Mısır: Mübarek'in serveti sosyal medyada tartışma konusu

Devrik Mısır devlet başkanının oğlu ile Hasan Heykel arasında atışma yeniden başladı

Mısır: Mübarek'in serveti sosyal medyada tartışma konusu
TT

Mısır: Mübarek'in serveti sosyal medyada tartışma konusu

Mısır: Mübarek'in serveti sosyal medyada tartışma konusu

Mısır'da, "X" platformu üzerinde, geçmişin tanınmış yazarı Muhammed Hasaneyn Heykel'in oğlu Hasan Heykel ile ülkenin eski lideri Hüsnü Mübarek'in büyük oğlu Ala Mübarek arasında bir söz düellosu yaşandı. Mübarek ailesinin serveti hakkında son günlerde yeniden başlayan tartışmalar, bu düellonun fitilini ateşledi.

Tartışmanın arka planı, Hüsnü Mübarek döneminde iktidarda olan "Ulusal Parti"nin son genel sekreteri Dr. Husam Bedravi'nin, 25 Ocak 2011 isyanının yıldönümü dolayısıyla gazeteci Hamdi Rızık ile yaptığı televizyon röportajında, o döneme dair anılarını anlatmasıyla başladı. Bedravi, röportajda Mübarek'in kendisine iktidarı devretme planının sadece bir "dedikodu" olduğunu, bunun arkasında ise merhum gazeteci Muhammed Hasaneyn Heykel’in olduğunu söylediğini ifade etti.

Bunun üzerine Ala Mübarek, "X" üzerinden yaptığı paylaşımda Heykel’i yanlış bilgi yaymakla suçladı ve onu "iktidarı devretme dedikodusunun" kaynağı olarak gösterdi. Ala, “Heykel'in, Mübarek ailesinin servetinin 9 ile 11 milyar dolar arasında olduğunu iddia ettiğini ancak mal varlığı soruşturması sırasında bunu inkar ederek herhangi bir belge sunmadığını” yazdı.

Ala Mübarek, "X" platformunda sürekli gündeme gelen yorumlar ve babasının yönetimi sırasında ailenin maruz kaldığı suçlamalardan aileyi temize çıkarma çabalarıyla dikkat çekiyor. 25 Ocak devrimiyle babasının iktidarının sona ermesine neden olan olaylar sırasında ailenin temize çıkarılmasına yönelik sürekli açıklamalar yapıyor.

Hasan Heykel ise Ala'ya, "X" üzerinden verdiği cevapta iktidarı devretme meselesine herkesin kendi görüşüyle yaklaşabileceğini belirtirken, servet meselesinde ise "Rakam yanlış olabilir ya da adına kayıtlı değildir" dedi. Heykel, "The Guardian'ın Mübarek'in serveti hakkında daha büyük bir rakam söylediğini" belirterek, Ala Mübarek'e "Hayatında bir gün bile çalışmamış birinin İsviçre'de 300 milyon dolarlık belgelenmiş bir mevduata nasıl sahip olabileceğini" sordu.

Mısır’da medya uzmanlarından biri olan Hafız El-Mirazi, "X" platformu üzerinden tartışmaya dahil oldu ve şunları yazdı: "Umarım Ala Mübarek, Hasan Heykel'in kişisel servetinin kaynağı hakkında yüzlerce milyon dolarlık İsviçre bankasındaki paraların serbest bırakılmasıyla ilgili sorusunu görmezden gelmez... Zira vereceği cevap, aynı zamanda babası eski Devlet Başkanı Mübarek'in (Allah rahmet eylesin), tarihe karşı namusunun temizlenmesi çabalarına da katkıda bulunacaktır."

Mübarek'in oğlu, El-Mirazi'nin talebine cevaben: "Sözlerine yorum yapmayacağım" dedi ve Ala, Hasan Heykel'i kastederek ekledi: "O, ‘Ulusal Banka davası’ sebebiyle çıkarılan tutuklama ve getirme kararından kaçarak yurt dışında bulunuyordu. Bizim gibi suçlamalarla yüzleşmek yerine bugüne kadar, dava sürecinde yurt dışına çıkabilen tek kişi nasıl oldu da dönüşünde yurt dışı seyahatlerine devam edebildi, mahkemenin tüm sanıklar için seyahat yasağı kararına rağmen" dedi ve ekledi:  " Ancak size ve siyasi entrikalardan uzak gerçekleri öğrenmek isteyen herkese bir açıklama yapmak için Hafız Bey, ailenin avukatlarından oluşan ekibinden olayı açıklayan çok sayıda, ayrıntılı ve belgeli basın açıklaması yayınlamasını istedik. Yurt dışındaki en yüksek adli makamlarca aleyhimize çok sayıda ve birbirini takip eden karar ve kararlar verilmiştir.”

Hasan Heykel (X Platformu)
Hasan Heykel (X Platformu)

Hasan Heykel, finans ve yatırım alanında öne çıkan bir figür olarak tanınır ve özellikle "Hermes Finans Grubu"ndaki çalışmalarıyla bilinir. 2012'de "Mısır Ulusal Bankası"nın satış işlemiyle ilgili yolsuzluk iddiası nedeniyle yargılandı ve 2020'de aklandı.

"X" platformunda Halid Hasan adlı kullanıcı, bu tartışmayı ele alarak şunları yazdı: "Sayın Heykel’in, düşünceleri ve rolleriyle, Hüsnü Mübarek’in ise yönetimi ve politikalarıyla; her ikisi hakkında da hemfikir olmak ya da olmamak mümkündür" ve Ala Mübarek ile Hasan Heykel arasındaki tartışmayı ele alarak şunları söyledi: "İkisi arasında geçen bu tartışma, ülkenin prestijinden çok şey kaybettiriyor, özellikle tarihine saldırmak isteyenlerin sayısının çok fazla olduğu şu günlerde."

"X" platformunda "Müşavir Hani Ebu Celale" adıyla bir hesap sahibi yorum yaptı ve Hasan Heykel'den söylediklerini resmi bir belgeyle kanıtlamasını istedi, babasının da "Mübarak rejimine olan nefreti nedeniyle" benzer şeyleri kanıt olmaksızın tekrarladığını belirtti.

Mısır'ın tanınmış ekonomistlerinden Dr. Raşid Abdu, konu hakkındaki düşüncelerini paylaştı ve "Bu iddialar yeni değil" dedi. Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, "Muhammed Hasaneyn Heykel, yüksek güvenilirliğe sahip biri olarak, daha önce Mübarek'in yurtdışında 11 milyar doları olduğunu iddia etmişti. 'Bunun kanıtı nedir?' diye sorulduğunda, 'İnsanlar böyle diyor' demişti, bu da büyük bir yazar için makul bir açıklama değil" ifadelerini kullandı. Abdu, "İnsanlar Heykel’in kendi servetinin kaynağını da merak ediyor" dedi ve 25 Ocak'tan sonra tüm önemli kişiliklerin itibarsızlaştırılma çabasının olduğunu, birçok yetkiliye ve devlet simgesine asılsız suçlamalar yöneltildiğini belirtti ve "25 Ocak sonrası genel yaklaşım, Mübarek’in serveti hakkındaki şüpheleri kanıtlamaya yönelikti" dedi.

Mısır Düşünce ve Stratejik Çalışmalar Merkezi uzmanlarından Aziz İbrahim ise, "Yargısal bir aklanma var... Aynı zamanda tarihin hükmü var... Mübarek'in hikâyesinde, bu büyük servetin varlığından aklanmak, tarihin hükmünün düşmediği anlamına gelmez" görüşünü dile getirdi. İbrahim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Belki de Ala Mübarek, politik çekişmelerden bahsetmek yerine servetinin kaynaklarını açıklamalıdır; çünkü bu servet babasının döneminde toplum içinde oluştu ve bu, toplumun hakkıdır" dedi.

Ala ve Cemal, eski Mısır Cumhurbaşkanı'nın oğulları olarak, "25 Ocak" ayaklanmasından sonra suçlamalarla karşı karşıya kaldılar ve babalarıyla birlikte "Cumhurbaşkanlığı saraylarının fonlarının zimmete geçirilmesi" davasından mahkûm edildiler. Mübarek’in 2020 yılında ölümünün ardından ailesi, suçlamaları temize çıkarmaya çalıştı ve Cemal Mübarek 2022'de, ailenin yurtdışına kaçırılmış parasının olmadığını belirten ünlü bir video yayınladı. Videonun sonunda, "Zafer kazandık babacığım... Huzur içinde yat" ifadelerine yer verdi.



Mısır, Libya-Türkiye mutabakatına ilişkin hukuki tutumunu yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Libya-Türkiye mutabakatına ilişkin hukuki tutumunu yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Libya ile Türkiye arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı”na ilişkin hukuki tutumunu yineleyerek, deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda kendi kaygılarının uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Kahire yönetimi, bu yaklaşımın iki ülkenin çıkarlarını koruması gerektiğine dikkat çekti.

Mısır'ın bu tutumu, Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati tarafından cumartesi günü Trablus'ta, geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile yaptığı görüşmede dile getirildi. Görüşme, Abdülati'nin Sahel-Sahra Devletleri Topluluğu Yürütme Konseyi'nin 22'nci dönem toplantısına katılmak üzere bulunduğu Trablus'ta gerçekleştirildi.

Mısır, Libya Temsilciler Meclisi'nin Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasını onaylamasına karşı çıkıyor. Kahire yönetimi, farklı vesilelerle yaptığı açıklamalarda, anlaşmanın onaylanmasının Mısır açısından herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını vurgulamıştı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamaya göre Abdülati, iki ülke arasındaki tarihî ve kardeşlik ilişkilerinden hareketle, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin süreçte Mısır'ın kaygılarının dikkate alınmasının önemini vurguladı. Abdülati, bunun uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda, iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeterek gerçekleştirilmesi gerektiğini ve bu konuda mutabakata varıldığını belirtti.

Dibeybe ise Libya-Mısır Ortak Komisyonu'nun deniz sınırları konusunu görüşmek üzere toplanacağını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Qahera News’ten aktardığı habere göre Dibeybe, “Haritaları olanlar bunları sunsun. Diyalog kurmak ve konuyu tartışmak sağlıklı bir yaklaşımdır. Ancak tek taraflı kararlar ve uzlaşmaz tutumlar, iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet edecek hiçbir sonuca ulaştırmaz” dedi.

Açıklamalar, Libya Temsilciler Meclisi'nin geçen ekim ayında Trablus ile Ankara arasında 2019 yılında imzalanan mutabakatı onaylamasının ardından geldi. Söz konusu adım, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın itirazlarına yol açarken, Avrupa'dan da anlaşmaya yönelik geçmişte eleştirel açıklamalar yapılmıştı.

Dibeybe, ekim ayında yaptığı açıklamada da hükümetinin mutabakata ilişkin Mısır'ın kaygılarını dikkate almaya özen gösterdiğini belirtmişti. Bu açıklama, Kahire'nin Libya Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı onaylamasını reddettiğini duyurmasından birkaç gün sonra gelmişti. Gelişmeler, deniz yetki alanları meselesinin iki ülke arasındaki ilişkilerde gündemdeki yerini koruduğunu gösteriyor.

Öte yandan Abdülati ile Dibeybe arasındaki görüşmede Libya'daki siyasi krizin son gelişmeleri de ele alındı. Mısır Dışişleri Bakanı, ülkesinin krizin çözümünde tek çıkış yolu olarak siyasi çözümden yana tutumunu yineledi. Bu çözümün, geniş kapsamlı ulusal uzlaşıya dayanan, Libyalıların sahipliğinde ve liderliğinde yürütülecek kapsayıcı bir diyalog yoluyla sağlanması gerektiğini ifade etti.

Bakanlık açıklamasına göre Abdülati, siyasi çözümün temel referanslarına bağlı kalınmasının önemini vurgulayarak, başta Suheyrat Anlaşması olmak üzere mevcut mutabakatların esas alınması ve dış dayatmalar ile müdahalelerden uzak durulması gerektiğini belirtti.

Abdülati, Libya'nın birliğini koruyacak, devlet kurumlarını muhafaza edecek ve bu kurumların birleştirilmesini destekleyecek bir siyasi uzlaşıya ulaşılmasının önemine işaret ederek, böylece ülkedeki mevcut bölünmüşlüğün sona erdirilmesi gerektiğini kaydetti.

Libya'da, merkezi Trablus'ta bulunan ve Abdülhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen ve Usame Hammad başkanlığındaki hükümet arasında siyasi bölünmüşlük sürüyor. Ülkenin doğusunda ve güneyinin bazı kesimlerinde yönetimi elinde bulunduran Hammad hükümeti, Mareşal Halife Hafter komutasındaki Libya Ulusal Ordusu'nun nüfuz alanında faaliyet gösteriyor.


Mısır'da tren kazası: 7 ölü, 112 yaralı

Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
TT

Mısır'da tren kazası: 7 ölü, 112 yaralı

Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)

Mısır'ın başkenti Kahire'nin güneyindeki Giza vilayetine bağlı Ayat bölgesinde bugün (Pazar) bir trenin vagonlarının raydan çıkarak devrilmesi sonucu 7 kişi hayatını kaybetti, 112 kişi yaralandı.

Giza Emniyet Müdür Yardımcısı Tümgeneral Hatem Hasan'a, Ayat ilçesi sınırları içerisinde bir trenin devrildiği ve çok sayıda yolcunun yaralandığı yönünde ihbarda bulunuldu. Şarku’l Avsat’ın  Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere göre, ihbarın ardından güvenlik güçleri, sivil savunma ekipleri ve ambulanslar hızla olay yerine sevk edildi.

Kahire-Asvan tarım yolu üzerinde, Giza vilayetindeki Gerza kavşağı yakınlarında meydana gelen kazada trenin bazı vagonlarının raydan çıkarak devrildiği belirlendi.

İlk ihbara göre kazada çeşitli yerlerinden yaralanan yolcuların bazılarında morluk, sıyrık, kırık ve kesikler oluştu. Yaralılar, gerekli tedavinin yapılması için hastanelere kaldırıldı.

Sağlık Bakanlığı sağlık kuruluşlarında alarm seviyesini yükseltti

Mısır Sağlık Bakanlığı, yaptığı açıklamada Sağlık ve Nüfus Bakanı Halid Abdulgafar'ın Giza ve Beni Süveyf vilayetlerindeki tüm sağlık kuruluşlarında alarm seviyesinin yükseltilmesi ve yaralılara gerekli tıbbi ve acil sağlık desteğinin sağlanması talimatını verdiğini bildirdi.

Bakanlığın son verilerine göre, kazaya müdahale ve yaralıların tahliyesi için 52 ambulans görevlendirildi. Yaralı sayısı ise 64 olarak açıklandı. Yaralılardan 54'ü Vasta Hastanesi'ne, 10'u ise Ayat Hastanesi'ne nakledildi.

Kazayla ilgili soruşturma komisyonu kuruldu

Yetkili ekipler, kazanın ardından enkazın kaldırılması ve tren seferlerinin normale dönmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Kazanın nedenini belirlemek amacıyla raylar ve tren üzerinde inceleme başlatılırken, savcılık da soruşturma açtı. Savcılık, olayla ilgili polis soruşturmasının yürütülmesini, görgü tanıklarının ve yaralıların ifadelerinin alınmasını istedi.

Mısır Demiryolları Kurumu'ndan bir yetkili, teknik nedenleri ve trenin raydan çıkmasına yol açan etkenleri belirlemek üzere kurum mühendislerinden oluşan acil bir teknik komisyon kurulduğunu açıkladı. Komisyonun demiryolu hattında ve kazanın meydana geldiği noktada inceleme yapacağı, işletme güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemlerin belirleneceği bildirildi. Açıklama Mısır medyasında yer aldı.

Ayat bölgesi, 24 yıl önce de büyük bir faciaya sahne olmuştu. 2002 yılında meydana gelen ve kamuoyunda “Yukarı Mısır treni faciası” olarak bilinen kazada 361 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 66 kişi yaralanmıştı. Yolcuların büyük bölümünün vagonlardan çıkamaması nedeniyle çıkan yangında hayatını kaybettiği facia, Mısır demiryolu tarihinin en büyük ve en ağır kazası olarak kayıtlara geçmişti. Kaza sonrasında dönemin Ulaştırma Bakanı İbrahim el-Demiri istifa etmişti.


Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.