İsrail, Gazze açıklarında doğalgaz aramaları için 6 şirkete 12 lisans verdi

Hamas'ın 7 Ekim'de başlattığı saldırılar yatırımcıların kaçmasına neden oldu ve Tel Aviv'in ekonomik alanda ilerleme kaydetme çabalarını sekteye uğrattı

Keşif için hedeflenen alan, 1993 Oslo Anlaşmalarına göre yasal olarak Filistin Yönetiminin yargı yetkisine tabidir (AFP)
Keşif için hedeflenen alan, 1993 Oslo Anlaşmalarına göre yasal olarak Filistin Yönetiminin yargı yetkisine tabidir (AFP)
TT

İsrail, Gazze açıklarında doğalgaz aramaları için 6 şirkete 12 lisans verdi

Keşif için hedeflenen alan, 1993 Oslo Anlaşmalarına göre yasal olarak Filistin Yönetiminin yargı yetkisine tabidir (AFP)
Keşif için hedeflenen alan, 1993 Oslo Anlaşmalarına göre yasal olarak Filistin Yönetiminin yargı yetkisine tabidir (AFP)

İsrail uzun zamandır çabalarını Avrupa pazarının güvenini kazanmaya ve özellikle doğalgaz rezervleriyle ilgili büyük, çok uluslu projeler için büyük yatırımcılara güven vermeye adamış durumda. Dünyayı ve özellikle Avrupa'yı gaz ithalatı
kaynaklarını çeşitlendirmeye ve Rus gaz ithalatına olan yoğun bağımlılığı
azaltmaya sevk eden Ukrayna savaşı, İsrail'e ivme kazandırdı. Bölgesel bir ekonomik güç ve her türlü enerjinin üretimi ve ihracatında önemli bir merkez olmaya yönelik çabalarını arttırdı.

Ancak Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırıları tüm bu çabaları ve hırsları yerle bir ederek Tel Aviv'i karmaşık bir ikilemin içine soktu. Gazze'deki savaşın yol açtığı güvenlik eksikliği, bölgedeki jeopolitik risklerin artması, yatırımcıların kaçışı ve İsrail'in ekonomik barış alanında ilerleme sağlamaya yönelik ısrarlı çabalarının engellenmesiyle sınırlı değildi. Aksine, İsrail Enerji Bakanlığı'nı Tamar gaz sahasındaki üretimi geçici olarak durdurmaya ve İsrail'in güneyindeki Aşkelon'dan Mısır'a uzanan deniz altı Doğu Akdeniz Gaz (EMG) boru hattı yoluyla ihracatı askıya almaya sevk etti. İsrail hükümeti, geçen Ekim ayında gerçekleşen güvenlik, askeri ve istihbarat şoku sonrasında ve Doğu Akdeniz'de doğal gaz üreticisi olarak ikinci sıraya düşme korkularıyla, Gazze kıyılarına yaklaşık 36 kilometre uzaklıkta bulunan ve Oslo Anlaşması'na göre Filistin Otoritesi'nin yetki alanında olduğu belirtilen bir bölgeye doğal gaz araştırması yapılması için 12 lisans verdi.

Sınırlı kaynaklar

1990'lı yılların sonunda Filistin karasularında Gazze kıyılarına yakın bir doğal gaz rezervi keşfedildi. Bu izinler, Gazze sahil şeridindeki iki ana alan üzerinde dağıtıldı: Biri Gaza Marine olarak adlandırılan ve diğeri Gazze Şeridi'nin kuzey deniz sınırı alanı (Border Field) olarak adlandırılan iki alan. Bu alanlar, İsrail'e ait dev gaz alanı ‘Leviathan’ ve Mısır'a ait ‘Zohr’ gibi Doğu Akdeniz bölgesinin en önemli enerji alanları arasında yer alır. Leviathan, 1,1 trilyon kübik fit doğal gaz içermektedir. Jeologlar ve doğal kaynak ekonomistleri, Filistin topraklarındaki petrol ve gaz rezervlerinin yaklaşık 1,5 milyar varil ham petrol ve 1,4 trilyon kübik feet mavi yakıt olduğunu tahmin ediyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD), Filistin topraklarının, Batı Şeria'nın C Bölgesi ve Gazze Şeridi açıklarındaki Akdeniz kıyısındaki büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinin üzerinde yer aldığını doğruladı. Filistin Yönetimi, arama yapma hakkını, daha sonra Shell tarafından satın alınan British Gas Şirketi, Filistin Yatırım Fonu ve Consolidated Contractors Company'den oluşan konsorsiyuma 25 yıllık sözleşmeyle maden arama hakkı verdi. Ancak gözlemcilere göre İngiliz şirketi, siyasi farklılıklar ve İsrail'in müdahalesi nedeniyle, özellikle de Tel Aviv'in onu geliştirmeye yönelik her türlü girişimi kasıtlı olarak engellediği için çalışmayı durdurdu. Tahminlere göre, iki sahadaki gazın toplam piyasa değeri 6 ila 8 milyar dolar arasında değişiyor ve bu miktar Filistinlilerin 25 yıl boyunca beklenen elektrik enerjisi ihtiyacını karşılar. Uluslararası hukukta tanınan Lahey Sözleşmeleri'nin 55. maddesi uyarınca, İsrail'in, işgal altındaki topraklardaki sınırlı yenilenemeyen kaynakları ticari kazanç amacıyla ve işgalci devletin yararına, intifa hakkı kurallarına uygun olarak kullanması yasak. Buna göre İsrail'in işgal altındaki topraklarda fiili idari otorite olarak doğal kaynakları tüketmesi yasak.

Deniz hukuku

İnsan hakları aktivistleri ve uzmanlar, İsrail'in Gazze kıyısındaki Filistin bölgelerindeki arama amaçlı sondaj ruhsatlarının ‘yasadışı’ olduğuna ve ‘uluslararası insancıl hukuku ve uluslararası normları ihlal ettiğine’ inanıyor. Arap Azınlığın Haklarını Savunma Hukuk Merkezi, Adalah Merkezi, Mizan İnsan Hakları Merkezi, Al-Haq Örgütü ve Filistin İnsan Hakları Merkezi ‘ihalelerin iptal edilmesi’ çağrısında bulundu. Lisansları kazanan şirketlere, ‘Filistin halkının egemen doğal kaynaklarının yağmalanmasına katılmaktan derhal kaçınmaları’ çağrısında bulundular. Filistin insan hakları örgütleri, altı şirketin doğalgaz araştırması yapacağı alanın yüzde 62'sinin, Gazze sahillerine bitişik deniz alanı olduğunu ve bu alanın 2019'da Filistin Devleti tarafından ilan edilen deniz sınırları içinde yer aldığını belirtti. Bu, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 1982'deki hükümlerine göre gerçekleşiyor. İsrail, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olmasa da Filistin'in beyanına şu şekilde yanıt verdi: "İsrail, Filistin'i egemen bir devlet olarak tanımadığı için deniz sınırlarını ve sularını ilan etme yetkisine sahip değildir." Gözlemcilere göre, İsrail'in yerel yasalarına göre verilen ihaleler, Filistin tarafından ilan edilen deniz bölgelerini fiili olarak ilhak etme düzeyine ulaşıyor. Bu, bölgedeki insan haklarına ilişkin uluslararası hukuk kurallarının yerine, doğal kaynakların yönetimi ve kullanımı bağlamında İsrail'in yerel yasalarının uygulanmasını hedefleyen bir değişiklik çabasıdır. İsrail Enerji Bakanı ve İsrail Hükümeti Hukuk Danışmanı'na hitaben bir açıklamada, Filistin'in deniz sınırlarındaki gaz kaynaklarının kullanılmasını içeren herhangi bir faaliyetin derhal durdurulmasını talep etti. Bu talepte, İsrail'in Filistin deniz bölgeleri üzerinde herhangi bir egemenlik hakkına sahip olmadığı, özellikle de münhasır ekonomik haklar dahil olmak üzere hiçbir hakka sahip olmadığı vurgulandı. Merkezi, Gazze'deki deniz bölgelerinde gaz arama ve kullanma faaliyetlerinin Filistin halkının kaderini belirleme temel hakkını açıkça ihlal ettiğini belirtti. Bu hak, doğal kaynaklarını yönetme hakkını içeriyor.

Al-Haq, Mizan İnsan Hakları Merkezi ve Filistin İnsan Hakları Merkezi lisans alan şirketlere bir bildiri göndererek, "Filistin Devleti'nin deniz sınırlarında yer alan bölgelerde herhangi bir faaliyette bulunmaktan kaçınmalarını ve bu tür faaliyetlerin uluslararası hukuka açık bir ihlal teşkil edeceğini belirtmelerini" talep ettiler. Bu kuruluşlar, herhangi bir Filistin devleti onayı olmadan Filistin'in talep ettiği doğal kaynakların araştırılması ve kullanılmasına yönelik herhangi bir girişimin uluslararası insan hakları hukukunu, işgal yasalarını da içeren uluslararası hukuku ihlal edeceğini bildirdiler. Raporda, "Yağma gibi savaş suçlarına ortaklık ciddi bir suçtur ve kurumsal aktörleri bireysel cezai sorumluluğa maruz bırakır" ifadelerini kullanarak bir uyarıda bulunuldu. Eğer şirketler uluslararası hukuka aykırı faaliyetlerde bulunmaktan kaçınmazlarsa, bu insan hakları örgütleri, "tazminat talebiyle dava açma riskine maruz kalmak dahil olmak üzere, mevcut tüm yasal mekanizmaları kullanmaya hazır olduklarını" belirttiler. Özellikle, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yağma suçunu işlediği iddia edilen herhangi bir kişiyi soruşturma ve yargılama yetkisi olduğundan, Gazze ve Batı Şeria da dahil olmak üzere Doğu Kudüs'e kadar uzanan bir açık soruşturmanın hala devam ettiğini belirttiler.

Kaynakların suistimal edilmesi

Filistin hükümeti, İsrail'in Gazze sahillerindeki alanlarda araştırma yapma izni vermesine ilişkin çekincelerini dile getirmekten kaçınırken, uzmanlar, İsrail'in tek taraflı olarak deniz sınırlarını genişletmesinin Filistin deniz bölgelerini ve doğal kaynaklarını içerecek şekilde sınırlarını belirlemesinin, Filistinlilerin doğal kaynaklarını uzun vadeli finansal kazançlar sağlamak amacıyla kullanılmasına yol açabileceği konusunda hemfikir. Şarku’l Avsat’ın Felicity Arbuthnot gazetesinden aktardığı habere göre İsrail büyük bir doğal gaz ve petrol ihracatçısı olmayı hedefliyor. Gazeteye göre, jeolojiye dayalı bir değerlendirme metodolojisi kullanıldığında, bölgedeki ortalama kurtarılabilir petrol 1,7 milyar varil ve ortalama gaz rezervleri 122 trilyon fit küp. Doğu Akdeniz'in yaklaşık 83.000 kilometrekarelik alanını kapsayan Leviathan sahası, Hayfa şehrinin 90 kilometre batısında, 2009 yılında keşfedilen Tamar sahasıyla birlikte, İsrail tarafından şimdiye kadar keşfedilen en belirgin saha. İsrail'in enerji tüketim ihtiyacının yüzde 70'ini karşılıyor ve Lübnan sularından sadece 4,5 kilometre uzaklıktaki Kariş Gaz Sahası’na kadar dünyanın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kaynaklarının yaklaşık yüzde 1,5'ini besliyor. İsrail'in kuzeyinde savaşın devam etmesi ve güvenlik gerilimlerinin artması, Kariş sahasından 6,5 milyar metreküp üretim planlarının ertelenmesine yol açabileceği gibi, Tamar sahasının genişletilmesinin de yüzde 65 oranında engellenmesine yol açabilir. Çatışmanın herhangi bir şekilde tırmanması bölgeyi geniş ölçüde etkileyecek ve İsrail'in gaz üretimini ve ihracatını sekteye uğratacaktır.

2022 yılı Haziran ayında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi, Gazze Marine gaz sahasının geliştirilmesine ilişkin Filistin Yönetimi ile Mısır tarafı arasında müzakerelere onay verdiğini duyurdu. Ancak, "İsrail tarafının güvenlik ve diplomatik ihtiyaçlarının dikkate alınması" şartıyla. Ancak, mevcut savaş, Gazze Marine gaz sahasının geliştirilmesi için nihai anlaşmanın imzalanmasını belirsiz bir tarihe erteledi.

Sürekli ihtiyaç

Tahminlere göre, Gaza Marine ve Gazze Şeridi'nin kuzey deniz sınırı alanı Border Field’den üretime başlanması durumunda, Filistin Yönetimi'nin yılda yaklaşık 200 milyon dolarlık İsrail'den ithal edilen enerji maliyetinden tasarruf etme ve Filistin bölgelerinin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 50'sini karşılayabilme potansiyeli bulunuyor. Filistinlilerin elektrik tüketiminin yıllık 1,8 bin megavatın üzerinde olduğu göz önüne alındığında, 20 yıllık bir dönemde Filistin'in enerji faturasını 560 milyon dolardan fazla azaltabileceği ve 2,5 milyar dolarlık gelir elde edebileceği tahmin ediliyor. Filistin enerji ihtiyacının yüzde 90'ını İsrail'den sağlıyor, geri kalan yüzdeyi ise Ürdün'den sağlıyor.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın 2019'da yayınlanan bir araştırmasına göre Filistinliler, iki Gazze sahasındaki gaz kaynaklarını kullanmalarının engellenmesi sonucu yaklaşık 2,57 milyar dolar kaybetti. Öte yandan İsrail 2022'de yaklaşık 22 milyar metreküp gaz üretti ve Leviathan ve Tamar sahaları İsrail'in iç tüketiminin üçte ikisini karşılayabilirken, Tel Aviv ise Mısır ve Ürdün'e 9,2 milyar metreküp gaz ihraç etti. İsrail'in geçen yılki gaz gelirleri yaklaşık 456,5 milyon doları buldu; İsrail gaz gelirlerinin çoğu, yaklaşık 265 milyon doları bulan Leviathan sahasından geldi.

İsrail ile Filistin Yönetimi arasındaki barış görüşmelerinin, 2009'dan itibaren Gazze gazının Tel Aviv'den satın alınmasına ilişkin yıllık 4 milyar dolarlık bir anlaşmanın imzalanmasını da içermesi dikkat çekiyor. Ancak Hamas'ın 2007 parlamento seçimlerindeki zaferi anlaşmaları askıya aldı.



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.