Hoşyar Zebari Şarku’l Avsat’a konuştu (2): Irak'taki Sünniler kendilerini dışlanmış hissediyor. Bazı güvenlik kurumlarına sızıldı

Zebari: Saddam Hüseyin’in utanç verici bir şekilde idam edilmesi ona hak etmediği bir statü kazandırdı

Biden’ın Zebari ve Nuri el-Maliki ile 2009 yılında Beyaz Saray'da çekilmiş bir fotoğrafı (Getty Images)
Biden’ın Zebari ve Nuri el-Maliki ile 2009 yılında Beyaz Saray'da çekilmiş bir fotoğrafı (Getty Images)
TT

Hoşyar Zebari Şarku’l Avsat’a konuştu (2): Irak'taki Sünniler kendilerini dışlanmış hissediyor. Bazı güvenlik kurumlarına sızıldı

Biden’ın Zebari ve Nuri el-Maliki ile 2009 yılında Beyaz Saray'da çekilmiş bir fotoğrafı (Getty Images)
Biden’ın Zebari ve Nuri el-Maliki ile 2009 yılında Beyaz Saray'da çekilmiş bir fotoğrafı (Getty Images)

Irak'ın eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Irak’ın hem iç hem de dış ilişkilerinin hassas kavşaklarında orada olan bir isimdi. Şarku'l Avsat, Zebari’ye Irak’taki mevcut düzenin kurulmasından sonra Arap liderlerden hangi sözleri duyduğunun yanı sıra alınan güvenlik kararını, yolsuzluk vakalarını ve ülkedeki çeşitli taraflar arasındaki ilişkilerle ilgili düşüncelerini sordu.

İşte Şarku’l Avsat’ın, eski Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile gerçekleştirdiği röportajın ikinci ve son bölümünün tam metni:

*Joe Biden, (eski) Başbakan Nuri el-Maliki'nin görevde kalmasını destekliyor muydu?

Biden'la onlarca kez bir araya geldim. Onu, ABD Kongresi'nde bir ‘lobi’ oluşturmaya çalıştığımız, 1992 yılından beri tanıyorum. Irak'taki değişime sempati duyuyor ve destekliyordu. Bölgeyi ve Irak'ı onlarca kez ziyaret etti. (Eski ABD Başkanı Barack) Obama’nın birinci ve ikinci döneminde Irak dosyasından sorumluydu.

*(Biden) Maliki destekliyor muydu?

Evet. Konuya şöyle açıklık getireyim. Iraklı liderler olarak 2010 seçimlerinden sonra Dr. İyad Allavi'nin tüm Şii, Sünni ve diğer mezheplerden, dinlerden ve milliyetlerden temsilcileri barındıran partisinin Şii partiler karşısında açık bir şekilde daha fazla oy almasına rağmen o dönem İran ve ABD’nin Maliki'yi desteklemesiyle en büyük hatalardan birini yaptık. Adil olmak gerekirse onlar (ABD’liler), 2011 yılında Irak’taki muharip güçlerini geri çekme ve başka bir anlaşma yapma düşüncesine sahiplerdi. Bu yüzden Dr. İyad Allavi’nin partisinin yakaladığı ‘parlak ve net bir parlamento ve seçim başarısı’ ne yazık ki feda edilerek mevcut süreç devam ettirildi.

O dönemde tüm liderler süreci devam ettirmek için bu yönde hareket etti. Fakat kendimi ve tarihi gözden geçirdiğimde bunun o dönem önemli kavşakta yapılan en büyük stratejik hata olduğunu kabul ediyorum.

*Yani İyad Allavi haksızlığa mı uğradı?

Evet. Aynen öyle oldu.

*Irak'ta İyad Allavi'nin dışlanmasının ve Refik Hariri'nin Beyrut'ta öldürülmesinin iki ülkedeki ılımlı güçlere yönelik bir darbe olduğunu söyleyenler var...

Bu ilişkilendirme belli bir temele dayanıyor ve birbirlerinden çok uzak olaylar değil. Ortadoğu siyasetiyle uğraşırken tüm olanların iç içe olduğunu öğrendim. Lübnan'daki durumu bölgedeki, İran'daki, Körfez'deki, Suriye'deki, Filistin'deki, Ürdün'deki durumdan ayıramazsınız. Sorunlar her zaman birbiriyle bağlantılı. Ancak bunun arkasında bir plan olup olmadığını teyit edemem.

*Sizce Ürdün tehdit altında mı?

Çok ciddi bir tehdit altında. Irak'taki Uluslararası Koalisyonun ve ABD muharip kuvvetlerinin geleceği çeşitli tarafları ilgilendiriyor. Uluslararası Koalisyonun ve ABD muharip kuvvetlerinin Irak'tan çekilmelerinin Ortadoğu'daki son nüfuz kalelerini terk etmeleri anlamına geldiğini düşünüyorum. Ürdün'ün güvenliği de tehdit altında. Körfezin güvenliği için bir tehdit oluşacak. Bazı Körfez ülkelerindeki kardeşlerimizden geri çekilmeyle ilgili raporları, bilgileri ve haberleri yakından takip ettikleri yönünde mesajlar alıyoruz. Ürdün şu an bir yandan da uyuşturucuyla ve topraklarını hedef alan güçlerle mücadele ediyor. Ürdün ilk kez Irak’tan havalanan insansız hava araçları (İHA) tarafından vuruldu. Ürdün sınırları içinde yer alan ABD üssü Tower (Kule) 22 hedef alındı. Buradaki ABD askerleri Ürdün Haşimi Krallığı’nın onayıyla orada bulunuyorlar. Ürdünlüler, bu olay yüzünden kendilerini gerçekten tehdit altında hissettiklerini söylüyorlar.

*Bir gün Peşmerge güçlerinin silahlandığını ve Haşdi Şabi (Halk Seferberlik) Güçleri ile çatıştığını görme riski var mı?

Bu, uzun vadeli bir ihtimal. Kürt yönetiminin bu konuyla ilgili herhangi bir düşüncesi olduğunu ve umursadığını sanmıyorum. Ancak 2017 yılında kanlı çatışmalar yaşandı. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) referandum sürecinin ardından Kerkük'ten Erbil'e kadar bölgeye saldırmaya çalıştılar, ancak Peşmergeler bu saldırıları geri püskürttü. Ayrıca Duhok'un Zaho bölgesinde de Türkiye ile Irak arasında hayati öneme sahip olan İbrahim Halil Sınır Kapısı’nı ele geçirmeye çalıştılar. Onlarla çatıştık, çünkü bekamıza yönelik bir tehdit olduğunu hissediyorduk. Karşılık vermekten başka seçeneğimiz yoktu.

*O halde pratik anlamda bugün silahlı gruplar size Tarık Aziz'in bir zamanlar söylediği gibi Kerkük'te ağlamaktan başka hakkınız olmadığını mı söylüyorlar?

Hayır. Eğer dikkat ettiyseniz bu son seçim,  yıllarca idari değişikliklerin, personel nakillerinin ve demografik değişimin etkili olabileceği yönünde hakim bir izlenim bıraktıysa da son il meclisi seçimleri Kerkük'te Kürtlerin halen güçlü bir varlığa sahip olduğunu gösterdi. Seçimler, Kürt partiler ile Arap ve Türkmen partileri arasında bir dengenin olduğunu ortaya koyuyordu. Bu durum anayasaya bağlı bir rüya olarak kalmaya devam ediyor. Anayasa, içerideki sınırlarla ve tartışmalı bölgelerle ilgili sorunların nasıl çözüleceğini öngörüyor.

YÜZ MİLYARLARCA DOLARLIK YOLSUZLUK

*Irak'ta yüz milyarlarca dolar buharlaştı. Bu para nereye gitti? Bu durum yolsuzluktan mı ibaret yoksa bölgesel çatışmalar bu parayla mı finanse ediliyor?

Ne yazık ki ülkede çok büyük yolsuzluk vakaları yaşandı. Bizim zamanımızda, hatta Maliki, Allavi, Caferi ve Haydar İbadi’nin lideri oldukları diğer hükümetler sırasında da yolsuzluk vakaları bu şekilde halkın parasını çalacak kadar büyük boyutlara ulaşmamıştı. Yani daha önce birkaç bin dolarlık yolsuzluk vakaları olabiliyordu. Fakat şimdi yolsuzluk vakalarında milyonlarca, hatta milyarlarca dolar çalınıyor. Bununla birlikte bu para, bölgesel savaşların ve çatışmaların finanse edilmesi için de kullanılabiliyor.

*Çalınan paranın 400 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor…

Doğru. Bu rakamın doğru olduğu kanıtlandı. Maliye Bakanlığı’ndan her şeyin düzeltilmesi gerektiğini öğrendim.

*Bu rakamı yolsuzluk davalarını takip eden, bunun yanında yolsuzlukla suçlanan Dr. Ahmed Çelebi açıklamıştı…

Onun temiz bir insan olduğuna şahitlik ederim. Evet, Irak-İran Savaşı sırasında, dönemin koşulları altında Ürdün'deki Petra Bank'ta bir sorun yaşadı, ama ben onun vefatından sonra ailesine hiçbir şey bırakmadığını biliyorum. Maliye Bakanı olduğum dönemde merhum da Maliye Komitesi'nin başkanlığını yapıyordu. Yolsuzluk meseleleri üzerinde birlikte çalıştık. Petra Bank’ın CEO'su yaklaşık iki yılda neredeyse 6 milyar dolarlık yolsuzluk yapmıştı. Bu para nereye gitti? O sıra yaptığımız takipler sonucunda paranın Amman ve Beyrut'a gittiğini öğrendik.

*Para hangi amaçla Beyrut’a gitti?

Bu, tam yerinde bir soru. Elimizdeki mevcut bilgilere ve verilere dayanarak bu takibi sağladık. ABD Hazine Bakanlığı yıllar sonra bu hırsızlığın farkına vardı ve hem Petra hem de başka bankalar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Irak'ın istikrarına yönelik en büyük tehditlerden biri, il meclislerindeki hükümet projelerine ayrılan büyük bütçelerde yaygın olarak gerçekleşen bu garip yolsuzluktur. Bunun yanında bir de başkalarını ötekileştirerek uzlaşı çağrısında bulunanların hiçbir uzlaşıya varamaması, halkın ve yatırımcıların güvenebileceği bir hukuk devletinin kurulamaması sorunu söz konusu. Örneğin Batılı ülkelerden ve Avrupa’dan çok sayıda ​​şirket, ülkedeki bankacılık ve hukuk sistemindeki istikrarsızlık ve güven eksikliği nedeniyle Irak ekonomisinin dayandığı petrol sahalarını terk etti.

*İran, ABD’yi Irak'a saldırmaya yönlendirdi mi?

Bununla ilgili ciddi şüphem var. Komplo teorilerine inanmıyorum. Haşdi Şabi'nin ABD’nin Irak’taki çıkarlarına yönelik saldırıları Aksa Tufanı Operasyonu öncesinde başlamıştı. ABD, bu saldırılara çok ılımlı ve düzensiz karşılıklar veriyordu. Süreç sanki ‘vur ama öldürme’ şeklinde belli kalıplara göre işliyordu. Fakat üç ABD’linin öldürüldüğü ve 40'tan fazla kişinin yaralandığı son saldırıdan sonra buna güçlü bir karşılık vermek zorunda kaldı. İran ile ABD arasında Katar ve Umman’ın arabuluculuğunda temasların ve mesajlaşmanın olması gayet doğal. Ancak ABD’liler caydırıcı olduklarını ve kendi çıkarları hedef alındığı takdirde geri adım atmayacaklarını da kanıtlamış oldular. Bağdat'ın merkezinde Hizbullah Tugayları’nın ve Nuceba Hareketi’nin üst düzey komutanları hedef alındı.

Irak'ta faaliyet gösteren Nuceba Hareketi üyeleri, Hamas’ın İsrail'i hedef alan Aksa Tufanı Operasyonu’nu desteklemek üzere Bağdat'ta gösteri düzenlediler (AFP)
Irak'ta faaliyet gösteren Nuceba Hareketi üyeleri, Hamas’ın İsrail'i hedef alan Aksa Tufanı Operasyonu’nu desteklemek üzere Bağdat'ta gösteri düzenlediler (AFP)

Peki, İran ABD’yi kandırdı mı? İran'ın ve ABD’nin anlatılarına göre iki taraf da gerilimin artmasını istemiyor. Ancak bunun gibi düzensiz savaşlarda hatalar olabilir. Yani Babu’l Mendeb Boğazı’nda, Aden Körfezi'nde, Kızıldeniz'de olup bitenler, bir füzenin bir Amerikan ya da İngiliz destroyerine yahut gemisine çarpması oyunun kurallarını değiştirebilir. Her an sürprizler yaşanabilir.

*Sizce Saddam Hüseyin'in idam edilme şekli ve zamanı, daha sonra cenazesine karşı yapılanlar Iraklıların bir kısmının zihinlerinde yer etmesine neden oldu mu?

Bu konuda bir gözlemim oldu. Saddam Hüseyin'le şahsen tanışmadım. Birçok arkadaşım, Siyasi ve muhalif faaliyetlerimiz nedeniyle üç kardeşimi infaz ettirmesinden dolayı bizzat işlediği suçlardan etkilenenlerden biri olarak benden dava oturumlarından birine katılmamı istedi. Ben de gidip oturumlardan birini izledim. Saddam Hüseyin’in idam ediliş şekli ve zamanlaması gerçekten utanç vericiydi. Açık konuşmak gerekirse yargılandığı tüm suçlara rağmen böyle korkunç bir şekilde infaz edilmesi ona hak etmediği bir statü kazandırdı. Ondan bu şekilde ve bu kadar çirkin bir şekilde intikam almak, asil bir davranış değildi. Evet, birçok insanın hakkına girdi ama böyle bir izlenim söz konusu.

Eğer bana Irak’ta rejimi değiştirdiğimiz için pişman olup olmadığımızı sorarsanız ‘kesinlikle hayır’ yanıtını veririm. Irak’ı yetenekleri, imkanları, ilişkileri, dünyanın ülkeye açılımı, Arap ve Müslüman dünyasının yanı sıra uluslararası toplumun darboğazdan kurtulmamıza yardımcı olmayı amaçlayan iyi niyetiyle değiştirip bölgenin başarı hikayelerinden biri haline getirmek için elimize gerçek bir fırsat geçmişti.

*Birçok seçim dönemi, bazılarının ‘kutuplaşma’ olarak adlandırdığı şekilde sona erdi. Irak halkı sizi şaşırttı mı?

Sorunun mevcut demokratik sistemde olmadığını, sistemin uygun olduğunu, ancak uygulanmada hata yapıldığını düşünüyorum. Örneğin, seçimlerin bir kazananı varken Irak Yüksek Federal Mahkemesi gelip ‘Hayır, kazanan başkası’ diyebiliyor. Bu bir sorundur. Geçtiğimiz seçimlerde Sünni Arap kardeşlerimiz geri çekildiler ve seçimlerin güvenirliğine inanmadılar. Fakat son il meclisi seçimlerindeki tüm göstergeler ve rakamlar, Sünnilerin Enbar, Bağdat, Diyala, Selahaddin, Kerkük ve Musul'da seçimlere çok güçlü bir katılımı olduğunu gösterdi. Bu da halkın seçimler yoluyla ve temsilcilerini seçerek değişim istediğinin bir işaretiydi.

Yasa dışı grupların varlığı meselesi ise yürütme otoritesinin, yani bunu engellemesi gereken Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatına sahip Başbakanın görevidir. Göreve gelen tüm başbakanlar, silahların sadece devletin kontrolünde olması gerektiği meselesini gündeme getirdiler. Fakat şimdiye kadar bunu yapamadılar ya da yapmak istemediler. Çünkü silahlı gruplar, onlardan daha güçlü yeteneklere, nüfuza ve etkiye sahip. Ülkedeki silahlı grupların etkisi ve nüfuzu, Irak sahnesindeki bir bozulmuşluktur.

*Bu durum, tam tersi olması gerekirken devletin silahlı grupların gözetiminde olduğu anlamına mı geliyor?

Evet. Bu silahlı gruplar tamamen devlet tarafından finanse ediliyor. Direniş gruplarının üyeleri bile maaşlarının bir kısmını devletten alıyor. Bu bakımdan gerçek bir bozulmuşluk söz konusu.

*Bir dönem Maliye Bakanlığı görevindeydiniz. Irak devletinden kaç kişi maaş alıyor?

Rakam gerçekten şok edici boyutta. Son rakamı hatırlamıyorum ama kamu hizmeti çalışanlarının, emeklilerin ve sosyal yardımdan yararlananların sayısının 8 milyonun üzerinde olduğunu tahmin ediyorum. Rakam bu civardaydı. Bu inanılmaz bir rakam. Bu da (mevcut Başbakan) Sayın Muhammed Şiya es-Sudani'nin bir yılı aşkın süredir iktidarda olan hükümeti sırasında devletin 700 bin kişiyi kamu sektöründe istihdam ettiği anlamına geliyor.

SUDANİ DÖNEMİ

*Sudani hükümetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

(Başbakan) Sudani, üzerinde uzlaşılan bir isim olarak göreve geldi. Arkasında bir seçim listesi ya da siyasi parti yok. Her zaman Irak'ta yaşamış yurt dışı deneyimi olmamış bir idari çalışandı. Çalışma, Sosyal İşler ve İnsan Hakları Bakanıydı. Maliye Bakanı olarak görev yaptığım dönem dahil yaklaşık 7-8 yıl birlikte çalıştık. Onu şahsen tanıyorum, iyi niyetli bir insandır. Ancak Irak gibi bir ülkeyi yönetmek için sadece iyi niyetli olmak yeterli değil.

Baskı altında olmasına rağmen hareket etme yetkisi ve yeteneği var. Devletin bir numarası, yani siyasi sistemimizin en güçlü figürü. Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla kendisine yönelik bazı kısıtlamaları aşabilecek güce ve yeteneklere sahip. Bu güce ve yeteneklere sahip olduğunu düşünüyorum. Diğer tüm tarafların ona, onun onlara olduğundan daha fazla ihtiyacı var. Ancak ne yazık ki o bu gücü, kötü niyetli davranışları, saldırıları ve ihlalleri engellemek ya da en azından sınırlamak için kullanmıyor.

*Irak Başbakanı aslında Silahlı Kuvvetler Başkomutanı mı?

Evet. Irak Anayasası’na göre Başbakan, Silahlı Kuvvetler Başkomutanıdır. Ama ne yazık ki güvenlik teşkilatlarına sızıldı ve mezhepçilik yapıldı. (Eski Başbakan) Sayın Mustafa el-Kazimi de birkaç gün önce bana bundan bahsetti. Başbakan olduğu sırada Özel Dairenin güvenlik güçlerini, terörle mücadele güçlerini, ordu güçlerini, elit güçleri ve diğer güçleri kontrol edemediğini, fakat bunun onun görevi olduğunu ve ülkeye liderlik etmek için sahip olduğu bu gücü tekeline alması gerektiğini söyledi.

SADDAM'IN MEZARININ YERİ VE ‘CENAZESİNİN KAÇIRILMASI OLAYI’

*Saddam Hüseyin'in mezarının yeri biliniyor mu?

İdam edildiğinde akrabaları ve yakınları, Saddam’ın cenazesinin memleketi Tikrit'te defnedilmek üzere kendilerine teslim edilmesini istediler. O sıra buna onay verilmedi ve ardından bazı hikayeler ortaya atıldı. Dürüst olmak gerekirse ne Saddam’ın cenazesinin Tikrit’e götürüldüğünü ne de direniş grubu ve Baasçıların Saddam’ın cenazesini alıp götürüp sonra geri getirdiklerini teyit edebilirim.

2007 yılında Tikrit'in el-Uca ilçesinde Saddam Hüseyin'e ait olduğu iddia edilen bir kabrin başında Fatiha okuyan Iraklılar (Getty Images)
2007 yılında Tikrit'in el-Uca ilçesinde Saddam Hüseyin'e ait olduğu iddia edilen bir kabrin başında Fatiha okuyan Iraklılar (Getty Images)

*Saddam Hüseyin’in cenazesinin yurt dışına çıkarıldığına dair bir hikaye var mı?

Öyle olduğuna dair bazı haberler çıktı. Saddam'ın kızı Ragad Saddam Hüseyin de böyle düşünüyor.

*Yani Baasçıların Saddam’ın cenazesini yurtdışına çıkardığını mı düşünüyor?

Evet. Böylece (düşmanları) tarafından daha fazla kötü muameleye uğramaması amaçlansa da gerçekte Saddam’ın cenazesine ne olduğunu bilmiyorum.

*Yüksek Federal Mahkeme kararıyla çeşitli seçimlere katılımınız engellendi. Bugün Şarku'l Avsat'a hiçbir yolsuzluk vakasına karışmadığınızı teyit edebilir misiniz?

Sizi hiçbir yolsuzluk vakasına karışmadığıma temin ederim. Ayrıca dürüstlük konularında uzmanlaşmış Soruşturma Mahkemesi karşısına çıktım ve bana yöneltilen tüm suçlamalardan beraat ettim. Şu an hakkımdaki davayla ilgili hukuki bir çalışma var. Yüksek Federal Mahkeme'nin bu haksız, keyfi ve siyasileştirilmiş kararda bana nasıl haksızlık yaptığı, siyasi ve anayasal haklarımı nasıl görmezden geldiği araştırılıyor. Ama Allah'a şükür bana karşı açılmış bir dava ya da hakkımda herhangi bir iddia yok.

*Mele (molla) Mustafa Barzani, sizin kız kardeşinizin kocasıydı. Bu durumda siz de Mesut Barzani'nin dayısısınız doğru mu?

Evet, öyleyim.

*Bana birkaç kelimeyle Mele Mustafa'yı, onun kişiliğini ve rolünün önemini anlatabilir misiniz?

Gerçekten eşi daha olmayan tarihi bir şahsiyetti. Onun şahsiyeti kopyalanamaz. Aramızda akrabalık bağı kurulmasından önce onunla hırslı bir genç olduğum, erken yaşlarda tanıştım. Kral Hüseyin ile olan şahsi ilişkisi sayesinde Ürdün'deki eğitimimi tamamlamama yardımcı oldu. Onunla ilgili anılarım arasında beni okumaya ve okulu bitirmeye teşvik etmesi de yer alıyor. Kültürlü ve eğitimli insanların çabaları olmadan Kürdistan rüyasına ulaşılamayacağını söylerdi. Beni her zaman tevazuyla davranmaya yönlendirirdi. Bizler aşiretlere mensup insanlarız. Bizler alçakgönüllü olmalı, kibirli davranmamalı ve ailemizi temsil etmeliyiz. Çok alçakgönüllü biriydi. Diğer bir özelliği ise son derece realist olmasıydı. Gerçekçi bir insandı. Devrimciydi ama evrimsel bir biçimde.

Saddam Hüseyin sık sık ‘tarih galip gelenler tarafından yazılır’ derdi. Ama bu doğru değil. Zafere ulaşamayan, ancak rolleriyle halkın hafızasına kazınan liderler var. Size böyle birçok liderden bahsedebilirim. Mele Mustafa, sadece Irak Kürtleri arasında değil, aynı zamanda Türkiye, Suriye, İran, Kafkaslar ve diğer yerlerdeki Kürtler arasında da eşsiz bir şahsiyetti. Bir benzeri daha yoktu.

Mesud Barzani ve Celal Talabani’nin, 1992 yılında Mele Mustafa Barzani'nin portresi önünde çekilmiş bir fotoğrafı (Getty)
Mesud Barzani ve Celal Talabani’nin, 1992 yılında Mele Mustafa Barzani'nin portresi önünde çekilmiş bir fotoğrafı (Getty)

*Mele Mustafa, IKBY’yi kurma hayalini gerçekleştiremedi ama bu hayal Mesud Barzani tarafından gerçeğe dönüştürüldü.

Mesud Barzani yönetiminde çalıştınız. Bu deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz?,

Başarılı bir deneyimdi. (Mesut Barzani) liderlik konusunda hiçbir zaman babasının seviyesine ulaşamayacağını biliyor ve her zaman onunla gurur duyuyor. Bununla birlikte IKBY’yi inşa etmek için bizzat çok fazla çaba harcadı, harika işler başardı. Fakat tüm çabalarına rağmen sonuçtan memnun değil. Şu an 70 yaşını geçmiş durumda. Doğum günüyle Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) Mahabad'da kurulduğu günün aynı olması oldukça ironiktir.

Aslında merhum Cumhurbaşkanı Mam Celal Talabani başta olmak üzere kimseyi dışarıda bırakmamak için başkalarıyla iş birliği içinde çalışarak bunları inşa etti. Kürtler arasında birliği sağladık. Bağdat'ta yeni düzenin kurulması ve anayasanın, hakların, toprak bütünlüğünün korunması için birlikte mücadele ettik. Daha önce belirttiğimiz gibi şu an IKBY’nin hukuki ve anayasal hakları hedef alınıyor. Bunun yanında kurduklarımızı ve geliştirdiklerimizi nasıl koruyacağımızın mücadelesini veriyoruz. Irak ise hem IKBY hem Iraklılar hem yabancı ziyaretçiler hem de bölge halkları tarafından tanık olunan bir başarı öyküsüdür. Erbil'de, Duhok'ta, Süleymaniye'de on binlerce Sünni, hatta Şii Arap aile bir arada yaşıyor. Çoğu bakanın ve üst düzey güvenlik görevlisinin aileleri, güvenli ve istikrarlı olmasından dolayı IKBY’de yaşıyor.

*Irak'taki Sünnileri gelecekte zorlukların beklediğini düşünüyor musunuz?

Evet. Kendi yurtlarında dışlanmış ve yerinden edilmiş hissetmeye başladılar. Sünni vatandaşların Curf es-Sahar, Bağdat çevresi, Diyala ve diğer bölgelerde kendi mahallelerine dönmeleri halen yasak. Yönetimin kötü olduğu dönemde yaşanan mezhepçi çatışmalar ne yazık ki son zamanlarda arttı. Bazen Sünni bölgelerin kurulması talep edilen öneriler yapılıyor, ancak Irak Anayasası buna izin vermiyor. Bunun Şii yönetime karşı bir tehlike ve tehdit olduğu algısı söz konusu. Bu da eğer Sünni bölgeler kurulursa IKBY’nin de varlığıyla Şiiler için işlerin zorlaşacağı düşüncesinden kaynaklanıyor.

*Sünniler, şu anki mevcut yönetimin bir Şii yönetimi olduğuna mı inanıyor?

Evet. Bu konuda güçlü bir hisleri var. Liderlerden bazıları taraflarla iş birliği yapsa da ne eksik ne fazla tamamen mezhepsel nedenlerden dolayı adaletsizliğe uğradıklarını ve ötekileştirildiklerini hissediyorlar.

*Eskiden ‘Kürtlerin dağlardan başka dostu yoktur’ denirdi. Bu doğru mu?

Hayır, değil. Özellikle Kuveyt Savaşı sonrasında milyonlarca insanın göç etmesiyle ABD’de ve Avrupa'da Kürtlere yardım ve koruma konusunda küresel vicdanın ayağa kalkması sonrası yaşananlar, dağlardan başka dostlarımızın da olduğunu kanıtladı. Ama Kürtlerin en iyi dostu yine Kürtlerdir. Her ülkede başarının temelini Kürtlerin birlik olması teşkil ediyor. Geçmişten kalan siyasi ve partizan anlaşmazlıklar olsa da temel konularda uzlaşıya varabiliriz.

ARAFAT, MÜBAREK, ESED VE SALİH

*Ülke kurma hayali olan iki adam vardı. Bunlardan biri Yaser Arafat, diğeri Mesut Barzani’ydi. Siz ikisini de tanıyorsunuz. Ortak özellikleri var mıydı?

Evet, ikisini de tanıyorum. Aralarında dikkatimi çeken ortak özelliklerden biri ulusal ve kurtuluş hareketlerinin temel ilkelerine olan bağlılıklarıydı. Tüm zorluklara, koşullara, yerinden edilmeye ve istismara rağmen umutları hep canlıydı. Bu hayalin gerçekleşeceğine dair umutlarını hiç kaybetmediler.

Hüsnü Mübarek, Zebari’ye toplantılarından birinde ABD’lilere güvenmemesini söyledi (Getty Images)
Hüsnü Mübarek, Zebari’ye toplantılarından birinde ABD’lilere güvenmemesini söyledi (Getty Images)

*Aralarında yakın bir ilişki var mıydı?

Aralarında çok yakın ve şahsi bir ilişki vardı. Sayın Mesut Barzani'nin 1979 yılında Viyana'da suikast girişimine uğramasından sonra merhum Yaser Arafat’ın ve Fetih Hareketi’nin (El Fetih), onun Tahran'a nakledilmesini kolaylaştırmak için yardım ettiklerini hatırlıyorum.

*Ona pasaport mu verdi?

Hem pasaport verdi hem de koruma sağladı.

*Yaser Arafat'ın Lübnan ve Yemen pasaportu verme yetkisi vardı, değil mi?

Aynı zamanda Tunus pasaportu verme yetkisi de vardı. Bu gizli mücadelenin bir parçasıydı. Hayatta kalmanın ve çalışmaları sürdürmenin bir gereği olan bu tür sorunlarla hepimiz uğraştık.

*Hiç başka bir ülkenin pasaportunu ve takma ad kullandınız mı?

Libya, Güney Yemen ve Suriye pasaportlarını kullandım.

*Arap liderlerden herhangi biriyle yaşadığınız istisnai bir olay var mı?

Vallahi çoğuyla böyle olaylar yaşadım. Mesela Kuveyt’in merhum emiri Şeyh Sabah el-Ahmed’le. Aramızda harika bir ilişki vardı. Cömert biriydi. Fazilet sahibi ve asil bir şeyh ve Arap diplomasisinin emiriydi. Irak'ın Kuveyt'e ödemesi gereken bir tazminat meselesi vardı. Çok para ödedik ve bir noktada zorlandık. Taksitlerden birinin ödenmesi gerekiyordu. Ben de yanına gittim, ödemeyi yapmaya çalışacağımızı söyledim. Ona, “Sayın Emir, taksitleri bu yıl bizim için erteleyebilir misiniz ya da bu taksiti ödemekten muaf tutabilir misiniz?” diye sordum. Ardından “Biz Kuveyt'in bağımsızlığına, haklarına ve tüm yükümlülüklerimize inanan yeni bir yönetimiz” dedim. O da bana, “Yani Sayın Bakan karşınızda ‘bilmediği yerden para almak istemiyorum’ diyen biri var” dedi.

(Eski) Katar Emiri Şeyh Hamed bin Halife Al Sani ile de böyle bir olay yaşadım. Libya'da merhum Muammer Kaddafi'nin başkanlığını yaptığı konferanslardan birinde Irak’ın temsilcisiydim. Dönemin cumhurbaşkanı ve başbakanı konferansa katılmamıştı. Ben de Irak'ın Bağdat'ta bir Arap zirvesine ev sahipliği yapma hakkına sahip olduğunu savunuyor ve destekliyordum. Merhum Kaddafi ise ülkenin işgal altında olduğu şeklinde birtakım gerekçelerle buna güçlü şekilde karşı çıkıyordu.

Bunun Irak’ın hakkı olduğunu ve bunun için onların yardımını istediğimi ısrarla belirttim. Kuveyt Emiri, merhum Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)  ve Ürdünlü temsilcileri beni destekledi. Hepsi ayağa kalktı ve Irak'ın Arap Birliği'nin kurucu ülkelerinden biri olarak buna hakkı olduğunu, artık hükümetinin kurulduğunu ve istikrara kavuştuğunu söylediler. Ancak Irak’taki yabancı askeri üslerle ilgili bir anlaşmazlık söz konusuydu. Ben de ABD’nin Irak’taki askeri varlığının anayasaya uygun olduğunu ve başka Arap ülkelerinde de bu tür üslerin bulunduğunu söyledim. Bu durumda neden suçun sadece bize yüklendiğini sordum.

Rahmetli Kuveyt Emiri Şeyh Sabah, “Vallahi benim ülkemde ABD üssü yok. Sadece Fransa’nın ve İngiltere’nin üsleri var” dedi. Ardından Şeyh Hamad, “Biz de ABD’nin el-Udeyid Hava Üssü ve Salimiyye Üssü’nde askeri varlığı var” dedi. Bunun üzerine Kaddafi, “Yani tüm Arap ulusu işgal altında ve bizim bundan haberimiz yok öyle mi?” diye çıkıştı.

Şeyh Hamad yanıma geldi ve bana, “Sayın Bakan size bir soru sormak istiyorum? Burada tartışma cesaretini nereden buldun?” diye sordu. Ona, ülkem için bir davam olduğunu ve bu yüzden ülkemi savunduğumu söyledim. Bana, “Peki, Irak’a ne oldu? Irak bilimin, medeniyetin, kültürün beşiğiydi” dedi. Ben de ona “Bunun için sadece kendimizi suçlayabiliriz. Ülkemize ve kendimize saygı duymuyoruz, dolayısıyla ne yazık ki böyle oldu” dedim.

*Mısır’ın eski Devlet Başkanı Mübarek size ABD’liler hakkında ne anlattı?

Bana onlara güvenmememi söyledi. Ben de ona “Ama başka kimse yok” dedim. Esprili biriydi. Arap Birliği toplantıları için Mısır'a her gittiğimde, merhum (İstihbarat Şefi) Ömer Süleyman ya da dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Ahmed Ebu Gayt aracılığıyla ikili görüşme talebinde bulunurdum. O da bana hemen randevu verirdi. Irak'ı çok ama çok seviyordu. 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Habbaniye nahiyesinde görev yapmıştı. Irak’ın Enbar ilinde yer alan Habbaniye’deki askeri üste görevliydi.

*Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'le aranızda böyle bir olay geçti mi?

Bana karşı saygılıydı. Birbirimize saygı duyuyorduk. Kendisiyle birçok kez bir araya geldim. Bir keresinde onunla görüşmek üzere Kasiyun Dağı'ndaki Halk Sarayı'na gittim. Beni orada kabul etti. Yanında (eski Başkan Yardımcısı) Faruk eş-Şara da vardı. Rahmetli (eski Dışişleri Bakanı) Velid el-Muallim'in orada olup olmadığını şu an hatırlayamıyorum. Ona, “Sayın Devlet Başkanı bu radikaller, cihatçılar ve teröristlerin hepsi Şam Uluslararası Havaalanı ya da kara sınırından (Irak’a) geliyorlar. Şiilere ve Sünnilere ait yerleri havaya uçuruyorlar. Vatandaşları öldürüyorlar. Güvenlik hizmetlerinin gücünü ve sayılarının çok olduğunu biliyoruz” diye şikâyette bulundum.

Bana, bunun kendileriyle ilgili olmadığını söyledi. Güçlü güvenlik birimleri olduğunu, ancak buna karışmalarına izin verilmediğini, bu yönde talimatların olduğunu söyledi. Elimizde delil ve bilgi olduğunu belirterek “Güvenlik teşkilatlarından gelen veriler, bunların çoğunun sizin aracılığınızla (Irak topraklarına) girdiğini gösteriyor” dedim. O da bana, “Biz bir Arap ülkesiyiz, buraya gelen her Arap vatandaşına vize uygulamıyoruz, belki bunu kullanıyorlardır” yanıtını verdi.

Bunun üzerine kendisine şunları söyledim:

“Sayın Başkan, Şam'da birkaç yıl yaşadım. Suriye devletinin ve güvenlik birimlerinin nasıl çalıştığını biliyorum. Ben Suriye ve Kamışlı üzerinden Kuzey Irak'a, Irak Kürdistanı'na heyetler ve gazeteci grupları getiriyordum, sizin Dışişleri Bakanınızın bundan haberi yoktu.”

O da bana, “Maşallah ülkemi benden daha iyi tanıyorsun” dedi.

*Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih nasıl biriydi?

Çok naif biriydi. Çeşitli zirvelerde ve toplantılarda aramızda dostane bir ilişki oluştu. Bu benim için bir iftihar kaynağıydı. Onu birçok kez ziyaret ettim. Bir keresinde dargın bir ifadeyle bana “Sizler Amerikan tankları üzerinde geldiniz, ülkeniz bağımsız değil” dedi.

Ben de ona şunları söyledim:

“Sayın Cumhurbaşkanı, Saddam'la karşı karşıya geldiğimizde yanımızda ABD güçleri yoktu, tek başımızaydık. Üzgün de değillerdi. 1991 ayaklanmasında 15'e yakın ilde halk Saddam'a karşı ayaklandığında ABD’liler Saddam adına ayaklanmaya müdahale etti. ABD’lilerin bize yardım ettiği doğru ama bu savaşta sizinle temas halindeydiler. Saddam'a karşı Amerikan savaş uçaklarının çoğu Arap ülkelerindeki üslerden havalandı.”



İsrail, Gazze’de saha komutanlarına yönelik suikastları artırıyor

 Filistinliler, Cuma günü Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Cuma günü Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (EPA)
TT

İsrail, Gazze’de saha komutanlarına yönelik suikastları artırıyor

 Filistinliler, Cuma günü Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Cuma günü Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (EPA)

İsrail, Gazze Şeridi’nde Filistinli grupların silahlı kanatlarında görev yapan saha komutanları ve önde gelen üyelerine yönelik suikastlarını artırıyor. Bu operasyonlar, son dönemde birkaç haftalık süreyle sınırlandırılan ateş açma talimatlarının ardından, “Sarı Hat” çevresinde sivillere yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde meydana geliyor.

Suikastlar

İsrail’e ait bir insansız hava aracı cuma günü öğleden sonra, Gazze kentinin güneyindeki Sabra Mahallesi’nde bisiklet kullanan bir kişiyi doğrudan füzeyle hedef aldı. Saldırıda, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu bir saha üyesi öldürüldü.

Ndjd
25 Ağustos 2026'da Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta İsrail'in hava saldırısına hedef olan Ebu Salim Camii'nde meydana gelen yıkım (AP)

Aynı sırada, Gazze Şeridi’nin güneyinde “Sarı Hat” yakınlarında düzenlenen hava saldırısında aynı aileden üç sivil hayatını kaybetti.

Perşembe günü ise İsrail savaş uçaklarının düzenlediği saldırılarda Hamas’ın İzzeddin el-Kassam Tugayları ile İslami Cihad’ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları’ndan aralarında  komutan ve milislerin bulunduğu 4 kişi öldü.

Saha kaynakları, öldürülen kişilerden bazılarının, son dönemde bağlı bulundukları silahlı kanatların saflarını yeniden düzenleme çalışmalarında görev alan önemli saha komutanları olduğunu belirtti.

Gazze kentinin batısındaki Ensar Kavşağı’nda bulunan bir çadırın İsrail tarafından hedef alınması sonucu perşembe akşamı İbrahim el-Bess hayatını kaybetti. Saha kaynaklarına göre el-Bess, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı Cibalya Mülteci Kampı’ndaki Halife Taburu’nun “Nuhbe” bölüğünün komutanıydı.

Bundan kısa süre önce ise Gazze kentinin güneyindeki Sanayi Bölgesi’nde kullandığı elektrikli bisikletin hedef alınması sonucu Hamdi Kahil öldürüldü. Saha kaynaklarına göre Kahil, İslami Cihad’ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları bünyesindeki “istihbarat biriminin” komutanlarından biriydi. Kahil’in, Kudüs Tugayları yönetimi ve İslami Cihad’ın siyasi kanadı için istihbarat bilgileri topladığı belirtildi.

Bundan önce de Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un kuzeyinde, Mevasi el-Karara bölgesindeki bir çadır hedef alındı. Saldırıda İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu İzzam el-Abadele öldürüldü.

Perşembe günü öğle saatlerinde ise Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda ailesinin evinin girişinde düzenlenen saldırıda ağır yaralanan Bilal er-Rukay'i, aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetti.

Saha kaynakları, Rukay’i’nin Kassam Tugayları’na bağlı Şati Taburu’ndaki “zırhlı birlik” komutanı olduğunu bildirdi. İsrail ordusu ise Rukay’i’nin “topçu birliği” komutanlarından biri olduğunu açıkladı.

İsrail son günlerde özellikle Kassam Tugayları mensuplarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. Operasyonların odağında, özellikle 7 Ekim 2023 saldırısına katılan ve İsrailli rehineleri elinde tutan “Nuhbe” mensupları ile saha komutanları bulunuyor.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de Gazze Şeridi’ndeki birliklerini ziyareti sırasında bu yönde talimat vermiş; Hamas’ın silahsızlandırılması ve saldırıya katılanların takip edilerek etkisiz hale getirilmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Son günlerde Filistinli gruplar da İsrail’in suikast operasyonlarını artırması konusunda kendi komutanlarını ve militanlarını uyardı. Özellikle ekim ayının sonunda yapılması planlanan Knesset seçimleri öncesinde saldırıların artmasından endişe eden gruplar, liderlerine ve mensuplarına güvenlik önlemlerini artırmaları yönünde talimatlar gönderdi.

Sarı Hat

İsrail’in Filistinli sivillere yönelik saldırılarını Sarı Hat çevresinde yoğunlaştırması da suikast operasyonlarına eşlik ediyor.

Cuma sabahı İsrail’e ait küçük bir “quadkopter” tipi insansız hava aracı, Han Yunus’un kuzeyindeki el-Karara bölgesinde bulunan değirmenler civarında Abidin ailesinden üç kişinin üzerine bomba attı. Aralarında iki kardeşin de bulunduğu üç kişi saldırıda olay yerinde hayatını kaybetti.

Dkkfk
Filistinliler, 24 Ağustos 2026'da Gazze Şeridi'ndeki Şeyh Radvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmek için çalışıyor (EPA).

Cenazeler Nasır Tıp Kompleksi’ne götürülürken, aileleri tarafından düzenlenen cenaze törenine yoğun üzüntü ve öfke hâkim oldu.

Son günlerde Sarı Hat çevresinde can kayıpları ve yaralanmaların belirgin biçimde arttığı gözleniyor. Gazze’deki saha değerlendirmelerine göre İsrail, son dönemde ateşkes ihlallerini sınırlamak amacıyla uyguladığı ateş açma talimatlarında değişikliğe gitmiş olabilir.

İsrail medyası daha önce yayımladığı haberlerde, sahadaki askerlerin ateş açma talimatlarının kendilerini kısıtladığından şikâyet ettiğini aktarmıştı. Askerler, Sarı Hat'a yaklaşan kişilerin Hamas mensupları olduğunu öne sürüyor. Hamas ve çeşitli kaynaklar ise bu iddiayı reddediyor.


Silah ambargosu... Washington, Sudan’daki savaşın duvarında bir gedik mi açıyor?

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
TT

Silah ambargosu... Washington, Sudan’daki savaşın duvarında bir gedik mi açıyor?

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP

ABD, iki yılı aşkın süredir devam eden Sudan savaşında durgunlaşan tabloyu değiştirecek bir adım atarak, Darfur’a yönelik 20 yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunu Sudan’ın tamamını kapsayacak şekilde genişletme niyetini açıkladı. Bu girişim, Washington’ın sınırlı yaptırım politikasından, savaşan tarafların çatışmayı sürdürme kapasitesini doğrudan azaltmaya ve askeri zaferin maliyetini yeniden hesaplayarak müzakere masasına dönmelerini sağlamaya yönelik bir politikaya geçme arayışına işaret ediyor. Riskli görünen bu adım, aynı zamanda Washington’ın dünyanın en büyük ve en ağır insani krizlerinden biri olarak nitelendirilen savaşın önünü açmak için bir gedik oluşturma konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, birkaç gün önce Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamada, ABD’nin önerisinin insansız hava araçları (İHA), bunların teknolojileri ve parçalarının yanı sıra ihlalleri izlemekle görevli yaptırım uzmanları komitesinin çalışmalarının güçlendirilmesini de kapsadığını söyledi.

Darfur’a ilişkin mevcut silah ambargosu rejiminin süresi 12 Eylül’de sona eriyor. Bu durum, önümüzdeki haftaları Washington’ın ambargonun kapsamının genişletilmesi konusunda BM Güvenlik Konseyi içinde uzlaşı oluşturma kapasitesi açısından bir sınav haline getiriyor. Ancak Rusya, Sudan ordusunun kapasitesini etkileyebilecek hiçbir önlemi kabul etmeyeceğini açıklarken, Çin de yaptırımların genişletilmesine temkinli yaklaşıyor. Bu nedenle tasarının mevcut haliyle kabul edilmesi garanti görünmüyor.

Washington, önerilen ambargoyu yalnızca cezalandırıcı bir önlem değil, daha çok bir baskı aracı olarak değerlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre ABD yönetimi, savaşan tarafların silahlara erişiminin kısıtlanmasının onları yeniden müzakere masasına dönmeye zorlayabileceği görüşünde. BM Siyasi İşlerden Sorumlu Yetkilisi Rosemary DiCarlo ise tarafların askeri çözüme bel bağlamayı sürdürmesi ve gelişmiş silahların bölgeye kesintisiz akışının devam etmesi konusunda uyarıda bulundu.

Fkkd
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Buna karşılık, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın açıklamaları, savaşta askeri zafer elde etme hedefinin sürdüğünü gösteriyor. Burhan, olası yaptırımların etkisini küçümseyerek, yaptırımlara ilişkin tartışmaların Sudan’ı etkilemeyeceğini veya silahlı kuvvetlerin mücadele azmini zayıflatmayacağını söyledi. Burhan ayrıca ordunun, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki tüm bölgeleri geri alana kadar savaşmayı sürdüreceğini vurguladı.

Bu görüş ayrılığı, ABD’nin önerisi etrafında yürütülen siyasi mücadelenin özünü ortaya koyuyor. Washington, savaşan tarafları silah akışının süresiz olarak devam etmeyeceğine ikna etmeye çalışırken, Sudan’daki askeri yönetim hâlâ toprakları askeri yöntemlerle geri alma söylemini sürdürüyor. Aynı durum, mevzilerini güçlendirmeye ve ikmal, silah, insansız hava araçları ile diğer destek ağlarına dayanmaya devam eden HDK için de geçerli.

ABD’nin yaklaşımının temelindeki varsayım, yeniden silahlanma kapasitesinin savaşın ömrünü uzattığı yönünde. Taraflardan her biri kayıplarını telafi edebileceğine, daha fazla İHA, mühimmat, yakıt ve finansman sağlayabileceğine inandığı sürece taviz verme motivasyonu sınırlı kalıyor. Buna karşılık, ikmal faaliyetlerinin daha zor ve maliyetli hale gelmesi durumunda, askeri hesapların zamanla siyasi uzlaşı lehine değişebileceği değerlendiriliyor.

Kfkdk

Sudan’daki savaşta son aylarda İHA’ların kullanımında büyük bir artış yaşandı. İHA’lar artık yalnızca cephe hatlarını hedef almakla kalmıyor, kentlere, pazar yerlerine, elektrik ve su tesislerine ve sağlık merkezlerine kadar ulaşıyor. DiCarlo, İHA’lar da dahil olmak üzere gelişmiş silahların, savaşın siviller üzerindeki maliyetini artıran temel unsurlardan biri haline geldiğini söyledi.

Bu açıdan bakıldığında, İHA’lar ile bunların parçalarının yanı sıra mühimmat ve ağır silahların akışının kısıtlanması, uzun menzilli saldırıların sayısını azaltarak, sivil kayıpları düşürerek, yeni göç dalgalarını sınırlayarak ve hastaneler ile elektrik ve su şebekelerindeki aksamaları azaltarak doğrudan insani kazanımlar sağlayabilir. Bunun yanı sıra insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının önündeki engellerin azaltılmasına da katkı sunabilir. Ancak ABD planının başarısı uygulamaya bağlı kalmaya devam ediyor. Zira 2005’ten bu yana Darfur’a uygulanan ambargo, bölgeye silah akışını engelleyemedi. Bu durum, etkili denetim ve uygulama mekanizmalarıyla desteklenmediğinde BM kararlarının ne ölçüde sınırlı kalabileceğini ortaya koyuyor.

Sudan’daki muhalif sivil güçler, öneriyi kapsamlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesi gerektiğini vurgulayarak memnuniyetle karşıladı. Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf, savaşın tarafları üzerindeki baskının, çatışmaları sona erdirmeyi ve sivil süreci yeniden tesis etmeyi amaçlayan ‘bütünleşik bir paketin’ parçası olması gerektiğini, bunun tek başına uygulanan cezalandırıcı bir tedbirle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi - Demokratik Devrimci Akım’ın lideri Yasir Arman ise kısmi önlemlerin ‘savaşı sona erdirmek yerine yönetilmesine’ yol açabileceği uyarısında bulunarak, çatışmaları durduracak ve Sudan’ın birliğini koruyacak şekilde Afrika Birliği (AfB) ile BM arasında ortak bir yol haritası oluşturulması çağrısında bulundu.

Washington’ın ciddiyetinin gerçek sınavı, BM Güvenlik Konseyi’nde alınacak bir kararın ötesine geçerek, silahların satın alınmasını ve Sudan’a taşınmasını kolaylaştıran hava seferleri, kara yolları, aracılar, şirketler ve kişiler de dahil olmak üzere ikmal ağlarının takibine geçebilme kapasitesi olacak.

Fkkfk
 Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Reuters)

Washington’ın savaşı sona erdirmek için yalnızca ambargoya bel bağladığı görülmüyor. Aksine, önerinin, çatışmaların sürdürülmesinin maliyetini artırmaya ve buna paralel olarak müzakere sürecini ilerletmeye yönelik daha kapsamlı bir girişimin parçası olması muhtemel. ABD’li yetkililer, amaçlarının bir tarafın diğerine karşı zafer kazanmasını sağlamak değil, her iki tarafın da sonu görünmeyen açık uçlu bir savaşı sürdürme kapasitesini azaltmak olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, ABD’nin girişiminin ciddiyeti, nihayetinde Sudan’daki savaşan taraflara değil, onlara destek veren aktörlere baskı yapmaya ne ölçüde hazır olduğuyla ölçülecek. Silah akışı devam ettiği takdirde, ambargonun kapsamının genişletilmesi etkisi sınırlı bir hukuki çerçeveden öteye geçemeyecek. Ancak ambargo, denetim mekanizmaları, yaptırımlar ve müzakere kapısını açmaya yönelik eş zamanlı diplomatik baskıyla desteklenirse, savaşın başlamasından bu yana uluslararası toplumun elindeki en güçlü baskı araçlarından birine dönüşebilir.

Özünde ABD’nin önerisi, iki zıt yaklaşımı doğrudan karşı karşıya getiriyor: Washington savaşın sürdürülmesini daha zor ve maliyetli hale getirmek isterken, çatışmanın iki tarafı da tüm toprakların geri alınmasına kadar savaşmayı sürdüreceklerinde ısrar ediyor. Bu iki tutum arasında ise, kapsamlı bir siyasi uzlaşıya ulaşılmasından önce dahi öldürücü silahların akışını fiilen azaltmayı başaracak her türlü tedbirden en fazla fayda sağlayacak kesim siviller olmaya devam ediyor.


Batı Şeria tartışması: Tel Aviv'den Londra'ya sınır dışı tehdidi

Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
TT

Batı Şeria tartışması: Tel Aviv'den Londra'ya sınır dışı tehdidi

Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)
Yahudi yerleşimciler son dönemde Batı Şeria'daki saldırılarını artırdı (AFP)

Birleşik Krallık ve İsrail arasında işgal altındaki topraklarda kurulan yasadışı yerleşimlerin genişletilmesiyle ilgili tartışma büyüyor.

Financial Times'ın haberine göre İsrail yönetimi, Britanyalı yetkilileri Gazze Uluslararası Destek Merkezi'nden çıkarmayı değerlendiriyor.

Merkez, ABD'nin arabuluculuğunda İsrail'le Hamas arasında sağlanan ateşkesi izlemek üzere kurulmuştu.

Haberde, Tel Aviv yönetiminin diğer Avrupa ülkelerinden yetkililere karşı da benzer önlemler alabileceği savunuluyor.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, bu haftaki açıklamasında Kiryat Gat'taki Gazze Uluslararası Destek Merkezi'nde görev yapan Hollandalı yetkililerin sınır dışı edileceğini açıklamıştı. Karara gerekçe olarak Hollanda hükümetinin İsrail'e karşı attığı adımları göstermişti.

Hollanda yönetimi, İsrail işgali altındaki topraklarda kurulan yasadışı yerleşim birimlerinden ürünlerin ülkeye girişini yasaklamıştı.

Telegraph, BK Başbakanı Andy Burnham'ın da benzer bir adım atarak Batı Şeria'daki yasadışı yerleşim yerleriyle ticarete yasak getirmeyi planladığını yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar, Burnham'ın İsrail'e karşı selefi Keir Starmer'dan daha sert bir tavır takınmak istediğini savunuyor.

Diğer yandan habere göre İşçi Partisi'ndeki İsrail yanlıları Burnham'ın bu planının "fiilen İsrail'in tamamına yönelik bir boykota" varabileceğinden endişeleniyor.  

BK halihazırda İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'e yaptırım uyguluyor. Kaynaklara göre Binyamin Netanyahu hükümetinden diğer radikal sağcı bakanlar da yaptırım listesine alınabilir.

Londra yönetimi, ticaret ambargosunu İsrail'in tartışmalı E1 planıyla ilgili gelişmelerin ardından gündeme getirdi.

İsrail'in Batı Şeria'yla Doğu Kudüs'ü ayırmayı hedefleyen yasadışı yerleşimleri genişletme planı kapsamında 1234 konut inşası için geçen hafta ihale ilanı yayımlamıştı.

BK'nin yanı sıra Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Hollanda ve Norveç ise ortak açıklamayla karara tepki göstermişti.

Açıklamada, "E1 yerleşimi, Batı Şeria'yı bölerek ve Filistin topraklarının bölgesel bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatacaktır" ifadeleri kullanılmıştı.

Independent Türkçe, Telegraph, Times of Israel, Financial Times