Bağdadi'nin eşleri ve kızıyla yapılan röportajlar Ezidi kadınların çektiği acıları gün yüzüne çıkardı

‘DEAŞ’ın prensesi’ tarafından açıklanan sırlar, örgütün ve lideri Bağdadi’nin işlediği ihlalleri ortaya koydu.

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
TT

Bağdadi'nin eşleri ve kızıyla yapılan röportajlar Ezidi kadınların çektiği acıları gün yüzüne çıkardı

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)
Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed (Sosyal medya siteleri)

Al-Arabiya televizyon kanalının, DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin üç eşi ve kızıyla yaptığı röportajlar, Bağdadi'nin hayatındaki sırları ortaya serdi. Kadınlara yönelik ihlallere ilişkin dokunaklı hikayelerden Bağdadi’nin Roma'ya kadar yayılma hayallerine birçok sırrın gün yüzüne çıktığı röportajlar, Arap ve uluslararası medya kuruluşlarının ilgisini çekecek bilgiler içerirken birincil kaynak haline geldi.

DEAŞ’ın eski lideri Bağdadi'nin eşleri ve kızının açıklamaları, eşlerinden biri olan Esma Muhammed el-Kubeysi ve kızı Umeyme’nin verdiği ve şiddet eylemleri, terör örgütleri tarafından daha önce görülmemiş şekillerde yeni öldürme yöntemleri ve muhaliflerin cansız bedenlerinin parçalanması gibi eylemlerle dünyayı ayağa kaldıran Bağdadi’nin hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyor gibi göründükleri görüntü öfkeli yankılar uyandırdı.

Bağdadi'nin eşleri ve kızının üzgün görüntüsü ve bazılarının siyah peçe takması, terör örgütü liderinin eşi ve kızının kimliğini öğrenmek için uzun süredir bekleyen kamuoyuna, yaşadıkları acıyı pazarlamak istediklerini, çok dikkatli bir şekilde gerçek rollerine aykırı bir tablo çizdikleri şeklinde yorumlandı.

“DEAŞ’ın prensesi”

Ezidi ‘esirlerden’ biri olan Esma Muhammed’i tanıyanlar, onun örgütün yayılma sürecinde ‘DEAŞ’ın prensesi’ olarak anıldığını, örgüt içindeki hayatının her aşamasında onun yanında olduğunu itiraf ettiği Bağdadi’nin eşi olduğunu iddia ettiğini, ondan hiç ayrılmadığını, Bağdadi’nin ve DEAŞ’ın yaptıklarına itiraz etmediğini ve kınamadığını söylediler.

Bağdadi’nin kızı Umeyme ile yapılan röportaj ise bir şekilde DEAŞ’taki esaretten kaçan binlerce Ezidi kadının öfkesini yeniden alevlendirirken erkeklerinin öldürülmesi, kızlarının kaçırılması ve örgüt tarafından esaret altında tutulması gibi büyük acılar çeken Ezidiler arasında büyük yankı uyandırdı. Örgüt tarafından Musul ve Sincar'da tutulan bin 208'i kadın olmak üzere 3 bin 576 Ezidi serbest bırakılırken örgütün kaçırdığı 2 bin 600 kadının akıbeti ise halen bilinmiyor.

Ezidi Milletvekili Vian Dakhil, Bağdadi'nin eşinin ve kızının ekranda görünmesi karşısında şoke olduğunu söyledi. Masum ve olanlarla hiçbir ilgileri yokmuş gibi görünmeye çalıştıklarını vurgulayan Dakhil, bu şekilde röportajı izleyenleri, mağdurları ve ailelerini, hatta güvenlik güçlerini dahi kandıramayacaklarının altını çizdi.

FOTO: Ebubekir el-Bağdadi’nin kızı Umeyme (Sosyal medya siteleri)
Ebubekir el-Bağdadi’nin kızı Umeyme (Sosyal medya siteleri)

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Ezidi vekil, “(Bağdadi'nin eşinin) ne söyleyeceğini ve bu röportaj sayesinde iletmeye çalıştığı mesajı net bir şekilde bildiği çok açıktı. Bağdadi'nin eşi gibi bir terörist ve suçlunun gelip olan bitenlerden haberi olmayan bir ev hanımı ve bir eş olduğunu söylemesi onu gülünç duruma düşürüyor” ifadelerini kullandı.

Üstü kapalı mesajlar

Röportajlarla üstü kapalı olarak iki tarafa mesajların verildiğine inanan Dakhil, bunlardan birinin halen tekfirci düşünceyi benimseyen terör örgütleri, hücreleri ve DEAŞ’lılar olduklarını, ancak şu an bulundukları bölgelerin hükümetin kontrolünde olmasından ve haklarında güvenlik ya da hukuki soruşturma yapıldığından sessiz kalmayı tercih ettiklerini ve onlara ‘Ben hala buradayım’ mesajı verilerek onları rahatlatmanın amaçlandığını, belki de farklı isimler altında başka bir terör örgütü olarak yola devam ettiklerine şahit olacağımızı söyledi.

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed’in bir zamanlar DEAŞ’ı yöneten kişi olduğuna işaret eden Dakhil, “Kocası teoriler geliştirmek ve konuşmalar yapmakla meşgulken o örgütün bir numarasıydı. Diğer milletlerden gelen teröristlerin beyniydi. Onlarla iletişim kuruyordu ve iş birliği yapıyordu. Onun katıldığı toplantılar yapılıyordu” şeklinde konuştu.

Ezidi Milletvekili, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mesaj verilen ikinci taraf ise kendisini kocasının eylemlerinden habersiz, hiçbir şeyi olmayan, sadece kocasının emirlerini yerine getiren ve ona itaat eden, çocukları ABD güçleri tarafından öldürüldüğü için payına düşeni alan bir mağdur olarak gösterip sempatisini kazanmaya çalıştığı toplum ve güvenlik kurumlarıydı.”

Dakhil, bazı insanların Bağdadi’nin eşine duyduğu sempatiyi ‘bir terörist ve suçlunun gerçek yüzünü göremedikleri için gerçek bir felaket’ olarak nitelendirdi.

Gizlenen sırlar

Esma Muhammed'in kimliğiyle ilgili sırları açıklayan Ezidi Milletvekili, Esma Muhammed’in Bağdadi ile 1999 yılında evlendiğini ve öldürülene kadar eşi olarak kalmaya devam ettiğini söyledi. Esma Muhammed'in Arapça, İngilizce ve Türkçeyi akıcı bir şekilde konuştuğunu ifade eden Dakhil, (Bağdadi) daha önce El Kaide örgütünde olduğu için örgütün fikirlerine inandığını belirterek, “Bir gün Ebu Musab El-Zerkavi'nin yardımcısıydı, bir gün El Kaide'nin Irak'ta gerçekleştirdiği terör eylemlerinin sorumlusuydu. O dönemde adı Ebu Dua es-Samarrai’ydi” dedi.

Bağdadi'nin 2004 yılında ABD güçleri tarafından tutuklanıp bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakıldığında bile eşinin onun El Kaide üyesi olduğundan kesinlikle emin olduğunu vurgulayan Dakhil, “Bunu biliyordu. O dönemde terör örgütü El Kaide'nin liderleriyle ilişkisi vardı. Esma Muhammed de Samarralıydı. Bağdadi, rahatça terör eylemleri düzenlemek için Termiyey’ye taşınana kadar Samarra'da bir camide imamlık yaptı” şeklinde konuştu.

Esma Muhammed’in Irak dışındaki diğer milletlerden DEAŞ üyeleriyle görüşmelerden sorumlu olduğu için Arapça dışında diller öğrendiğini söyleyen Dakhil, “Bağdadi, diğer milletlerden DEAŞ üyeleriyle yapılan toplantıların bazılarında vardı, bazılarında ise yoktu. Hatta Esma Muhammed, Bağdadi, terör eylemleri düzenlemeye gittiğinde örgütün liderleriyle toplantılar yapıyor, emirler ve talimatlar veriyordu. El-Adnani ile çok yakındı. Terör eylemlerinin çoğu ve yaşanan her şey el-Adnani ile paylaştığı odada planlandı” ifadelerini kullandı.

Esma Muhammed’in aynı zamanda DEAŞ’ın şehirlerde peçesiz gezen kadınları izleyen ve peçesiz olduklarını gördüklerinde demirden yapılmış ve dişleri olan bir aletle darp eden Hisbe biriminin sorumlusu olduğunu söyleyen Ezidi Milletvekili, “Bu barbarca eylem sonucunda Musul'da ve başka yerlerde çok sayıda genç kız hayatını kaybetti” dedi.

Kadın esirlerin denetimi

Bağdadi'nin eşi Esma Muhammed'in Ezidi esirlerle ilgili rolüne de değinen Vian Dakhil, “Erkekler Sincar'da öldürüldüğü için her hafta Ezidi ailelerin, kadınların ve çocukların tutulduğu cezaevlerine gidiyordu. Buradan 10 yaş ve üzeri olan erkek çocukları alınıp eğitim kamplarında ‘hilafetin yavruları’ olarak adlandırılan gruplara katılmak üzere gönderiliyorlardı. Bu çocukların sayıları bin 600'ün üzerinde. Genç kızları ise evine götürüyordu. Bağdadi, her gün daha 10 yaşında olan onlardan birine yatak odasında tecavüz ediyordu. O mağdur genç kızların çığlıklarını o duydu. Daha sonra bu kızları diğer DEAŞ üyelerine satıyorlardı” diye anlattı.

FOTO: DEAŞ’ın eski lideri Ebubekir el-Bağdadi (AFP)
 DEAŞ’ın eski lideri Ebubekir el-Bağdadi (AFP)

Ezidi Milletvekili Dakhil, sözlerine şöyle devam etti:

“Sadece bir Ezidi kadını olduğunu ve diğerlerine kendi kızı gibi davrandığını söylediğinde yalanları ve uydurmaları karşısında dehşete düştüm. Ama diğer suçlunun, yani kızı evde dokuz kadın esir bulunduğunu ve bu kadın esirlerin saldırıya uğradığını, sonra satılıp yerlerine başkalarının getirildiğini söyledi. Genç kızlar, Ebubekir el-Bağdadi'nin evinden geldikleri ve onlara ilk tecavüz eden o olduğu için böyle korkunç şekilde daha yüksek fiyata satıyorlardı. Bu şekilde kadın esir ticareti yapıyorlardı. Kim en çok parayı öderse tecavüze uğrayan kız ona veriliyordu ve bu alışveriş her gün tekrarlanıyordu.”

Soykırım

Acımasız terör örgütü DEAŞ’ın gerçekleştirdiği soykırım sonucunda Ezidilerin büyük bir felakete uğradığını vurgulayan Dakhil, “(Örgüt) yetişkin ve genç erkekleri öldürüp, kadınları ve kızları kaçırıp esir olarak sattı. Musul ve Rakka'da Ezidi kızların satıldığı bir esir pazarı kuruluyordu. Her birinin bir fiyatı vardı. Bir DEAŞ üyesi bu rakamı ödemeye zorlanırsa satıcı gönülsüzce indirim yapıyordu” dedi.

Dakhil, şunları söyledi:

“Bağdadi'nin eşinin ve kızının mazlum ve uysal kuzular gibi dışarıda serbestçe dolaşması çok acı verici. (Esma Muhammed’e hitaben) sen kızın için ağlayıp babasının onu 12 yaşındayken terörist Mansur'la evlendirmesini kınıyorsun. Peki sana soruyorum: 10 yaşındaki Ezidi kızları getirip, terörist kocanın onlara tecavüz etmesine izin verirken ve yan odada onların çığlıklarını duyarken ne yapıyordun? Olanlar umurunda değildi, tek düşündüğün kızların satış fiyatlarını artırmaktı. Onlar terörist kocanın rızasıyla kadın esirler olarak o evden çıkıyorlardı ama sen 12 yaşında normal, yasal olarak evlendirilen kızın için ağlıyorsun.”

Dikkat çekici röportajlarla ilgili detaylara değinen Iraklı Milletvekili, son olarak şunları söyledi:

“Bir ay önce Türkiye tarafından Iraklı yetkililere teslim edilen bu suçlunun ve çocuklarının Irak'ta adil bir şekilde yargılanacakları düşüncesiyle iade edilmiş olmaları, Irak güvenlik ve istihbarat güçlerinin gayretlerinin bir sonucu. Bu aynı zamanda güvenlik güçleri tarafından, DEAŞ’lı suçluları nerede olurlarsa olsunlar aramaya devam ettikleri yönünde topluma verilen bir güven mesajıdır. Yıllardır Bağdadi'ye yakın olan ve saklanan isimleri arıyoruz. Ancak güvenlik güçleri bunları getirip ekrana çıkararak, ‘Nerede olurlarsa olsunlar DEAŞ’lı suçluların peşindeyiz. Saklanarak bizden kaçamazlar. Onları içeri alırız, yargılarız ve adalete teslim ederiz’ dediler.”



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.