaki Hanan Obila Fransız haber ajansı AFP’ye söylediğine göre, kutlamalara katılanlar Fas’ın ‘kökenlerini’ hatırlatan geleneksel müzikler de çaldılar.  

Fas’ta Amazig Yeni Yılı 13 Ocak’ta kutlanıyor ve Krallık, Mağrip bölgesindeki en büyük Berberi nüfusuna sahip bulunuyor.

Kral VI. Muhammed Mayıs 2023’te 13 Ocak’ın resmi tatil olacağını duyurdu.

Amazig aktivisti Münir Keji, resmi tatilin ‘uzun bir mücadelenin taçlandırılması’ olduğunu söyledi. “Resmi olarak tanınma Faslıları binlerce yıla yayılan medeniyet, kültür ve kimlikleriyle barıştırıyor” ifadelerine de yer verdi.

Varlıkları Araplardan ve İslam’dan önceye kadar uzanan Berberiler kendilerine, kendi dillerinde ‘özgür insan’ anlamına gelen ‘Amazigh’ adını veriyor.

Keji, Yeni Yıl için resmi bir tatil olması ‘aynı zamanda bu tanınmayı eleştiren İslami tezlere ve yıllardır Amazig dilinin tanınması ile ilgili çabalara bir yanıt’ olarak değerlendirdi.

Onlarca yıl süren aktivist mücadelenin ardından 2011 yılında Amazigh dili, Fas anayasasında Arapça ile birlikte resmi dil olarak tanındı.

2019 yılında Amazig dilinin yaygınlaştırılmasına yönelik temel bir yasa kabul edildi. Bu yasa, söz konusu dilin idarelerde, yerel yönetimlerde ve kamu hizmetlerinde kullanımlarını, okullarda öğretilmelerini ve kültürel faaliyetlerde kullanımlarını güvence altına aldı.

Resmi olarak tanımanın en göze çarpan sonuçlarından biri, Arapça ve Fransızca dillerinin yanı sıra Tifinag alfabesinin kamu binalarında da yer alması oldu.

Fas’ın kamu televizyon kanalı Tamazight TV 2010’dan bu yana Amazig kültürünü tanıtmaya odaklanıyor ancak Amazig aktivistleri bu dilin özellikle eğitim alanında yavaş yayılmasına yönelik eleştirilerde bulunuyor.

Fas, Cezayir, Tunus ve Libya’da yaşayan Kuzey Afrika'nın en büyük ve köklü halklarından Amazig Berberiler, yerel takvime göre 2974 yılını kutluyor.

Amazig  Berberiler, efsaneye göre Berberi Kral Şişnak'ın Mısır Firavunu 2'nci Ramses'in karşısında zafer kazandığı gün olan Ocak'ın ilk haftasını yılbaşı (Yennayer) olarak kabul ediyor.

Kuzey Afrika'nın en köklü halklarından Amazig Berberiler

Amazighler olarak da bilinen Berberiler Kuzey Afrika’nın en eski sakinleri. Mısır’ın Thebes şehrinde bulunan Amon Tapınağı’nda bugüne kadar keşfedilmiş olan en eski hiyerogliflerde Berberilerden bahsedilmesi de bunun bir kanıtı. Yine de bu kadim halk, “Berberiler” olarak adlandırılmaktansa -zira “Berberi” ifadesi, Romalıların kendileri dışındaki halklara atıfta bulunurken kullandığı “barbarlar” kelimesinden türemiştir- kendilerine Amazigh denmesini tercih ediyor.

5 bin yıldan fazla bir süredir Kuzey Afrika’da varlıklarını sürdürdükleri iddia edilen Berberi topluluğu, Mısır-Libya sınırından Atlantik Okyanusu’na, Akdeniz kıyılarından Nijer, Mali ve Burkina Faso’ya kadar uzanan 5 milyon metre karelik bir alana dağılmış durumda. Berberilerin kültürleri, kimlik ve medeniyetleri geçmişte Arap yönetimler tarafından hor görüldü ve yok sayıldı. Meşru kültürel hak talepleri de önce Fransız sömürgeciler tarafından asimilasyona tabi tutuldu; daha sonra ise açık bir “ayrılıkçılık” biçimi olarak yorumlandı. Ancak Arap Baharı sırasında Arap ideolojilerinin içine düştüğü kriz, Kuzey Afrika’daki etnik ve kültürel unsurların tanınmasına ve özellikle de Fas ve Cezayir’de Berberi hareketinin yeniden canlanmasına zemin hazırladı. 

Cezayir’de Berberi kültürünün canlanmasına imkân tanıyan en belirleyici olay, 1980 yılının Nisan ayında Kabylie bölgesinde gerçekleşen Berberi gösterileriydi. Bu gösteriler, Mouloud Mammeri’nin eski Kabyle şiiri hakkında düzenlenen konferansın yasaklanmasına tepki olarak başlamıştı. Konferansın yasaklanması bugün Berberi Baharı (Ar. “tafsut imazighen”) olarak da bilinen 1980 yılında vuku bulan mücadele hareketinin tetikleyicisi oldu. Bununla birlikte, Tamazight dilinin (Berberi dili) yüzlerce yıl süren inkârı ve yasaklanmasının ardından bu tarihî hareket Kuzey Afrika’da kültürel bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Berberi militanları, ülkenin bağımsızlığını kazandığı 1962 yılında Cezayir yönetimi tarafından dayatılan diktatörlüğe karşı kültürlerinin tam olarak tanınması için o tarihten bu yana mücadele ediyorlar. Daha sonrasında bu kimlik talebi, demokrasi ve insan haklarına, köktenciliğe ya da günümüzdeki baskı ve gerilemeye karşı yapılan tüm kavgaların bir kesişimi olarak kendini gösterdi.

Fas’ın Berberi Kültürünü Tanıması

Faslı Berberiler içinse her şey kırk yıl önce Tamazight dilinin Cezayir’de olduğu gibi Arapçanın yanı sıra ikinci bir resmî dil olarak tanınmasını talep eden hareketle başladı. 1994’te iktidarının son demlerine yaklaşan II. Hasan, Fas’ın farklı Berberi diyalektlerinde haber bültenlerinin sunumunu başlatarak istikrarı sağladı. Ne var ki, Berberi kültürünün resmî olarak tanınması ancak 2001 yılında mümkün oldu. Daha doğrusu, o tarihte yeni iktidar gücü olarak IV. Muhammed, Kraliyet Berberi Kültürü Enstitüsünün (İng. “The Royal Institute of Amazigh Culture”) kurulduğunu duyurdu ve ayrıca bu devlet kuruluşunun idaresini konu üzerinde tanınmış bir uzmana -IV. Muhammed’in kraliyet kolejinden eski profesörü Muhammet Chafik’e- teslim etti.

1950’li yıllardan sonra Berberi nüfusu, Avrupa’daki Berberi işçilerin gönderdikleri paralar ile geçinmek zorunda kalıyordu.

Ancak hem Cezayir’de hem de Fas’ta, Berberi mevcudiyetinin resmî olarak tanınması -sembolik bile denemeyecek- kültürel bir seviyede kalıyor. Öyle ki Berberilerin yaşadığı bölgeler hâlâ fakir ve az gelişmiş durumda. Bu bölgelerde okullar, hastaneler, yollar, üniversiteler, fabrikalar ve benzeri yapılar bulunmuyor. Bu bölgelerdeki gençler işsiz, kızlar eğitimsiz ve kadınlar okuma yazma bilmiyor. 1950’li yıllardan sonra Berberi nüfusu, Avrupa’daki Berberi işçilerin gönderdikleri paralar ile geçinmek zorunda kalıyordu; ancak şimdilerde bunu da yapamıyorlar. Fas ve Cezayir, Berberilerin yaşadıkları bölgelere yönelik, bu bölgelerin tamamıyla kalkındırılması ve bölge sakinlerinin güçlendirilmesi için yeni kalkınma modellerini benimsemiyor ya da benimsemeye yanaşmıyor.



İran’a karşı tırmanan savaşa rağmen Husiler neden tereddüt ediyor?

Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
TT

İran’a karşı tırmanan savaşa rağmen Husiler neden tereddüt ediyor?

Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)

28 Şubat 2026’da bölge yeni bir tarihsel döneme girdi. ABD ve İsrail İran’a karşı açık savaş ilan ederken, ilk saldırı birçok açıdan sıra dışıydı. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in yanı sıra onlarca üst düzey askeri komutan da öldürüldü.

28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk günlerinden itibaren ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırılarda Hamaney’in öldürülmesi dikkat çekerken, ikinci haftasına giren çatışmalar şu soruyu gündeme getirdi:
İran’ın müttefikleri Lübnan ve Irak’taki gruplar çatışmaya katılmışken, Husiler neden hâlâ tereddüt ediyor?

Bölge eşi görülmemiş bir gerilim yaşıyor. İran’dan İsrail’e ve bazı Körfez ülkelerine doğru füzeler fırlatılırken, ABD ve İsrail de bir haftadır İran’a yoğun saldırılar düzenliyor. Çatışmanın daha da uzaması ve genişlemesi bekleniyor.

Bu gelişmelere rağmen İran’ın en güçlü bölgesel müttefiklerinden biri olan ve Batı ile İsrail çıkarlarına ciddi zarar verme kapasitesine sahip bulunan Yemen’deki Husi hareketinin henüz aktif olarak savaşa katılmaması dikkat çekiyor. Lübnan’daki Hizbullah ve İran yanlısı bazı Iraklı milisler çatışmaya dahil olmuş durumda.

Son iki yıl boyunca İsrail’e ve Kızıldeniz’deki gemilere yönelik hava ve deniz saldırıları düzenleyen Husiler, bu süreçte binin üzerinde insansız hava aracı (İHA) ve füze kullanmıştı. Buna rağmen hareketin lideri Abdulmelik el-Husi, yalnızca Sana’da gösteriler düzenlenmesi çağrısı yaptı, Hamaney’in öldürülmesini kınadı ve “gelişmelere göre ellerimizin tetikte olduğunu” ifade etti.

Husiler, şu ana kadar İran'ın yanında savaşa girmelerini engelleyen zorlu hesaplamalar yaptılar (EPA).Husiler, şu ana kadar İran'ın yanında savaşa girmelerini engelleyen zorlu hesaplamalar yaptılar (EPA).

Yemen'deki siyasi ve halk çevrelerinde, hatta uluslararası çevrelerde bile Husilerin bu tutumunun niteliği hakkında sorular artarken, başlangıçta Güney Arap Yarımadası'ndaki "İran eli" olarak bilinen grubun bu tavrının nedenlerine ilişkin yorumlar farklılık gösteriyor.

Şok etkisi ve iletişim kanalları

Bazı analistler, Husilerin savaşa girmemiş olmasını taktiksel tercih değil, yönetimsel karmaşa olarak değerlendiriyor.

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, İran yönetiminin ilk saldırıdaki büyük kayıplar nedeniyle ciddi sarsıntı yaşadığını belirterek şöyle diyor:

“Husilerin henüz savaşa girmemesi taktikten ziyade İran’ın komuta yapısında yaşanan şok ve karmaşanın sonucu olabilir. Liderlik kadrosunun ve askeri kapasitenin ilk saatlerde hedef alınması, operasyonel yapıyı ciddi şekilde sarstı.”

Beyl’in değerlendirmesinde göre İran’ın füze saldırıları da bu karmaşanın bir yansıması olarak “dağınık ve kontrolsüz bir operasyonel tepki” görüntüsü veriyor.

Sana'da İran'ı desteklemek amacıyla düzenlenen gösteri sırasında Husi destekçileri (EPA)Sana'da İran'ı desteklemek amacıyla düzenlenen gösteri sırasında Husi destekçileri (EPA)

Sana Araştırmalar Merkezi’nden Yemenli araştırmacı Tevfik el-Cend ise sorunun örgütsel boyutu olabileceğini ifade ediyor:

“Husilerin İran’la koordinasyon sağlayan iletişim kanallarının kesilmiş olabileceği ve acil talimat alamamaları ihtimali var.”

Askeri konular uzmanı Adnan el-Cebrani de Husilerin savaşa katılma kararının birçok faktöre bağlı olduğunu belirterek, bu kararın “direniş ekseninin operasyon odasında günlük olarak değerlendirildiğini”söylüyor.

 El-Cebrani'ye göre bu faktörler arasında, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'da rejim değişikliği konusundaki ısrarı da yer alıyor.

El- Cebrani şöyle devam ediyor: “En açık olan şey, Husilerin şu ana kadarki tutumu ve tereddüdü. Eylemlerindeki belirsizlik onları kontrol ediyor; ne söyleyeceklerini net bir şekilde bilmiyorlar. Bu tökezleme ve kafa karışıklığı, net bir tutum veya net bir gelecek planı olmaksızın Husilerin açıklamalarında bile görülüyordu; bu da henüz tam talimat almadıkları, iletişim ve yönlendirme kanallarının kaybolduğu anlamına geliyor. Bu yüzden Husiler ne yapacaklarını bilmiyormuş gibi görünüyorlar.”

Örgüt içi görüş ayrılıkları ve iç baskılar

Riyad’daki Yemen Büyükelçiliği medya danışmanı Salih el-Beydani ise örgüt içinde görüş ayrılıkları olduğunu belirtiyor.

Beydani’ye göre Husiler arasında Kızıldeniz’de saldırıların yeniden başlatılmasını savunan bir kanat var. Hatta saldırıların yeniden başlayacağına dair bir haber sızdırıldı fakat örgüt içindeki başka bir kanat tarafından kısa süre sonra yalanlandı.

Ayrıca bazı bölgesel arabulucuların Husiler’e şimdilik çatışmaya dahil olmamaları yönünde tavsiyeler verdiği de ifade ediliyor.

Husi lideri, Hamaney'e başsağlığı dilemek, medyaya destek vermek ve gösteri çağrısında bulunmakla yetindi (EPA)Husi lideri, Hamaney'e başsağlığı dilemek, medyaya destek vermek ve gösteri çağrısında bulunmakla yetindi (EPA)

Medya ve iletişim alanında çalışan Yemenli araştırmacı Sadık el-Vasabi, Husilerin zamanlamanın kendileri açısından uygun olmadığını düşündüğünü söylüyor.

Vasabi’ye göre:

*Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik durum çok kırılgan

*Son dönemde aldıkları saldırılar askeri kapasitelerini zayıflattı

*İran’dan gelen mali ve askeri destek azaldı

Hayatta kalma hesapları

Tevfik el-Cend, Husilerin tutumunu varlığını sürdürme hesabı olarak değerlendiriyor.

Ona göre Husiler İran’ı savunan bir güç olarak görünmek istemiyor. Çünkü bugüne kadar yürüttükleri propaganda, eylemlerini “Gazze’ye destek” söylemi üzerine kurmuştu.

Sanaa'da düzenlenen bir gösteri sırasında Husi militanları Hamenei'nin resimlerini havaya kaldırdı (AFP).

Sanaa'da düzenlenen bir gösteri sırasında Husi militanları Hamenei'nin resimlerini havaya kaldırdı (AFP).

Cend ayrıca önemli bir ihtimali de dile getiriyor:

“İran ve Devrim Muhafızları ağır darbe alırsa, Husiler kendilerini direniş ekseninin yeni merkezi olarak görebilir. Yemen dağları bu eksenin yeni üssü hâline gelebilir.”

Bazı değerlendirmelere göre Abdulmelik el-Husi kendisini yeni bir ideolojik lider konumuna taşımaya bile çalışabilir.

Stratejik değerlendirme

Analistlere göre Husiler, gelişmeleri dikkatle izleyerek günlük stratejik değerlendirmeler yapıyor.

Adnan el-Cebrani, Husilerin ilk günden itibaren müdahaleye hazır olduğunu savunuyor. Ancak İran’ın tüm baskı araçlarını aynı anda kullanmamak için temkinli davrandığını belirtiyor.

Ona göre Husilerin savaşa katılmasını tetikleyebilecek bazı gelişmeler şunlar olabilir:

*Hizbullah’ın ağır bir darbe alması

*Husilere yönelik önleyici saldırı yapılması

*İran’dan doğrudan talimat verilmesi

Bölgesel güvenlik ve savunma uzmanı İbrahim Celal ise İran’ın “direniş ekseni”ni tam da böyle bir savaş senaryosu için kurduğunu söylüyor.

Celal’e göre Husiler de bu stratejinin bir parçası ve çatışmaya katılmaları da oldukça muhtemel.

Husiler savaşa girecek mi?

Analistlere göre yaşananlar, Husiler için kritik bir dönemeç anlamına geliyor. Örgüt ya İran’la ideolojik bağını güçlendirecek ya da Tahran’dan kısmen uzaklaşarak yeni bir strateji benimseyecek.

 Sanaa'da bir Husi güvenlik görevlisi İran bayrağını tutuyor (Reuters)

Sanaa'da bir Husi güvenlik görevlisi İran bayrağını tutuyor (Reuters)

Bazı uzmanlar Husilerin sınırlı saldırılar düzenleyerek “eksene bağlılık” mesajı verebileceğini belirtiyor. Bu saldırılar arasında:

*Kızıldeniz’de gemilere saldırılar

*İsrail’e yönelik insansız hava aracı saldırıları

yer alabilir.

Ancak böyle bir adımın ABD ve İsrail’den çok daha sert karşılık getirmesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Yemen’in bölgesel bir savaşın parçası hâline gelmemesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulundu:

“Hiçbir tarafın Yemen’i daha geniş bir çatışmanın içine sürükleme hakkı yoktur.”

Uzmanlara göre Husiler saldırılara tekrar başlarsa, ABD ve İsrail’in yanıtı bu kez çok daha sert olabilir. Çünkü Washington ve Tel Aviv şu anda İran’la varoluşsal bir savaşın içinde bulunuyor.


İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerinde, güneyde ve Bekaa Vadisi'nde onlarca hava saldırısı düzenleyerek Hizbullah'ın etki alanlarını ateşe verdi; bu saldırılar sonucunda onlarca kişi öldü ve banliyölerde en az 26 bina yıkıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynaklarına göre, İsrail ordusu Lübnan'daki savaş çabalarını topçu ateşine çevirdi; buna karşılık, ordunun Lübnan sınırında askeri yığılması ve çeşitli noktalarda sınırlı girişlerle kara savunmasının test edilmesine rağmen, kara harekatının ivmesi azaldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "komuta karargahı ve on yüksek binaya" saldırıldığı belirtilerek, bu binaların "Hizbullah'a ait askeri altyapı içerdiğini ve partinin yürütme kurulu merkezini hedef aldığını" belirtti. Lübnan'da 500'den fazla hedefe yönelik saldırılar olduğunu belirten açıklamada, "Hizbullah"ın dün İsrail'e 70 roket fırlattığı ifade edildi.


Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
TT

Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı bugün, İsrail askerlerinin Lübnan-Suriye sınırında bir çıkarma operasyonu girişiminde bulunduğunu ve Hizbullah savaşçılarının onlarla çatışmaya girdiğini bildirdi.

Ajans, Lübnan Sağlık Bakanlığı'na atıfta bulunarak, İsrail'in Nebi Şit bölgesine düzenlediği hava saldırılarında en az 3 kişinin öldüğünü ve 16 kişinin yaralandığını belirtti.

Tahran destekli Hizbullah'ın İran dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine misilleme olarak pazartesi günü İsrail'e roket saldırısı düzenlemesinin ardından, İsrail ordusundan konuyla ilgili henüz bir açıklama gelmedi. İsrail, Lübnan'a çok sayıda hava saldırısı düzenlemiş ve kara birlikleri göndermişti.

Bu haberler doğrulanırsa, bu olay, İsrail'in Hizbullah militanı olarak tanımladığı İmad Amhaz'ın Kasım 2024'te kuzeydeki Batroun kentinden kaçırılmasından bu yana İsrail güçlerinin Lübnan'a yaptığı en derin müdahale olacaktır.

Ulusal Haber Ajansı, "İsrail'in çıkarma girişimlerini püskürtmek için Lübnan-Suriye sınırındaki doğu dağlık bölgesinde, Nebi Şit-Ham bölgesinde çatışmalar yaşandığını" bildirdi; bu bölgede Hizbullah önemli bir varlığına sahip.

Hizbullah ise yaptığı açıklamada, “düşman İsrail ordusuna ait dört helikopterin Suriye yönünden gelerek Yahfufa, el-Haribe ve Marabun beldelerinin dağlık üçgen bölgesine bir piyade birliği indirdiğini” tespit ettiklerini belirtti.

Açıklamaya göre İsrail piyade birliği daha sonra Nebi Şit kasabasının doğu mahallesine doğru ilerledi ve mezarlık bölgesine ulaştığında Hizbullah savaşçılarıyla hafif ve orta silahlarla çatışmaya girdi.

Hizbullah, çatışmanın İsrail birliğinin ortaya çıkmasının ardından daha da şiddetlendiğini, İsrail’in birliklerini bölgeden çekebilmek için savaş uçakları ve helikopterlerle yaklaşık 40 hava saldırısı yaparak yoğun bir ateş kuşağı oluşturduğunu bildirdi.

Örgüt ayrı bir açıklamada ise İsrail güçlerinin geri çekilmesi sırasında savaşçılarının roketler fırlattığını belirtti.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ise havaya yoğun şekilde ateş açıldığı görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Nebi Şit kenti dün en az 13 İsrail hava saldırısının hedefi oldu. Lübnan Sağlık Bakanlığı saldırılarda en az 9 kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı.