Suriye, Gazze savaşının ışığında yeni bir çatışma sarmalıyla karşı karşıya

Uluslararası bir yetkili, uluslararası topluma Suriye krizini gözden kaçırmama çağrısında bulundu.

Güvenlik güçleri ve sivil savunma çalışanları, çarşamba günü şafak vakti İsrail’in Suriye’nin Humus kentindeki saldırılarında yıkılan bir binanın enkazı altında kurbanları arıyor (AFP)
Güvenlik güçleri ve sivil savunma çalışanları, çarşamba günü şafak vakti İsrail’in Suriye’nin Humus kentindeki saldırılarında yıkılan bir binanın enkazı altında kurbanları arıyor (AFP)
TT

Suriye, Gazze savaşının ışığında yeni bir çatışma sarmalıyla karşı karşıya

Güvenlik güçleri ve sivil savunma çalışanları, çarşamba günü şafak vakti İsrail’in Suriye’nin Humus kentindeki saldırılarında yıkılan bir binanın enkazı altında kurbanları arıyor (AFP)
Güvenlik güçleri ve sivil savunma çalışanları, çarşamba günü şafak vakti İsrail’in Suriye’nin Humus kentindeki saldırılarında yıkılan bir binanın enkazı altında kurbanları arıyor (AFP)

İsrail ve Hamas arasındaki çatışmanın boyutu ve Gazze Şeridi’ndeki sivillerin anlatılmamış acısı haklı olarak dünya genelinde öfkeye yol açtı. Ancak Suriye’de şiddetin keskin bir şekilde artması da on binlerce insanı bölgeden kaçmak zorunda bırakırken, bu durum bölge dışında büyük ölçüde dikkati çekmeyen dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor.

Suriye’deki şiddetin de acilen durdurulması gerekiyor. Ancak bunun yerine orada, 12 yılı aşkın bir süredir devam eden savaş yoğunlaşıyor ve şu an benzer bir çatışma kapsamında beş cepheye yayılıyor. Suriye hükümeti ve Rus güçleri kuzeybatıdaki silahlı muhalif gruplarla savaşırken, DEAŞ ülke çapındaki saldırılarını yoğunlaştırıyor. Türkiye, kuzeydoğudaki Kürt güçlere saldırıyor. Kürt güçler yerel aşiretlerle savaşırken, ABD ile İsrail de İran’a bağlı güçlerle karşı karşıya geliyor.

Bölgenin yaşadığı çalkantı göz önüne alındığında Suriye topraklarındaki çatışmaların kontrol altına alınması için ciddi uluslararası çabaların sarf edilmesi gerekiyor. On yılı aşkın bir süredir dökülen kanın ‘diplomatik bir sona’ ihtiyacı var.

Ayrıca Gazze’de kalıcı bir ateşkes Suriye’deki durumu büyük ölçüde sakinleştirecek. Ülke içinde ABD, İsrail ve ajanları aracılığıyla İran dahil askerî açıdan aktif olan yabancı güçler arasındaki gerilimi azaltacak.

few
Geçen Ekim ayında İdlib’in batı kırsalındaki el-Hamamah köyünde yerinden edilmiş insanlara yönelik bir kampta Rus hava saldırısının yol açtığı yıkım (AFP)

Suriye’nin batısındaki Humus’ta 5 Ekim’de Harp Okulu’nda düzenlenen mezuniyet töreninde kimliği belirsiz kişiler tarafından gerçekleştirilen drone saldırısında onlarca Harp Okulu öğrencisi, aile üyeleri ve orada bulunanlar hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştı. Suriye ordusu ve Devlet Başkanı Beşşar Esed’i destekleyen Rus güçleri, okullar, hastaneler, marketler ve evlerini terk etmek zorunda kalan Suriyelilere yönelik kamplar da dahil olmak üzere muhalefetin kontrol ettiği Suriye’nin kuzeybatısında en az 2 bin 300 bölgeye saldırı düzenleyerek karşılık verdi.

​Çok nedenli yer değiştirme

Yaklaşık 120 bin kişi kaçmak zorunda kaldı. Çoğu geçen yıl Şubat ayında gerçekleşen büyük deprem de dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle birçok kez yerinden edildi. Ekim ayından bu yana komisyonumuz tarafından takip edilen olaylarda en az 500 sivil yaralandı veya öldü. Kullanılan silahlar arasında, komitemizin 2011’de Suriye’deki iç savaşın başlangıcından bu yana belgelediği, devam eden yıkıcı bir model olan, uluslararası düzeyde yasaklanmış misket bombaları da var.

Geçmiş dönemde bu açıklamalar, geniş çapta öfkeye neden oluyordu, peki şimdi ne fark var? Dünyanın dikkati başka yöne çevrilmiş durumda. DEAŞ, aynı zamanda Suriye içindeki ölümcül faaliyetlerini de yoğunlaştırıyor, hem sivil hem de askeri hedeflere saldırıyor, operasyonel yeteneklerini ve aşırı ideolojisini sergilemeye devam ediyor.

Ülkenin kuzeybatısında Türk güçleri, Türkiye topraklarındaki terör faaliyetleriyle bağlantılı oldukları gerekçesiyle Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yönelik operasyonlarını hızlandırdı. Yine SDG, Doğu Suriye’nin en büyük şehri Deyrizor’da da Kürt liderliğindeki yerel yönetimin temel hizmetleri sağlayamadığı veya temel hakları güvence altına alamadığı yönündeki eski şikayetlerin körüklediği bir çatışmada aşiretlerle savaşıyor. Bunun sonucunda ölen sivillerin sayısı sayılmıyor.

dfb rgtn
Türkiye’ye ait insansız hava aracı Haseke’de SDG üyelerini bombaladı (Arşiv)

En rahatsız edici olanı, Gazze’ye düzenlenen saldırı nedeniyle artan bölgesel gerginliklerin, İsrail ve İranlı milislerin Suriye topraklarına yönelik saldırılarının artmasına yol açması. Suriye’deki ABD üsleri, geçtiğimiz Ekim ayından bu yana milislerin 50’den fazla saldırısına maruz kaldı.

Ürdün’de 28 Ocak’ta üç ABD askerinin ölümüyle sonuçlanan saldırıdan çok önce ABD, İran bağlantılı gruplar tarafından kullanıldığı söylenen tesislere misilleme amaçlı saldırılar başlatmıştı. Ürdün’deki son saldırı, Iraklı milisler tarafından Suriye, Irak ve Yemen’de yeni bir ABD misilleme saldırıları dalgasına yol açtı. Bu da daha geniş bir çatışma korkusu yarattı.

rtrjy56k
Suriye Başbakanı Hüseyin Arnus’un İsrail saldırısının ardından Şam Havalimanı’ndaki pistlerin hasarlı kısımlarındaki onarım çalışmalarını denetlediği arşiv görüntüleri (AFP)

Aynı zamanda görünüşte İran’la bağlantılı unsurları hedef alan İsrail hava saldırıları, insani yardımın ulaştırılması için son derece ihtiyaç duyulan Suriye’nin sivil havaalanlarını hizmet dışı bıraktı.

Tüm bunların ortasında Suriyeliler, giderek daha da dayanılmaz zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Yaklaşık 17 milyonunun gıda, su ve tıbbi bakım gibi insani yardıma ihtiyacı var. Bununla birlikte yardım teslimatları, Suriye hükümetinin keyfiliğine bağlı olarak ve yaptırımlar tarafından engellenerek pamuk ipliğine bağlı kalmaya devam ediyor.

sdevrbth
Dünya Gıda Programı çalışanları, İdlib’in eteklerindeki Atma kampında yardım teslimatları durmadan önce yerinden edilmiş Suriyelilere yardım paketleri dağıtıyor, 6 Aralık 2023 (AFP)

Aynı zamanda bağışçı fonlarındaki ciddi eksiklik, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nı Suriye’ye düzenli gıda yardımını askıya almaya zorladı. Bu da milyonları, açlığın pençesine düşürdü. Bu yüzyılın en acımasız iç savaşlarından biri, son on yılda Suriye’de 300 binden fazla sivilin hayatına mal oldu. Geçtiğimiz Ekim ayında Avrupa’ya sığınma talebinde bulunan Suriyeli sayısının son 7 yılın en yüksek seviyesine ulaşması şaşırtıcı değil.

Tüm savaş suçları

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kapsamına giren savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların neredeyse tamamı Suriye’de işlendi; Hastanelerin ve sağlık çalışanlarının kasıtlı olarak hedef alınması, teröristlerle mücadele kisvesi altında sivillere yönelik doğrudan ve ayrım gözetmeyen saldırılar (kimyasal silahlar da dahil), yargısız infazlar, on binlerce kişinin işkence görmesi, Suriye’nin bazı bölgelerinde DEAŞ’ın kontrol ettiği dönemde Ezidilere yönelik soykırım.

fbrtnyj6
Bir adam, geçtiğimiz 30 Aralık’ta Suriye ordusunun İdlib’e düzenlediği topçu bombardımanında yaralanan kardeşi için ağlıyor (DPA)

Suriye’de temel uluslararası insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterilmemesi, yalnızca çatışmanın tüm taraflarında ölümlere ve sakatlanmalara yol açmakla kalmadı, aynı zamanda uluslararası koruma sisteminin özünü de baltaladı. Ukrayna, Sudan ve şimdi de Gazze dahil giderek artan çatışmalar listesinde uluslararası hukukun göz ardı edildiğini görüyoruz.

edd
Suriyeliler, Kanada ve Hollanda’nın Suriye’de savaş suçları işlenmesine karşı açtığı davayı değerlendiren Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda

Üye devletler bu endişe verici eğilimi durdurmak için acilen harekete geçmelidir. Kasım ayında Uluslararası Adalet Divanı, Suriye’ye işkenceyi durdurma emri verdi. Son yıllarda Avrupalı ​​savcılar, Suriye’de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan dolayı 50’den fazla fail hakkında dava açtı. Bu çabaların sadece Suriye’de değil, her yerde işlenen vahşet konusunda sürdürülmesi, desteklenmesi ve genişletilmesi gerekiyor.

Bu bağlamda çatışmaların durması halinde en korkunç ihlaller sona erebilir. Uluslararası topluma Suriye krizini gözden kaçırmama çağrısında bulunuyoruz. Suriye’nin cesur diplomatlara, cesur bağışçılara ve kararlı savcılara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Yaklaşık 13 yıldır süren çatışmaların ardından Suriye’nin artık her şeyden çok ülke çapında bir ateşkese ihtiyacı var.

New York Times

*Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu Başkanı Paulo Pinheiro



ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
TT

ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)

Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bir dizi açıklamanın ardından yeni bir gerilim aşamasına girdi. Söz konusu açıklamalarda sert güvenlik uyarıları yapılırken, Irak makamlarının ülke içindeki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırıları engelleme kapasitesi doğrudan eleştirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Irak’taki Amerikan diplomatik tesislerini hedef alan saldırıların sorumlularının tespitine yönelik bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıklamasından bir gün sonra, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği perşembe günü yeni bir uyarı yayımladı. Açıklamada, “İran’la bağlantılı Iraklı milislerin” başkent merkezinde 24 ila 48 saat içinde saldırı düzenleyebileceği belirtildi.

Büyükelçilik, ABD vatandaşlarına Irak’ı derhâl terk etmeleri çağrısında bulunarak, olası saldırıların Amerikalıları ve ABD ile bağlantılı şirketler, üniversiteler, diplomatik tesisler, enerji altyapısı, oteller ve havalimanları gibi hedefleri kapsayabileceğini ifade etti.

Uyarıdan saatler önce yayımlanan ayrı bir açıklamada ise büyükelçilik, Irak hükümetinin “Irak topraklarında gerçekleşen veya buradan kaynaklanan terör saldırılarını önleyemediğini” belirtti. Bu ifade, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, Erbil’deki Başkonsolosluk ve başkentteki diplomatik destek merkezine yönelik tekrarlanan saldırılara atıf olarak değerlendirildi.

Haşdi Şabi mensupları, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Açıklamada ayrıca, silahlı gruplara mensup bazı unsurların “Irak hükümetinde görevli olduklarını gösteren kimlik belgeleri taşıyabileceği” ifade edilerek, bazı saldırganların kurumsal bağlantıları ya da resmî bir koruma altında olabileceğine ima yapıldı. Ancak bu konuda ayrıntı verilmedi.

Yaklaşık dört saat sonra büyükelçilik, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıların faillerine ilişkin bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyuran açıklamasını yeniden paylaştı.

Bu gelişmeler, Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı ile ABD tarafı arasında, Irak’ın bölgesel askeri çatışmanın dışında tutulmasına yönelik varılan mutabakatın üzerinden bir haftadan kısa süre geçmesinin ardından geldi. Anlaşmada, Irak topraklarının, hava sahasının ve kara sularının ülkenin ya da komşu devletlerin güvenliğini tehdit edecek şekilde kullanılmaması vurgulanmıştı.

Sahada tırmanış

Siyasi ve güvenlik gerilimine paralel olarak, Enbar ve Ninova vilayetlerinde silahlı gruplara ait hedeflere yönelik hava saldırıları düzenlendi.

Yerel kaynaklara göre, Enbar vilayetinin batısındaki Hadise kentinde 57. Tugay’a bağlı aşiret güçlerinin karargâhı ABD tarafından bombalandı. Saldırının bilançosuna ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

Ninova’da ise Haşdi Şabi, perşembe günü yaptığı açıklamada, Musul’un güneyindeki Kayyara nahiyesinde 58. Tugay’a bağlı 38. Alay karargâhının hava saldırısına uğradığını, ancak can kaybı yaşanmadığını bildirdi.

Haşdi Şabi’nin açıklamasına göre saldırı saat 11.30’da gerçekleşti ve aynı vilayetteki başka bir hedefin vurulmasından 24 saatten kısa süre sonra düzenlendi. Kurum, aynı gün sabah saatlerinde de 14. Tugay’a bağlı 4. Alay’ın bulunduğu noktanın hedef alındığını ve bu saldırıda da can kaybı yaşanmadığını duyurmuştu.

df
Haşdi Şabi üyeleri, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Kısa süre içinde aynı bölgedeki hedeflere yönelik tekrarlanan saldırılar, sahadaki askeri tırmanışın genişlediğini gösterirken, ABD’nin Bağdat’a yönelik uyarılarıyla birlikte Irak’taki güvenlik tablosunun daha hassas bir aşamaya girdiğine işaret ediyor.

Siyasi tepkiler

Hükümete katılan Şii, Sünni ve Kürt güçleri bir araya getiren “Devlet Yönetimi Koalisyonu” ise yayımladığı açıklamada, “her ne gerekçeyle olursa olsun ülke egemenliğinin ihlalini” reddettiğini belirtti. Koalisyon, Irak topraklarının herhangi bir ülkeye yönelik saldırıların çıkış noktası olarak kullanılmasına karşı olduğunu yineledi.

Açıklamada ayrıca, çeşitli vilayetlerde devlet kurumlarını, diplomatik misyonları ve hayati tesisleri hedef alan saldırılar kınanırken, hükümetin ve yargının güvenliği sağlama ve istikrarı yeniden tesis etme yönündeki adımlarına destek verildiği ifade edildi.

Bağdat üzerindeki baskı artıyor

Gözlemciler, hava saldırıları ile ABD’nin sert uyarılarının eş zamanlı gelmesinin, Irak hükümeti üzerindeki baskıyı artırabileceği görüşünde. Özellikle silahlı grupların faaliyetleri ve Irak topraklarından kaynaklanan saldırılar konusunda Bağdat’ın daha net bir tutum alması yönünde çağrılar artıyor.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir Irak hükümet danışmanı, ABD Büyükelçiliği’nin uyarısının “Bağdat’ın silahlı gruplara karşı kararlı adımlar atma kapasitesine yönelik güvenin azaldığını gösterdiğini” söyledi.

Aynı kaynak, ABD politikasının “Irak hükümetine manevra alanı tanımaktan, doğrudan baskı uygulayarak net bir pozisyon almaya zorlamaya evrildiğini” ifade etti.

Washington’un, Bağdat’ın izlediği denge politikasını artık yeterli görmediğini belirten kaynak, Irak topraklarından kaynaklanan saldırıların sürmesi hâlinde bunun “hükümet üzerindeki siyasi ve güvenlik baskılarının daha da artmasına yol açabileceği” uyarısında bulundu.


Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
TT

Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Bölgesel enerji rotalarında stratejik bir dönüşüme işaret eden adım kapsamında, Bağdat yönetimi ham petrolü Suriye üzerinden kara yoluyla ihraç etmeye resmen başladı. Geleneksel deniz ticaret yollarında yaşanan aksaklıkları aşmayı hedefleyen bu gelişme, Şam tarafından ülkenin yeniden “geçiş pusulası” ve küresel enerji için hayati bir platforma dönüşü olarak değerlendirildi. Bölgedeki jeopolitik dalgalanmalar, iki ülke arasında kara entegrasyonuna dayalı yeni bir ekonomik gerçekliği beraberinde getiriyor.

Irak’tan çıkan ilk fuel-oil tanker konvoyları, Tanf–Velid sınır kapısından geçerek Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Banyas Rafinerisi’ne doğru yola çıktı. Böylece iki ülke arasında ekonomik iş birliğinde yeni bir dönemin fiilen başladığı ifade ediliyor. Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), 299 tankerlik sevkiyatın daha sonra ihracat amacıyla yükleneceğini bildirdi.

febfeb
Iraklı tankerler Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Tanf sınır kapısı, 2015 yılında DEAŞ’ın kontrolüne geçmesinin ardından kapatılmıştı. 2016’da ABD destekli güçler bölgede bir askeri üs kurmuştu. Geçtiğimiz ay Suriye güçlerinin kontrolü ele almasıyla birlikte sınır kapısının yeniden açılmasının önü açıldı.

“Geçiş pusulası”

İlk tanker konvoylarının Suriye topraklarına girişinin ardından, Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, X platformundaki açıklamasında, “Suriye-Irak sınırından Banyas’taki deniz terminallerine uzanan hatla Suriye yeniden küresel enerji için stratejik bir geçiş ve ihracat platformu haline geliyor” ifadelerini kullandı. Beşir, bu adımın “ulusal çıkarları güçlendirdiğini ve Arap ekonomik entegrasyonunu ileri taşıdığını” belirtti.

Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi de söz konusu gelişmenin iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendiren önemli bir adım olduğunu, ticaret ve enerji hatlarının canlandırılmasının önünü açtığını açıkladı. Kurum, işlemlerin hızlı ve verimli şekilde yürütülmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını duyurdu.

dsvd
Irak’a ait tankerler Suriye topraklarına giriş yapmak üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Aynı kapsamda, İdare heyeti Yaarubiye–Rabia sınır kapısında incelemelerde bulunarak Mayıs başında faaliyete geçirilmesi için hazırlıkları değerlendirdi. Ayrıca Semalka–Fişhabur kapısının da sisteme dahil edilmesi için çalışmalar sürerken, Bukemal–Kaim kapısında yolcu geçişlerinin yeniden başladığı bildirildi.

Irak tarafında Velid ilçe yetkilisi Mücahid Mirdi ed-Duleymi, sınır kapısında deneme açılışının yapıldığını ve petrol tankerlerinin girişine başlandığını açıkladı. Duleymi, hâlihazırda 150’den fazla tankerin geçiş için beklediğini, günlük geçiş sayısının en az 500 tankere ulaşmasının hedeflendiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin de Suriye-Irak enerji iş birliğini desteklediği belirtiliyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada Suriye’nin, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle yaşanan enerji sorununa çözüm olabileceğini ve ülkede boru hattı projelerinin geliştirilebileceğini ifade etti.

“Suriye hayati bir seçenek”

Bölgedeki çatışmaların şiddetlenmesi ve ABD-İsrail ile İran arasında artan gerilim, dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda doğrudan tehdit oluşturuyor.

Ekonomist Dr. Fadi Ayyaş, Irak’ın büyük bir petrol üreticisi olarak ihracatını sürdürebilmek için Suriye’yi “hayati ve mevcut bir seçenek” olarak gördüğünü belirtti. Ayyaş’a göre, hedef günlük 500 ila 700 tanker seviyesine ulaşmak.

Ancak güvenlik riskleri dikkat çekiyor. Bölgedeki çatışmalar nedeniyle sınır hattı zaman zaman insansız hava araçları ve topçu atışlarıyla hedef alınıyor. Bu durum, sevkiyatın sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.

 dsvds
Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi Başkanlığı heyetinin Irak sınırındaki Yaarubiye Sınır Kapısı’na gerçekleştirdiği inceleme ziyareti (İdare)

Ayyaş, sürecin devamlılığının ekonomik ihtiyaçlar ile sahadaki güvenlik riskleri arasında kurulacak dengeye bağlı olduğunu vurguladı. Ayrıca uzun vadede Irak-Suriye petrol boru hattının yeniden devreye alınmasının daha güvenli ve düşük maliyetli bir seçenek olacağını ifade etti.

Irak’ın, sevkiyat zorlukları nedeniyle petrol üretimini yaklaşık yüzde 80 azaltarak günlük 800 bin varile düşürdüğü kaydediliyor.

Risklere rağmen sevkiyat

Tüm risklere rağmen tanker konvoylarının yola çıkması, tarafların süreci sürdürme kararlılığını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre operasyonun başarısı büyük ölçüde iki ülkenin güvenlik güçlerinin güzergâhı ne ölçüde koruyabileceğine bağlı olacak.

Ekonomik tahminlere göre, Irak petrolünün Suriye üzerinden taşınması, Şam yönetimine yıllık 150 ila 200 milyon dolar arasında transit gelir sağlayabilir. Buna ek olarak liman, depolama ve lojistik hizmetlerden de önemli gelir elde edilmesi bekleniyor.

Günlük 600-700 tankerlik hareketliliğin, yakıt tüketimi, bakım ve yol ücretleri üzerinden yerel ekonomiyi canlandıracağı ifade ediliyor. Ayrıca Suriye’nin, anlaşmalar kapsamında daha uygun fiyatlarla petrol veya türevlerine erişim imkânı elde edebileceği belirtiliyor.

Uzmanlar, tüm bu ekonomik kazanımların nihai olarak sevkiyat hacmi ve sınır hattındaki güvenlik istikrarına bağlı olacağını vurguluyor.


Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik alınan kararları uygulama kararlılığını vurguladı.

Avn, Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile gerçekleştirdiği görüşmede, ‘Lübnan-Hollanda ilişkilerini tüm alanlarda güçlendirme ve geliştirme arzusunu’ dile getirdi.

Jetten de Avn’ın tırmanışı durdurmak ve Lübnan devletinin tüm topraklar üzerindeki otoritesini tesis etmek için açıkladığı müzakere girişimini desteklediklerini belirterek, ‘Lübnan ordusunun ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmesi için Hollanda’nın destek sağlamaya hazır olduğunu’ ifade etti.

Jetten ayrıca, Hollanda’nın zor koşullar altında bulunan Lübnan ve halkının yanında olduğunu vurguladı ve ‘memleketlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılara yardım sağlamak için desteğe hazır olduklarını’ belirtti.

Lübnan Bakanlar Kurulu, 2 Mart’ta olağanüstü toplanarak, Hizbullah’ın tüm güvenlik ve askeri faaliyetlerini yasadışı ilan etmiş ve hareketin faaliyetlerini yalnızca siyasi alanla sınırlamıştı.