ABD’nin Ortadoğu savaşından kaçınmak için ortaya koyduğu ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devleti’ önerisi

Filistinli gruplar, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 2018 yılında açıkça işaret ettiği bu düşünceye karşı çıkıyor.

Siyasetçilere göre silahsız bir Filistin devleti fikri, iki taraf arasında on yıllardır yaşanan çatışmayı bitirecek bir çözüm olabilir. (AFP)
Siyasetçilere göre silahsız bir Filistin devleti fikri, iki taraf arasında on yıllardır yaşanan çatışmayı bitirecek bir çözüm olabilir. (AFP)
TT

ABD’nin Ortadoğu savaşından kaçınmak için ortaya koyduğu ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devleti’ önerisi

Siyasetçilere göre silahsız bir Filistin devleti fikri, iki taraf arasında on yıllardır yaşanan çatışmayı bitirecek bir çözüm olabilir. (AFP)
Siyasetçilere göre silahsız bir Filistin devleti fikri, iki taraf arasında on yıllardır yaşanan çatışmayı bitirecek bir çözüm olabilir. (AFP)

Washington’daki Beyaz Saray’ın bahçesinde, 1993 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail arasında Oslo Anlaşması imzalandığında Filistinliler, uzun bir süredir hayalini kurdukları devletin artık bir taş atımı mesafede olduğunu zannettiler. Ancak bağımsızlığa ve onunla gelen liman ve havaalanı inşasına, açık geçitlere, ekonomik toparlanmaya ve iş fırsatlarına dair umutlar, kısa sürede keskin bir şekilde çöktü. Bocalayan otuz yıllık müzakerelerin ardından Filistinliler tamamen anladılar ki arzulanan devleti kurma yolu, artık tıkalı. İsrail’in Filistin şehirleri üzerinde yeniden askerî kontrol kurarak, yerleşim inşaatını yoğunlaştırıp yerleşimci sayısını 1993’te yaklaşık 280 binken yaklaşık 800 bine çıkararak, Batı Şeria topraklarının yaklaşık yüzde 11’ine el koyup Kudüs’ü izole eden ve en önemli su kaynaklarının kontrolünü ele geçiren bir güvenlik duvarı örerek sahada emrivaki dayatma politikası da bugünkü gerçekliklerini her zamankinden daha kasvetli ve iç karartıcı hale getirdi. Bu gerçekler, bir Filistin devleti inşası için gerekli tüm temelleri fiilen geçersiz kılıyor ve yıkıyor.

Siyasi aktivistlere göre İsrail öne sürdüğü şartlarda halen Filistinlilerin İsrail devletinin Yahudiliğini tanımasını talep ediyor, Filistinli mültecilerin dönüşünü ve Doğu Kudüs’ten çekilmeyi reddediyor ve bir ordudan ve tam egemenlikten yoksun bir Filistin’den söz ediyor.

Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından ve pek çoklarına göre dünyanın en yıkıcı savaşlarından biri olan yoğun bir savaşın patlak vermesinden sonra Beyaz Saray, Filistinliler ile İsrailliler arasındaki çatışmanın çözümüne bir giriş olarak iki devletli çözümün gerekliliğine her zamankinden fazla inanıyor. Ona göre Ortadoğu bölgesinde beklenen savaşın gerçekleşmemesinin yolu, İsrail’in güvenliğini garanti edecek şekilde silahtan arındırılmış bir Filistin devletinin kurulmasından geçiyor.

ABD merkezli internet sitesi Axios tarafından geçtiğimiz ocak ayının sonunda açıklanan bu Amerikan önerisini daha da ciddiye almayı gerektirecek şekilde Londra, iki devletli çözüme doğru geri dönülemez bir ilerleme kaydedilmesi gerektiğini ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere müttefikleriyle Filistin devletinin tanınması meselesini değerlendirdiğini belirtti. Bizzat İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bu düşünceyi 2009 ile 2015 yılları arasında birkaç kez önerdi, ancak son senelerde hiç değinmedi.

Silahsızlandırma

‘Oxford Uluslararası Hukuk’ kitabına göre silahsızlandırma, belirli bir coğrafi bölgedeki silahların ve askerî varlığın azaltılması, hatta ortadan kaldırılması anlamına geliyor. BM sözlüğüne göre ise bu bölgede herhangi bir savaşçının, silahın, teçhizatın ya da askerî tesisin varlığı yasak olup, askerî operasyonları destekleyen ya da bunlarla bağlantılı olan herhangi bir saldırgan eylem ya da faaliyette bulunulamaz. Uluslararası Kızılhaç Komitesi de burayı, silahlı çatışmanın tarafları arasında kararlaştırılan ve çatışmanın herhangi bir tarafınca işgaline ya da askerî amaçlarla kullanımına izin verilmeyen bölge olarak tanımlamış. İsrailli araştırma kuruluşu Kudüs Halkla İlişkiler Merkezi’ne göre (Jerusalem Center for Public Affairs/JCPA) ise ‘silahsızlandırma’ terimi, uluslararası hukukta genelde öngörülenden daha kapsamlıdır, çünkü ortak terim, “çatışmaların ve askerî tehditlerin değişken doğasını hesaba katmaz.”

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre İsrail için de birtakım önlemler mevcut. Silahsızlandırmayı garanti eden bu önlemler, ‘Filistin emniyeti ve iç güvenlik çerçevelerinin açık askerî özellikler olmadan sürdürülmesiyle’ ve Filistinlilerin sadece ‘hedefi yalnızca iç güvenlik ve emniyet olan silahlar edinmesine’ izin verilmesiyle ilgilidir. Bu önlemler ayrıca ‘Filistinli güvenlik güçleri ile yabancı ordular arasında askerî ittifakların ya da iş birliğinin bulunmamasıyla, savunma sanayii gibi askerî altyapının olmamasıyla ve askerî amaçlara yönelik olmadığı iddia edilen çift kullanımlı bileşenlerin üretiminin engellenmesiyle’ de ilgili.

Silahsızlandırılmış Filistin devleti fikrini uygulanabilir bulan pek çok siyasetçiye göre bu, iki taraf arasında onlarca yıldır devam eden çatışmayı sona erdirecek ve gerilimin ve şiddetin bölgeye yayılmasını engelleyecek bir çözüm olabilir.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da 2018 yılında bu fikri memnuniyetle karşıladığını açıkça belirtmiş ve İsrailli bir grup akademisyene, 1967 sınırlarında kurulacak bir Filistin devletinin ‘silahtan arındırılmış olması gerektiğini’ düşündüğünü ve ‘kaynakların ordu yerine eğitim kurumlarına tahsis edilmesini ve Filistin emniyet güçlerinin de tabancayla değil, copla yetinmesini tercih ettiğini’ söylemişti. Abbas’ın 2004’ten bu yana başkanlığını yaptığı Fetih hareketi de yaptığı bir açıklamada mevcut hedefin ‘kimseyle bir silahlanma yarışına girmek değil, 4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet kurmak’ olduğunu söyleyerek Abbas’ın açıklamalarını teyit etti.

2020 yılında ‘İsrail’in ilhak planına karşı Filistinli çabalar’ olarak adlandırdığı hamle kapsamında Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye de Avrupa Birliği’ni (AB), BM’yi, Rusya’yı ve ABD’yi içeren Uluslararası Dörtlü’ye egemen, bağımsız ve silahtan arındırılmış bir Filistin devletinin kurulmasını öngören bir Filistin önerisi sundu.  

Ancak bu öneriye itiraz eden bazı eleştiriler de mevcut.

Egemenlik ve bağımsızlık

AB ve ABD tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan Hamas hareketi, Filistinlilerin egemenlik sahibi, bağımsız bir devlet istediğini vurguladı. Hareketin genel ilkelerine ve politikalarına dair belge, 4 Haziran 1967 sınırlarında ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını ‘ortak bir ulusal uzlaşma formülü’ olarak değerlendiriyor ve ‘sebepler, koşullar ve baskılar ne olursa olsun Filistin topraklarının tek karışından vazgeçilmeyeceğinin’ altını çiziyor. 

Hareketin 1 Mayıs 2017 tarihinde yayınladığı ve 12 başlığa ayrılmış 42 maddeden oluşan belgede ‘Kudüs’ün Filistin’in başkenti ve Mescid-i Aksa’nın da Filistinlilerin ve Müslümanların münhasır hakkı olduğu’ ifade ediliyor. Ayrıca ‘mülteci meselesini gündemden düşürmeye yönelik tüm projelere ve girişimlere’ karşı olunduğu ve ‘Siyonist varlığın meşruiyetinin tanınmayacağı’ ilan edilerek, ‘nehirden denize Filistin’in tamamen özgürleşmesinden başka bir yolun olmadığı’ vurgulanıyor.  

İslami Cihad hareketinin liderleri ise Amerikan planının ‘dünya kamuoyunu ve Filistinlileri aldatmaya’ yönelik olduğuna dikkat çekti. Hareket lideri Nafiz Azzam daha önce, “İşgal güçlerinin, halkımızın arzuladığı devletin özelliklerini bizim adımıza belirlemesine izin vermeyi reddettiğimiz gibi, bu çözümleri de reddediyoruz. Hele de bunu belirleyen taraflar, Washington ile Tel Aviv ise” demiş ve ‘kendi hareketi için direnişin, değişmez bir tercih, bir yaklaşım ve politika olduğunu’ belirtmişti.

İngiliz gazetesi The Guardian’ın haberine göre ‘en radikal’ Filistinli silahlı örgütlerden biri kabul edilen İslami Cihad, her türlü siyasi barış sürecini reddediyor ve ‘İsrail’in dört bir yanında, Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi’nde bir İslam devleti kurma’ hedefine ulaşmak için tek yolun askerî zafer olduğunu düşünüyor.

Diğer yandan Filistin Ulusal Girişim Hareketi Genel Sekreteri Mustafa Bergusi, ‘işgalin sona erdirilmesi, yerleşimlerin tamamen ortadan kaldırılması ve Kudüs’ün Filistin devletinin başkenti olarak belirlenmesi gibi pratik saha uygulamaları benimsenmediği sürece bir Filistin devletine dair konuşmalara itibar etmediğini’ söyledi. Filistin Halk Partisi Genel Sekreteri Bessam es-Salihi ise ‘Batı Şeria’da ve Gazze’de gerçek ve Batı Şeria’da, Gazze Şeridi’nde ve Kudüs’te sorumluluğu üstleneceğine dair bir teminata sahip bir Filistin devletinin kurulmasının, işgalin sona ermesiyle mümkün olduğunu’ ifade etti.  

Bir varoluş sorunu

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ise ABD Başkanı Joe Biden’ın ‘silahsızlandırılmış’ bir Filistin devleti kurulmasına ilişkin önerilerini ‘Amerika’nın Filistin davasını tasfiye etmeye yönelik yeni bir planı’ olarak değerlendirdi. Yaptığı bir basın açıklamasında ABD’nin önerisinin ‘peşini bırakmayan bir varoluş sorununun gölgesinde Siyonist varlığı, içine düştüğü yenilgi bataklığından kurtarma girişimi’ olduğunu söyleyen FHKC, ABD yönetiminin ‘Filistin halkına yönelik saldırısında ve soykırım savaşında Siyonist varlığa ortak olan bir düşman’ olduğunu vurguladı. Ayrıca ‘silahsızlandırılmış bir devlete dair’ her türlü önerinin ‘Filistin davasını tamamen ortadan kaldırmayı ve uluslararası meşruiyet kararlarını atlamayı hedeflediğini’ açıklayarak, Amerika’nın önerisinin ‘Filistin halkının egemenliğini elinden aldığını, ona teslimiyet koşulları dayattığını ve onu en basit haklarından ve yaşam unsurlarından mahrum edip, boğucu bir kuşatma altında bıraktığını’ belirtti. İsrail’in terör örgütü olarak kabul ettiği Halk Cephesi, Filistin Yönetimi’ni ya da Filistinli veya Arap herhangi bir tarafı ‘Amerika’nın bu reddedilmiş ve şüpheli planını ele alma veya uygulama’ konusunda da uyardı.  

Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi ise yaptığı bir açıklamada ‘BM’nin gözetiminde ve ilgili BM kararlarına uygun olarak, bağlayıcı bir gündem ve takvimle uluslararası bir konferans düzenlenmesinin yolunu açacak anlamlı bir siyasi sürecin başlatılmasını’ talep etti ve şöyle dedi:

“İşgalden kurtulmak, 4 Haziran 1967 sınırlarında ve başkenti Kudüs olmak üzere bağımsız ve tam egemen bir devlet kurmak ve mülteci meselesini 1948 yılından bu yana tehcir edildikleri yurtlarına ve yuvalarına geri dönme haklarını garanti eden 194 sayılı karar uyarınca çözmek gerekiyor.”

Siyasi analist Hani el-Mısri’ye göre Biden yönetiminin bir Filistin devleti kurulmasından bahsetmesi, ‘Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını yeniden gündeme getirmek için değil, İsrail’in güvenliğini sağlamak, iki uluslu bir devletin kurulmasını önlemek, İsrail’i bir Yahudi devleti olarak korumak, Amerika’nın bölge üzerindeki hegemonyasının devamını sağlayacak şekilde İsrail’i bölgeye entegre etmek ve Çin’in, Rusya’nın ve İran’ın ilerleyişini sınırlayacak yeni bir Ortadoğu kurmak’ içindir.

İsrail’in güvenliği

İsrailli yetkililer ve analistler ise bir Filistin devletinin kurulmasına itiraz konusunda hemfikir. Ulusal Birlik Partisi’ne mensup Knesset üyesi Gideon Sa’ar, ‘bir Filistin devletinin İsrail’in güvenliği ve geleceği için bir tehdit oluşturacağını’ düşünüyor. İsrailli Jerusalem Post gazetesinin haberine göre Sa’ar ayrıca, Filistin devletinin ‘radikal bir devlet ve bir terör üssü olacağını, en aşırı unsurlarla ittifak kuracağını ve bunun da bölgenin istikrarını kalıcı olarak sarsacağını’ ifade etti.

Amerika’nın arzusuna aykırı olarak daha önce Netanyahu, ABD’ye ‘Gazze savaşı sonrasına dair herhangi bir senaryo çerçevesinde’ bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik itirazını bildirdiğini açıklamıştı.

Fransız Le Figaro gazetesine göre İsrail’in bir tercih yapması gerekiyor: ‘Ya aralıklarla bir kaos yaşamaya devam etmekle birlikte Filistin Mandası’nın tamamı üzerinde askerî kontrolü sürdürecek ya da silahsızlandırılmış bir Filistin devletinin kurulması ve sınırlarında barışın sağlanması için bu toprakların yüzde 22’sinden vazgeçecek.’

Yazar Renaud Girard, ‘bölgesel güçlerin, Filistinlileri, mültecilerin bir Yahudi devleti olarak kalmayı isteyen İsrail’e geri dönüşünün mümkün olmadığı konusunda ikna etmesi’ gerektiğini düşünüyor. Ona göre ‘Amerika, bu çözümü siyasi olarak desteklemek için gerekli araçlara sahip. Filistinliler de kendilerine uzatılan bu eli ve kendi devletlerini kurma fırsatını değerlendirmeyip, Yahudileri denize atma hayallerini sürdürürlerse, onları bekleyen feci akıbeti hak edecekler.’

The Washington Post’un 16 Şubat 2021’de 521 uzmanın cevaplarına dayanarak yayınladığı anket dikkat çekici. Buna göre uzmanların yüzde 52’si, en azından önümüzdeki on yıl içinde bir Filistin devletinin kurulmasını mümkün görmezken, sadece 6’sı önümüzdeki on yıl içinde bunun mümkün olabileceğini düşünüyor.

*Bu yazı Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.