Bağdadi'nin eşleri ve kızıyla yapılan röportajlar Ezidi kadınların çektiği acıları gün yüzüne çıkardı

‘DEAŞ’ın prensesi’ tarafından açıklanan sırlar, örgütün ve lideri Bağdadi’nin işlediği ihlalleri ortaya koydu.

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
TT

Bağdadi'nin eşleri ve kızıyla yapılan röportajlar Ezidi kadınların çektiği acıları gün yüzüne çıkardı

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)

Al-Arabiya televizyon kanalının, DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin üç eşi ve kızıyla yaptığı röportajlar, Bağdadi'nin hayatındaki sırları ortaya serdi. Kadınlara yönelik ihlallere ilişkin dokunaklı hikayelerden Bağdadi’nin Roma'ya kadar yayılma hayallerine birçok sırrın gün yüzüne çıktığı röportajlar, Arap ve uluslararası medya kuruluşlarının ilgisini çekecek bilgiler içerirken birincil kaynak haline geldi.

DEAŞ’ın eski lideri Bağdadi'nin eşleri ve kızının açıklamaları, eşlerinden biri olan Esma Muhammed el-Kubeysi ve kızı Umeyme’nin verdiği ve şiddet eylemleri, terör örgütleri tarafından daha önce görülmemiş şekillerde yeni öldürme yöntemleri ve muhaliflerin cansız bedenlerinin parçalanması gibi eylemlerle dünyayı ayağa kaldıran Bağdadi’nin hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyor gibi göründükleri görüntü öfkeli yankılar uyandırdı.

Bağdadi'nin eşleri ve kızının üzgün görüntüsü ve bazılarının siyah peçe takması, terör örgütü liderinin eşi ve kızının kimliğini öğrenmek için uzun süredir bekleyen kamuoyuna, yaşadıkları acıyı pazarlamak istediklerini, çok dikkatli bir şekilde gerçek rollerine aykırı bir tablo çizdikleri şeklinde yorumlandı.

“DEAŞ’ın prensesi”

Ezidi ‘esirlerden’ biri olan Esma Muhammed’i tanıyanlar, onun örgütün yayılma sürecinde ‘DEAŞ’ın prensesi’ olarak anıldığını, örgüt içindeki hayatının her aşamasında onun yanında olduğunu itiraf ettiği Bağdadi’nin eşi olduğunu iddia ettiğini, ondan hiç ayrılmadığını, Bağdadi’nin ve DEAŞ’ın yaptıklarına itiraz etmediğini ve kınamadığını söylediler.

Bağdadi’nin kızı Umeyme ile yapılan röportaj ise bir şekilde DEAŞ’taki esaretten kaçan binlerce Ezidi kadının öfkesini yeniden alevlendirirken erkeklerinin öldürülmesi, kızlarının kaçırılması ve örgüt tarafından esaret altında tutulması gibi büyük acılar çeken Ezidiler arasında büyük yankı uyandırdı. Örgüt tarafından Musul ve Sincar'da tutulan bin 208'i kadın olmak üzere 3 bin 576 Ezidi serbest bırakılırken örgütün kaçırdığı 2 bin 600 kadının akıbeti ise halen bilinmiyor.

Ezidi Milletvekili Vian Dakhil, Bağdadi'nin eşinin ve kızının ekranda görünmesi karşısında şoke olduğunu söyledi. Masum ve olanlarla hiçbir ilgileri yokmuş gibi görünmeye çalıştıklarını vurgulayan Dakhil, bu şekilde röportajı izleyenleri, mağdurları ve ailelerini, hatta güvenlik güçlerini dahi kandıramayacaklarının altını çizdi.

FOTO: Ebubekir el-Bağdadi’nin kızı Umeyme (Sosyal medya siteleri)
Ebubekir el-Bağdadi’nin kızı Umeyme (Sosyal medya siteleri)

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Ezidi vekil, “(Bağdadi'nin eşinin) ne söyleyeceğini ve bu röportaj sayesinde iletmeye çalıştığı mesajı net bir şekilde bildiği çok açıktı. Bağdadi'nin eşi gibi bir terörist ve suçlunun gelip olan bitenlerden haberi olmayan bir ev hanımı ve bir eş olduğunu söylemesi onu gülünç duruma düşürüyor” ifadelerini kullandı.

Üstü kapalı mesajlar

Röportajlarla üstü kapalı olarak iki tarafa mesajların verildiğine inanan Dakhil, bunlardan birinin halen tekfirci düşünceyi benimseyen terör örgütleri, hücreleri ve DEAŞ’lılar olduklarını, ancak şu an bulundukları bölgelerin hükümetin kontrolünde olmasından ve haklarında güvenlik ya da hukuki soruşturma yapıldığından sessiz kalmayı tercih ettiklerini ve onlara ‘Ben hala buradayım’ mesajı verilerek onları rahatlatmanın amaçlandığını, belki de farklı isimler altında başka bir terör örgütü olarak yola devam ettiklerine şahit olacağımızı söyledi.

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed’in bir zamanlar DEAŞ’ı yöneten kişi olduğuna işaret eden Dakhil, “Kocası teoriler geliştirmek ve konuşmalar yapmakla meşgulken o örgütün bir numarasıydı. Diğer milletlerden gelen teröristlerin beyniydi. Onlarla iletişim kuruyordu ve iş birliği yapıyordu. Onun katıldığı toplantılar yapılıyordu” şeklinde konuştu.

Ezidi Milletvekili, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mesaj verilen ikinci taraf ise kendisini kocasının eylemlerinden habersiz, hiçbir şeyi olmayan, sadece kocasının emirlerini yerine getiren ve ona itaat eden, çocukları ABD güçleri tarafından öldürüldüğü için payına düşeni alan bir mağdur olarak gösterip sempatisini kazanmaya çalıştığı toplum ve güvenlik kurumlarıydı.”

Dakhil, bazı insanların Bağdadi’nin eşine duyduğu sempatiyi ‘bir terörist ve suçlunun gerçek yüzünü göremedikleri için gerçek bir felaket’ olarak nitelendirdi.

Gizlenen sırlar

Esma Muhammed'in kimliğiyle ilgili sırları açıklayan Ezidi Milletvekili, Esma Muhammed’in Bağdadi ile 1999 yılında evlendiğini ve öldürülene kadar eşi olarak kalmaya devam ettiğini söyledi. Esma Muhammed'in Arapça, İngilizce ve Türkçeyi akıcı bir şekilde konuştuğunu ifade eden Dakhil, (Bağdadi) daha önce El Kaide örgütünde olduğu için örgütün fikirlerine inandığını belirterek, “Bir gün Ebu Musab El-Zerkavi'nin yardımcısıydı, bir gün El Kaide'nin Irak'ta gerçekleştirdiği terör eylemlerinin sorumlusuydu. O dönemde adı Ebu Dua es-Samarrai’ydi” dedi.

Bağdadi'nin 2004 yılında ABD güçleri tarafından tutuklanıp bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakıldığında bile eşinin onun El Kaide üyesi olduğundan kesinlikle emin olduğunu vurgulayan Dakhil, “Bunu biliyordu. O dönemde terör örgütü El Kaide'nin liderleriyle ilişkisi vardı. Esma Muhammed de Samarralıydı. Bağdadi, rahatça terör eylemleri düzenlemek için Termiyey’ye taşınana kadar Samarra'da bir camide imamlık yaptı” şeklinde konuştu.

Esma Muhammed’in Irak dışındaki diğer milletlerden DEAŞ üyeleriyle görüşmelerden sorumlu olduğu için Arapça dışında diller öğrendiğini söyleyen Dakhil, “Bağdadi, diğer milletlerden DEAŞ üyeleriyle yapılan toplantıların bazılarında vardı, bazılarında ise yoktu. Hatta Esma Muhammed, Bağdadi, terör eylemleri düzenlemeye gittiğinde örgütün liderleriyle toplantılar yapıyor, emirler ve talimatlar veriyordu. El-Adnani ile çok yakındı. Terör eylemlerinin çoğu ve yaşanan her şey el-Adnani ile paylaştığı odada planlandı” ifadelerini kullandı.

Esma Muhammed’in aynı zamanda DEAŞ’ın şehirlerde peçesiz gezen kadınları izleyen ve peçesiz olduklarını gördüklerinde demirden yapılmış ve dişleri olan bir aletle darp eden Hisbe biriminin sorumlusu olduğunu söyleyen Ezidi Milletvekili, “Bu barbarca eylem sonucunda Musul'da ve başka yerlerde çok sayıda genç kız hayatını kaybetti” dedi.

Kadın esirlerin denetimi

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed'in Ezidi esirlerle ilgili rolüne de değinen Vian Dakhil, “Erkekler Sincar'da öldürüldüğü için her hafta Ezidi ailelerin, kadınların ve çocukların tutulduğu cezaevlerine gidiyordu. Buradan 10 yaş ve üzeri olan erkek çocukları alınıp eğitim kamplarında ‘hilafetin yavruları’ olarak adlandırılan gruplara katılmak üzere gönderiliyorlardı. Bu çocukların sayıları bin 600'ün üzerinde. Genç kızları ise evine götürüyordu. Bağdadi, her gün daha 10 yaşında olan onlardan birine yatak odasında tecavüz ediyordu. O mağdur genç kızların çığlıklarını o duydu. Daha sonra bu kızları diğer DEAŞ üyelerine satıyorlardı” diye anlattı.

FOTO: DEAŞ’ın eski lideri Ebubekir el-Bağdadi (AFP)
 DEAŞ’ın eski lideri Ebubekir el-Bağdadi (AFP)

Ezidi Milletvekili Dakhil, sözlerine şöyle devam etti:

“Sadece bir Ezidi kadını olduğunu ve diğerlerine kendi kızı gibi davrandığını söylediğinde yalanları ve uydurmaları karşısında dehşete düştüm. Ama diğer suçlunun, yani kızı evde dokuz kadın esir bulunduğunu ve bu kadın esirlerin saldırıya uğradığını, sonra satılıp yerlerine başkalarının getirildiğini söyledi. Genç kızlar, Ebubekir el-Bağdadi'nin evinden geldikleri ve onlara ilk tecavüz eden o olduğu için böyle korkunç şekilde daha yüksek fiyata satıyorlardı. Bu şekilde kadın esir ticareti yapıyorlardı. Kim en çok parayı öderse tecavüze uğrayan kız ona veriliyordu ve bu alışveriş her gün tekrarlanıyordu.”

Soykırım

Acımasız terör örgütü DEAŞ’ın gerçekleştirdiği soykırım sonucunda Ezidilerin büyük bir felakete uğradığını vurgulayan Dakhil, “(Örgüt) yetişkin ve genç erkekleri öldürüp, kadınları ve kızları kaçırıp esir olarak sattı. Musul ve Rakka'da Ezidi kızların satıldığı bir esir pazarı kuruluyordu. Her birinin bir fiyatı vardı. Bir DEAŞ üyesi bu rakamı ödemeye zorlanırsa satıcı gönülsüzce indirim yapıyordu” dedi.

Dakhil, şunları söyledi:

“Bağdadi'nin eşinin ve kızının mazlum ve uysal kuzular gibi dışarıda serbestçe dolaşması çok acı verici. (Esma Muhammed’e hitaben) sen kızın için ağlayıp babasının onu 12 yaşındayken terörist Mansur'la evlendirmesini kınıyorsun. Peki sana soruyorum: 10 yaşındaki Ezidi kızları getirip, terörist kocanın onlara tecavüz etmesine izin verirken ve yan odada onların çığlıklarını duyarken ne yapıyordun? Olanlar umurunda değildi, tek düşündüğün kızların satış fiyatlarını artırmaktı. Onlar terörist kocanın rızasıyla kadın esirler olarak o evden çıkıyorlardı ama sen 12 yaşında normal, yasal olarak evlendirilen kızın için ağlıyorsun.”

Dikkat çekici röportajlarla ilgili detaylara değinen Iraklı Milletvekili, son olarak şunları söyledi:

“Bir ay önce Türkiye tarafından Iraklı yetkililere teslim edilen bu suçlunun ve çocuklarının Irak'ta adil bir şekilde yargılanacakları düşüncesiyle iade edilmiş olmaları, Irak güvenlik ve istihbarat güçlerinin gayretlerinin bir sonucu. Bu aynı zamanda güvenlik güçleri tarafından, DEAŞ’lı suçluları nerede olurlarsa olsunlar aramaya devam ettikleri yönünde topluma verilen bir güven mesajıdır. Yıllardır Bağdadi'ye yakın olan ve saklanan isimleri arıyoruz. Ancak güvenlik güçleri bunları getirip ekrana çıkararak, ‘Nerede olurlarsa olsunlar DEAŞ’lı suçluların peşindeyiz. Saklanarak bizden kaçamazlar. Onları içeri alırız, yargılarız ve adalete teslim ederiz’ dediler.”



Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
TT

Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail ordusunun Lübnan'daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı duyurusu, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor. Bu arada, İsrailliler Hizbullah'ın altyapısına yönelik saldırıları yoğunlaştırmaya devam etme ve Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılana kadar Lübnan'dan çekilmeme yönünde tehditlerde ve açıklamalarda bulunmayı sürdürüyorlar.

Duyuru, özellikle İran'ın İsrail'in Ali Tahir'i hedef alması durumunda sert bir karşılık vereceği tehdidinden ve İsrail tarafından tutuklanan beş Lübnanlı esirin serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasından sadece saatler sonra gelmesi nedeniyle İsrail çevrelerinde şaşkınlık ve hayret uyandırdı. Bu durum şu soruyu gündeme getirdi: İsrail'i bu sorunu kökünden çözmek için Ali Tahir tepelerinde planladığı operasyonu gerçekleştirmeye iten neydi?

Şu ana kadar, İranlı subayların ve Devrim Muhafızları unsurlarının varlığına ilişkin haberler çelişkili. Dış haberlerin aksine, İsrail bölgede hiçbir İranlı unsurun bulunmadığını ve Hizbullah militanlarının sayısının az olduğunu ısrarla belirtiyor. Bu, siyasi ve askeri kurumların bir aydan fazla süredir pazarladığı bir bilgi. Eski güvenlik yetkilileri de bunun, ordunun başarılarını ve Hizbullah'ı ortadan kaldırma gücünü sergilemeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyor; zira İsrail'de ciddi bir krizden bahsediliyor ve Ali Tahir dosyası İsrailliler için büyük bir ikilem oluşturuyor.

 Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)
Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)

Çıkmazdan çıkış yolu

Öte yandan, Ali Tahir meselesinin kesin bir şekilde çözümüne ilişkin açıklamalar, bazı tarafların herhangi bir operasyonun, tünellere giren İsrail askerlerinin Hizbullah militanlarıyla doğrudan çatışmaya girmesine ve can kaybına yol açabileceği uyarısının ardından, İsrail'in bu konudaki çıkmazından kurtulmasının önünü açıyor. Askerler arasındaki can kayıpları, özellikle seçimlerden önce bir zafer arayışında olan Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere karar vericiler için ciddi ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Bir güvenlik yetkilisine göre, ordunun harekete geçmesine neden olan, İranlı yetkililerin Ali Tahir Tepeleri'ne yönelik herhangi bir İsrail saldırısına misillemede bulunmakla tehdit ettiğini ve bölgede Devrim Muhafızları'ndan iki subay da dahil olmak üzere İranlıların bulunduğunu belirten Reuters haberiydi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu açıklama, İsrail'in beklediği fırsattı ve hemen Netanyahu, ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, sorunu tamamen çözmekten ve Ali Tahir'in kontrolünü ele geçirmekten bahsetmeye başladı. Ancak ordunun açıkladığı detaylar, tam bir kontrolün söz konusu olmadığını ve sadece bölgedeki diğer tünellere açılan iki koridorun ele geçirildiğini gösteriyor.

Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)
Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)

Tünellere bağlı iki koridorun kontrolü

İsrail ordusu, özel kuvvetlerin, Hizbullah militanlarına yönelik pusu kurma ve tünel girişlerini ateşli silahlar, el bombaları, insansız hava araçları ve diğer silahlarla hedef alma da dahil olmak üzere taarruz operasyonları gerçekleştirdiğini ve iki koridoru kontrol altına aldığını duyurdu. Bu açıklama, ordunun en az bir ay öncesinden beri geniş, kapsamlı ve yaygın bir tünel ağının varlığını doğrulayan raporlarının ardından geldi.

Zafer tablosunu tamamlamak için yeraltında militanların çatışmaları yönetmelerine ve uzun süre orada kalmalarına olanak sağlayacak komuta ve kontrol odaları, silah ve jeneratör odaları, yaşam alanları, banyolar ve bir mutfak keşfedildiği belirtildi. Yirmi yılı aşkın bir sürede inşa edilen bu stratejik altyapı, ordu tarafından başarıyla ele geçirildi.

36. Tümen Komutanı Yiftach Norkin, tünellerden birinin önünde durarak, Ali Tahir Tepeleri'ni ele geçirene kadar bu bölgede yorulmadan savaşan birliklerin kahramanlıklarından bahsetti:”Tam da burada, son haftalarda ele geçirmeye çalıştığımız yeraltındaki iki koridordan biri bulunuyor ve aslında Ali Tahir Tepeleri'ndeki tünellerin temizlenmesi ve güvenliğinin sağlanması için burayı tamamen temizledik.” İsraillilere hitaben şunları da söyledi: “Bunlar, Hizbullah'ın son savaşı komuta etmek için kullandığı tesisler olduğu gibi, daha önce de kullandığı ve kuzeydeki beldelerimizi, güneyde faaliyet gösteren ordu güçlerini, Şakif Tepeleri ve Nebatiye bölgesini ele geçiren birlikleri hedef aldığı tesislerdir.”

Norkin, “Aslında hem yer üstünde hem de tünellerin içinde operasyonel kontrol sağlandı ve operasyonlarımızı tamamlamaya kararlıyız” dedi. Katz da bu açıklamayı destekleyerek, operasyonu güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinde tam kontrolün sağlanması sürecinin doruk noktası olarak değerlendirdi.

“Ali Tahir tünelleri, güçlerimize ve Celile bölgesine yönelik saldırılar için bir komuta merkezi görevi görüyordu. Aynı zamanda, Hizbullah için çok önemli bir bölge olan Nebatiye bölgesini savunmak için son komuta merkezi olarak da kullanılıyordu, bu nedenle stratejik önemi büyüktü. Görev, karmaşık ve sistematik bir operasyonla tamamlandı ve tüneller militanlardan temizlendi. Şimdi, İsrail Savunma Kuvvetleri, tünellerin tamamen etkisiz hale getirilmesini tamamlayacak ve bu dağ sırasını kontrol altına almak, düşmanın bölgeye yeniden yerleşmesini önlemek için uygun taktiksel şekilde konuşlanacaktır” diye ebelirtti. İsraillilerin Katz'dan beklediği gibi, ordunun Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılmadan Lübnan'dan çekilmeyeceğini de yineledi.

Netanyahu, Katz'dan önce açıklamalarda bulunarak “Ali Tahir” operasyonunun başarısından bahsetti: “Ordumuz, Şakif Kalesi'nin uzantısı olarak inşa edilen ve Hizbullah’ın Kiryat Şmona ile Metula'yı taciz etmekle kalmayıp Celile'yi işgal etmekle tehdit ettiği stratejik bir konum olan Ali Tahir Tepeleri’ni temizledi. Savaşçılarımız silahları ve bilgisayarları ele geçirdi ve bunlar artık bizim elimizde. Bugün bundan bahsedebiliriz. Ali Tahir Tepeleri artık bizim için tehdit değil.”

Ne Netanyahu ne de Katz, İsraillileri sakinleştirmeyi başaramadı

Ne Netanyahu'nun ne de Katz'ın açıklamaları, özellikle kuzey sakinlerini sakinleştirmeyi başaramadı; zira açıklamalarından saatler sonra, ordunun güney Lübnan'a düzenleyeceği yoğun saldırıların ardından patlama sesleri duyulabileceği konusunda uyarılar aldılar. Bu uyarılarla İsraillilerin zihninde Lübnan'daki durum sanki hiçbir başarı elde edilmemiş gibi yeniden canlandı.

İsrail ordusu ise bölgede halen konuşlanmış bulunduğunu, kontrolünün devam ettiğini ve tünellerin etkisiz hale getirilmesinin hedeflerinin merkezinde olduğunu açıkladı. Hizbullah’ın altyapısını yok etmeye ve üyelerini etkisiz hale getirmeye dair hazırlıklarına gelince, Katz'ın da doğruladığı gibi, tepelerde kontrolü sağlamak ve Hizbullah'ın bölgede yeniden var olmasını engellemek için uygun taktiksel şekilde hareket edecek.

Bir İsrail haberi olayı özetleyerek, İsrail’in faaliyetlerinden endişe duyan Hizbullah'ın yardım ve müdahale için İran'a yöneldiğini belirtti. Güvenlik kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, örgüt son iki yılda zarar gören Şii eksenini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu arada, ABD ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar ve rejime uygulanan ağır ekonomik baskı ortamında Tahran, İsrail'in operasyonlarına devam etmesi halinde müdahale tehdidinde bulundu.

İsrail'de, bu faaliyetlerin gerilimi artırmaya ve çatışmaya neden olması ihtimaline karşı hazırlıklar sürüyor. Bu çatışma kuzey bölgesiyle sınırlı kalabilir veya günlerce sürebilir, ancak bu düşük bir olasılık olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda İsrail ordusu halen yüksek alarm düzeyinde ve Amerikalılarla yakın bir diyalog içinde bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
TT

Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)

Husilerin geçen perşembe günü Batı Sahili, Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelerde başlattığı geniş çaplı kara saldırısı, Yemen hükümet güçlerinin karşı saldırıya geçmesiyle grup aleyhine dönmeye başladı. Hükümet güçleri birden fazla eksende sahada ilerleme kaydederken, Husi mevzilerine yönelik hava saldırıları da yoğunlaşıyor. Ordu ve direniş güçleri, Husilerin ikmal hatlarını kesmeye çalışıyor.

Bugün sahadaki en önemli gelişmelerden birinde, Ulusal Direniş Güçleri, Amalika Tugayları’na (Devler Tugayları) bağlı birliklerin desteğiyle Hudeyde vilayetindeki el-Cerrahi ilçesinin güneyinde karşı saldırı başlattı. Direniş güçlerine bağlı insansız hava araçları (İHA) da bölgede Husi takviyelerini hedef alan saldırılar düzenledi. Gelişmeler, direnişin askerî medyası tarafından duyuruldu.

Bu hamle, hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneydoğusundaki Hays bölgesinden el-Cerrahi yönünde ilerlemesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Amaç, son günlerde geniş çaplı Husi saldırılarına sahne olan cephelerden birinde inisiyatifi yeniden ele geçirmek. Askerî kaynaklar, çatışmalarda Husilerin ağır can ve mal kaybına uğradığını bildirdi.

Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)
Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)

Taiz’in güneydoğusunda ise hükümet güçleri Hayfan cephesinde yeni bir ilerleme sağladı. Bir askerî kaynağa göre güçler, el-Mefalis bölgesindeki el-Visra ve Said Taha tepelerinin yanı sıra Ziban, el-Hudeyra ve en-Necdîn tepelerini ele geçirdi.

Hükümet güçlerinin kontrolü yeniden sağladığı bu noktalar askerî açıdan önem taşıyor. Zira söz konusu mevziler el-Hazca pazarına ve Husilerin Lahic’in kuzeybatısı ile Taiz’in güneyindeki cephelere uzanan ikmal hatlarına hâkim konumda bulunuyor. Aynı kaynak Şarku’l Avsat’a, çatışmalarda Husilerin can ve mal kaybı verdiğini ve bazı unsurlarının mevzilerinden kaçtığını belirtti.

Karşı saldırı

Taiz’in batısında hükümet güçleri dün, Husilerle yaşanan şiddetli çatışmalar sırasında Cebel Habşi ilçesindeki el-Hazzan tepesini yeniden ele geçirdi. Bu gelişme, Makbena ve el-Kadha cephelerindeki çatışmaların şiddetlenmesi ve hükümet güçlerine takviye birliklerin ulaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Cephelerden art arda gelen gelişmeler, Husilerin saldırısının ardından inisiyatifin yavaş yavaş hükümet güçlerine geçtiğine işaret ediyor. Husiler üç gün boyunca Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısında, özellikle Cebel Habşi bölgesinde sahada gedik açmaya çalıştı.

Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)
Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)

Sukam cephesinde ise Ulusal Direniş Güçleri’nin askerî medyası bugün, 2. Tümen birliklerinin el-Muharrak Dağları’nda Husilere ağır darbeler vurduğunu bildirdi. Direniş güçlerinin deniz birlikleri de Husilere ait iki bombalı insansız teknenin imha edildiğini açıkladı. Teknelerin Hudeyde’nin güneyindeki el-Fecra bölgesi ile Muha Limanı’nı hedef almaya çalıştığı belirtildi.

Askerî kaynaklar ayrıca Husilerin Taiz kentinin doğu girişinden sızma girişiminin engellendiğini ve grubun bazı mensuplarının öldürüldüğünü bildirdi. Bu sırada cephenin farklı kesimlerinde çatışmalar devam etti.

Bununla eş zamanlı olarak Taiz ile Aden’i birbirine bağlayan Hicet el-Abd yolu Husi bombardımanına maruz kaldı. Yerel ve sağlık kaynaklarına göre saldırıda 4 sivil hayatını kaybetti, 9 kişi yaralandı ve bölgede maddi hasar meydana geldi.

Bu gelişmeler, Husi tırmanışının kara operasyonlarıyla eş zamanlı olarak yolları ve sivil bölgeleri de kapsayacak şekilde genişlediğini gösteriyor.

Hava saldırıları çatışmaya dahil oldu

Yemen ordusu, mevcut çatışmaların seyri açısından dikkat çekici bir gelişme olarak ilk kez Taiz ve Hudeyde cephelerindeki Husi mevzilerini savaş uçaklarıyla hedef aldığını açıkladı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi dün akşam yaptığı açıklamada, savaş uçaklarının Taiz ve Hudeyde vilayetlerindeki Batı Sahili cephelerinde Husi mevzileri, toplanma alanları ve araçlarına 15’ten fazla hava saldırısı düzenlediğini bildirdi. Saldırılar, topçu ateşi ve kara çatışmaları devam ederken gerçekleştirildi.

Askerî kaynaklar, Yemen hava kuvvetlerinin Taiz ve Hudeyde’deki Husi mevzilerine yönelik saldırılarını sürdürdüğünü ve ikmal hatları ile silah depolarını hedef aldığını belirtti. Askerî kaynaklara göre Cevf vilayetinin el-Hazm kentindeki Husi mevzileri de hava saldırılarına maruz kaldı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)

Saha kaynakları, üç günlük çatışmalar sırasında Husilerin ağır kayıplar verdiğini ve grubun saflarında yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını belirtiyor. Husilerin kontrolündeki Hudeyde’de bulunan hastanelerin de çatışmalarda ölen ve yaralananların getirilmesi nedeniyle giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğu bildiriliyor.

Yerel medya kaynaklarına göre Husiler, çatışmalarda ölen ve yaralananlardan yeni bir grubu el-Cerrahi ve Zübeyd’deki hastanelere sevk etti. Bu durum, saldırı sırasında Husi güçlerinin verdiği kayıpların ve karşı saldırıları püskürtme çabalarının boyutunu gösteriyor.

Öte yandan Husiler, ilk aşamada ele geçirdikleri mevzileri korumak ve hükümet güçlerinin karşı saldırısını durdurmak amacıyla çatışma bölgelerine takviye birlikler göndermeyi sürdürüyor.

Babülmendeb’in korunması

Çatışmaların genişlemesi üzerine Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ve konsey üyeleri askerî operasyonlardaki gelişmeleri takip etti. Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre el-Alimi ve konsey üyeleri, çatışmaların seyri, birliklerin hazırlık durumu ve operasyonel ve lojistik ihtiyaçlar hakkında bilgi almak üzere askerî ve saha komutanlarıyla telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

El-Alimi, dün akşam Husi geriliminin sonuçları konusunda uyarı yapmış ve aralarında çatışma bölgelerinden yüzlerce ailenin yerinden edilmesinin de bulunduğu insani sonuçlardan Husileri sorumlu tutmuştu.

Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)
Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)

El-Alimi, hükümet güçlerinin İran’ın Babülmendeb Boğazı’nı kontrol altına alma hedefinin gerçekleşmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Bu bölgelere yönelik herhangi bir ilerleme girişiminin Husiler için ağır bir yıpranmayla sonuçlanacağını belirtti.

Bu gelişmelerin yanı sıra Yemen Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı, uluslararası kuruluşlar ve bağışçılardan Taiz ve Hudeyde’de yerinden edilen ve çatışmalardan etkilenen ailelere yardım etmek üzere acil insani müdahalede bulunmalarını istedi.

Bakanlık, barınma, gıda, ilaç, su ve sağlık hizmetlerine yönelik ihtiyaçların giderek arttığı konusunda uyarıda bulunarak, yaralıların tedavisi için sahra hastaneleri kurulması çağrısı yaptı.

Muha kenti ve limanı, geçtiğimiz ağustos ayında Husilerin balistik füzeler ve İHA’larla düzenlediği bir dizi saldırının hedefi olmuştu. Sivil tesis ve unsurları da etkileyen gerilim, liman faaliyetlerinin aksamasına ve tesislerin hizmet dışı kalmasına yol açmıştı. Yemen hükümet güçleri ise buna karşılık Husilerin hareketlerini ve saldırı kapasitesini hedef alan askerî operasyonlar ve saldırılar düzenlemişti.


Tunus Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda uyardı 

Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
TT

Tunus Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda uyardı 

Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)

Tunus Gazeteciler Sendikası, araştırmacı gazetecilik alanında faaliyet gösteren “El-Katiba” internet sitesinin genel yayın yönetmeninin gözaltına alınmasının ardından, ülkede gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda bugün uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre gazeteci Muhammed el-Yusufî, dün akşam başkentteki el-Avine’de bulunan Ulusal Muhafızlara bağlı Mali Suçlar ve Karmaşık Mali Suçlarla Mücadele Merkez Birimi’ne götürüldü. Yusufî, bu sırada özel radyo kanalı “Express FM”in merkezi önünde bir tartışma programına katılmaya hazırlanıyordu.

Yargı makamları daha sonra Yusufî’nin mali suçlar kapsamında soruşturulmak üzere gözaltında tutulmasına karar verdi. Bu, Tunus’ta gazetecilere yönelik son dönemdeki adli işlemlerin sonuncusu oldu. Söz konusu süreç, özellikle Burhan Besis ve Murad ez-Zuğeydi’nin de aralarında bulunduğu gazetecilerin gözaltına alınması ve yargılanmasının ardından geldi. Bu iki gazeteci Mayıs 2024’ten beri cezaevinde bulunuyor.

Sendika, Yusufî’nin gözaltına alınmasının sosyal medya platformu Facebook’ta yayımlanan paylaşımlar gerekçe gösterilerek gerçekleştirildiğini belirtti. Açıklamada, Yusufî’ye gazetecilik faaliyetleri ve “El-Katiba” kurumunun yayın politikası hakkında sorular yöneltildiği kaydedildi.

“El-Katiba”, podcast formatında söyleşiler hazırlaması ve kamuda kötü yönetim ile yolsuzlukları ortaya çıkaran araştırmacı gazetecilik dosyaları yayımlamasıyla biliniyor.

Sendika bugün yayımladığı açıklamada, “Tunus’ta basın üzerindeki baskının münferit vakaları aşarak tekrarlanan bir baskı, takip ve sindirme modeline dönüştüğünü” belirtti.

Uluslararası insan hakları kuruluşları, 25 Temmuz 2021’de ülkede olağanüstü önlemlerin ilan edilmesi ve Cumhurbaşkanı Kays Said’in yönetim yetkilerini büyük ölçüde genişletmesinden bu yana Tunus’ta temel özgürlüklerin ciddi biçimde gerilediği konusunda uyarıyor.

Aralarında önde gelen muhalif siyasetçiler, aktivistler, iş insanları, avukatlar ve gazetecilerin bulunduğu onlarca kişi, devlet güvenliğine karşı komplo kurmak, mali yolsuzluk, terör ve asılsız haber yaymak gibi suçlamalarla cezaevinde bulunuyor.

Muhalefet bu suçlamaların “siyasi ve uydurma” olduğunu savunuyor. Cumhurbaşkanı Kays Said ise yolsuzluk ve kaosla mücadele ettiğini, rakiplerinin de devleti içeriden parçalamaya çalıştığını söylüyor.

Yusufî’nin gözaltına alınması, insan hakları kuruluşları ve Gazeteciler Sendikası tarafından Tunus’ta temel özgürlüklerin gerilediğinin göstergesi olarak değerlendirilen bir dizi davanın ardından geldi.

Perşembe günü ise siyasi açıdan hassas davalar ile sivil özgürlüklerle ilgili davaları üstlenmesiyle tanınan Avukat Gazi Merabet gözaltına alındı. Yerel medya kuruluşlarının haberlerine göre Merabet tutuklandı.

Haberlere göre soruşturma, Merabet’in tehlikeli bir uyuşturucu satıcısıyla birlikte yakalanmasıyla ilgili. Ancak olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin farklı anlatımlar bulunuyor.