Libya'daki gelişmeler donma noktasında

Fransa, Libya’ya müdahalesinden ve Muammer Kaddafi'nin devrilmesinde NATO ülkelerine liderlik etmesinden bu yana abartılı bir gürültü koparıyor. Bu, Libya'daki komşusu ve ezeli rakibi İtalya'yı tarihsel olarak endişelendiren bir durum arz ediyor.

Başkent Trablus'ta bir sokakta ülkesinin bayrağını sallayan Libyalı bir çocuk. (AFP)
Başkent Trablus'ta bir sokakta ülkesinin bayrağını sallayan Libyalı bir çocuk. (AFP)
TT

Libya'daki gelişmeler donma noktasında

Başkent Trablus'ta bir sokakta ülkesinin bayrağını sallayan Libyalı bir çocuk. (AFP)
Başkent Trablus'ta bir sokakta ülkesinin bayrağını sallayan Libyalı bir çocuk. (AFP)

Muhammed Bedreddin Zayid

Libya'daki siyasi donukluk halini harekete geçirme girişimleri birkaç yıldır devam ediyor. Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, doğudaki kontrol bölgelerine çekildikten sonra bu doğrultudaki siyasi girişimler dondu. Nihayetinde Fransız girişimi ortaya çıktı. Ardından Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy, BM Güvenlik Konseyi’ne rutin brifingini verdi. Aynı zamanda Libya İstikrar Hükümeti (LİH) Başbakanı Usame Hammad, Bathiliy’e saldırmaya devam etti ve BM’yi onu görevden almaya çağırdı. Ülkede derinleşen dengesizlik haliyle beraber sağduyulu gelişmeler de var. Ancak bu yaşananlar her halükârda Gazze'deki patlayıcı durumla daha fazla meşgul olan bir bölgede ve dünyada gerçekleşiyor.

Fransız hamlesi

Fransız diplomasisi tarihsel olarak birbiri ardına girişimler başlatmaya ve bunu Paris yönetiminin rolünü yeniden tesis etmek için kullanmaya alışkındır. Ancak son yıllarda yaşananlar genel olarak, ilan edilen sınırlar dahilinde pek çok soruyu gündeme getirdi. Fransız hamlesi, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Libya Özel Temsilcisi Paul Soler ve Fransa'nın Libya Büyükelçisi Mustafa Mihrac tarafından yürütülüyor. Şu ana kadar açık olan husus, içinde bulunduğumuz şubat ayının ilk haftasında Paris'te başlayan bir dizi istişare. Çoğu eski bakan olan yaklaşık 30 Libyalı siyasetçi bu istişarelere katıldı. Katılımcıların en önemlileri, yapılmayan seçimlerin eski başkan adayı Muhammed el-Gavil, eski İçişleri Bakanı Fevzi Abdulali, eski Sağlık Bakanı Naci Berakat ve eski Enformasyon Bakan Yardımcısı Halid Necm’dir.

Fransa yönetimi, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasının önünün açılmasıyla bağlantılı diğer adımlardan da bahsetti. Soler, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile yaptığı görüşmeyi, sanki bunu birçok adım takip edecekmiş gibi bir medya aldatmacasıyla süsledi.

Sorun şu ki Fransa, Libya'da ve dünyanın diğer ülkelerinde başarılı olamayan birçok siyasi girişiminin yanı sıra, Libya’ya müdahalesinden ve Muammer Kaddafi'nin devrilmesinde NATO ülkelerine liderlik etmesinden bu yana abartılı bir gürültü koparıyor. Bu, Libya'daki komşusu ve ezeli rakibi İtalya'yı tarihsel olarak endişelendiren bir durum arz ediyor. Ayrıca Roma yönetimi, Paris yönetiminin Kuzey Afrika ülkesinde attığı her adımı son derece sert bir şekilde eleştiriyor.

Fransa ve İtalya, Libya petrolü üzerinde bir pozisyona sahip olsa da son yıllarda yaşananlar, iki ülkenin rekabetinin sadece boş kasırgalar yarattığını gösteriyor. Her iki ülke de Libya sahnesini etkileyecek çok fazla bir araca sahip değil. Bir Arap kanalına yaptığı açıklamalarla sahneyi anlatan Bathiliy, Paris yönetiminin kendi girişimi hakkında gönderdiği bu mesajla ilgili olarak kendisiyle koordinasyon kurmadığını söyledi.

Bathiliy’nin açıklaması

Abdullah Bathiliy, perşembe günü BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu brifingde, Libya'nın doğusunda ve batısında yer alan ulusal kurumlar arasındaki bölünmüşlüğün devam ettiği ve kamu harcamalarını yönlendirecek onaylanmış bir ulusal bütçenin bulunmadığı konusunda uyarıda bulundu. Bu durumun, kamu fonlarının kullanımında şeffaflık eksikliğinin devam etmesine ve ülke zenginliğinin adil olmayan bir şekilde dağıtılmasına yol açtığını dile getiren Bathiliy, bu yüzden Libya ekonomisinin iç ve dış karışıklıklara maruz kalma riskinin de arttığını ifade etti. Bathiliy, güney bölgesinin uzun süredir siyasi ve ekonomik marjinalleşmeden mustarip olduğunu ve bu durumun ele alınması gerektiğini belirtti.

Burada olumlu olan iki şeyden bahsedilebilir. BM Güvenlik Konseyi'ne verilen son brifingden bu yana ateşkes anlaşmasının ihlal edilmemiş olması bunlardan biri. Ancak Bathiliy, söz konusu anlaşmanın bazı hükümlerinin uygulanmasındaki ilerlemenin siyasi durgunluk nedeniyle kesintiye uğradığına da dikkat çekti. İkinci olumlu gelişme ise Ağustos 2022'de Doha'da imzalanan Çad Barış Anlaşması’nın uygulanması kapsamında birkaç yüz Çadlı paralı asker ve yabancı savaşçının geri dönmesi.

Trablus'taki güvenlik makamları arasında devam eden çekişmeler konusunda da uyarıda bulunan Bathiliy, ülke liderlerini kendi çıkarlarını bir kenara bırakmaya ve tüm ihtilaflı konuları görüşmek üzere iyi niyetle müzakere masasına oturmaya çağırdı. Bathiliy, ülkeyi seçimlere götürecek tek bir hükümetin kurulması için kilit paydaşlar arasında acil bir siyasi anlaşmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Yukarıda bahsi geçen medya röportajında Fransız girişimi hakkında konuşan Bathiliy, Libya'daki tüm kurumların yıllar önce meşruiyetlerini kaybettiğine dikkat çekti. Bathiliy, koordinasyon eksikliğine rağmen ülkenin daha fazla bölünmesini önleyecek, diyalog kuracak ve silahlı gruplar arasındaki silahlanma yarışını sona erdirecek her türlü adımı desteklediğini belirtti.

Durgunluk ve adanmışlık arasında Libya sahnesi

Mevcut Libya sahnesi, son derece tehlikeli iki boyut arasında sıkışıp kalmış olarak tanımlanabilir. Birincisi mevcut anormal durumların sürdürülmesidir. İkincisi ise bazı kayda değer gelişmelere rağmen durgunluğun ve sahnedeki etkili dış mihrakların mevcut çıkmazdan çıkışı etkilemedeki yetersizliğidir.

Batı'daki egemen güçler hegemonyalarını ayakta tutmaya devam ediyor. Bu güçler aynı zamanda yıllarca süren silahlı rekabetin yanı sıra gruplar, milisler ve çoklu güvenlik kurumları arasındaki çatışmalar esnasında tekrarladıkları aynı uygulamalarını sürdürüyor. Doğuyu kontrol eden Libya ordusu ile karşı karşıya gelindiği anda Libya birliğinin oluşacağı açık. Bu da Türk siyasi varlığının tüm siyasi, askeri ve ekonomik biçimleriyle adanışıyla doğru oranda ilerliyor.

Doğu'da siyasal İslam'a karşı olan güçler etkilerini pekiştirmeye ve muhalefetlerini teyit etmeye devam ediyor. Bathiliy bunu açıkça ifade etse de Libya Temsilciler Meclisi (TM) tarafından atanan LİH lideri Usame Hammad, Bathiliy’i defalarca eleştirdi ve görevden alınması çağrısında bulundu.

Her iki tarafta da kişisel çıkarların tezahürleri yaygın bir şekilde görülüyor. Son olarak, Hafter'in oğlunun Libya Yeniden İmar Fonu Genel Müdürü olarak atanması Batı'da büyük bir kafa karışıklığına ve kızgınlığa yol açtı. Bu tepkilerden en önemlisi, Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala’nın kınamasıydı.

Herkes, tüm bu diyaloglarda, Libya'daki siyasi durumun onsuz ilerlemesinin mümkün olmadığı iki ana konuyu görmezden gelmeye devam ediyor. Birincisi silahlı milislerin ve yabancı paralı askerlerin durumu. İkincisi ise yerleşik ve gelecekte başa çıkılması zor olan Türk varlığı ikilemi.

Bathiliy’nin açıklamasında yabancı paralı askerlere atıfta bulunulmasına rağmen, sanki sadece siyasi tarafları bir araya getirmek bu tehlikeli dosyayı kontrol altına almak için tek başına yeterliymiş gibi, paralı asker konusundan halen ikincil bir mesele olarak bahsediliyor. Bu tamamen gerçek dışıdır ve bazı siyasi tarafların bu silahlı güçlerle bağlantılı olduğu görülmektedir. Bizim değerlendirmemize göre, bu milis ikilemi kapsamlı bir vizyon ve BM Anlaşması’nın Yedinci Bölümü’ne uygun çözümler gerektirmektedir.

İkinci meseleye, yani Türk varlığı ve batı bölgesine nüfuzuna gelince, bu da ancak uluslararası varlığın durumu ve güçlerin artan rolüyle ilgili kapsamlı bir perspektiften ele alınabilir. Mevcut uluslararası durum ışığında, tüm güçlerin kartlarını açmaya ve elde ettikleri bölgesel etkiye tutunmaya istekli oldukları da unutulmamalıdır. Bu da süregelen açık krizlere ve çatışmalara çözüm bulunmasını geciktirmektedir.

Tüm bunlara rağmen kayda değer gelişmeler de var. Bunlardan en önemlisi Mısır-Türkiye açılımıdır. Bu durum büyük güçlerin gerilemesiyle birlikte uzun bir yolun kapısını açabilir. Ayrıca bu ikilemlerden bir çıkış yolu üretmek için bölgesel-uluslararası taraflar arasında değişim ve düzenlemelere yol açabilir. Fakat bu durumun olgunlaşması biraz zaman alabilir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.