İsrail hükümetinin ‘Filistin devletini reddetmek’ konusundaki ‘fikir birliği’ liderlik krizine işaret ediyor

İsrail ve Filistin halklarını cezalandırıyorlar ve barış için tarihi bir fırsatı feda ediyorlar.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Tel Aviv'de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Binyamin Netanyahu (solda) ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz (sağda) ile bir araya geldi. (AP)
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Tel Aviv'de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Binyamin Netanyahu (solda) ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz (sağda) ile bir araya geldi. (AP)
TT

İsrail hükümetinin ‘Filistin devletini reddetmek’ konusundaki ‘fikir birliği’ liderlik krizine işaret ediyor

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Tel Aviv'de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Binyamin Netanyahu (solda) ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz (sağda) ile bir araya geldi. (AP)
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 28 Ekim'de Tel Aviv'de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Binyamin Netanyahu (solda) ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz (sağda) ile bir araya geldi. (AP)

İsrail hükümetinin dün Birleşmiş Milletler (BM) üyesi olarak tam bağımsız bir Filistin devletini tanımayı reddetmeyi oybirliğiyle onayladığının Tel Aviv'de resmi olarak doğrulanması ve ‘fikir birliği’ kelimesinin defalarca vurgulanması, İsrail'in yaşadığı liderlik krizinin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kararı tek taraflı olarak tanınmayı reddetmekle var olan sınırlamaya dikkat etti. Seçtiği formül oldukça ihtiyatlıydı ve bunu savaştaki müttefiki ve siyasetteki rakibi olan Resmi Kamp Partisi Başkanı ve Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz ile birlikte formüle ettiği söyleniyor.

Fotoğraf Altı: Mart 2021’de düzenlenen seçim öncesinde kullanılan, Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz’ın propaganda posteri. (Reuters)
Mart 2021’de düzenlenen seçim öncesinde kullanılan, Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz’ın propaganda posteri. (Reuters)

İsrail hükümeti tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İsrail, Filistinlilerle kalıcı bir çözüme ilişkin uluslararası emirleri kategorik olarak reddediyor. Bu tür bir çözüm ancak taraflar arasında önkoşul olmaksızın doğrudan müzakere yoluyla sağlanabilir. İsrail, Filistin devletinin tek taraflı uluslararası tanınmasına karşı çıkıyor. Bu tür bir tanınma, 7 Ekim katliamından sonra terörizm için eşi benzeri olmayan büyük bir ödüldür ve gelecekteki herhangi bir barış anlaşmasını engeller.”

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Netanyahu hükümeti pratikte Filistin devletine hayır demedi. Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde adil bir çözümü karşılığında İsrail ile Arap ve İslam ülkeleri arasında kapsamlı bir barışın tesis edilmesini öngören ABD, Batı ve Arap projesini reddetmedi. Bu nedenle hükümetin Bezalel Smotrich ve diğer aşırı sağcı bakanları dışlayarak aldığı karar, Dini Siyonizm Partisi’nden aşırı sağcı hareketin liderleri tarafından beğenilmedi. Filistin devleti fikrinin bütünüyle reddedilmesi için yine oybirliğiyle başka bir karar alınmasını istediler.

Netanyahu, Smotrich'in talebine yanıt vermekte acele etmeyecek ve bunun nedeni onunla aynı fikirde olmaması değil. Son haftalarda birkaç kez kendisinin ‘Filistin devletinin kurulmasını engelleyen İsrail lideri’ olduğuyla övündü.

Ancak bu konuda ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle çatışmaya girmekte aceleci değil. Zira Washington, Tel Aviv'de çok iyi duyulan uyarı ve tehdit mesajları yayınlıyor. Başlangıçta, Filistin'in statüsünün BM'de gözlemci devletten tam üye devlete yükseltilmesi fikri, ABD'nin medyaya yaptığı bir sızıntıya dayanıyordu.

Ancak İsrail'in bu sızıntıya verdiği yanıtın oybirliğiyle reddedilmesi ve ‘bunun terörizme bir hediye’ olduğu iddiası büyük bir İsrail sorunudur. En önemlisi de İsrailli liderlerin sokakta nefret ve öfke duygularına kapılmasıdır. Bu liderlik, Filistin devletinin tanınmasının kapsamlı bir planın, Arapların İsrail'e cömert bir teklifinin parçası olduğunu biliyor.

Fotoğraf Altı: ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, cumartesi günü Münih'te İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüştü. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, cumartesi günü Münih'te İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüştü. (AFP)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın söylediği barış için tarihi bir fırsat. Açıkça İsrail'i destekleyen, hatta Hamas'ı yok etme adı altında Gazze halkına karşı çılgın bir savaşta İsrail'e ortak olmayı seçen süper gücün temsilcisinin söylediği bir hakikat. Bu ortaklık, çocuklarının hayatına ve ABD’nin bir savaşa dahil olmasına mal oluyor ki halen daha da genişleyip onu içine çekme tehlikesi var. ABD, kapsamlı barış planını sunarken bile bunu her şeyden önce İsrail'in çıkarı olarak sunuyor.

Eğer İsrail cesaret ve liderlik ruhuyla karakterize edilen cesur bir liderliğe sahip olsaydı bu projeyi iki eliyle kucaklar ve İsrail kamuoyuna müjde olarak sunardı.

Fotoğraf Altı: (Soldan sağa) Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, ABD Başkanı Jimmy Carter ve İsrail Başbakanı Menachem Begin, 17 Eylül 1978'de Beyaz Saray'da yapılan ortak deklarasyon sırasında Camp David zirvesinde varılan iki anlaşmadan birini imzalıyor. Mısır, İsrail'in Mısır sınırındaki yoğun nüfuslu kamplarda yaklaşık 1,4 milyon Filistinlinin yaşadığı Refah'a büyük çaplı bir saldırı başlatması halinde İsrail'le on yıllardır süren barış anlaşmasını iptal etme tehdidinde bulundu. (AP)
 (Soldan sağa) Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, ABD Başkanı Jimmy Carter ve İsrail Başbakanı Menachem Begin, 17 Eylül 1978'de Beyaz Saray'da yapılan ortak deklarasyon sırasında Camp David zirvesinde varılan iki anlaşmadan birini imzalıyor. Mısır, İsrail'in Mısır sınırındaki yoğun nüfuslu kamplarda yaklaşık 1,4 milyon Filistinlinin yaşadığı Refah'a büyük çaplı bir saldırı başlatması halinde İsrail'le on yıllardır süren barış anlaşmasını iptal etme tehdidinde bulundu. (AP)

İsrail geçmişte Sina'dan çekilmeye şiddetle karşı çıkan Menachem Begin gibi liderleri tanıyordu. Begin 1978'de Camp David'e gitti ve “Sina'nın bir santiminden bile çekilmem istenirse çantamı toplayıp İsrail'e döneceğim” tehdidinde bulundu. Ancak ABD Başkanı Jimmy Carter'ın arabuluculuğunda Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'la yaptığı görüşmelerin sonunda Sina'dan tamamen çekilmesini öngören anlaşmaya imza attı. O dönemde kendisine şu soru yöneltildi:

 “Bir santim bile geri çekilmeyeceğinize dair söz vermemiş miydiniz?”

Begin bu soruya şu cevabı verdi:

“Evet. Ama Camp David'in büyüleyici yeşil tarlalarında, parlak güllerin, taze esintinin ve güzel atmosferin altında dolaşırken, oynayan çocukları, sevinçli gençleri ve birbirlerini seven yaşlı erkek ve kadınları gördüğümde, İsrail savaşlarında öldürülen 12 bin İsrailliyi hatırladım. Kendi kendime şöyle dedim: 12 bin İsraillinin daha savaşlarda ölmesini istemiyorum. Bu yüzden barış fırsatını kaçırmamaya karar verdim.”

13 Eylül 1993'te Washington'da imzalanan Oslo Anlaşması'nın ardından Yaser Arafat ile İzak Rabin arasında gerçekleşen tarihi el sıkışma. (Getty Images)
13 Eylül 1993'te Washington'da imzalanan Oslo Anlaşması'nın ardından Yaser Arafat ile İzak Rabin arasında gerçekleşen tarihi el sıkışma. (Getty Images)

İzak Rabin siyasi ideolojisinde bir değişiklik yapıp Filistinlilerin kemiklerini kıracağına söz verdikten sonra, Filistin halkının ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) haklarını tanıyan bir anlaşma imzaladı. Böylece iki devletli çözüme ulaşmayı amaçlayan Oslo süreci başladı. Rabin, “Barış düşmanlarla yapılır. Deneme fırsatını kaçırdığımın tarihime kaydedilmesini istemiyorum. Sadece barışmaya çalışıyorum” ifadelerini kullandı.

Fırsatı kaçırmadılar

Begin ve Rabin İsrail'deki en aşırılar arasındaydı ve işgal, baskı, savaş, suikast ve yerleşim politikasına katkıda bulundular. Ancak kan dökebilecek bir barış sürecine siyasi ufuk açacak tarihi bir dönüm noktasına ulaşmak için ABD yönetiminin kendilerine sunduğu fırsatı da kaçırmadılar.

Fotoğraf Altı: ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken İsrail'e yaptığı son ziyarette İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ortak basın toplantısı düzenledi. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken İsrail'e yaptığı son ziyarette İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ortak basın toplantısı düzenledi. (Reuters)

Onları takip eden siyasi liderlik böyle bir görev için çok küçüktü. Begin'den sonra İsrail 12 binden fazla ölüyle bunun bedelini ödedi. Filistinliler ise bu rakamın kat kat fazlasını ödedi. Yıkım ve sayılması güç diğer kayıplardan bahsetmeye gerek bile yok. Ancak bu bedel mevcut liderliğin değişim yapmasına yetmiyor, başka bir Amerikan diline ihtiyaçları var gibi görünüyor. Bu dil, ABD’lilerin Bosna Hersek'te liderlere 29 yıldır devam eden barışçıl bir çözümü ya da Vietnam'daki savaş durdurulduğunda olduğu gibi barışçıl bir çözümü empoze ederken kullandıkları dile benziyor.

Netanyahu reddiyeci yaklaşımını sürdürüyor. Zira Washington'da kendisiyle anlaşmaya cesaret edecek sağlam bir liderlik olmadığına inanıyor.



Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.


Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki hastalar ve yaralılar, İsrail makamlarının Refah Kara Sınır Kapısı’nı yeniden kapatmasının ardından son derece ağır ve zor koşullarla karşı karşıya kaldı. Ateşkes anlaşması kapsamında kısa süreliğine kısmen açılan kapı, daha önce uzun süre kapalı tutulmuş ve on binlerce kişinin tedavi için Gazze’den çıkmasına engel olmuştu.

Refah Sınır Kapısı’nın geçen yıl şubat ayı başında yeniden açılması, hastalar ve yaralılar için tedavi amacıyla Gazze’den çıkma konusunda umut yaratmıştı. Ancak İsrail’in çıkış yapmasına izin verdiği kişi sayısına sınırlama getirmesi durumu daha da karmaşık hale getirdi. Geçtiğimiz ayın 28’inde İran’a yönelik savaşın başlamasıyla kapının yeniden kapatılması ise bu umutları tamamen kararttı.

fvvfe
Yeniden kapatılmadan önce Mısır tarafındaki Refah Sınır Kapısı önünde bekleyen Mısır ambulansları. (Reuters)

Nadir görülen “Sanfilippo sendromu” hastalığından muzdarip 12 yaşındaki Esma eş-Şaviş, annesinin Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre yıllardır ölüm riskiyle karşı karşıya bulunuyor ve son dönemde sağlık durumu kritik biçimde kötüleşmiş durumda.

Anne, kızının 2023 yılında – savaşın başlamasından kısa süre önce – yurt dışında tedavi için tıbbi sevk aldığını, ancak savaşın patlak vermesi nedeniyle Gazze’den çıkamadığını söyledi. O günden bu yana küçük kızın sağlık durumunun her geçen gün daha da kötüleştiğini belirtti.

dfvf
Yaralı bir kız çocuğu, yeniden kapatılmadan önce Refah Sınır Kapısı üzerinden taşınıyor. (Mısır Kızılayı)

Annesi, kızının artık su içme yetisini kaybettiğini, beyin küçülmesi, karaciğer ve dalak büyümesi yaşadığını ve sürekli nöbet geçirdiğini belirtti. Çocuğun hayatta kalabilmesi için hastanelerde her gün tedaviye ihtiyaç duyduğunu ifade eden anne, durumunun hızla kötüleştiğini vurguladı.

Anne sözlerini şöyle sürdürdü:

“Refah Kapısı açıldığında yeniden seyahat edebileceğimiz ve tedaviye ulaşabileceğimiz konusunda biraz umutlanmıştık. Ancak bizim gibi bekleyen çok sayıda hasta ve yaralı olduğu için çıkışımız gecikti. Sonra işgal güçleri kapıyı yeniden kapattı ve bizi tekrar kaderimizle baş başa bıraktı. Çocuğumu bu halde gördükçe içim parçalanıyor. Son nefeslerini alıyor gibi… Her an ölebilir.”

20 bin hasta

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze’de 20 binden fazla hasta ve yaralı, acil olarak yurt dışında tedaviye ihtiyaç duyuyor. Sınır kapısının yeniden düzenli biçimde açılmasını bekleyen bu kişiler arasında hayatını kaybedenlerin sayısının arttığı bildiriliyor.

sfrgty
Böbrek yetmezliği yaşayan bir Filistinli kadın, Gazze’nin merkezindeki bir hastanede diyaliz tedavisi görüyor. (Reuters)

Bakanlık, Gazze’deki hastanelerin bu hastaların hayatını kurtarabilecek tıbbi imkânlara sahip olmadığını ve İsrail ablukasının yarattığı ağır koşullar nedeniyle bazı ilaçların tamamen tükendiğini, bazılarının ise tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.

Hükümet Medya Ofisi’nin verilerine göre Refah Sınır Kapısı’nın kısmen açık kaldığı süre boyunca toplam 1148 kişi giriş-çıkış yapabildi. Oysa ateşkes anlaşmasına göre 3 bin 400 kişinin seyahat etmesi planlanıyordu. Bu da anlaşmanın yaklaşık yüzde 33’ünün uygulanabildiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a bağlı hükümet kaynakları ise Refah Kapısı’nın yeniden açılmasına ilişkin herhangi bir vaat bulunmadığını, hatta kısmi bir açılış ihtimalinin bile gündemde olmadığını söyledi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, Refah Kapısı’nın “asılsız güvenlik gerekçeleri ve yalanlar” öne sürülerek kapalı tutulmasının ateşkes anlaşmasının açık ve ciddi bir ihlali olduğunu belirtti. Kasım, bunun özellikle Mısır başta olmak üzere arabuluculara verilen taahhütlerden geri adım anlamına geldiğini ve Gazze’ye uygulanan kuşatmanın daha da sıkılaştırılması çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti. Bu durumun on binlerce yaralının seyahat ederek tedavi görmesini engellediğini söyledi.

Sahada gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmelerde ise İsrail saldırıları devam ederek fazla Filistinlinin ölümüne neden oluyor. İsrail ordusu salı günü yaptığı açıklamada 6 Filistinlinin öldürüldüğünü duyurdu. Bunlardan üçünün Gazze’nin kuzeyinde “sarı hattı” geçtikleri iddiasıyla vurulduğu, diğer üçünün ise Refah’taki tünellerde bulunan Hamas mensupları olduğu ileri sürüldü.

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Filistinli ölü sayısı 656’nın üzerine çıktı. Bunların en az 20’si, İran’la savaşın başlamasından sonra hayatını kaybetti. 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı ise 72 bin 134’e ulaştı.

tyn
Filistinliler, Gazze kentine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından hayatını kaybeden bir kişinin cenazesini taşıyor. (AFP)

İsrail güçleri, Gazze’de “sarı hattın” her iki tarafında da hava ve topçu saldırıları ile ateş açma eylemlerini sürdürdü. Aynı zamanda ikinci gün üst üste, Han Yunus’un doğusunda özellikle Salahaddin Caddesi’ne yaklaşık 20 metre mesafedeki bölgelerde kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı görüldü.

Bir savaş uçağı, İsrail’in tahliye emri verdiği ve sakinleri tarafından boşaltılan Kuzey Han Yunus’taki bir evi bombaladı. Ayrıca Gazze kentinin güneybatısında, yerinden edilmiş sivillerin çadırlarının yakınındaki boş bir arazide bulunan cep telefonu şarj noktası ve internet hizmeti veren bir alan da hedef alındı.


Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)

Suriye İçişleri Bakanlığı, yaklaşık iki hafta önce Bakanlık tarafından Seraya el-Cevad olarak bilinen örgütün en önemli merkezlerinden birinin hedef alındığının duyurulmasının ardından, dün operasyona ilişkin görüntülü bir rapor yayımladı. Raporda, örgütün sahil bölgesinde ikmal hatları kurduğu, bir operasyon odası oluşturduğu ve devrik rejime bağlı eski milis liderlerinden mali destek aldığı yönündeki itiraflara yer verildi. Bu destekle Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne yönelik saldırıların planlandığı belirtildi.

Görüntülü raporda, Lazkiye vilayetine bağlı Ceble kırsalındaki Beyt Aluni ve Besniya bölgelerinde 23 Şubat’ta İç Güvenlik Güçleri tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlardan görüntüler yer aldı.

Bakanlığa göre operasyon, birkaç gün süren hassas bir istihbarat takibinin ardından Seraya el-Cevad milis grubunun en önemli merkezlerinden birini hedef aldı. Operasyonda sahil bölgesindeki grubun lideri olduğu belirtilen Beşşar Abdullah Ebu Rukiyye ile birlikte iki üst düzey üye öldürüldü, 6 kişi ise gözaltına alındı. Milis gruba ait silah ve patlayıcı deposunun tamamen imha edildiği operasyonda, özel görev kuvvetlerinden bir güvenlik görevlisi hayatını kaybederken bir başka görevli hafif yaralandı.

Bakanlığın yayımladığı görüntülü raporda yer alan itiraflara göre gözaltına alınan kişiler, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırılara katıldıklarını kabul etti. Şüphelilerden biri, genel güvenlik devriyesine saldırdığını ve çıkan çatışmada bir güvenlik görevlisini öldürdüğünü itiraf etti.

İfadelerde ayrıca, bir operasyon odası kurulduğu belirtildi. İtiraflara göre Seraya el-Cevad milisleri, iş insanı kardeşler Eymen Cabir ve Muhammed Cabir’den mali destek aldı; lojistik ikmalin ise Lübnan üzerinden sağlandığı ifade edildi.

dsvfe
Seraya el-Cevad’ın finansörü iş adamı Muhammed Cabir’in sağ kolu Albay Muhammed Nedim eş-Şab (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye’de devrik rejime yakın isimlerden biri olarak bilinen Muhammed Cabir’in daha önce bir televizyon röportajında, 6 Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırıyı yönettiğini kabul ettiği belirtildi. Öte yandan El Cezire televizyonunda yayımlanan ‘el-Müteharri’ programının elde ettiği belge ve ses kayıtlarının, devrik rejimin önde gelen bazı isimlerinin yeni silahlı gruplar kurarak Suriye İç Güvenlik Güçleri ve orduya yönelik saldırılar planladığını ortaya koyduğu aktarıldı. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın ise söz konusu grupların üyelerini takip ettiği ve faaliyetlerini engellemeye çalıştığı ifade edildi.

sdfrg
Dördüncü Tümen Komutanı Gıyas Süleyman Dalla (Sosyal medya)

Seraya el-Cevad adlı silahlı grubun, Lazkiye, Ceble ve Tartus’u kapsayan Suriye sahil bölgesinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Örgüt ilk olarak Ağustos 2025’te sosyal medyada yayılan ve Ceble kırsalında İç Güvenlik Güçleri’ne ait bir aracın bombalanmasını gösteren video ile gündeme geldi.

Eylül 2025’te askeri faaliyetlerine resmen başladığını duyuran örgüt, 9 Kasım 2025’te yayımladığı bir videoda Baniyas karakolunu hedef alan ve 27 Ekim 2025’te gerçekleştirildiği belirtilen saldırının görüntülerini paylaştı. Bunu, Ceble Köprüsü’nde güvenlik araçlarını hedef alan başka saldırıların izlediği bildirildi.

sdvfv
Suriye ordusunun 25. Tümeni’nin eski komutanı Süheyl el-Hasan, 21 Mart 2021’de Rus güçleriyle birlikte (Rus medyası)

Söz konusu örgütte, eski rejim güçlerinde görev yapan ve ‘Kaplan’ lakabıyla bilinen Süheyl el-Hasan ile bağlantılı bazı isimlerin de öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ‘Sahil Kalkanı Tugayı’ olarak adlandırılan grubun lideri Mikdad Fatiha ile bağlantılı kişiler de örgüt içinde yer alıyor. Fatiha’nın, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde meydana gelen patlama olaylarına karışmakla suçlandığı ve yeni Suriye yönetimine karşı bölgede ortaya çıkan en sert silahlı gruplardan birini yönettiği ifade ediliyor.

Sahil Kalkanı Tugayı, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından sahil bölgesinde ortaya çıkan ilk silahlı grup olarak kaydedildi. Bunu daha sonra üç farklı grup izledi: Seraya el-Cevad, Suriye’yi Kurtarma Askeri Konseyi ve en-Nuhbe Kuvvetleri.

Daha önce yayımladığı bir açıklamada Seraya el-Cevad, Alevi toplumunun dini referansı olarak Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazal Gazal’ı gösterdiğini duyurdu. Gazal’ın, Aleviler için federal bir yapı kurulması çağrısında bulunduğu da belirtildi.

cxd vdf
Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya, geçtiğimiz cumartesi günü Suriye’nin Tartus vilayetinin güvenliğini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamak suçundan suçlu bulunarak tutuklandı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Tartus birimi, 7 Mart’ta Terörle Mücadele Şubesi ile koordinasyon içinde düzenlediği operasyonda Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya isimli üç kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, söz konusu kişilerin vilayetin güvenliğini ve vatandaşların emniyetini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamakla suçlandığını açıkladı.

Operasyonun, ‘Ali’ olarak anılan şüphelinin devrik rejim kalıntılarıyla bağlantılı bir terör hücresine liderlik ettiğini ortaya koyan hassas istihbarat bilgilerine dayanarak gerçekleştirildiği belirtildi. Yetkililere göre şüpheli, komşu ülkelerden birinde patlayıcı düzenekler ve patlayıcı maddelerin hazırlanmasına yönelik eğitim aldıktan sonra sabotaj planlarını hayata geçirmek amacıyla yeniden Tartus’a sızdı. Operasyon sırasında ele geçirilen materyallere usulüne uygun şekilde el konulduğu, gözaltına alınan kişilerin ise soruşturmanın tamamlanması için Terörle Mücadele birimine sevk edildiği bildirildi.