CIA Direktörü Burns'ün Kahire ziyareti ‘Gazze ateşkesi’ sorununu çözebilecek mi?

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kampına yönelik bombalaması sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (EPA)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kampına yönelik bombalaması sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (EPA)
TT

CIA Direktörü Burns'ün Kahire ziyareti ‘Gazze ateşkesi’ sorununu çözebilecek mi?

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kampına yönelik bombalaması sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (EPA)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kampına yönelik bombalaması sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (EPA)

Kahire, salı günü CIA Direktörü ile Mısır ve Katar'daki istihbarat servisleri liderlerinin katılımıyla bir toplantıya ev sahipliği yapacak. İsrail ise Gazze Şeridi'nde İsrail ile Filistinli direniş grupları arasında tutuklu değişimini de içeren ateşkes anlaşmasına ulaşma yollarını araştırmak için düzenlenen toplantıya katılımını henüz resmi olarak duyurmadı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre CIA Direktörü William Burns, Başkan Joe Biden tarafından geçen hafta görevlendirildi ve "Gazze'de kalan rehinelerin serbest bırakılmasını güvence altına alacak yeni bir anlaşmaya" varma çabalarını desteklemek amacıyla Kahire'yi ziyaret edecek.

Burns'ün Mısır ziyareti, Gazze Şeridi'ndeki savaşın beşinci ayına girmesinden sonra Mısır-Katar arabuluculuğunun Gazze Şeridi'nde ateşkes sağlanmasına yönelik çabalarının tökezlemesi ve Hamas hareketinin Paris toplantısında önerilen çerçeveye verdiği yanıtları İsrail’in reddetmesi gölgesinde gerçekleşiyor.

Çelişen mesajlar

İsrail Yayın Kurumu'nda (KAN) pazar günü yer alan bir haberde, İsrail Savaş Konseyi'nin bugün Kahire'de Mısır, ABD ve Katar’ın katılımıyla İsrail ile Hamas hareketi arasında olası bir mahkûm takası anlaşmasına ilişkin görüşmeleri tamamlamak üzere planlanan toplantıya katılmayı şimdiye kadar reddettiği belirtilirken, İsrail'in toplantıya katılımıyla ilgili Tel Aviv'den çelişkili mesajlar geldi.

KAN'ın haberinde, "bu aşamada İsrail'in kararı, bu hafta Kahire'de yapılacak zirveye katılmamak yönündedir, Mossad başkanı ve iç güvenlik servisi başkanının da katılması beklenmiyor. Savaş Kabinesi üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları azalırsa Shin Bet eninde sonunda katılacaktır” denildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Velid Ebu Hayye, yakın zamanda herhangi bir İsrail heyetinin Hamas'la esir değişimi anlaşması müzakeresi için Kahire'yi ziyaret ettiğini yalanladı. Ebu Hayye, Arap Dünyası Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, "İsrail, Hamas hareketinin koyduğu şartlar üzerine her türlü müzakereyi reddediyor" dedi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun "Hamas'ın müzakere şartlarının kabul edilemez olduğunu birkaç kez açıkladığını" ifade etti.

Buna rağmen İsrail medyası, ismini açıklanmadığı yetkililerden “İsrail'in toplantıya katılmak ve Gazze Şeridi'nde kalan tutukluların serbest bırakılmasını güvence altına alacak  anlaşma için Mısır'ın başkenti Kahire'ye bir heyet göndermeye hazırlandığını” aktardı.

Hamas’ın her biri 45 gün süren 3 aşamalı mahkûm değişimini içeren, Gazze’deki savaşı bitirmek ve tüm İsrailli rehinelerin binlerce Filistinli mahkumla takas edilmesiyle ilgili son teklifindeki taleplerin çoğunu İsrail reddetti. İsrail başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce, "Hamas tarafından önerilen teslim olma koşulları" olarak tanımladığı maddeleri reddetmiş ve pazar günü yaptığı açıklamada "tüm tutukluları geri getirmekle yükümlüyüz, ancak açık olmak gerekirse teslim olma koşullarını kesinlikle reddediyorum” dedi.

Tutarlı formül

Kahire Üniversitesi ve Mısır Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler Profesörü Dr. Tarık Fehmi ise İsrail'in toplantıya katılmamasını uzak ihtimal olarak, İsrail medyasında gündeme getirilenleri de "bir tür manevra, nabız testi ve bazen de diğer taraflara baskı yapmak" olarak değerlendirdi.

Fehmi, Şarku'l Avsat'a, Gazze Şeridi'nde ateşkesin sağlanmasına yönelik şu anda aktif olan iki yolun bulunduğunu, bunlardan ilkinin Burns'ün Mısırlı, Katarlı ve İsrailli yetkililerle görüşmesinin de yer aldığı “Gazze'de çözüm için tutarlı ve güçlü bir formüle sahip” olan Paris yolu olduğunu, belirtti. Fehmi, bu yolun aynı zamanda iki uluslararası tarafın (ABD ve Fransa) varlığıyla da ivme kazandığını ve bölgede rol oynamak isteyen diğer Avrupa ülkelerini kapsayacak şekilde bu yola katılım kapsamının da değişmesinin muhtemel olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Profesör Fehmi, özellikle İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki operasyonlarını artırma arzusunun gerilimi artırdığını belirterek, ikinci yolun, durumun kaymasını önlemek için ilgili taraflar arasındaki iletişimin devam etmesine bağlı olduğunu açıkladı. Ancak işgal güçlerinin, Mısır'ın çıkarlarına zarar verecek, atmosferi gerginleştirecek ve Paris yolunun sekteye uğramasına yol açabilecek benzeri görülmemiş bir gerginlik yöntemiyle "aptalca bir eylem" olarak tanımladığı şeyi yapmasını bekliyordu.

Fehmi, Burns'ün katılımının Amerika'nın işleri daha ileriye taşıma arzusunu gösterdiğini ve Washington'un bölgede başarılı olmak için bölge ülkeleriyle birlikte çalışma konusundaki ısrarını vurguladığını belirtti ve İsrail'in gerilimi tırmandırmaya yönelik motivasyonuna karşı da uyarıda bulundu. İşgal güçlerinin özellikle Refah'ta iki tutukluyu kurtarmayı başarmasının ardından, “Bu durum İsraillileri manevi  zafer arayışı içinde hesaplanmamış bir maceraya itebilir” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı'nın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'a saldıracağını çok kez vurgulaması ve Hamas hareketinin, hareketin önde gelen bir kaynağı aracılığıyla, İsrail'in Refah kentine yönelik herhangi bir saldırısı konusunda uyarması dikkat çekicidir. Yani bu, “takas müzakerelerini dinamitlemek” anlamına gelecektir ve bu ikaz saldırıyla ilgili BM ve uluslararası uyarıların ortasında geldi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından pazar günü yayınlanan bildiride, İsrailli yetkililerin Refah'a askeri operasyon başlatılmasına ilişkin açıklamaların tamamen reddedildiği ve saldırının vahim sonuçları olacağı konusunda uyarıda bulunuldu.

Şalit'in deneyimini tekrarlamak

 Hamas medya yetkilisi Velid el-Keylani ise "İsrail, Şalit'in deneyimini tekrarlıyor. Sonunda İsrailliler teslim olacak, tutuklular serbest bırakılacak, İsrail şehirlerin içinden çekilecek, ateşkes sağlanacak ve yardımlar gelecek. Gazze halkı Gazze’nin kuzeyine, evlerine ve yurtlarına dönecekler” dedi.

Keylani, Arap Dünyası Haber Ajansı'na verdiği röportajda, İsrail'in direnişin güçlü kartını, yani mahkumları almak istediğini ve mahkumlar serbest bırakılır bırakılmaz, Gazze Şeridi’nde girmediği kentler dahil geriye kalan her yere yeniden saldıracağını ifade etti. Keylani “Dolayısıyla direniş, garantör ülkeler olan Türkiye, Rusya, Birleşmiş Milletler, Katar, Mısır ve ABD'den ateşkes konusunda garantiler alınmasında kararlıdır. Böylece tam bir ateşkese gider ve geri kalan konuları ele alırız” dedi.

Hamas Medya yetkilisi Velid el-Keylani, Netanyahu'nun anlaşmanın ilk aşamasını yani ateşkesi istemediğini, bunun yerine mahkumların serbest bırakılması olan ikinci aşamaya başlamak istediğini, Hamas için ilk şartın kapsamlı ve tam bir ateşkes olduğunu, bundan sonra geri kalan konulara geçeceklerini belirtti. İsrail'in müzakereler kanalıyla uygulamak istediği "kötü niyetli" fikirler konusunda uyarıda bulundu. Keylani, bu nedenle direniş, tüm grupları ve bileşenleriyle birlikte ateşkes anlaşmasında ısrar ediyor ve diğer konulara ondan sonra geçme aşamasındadır.



Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, ABD’nin Başkanlık Konseyi başkanlığının Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’e devredilmesi ‘önerisi’ nedeniyle beklenen ‘siyaset sahnesinden dışlanma’ riskine karşı bir önlem niteliğinde görülen bir hamleyle son iki hafta boyunca farklı siyasi ve toplumsal kesimlerle görüşmelerini sıklaştırdı.

Menfi, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Massad Boulos tarafından sunulduğu belirtilen önerinin açıklanmasından bu yana, alışılmadık bir şekilde askeri yetkililer, siyasetçiler ve silahlı grupların liderleriyle görüşmeler yapmaya başladı. Gözlemciler Menfi’nin bu hamlesini, ‘iktidarda kalmasını destekleyecek bir muhalefet cephesi oluşturma çabası’ olarak yorumladı.

Öneriye göre Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in geçmesi öngörülürken Abdulhamid ed-Dibeybe, Geçici Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) başbakanı olarak kalacak. Ancak bu öneri, Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantısında DYK Başkanı Muhammed Tekale ve üyelerinin çoğunluğu tarafından reddedildi.

Dibeybe ile Menfi arasındaki uçurumun genişlemesi bağlamında, Menfi pazar akşamı Trablus'ta Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamlarıyla ‘önemli’ olarak nitelendirilen bir görüşme gerçekleştirdi. Başkanlık Konseyi Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamaya göre toplantıda ‘güncel bir dizi ulusal mesele’ ele alındı.

gfb
Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamları, pazar günü Menfi ile bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)

Açıklamada, toplantıya katılanların, özellikle yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık ile iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi konularında, Menfi’nin çeşitli alanlarda yürüttüğü çabalara tam destek verdiklerini vurguladıkları belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca, ‘kurumsal reformlara devam edilmesinin ve hesap verebilirlik ilkelerinin pekiştirilmesi gerektiğini’ vurguladılar.

Dibeybe’nin memleketi olan Misrata, Trablus ve Bingazi'den sonra Libya'nın üçüncü büyük şehri. Şehir, hem Dibeybe’yi destekleyenlerin hem de lideri olduğu UBH’nin görevden alınmasını talep edenler arasında ideoloji ve siyasi eğilimler açısından büyük farklılıklar barındırıyor.

Menfi’nin ofisi, Misrata'nın önde gelen isimlerinden oluşan heyetin, ‘yasal ve anayasal çerçeveler dışında yapılan herhangi bir düzenleme veya mutabakatı kesin olarak reddettiklerini’ aktardı. Bu hamle, ABD’nin Menfi’yi mevcut siyasi sahneden ‘dışlayacağı’ düşünülen önerisine bir gönderme niteliğindeydi. Bu tür uygulamaların istikrar sürecine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu ve devlet inşasının temellerini sarsacağını belirten Misratalı heyet, ‘ülkenin birliğini ve kurumlarının korunmasını garanti eden meşru süreçlere sıkı sıkıya bağlı kalınması’ çağrısında bulundu.

Misrata’nın önde gelenleri, ABD'nin önerisine, ‘devletin askerileştirilmesi’ olarak nitelendirdikleri durumdan duydukları endişe ve ‘totaliter yönetimi reddetmeleri’ sebebiyle karşı çıkıyorlar. Bunun yanında dışarıdan dayatılan herhangi bir siyasi süreç veya uzlaşmaya karşı çıkarken, anayasal ve seçim yoluna bağlı kalınıyor.

Batı Libya'dan bir siyasi kaynak, önde gelen isimlerin tutumunu, Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini reddetmelerine bağlıyor. Çünkü bunu özellikle LUO’nun 2019 yılının nisan ayında başkent Trablus'a düzenlediği saldırının yıldönümünde sivil devletin ihmal edilmesi ve ordunun güçlendirilmesi olarak görüyorlar.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynak, Dibeybe’nin ‘müttefiklerini, hassasiyetleri önlemek ve muhalifleri ikna etmek amacıyla, yeni Başkanlık Konseyi'nin merkezinin Trablus değil, Bingazi'de olması şartıyla, önerilen görevi üstlenmesi için Saddam'ı kabul etmeye ikna etmeye çalıştığını’ söyledi.

Misrata'nın önde gelenleri, bu haftanın başlarında yayınladıkları bir bildiride, 17 Şubat Devrimi ruhundan ve Libya halkının taleplerinden kaynaklanmayan hiçbir uzlaşmanın meşruiyetini yitirdiğini vurguladılar.

Bildiride referanduma gidilerek halka danışılması, adil parlamento seçimleri yoluyla meşruiyetin yenilenmesi ve ‘geçiş dönemi adaleti temellerine dayanan sivil devlet seçeneğine’ bağlı kalınması gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca Misrata'nın ‘halkının fedakarlıklarını küçümseyen veya 17 Şubat Devrimi ilkelerinden ödün veren hiçbir anlaşmanın tarafı olmayacağının’ altı çizildi.

UBH ve Başkanlık Konseyi, Menfi ve yardımcıları Musa el-Koni ile Abdullah el-Lafi'nin önderliğinde, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Cenevre'de düzenlenen Libya Diyalog Forumu tarafından seçildikten sonra 5 Şubat 2021'de yürütme iktidarının başına geçti.

Menfi, özellikle Dibeybe’nin muhalifleri olarak görülen siyasetçiler, toplum liderleri, askeri yetkililer ve silahlı grupların komutanlarıyla bir araya geldi. Gözlemciler, Menfi’nin bu hamlesini ‘kendisini iktidardan uzaklaştırıp yerine Hafter'i getirecek öneriye karşı bir muhalefet cephesi oluşturmak’ olarak değerlendirdi.

Sudanlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerle iktidardaki varlığını pekiştiren Menfi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından Hindistan-Afrika Zirvesi'ne katılmak üzere davet edildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Menfi’nin dün sabah Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından önümüzdeki mayıs ayı sonlarında başkent Yeni Delhi’de düzenlenmesi planlanan 4. Hindistan-Afrika Forumu Zirvesi’ne katılmak üzere resmi bir davet aldığı açıklandı. Davet, Hindistan’ın Trablus Büyükelçisi Muhammed Hafızurrahman tarafından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’na iletildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada bu davet, ‘uluslararası platformlarda Libya'nın varlığını güçlendirme ve özellikle Afrika ve Asya'daki uluslararası ortaklarla işbirliği bağlarını pekiştirme, böylece kalkınma çabalarını destekleme ve stratejik ortaklıkların ufkunu genişletme’ olarak değerlendirildi.

Menfi, pazar akşamı başkent Trablus'taki Konsey Başkanlığı merkezinde, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed ve ona eşlik eden resmi heyeti, Sudan'daki Trablus Büyükelçisi Fevzi Boumriz'in de hazır bulunduğu bir toplantıda kabul etmişti.

ewfd
Libya Başkanlık Konseyi Menfi pazar akşamı, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed’i kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Toplantıda, Libya'daki Sudanlı topluluğun durumu ve Sudan'daki mevcut krizin etkileri altında kalan Sudanlı mültecilerin durumu ele alınırken Sudanlı bakan, Libya devletinin tutumunun yanı sıra Sudanlılara sağladığı insani yardım ve destek için takdirlerini ifade etti.


İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
TT

İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istediğini belirtti. Açıklama, iki ülke yetkilileri arasında Washington’da yapılması planlanan doğrudan görüşmeler öncesinde geldi.

Saar, basın toplantısında “Lübnan devletiyle barış ve normalleşmeye ulaşmak istiyoruz... İsrail ile Lübnan arasında büyük bir anlaşmazlık yok. Sorun Hizbullah” ifadelerini kullandı.

Lübnan ile İsrail, bugün ABD arabuluculuğunda onlarca yıllık çatışma geçmişini aşmayı hedefleyen diplomatik bir sürece giriyor. Bu kapsamda, ABD’de Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ile İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter arasında yüz yüze bir ön görüşme yapılması planlanıyor. Bu temasların, ilerleyen aşamada Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilebilecek müzakerelere zemin hazırlaması bekleniyor.

Washington’da yürütülen yoğun temaslarda, Lübnan-İsrail hattının ABD-İran dosyasından ayrıştırılması hedefleniyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimini temsilen arabuluculuk sürecinde, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ile Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Ofisi Direktörü Michael Needham görev alıyor. Needham’ın, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya yakın bir isim olduğu ve daha önce Rubio’nun Senato’daki görevleri sırasında uzun yıllar danışmanlığını yaptığı belirtiliyor.

Tarafların müzakere şartlarında ise önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Beyrut yönetimi, önceliğin kapsamlı bir ateşkes sağlanması, İsrail’in güneyde işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Lübnan ordusunun çatışma alanlarına konuşlandırılması olduğunu vurgularken, ardından siyasi sürece geçilmesini savunuyor. İsrail ise müzakerelerin çatışmalar sürerken yürütülmesini ve ilk adım olarak Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Bu durumun, görüşmeler başlamadan sürecin çıkmaza girebileceği yönünde değerlendirmelere yol açtığı ifade ediliyor.


Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
TT

Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)

Hizbullah dün, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan görüşmelerin iptal edilmesi çağrısında bulundu. Genel Sekreter Naim Kasım, bu tür görüşmeleri "faydasız" olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kasım televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Gaspçı İsrail varlığıyla müzakereleri reddediyoruz. Bu müzakereler faydasızdır" diyerek "bu müzakere toplantısının iptal edilmesini" istedi.

Lübnan ve İsrail'in ABD büyükelçilerinin bugün ABD yönetiminin himayesinde bir araya gelmesi planlanıyor.

Kasım, İsrail ile doğrudan müzakerelere başlamadan önce "Lübnan'ın içeride anlaşması ve uzlaşması" gerektiğinin altını çizerek, "Hiç kimsenin, ülkenin çeşitli bileşenleri arasında iç uzlaşma olmadan Lübnan'ı bu yola sokma hakkı yoktur ve bu da gerçekleşmemiştir" uyarısında bulundu.

Lübnan yetkilileri, bu görüşmelerin öncelikle 2 Mart'tan beri devam eden savaşta ateşkes sağlamayı amaçladığını söylüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu iki şart öne sürdü: Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve gerçek bir barış anlaşmasının sağlanması.

Savaş, Hizbullah'ın İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in suikastına misilleme olarak İsrail'e roket fırlatmasının ardından patlak verdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, İsrail hava saldırılarında o zamandan beri 2 bin 89 kişi öldü.

Kasım ayrıca, “Direnişteki kararımız dinlenmemek, durmamak, teslim olmamaktır ve savaş alanının kendisi konuşacaktır” dedi.

“Biz teslim olmayacağız” ve “Son nefesimize kadar sahada kalacağız” diye belirtti. Bu sözler, Hizbullah savaşçılarının İsrail ordusuyla çatışmalar içinde olduğu ve İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgelerine ilerlediği bir dönemde geldi.