Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Şarku’l Avsat’a konuştu: İsrail'e saldıramayan İran dost ve müttefik bir ülkeye saldırdı

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’den Şarku’l Avsat’a: Irak'ta Mossad yok, ABD’lilerin ülkeden çıkışı ise müzakerelere bağlı.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Davos Forumu web sitesinde yayınlanan fotoğrafı
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Davos Forumu web sitesinde yayınlanan fotoğrafı
TT

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Şarku’l Avsat’a konuştu: İsrail'e saldıramayan İran dost ve müttefik bir ülkeye saldırdı

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Davos Forumu web sitesinde yayınlanan fotoğrafı
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Davos Forumu web sitesinde yayınlanan fotoğrafı

Irak İran'ı Güvenlik Konseyi'ne şikâyet etmeden önce Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda İran'ın Erbil'e yönelik saldırısını iç sorunlarını ihraç etme girişimi olarak nitelendirdi.

Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) oturum aralarında konuşan Hüseyin, ülkesinin Erbil'de 4 sivilin ölümüne yol açan İran bombardımanına yanıt vermek için siyasi ve diplomatik adımlar attığını söyledi. Tahran'ın İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın Irak topraklarındaki varlığına ilişkin iddialarını ise yalanladı.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik saldırıyı Gazze'deki savaş dolayısıyla Tahran ile Tel Aviv arasında artan gerilime bağlayan Irak Dışişleri Bakanı, İranlılar ile İsrailliler arasında angajman kuralları olabileceğini belirtti.

Bağdat'ın, Irak'taki askeri üslerde bulunan ABD kuvvetlerinin geri çekilmesi talebi hususunda ise hükümetinin Washington ile müzakere sürecine ulaşmaya çalıştığını söyleyen Bakan, Amerikalıların normal şartlar altında müzakere masasına oturmaya hazır olduğunu vurguladı.

Geçtiğimiz haftalarda ABD’nin Irak'taki varlığına karşı bir gerilim yaşanmış, Washington İran'a yakın Iraklı grupların karargahlarını hedef alarak karşılık vermişti.

Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler hususunda ise ikili ilişkilerin mükemmel durumda olduğunu söyleyen Bakan Hüseyin, Irak’ın ekonomik iş birliğini pekiştirme ve Irak'taki Suudi yatırımını ilerletme arzusunu dile getirdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Dışişleri Bakanı ile gerçekleştirdiği röportajın tam metni:

*Öncelikle Devrim Muhafızları'nın IKBY’e bağlı bölgeyi hedef almasıyla, ardından Irak'ın resmi kınaması ve Tahran Büyükelçisi’ni ülkeye geri çağırmasıyla başlayayım. Irak bu gerilime yanıt vermek için ne gibi ek önlemler almayı düşünüyor?

Irak siyasi ve hukuki düzeyde diplomatik adımlar atmıştır. Diplomatik prosedürlere gelince, İran Büyükelçisi’nin Tahran'da olması nedeniyle büyükelçilikteki ikinci kişiye (Maslahatgüzar) İran'ın Erbil'de Irak topraklarına yönelik saldırısı ve Irak vatandaşlarının öldürülmesiyle ilgili bir protesto notası verdik.

Irak’ın Tahran'daki Büyükelçisi’ni geri çağırdık. Başbakan’ın yönlendirmesi ile federal ve bölgesel hükümetlerden bir soruşturma komitesi oluşturuldu.

Soruşturma Komitesi Başkanı Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı, bu konudaki raporunu çarşamba günü Başbakan'a sunacak. Ulusal Güvenlik Danışmanı'ndan duyduğuma göre, bombalanan evin sahibi olan meşhur Iraklı Kürt iş insanının ve kızının öldüğü doğrulandı. Diğer kızı ve eşi ise yaralandı. Musullu bir konuğu ve evin Filipinli çalışanı da hayatını kaybetti. Filipinli diğer üç çalışan ise şu an hastanede tedavi altında. Ev tamamen yıkıldı.

Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) şikâyet mektubu sunduk.

İran, İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın Erbil'deki merkezini hedef aldığını açıkladı. Peki, Irak topraklarında gerçekten İsrail istihbaratı mevcut mu?

İranlıların başkalarını suçlamaları tuhaf. İranlı yetkililerin başarısızlığı sonucu kendi ülkelerinde suikast, terör saldırısı gibi sorunlar kaydediliyor. Ancak bunları sınır dışına ihraç etmeye çalışıyorlar.

Yaklaşık bir yıl önce İran, başka bir Iraklı Kürt iş adamının evini 12 füzeyle vurmuştu. O dönemde bir hükümet heyeti, hedef alınan evin iş adamı ve ailesinin yaşadığı sıradan bir ev olduğunu kanıtlamak için soruşturma heyetiyle birlikte Tahran'a gitmişti.

İranlılar evin Mossad’a ait bir karargah olarak kulllanıldığını iddia ediyordu, ancak elbette bu iddianın yanlış olduğunu çok iyi biliyorlardı. Kirmanşah'a yakın bir terör operasyonu dolayısıyla İran'da yürütülen bir kampanyaya karşı koymak için bu sahte medya kampanyasını destekliyorlardı.

Aslında İsrail'in karşısına çıkamıyorlar, bu nedenle Erbil'e saldırıyorlar. Zirâ bu iddiaların hiçbir gerçekliği yok. Bu, İran’ın yurt dışına ihraç ettiği iç sorunudur. Suriye'de ve İsrail sınırında olmalarına rağmen İsrail'in karşısına çıkamıyorlar.

İsrail'e saldırmak istedikleri taktirde bunu yapabilirler. Suriye'de ve Lübnan'ın güneyinde bulunuyorlar. Ayrıca kendi topraklarından İsrail'e ulaşabilecek füzelere sahip olduklarını söylüyorlar.

Peki, neden Erbil’e saldırıyorlar? Erbil, Irak'ın bir parçası. Irak ise İran'ın komşusu ve dostu. Aralarında derin tarihi, coğrafi, dini, kültürel ve ekonomik ilişkiler var.

Biz İran'ı savunuyorduk. İran ile Arap ülkeleri arasında, bazen de İran ile Avrupa ülkeleri ve ABD arasındaki kötü ilişkileri onaran da bizdik.

İran ise müttefik bir hükümete saldırıyor. Bu stratejik bir hata. Tahran'da bu operasyonu kim yaptıysa, Irak konusunda stratejik bir hata yaptığını bir süre sonra anlayacağına inanıyorum.

* İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı Irak'ı İran ile ABD arasındaki mesaj alışverişi için bir sahneye dönüştürmüş olabilir mi? Irak hükümetinin ABD kuvvetlerinin ülkeden çekilmesi yönündeki arzusunu açıklamasının nedeni bu muydu?

İran ile diğer ülkeler arasında ilişkiler gerginleştiğinde, gerilim aslında İran ve Washington arasında oluyor. Ancak bu gergin ilişkiler Irak sahasına olumsuz yansıyor.

Bugün İsrail ile İran arasındaki ilişkiler gergin ve tehlikeli. Ancak İranlılar savaşı İsrail'e taşımıyor, çünkü hesap yapıyorlar. Savaşı Irak Kürdistanı'na ya da Irak arenasına kaydırıyorlar ki bu büyük bir hata.

 -Irak Dışişleri Bakanı

İran İsrail'e saldırmak istese bunu yapabilir, ancak dost ve komşu bir ülkeye saldırmayı tercih etti.

Buradan anladığım kadarıyla İsrailliler ile İranlılar arasında mutabakata varılan angajman kuralları var. Erbil'e yapılan saldırının Tahran'daki bazı insanların zihniyetinde Kirman'da yaşananlara bir tepki olabileceğini düşünüyorum. Yani DEAŞ’ın Horasan'da duyurduğu terör operasyonuna.

İran ile fikri, ideolojik ve güvenlik çatışmaları yaşayan bu örgüt, eğer Kirman'da çok sayıda şehit veren terör saldırısının sorumlusu ise İran neden bu sorunu IKBY’ye ihraç ediyor? Eğer bu operasyon İran'ın beklediği gibi İsraillilere yönelikse, o halde İsrailliler İran’da da var demektir.

İranlılar İsraillilerle savaştıklarını iddia ediyorlar. İki taraf arasında angajman kurallarının olduğunu düşünüyorum. Ancak ülke içindeki tükenmişlik nedeniyle İranlılar zayıf halkayı bombaladı. Zirâ Irak, İran'ın dostudur. Dosta vururlar, ancak düşmanın karşısında durmazlar.

 -Irak Dışişleri Bakanı

Tahran'daki bazı insanların zihniyetine göre Erbil'e yapılan saldırı, Kirman'da yaşananlara bir tepki olabilir

*ABD kuvvetlerinin Irak'tan çekilmesine ilişkin bir takvim belirlediniz mi?

Irak hükümeti bu sorunun silahlarla değil müzakerelerle çözüleceğini söylüyor. Bu önemli bir nokta. Her iki tarafın da mutabakatı ile bizi bu hedefe götürecek müzakerelere ihtiyacımız var. Bugün hala ABD tarafıyla bu müzakerelerin başlatılması konusunda görüşmelerimiz devam ediyor.

Irak'ın son dönemde tanık olduğu şiddet bağlamında Amerikalılar, ateş gücü altında müzakere masasına gitmeyeceklerini söylüyor. Irak topraklarında Amerikan varlığını müzakere etmeye hazırlar, ancak normal şartlarda.

Burada geçmişe dönmemiz gerekiyor, Amerikalılar Irak hükümetinin daveti üzerine Irak'a geldi. Dolayısıyla ortak anlaşma temelinde ABD tarafına kolaylıkla ayrılma çağrısında bulunabiliriz.

Bir müzakere sürecine ihtiyacımız var. Müzakere sürecini başlatmak için anlaşmaya varmak ve ardından bunu duyurmak için Amerikan tarafıyla diyalog halindeyiz. Bu anlaşmaya hızla varmayı umuyoruz.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Davos Forumu web sitesi)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Davos Forumu web sitesi)

*Bazı Kürt ve Sünni tarafların şu an ABD’nin ülkeden çıkışını desteklemediği anlaşılıyor. Irak’taki bileşenler arasında bu adım konusunda fikir birliği var mı?

Bazı konular milli meselelerdir ve bu bir realitedir. Irak hükümeti bir koalisyon hükümetidir. Bu hükümeti oluşturan Devlet Yönetimi Koalisyonu’nun temsil ettiği siyasi liderliğimiz var. Partiler aracılığıyla tüm bileşenlerin temsilcilerini içeriyor.

Dolayısıyla müzakerelere başladığımızda bunların içeriğini siyasi liderlik toplantısına sunmalıyız. Sonuçlar üzerinde mutabakata varıldığında karar, yasal çerçeveler aracılığıyla, Irak hükümetinin onayıyla ulusal bir karar olacaktır.  

Karşılıklı anlaşmaya ihtiyacımız var, bu konuları tartışacak siyasi bir çerçevemiz var.

 -Irak Dışişleri Bakanı

Amerikalılar Irak hükümetinin daveti üzerine Irak'a geldi. Dolayısıyla ortak anlaşma temelinde ABD tarafına kolaylıkla ayrılma çağrısında bulunabiliriz.

*Amerikan kuvvetlerinin Irak topraklarındaki varlığının gerekçesi, Irak kuvvetlerine terörle mücadelede yardımcı olmaktı. Irak güçleri bugün terör tehdidiyle yüzleşebilecek kapasitede mi?

Bu hususta bir denklem mevcut. Irak'taki Amerikan kuvvetleri ve Uluslararası Koalisyon güçlerinin DEAŞ ile mücadele için kurulduğu o dönemde hükümetin onayıyla Irak'a geldikleri doğru. Aksi takdirde Irak'a giremezlerdi. Irak ordusunun, Haşdi Şabi ve Peşmerge güçlerinin çabalarıyla, koalisyon güçlerinin ve İran dahil diğer ülkelerin desteğiyle, Irak halkı DEAŞ’ı yenilgiye uğratmayı ve sözde DEAŞ devletini engellemeyi başardı.

DEAŞ sona erdi ve bir terör çetesine dönüştü. Çetelere karşı savaş, orduların savaşı değildir. Bu bir istihbarat ve bilgi savaşıdır. Bugün bu çetelere saldırmak için inisiyatif alan biziz. Askeri konsept açısından bakıldığında ek bir güce ihtiyacımız yok. Ordu, Haşdi Şabi, Peşmerge ve güvenlik güçleri gibi Irak sahasında mevcut olan güçler yeterli.

Ülke olarak güvenlik konusunda tam egemen olmamız gerekiyor. Dost ülkeler ise ihtiyaç halinde Irak hükümetinin onayıyla eğitim ve tavsiye amacıyla Irak topraklarında bulunabiliyor.

Muharip kuvvetlere ihtiyacımız yok. Ancak bu güçlerin Irak topraklarından çekilme aşamasına gelmesi için müzakerelere ihtiyacımız var. Hükümete sunulan öneri ile diğer bazı grupların önerdikleri arasındaki fark budur. Diyaloğa ve müzakerelere inanıyoruz. Bunlar aracılığıyla, bu güçlerin çekilmesi konusunda bir anlaşmaya varabiliriz.

*Bugün Irak'taki Amerikan kuvvetleri sayısı nedir?

Sanırım 2 bin 500 Amerikan askeri var, daha fazla değil. 2003-2011 yılları arasında Irak'ta belirli aşamalarda görev yapan Amerikan kuvvetlerinin sayısı 160 bin Amerikan askerine ulaşmıştı. Bugün sadece birkaç binden bahsediyoruz.

Ayrıca Irak üslerindeki Amerikalılara baktığımızda (Amerikan üsleri yok) ortalama yaşlarının muharip askerlerle aynı olmadığını, daha ziyade uzman, danışman veya eğitmen olduklarını görüyoruz.

 -Irak Dışişleri Bakanı

DEAŞ bir terör çetesine dönüştü. Çetelere karşı savaş, orduların savaşı değildir

*Suudi Arabistan ile Irak arasında çok sayıda yatırım projesi var. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık yaklaşık 1 milyar dolara çıktı. Bugün Riyad ile Bağdat arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün Irak ile Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkiler kusursuz. Suudi Arabistan Krallığı ile İran İslam Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesinde kilit rol oynadık. İran'ın en uzun sınırımızı paylaştığımız komşu ülke olması nedeniyle bu durumdan memnuniyet duyuyoruz. Irak'ı çevreleyen Arap ülkeleri ile İran arasındaki ilişkiler ne kadar iyi olursa, Irak'ın da o kadar çıkarına olacaktır.

Bölgedeki gerginlik Irak'ı olumsuz, iyi ilişkiler ise olumlu etkiliyor. Nitekim Irak'ın güvenliği bölgenin güvenliğiyle bağlantılı.

Suudi Arabistan ile ticaret ve ekonomi alanında nasıl iş birliği yapabileceğimizi müzakere ederek başladık. OPEC çerçevesinde petrol konularındaki pozisyonları koordine etmek için her zaman Suudi tarafıyla iş birliği yapıyoruz, ayrıca uluslararası düzeyde ve Arap Birliği’nde de koordinasyon sağlıyoruz.

İki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmeyi, güçlü ekonomik ilişkiler kurmayı ve Suudi şirketlerinin Irak'ta yatırım yapmasını sabırsızlıkla bekliyoruz. Irak ekonomisini inşa etmek için dış yatırıma ihtiyacımız var.

Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile Sayın Veliaht Prensi Muhammed bin Selman arasında sürekli iletişim mevcut. Ben ise Davos’ta Suudi Dışişleri Bakanı Sayın Prens Faysal bin Ferhan ile buluşacağım.

 -Irak Dışişleri Bakanı

Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişki kusursuz. Güçlü ekonomik ilişkiler kurmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

*Irak Başbakanı temmuz ayında Şam'a ziyarette bulunarak, Şam'ın Arap Birliği'ne dönüşü ardından Arap dünyasındaki ilk üst düzey ziyareti gerçekleştirmişti. Bize bugün Irak-Suriye ilişkilerinin gidişatından bahsedebilir misiniz?

Pek çok Arap ülkesi ile Suriye arasındaki ilişkiler kesilirken, Irak ile Suriye arasındaki ilişkileri kopmadı.

Arap Birliği’nin daha önceki toplantılarında Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönmesini teklif etme konusunda istekliydik. Irak, Suriye hükümetinin Suriye topraklarına dair müzakereler ve istikrara ulaşılması konusunda aktör rol oynaması yönünde Suriye'nin uluslararası forumlara dönüşünün destekçisiydi.

Ayrıca Suriye'deki istikrarsızlık Irak'ı olumsuz etkiliyor.

DEAŞ’ın Irak ve Suriye topraklarında sözde ‘DEAŞ devleti’ kurduğunu, bu örgütün belirli bir aşamada Suriye topraklarının yüzde 50'ye yakınını, Irak topraklarının ise üçte birini kontrol ettiğini unutmamak gerekiyor.

Suriye'de çok sayıda terör örgütü bulunurken, el-Hol Kampı’nda ve Irak sınırı yakınlarındaki cezaevlerinde binlerce DEAŞ’lı bulunuyor. Bu insanlar serbest bırakılırsa veya kaçmayı başarırlarsa, birçoğunun Irak sınırını geçerek Irak'ın güvenliğine ve istikrarına karşı çalışacağına şüphe yok.

Dolayısıyla Suriye'deki durumun istikrara kavuşturulması çağrısında bulunuyoruz. Suriye krizinin yerel, ulusal, bölgesel ve küresel bir kriz olduğunu, farklı aktörleri kapsadığını biliyoruz. Aynı arenada iki takım değil, birden fazla takım var. Bu krizin çözümü Arap ülkeleri, bölgesel ve küresel düzeyde iş birliğini gerektiriyor.

İnsani açıdan bakıldığında, hem yerinden edilen hem de mülteci olmak üzere yaklaşık 8 milyon Suriyeli var. Suriye ekonomisi tamamen yerle bir olmuş halde. Suriyeliler enflasyon, kötüleşen ekonomik durum, elektrik kıtlığı, hizmet yokluğu nedeniyle bir trajedi yaşıyor. Bu trajediden kurtulma yönünde Suriye halkının yanındayız. Bu nedenle Suriye'de istikrar ortamı yaratmak için başkalarıyla etkileşim kurmaya çalışıyoruz.



Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.


Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
TT

Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)

“Küresel Açlık Gözlemevi” olarak da bilinen Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), dün Somali’nin güneybatısındaki binlerce yerinden edilmiş kişinin ekim-aralık ayları arasında kıtlıkla karşı karşıya kalabileceğini açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre El Niño’nun beklenenden daha şiddetli sellere yol açması ve insani yardımların yetersiz kalması durumunda bu riskin gerçekleşebileceği belirtildi.

Somali’nin en büyük kentlerinden biri olan Baydhabo’da, çatışmalar ve açlık nedeniyle yerinden edilmiş yüz binlerce kişi yaşıyor.

Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)
Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler kuruluşları, bölgesel kurumlar ve yardım kuruluşlarının ortak girişimi olan gözlemevinin raporunda, Baydhabo’daki yerinden edilmiş kişilerin yüzde 5’inin, yani yaklaşık 26 bin kişinin, ekim-aralık döneminde ciddi açlık ve geçim kaynaklarının çökmesiyle karşı karşıya kalmasının beklendiği belirtildi.

Rapora göre, tekrarlayan kuraklıklar, çatışmalar ve yetersiz yardım nedeniyle analiz kapsamındaki Somali nüfusunun yüzde 26’sına denk gelen 5 milyondan fazla kişi hâlihazırda kriz düzeyinde veya daha kötü seviyede gıda güvensizliği yaşıyor.

Raporda, ekim-aralık döneminde gıda güvensizliği yaşayanların sayısının 5,4 milyona ulaşmasının beklendiği kaydedildi.

Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)
Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)

Buna karşılık, ekim-aralık döneminde gıda yardımının ayda yalnızca 70 bin 400 kişiye ulaştırılmasının beklendiği ve bunun ihtiyaç sahiplerinin sadece yüzde 1,3’üne karşılık geldiği belirtildi.

Tahminlere göre ayrıca, 6 ay ile 5 yaş arasındaki yaklaşık 1,92 milyon çocuğun gelecek haziran ayına kadar akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyaç duyacağı, bunların 433 bininin ağır vakalardan oluşacağı öngörülüyor.

Somali, son olarak 2011’de kıtlık yaşamış ve yaklaşık 250 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ülke, 2017 ve 2022 yıllarında da yeniden kıtlık yaşamanın eşiğine gelmişti.


Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
TT

Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, dün Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Golan Tepeleri’nin Suriye toprağı olduğunu vurgulamasına yanıt olarak, Golan’ın “sonsuza dek” İsrail egemenliği altında kalacağını söyledi.

Katz, “Birleşmiş Milletler kürsüsünden gösterişli açıklamalar yapan Suriye Cumhurbaşkanı’na açık yanıtım şudur: İsrail egemenliği altındaki Golan, sonsuza dek İsrail Devleti’nin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

Şara ise BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, İsrail’in bir bölümünü ilhak ettiği ve diğer bölümünü işgal altında tuttuğu Golan’ın Suriye toprağı olarak kalacağını ifade etmişti.

Şara, “Fiilî durum yaratmaya yönelik hiçbir girişim, devletimizin meşruiyetine, hukukumuzun egemenliğine ve uluslararası hukukun geçerliliğine zarar veremez. Golan, Suriye toprağı olarak kalacaktır” dedi.

Şara ayrıca “ilhaka yönelik tüm adımların, 1981 tarihli 497 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı uyarınca geçersiz ve hükümsüz olduğunu” vurguladı. Söz konusu karar, İsrail’in Suriye topraklarındaki Golan Tepeleri’nin bir bölümünü ilhak etme kararını “hükümsüz ve uluslararası hukuki etkiden yoksun” ilan etmişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Haziran 1967 Savaşı sırasında Golan Tepeleri’nin bir bölümünü işgal etmiş, 1981’de ise bölgeyi ilhak ettiğini açıklamıştı. ABD, yıllarca Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan dünyadaki tek ülke konumundayken, geçtiğimiz ağustosta Kolombiya da bu tutuma katıldı.

Beşşar Esed’in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail güçleri, Golan Tepeleri’ne komşu tampon bölgenin dışına çıkarak Lübnan ile Suriye arasındaki sınırda bulunan Şeyh Dağı’na kadar ilerledi. İsrail ayrıca Suriye’nin güneyinde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturma niyetini açıkladı. İsrailli yetkililer, güçlerinin bölgeden çekilmeyi planlamadığını yineliyor.

İsrail ayrıca o tarihten bu yana Suriye’de çoğunlukla askeri hedeflere yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi. İsrail, saldırıların amacının yeni Suriye yönetiminin eski ordunun silah ve cephaneliğine erişmesini engellemek olduğunu belirtti.