Mısır’da Ras el-Hikme Anlaşması’nın dolar üzerindeki yansımaları “sosyal” anlaşmazlığa neden oldu

Başbakan Mustafa Medbuli ‘dev anlaşmayı’ duyururken (Mısır Bakanlar Kurulu)
Başbakan Mustafa Medbuli ‘dev anlaşmayı’ duyururken (Mısır Bakanlar Kurulu)
TT

Mısır’da Ras el-Hikme Anlaşması’nın dolar üzerindeki yansımaları “sosyal” anlaşmazlığa neden oldu

Başbakan Mustafa Medbuli ‘dev anlaşmayı’ duyururken (Mısır Bakanlar Kurulu)
Başbakan Mustafa Medbuli ‘dev anlaşmayı’ duyururken (Mısır Bakanlar Kurulu)

Mısır'ın kısa bir süre önce duyurduğu Ras el-Hikme Anlaşmasının yansımaları, Mısırlıların başlıca endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Anlaşmanın ‘karaborsa doları’ ve Mısır piyasalarındaki emtia fiyatları üzerindeki yansımalarıyla ilgili endişeler sürerken, bazı iyimser çevreler ise ‘dolar karaborsasının çökeceğini’ söylüyor ve fiyatlarda önemli bir düşüşün olmasını bekliyor. Buna karşın Mısır hükümetinin anlaşma çerçevesinde karaborsadaki dolar akışıyla mücadelede atacağı sonraki adımlara ilişkin soru işaretlerinin gündemde olduğu bir dönemde meseleye şüpheyle yaklaşan çevreler, anlaşmanın piyasalar üzerinde herhangi bir etkisi olmayacağını düşünüyor.

Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), cuma günü Mısır'ın kuzeybatısında yer alan Ras el-Hikme bölgesinin geliştirilmesi için bir anlaşma imzaladı. Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, imzaların atılmasının ardından düzenlediği basın toplantısında, “Mısır’ın yatırım yasaları çerçevesinde imzalanan Ras el-Hekme Anlaşması, iki ay içinde 35 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırımı içerecek” ifadelerini kullandı.

Anlaşma, ayrıntıları ve piyasalar üzerindeki etkisine ilişkin soru işaretleri arasında, cumartesi günü Mısır'da sosyal medya sitelerinin trendlerinde ve arama motorlarında en çok arananlar listesinin başında yer aldı. Bu ilgiye, özellikle resmi piyasalar ile karaborsa arasında Mısır para biriminin dolara karşı döviz kurundaki tutarsızlığı sonrasında ülkenin birkaç aydır tanık olduğu yüksek fiyat dalgası yol açtı. Bankalarda doların resmi piyasa fiyatı 30,9 Mısır lirasında sabitlenirken, son dönemde karaborsada dolar 70 liranın üzerindeki rakamlardan alıcı bulabiliyor.

‘Dev anlaşma’ diye anılan Ras el-Hikme Anlaşmasıyla ilgili haberler hızla yayılırken, dün Mısır basınında ‘karaborsada doların lira karşısında fiyatının yaklaşık 64 liradan 52 liraya düştüğü’ haberleri yer aldı.

sdvbrft
Ras el-Hekme Şehir Planı (Egypt's Projects Map)

Mısırlı iş insanı ve ekonomist Hassan Heikal, anlaşmayı ‘önceliklerin yeniden değerlendirilmesi ve devletin ekonomideki rolü hakkında ciddi bir konuşmayla ilişkilendirilmesi gereken yeni bir başlangıç ​​fırsatı’ olarak değerlendirdi. Dün X platformundaki hesabından yaptığı uzun paylaşımında, anlaşmanın kamuya ihaleye açılmaması da dahil olmak üzere sık sorulan bazı soruları yanıtladı. Heikal, ‘bu paranın bir miktarının bir geliştirici ya da yatırımcı tarafından bir anda ödenmesinin mümkün olmadığını’ söyledi. Mısırlı iş insanı, ekonomik çözümün başlamasının, anlaşmanın büyüklüğü nedeniyle sistem üzerinde büyük bir olumlu şok etkisi yaratması gerektirdiğini de sözlerine ekledi.

BAE’li iş insanı Khalaf Ahmad Al Habtoor da X hesabından yaptığı paylaşımda anlaşmayı överek, “Bu Mısır tarihinin en büyük projesi... Mısır çok önemli bir ülke ve Arap dünyasının direği. Hepimiz zor günlerde ona destek olmalıyız. BAE bu adımı, Mısır ekonomisini güçlendirmek ve canlandırmak amacıyla doğru zamanda attı. Bu girişim, Mısır ekonomisini rayına oturtmak için altın bir fırsat. Özel sektörü büyük ölçüde canlandıracağına ve harekete geçireceğine şüphe yok. Birçok iş fırsatının sağlanmasına katkıda bulunacak. Çeşitli ekonomik alanları yeniden canlandıracak” yazdı.

Öte yandan Mısırlı medyatik isim Dalia Abouomar, Mısır devletini sanayileşmeye odaklanmaya, üreticilerin sorunlarını çözmeye, işlerinin önündeki ‘engelleri’ kaldırmaya ve içinde bulunduğumuz yılı sanayileşme yılı haline getirmeye çağırdı. Abouomar, dün X hesabından yaptığı paylaşımda, “Üretim, bir cankurtaran simididir” dedi.

Mısırlı iş insanı Naguib Sawiris, anlaşmanın gayrimenkul piyasası üzerinde değil de endüstri ve tarım alanında etkili olmasını ümit eden bir vatandaşın gönderisini alıntılayarak, ‘bunun önemli olmadığını’ vurguladı. Sawiris, X'teki hesabından, “Önemli olan döviz girişi, krizin çözülmesi, döviz piyasasının istikrara kavuşması ve iş imkanları sağlanması” yazdı.

Diğer taraftan bazı sosyal medya kullanıcıları da dev anlaşmanın Mısır piyasaları üzerindeki etkisine dikkati çekti. Roza_msr adlı bir sosyal medya kullanıcısı, X hesabından Mısır’daki fiyatlarla ilgili yorum yaparak, ‘dolar karaborsasının çökmesine rağmen fiyatlarda herhangi bir düşüş yaşanmadığını’ söylerken, ‘piyasada şeker bulmanın zorluğundan’ şikayet etti.

EmaarW adlı bir başka sosyal medya kullanıcısı ise X hesabından anlaşmayı ve ‘dolar kurundaki düşüşü’ kutlayanlarla ilgili bir yorumda bulunarak, önce bu gelişmenin ‘pratik olarak sokak üzerindeki’ etkisine ve gıda emtia fiyatlarına nasıl yansıyacağının gözlemlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Çok sayıda sosyal medya kullanıcısı da Ras el-Hikme Anlaşmasının karaborsa doları üzerindeki etkisine ilişkin görüşlerini paylaşarak etkileşime girdi. Bu etkileşim sonucunda ‘#İnhiyar_es-Suk_es-Sevda’ (dolar karaborsası çöktü) etiketi, dün sosyal medya platformlarındaki trendlerin zirvesinde yer aldı.

Sosyal medyada dev anlaşmayla ilgili tartışma devam ederken Fatima Ali ve nişanlısı Hüseyin Mahmud, (Kahire'nin doğusunda yer alan) Heliopolis semtindeki bir ticaret merkezinde kafaları karışmış haldeydi. Evlerini döşemek için ihtiyaç duydukları ev eşyalarını şimdi mi almaları yoksa fiyatların düşmesini mi beklemeleri gerektiği konusunda kararsızlardı.

Özel bir şirkette çalışan 20 yaşındaki Fatima Ali, Şarku'l Avsat'a, “Herkes fiyatların düşeceğinden bahsediyor ama sahada durum farklı ve fiyatlar her geçen gün daha fazla artıyor. Kafam karışıktı, karar veremez haldeyim” diye konuştu. Ancak arkadaşları Fatima Ali’ye ‘Mısır'da hiçbir şeyin garantisi olmadığını’ söyleyerek, beklememesini tavsiye etti.

Mısırlı ekonomist Dr. İzzeddin Hassaneyn, ‘Ras el-Hikme Anlaşmasının piyasalarda fiyatların düşmesine neden olacağına’ inanmıyor. Şarku'l Avsat'a konuşan Dr. Hassaneyn, “Fiyatlarda bir düşüş olmayacak ve olsa bile bu önemli bir düşüş olmayacak. Çünkü tüccarların çoğu, satın aldıkları malları liranın dolar karşısındaki değeri nedeniyle yüksek fiyatlardan satıyor. Anlaşmanın şu an fiyatlar üzerinde önemli bir etkisi olmayacak. Fakat belki diğer ekonomik faktörlerin sabit kalması ve karaborsa ile döviz kurunun kontrol altına alınmasıyla bir yıl sonra yansımaları ortaya çıkabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Hassaneyn, anlaşmanın imzalanmasına ve ülkeye beklenen dolar girişine ilişkin söylentilere rağmen Mısır piyasasında son birkaç gündür bazı emtia fiyatlarında artış yaşandığına dikkati çekti.

fgbgr
Mısır Başbakanı Ras el-Hikme Anlaşmasının imza töreninde hazır bulundu (Mısır Bakanlar Kurulu)

Ancak Mısırlı ekonomi uzmanı Dr. Midhat Nafi, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, diğer faktörlerin devam etmesi ihtimaliyle birlikte doların kaçışında herhangi bir düzenlemeye gidilmesinin piyasalarda rahatlama sağlayacağını söyledi. Nafi, Mısır'daki enflasyonun büyük bir bölümünün dolar kurundan kaynaklandığını, bu yüzden de herhangi bir iyileşmenin emtia fiyatlarına düşüş olarak yansıyabileceğini belirtti. Nafi, tüccarların önümüzdeki dönemde piyasa beklentilerine bağlı olarak fiyatları artırma esnekliğinin, fiyatları düşürme esnekliğinden daha fazla olduğunun altını çizdi.

Mısır Merkez Bankası verileri, akaryakıt ve değişken fiyatlı bazı gıda ürünlerini hariç tutan çekirdek enflasyon oranının, aralık ayındaki yüzde 34,2 seviyesinden geçtiğimiz ocak ayında yıllık bazda yüzde 29'a düştüğünü gösterdi. Fakat bu gerileme, Mısırlıların yüksek fiyatlarla ilgili şikayetlerini dindirmedi.

Herkes dev anlaşmanın döviz kuruna etkisini bekliyor. Ekonomist Dr. Hassaneyn, anlaşmanın Mısır Merkez Bankası’nda bir toparlanma yaratacağını, limanlarda biriken mallarla ilgili krizi çözmek için kullanılabilecek dolar likiditesini sağlayacağını ve böylece piyasalardaki emtia arzını artırıp üretim ihtiyacını karşılayacağını söyledi. Bu tür önlemlerin piyasada şok etkisi yaratarak karaborsada dolara olan talebin azalmasını sağlayacağını belirten Dr. Hassaneyn, böylece serbest piyasada dolar kurunun resmi kura yaklaşacağını vurguladı.

sdfvebv
Mısırlılar dev anlaşmanın karaborsa doları üzerinde yansımaları olmasını bekliyor (Fotoğraf: Abdulfettah Ferec)

Dr. Hassaneyn, anlaşma sayesinde Mısır'a girecek dolar akışının, karaborsadan dolar toplamak için resmi döviz kurunun canlandırılması ve Mısırlıların yurt dışındaki paralarını ülkeye geri getirmesi gibi çeşitli önlemler alınmasını gerektirdiğini ifade etti. Ayrıca, 2016 yılında olduğu gibi, geçici bir süre için de olsa vatandaşlara döviz yatırma ve bankalara döviz bozdurma olanağı sağlanması önerisinde bulundu.

Öte yandan anlaşmanın bir ekonomi projesi olarak ele alınması ve bu projeden faydalanmak için çeşitli önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan ekonomi uzmanı Dr. Nafi, “Anlaşmanın sağlayacağı dolar likiditesinin nasıl kullanılacağı, bu likiditenin projelere harcanıp harcanmayacağı, hükümetin kemer sıkma önlemleri alıp almayacağı ve para kontrol politikası uygulayıp uygulamayacağını bilmek önemli” dedi.

Dr. Nafi, anlaşmanın para kontrol politikaları, büyük projelere yapılan harcamaların ve ithalatın azaltılması ve lira için esnek bir sabit döviz kurunun benimsenmesiyle birlikte uygulanması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Nafi, bunun Mısırlıların yurtdışından ve başka yerlerden gelen havalelerinden ülkenin dolar gelirini artırmaya katkıda bulunacağını kaydetti.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.