Mali’nin Tuaregleri… Sahra’nın cini uyanacak mı?

Etnik kökenlerinin hizmetlerden ve kalkınmadan faydalanmaması için hükümetin, kendilerini topluma entegre olmaktan alıkoymaya çalıştığına inanıyorlar.

Silahlı eylemlerin yanı sıra hükümete karşı ayaklanmalar El-Kaide ve DEAŞ örgütleriyle de bağlantılı.
Silahlı eylemlerin yanı sıra hükümete karşı ayaklanmalar El-Kaide ve DEAŞ örgütleriyle de bağlantılı.
TT

Mali’nin Tuaregleri… Sahra’nın cini uyanacak mı?

Silahlı eylemlerin yanı sıra hükümete karşı ayaklanmalar El-Kaide ve DEAŞ örgütleriyle de bağlantılı.
Silahlı eylemlerin yanı sıra hükümete karşı ayaklanmalar El-Kaide ve DEAŞ örgütleriyle de bağlantılı.

Libya devrimi ve Albay Muammer Kaddafi’ye karşı başlatılan Arap Baharı ayaklanması, Sahra Çölü’nde sessizliği bozdu ve Kaddafi güçlerinin yanında savaşan yüzlerce Tuareg militanını bölgeye gönderdi. Tuaregler, 2011’in sonlarında, rejim düşmeden önce çatışmanın sonuna yaklaşılmasıyla evlerine dönmeye başladılar. Ayrıca anlaşmaya varılan mali ödemelerin yakında durdurulacağı onlar için açık hale geldi. Tuaregler, Mali’de Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi’ni kurmak üzere iki grubu birleştirerek, askeri koşullarını telafi etmeye çalıştılar.

Tuaregler, savaşmaya hazır ve silahlarla donatılmış olarak geri döndüğünde yerel halk paniğe kapıldı. Özellikle Mali, Nijer ve Çad’daki bölge hükümetleri, marjinalleşmeleri ve ‘bölge ülkelerinde bol miktarda bulunan uranyum ve petrol gibi değerli madenlerden elde edilen gelirlerden daha fazla pay alma’ talepleri nedeniyle on yıllar boyunca birçok Tuareg ayaklanmasına maruz kaldı. Silahlı eylemlere girişlerinin yanı sıra hükümete karşı ayaklanmaları, El-Kaide ve DEAŞ bağlantılıydı ve komşu Burkina Faso ile Nijer’e yayılan silahlı operasyonlarda binlerce sivil öldürüldü.

Tuaregleri aşırı İslamcı örgütlerle bağlantılı olmakla suçlamak, Batı hükümetlerinin dikkatini onlara çekti. Bu Batılı hükümetler, Afrika kıyılarına kadar uzanan Sahra bölgesinde Tuareglerin, özellikle bölgenin farklı coğrafyalarında savaş deneyimi kazanmaları ve Libya savaşından kalma silahlara sahip olmaları nedeniyle terörün tohumunu ekecekleri uyarısında bulundu.

Ancak Tuaregler, etnik kökenlerinin eğitim, sağlık ve kalkınma hizmetlerinden faydalanmaması için Mali hükümetinin, bağımsızlıktan bu yana Mali toplumuna entegre olmalarını engellemek için çalıştığına inanıyor. Aynı zamanda Azavad devletini kurmak için bağımsızlık mücadelesi veriyor. Ayrıca askeri cuntanın, isimlerini çarpıtarak para kazanmak için aşırı İslamcı örgütlerle ittifak kuran haydutları Tuareg olarak tanımladığına ve bu fikrin hükümet tarafından Tuareglere yönelik nefret ve düşmanlıklara gerekçe sunmak için Malililerden destek alarak geliştirildiğine inanıyorlar.

Ulusötesi etnik kökenler

Tuaregler, Sahra Altı Afrika ve Afrika Sahel ülkelerinin tüm bölgelerinde deve sürülerinden oluşan kervanlarıyla göçebe hayata alışmış, göçebe bir Berberi etnik grubu. Sayılarının bir milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. Tuaregler, Kuzey Afrika kökenli ve Libya’nın en güneybatısından güney Cezayir, Moritanya, Nijer, Mali ve Burkina Faso’ya kadar uzanan ulusötesi bir etnik grup. Derilerini de etkileyen mavi boyalı giysiler giydikleri için gezginlerin kendilerine verdiği isim olan ‘Mavi Adamlar’ olarak biliniyorlar. Ayrıca kendilerine ‘şerefli, özgür insanlar’ anlamına gelen ‘Imohag’ da diyorlar. Tamashek, Tamajak ve Tamahak gibi çeşitli lehçelerin dallandığı kendilerine ait bir dil konuşuyorlar.

Fotoğraf Altı: Yerel halk, savaşa hazır ve silahlarla donatılmış Tuareglerin geri dönüşü ile ilgili olarak paniğe kapıldı. (Getty)
Yerel halk, savaşa hazır ve silahlarla donatılmış Tuareglerin geri dönüşü ile ilgili olarak paniğe kapıldı. (Getty)

Tuareglerin, ilk kraliçeleri Tin Hinan’ın hükümdarlığı sırasında, MS 400 civarında çöle göç ettiklerine inanılıyor. Orta Çağ boyunca Tuaregler, Sahra ötesi ticaret yollarını kontrol ediyordu. Kuzey Mali’deki Timbuktu şehri 12’nci yüzyılda kuruldu. Burası köle, fil dişi ve tuz ticaretinin geliştiği önemli bir ticaret merkezi olarak biliniyordu. Aynı zamanda bir İslam merkezi olarak da ünlüydü. 19’uncu yüzyılın sonunda Fransızların gelişinden sonra Tuareglerin servetleri azaldı ve Mali’nin 1960’taki bağımsızlığından sonra etnik kökenleri sınır çizgileriyle ayrıldı.

Bağımsızlık aynı zamanda belirli bir mülkiyeti olmayan, ancak Tuareg kontrolü altında olan ve Mali ile Nijer hükümetleri tarafından hak iddia edilen topraklar konusunda da bir anlaşmazlığa yol açtı. Ancak Tuaregler, kuzey Mali dağlarında hükümete karşı bir gerilla savaşı başlatmakla karşı karşıya kaldılar. Ama Mali ordusu, 1964’te onları hezimete uğrattı.

Titrek zemin

Sonraki yıllarda Tuareglerin yaşam tarzı değişti ve daha da zorlaştı. Kuraklık, çölleşme ve kıtlık dalgaları 1980’lerde Afrika’yı vurarak onların Libya ve Cezayir’e göç etmelerine neden oldu. Geri dönüşlerinden sonra nüfus artışı ve kentsel genişleme nedeniyle yer değiştirip onların yerlerine yerleşen diğer etnik kökene sahip çiftçilerle çatıştılar. Ayrıca ticaretin Sahra boyunca kara yollarından deniz ticaretine kaymasının etkilerine maruz kaldılar. Bu durum ise onları Kuzey ve Batı Afrika’da yüzyıllardır devam eden gelirlerinden mahrum bıraktı ve onları yasa dışı mal taşımaya ve geçimlerini sağlamanın başka yollarını aramaya itti.

2012 yılında Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi, Mali’nin kuzeyindeki Azavad adlı çöl bölgesinin bağımsız bir devlet olduğunu ilan etti. Bayrağını tarihi Timbuktu şehri ile Gale ve Kidal şehirleri üzerinde dalgalandırdı. Ancak ayrılık uluslararası düzeyde tanınmadı ve ciddi bir insani krize yol açtı. Bu ise binlerce kişinin yerinden edilmesine ve Mali’deki sosyal dokunun ciddi şekilde zarar görmesine neden oldu.

Fotoğraf Altı: Tuaregler, gezginlerin kendilerine verdiği isim olan Mavi Adamlar olarak biliniyorlar. (Getty)
Tuaregler, gezginlerin kendilerine verdiği isim olan Mavi Adamlar olarak biliniyorlar. (Getty)

2014 yılında ateşkes anlaşması imzalandıktan sonra 2015 yılında Tuareg etnik grubundan çeşitli hareketlerinden oluşan ve Azavad Hareketleri Koordinasyonu olarak bilinen bir ittifak, hükümet ve ona sadık gruplarla Cezayir Anlaşması olarak bilinen yeni bir barış anlaşması imzaladı. Anlaşma, Azavad Hareketleri Koordinasyonu’ da dahil olmak üzere silahlı hareketlerden savaşçıların kuzeyde yeniden oluşturulan savunma ve güvenlik güçlerine entegrasyonunu sağlayarak bölgeye daha fazla özerklik imkanı verdi.

Anlaşma, siyasi ve askeri- güvenlik açısından zayıf bir zeminde devam etti. Ardından silahlı gruplar, ağustos ayından itibaren ülkenin kuzeyindeki Mali ordusuna yönelik askeri operasyonlarına yeniden başladı. Askeri Konsey, geçtiğimiz perşembe günü Mali'de son yıllarda dinmeyen karışıklığın Sahra'nın bazı kısımlarını da tahrip edebileceğini belirterek "anlaşmanın derhal geçerli olmak üzere feshedildiğini" duyurdu.

İsyan serisi

Sahel ve Sahra bölgelerindeki çeşitli etnik gruplar, marjinalleşme, kaynak eşitsizliği ve özerklik arzusu arasındaki karmaşık ve iç içe geçmiş koşullar nedeniyle bir dizi isyana kalkıştı. Bu isyanlar, bölge ülkelerindeki yetkililerle çatışmalarını körükledi. Aynı zamanda özellikle bu etnik gruplar birçok ülkenin ulusal sınırları içerisinde azınlık olarak ortaya çıktıkları için bazı hükümetlerin kendi ülkelerinin hükümetleriyle olan anlaşmazlıklarını çözme konusunda bu etnik grupları sömürmesi veya onlardan paralı asker olarak faydalanması için de bir araç oldu.

Öyle görünüyor ki Kaddafi, Ömer el-Beşir rejimine karşı isyan tarihinin bir bölümünde Sudan silahlı hareketlerine ve Çad rejimine karşı Tebu kabilelerine destek sağladığı için bundan faydalanan en şanslı kişiydi. Tuareglere gelince, Kaddafi bunların bir kısmını İslam Lejyonu’na dahil etti. Bu lejyon, Kaddafi’nin 1972 yılında Afrika Birleşik Devletleri’ni kurma vizyonunu gerçekleştirmek için kurduğu özel askeri alay olarak biliniyor. Ancak Lejyon, Çad’daki yenilginin ardından 1987’de dağıtıldı.

Bu silahlı isyancı grupların ilk etapta öne çıkan temel özellikleri, ötekileştirilmeye maruz kalan ve devletin gölgesi dışında yaşayan etnik gruplardan oluşan silahlı grupların, geçimlerini sağlama isteğidir. Tuareg ile El-Kaide ve DEAŞ arasındaki iş birliği, ideolojik bağlardan ziyade ekonomik çıkarlara dayanıyordu. Öyle ki, iki gruptan da seçilen Tuareg gençleri, Batılıları kaçırıp onlara teslim etmenin karlı bir iş olduğuna inanıyordu.

Fotoğraf Altı: Kendilerinei ‘şerefli, özgür insanlar’ anlamına gelen ‘Imohag’ olarak da tanımlıyorlar. (Getty)
Kendilerinei ‘şerefli, özgür insanlar’ anlamına gelen ‘Imohag’ olarak da tanımlıyorlar. (Getty)

İkinci olarak bu grupların her biri, isyanını meşrulaştıran bir mağdur olarak kendini gösteriyor. Batı’nın insan hakları duyarlılığına hitap etmeye çalışıyor. Çünkü kendilerini öne çıkarma fırsatı bulduklarında, devlet sınırları içindeki nüfus karşısında ikilikle karşılaşıyorlar. Sahel- Sahra bölgesindeki ülkelerin hiçbiri bu ikiliklerden kurtulamadı: Mesela tek ülke içinde kuzey ve güney, Sahra’nın kuzeyi ve güneyi, beyazlar ve siyahlar. Kabilelerin azınlıkları temsil ettiği Darfur’da olduğu gibi, tek bir bölgede bile bu farklılıklar açıkça görülebiliyor. Diğer grupların zulmettiği ve yerinden edilen Masalitler gibi ‘azınlıklar içinde azınlıklar’ da var. Bu durum son olarak Sudan savaşında yaşandı. Tuaregler arasında koyu tenli Tuareglerin torunları kendi dillerinde ‘Iklan’ olarak biliniyor ve yüksek statülü, açık tenli Tuareglerin mülkiyetinde olabiliyorlar.

Üçüncü özelliğe gelince; silahlı hareketlerin tek bir davası olsa bile hiçbir konuda anlaşamıyorlar. Hükümete karşı mücadele ettiğinde birlik içinde değiller, bölünmelere ve anlaşmazlıklara maruz kalıyorlar, kutuplaşmaya açık durumdalar ve hakim ayrılıkçı eğilimin acısını çekiyorlar. Sudan’da Darfur, Çad ve Libya’da Tebu, Mali ve Nijer’de Tuareg hareketlerini oluşturan çeşitli kabilelerin her biri çeşitli kabile ve klan kategorilerine bölünmüş durumda. Her grup diğerlerini etnik köken adına konuşmak için meşru hakka sahip olmamakla suçluyor.

Anlaşmanın feshi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre özellikle ordunun darbelerle otoritesini sağlamlaştırmasının ardından bazı Sahra ülkelerinde merkezi otorite ile ayrılıkçılar arasındaki gerilimin sona ermesi beklenmiyor. Örneğin Mali’de olduğu gibi Birleşmiş Milletler (BM) barış güçlerinin ayrılması ve Fransız kuvvetlerinin sınır dışı edilmesinin yarattığı güvenlik boşluğuna ek olarak ordu, Rus Wagner grubuyla iş birliği yaptı.

Azavad Hareketleri Koordinasyon Cephesi şemsiyesi altındaki ayrılıkçılar, Temmuz 2022’de askeri cuntayı Cezayir Anlaşması’na uymamakla suçlamış ve bir süre önce Mali’de iktidardaki orduyla savaş halinde olduğunu açıklamıştı. Fransız ve BM güçlerinin bölgeyi terk edip bu alanlar üzerinde rekabete girmesinin ardından, gerginlik, kontrolü altındaki bölgelerdeki askeri üsleri yönetme sorumluluğu konusundaki anlaşmazlıklar sonrasında da devam etti.

Fotoğraf Altı: Tuaregler Orta Çağ boyunca Sahra ötesi ticaret yollarını kontrol ediyordu. (Getty)
Tuaregler Orta Çağ boyunca Sahra ötesi ticaret yollarını kontrol ediyordu. (Getty)

Geçtiğimiz eylül ayında askeri çatışmaların yoğunluğu arttı. Hareket, Mali ordusuna ait iki askeri kışlayı hedef alan, bunların kontrolünü ele geçiren, bir ordu uçağını düşüren ve aynı zamanda Mali ordusuyla yaşanan çatışmaların ardından Gao ile Timbuktu arasındaki ana kasaba Bourem’in kontrolünü ele geçiren saldırının sorumluluğunu üstlendi. Bu gelişmeler, hükümetin Cezayir Anlaşması’nı iptal etmesine yol açtı.

Mali hükümeti açısından anlaşmanın sonlanmasıyla birlikte Azavad Hareketleri Koordinasyon Cephesi, özellikle son dönemde artan baskılara maruz kaldıktan sonra bu sorunu çözebilecektir. Mali hükümeti ayrıca, herhangi bir gerilimi tırmandırmanın başka bir cephe açacağını ve aşırı gruplarla mücadele eden ordu üzerindeki baskıyı artıracağını da dikkate alacak. Aynı şekilde Mali Askeri Konseyi, Tuareg’i tercih etmekle ve topraklarını Askeri Konsey karşıtı kişilerin toplantılarına açmakla suçladığı ve bunu iç işlerine müdahale olarak nitelendirdiği Cezayir gibi bazı komşularını da kaybedebilir.

Sahra Altı ayrılıkçı hareketlerin siyasi katılımının sağlanması, barış mümkün görünse ve bu ülkelerin silahlı kuvvetlerine entegre edilmeye çalışılsa bile isyanları sonlandıracak gibi görünmüyor. Gerçekten de son yirmi yıl, bu silahlı grupların çoğunun, kazanım elde edemeseler de hükümetler üzerinde uyguladıkları baskı yoluyla başkalarını kendilerine çektiklerini kanıtlıyor. Çünkü daha fazla baskının onları ya istediklerini elde etmeye yönlendireceğine ya da hükümetlerini istikrarsızlaştıracağına inanıyorlar.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



ABD arabuluculuğuyla İsveç'te esir takası görüşmeleri yapılıyor

Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
TT

ABD arabuluculuğuyla İsveç'te esir takası görüşmeleri yapılıyor

Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD elçisi Tom Barrack, geçen eylül ayında Şam'da düzenlenen ve "Süveyda yol haritası"nın açıklandığı basın toplantısında (EPA)

Suriye kaynakları Şarku’l Avsat'a, ABD arabuluculuğuyla Suriye'nin güneyindeki Süveyda vilayetinde bir esir takası konusunda görüşmelerin devam ettiğini doğruladı.

İl yönetiminin medya ilişkileri direktörü Kuteyba Azzam, Suriye hükümeti ile Şeyh el-Akl ve Hikmet el-Hicri'ye bağlı "Ulusal Muhafız Kuvvetleri" arasında, esir takası anlaşmasına varılması amacıyla görüşmelerin yapıldığını belirtti.

Medyada yer alan haberlere göre ABD elçisi Tom Barrack'ın ofisi, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Şam kırsalında gözaltında tutulan Süveyda'dan 61 sivilin serbest bırakılması karşılığında, Savunma ve İçişleri Bakanlıklarından "Ulusal Muhafızlar" tarafından Süveyda'da tutulan 30 mahkumun teslim edilmesini içeren anlaşmanın sonuçlandırılması için her iki taraftan da onay aldı.

Süveyda Valisi Mustafa Bakur, geçen ay Suriye hükümetinin bu sivilleri aşiret güçlerinden teslim aldığını ve takas ayarlamak üzere gözaltına aldığını duyurdu.

Geçtiğimiz temmuz ayındaki olaylardan dolayı gözaltına alınanların serbest bırakılması, geçen eylül ayında Şam'dan Amerikan ve Ürdün'ün desteğiyle açıklanan "yol haritasının" maddelerinden biridir.


Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
TT

Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, 19 yaşındaki ABD vatandaşı Filistinli Nasrallah Muhammed Cemal Ebu Siyam’ın, çarşamba gecesi Batı Şeria’da bir İsrailli yerleşimcinin açtığı ateş sonucu ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, Ebu Siyam’ın çarşamba günü işgal altındaki Batı Şeria’da, Ramallah yakınlarında bulunan Mihmas köyünde vurulduğunu bildirdi.

Reuters’a konuşan ABD Büyükelçiliği’nden bir yetkili ise şiddeti kınayarak, “ABD Dışişleri Bakanlığı için yurt dışındaki Amerikan vatandaşlarının güvenliği ve emniyetinden daha yüksek bir öncelik yoktur” ifadesini kullandı.

rgtbrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. (AFP)

İsrail güvenlik güçlerinin olası misillemesinden çekindiği için isminin açıklanmasını istemeyen Ebu Siyam’ın bir yakını, yerleşimcilerin köye koyun çalmak amacıyla baskın düzenlediğini öne sürdü.

Aralarında Ebu Siyam’ın da bulunduğu köylülerin hırsızlığı engellemeye çalıştığını, bunun üzerine yerleşimcilerin ateş açtığını ve Ebu Siyam ile birlikte bazı kişilerin yaralandığını söyledi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise saldırılarda 5 kişinin yaralandığını, bunlardan 3’ünün -Ebu Siyam dahil- kurşunla yaralandığını bildirdi. Ajans, diğer yaralılara ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Reuters’ın olayla ilgili yorum talebine İsrail ordusu tarafından henüz yanıt verilmedi.

dcfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninin ardından yas tutuyor. (Reuters)

Gazze Şeridi’nde Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri belirgin biçimde arttı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2026 yılında yerleşimci saldırıları nedeniyle yaklaşık 700 kişi yerinden edildi.

Uluslararası kuruluş, 2026’da Batı Şeria’da 9 Filistinlinin öldürüldüğünü, 2025 yılında ise bu sayının 240’ı aştığını bildirdi. Verilere göre 2025 yılında Batı Şeria’da iki İsrailli öldü.

İsrail, yerleşimci şiddetiyle ilgili nadiren iddianame düzenliyor. İsrailli izleme kuruluşu Yesh Din, 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamada, 7 Ekim 2023’ten bu yana belgeledikleri yüzlerce yerleşimci şiddeti vakasının yalnızca yüzde 2’sinde dava açıldığını duyurdu.

Son iki yılda Batı Şeria’da, aralarında aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin de bulunduğu bazı ABD vatandaşları, İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldü.


Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.