Hoşyar Zebari Şarku’l Avsat’a konuştu (2): Irak'taki Sünniler kendilerini dışlanmış hissediyor. Bazı güvenlik kurumlarına sızıldı

Zebari: Saddam Hüseyin’in utanç verici bir şekilde idam edilmesi ona hak etmediği bir statü kazandırdı

Biden’ın Zebari ve Nuri el-Maliki ile 2009 yılında Beyaz Saray'da çekilmiş bir fotoğrafı (Getty Images)
Biden’ın Zebari ve Nuri el-Maliki ile 2009 yılında Beyaz Saray'da çekilmiş bir fotoğrafı (Getty Images)
TT

Hoşyar Zebari Şarku’l Avsat’a konuştu (2): Irak'taki Sünniler kendilerini dışlanmış hissediyor. Bazı güvenlik kurumlarına sızıldı

Biden’ın Zebari ve Nuri el-Maliki ile 2009 yılında Beyaz Saray'da çekilmiş bir fotoğrafı (Getty Images)
Biden’ın Zebari ve Nuri el-Maliki ile 2009 yılında Beyaz Saray'da çekilmiş bir fotoğrafı (Getty Images)

Irak'ın eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Irak’ın hem iç hem de dış ilişkilerinin hassas kavşaklarında orada olan bir isimdi. Şarku'l Avsat, Zebari’ye Irak’taki mevcut düzenin kurulmasından sonra Arap liderlerden hangi sözleri duyduğunun yanı sıra alınan güvenlik kararını, yolsuzluk vakalarını ve ülkedeki çeşitli taraflar arasındaki ilişkilerle ilgili düşüncelerini sordu.

İşte Şarku’l Avsat’ın, eski Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile gerçekleştirdiği röportajın ikinci ve son bölümünün tam metni:

*Joe Biden, (eski) Başbakan Nuri el-Maliki'nin görevde kalmasını destekliyor muydu?

Biden'la onlarca kez bir araya geldim. Onu, ABD Kongresi'nde bir ‘lobi’ oluşturmaya çalıştığımız, 1992 yılından beri tanıyorum. Irak'taki değişime sempati duyuyor ve destekliyordu. Bölgeyi ve Irak'ı onlarca kez ziyaret etti. (Eski ABD Başkanı Barack) Obama’nın birinci ve ikinci döneminde Irak dosyasından sorumluydu.

*(Biden) Maliki destekliyor muydu?

Evet. Konuya şöyle açıklık getireyim. Iraklı liderler olarak 2010 seçimlerinden sonra Dr. İyad Allavi'nin tüm Şii, Sünni ve diğer mezheplerden, dinlerden ve milliyetlerden temsilcileri barındıran partisinin Şii partiler karşısında açık bir şekilde daha fazla oy almasına rağmen o dönem İran ve ABD’nin Maliki'yi desteklemesiyle en büyük hatalardan birini yaptık. Adil olmak gerekirse onlar (ABD’liler), 2011 yılında Irak’taki muharip güçlerini geri çekme ve başka bir anlaşma yapma düşüncesine sahiplerdi. Bu yüzden Dr. İyad Allavi’nin partisinin yakaladığı ‘parlak ve net bir parlamento ve seçim başarısı’ ne yazık ki feda edilerek mevcut süreç devam ettirildi.

O dönemde tüm liderler süreci devam ettirmek için bu yönde hareket etti. Fakat kendimi ve tarihi gözden geçirdiğimde bunun o dönem önemli kavşakta yapılan en büyük stratejik hata olduğunu kabul ediyorum.

*Yani İyad Allavi haksızlığa mı uğradı?

Evet. Aynen öyle oldu.

*Irak'ta İyad Allavi'nin dışlanmasının ve Refik Hariri'nin Beyrut'ta öldürülmesinin iki ülkedeki ılımlı güçlere yönelik bir darbe olduğunu söyleyenler var...

Bu ilişkilendirme belli bir temele dayanıyor ve birbirlerinden çok uzak olaylar değil. Ortadoğu siyasetiyle uğraşırken tüm olanların iç içe olduğunu öğrendim. Lübnan'daki durumu bölgedeki, İran'daki, Körfez'deki, Suriye'deki, Filistin'deki, Ürdün'deki durumdan ayıramazsınız. Sorunlar her zaman birbiriyle bağlantılı. Ancak bunun arkasında bir plan olup olmadığını teyit edemem.

*Sizce Ürdün tehdit altında mı?

Çok ciddi bir tehdit altında. Irak'taki Uluslararası Koalisyonun ve ABD muharip kuvvetlerinin geleceği çeşitli tarafları ilgilendiriyor. Uluslararası Koalisyonun ve ABD muharip kuvvetlerinin Irak'tan çekilmelerinin Ortadoğu'daki son nüfuz kalelerini terk etmeleri anlamına geldiğini düşünüyorum. Ürdün'ün güvenliği de tehdit altında. Körfezin güvenliği için bir tehdit oluşacak. Bazı Körfez ülkelerindeki kardeşlerimizden geri çekilmeyle ilgili raporları, bilgileri ve haberleri yakından takip ettikleri yönünde mesajlar alıyoruz. Ürdün şu an bir yandan da uyuşturucuyla ve topraklarını hedef alan güçlerle mücadele ediyor. Ürdün ilk kez Irak’tan havalanan insansız hava araçları (İHA) tarafından vuruldu. Ürdün sınırları içinde yer alan ABD üssü Tower (Kule) 22 hedef alındı. Buradaki ABD askerleri Ürdün Haşimi Krallığı’nın onayıyla orada bulunuyorlar. Ürdünlüler, bu olay yüzünden kendilerini gerçekten tehdit altında hissettiklerini söylüyorlar.

*Bir gün Peşmerge güçlerinin silahlandığını ve Haşdi Şabi (Halk Seferberlik) Güçleri ile çatıştığını görme riski var mı?

Bu, uzun vadeli bir ihtimal. Kürt yönetiminin bu konuyla ilgili herhangi bir düşüncesi olduğunu ve umursadığını sanmıyorum. Ancak 2017 yılında kanlı çatışmalar yaşandı. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) referandum sürecinin ardından Kerkük'ten Erbil'e kadar bölgeye saldırmaya çalıştılar, ancak Peşmergeler bu saldırıları geri püskürttü. Ayrıca Duhok'un Zaho bölgesinde de Türkiye ile Irak arasında hayati öneme sahip olan İbrahim Halil Sınır Kapısı’nı ele geçirmeye çalıştılar. Onlarla çatıştık, çünkü bekamıza yönelik bir tehdit olduğunu hissediyorduk. Karşılık vermekten başka seçeneğimiz yoktu.

*O halde pratik anlamda bugün silahlı gruplar size Tarık Aziz'in bir zamanlar söylediği gibi Kerkük'te ağlamaktan başka hakkınız olmadığını mı söylüyorlar?

Hayır. Eğer dikkat ettiyseniz bu son seçim,  yıllarca idari değişikliklerin, personel nakillerinin ve demografik değişimin etkili olabileceği yönünde hakim bir izlenim bıraktıysa da son il meclisi seçimleri Kerkük'te Kürtlerin halen güçlü bir varlığa sahip olduğunu gösterdi. Seçimler, Kürt partiler ile Arap ve Türkmen partileri arasında bir dengenin olduğunu ortaya koyuyordu. Bu durum anayasaya bağlı bir rüya olarak kalmaya devam ediyor. Anayasa, içerideki sınırlarla ve tartışmalı bölgelerle ilgili sorunların nasıl çözüleceğini öngörüyor.

YÜZ MİLYARLARCA DOLARLIK YOLSUZLUK

*Irak'ta yüz milyarlarca dolar buharlaştı. Bu para nereye gitti? Bu durum yolsuzluktan mı ibaret yoksa bölgesel çatışmalar bu parayla mı finanse ediliyor?

Ne yazık ki ülkede çok büyük yolsuzluk vakaları yaşandı. Bizim zamanımızda, hatta Maliki, Allavi, Caferi ve Haydar İbadi’nin lideri oldukları diğer hükümetler sırasında da yolsuzluk vakaları bu şekilde halkın parasını çalacak kadar büyük boyutlara ulaşmamıştı. Yani daha önce birkaç bin dolarlık yolsuzluk vakaları olabiliyordu. Fakat şimdi yolsuzluk vakalarında milyonlarca, hatta milyarlarca dolar çalınıyor. Bununla birlikte bu para, bölgesel savaşların ve çatışmaların finanse edilmesi için de kullanılabiliyor.

*Çalınan paranın 400 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor…

Doğru. Bu rakamın doğru olduğu kanıtlandı. Maliye Bakanlığı’ndan her şeyin düzeltilmesi gerektiğini öğrendim.

*Bu rakamı yolsuzluk davalarını takip eden, bunun yanında yolsuzlukla suçlanan Dr. Ahmed Çelebi açıklamıştı…

Onun temiz bir insan olduğuna şahitlik ederim. Evet, Irak-İran Savaşı sırasında, dönemin koşulları altında Ürdün'deki Petra Bank'ta bir sorun yaşadı, ama ben onun vefatından sonra ailesine hiçbir şey bırakmadığını biliyorum. Maliye Bakanı olduğum dönemde merhum da Maliye Komitesi'nin başkanlığını yapıyordu. Yolsuzluk meseleleri üzerinde birlikte çalıştık. Petra Bank’ın CEO'su yaklaşık iki yılda neredeyse 6 milyar dolarlık yolsuzluk yapmıştı. Bu para nereye gitti? O sıra yaptığımız takipler sonucunda paranın Amman ve Beyrut'a gittiğini öğrendik.

*Para hangi amaçla Beyrut’a gitti?

Bu, tam yerinde bir soru. Elimizdeki mevcut bilgilere ve verilere dayanarak bu takibi sağladık. ABD Hazine Bakanlığı yıllar sonra bu hırsızlığın farkına vardı ve hem Petra hem de başka bankalar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Irak'ın istikrarına yönelik en büyük tehditlerden biri, il meclislerindeki hükümet projelerine ayrılan büyük bütçelerde yaygın olarak gerçekleşen bu garip yolsuzluktur. Bunun yanında bir de başkalarını ötekileştirerek uzlaşı çağrısında bulunanların hiçbir uzlaşıya varamaması, halkın ve yatırımcıların güvenebileceği bir hukuk devletinin kurulamaması sorunu söz konusu. Örneğin Batılı ülkelerden ve Avrupa’dan çok sayıda ​​şirket, ülkedeki bankacılık ve hukuk sistemindeki istikrarsızlık ve güven eksikliği nedeniyle Irak ekonomisinin dayandığı petrol sahalarını terk etti.

*İran, ABD’yi Irak'a saldırmaya yönlendirdi mi?

Bununla ilgili ciddi şüphem var. Komplo teorilerine inanmıyorum. Haşdi Şabi'nin ABD’nin Irak’taki çıkarlarına yönelik saldırıları Aksa Tufanı Operasyonu öncesinde başlamıştı. ABD, bu saldırılara çok ılımlı ve düzensiz karşılıklar veriyordu. Süreç sanki ‘vur ama öldürme’ şeklinde belli kalıplara göre işliyordu. Fakat üç ABD’linin öldürüldüğü ve 40'tan fazla kişinin yaralandığı son saldırıdan sonra buna güçlü bir karşılık vermek zorunda kaldı. İran ile ABD arasında Katar ve Umman’ın arabuluculuğunda temasların ve mesajlaşmanın olması gayet doğal. Ancak ABD’liler caydırıcı olduklarını ve kendi çıkarları hedef alındığı takdirde geri adım atmayacaklarını da kanıtlamış oldular. Bağdat'ın merkezinde Hizbullah Tugayları’nın ve Nuceba Hareketi’nin üst düzey komutanları hedef alındı.

Irak'ta faaliyet gösteren Nuceba Hareketi üyeleri, Hamas’ın İsrail'i hedef alan Aksa Tufanı Operasyonu’nu desteklemek üzere Bağdat'ta gösteri düzenlediler (AFP)
Irak'ta faaliyet gösteren Nuceba Hareketi üyeleri, Hamas’ın İsrail'i hedef alan Aksa Tufanı Operasyonu’nu desteklemek üzere Bağdat'ta gösteri düzenlediler (AFP)

Peki, İran ABD’yi kandırdı mı? İran'ın ve ABD’nin anlatılarına göre iki taraf da gerilimin artmasını istemiyor. Ancak bunun gibi düzensiz savaşlarda hatalar olabilir. Yani Babu’l Mendeb Boğazı’nda, Aden Körfezi'nde, Kızıldeniz'de olup bitenler, bir füzenin bir Amerikan ya da İngiliz destroyerine yahut gemisine çarpması oyunun kurallarını değiştirebilir. Her an sürprizler yaşanabilir.

*Sizce Saddam Hüseyin'in idam edilme şekli ve zamanı, daha sonra cenazesine karşı yapılanlar Iraklıların bir kısmının zihinlerinde yer etmesine neden oldu mu?

Bu konuda bir gözlemim oldu. Saddam Hüseyin'le şahsen tanışmadım. Birçok arkadaşım, Siyasi ve muhalif faaliyetlerimiz nedeniyle üç kardeşimi infaz ettirmesinden dolayı bizzat işlediği suçlardan etkilenenlerden biri olarak benden dava oturumlarından birine katılmamı istedi. Ben de gidip oturumlardan birini izledim. Saddam Hüseyin’in idam ediliş şekli ve zamanlaması gerçekten utanç vericiydi. Açık konuşmak gerekirse yargılandığı tüm suçlara rağmen böyle korkunç bir şekilde infaz edilmesi ona hak etmediği bir statü kazandırdı. Ondan bu şekilde ve bu kadar çirkin bir şekilde intikam almak, asil bir davranış değildi. Evet, birçok insanın hakkına girdi ama böyle bir izlenim söz konusu.

Eğer bana Irak’ta rejimi değiştirdiğimiz için pişman olup olmadığımızı sorarsanız ‘kesinlikle hayır’ yanıtını veririm. Irak’ı yetenekleri, imkanları, ilişkileri, dünyanın ülkeye açılımı, Arap ve Müslüman dünyasının yanı sıra uluslararası toplumun darboğazdan kurtulmamıza yardımcı olmayı amaçlayan iyi niyetiyle değiştirip bölgenin başarı hikayelerinden biri haline getirmek için elimize gerçek bir fırsat geçmişti.

*Birçok seçim dönemi, bazılarının ‘kutuplaşma’ olarak adlandırdığı şekilde sona erdi. Irak halkı sizi şaşırttı mı?

Sorunun mevcut demokratik sistemde olmadığını, sistemin uygun olduğunu, ancak uygulanmada hata yapıldığını düşünüyorum. Örneğin, seçimlerin bir kazananı varken Irak Yüksek Federal Mahkemesi gelip ‘Hayır, kazanan başkası’ diyebiliyor. Bu bir sorundur. Geçtiğimiz seçimlerde Sünni Arap kardeşlerimiz geri çekildiler ve seçimlerin güvenirliğine inanmadılar. Fakat son il meclisi seçimlerindeki tüm göstergeler ve rakamlar, Sünnilerin Enbar, Bağdat, Diyala, Selahaddin, Kerkük ve Musul'da seçimlere çok güçlü bir katılımı olduğunu gösterdi. Bu da halkın seçimler yoluyla ve temsilcilerini seçerek değişim istediğinin bir işaretiydi.

Yasa dışı grupların varlığı meselesi ise yürütme otoritesinin, yani bunu engellemesi gereken Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatına sahip Başbakanın görevidir. Göreve gelen tüm başbakanlar, silahların sadece devletin kontrolünde olması gerektiği meselesini gündeme getirdiler. Fakat şimdiye kadar bunu yapamadılar ya da yapmak istemediler. Çünkü silahlı gruplar, onlardan daha güçlü yeteneklere, nüfuza ve etkiye sahip. Ülkedeki silahlı grupların etkisi ve nüfuzu, Irak sahnesindeki bir bozulmuşluktur.

*Bu durum, tam tersi olması gerekirken devletin silahlı grupların gözetiminde olduğu anlamına mı geliyor?

Evet. Bu silahlı gruplar tamamen devlet tarafından finanse ediliyor. Direniş gruplarının üyeleri bile maaşlarının bir kısmını devletten alıyor. Bu bakımdan gerçek bir bozulmuşluk söz konusu.

*Bir dönem Maliye Bakanlığı görevindeydiniz. Irak devletinden kaç kişi maaş alıyor?

Rakam gerçekten şok edici boyutta. Son rakamı hatırlamıyorum ama kamu hizmeti çalışanlarının, emeklilerin ve sosyal yardımdan yararlananların sayısının 8 milyonun üzerinde olduğunu tahmin ediyorum. Rakam bu civardaydı. Bu inanılmaz bir rakam. Bu da (mevcut Başbakan) Sayın Muhammed Şiya es-Sudani'nin bir yılı aşkın süredir iktidarda olan hükümeti sırasında devletin 700 bin kişiyi kamu sektöründe istihdam ettiği anlamına geliyor.

SUDANİ DÖNEMİ

*Sudani hükümetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

(Başbakan) Sudani, üzerinde uzlaşılan bir isim olarak göreve geldi. Arkasında bir seçim listesi ya da siyasi parti yok. Her zaman Irak'ta yaşamış yurt dışı deneyimi olmamış bir idari çalışandı. Çalışma, Sosyal İşler ve İnsan Hakları Bakanıydı. Maliye Bakanı olarak görev yaptığım dönem dahil yaklaşık 7-8 yıl birlikte çalıştık. Onu şahsen tanıyorum, iyi niyetli bir insandır. Ancak Irak gibi bir ülkeyi yönetmek için sadece iyi niyetli olmak yeterli değil.

Baskı altında olmasına rağmen hareket etme yetkisi ve yeteneği var. Devletin bir numarası, yani siyasi sistemimizin en güçlü figürü. Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla kendisine yönelik bazı kısıtlamaları aşabilecek güce ve yeteneklere sahip. Bu güce ve yeteneklere sahip olduğunu düşünüyorum. Diğer tüm tarafların ona, onun onlara olduğundan daha fazla ihtiyacı var. Ancak ne yazık ki o bu gücü, kötü niyetli davranışları, saldırıları ve ihlalleri engellemek ya da en azından sınırlamak için kullanmıyor.

*Irak Başbakanı aslında Silahlı Kuvvetler Başkomutanı mı?

Evet. Irak Anayasası’na göre Başbakan, Silahlı Kuvvetler Başkomutanıdır. Ama ne yazık ki güvenlik teşkilatlarına sızıldı ve mezhepçilik yapıldı. (Eski Başbakan) Sayın Mustafa el-Kazimi de birkaç gün önce bana bundan bahsetti. Başbakan olduğu sırada Özel Dairenin güvenlik güçlerini, terörle mücadele güçlerini, ordu güçlerini, elit güçleri ve diğer güçleri kontrol edemediğini, fakat bunun onun görevi olduğunu ve ülkeye liderlik etmek için sahip olduğu bu gücü tekeline alması gerektiğini söyledi.

SADDAM'IN MEZARININ YERİ VE ‘CENAZESİNİN KAÇIRILMASI OLAYI’

*Saddam Hüseyin'in mezarının yeri biliniyor mu?

İdam edildiğinde akrabaları ve yakınları, Saddam’ın cenazesinin memleketi Tikrit'te defnedilmek üzere kendilerine teslim edilmesini istediler. O sıra buna onay verilmedi ve ardından bazı hikayeler ortaya atıldı. Dürüst olmak gerekirse ne Saddam’ın cenazesinin Tikrit’e götürüldüğünü ne de direniş grubu ve Baasçıların Saddam’ın cenazesini alıp götürüp sonra geri getirdiklerini teyit edebilirim.

2007 yılında Tikrit'in el-Uca ilçesinde Saddam Hüseyin'e ait olduğu iddia edilen bir kabrin başında Fatiha okuyan Iraklılar (Getty Images)
2007 yılında Tikrit'in el-Uca ilçesinde Saddam Hüseyin'e ait olduğu iddia edilen bir kabrin başında Fatiha okuyan Iraklılar (Getty Images)

*Saddam Hüseyin’in cenazesinin yurt dışına çıkarıldığına dair bir hikaye var mı?

Öyle olduğuna dair bazı haberler çıktı. Saddam'ın kızı Ragad Saddam Hüseyin de böyle düşünüyor.

*Yani Baasçıların Saddam’ın cenazesini yurtdışına çıkardığını mı düşünüyor?

Evet. Böylece (düşmanları) tarafından daha fazla kötü muameleye uğramaması amaçlansa da gerçekte Saddam’ın cenazesine ne olduğunu bilmiyorum.

*Yüksek Federal Mahkeme kararıyla çeşitli seçimlere katılımınız engellendi. Bugün Şarku'l Avsat'a hiçbir yolsuzluk vakasına karışmadığınızı teyit edebilir misiniz?

Sizi hiçbir yolsuzluk vakasına karışmadığıma temin ederim. Ayrıca dürüstlük konularında uzmanlaşmış Soruşturma Mahkemesi karşısına çıktım ve bana yöneltilen tüm suçlamalardan beraat ettim. Şu an hakkımdaki davayla ilgili hukuki bir çalışma var. Yüksek Federal Mahkeme'nin bu haksız, keyfi ve siyasileştirilmiş kararda bana nasıl haksızlık yaptığı, siyasi ve anayasal haklarımı nasıl görmezden geldiği araştırılıyor. Ama Allah'a şükür bana karşı açılmış bir dava ya da hakkımda herhangi bir iddia yok.

*Mele (molla) Mustafa Barzani, sizin kız kardeşinizin kocasıydı. Bu durumda siz de Mesut Barzani'nin dayısısınız doğru mu?

Evet, öyleyim.

*Bana birkaç kelimeyle Mele Mustafa'yı, onun kişiliğini ve rolünün önemini anlatabilir misiniz?

Gerçekten eşi daha olmayan tarihi bir şahsiyetti. Onun şahsiyeti kopyalanamaz. Aramızda akrabalık bağı kurulmasından önce onunla hırslı bir genç olduğum, erken yaşlarda tanıştım. Kral Hüseyin ile olan şahsi ilişkisi sayesinde Ürdün'deki eğitimimi tamamlamama yardımcı oldu. Onunla ilgili anılarım arasında beni okumaya ve okulu bitirmeye teşvik etmesi de yer alıyor. Kültürlü ve eğitimli insanların çabaları olmadan Kürdistan rüyasına ulaşılamayacağını söylerdi. Beni her zaman tevazuyla davranmaya yönlendirirdi. Bizler aşiretlere mensup insanlarız. Bizler alçakgönüllü olmalı, kibirli davranmamalı ve ailemizi temsil etmeliyiz. Çok alçakgönüllü biriydi. Diğer bir özelliği ise son derece realist olmasıydı. Gerçekçi bir insandı. Devrimciydi ama evrimsel bir biçimde.

Saddam Hüseyin sık sık ‘tarih galip gelenler tarafından yazılır’ derdi. Ama bu doğru değil. Zafere ulaşamayan, ancak rolleriyle halkın hafızasına kazınan liderler var. Size böyle birçok liderden bahsedebilirim. Mele Mustafa, sadece Irak Kürtleri arasında değil, aynı zamanda Türkiye, Suriye, İran, Kafkaslar ve diğer yerlerdeki Kürtler arasında da eşsiz bir şahsiyetti. Bir benzeri daha yoktu.

Mesud Barzani ve Celal Talabani’nin, 1992 yılında Mele Mustafa Barzani'nin portresi önünde çekilmiş bir fotoğrafı (Getty)
Mesud Barzani ve Celal Talabani’nin, 1992 yılında Mele Mustafa Barzani'nin portresi önünde çekilmiş bir fotoğrafı (Getty)

*Mele Mustafa, IKBY’yi kurma hayalini gerçekleştiremedi ama bu hayal Mesud Barzani tarafından gerçeğe dönüştürüldü.

Mesud Barzani yönetiminde çalıştınız. Bu deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz?,

Başarılı bir deneyimdi. (Mesut Barzani) liderlik konusunda hiçbir zaman babasının seviyesine ulaşamayacağını biliyor ve her zaman onunla gurur duyuyor. Bununla birlikte IKBY’yi inşa etmek için bizzat çok fazla çaba harcadı, harika işler başardı. Fakat tüm çabalarına rağmen sonuçtan memnun değil. Şu an 70 yaşını geçmiş durumda. Doğum günüyle Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) Mahabad'da kurulduğu günün aynı olması oldukça ironiktir.

Aslında merhum Cumhurbaşkanı Mam Celal Talabani başta olmak üzere kimseyi dışarıda bırakmamak için başkalarıyla iş birliği içinde çalışarak bunları inşa etti. Kürtler arasında birliği sağladık. Bağdat'ta yeni düzenin kurulması ve anayasanın, hakların, toprak bütünlüğünün korunması için birlikte mücadele ettik. Daha önce belirttiğimiz gibi şu an IKBY’nin hukuki ve anayasal hakları hedef alınıyor. Bunun yanında kurduklarımızı ve geliştirdiklerimizi nasıl koruyacağımızın mücadelesini veriyoruz. Irak ise hem IKBY hem Iraklılar hem yabancı ziyaretçiler hem de bölge halkları tarafından tanık olunan bir başarı öyküsüdür. Erbil'de, Duhok'ta, Süleymaniye'de on binlerce Sünni, hatta Şii Arap aile bir arada yaşıyor. Çoğu bakanın ve üst düzey güvenlik görevlisinin aileleri, güvenli ve istikrarlı olmasından dolayı IKBY’de yaşıyor.

*Irak'taki Sünnileri gelecekte zorlukların beklediğini düşünüyor musunuz?

Evet. Kendi yurtlarında dışlanmış ve yerinden edilmiş hissetmeye başladılar. Sünni vatandaşların Curf es-Sahar, Bağdat çevresi, Diyala ve diğer bölgelerde kendi mahallelerine dönmeleri halen yasak. Yönetimin kötü olduğu dönemde yaşanan mezhepçi çatışmalar ne yazık ki son zamanlarda arttı. Bazen Sünni bölgelerin kurulması talep edilen öneriler yapılıyor, ancak Irak Anayasası buna izin vermiyor. Bunun Şii yönetime karşı bir tehlike ve tehdit olduğu algısı söz konusu. Bu da eğer Sünni bölgeler kurulursa IKBY’nin de varlığıyla Şiiler için işlerin zorlaşacağı düşüncesinden kaynaklanıyor.

*Sünniler, şu anki mevcut yönetimin bir Şii yönetimi olduğuna mı inanıyor?

Evet. Bu konuda güçlü bir hisleri var. Liderlerden bazıları taraflarla iş birliği yapsa da ne eksik ne fazla tamamen mezhepsel nedenlerden dolayı adaletsizliğe uğradıklarını ve ötekileştirildiklerini hissediyorlar.

*Eskiden ‘Kürtlerin dağlardan başka dostu yoktur’ denirdi. Bu doğru mu?

Hayır, değil. Özellikle Kuveyt Savaşı sonrasında milyonlarca insanın göç etmesiyle ABD’de ve Avrupa'da Kürtlere yardım ve koruma konusunda küresel vicdanın ayağa kalkması sonrası yaşananlar, dağlardan başka dostlarımızın da olduğunu kanıtladı. Ama Kürtlerin en iyi dostu yine Kürtlerdir. Her ülkede başarının temelini Kürtlerin birlik olması teşkil ediyor. Geçmişten kalan siyasi ve partizan anlaşmazlıklar olsa da temel konularda uzlaşıya varabiliriz.

ARAFAT, MÜBAREK, ESED VE SALİH

*Ülke kurma hayali olan iki adam vardı. Bunlardan biri Yaser Arafat, diğeri Mesut Barzani’ydi. Siz ikisini de tanıyorsunuz. Ortak özellikleri var mıydı?

Evet, ikisini de tanıyorum. Aralarında dikkatimi çeken ortak özelliklerden biri ulusal ve kurtuluş hareketlerinin temel ilkelerine olan bağlılıklarıydı. Tüm zorluklara, koşullara, yerinden edilmeye ve istismara rağmen umutları hep canlıydı. Bu hayalin gerçekleşeceğine dair umutlarını hiç kaybetmediler.

Hüsnü Mübarek, Zebari’ye toplantılarından birinde ABD’lilere güvenmemesini söyledi (Getty Images)
Hüsnü Mübarek, Zebari’ye toplantılarından birinde ABD’lilere güvenmemesini söyledi (Getty Images)

*Aralarında yakın bir ilişki var mıydı?

Aralarında çok yakın ve şahsi bir ilişki vardı. Sayın Mesut Barzani'nin 1979 yılında Viyana'da suikast girişimine uğramasından sonra merhum Yaser Arafat’ın ve Fetih Hareketi’nin (El Fetih), onun Tahran'a nakledilmesini kolaylaştırmak için yardım ettiklerini hatırlıyorum.

*Ona pasaport mu verdi?

Hem pasaport verdi hem de koruma sağladı.

*Yaser Arafat'ın Lübnan ve Yemen pasaportu verme yetkisi vardı, değil mi?

Aynı zamanda Tunus pasaportu verme yetkisi de vardı. Bu gizli mücadelenin bir parçasıydı. Hayatta kalmanın ve çalışmaları sürdürmenin bir gereği olan bu tür sorunlarla hepimiz uğraştık.

*Hiç başka bir ülkenin pasaportunu ve takma ad kullandınız mı?

Libya, Güney Yemen ve Suriye pasaportlarını kullandım.

*Arap liderlerden herhangi biriyle yaşadığınız istisnai bir olay var mı?

Vallahi çoğuyla böyle olaylar yaşadım. Mesela Kuveyt’in merhum emiri Şeyh Sabah el-Ahmed’le. Aramızda harika bir ilişki vardı. Cömert biriydi. Fazilet sahibi ve asil bir şeyh ve Arap diplomasisinin emiriydi. Irak'ın Kuveyt'e ödemesi gereken bir tazminat meselesi vardı. Çok para ödedik ve bir noktada zorlandık. Taksitlerden birinin ödenmesi gerekiyordu. Ben de yanına gittim, ödemeyi yapmaya çalışacağımızı söyledim. Ona, “Sayın Emir, taksitleri bu yıl bizim için erteleyebilir misiniz ya da bu taksiti ödemekten muaf tutabilir misiniz?” diye sordum. Ardından “Biz Kuveyt'in bağımsızlığına, haklarına ve tüm yükümlülüklerimize inanan yeni bir yönetimiz” dedim. O da bana, “Yani Sayın Bakan karşınızda ‘bilmediği yerden para almak istemiyorum’ diyen biri var” dedi.

(Eski) Katar Emiri Şeyh Hamed bin Halife Al Sani ile de böyle bir olay yaşadım. Libya'da merhum Muammer Kaddafi'nin başkanlığını yaptığı konferanslardan birinde Irak’ın temsilcisiydim. Dönemin cumhurbaşkanı ve başbakanı konferansa katılmamıştı. Ben de Irak'ın Bağdat'ta bir Arap zirvesine ev sahipliği yapma hakkına sahip olduğunu savunuyor ve destekliyordum. Merhum Kaddafi ise ülkenin işgal altında olduğu şeklinde birtakım gerekçelerle buna güçlü şekilde karşı çıkıyordu.

Bunun Irak’ın hakkı olduğunu ve bunun için onların yardımını istediğimi ısrarla belirttim. Kuveyt Emiri, merhum Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)  ve Ürdünlü temsilcileri beni destekledi. Hepsi ayağa kalktı ve Irak'ın Arap Birliği'nin kurucu ülkelerinden biri olarak buna hakkı olduğunu, artık hükümetinin kurulduğunu ve istikrara kavuştuğunu söylediler. Ancak Irak’taki yabancı askeri üslerle ilgili bir anlaşmazlık söz konusuydu. Ben de ABD’nin Irak’taki askeri varlığının anayasaya uygun olduğunu ve başka Arap ülkelerinde de bu tür üslerin bulunduğunu söyledim. Bu durumda neden suçun sadece bize yüklendiğini sordum.

Rahmetli Kuveyt Emiri Şeyh Sabah, “Vallahi benim ülkemde ABD üssü yok. Sadece Fransa’nın ve İngiltere’nin üsleri var” dedi. Ardından Şeyh Hamad, “Biz de ABD’nin el-Udeyid Hava Üssü ve Salimiyye Üssü’nde askeri varlığı var” dedi. Bunun üzerine Kaddafi, “Yani tüm Arap ulusu işgal altında ve bizim bundan haberimiz yok öyle mi?” diye çıkıştı.

Şeyh Hamad yanıma geldi ve bana, “Sayın Bakan size bir soru sormak istiyorum? Burada tartışma cesaretini nereden buldun?” diye sordu. Ona, ülkem için bir davam olduğunu ve bu yüzden ülkemi savunduğumu söyledim. Bana, “Peki, Irak’a ne oldu? Irak bilimin, medeniyetin, kültürün beşiğiydi” dedi. Ben de ona “Bunun için sadece kendimizi suçlayabiliriz. Ülkemize ve kendimize saygı duymuyoruz, dolayısıyla ne yazık ki böyle oldu” dedim.

*Mısır’ın eski Devlet Başkanı Mübarek size ABD’liler hakkında ne anlattı?

Bana onlara güvenmememi söyledi. Ben de ona “Ama başka kimse yok” dedim. Esprili biriydi. Arap Birliği toplantıları için Mısır'a her gittiğimde, merhum (İstihbarat Şefi) Ömer Süleyman ya da dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Ahmed Ebu Gayt aracılığıyla ikili görüşme talebinde bulunurdum. O da bana hemen randevu verirdi. Irak'ı çok ama çok seviyordu. 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Habbaniye nahiyesinde görev yapmıştı. Irak’ın Enbar ilinde yer alan Habbaniye’deki askeri üste görevliydi.

*Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'le aranızda böyle bir olay geçti mi?

Bana karşı saygılıydı. Birbirimize saygı duyuyorduk. Kendisiyle birçok kez bir araya geldim. Bir keresinde onunla görüşmek üzere Kasiyun Dağı'ndaki Halk Sarayı'na gittim. Beni orada kabul etti. Yanında (eski Başkan Yardımcısı) Faruk eş-Şara da vardı. Rahmetli (eski Dışişleri Bakanı) Velid el-Muallim'in orada olup olmadığını şu an hatırlayamıyorum. Ona, “Sayın Devlet Başkanı bu radikaller, cihatçılar ve teröristlerin hepsi Şam Uluslararası Havaalanı ya da kara sınırından (Irak’a) geliyorlar. Şiilere ve Sünnilere ait yerleri havaya uçuruyorlar. Vatandaşları öldürüyorlar. Güvenlik hizmetlerinin gücünü ve sayılarının çok olduğunu biliyoruz” diye şikâyette bulundum.

Bana, bunun kendileriyle ilgili olmadığını söyledi. Güçlü güvenlik birimleri olduğunu, ancak buna karışmalarına izin verilmediğini, bu yönde talimatların olduğunu söyledi. Elimizde delil ve bilgi olduğunu belirterek “Güvenlik teşkilatlarından gelen veriler, bunların çoğunun sizin aracılığınızla (Irak topraklarına) girdiğini gösteriyor” dedim. O da bana, “Biz bir Arap ülkesiyiz, buraya gelen her Arap vatandaşına vize uygulamıyoruz, belki bunu kullanıyorlardır” yanıtını verdi.

Bunun üzerine kendisine şunları söyledim:

“Sayın Başkan, Şam'da birkaç yıl yaşadım. Suriye devletinin ve güvenlik birimlerinin nasıl çalıştığını biliyorum. Ben Suriye ve Kamışlı üzerinden Kuzey Irak'a, Irak Kürdistanı'na heyetler ve gazeteci grupları getiriyordum, sizin Dışişleri Bakanınızın bundan haberi yoktu.”

O da bana, “Maşallah ülkemi benden daha iyi tanıyorsun” dedi.

*Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih nasıl biriydi?

Çok naif biriydi. Çeşitli zirvelerde ve toplantılarda aramızda dostane bir ilişki oluştu. Bu benim için bir iftihar kaynağıydı. Onu birçok kez ziyaret ettim. Bir keresinde dargın bir ifadeyle bana “Sizler Amerikan tankları üzerinde geldiniz, ülkeniz bağımsız değil” dedi.

Ben de ona şunları söyledim:

“Sayın Cumhurbaşkanı, Saddam'la karşı karşıya geldiğimizde yanımızda ABD güçleri yoktu, tek başımızaydık. Üzgün de değillerdi. 1991 ayaklanmasında 15'e yakın ilde halk Saddam'a karşı ayaklandığında ABD’liler Saddam adına ayaklanmaya müdahale etti. ABD’lilerin bize yardım ettiği doğru ama bu savaşta sizinle temas halindeydiler. Saddam'a karşı Amerikan savaş uçaklarının çoğu Arap ülkelerindeki üslerden havalandı.”



35 yıl sonra: Irak Kürdistan Bölgesi ABD şemsiyesi dışında

Al Majalla
Al Majalla
TT

35 yıl sonra: Irak Kürdistan Bölgesi ABD şemsiyesi dışında

Al Majalla
Al Majalla

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani'nin özel ofisi ile dış istihbarat teşkilatı Parastin’in genel merkezinin İran'a ait olduğu söylenen insansız hava aracı saldırılarının hedefi olması, IKBY’de yıllardır ilk kez tansiyonu bu kadar yükseltti.

Bu olay, ABD ordusunun bölgedeki üslerinden güçlerini ve ekipmanlarını çekmek için saha operasyonlarına başlamasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşti; Irak federal hükümeti bu sürecin eylül ayı sonuna kadar tamamlanacağını duyurdu.

Bu iki olayın zamanlaması üç önemli soruyu gündeme getiriyor: Son aylarda hem İran hem de ona bağlı Iraklı fraksiyonların binden fazla saldırısına maruz kalan bölgenin hava sahasını kim koruyacak? Boşaltılacak üsleri kim devralacak, Peşmerge mi yoksa Irak ordusu mu? Ve bu geri çekilme, daha geniş ABD-İran çatışması içinde nereye oturuyor?

Geri çekilme mi yoksa yeniden konumlanma mı?

Elde ettiğimiz detaylı bilgilere göre son iki hafta içinde, devasa C-17 Globemaster III askeri nakliye uçakları, Erbil Uluslararası Havalimanı'nın bitişiğindeki ABD üssünden Ürdün'deki ABD üslerine karadan havaya Patriot füze bataryalarını taşıdı. Şehrin üzerinde havada asılı duran gözetleme balonu indirildi ve İngiltere de hava savunma sistemini Güney Kıbrıs’a taşıdı. Washington ve Londra, Berlin ve Paris ile birlikte üste sadece küçük askeri birlikler bıraktı.

Erbil Havalimanı yakınındaki ABD lojistik üssü, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınındaki muadiliyle benzer bir işlev görüyordu: 2014'ten beri, terörle mücadele operasyonlarında müttefiklere kara birlikleri için izleme, iletişim ve lojistik destek sağlama görevini üstlenmişti ve uluslararası koalisyonun diğer üyeleriyle koordinasyon noktası olarak hizmet veriyordu. Yanında, Erbil'in yaklaşık 70 kilometre kuzeydoğusunda, 2003 yılında ABD hava indirme birlikleri için iniş pisti olarak kullanılan Harir Hava Üssü bulunuyor. Uzun bir süre âtıl kalmasının ardından Washington, 2019'da geliştirme çalışmalarına yeniden başladı ve pistini genişletti. Ancak Kürt yetkililer, tesisin operasyonel olarak hazır kalmaya devam etmesi için sadece sivil personelin ve az miktarda ekipmanın kaldığını, neredeyse tamamen asker ve askeri ekipmandan boşaltıldığını söylüyor. Bölgedeki çeşitli şehirlerde, 1991'den beri sürekli olarak faaliyet gösteren küçük lojistik merkezleri de bulunuyor. ABD ordusu bu hamlenin niteliğini açıklığa kavuşturmadı. ABD’li yetkililer, konuşlanma alanları arasında “rutin ve sürekli taşınma operasyonlarından” bahsetti ve Ortadoğu'daki çatışmanın, savaşın taleplerini karşılamak için birlikleri esnek bir şekilde nakletme ihtiyacını artırdığını belirtti. Bu arada IKBY’e yakın kaynaklar, ABD önlemlerinin önemini küçümseyerek, taşınmanın yalnızca geçen yıl Irak'ın diğer bölgelerinden IKBY’e taşınmış olan güçleri kapsadığını söyledi.

Bu zamanlama, Eylül 2024'te açıklanan ve uluslararası koalisyonun Irak'taki misyonunun iki aşamada sona ermesini öngören, ikinci aşaması olan Erbil'deki konuşlanmanın ise Eylül 2026'ya kadar uzandığı zaman çizelgesinden ayrı olarak yorumlanamaz. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu anlamda, yaşananlar stratejik bir sürprizden ziyade, son derece hassas bir bölgesel dönemde gerçekleşen, uzun zamandır beklenen bir gelişme.

Üst düzey bir Kürt siyasi kaynağı, Erbil'in konuya ilişkin bakış açısını açıklayarak, Kürt tarafının Amerikan varlığını Irak'ta istikrar için bir katalizör olarak görmesine rağmen, olayın Kürtlerde üç nedenden dolayı “korku” yaratmadığını belirtti.

Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri Irak’tan tamamen ayrılamaz, aynı zamanda onu kendisine karşı olan bölgesel güçlere de bırakamaz, “çünkü Irak, özellikle güvenlik ve askeri alanlarda, çıkarları ve nüfuz biçimleri için stratejik bir merkezdir. Washington 2011'de bunu aşmaya çalışıp tamamen çekildiğinde, üç yıldan kısa süre sonra DEAŞ'ın yükselişiyle birlikte daha büyük bir güçle geri döndü.”

İkinci faktör, IKBY’nin konumu ve bölgesel çatışmalara ilişkin tutumudur; kaynağa göre bu tutum, açık tarafsızlık ve herhangi bir tarafın işlerine karışmama isteğiyle karakterize edilir. “Bu, bölgeyi ve istikrarını savunmak için birincil şemsiye olacaktır.”

Üçüncü faktör ise, “diplomatik çıkarları koruyan güçler veya koordinasyon, eğitim ve bilgi paylaşım merkezleri gibi adlarla da olsa bazı uluslararası güçlerin bölgede kalacağı beklentisidir. Bu güçler, en azından hava desteği açısından, bölgenin güvenlik şemsiyesini kendi başlarına koruyacaklardır. Kürdistan'ın jeopolitik önemi, onu yalnız bırakma olasılığından daha ağır basmaktadır.”

Hukuki ve anayasal tartışma

Gözlemciler, Amerikan askeri ve lojistik üslerinin devredilmesi mekanizmasının, sadece konuyu düzenleyen kuralların farklı hukuki ve siyasi yorumlarından değil, esas olarak iki taraf arasındaki karşılıklı güven eksikliğinden dolayı, Erbil ve Bağdat arasında uzun sürecek bir siyasi ve medya savaşına dönüşmesini bekliyor.

Zamanlama, Eylül 2024'te açıklanan ve uluslararası koalisyonun Irak'taki misyonunun iki aşamada sona ermesini öngören zaman çizelgesinden ayrı olarak yorumlanamaz

Amerikan varlığı, Güvenlik Konseyi'nin eski rejimin sivillere yönelik baskısını kınayan ve Bağdat'tan insani yardım kuruluşlarının girişine derhal izni vermesini talep eden 688 sayılı Kararı yayınladığı 1991 baharına kadar uzanıyor. Uçuşa yasak bölgeye gelince, aynı kararla kurulmadı; bunun yerine, daha sonra operasyonlar kapsamında ABD, İngiltere ve Fransa tarafından tek taraflı olarak dayatıldı. Zamanla, bu şemsiye, IKBY’nin doğuşunda ve korunmasında hayati bir faktör haline geldi. Ancak Iraklı yetkililer, bütün bunların geçmişte kaldığını ve IKBY’nin federal statüsünün herhangi bir dış güç tarafından değil, Irak anayasası tarafından güvence altına alındığını savunuyor.

 Federal hükümete göre Irak ordusu, tahliye edilecek üsleri ve merkezleri devralacak, çünkü bu tesisler “hava savunma” yapıları kapsamına giriyor. Bu ise ulusal güvenlik ve savunma politikasının oluşturulmasının yalnızca federal makamların yetkisinde olduğunu öngören anayasanın 110. maddesine dayanarak, ordunun ve federal hükümetin görev ve yetkileri dahilindedir. Bağdat ayrıca, bölgedeki sivil havaalanlarının ve kara sınır kapılarının zaten federal hükümet ve kurumları tarafından yönetildiğini belirtiyor.

Buna karşılık, Kürt tarafı pozisyonunu, “bölgesel yönetim, bölgenin idaresi için gerekli tüm konulardan ve özellikle polis, güvenlik güçleri ve bölgesel muhafız gibi bölgenin iç güvenlik güçlerinin kurulması ve örgütlenmesinden sorumludur” diyen 121. maddenin 5. fıkrasına dayandırıyor. Kürt yorumuna göre bu fıkra, Peşmerge güçlerinin bu üsleri devralma ve anayasal olarak kendilerine verilen görev ve hedefleri yerine getirmek için yeniden kullanma hakkına sahip oldukları anlamına geliyor.

 IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, bölgenin başkenti Erbil'de basın toplantısı düzenliyor, 25 Haziran 2025 (AFP)
IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, bölgenin başkenti Erbil'de basın toplantısı düzenliyor, 25 Haziran 2025 (AFP)

Irak iç işlerini takip edenler, havaalanlarının yönetimi ve sınır muhafızları gibi diğer dosyalarda olduğu gibi, iki taraf arasında bir tür “anlaşmaya” varılmasını bekliyorlar. Bu dosyalarda idari ve mali olarak federal hükümete, orduya ve bakanlıklara bağlı olan, ancak personeli ve subayları IKBY vatandaşı olan ve bölgesel hükümet kurumlarından fiilen ayrı olan sistemler benimsendi.

Ancak, mesele sadece tabela dağıtımından ibaret değil, daha karmaşık. Irak güçlerinin bu üsleri kontrol etmesi, bölgenin hava sahasını füze ve insansız hava aracı saldırılarına ve sınırlarından herhangi bir kara saldırısına karşı sürekli olarak koruma yetkisine sahip olacakları ve bunu yapmakla yükümlü olacakları anlamına geliyor. Şimdiye kadar, federal hükümet, merkezi hükümete ait petrol tesislerinin korunmasıyla ilgili sınırlı teklifler dışında, böyle bir koruma sağladığını açıklamadı. Dolayısıyla şu pratik soru hâlâ cevapsız: Hangi sistemlerle, hangi stoklardan ve hangi çatışma kurallarına göre?

Karmaşık bir bölgesel sahne

IKBY’deki resmi kaynaklar, bölge Başkanı Neçirvan Barzani'nin ABD ve İran, özellikle de Devrim Muhafızları Ordusu arasında yürüttüğü siyasi arabuluculuk girişimlerine ilişkin sızdırılan haberleri doğruladı. Bu haberler, Barzani'nin Devrim Muhafızları liderliğiyle temasa geçtiğini ve Amerikan tarafından “tam güven” aldığını nakletmişti. Gözlemciler, bu girişimi, bölgenin varlığını tehlikeye atabilecek herhangi bir durumdan kaçınmak için bu savaşta mümkün olduğunca tarafsız kalma arzusuna bağlıyor.

 IKBY’nin başkenti Erbil'in eteklerindeki Kani Kirzala bölgesinde bulunan bir petrol deposundan, şüpheli bir İHA saldırısının ardından dumanlar yükseliyor, 1 Nisan 2026 (AFP)
IKBY’nin başkenti Erbil'in eteklerindeki Kani Kirzala bölgesinde bulunan bir petrol deposundan, şüpheli bir İHA saldırısının ardından dumanlar yükseliyor, 1 Nisan 2026 (AFP)

Siyaset bilimi profesörü Neval Remo ile yaptığımız uzun röportajda, durumun üç temel yönünü özetledi ve bunları geri çekilmenin nedenleri, korumadaki azalma ve potansiyel sonuçlar olarak ayırdı.

Remo şöyle dedi: “Amerikan ve uluslararası koalisyona bağlı askeri birliklerin Irak'tan çekilmesinin Irak iç baskıları ile bir bağlantısı olduğu doğru. Yalnız ABD, kendisine güvenlik faydaları sağlamaya ve nüfuzunu artırmaya devam etseydi, varlığını sürdürmesi için nedenler ve gerekçeler yaratabilirdi. Ancak son altı ay, Ortadoğu'daki tüm tesisleri için kapsamlı ve sürdürülebilir caydırıcılık sağlama kabiliyetindeki gerileme açısından oldukça şaşırtıcı oldu. Bu nedenle, askeri bir taktik olarak küçülme, Irak'ta zaten devam eden sürece eklendi.”  

Şöyle devam etti: “Geri çekilme, ABD'nin birçok ülkedeki askeri varlığını azalttığı, İran'la öngörülebilir gelecekte yüzleşme stratejisinin bir parçası olarak güçlerini yeniden konumlandırdığı ve düzenlediği kapsamlı bölgesel çerçeve içinde gerçekleşti. Bu, özellikle yıllık üretimi yaklaşık 600’ü geçmeyen Patriot önleme füzeleri başta olmak üzere, savunma mühimmatı stoklarında  düşüşe işaret eden bilgiler göz önüne alındığında anlaşılabilir bir durum; zira bu füzeler son aylarda bölgeye yayılmış üslerini savunmak için yoğun olarak kullanıldı.”

İran'ın stratejisi, Kürdistan bölgesini bir zamanlar Amerikan koruması nedeniyle nüfuz alanı dışında kalan ve şimdi bu korumadan yoksun bir bölge olarak ele almaya devam edecektir

Remo, bunun IKBY’e maliyetinin iki yönlü olduğunu düşünüyor: “Amerikan askeri varlığı sadece  güvenlik şemsiyesi değil, aynı zamanda siyasi bir şemsiyeydi. Birçok analistin gerçeklerden ziyade kendi arzularına dayanarak yorumlamaya ve tahmin etmeye çalıştığının aksine, IKBY’de Amerikan üslerinin olmayışı İran ve müttefiki fraksiyonların bölgeye yönelik saldırılarını azaltmayacaktır. Irak'ın diğer bölgelerinde böyle bir varlığın olmamasının, İran'ın merkezi Irak'a yönelik stratejisinde hiçbir şeyi değiştirmemiş olması, bunun kanıtı. İran ve müttefikleri için mesele sadece ABD ile bir siyasi ve güvenlik anlaşmazlığı değil, aynı zamanda onun varlığına karşı çıkmaktır; çünkü bu, Irak'taki siyasi, güvenlik ve ekonomik yaşamın çeşitli yönlerine hâkim olmalarını engelliyor.”

Irak'ın Erbil şehrinde ABD Ordusu'ndan Kürt Peşmerge savaşçılarına askeri yardım dağıtılan bir törende Kürt subaylar, 10 Kasım 2020 (Reuters)
Irak'ın Erbil şehrinde ABD Ordusu'ndan Kürt Peşmerge savaşçılarına askeri yardım dağıtılan bir törende Kürt subaylar, 10 Kasım 2020 (Reuters)

İran stratejisinin, Kürdistan bölgesini bir zamanlar Amerikan koruması nedeniyle nüfuz alanı dışında kalan ve şimdi bu korumadan yoksun olan bir bölge olarak ele almaya devam edeceğini ebelirtti. Bu durum, “karmaşık gerilimi artırma biçimlerine, yani uluslararası şirketleri uzaklaştırmak için petrol ve doğalgaz tesislerini bombalamaya, İranlı Kürt partilerin yerel merkezlerini karadan hedef almaya ve hatta bölgedeki kilit egemenlik merkezlerini tehdit etmeye neden olabilir.”

Ancak Remo, İran saldırganlığını dizginleyebilecek iki karşı faktör olduğunu da hatırlatıyor. Birincisi, “tüm bu analizler, Amerikan güçlerinin IKBY’den çekilişinin nihai ve sürdürülebilir olduğu varsayımına dayanıyor ki, bu yanlış. En hayati faktör, yani İran ile savaş, henüz hiçbir şekilde sonuçlanmadı ve bilinmeyen süreçleri ve sonuçları, kartları ve düzenlemeleri her an yeniden karıştırabilir. Çeşitli taraflar bunu dikkate alıyor, tıpkı 2014'te Amerikan güçlerinin olağanüstü bir hızla geri dönmesinde olduğu gibi.”

İkincisi ise bölgesel dengelerin bozulması: “İran'ın IKBY’e yönelik emelleri, Irak üzerinde tam kontrol sahibi olması ve böylece Suriye'de Esed rejiminin devrilmesinden önceki aşamaya geri dönmesi anlamına geliyor. Bu, birçok bölge ülkesinin kabul etmeyeceği ve IKBY’i açıkça destekleyeceği bir durumdur.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Erbil, ABD’nin çekilmesini beklemeden “hava savunmasını” güvence altına alma çabasında

24 Temmuz 2026'da Irak Kürdistanı'ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, (AFP)
24 Temmuz 2026'da Irak Kürdistanı'ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, (AFP)
TT

Erbil, ABD’nin çekilmesini beklemeden “hava savunmasını” güvence altına alma çabasında

24 Temmuz 2026'da Irak Kürdistanı'ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, (AFP)
24 Temmuz 2026'da Irak Kürdistanı'ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, (AFP)

Erbil, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi’ni korumak amacıyla hava savunma sistemlerini güvence altına almak için ABD’nin ülkeden tamamen çekilmesinden önce zamana karşı yarışıyor. Ancak bu ekipmanların satın alınması Washington ve Bağdat’la koordinasyonun yanı sıra, daha da önemlisi federal hükümetten finansman sağlanmasını gerektiriyor.

Irak hükümeti ile ABD arasında Eylül 2024’te imzalanan anlaşmaya göre, DEAŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyonun (DMUK) çekilmesinden önce, Kürdistan Bölgesi ve diğer bölgelerdeki askeri varlıkların ve ekipmanların kademeli olarak geri çekilmesi öngörülüyor.

Çekilmenin gelecek 30 Eylül’e kadar tamamlanması planlanıyor. Ancak bu tarih, İran’la savaş nedeniyle bölgede ciddi bir istikrarsızlığın yaşandığı ve İran’ın Irak ile bölgedeki vekil güçlerinin faaliyetlerine ilişkin endişelerin arttığı bir dönemle örtüşüyor.

Kürt makamları, geçtiğimiz salı günü iki “İran yapımı” insansız hava aracının (İHA) Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’nin ofisini ve Erbil’de istihbarat teşkilatı Parastin’in direktörünün ikametgâhını hedef aldığını açıkladı. Yetkililer saldırıyı “tehlikeli bir gerilim ve Irak’ın egemenliğinin ihlali” olarak nitelendirdi.

Mesrur Barzani, X hesabından yaptığı açıklamada saldırıları “en güçlü ifadelerle” kınadı. Saldırıları “pervasız ve kabul edilemez” olarak nitelendiren Barzani, bunun “tehlikeli bir tırmanış ve Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik ve istikrarına doğrudan tehdit” olduğunu belirtti. Barzani ayrıca bölgenin “hiçbir zaman bölgede devam eden bu savaş ve gerilimlerin tarafı olmadığını” vurguladı.

Federal hükümetin başkanı Ali Zeydi ise geçtiğimiz çarşamba günü saldırıyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı ve Irak ile Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik ve istikrarının korunması gerektiğini vurguladı.

 Erbil'deki Harir üssü, Kürdistan Bölgesi (X)
Erbil'deki Harir üssü, Kürdistan Bölgesi (X)

Zamanla yarış

Irak İçişleri Bakanlığı’nın Kürdistan Bölgesi işlerinden sorumlu eski müsteşarı Tümgeneral Muhyiddin Muhammed Yunus, Erbil yönetiminin Washington ve Bağdat’la koordinasyon halinde hava savunma sistemleri temin etmek için zamana karşı yarıştığını belirtti.

Yunus, bunun “acil bir mesele ve zorunlu bir ihtiyaç” olduğunu ifade ederek, özellikle “bölge hükümeti başkanının makamı ile bölgedeki önemli güvenlik merkezine yönelik son saldırının ardından” hava savunmasının öneminin daha da arttığını ifade etti.

ABD’nin çekilme planları kapsamında askeri ekipman ve sistemlerin taşınması, İHA saldırılarının devam ettiği Kürdistan Bölgesi’nde güvenlik denkleminin nasıl şekilleneceğine dair endişeleri artırıyor.

Yunus’un Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmeye göre, bölgede halihazırda bulunan hava savunma sistemlerinin görevi Erbil’deki diplomatik ve askeri tesisleri, özellikle de ABD Başkonsolosluğu’nu korumakla sınırlı. Buna karşılık Kürdistan Bölgesi’ndeki kritik tesislerin, petrol sahalarının ve genel olarak hava sahasının korunmaya ihtiyacı bulunuyor.

Daha önce yayımlanan haberlerde, füze ve İHA’lara karşı kullanılan Patriot sistemlerinin, ABD’nin geçen temmuz ayının son haftasında başlayan ve halen devam eden çekilme süreciyle birlikte Erbil’deki Harir Askeri Üssü’nde artık bulunmadığı bildirilmişti.

Yerel Kürt medyasının verilerine göre, geçtiğimiz temmuz ayında Irak Kürdistan Bölgesi 88 İHA ve füze saldırısına maruz kaldı. Saldırılarda 10 kişi hayatını kaybederken 15 kişi de yaralandı.

Ancak Kürdistan Bölgesi’ni güvence altına alma çabaları yeni değil.

Kürdistan Bölgesi eski Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Cebbar Yaver, Erbil yönetiminin hava savunma sistemleri edinmek için uzun süredir çaba gösterdiğini, ancak bu hedefin Bağdat’taki federal makamların onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini ifade ediyor.

Yaver, “Bu sistemler son derece pahalı. Bölge yönetiminin bütçesi, Irak hükümetinin finansmanı olmadan bunları satın almaya yetmez” diyor.

Kürdistan Bölgesi’nde herhangi bir hava savunma sistemi bulunmuyor. Irak genelinde de entegre bir hava savunma sistemi mevcut değil. Yaver’e göre ülkede yalnızca “Irak’ın tamamındaki hava sahasını korumaya yeterli olmayan küçük çaplı sistemler” bulunuyor.

 Erbil kentindeki Harir Üssü yakınlarında uçan bir ABD helikopteri (Arşiv- Rudaw)
Erbil kentindeki Harir Üssü yakınlarında uçan bir ABD helikopteri (Arşiv- Rudaw)

Sınırlı kapasite

Mevcut hava savunma sistemi, Erbil’deki ABD Başkonsolosluğu ile çevresini, sivil havalimanını, Harir Üssü Havalimanı’nı ve uluslararası koalisyon güçlerinin tesislerini kapsıyor. Ancak Yaver’e göre bu durum, sistemin diğer bölgeleri ve tesisleri koruyabildiği anlamına gelmiyor.

Eski askeri yetkili, “Bu sistemin kapasitesi sınırlı. Bölgedeki İranlı muhalif grupların merkezleri birçok kez hedef alındı ve söz konusu sistem bu saldırıları engelleyemedi” ifadelerini kullanıyor.

Kürdistan Bölgesi de Bağdat’taki federal hükümet gibi füze ve İHA saldırılarına karşı etkili silah ve savunma sistemlerine sahip değil. Her iki tarafın da savaş uçakları, füzeler ve İHA’lar aracılığıyla Irak hava sahasına yönelik ihlalleri erken tespit edebilecek radar sistemlerinden yoksun olduğu belirtiliyor.

Bağdat yönetimi ise kritik tesisleri ve hassas noktaları tehdit eden İHA ve füzelere karşı koyma kapasitesini artırmak amacıyla Türkiye’den 20 hava savunma sistemi satın almak üzere bir anlaşmaya yaklaşıldığını bildiriyor.

Irak Genelkurmay Başkan Yardımcısı Korgeneral Saad Harbiye, geçtiğimiz mayıs ayında yaptığı açıklamada Irak hava sahasının artık “İHA’larla dolu” olduğunu söylemiş ve yeni sistemlerin petrol sahalarını, diplomatik misyonları ve kritik tesisleri hedef alan mühimmatları önlemek amacıyla kullanılacağını belirtmişti.


İranlı bir yetkili, Katar’ı gözaltında tutulan pilotları karadaki bir hastaneye nakletmeye çağırdı

İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)
İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)
TT

İranlı bir yetkili, Katar’ı gözaltında tutulan pilotları karadaki bir hastaneye nakletmeye çağırdı

İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)
İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)İran'a ait bir F-7 savaş uçağı İsfahan'daki askeri havaalanından havalanıyor (Arşiv-IRNA)

Tasnim Haber Ajansı'nın haberine göre İranlı üst düzey bir askeri yetkili, bugün Katar'a çağrıda bulunarak, gözaltında tutulan İranlı pilotların "kötü fiziksel durumda" olduklarını ve su üzerinde tutulduklarını belirterek ana karadaki bir hastaneye nakledilmelerini istedi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre İran Genelkurmay Başkanlığı Kayıp Şahısları Arama Komitesi Komutanı Muhammed Bakır Zade, pilotların tutulduğu yerin uygun olmadığını belirterek, Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nden (ICRC) yaralı ve hasta tutukluların İran'a naklini hızlandırmak üzere Katar'a bir ambulans uçak göndermesini talep etti.

Katar geçtiğimiz hafta, İranlı pilotların gözaltına alındığı iddialarını reddetmiş; bu kişilerin yılın başlarında hava sahalarını ihlal ettiğini ve iletişim kurma çabalarına yanıt vermediğini açıklamıştı. Doha, pilotlardan birinin naaşının teslimatını koordine etmek üzere İran ile iletişime geçtiğini ve Tahran'ı kendi yürüttükleri arama-kurtarma operasyonlarının detaylarını incelemeye davet ettiğini, ancak herhangi bir cevap alamadığını belirtmişti.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü salı günü yaptığı açıklamada, pilotlar meselesini ele almak üzere bir İran heyetinin ülkeyi ziyaret etmesi için yapılan davetin geçerliliğini koruduğunu kaydetti. Bakır Zade ise son açıklamasında, Katar'ın bir İranlı uzman heyetini ağırlama kararını memnuniyetle karşılayarak Doha'dan ekibe gerekli iş birliğini sağlamasını istedi. Daha önce İran Hava Kuvvetleri'nden bir uzman ile bir gerçeği araştırma ekibinin Katar'a girebilmek için aylardır beklediğini belirten Bakır Zade, Katar yetkililerini soruşturmayı defalarca geciktirmekle suçlamıştı.