Ateşkes müzakerelerinin uzaması Refah sınır kapısındaki baskıyı artırıyor

İsrail, Kerem Ebu Salim’in alternatif olarak kullanılmasını önerdi.

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah kapısı (AFP)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah kapısı (AFP)
TT

Ateşkes müzakerelerinin uzaması Refah sınır kapısındaki baskıyı artırıyor

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah kapısı (AFP)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah kapısı (AFP)

Gazze Şeridi’nde 7  Ekim’den bu yana süren savaşa dair sürdürülen ateşkes müzakerelerinin uzaması, Refah sınır kapısına gidiş (ve geliş) üzerindeki baskıyı arttırıyor. Buna ek olarak savaşın bitiminden sonraki döneme hazırlık çerçevesinde yapılan düzenlemelere ilişkin olarak Refah kapısı kritik önemini koruyor.

İsrail, zaman zaman sınır kapısının Filistin tarafının nasıl yönetileceği hakkında basına bilgi sızdırıyor. Son olarak İsrail medyası, Tel Aviv hükümetinin geçiş yerinin Mısır, Gazze Şeridi ve İsrail arasındaki sınır üçgenini temsil eden Kerem Ebu Salim bölgesine taşıma önerisini incelediğine ilişkin bir haber yayınladı.

Geçen cumartesi günü İsrail Yayın Kurumu Kanal 13, Aşırı sağcı Netahyahu hükümetinin Refah geçiş noktasının yerini Kerem Ebu Salim noktasına yakın olacak şekilde değiştirme arzusuna dikkati çekti. Aynı şekilde İsrail, 2005 yılında Philadelphia Koridoru’ndan tamamen çekilmeyi de kapsayacak şekilde, İsrail’in Gazze’den çekilmesi sonucunda terk ettiği sınır kapısı üzerindeki güvenlik kontrolünü yeniden ele alıyor.

Kanal, İsrail’in şu anda Mısır ile Refah sınır kapısını ticari taşımacılık için belirlenen Kerem Ebu Salim geçiş alanına aktarma olasılığını görüştüğünü, bu konunun İsrail ile Mısır arasında geçiş ve Philadelphia Koridoru konusunda bir çatışmayı önleyeceğine inandığını iddia etti. Öte yandan İsrail, şu anda Hamas hareketi tarafından kontrol edilen geçiş noktasında güvenlik denetimleri yapabilecek ve trafik üzerinde kontrol uygulayabilecek. Kanal 13, Mısırlıların bu öneriye henüz yanıt vermediğini, ancak ABD’nin bu fikirden heyecan duyduğunu belirtti.

Mısır’daki üst düzey bir güvenlik kaynağı, 1 Şubat’ta Al-Qahera News’e Philadelphia (Selahaddin) Koridoru’na ilişkin herhangi bir yeni güvenlik düzenlemesinin varlığını yalanlamıştı. Kaynak, İsrail ile Refah ve Philadelphia Koridoru konusunda anlaşmaya varılacağı ya da eksene herhangi bir yeni teknolojik araç yerleştirileceği yönünde dolaşan söylentileri de yalanladı. Kaynak ayrıca, Philadelphia ile ilgili herhangi bir yeni güvenlik düzenlemesinin var olmadığını ifade etti.

shnyj56
Mısır ile Gazze Şeridi’ni ayıran duvarın yakınında kuzey Gazze’den yerinden edilen Filistinliler (DPA)

Buna rağmen İsrailli yetkililer, Gazze Şeridi’nin sınırlarını kontrol altına almak ve Hamas’ın Refah kapısı üzerindeki kontrolünü sona erdirmek için neler yapılabileceğini konuşmayı bırakmıyor. Netanyahu, daha önce Gazze Şeridi’nde savaşın başlamasından bu yana birçok kez İsrail’in Refah kara kapısının bulunduğu Philadelphia Koridoru olarak da bilinen Selahaddin Koridoru’nu kontrol etmek istediğini açıklamıştı.

Philadelphia Koridoru Gazze ile Mısır arasındaki 14 kilometrelik sınır boyunca yer alıyor. Mısır ile İsrail arasında 1979’da imzalanan Camp David Anlaşması’na göre burası, tampon bölge olarak sınıflandırılıyor.

Can damarı

Gazze Şeridi’nde savaşın patlak vermesinden bu yana Refah kapısı, İsrail’in Gazze ile 6 numaralı geçiş noktasını kapatma kararı ve İsrailli yetkililerin ‘her türlü yardımın kararlı bir şekilde reddedileceğini’ duyurması ortasında, Gazze Şeridi’ne insani yardım girişi için bir ‘can damarı’ haline geldi.

Mısır, öncelikli olarak Mısır ve Filistin tarafları arasında bireylerin geçişi için donatılmış olan Refah sınır kapısını, yardımların iletilmesi, yaralıların çıkışı, insani yardım vakaları ve yabancıların Gazze Şeridi’nden çıkışı için tahsis etti.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçen ay Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah kapısının haftanın yedi günü 24 saat açık olduğunu, ancak İsrail’in yardımların girmesine izin vermek için aldığı önlemlerin süreci sekteye uğrattığını belirtti. Sisi, bunun, rehinelerin serbest bırakılması konusunda nasıl baskı uygulanacağının bir parçası olduğunu da dile getirdi.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın açıklaması, İsrail savunma ekibinin Uluslararası Adalet Divanı karşısında ‘iddialar ve yalanlar’ savunmasına Mısır’ın verdiği yanıt bağlamında geldi. Ayrıca mahkemenin ikinci oturumunda, İsrail tarafından Refah kapısının Mısır tarafından Gazze Şeridi’ne insani ve yardım malzemesi girişini engellemekten Kahire’nin sorumlu olduğu iddia edildi.

Mısır Devlet Enformasyon Servisi (SIS) Başkanı Diaa Raşvan, İsrail’in iddialarının tutarsızlığının ve yalanlarının, tüm İsrailli yetkililerin Gazze’ye yönelik saldırının başlamasından bu yana kamuoyuna yapılan açıklamalarda onlarca kez ‘başta yakıt olmak üzere yardımların Gazze Şeridi’ne girişine’ izin vermeyeceği ifadelerinden açıkça anlaşıldığını söyledi. Raşvan’a göre çünkü bu, İsrail’in Gazze Şeridi’ne karşı yürüttüğü savaşın bir parçası.

Gazze Şeridi’ndeki askeri operasyonların artması ve Refah sınır bölgesine yaklaşmasıyla birlikte İsrail’in Refah kapısı da dahil olmak üzere sınır bölgesinin geleceğine ilişkin açıklamaları daha da sertleşti. Refah Sınır Kapısı, geçen Kasım ayında Gazze Şeridi’nde Mısır, Katar ve ABD’nin arabuluculuğuyla varılan tek ateşkes sırasında Gazze Şeridi’ndeki tutuklular için çıkış limanı olarak kullanıldı.

Yerel tüketim

Eski Mısır Dışişleri Bakanı ve Mısır Dışişleri Konseyi Başkanı Büyükelçi Muhammed el-Urabi, İsrail’in sızıntılarının ve Tel Aviv’deki hükümet yetkilileri tarafından zaman zaman yapılan açıklamaların ‘yerel tüketime yönelik açıklamalardan başka bir şey olmadığını’ söyledi. Urabi, konunun ‘İsrail’in tek başına alacağı bir kararla kontrol edilemeyecek kadar büyük’ olduğuna dikkat çekti.

Urabi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sınır sorunlarına ilişkin düzenlemelerin ‘birkaç ülke arasındaki uluslararası anlaşmalara ve mutabakatlara tabi olduğunu’ ifade etti. Urabi, “Dolayısıyla İsrail’in bu gerçeği tek taraflı olarak değiştirme yönündeki söylemleri, tehlikeli ve kabul edilemezdir” dedi. Muhammed el-Urabi ayrıca, “İsrail, çok başlı bir devlete dönüştü. Hükümette, her biri fikir sunan bir grup lider var. Çıkarlarına ulaşmak için bunu talep ediyor” diyerek, bu durumu son derece tehlikeli olarak nitelendirdi.

Mısır’ın bu İsrail davalarına ilişkin tutumu hakkında ise eski Mısır Dışişleri Bakanı, Mısır’ın sorumlu bir ülke olduğuna ve dış politikasını yönetme ve ulusal güvenlik gerekliliklerini koruma konusunda net bir vizyona sahip olduğuna dikkat çekerken, “Bu, güvenliği baltalamaya yönelik her türlü girişime karşı koyabilecek kapasitededir” dedi.

Perşembe günü İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant, Han Yunus’taki askeri operasyonlara katılan askerlerle yaptığı toplantıda, İsrail kuvvetlerinin Refah şehrine ‘oradaki Hamas eylemcilerini ortadan kaldırmak için’ geleceğini söyledi.

Refah, 4 aydır devam eden savaşta İsrail ordusunun saldırmadığı az sayıdaki bölgeden biri. İsrailli yetkililer, ‘Gazze Şeridi’nin her yerine silah kaçakçılığı yapmak için kullanılan tünellerin yok edilmesi gerektiğinden’ defalarca söz etti.

drfbr
Mısırlı bir yardım konvoyu, Gazze’ye yardım ulaştırdıktan sonra Refah Sınır Kapısı’ndan ayrılıyor (Mısır Kızılayı)

İsrail ‘i24news’ televizyonu, cuma günü yaptığı açıklamada, Gallant’ın tünelleri ortadan kaldırmak amacıyla Philadelphia Koridoru boyunca bir yer altı duvarının inşasını desteklediğini söyledi.

Fetih Hareketi Sözcüsü Abdulfettah Devle, geçen cumartesi günü yaptığı açıklamada, Refah’a karşı planlanan planın ‘son derece tehlikeli’ olduğunu söyledi. Devle, “İsrail, Refah kapısının yerini değiştirmeyi planlıyor ve bu, yakında Refah’ın hedef alınacağına ve yerinden etme planının devam edeceğine işaret ediyor” dedi.

Abdulfettah Devle, “İşgalin açıklanmayan hedefleri kamuoyunda görünenden daha tehlikelidir. Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden saldırı, Gazze Şeridi’ni bölerek, Şerit boyunca bir tampon bölge oluşturarak ve Selahaddin (Philadelphia) Koridoru’nu kontrol ederek Gazze Şeridi’ni tamamen kontrol altına almayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk ise İsrail’in Refah’a yönelik olası askeri operasyona ilişkin açıklamalarının tehlikesi konusunda uyarıda bulundu. Türk, X üzerinde yaptığı açıklamada “Bu açıklamalar, daha önce İsrail ordusunun Refah’a gitmesi emri verilen 1,5 milyondan fazla Filistinlinin çok sayıda can kaybına ve daha fazla yerinden edilmesine ilişkin alarm veriyor” dedi.



Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Hizbullah'ı ‘ihanetle’ suçladı

İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Hizbullah'ı ‘ihanetle’ suçladı

İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Hizbullah'ın İsrail ile doğrudan müzakereye girmesini bahane ederek kendisine yönelik başlattığı eleştiri ve ihanet suçlamaları kampanyasına yanıt verdi. Avn, açıklamasında, “Yaptığımız ihanet değil; ihaneti, dış çıkarlar uğruna ülkesini savaşa sürükleyenler yapıyor” diyerek müzakerelere yönelmenin ülkeyi koruma amacı taşıdığını vurguladı. Lübnanlıların, özellikle güneydekilerin ulusal çıkara hizmet etmeyen çatışmaların bedelini ödemeye devam etmesine karşı olduğunu söyleyen Avn, savaş kararının ulusal mutabakatla alınıp alınmadığını sordu.

Avn’ın bu açıklamasından önce Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, İsrail ile doğrudan müzakereyi reddettiğini bir kez daha yinelerken bunun olası sonuçlarını ‘yok hükmünde’ sayarak silahını bırakmayacağını vurguladı.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Kasım'ın açıklamalarına sert bir yanıt verdi. Tehditlerinin dozunu artıran Katz, Hizbullah’ın varlığını sürdürmesinin Lübnan'ı yakıp kül edeceğini söyleyerek “Lübnan hükümeti Hizbullah terör örgütünün kanadı altına sığınmaya devam ederse ateş alevlenecek ve Lübnan'ın sedir ormanlarını yakacak” uyarısında bulundu.


Irak Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurmakla Ali el-Zeydi'yi görevlendirdi

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
TT

Irak Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurmakla Ali el-Zeydi'yi görevlendirdi

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.

Şii Koordinasyon Çerçevesi, dün akşamı üyelerinin çoğunluğunun oyuyla Zeydi’yi yeni hükümeti kurmak üzere aday olarak seçti.

Şeyh Kays el-Hazali önderliğindeki Asaib Ehl el-Hak hareketine bağlı El-Ahd TV, El-Zeydi'nin atanması töreni için hazırlıkların şu anda hükümet binası içinde, Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, Irak Parlamento Başkanı Heybet el-Halbusi ve Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faık Zeydan'ın huzurunda sürdüğünü bildirdi.  

Görsel kaldırıldı.Avukat ve bankacı Ali el-Zeydi (Şarku’l Avsat)

Koordinasyon Çerçevesi tarafından yapılan açıklamada, “Aday isimlerin değerlendirilmesinin ardından, parlamentodaki en büyük blok olan Koordinasyon Çerçevesi’nin adayı olarak Ali el-Zeydi’nin başbakanlık görevini üstlenmek ve yeni hükümeti kurmak üzere seçilmesine karar verilmiştir” denildi.

Açıklamada ayrıca, Hukuk Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile İmar ve Kalkınma Koalisyonu lideri Muhammed Şiya es-Sudani’nin adaylıktan çekilmesinin “ulusal çıkarların korunması, siyasi tıkanıklığın aşılması ve mevcut dönemin gerekliliklerine uygun bir aday üzerinde uzlaşının sağlanması açısından sorumlu ve tarihi bir tutum” olduğu vurgulandı.


Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
TT

Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)

Nebil Fehmi

Ulusal güvenlik hiçbir zaman statik bir kavram olmamıştır. Toprakları korumaktan ve siyasi sistemin hayatta kalmasını sağlamaktan, ekonomik dayanıklılığı, teknolojiyi, bilgiyi, toplumu ve hatta tedarik zincirlerini yönetmeye kadar genişlemiştir. Mevcut çok kutuplu çağda, bölgesel ve küresel güvenlik derinden iç içe geçmiştir. Güç kullanımına artan bağımlılık, uluslararası düzeni daha parçalı, daha rekabetçi ve daha az yönetilebilir hale getirebilir.

Ulusal güvenlik fikri

Özünde ulusal güvenlik, bir devletin siyasi otoritesini, toprak bütünlüğünü ve hayatta kalması için gerekli koşulları koruma çabasını temsil eder. Geçmiş zamanlarda bu, öncelikle işgale karşı askeri savunma ve bazen de emperyal veya sömürgeci nüfuzu koruma anlamına geliyordu. Zamanla, devletler savaşın tek tehdit olmadığını fark ettikçe kavram genişledi. Ekonomik şoklar, iç istikrarsızlık, ideolojik rekabet, siber saldırılar ve enerji bağımlılığı da bir devletin hayatta kalmasını tehdit edebilirdi.

Bu daha geniş anlam önemli çünkü hükümetlerin güvenlik politikası olarak tanımladıkları şeyi değiştiriyor. Savunma Bakanlığının artık tüm yükü tek başına taşıması mümkün değil. Nitekim ulusal güvenlik bugün finans, ticaret, halk sağlığı, altyapı, veri yönetimi ve sanayi politikasıyla kesişiyor.

Kavramın evrimi

 Modern ulusal güvenlik kavramı birkaç aşamadan geçmiştir. Önemli bir dönüm noktası, egemenliğe ve toprak sınırlarına odaklanan Vestfalya devletler sistemiydi. Ardından, büyük güçler arasındaki rekabetin güvenliği kapsamlı bir ulusal proje haline getirdiği dünya savaşları dönemi geldi. Daha sonra, Soğuk Savaş, caydırıcılık, ittifak yönetimi, nükleer denge ve istihbarat rekabetine dayalı stratejik bir gerekçe olarak ulusal güvenliği pekiştirdi.

Pearl Harbor saldırısı, Amerika Birleşik Devletleri için önemli bir dönüm noktasıydı çünkü güvenliği sınırlı dış kaygıdan kalıcı bir ulusal seferberliğe dönüştürdü. İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde, saldırı ve Soğuk Savaş'ın başlangıcı, barış zamanı hazırlığının stratejik düşüncenin kalıcı bir parçası haline gelmesine katkıda bulundu. Bir sonraki değişim, terörizmin, devlet dışı aktörlerin stratejik hasar verebileceğini gösterdiği 11 Eylül saldırılarından sonra geldi. Hükümetler, ulusal güvenlik kavramını iç güvenlik, terörle mücadele, finansman ve sınır kontrolünü içerecek şekilde genişletti.

O zamandan beri, küreselleşme ve teknoloji bu kavramı daha da ileriye taşıdı. Ekonomik karşılıklı bağımlılık yaptırımları, enerji piyasalarını ve yarı iletken ve kritik maden tedarik zincirlerini ekonomik araçlar kadar önemli hale getirdi. Siber saldırılar, dezenformasyon, uzay sistemleri ve yapay zeka, sivil ve askeri meseleler arasındaki çizgileri bulanıklaştırdı.

Dönüm noktaları ve etkenleri

Ulusal güvenlik kavramındaki her genişleme, önceki paradigmanın sınırlılığını ortaya koyan bir şokun ardından geldi. Dünya savaşları, endüstriyel gücün, lojistiğin ve kitlesel seferberliğin savunmanın ayrılmaz unsurları olduğunu gösterdi. Soğuk Savaş güvenliğin küresel, ideolojik ve nükleer hale geldiğini ortaya koydu. 11 Eylül olayları, asimetrik tehditlerin geleneksel sınırları aşabileceğini gösterdi. Finans krizi, siber çatışma ve büyük tedarik zinciri aksamaları ise ekonomik ve teknolojik kırılganlığın stratejik bir zayıflık haline gelebileceğini ortaya çıkardı.

Burada açık bir örüntü ortaya çıkıyor; devletler genellikle güvenlik tanımlarını ancak bir olay önceki tanımın çok dar olduğunu kanıtladıktan sonra genişletirler. Bu nedenle güvenlik doktrininin evrimi kademeli olmaktan ziyade tepkisel olma eğilimindedir ve yine bu kavramın, devleti korumaktan devletin bağlı olduğu sistemleri korumaya kadar genişlemeye devam etmesinin sebebidir.

Bölgesel ve küresel güvenlik

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz. Bölgesel savaşlar enerji fiyatlarını, ticaret yollarını, göçü, silahlanma yarışlarını ve ittifak davranışlarını, doğrudan savaş alanının çok ötesinde etkiler. Buna karşılık küresel rekabetler savaşan taraflara silah, diplomatik destek, fon ve rekabetçi anlatılar sağlayarak bölgesel çatışmaları körükler.

Ukrayna'daki savaş bu karşılıklı bağlantıyı net bir şekilde açıklıyor. Tek bir bölgesel çatışma, Avrupa’nın savunma politikalarını yeniden şekillendirdi, NATO'nun uyumunu güçlendirdi, enerji piyasalarını alt üst etti ve Avrupa'nın çok ötesine yayılan gıda ve gübre krizlerine yol açtı. Benzer şekilde, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, nakliye rotalarını, sigorta maliyetlerini ve küresel ticareti etkileyerek, bir su yolundaki krizin anında küresel ekonomik ve güvenlik sorununa dönüşebileceğini gösterdi. Son olarak Ortadoğu'da, İran krizi ve Hürmüz Boğazı ile bağlantılı olarak, tekrarlanan yüksek gerilim dalgaları, yerel şiddetin dış güçleri nasıl içine çekebileceğini, daha geniş çaplı çatışma olasılığını nasıl artırabileceğini ve büyük güçler arasında stratejik rekabete nasıl kapı açabileceğini gösterdi.

Bu nedenle, bölgesel güvenliğin aynı zamanda küresel güvenlik olduğu iddiası sadece bir slogan değildir. Herhangi bir bölgedeki silah kontrolü düzenlemeleri, güven artırıcı önlemler ve kriz yönetimi mekanizmaları daha geniş çaplı istikrara katkıda bulunurken, bunların çökmesi büyük güçler arasında gerilimin tırmanması riskini artırır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre uygulamada, bölgesel ve küresel düzeyler birbirine bağlı hale gelmiştir; bir yerdeki baskının etkileri hızla diğer yerlere yayılmaktadır.

Güç kullanımı ve küresel düzen

Mevcut durum endişe verici çünkü giderek artan sayıda devlet, silahlanmayı sınırlama çerçevelerinin zayıfladığı bir dönemde güce, zorlamaya ve gri bölge araçlarına başvuruyor. Sonuç ise sadece daha fazla çatışma değil, aynı zamanda kırmızı çizgiler, gerilim eşikleri ve kriz yönetimi konusunda daha büyük belirsizliktir. Askeri güç kullanımı kolaylaşırken kontrol edilmesi zorlaştıkça, caydırıcılık daha az istikrarlı hale gelir ve yanlış hesap yapma olasılığı artar.

Gelecekteki küresel düzene gelince en olası sonuç, kurallara dayalı öngörülebilirlikten uzaklaşarak daha çok işlemsel ve çekişmeli bir sisteme doğru geçiş olacaktır. Büyük güçler doğrudan savaştan kaçınabilir, ancak bölgesel vekil güçler, siber operasyonlar, ekonomik zorlama ve seçici ittifaklar yoluyla rekabet edeceklerdir. Bu, güç açısından çok kutuplu ancak kurallar ve normlar açısından parçalanmış, daha zayıf küresel kurumlar ve daha fazla dağılmış güvenlik bloklarını içeren bir dünya doğurabilir.

Bizi ne bekliyor?

Gelecek dünya düzeni muhtemelen tek bir baskın güç tarafından değil, büyük güçler, orta güçler ve bölgesel aktörler arasındaki zorlu uzlaşmalarla şekillenecektir. Devletler, iç dirençlerini dış caydırıcılıkla birleştirmeye devam edeceklerdir; bu da ulusal güvenliğin giderek kapsamlı bir hükümet stratejisi olacağı anlamına geliyor. Buradaki tehlike, her meselenin bir güvenlik meselesi haline gelmesi, diplomasinin rolünün azalması ve siyasi uzlaşmaların daha da zorlaşmasıdır.

Ancak bu, geleceğin kaosa mahkum olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, istikrarın silah kontrolünün yeniden inşasını, krizler sırasında iletişim kanallarının canlandırılmasını ve bölgesel çatışmaların küresel tehditlerin tezahürleri olarak ele alınmasını gerektireceği anlamına geliyor. Küreselleşmenin yönlendirdiği çok kutuplu ve birbirine bağlı dünyada, güvenlik artık yerel ve güç artık ayrı değil; eski sınırlar onları birbirinden ayıramayacak kadar çok kırılgan hale geldi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.