Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Ebu Rudeyne, İsrail'i durdurması için ABD'ye seslendi: 'Dünya düzeni diye bir şey yok, Amerika var'

AA
AA
TT

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Ebu Rudeyne, İsrail'i durdurması için ABD'ye seslendi: 'Dünya düzeni diye bir şey yok, Amerika var'

AA
AA

Filistin Enformasyon Bakanı ve Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, ABD'ye, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını durdurması için çağrıda bulundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı'na katılmak için İstanbul'a gelen Sözcü Ebu Rudeyne, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Ebu Rudeyne, "Gazze'de yaşananlar gerçekten bir soykırımdır. Amerikalılar tarafından desteklenen İsrailliler, Filistin halkını öldürüyor ve onları ülkelerinin dışına itmeye çalışıyor. İsrail'in politikaları, Filistin davasını ve halkını mahvediyor, onları ülkelerini terk etmeye zorluyor ama bu asla gerçekleşmeyecek." ifadesini kullandı.

İİT üyesi ülkeleri aynı dili konuşmaya davet eden Ebu Rudeyne, "ABD'nin, İsrail'e savaşı durdurmasını emretmesi gerektiğini" söyledi.

Ebu Rudeyne, tüm bu yaşananların sorumlusunun, ateşkes taleplerini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) reddedenler olduğuna işaret ederek, ABD'nin sürekli veto hakkını kullanarak savaşın durmasını engellediğini dile getirdi.

Amerikalılara ve Avrupalılara seslenen Filistinli Sözcü, "Filistin halkının yerinden edilmesi hiçbir sorunu çözmeyecek, sonu olmayan sürekli bir savaştan başka bir şey getirmeyecek." dedi.

Ebu Rudeyne, İsrail'e saldırılarını durdurmasını emretmesi için Arap ve İslam ülkelerinin, ABD'ye karşı tek ses olması gerektiğini, aksi takdirde soykırımın devam edeceğini vurguladı.

Saldırılara son verilmesi gerektiğinin altını çizen Ebu Rudeyne, Filistin devletinin Birleşmiş Milletlere (BM) tam üyeliğinin BMGK ve tüm dünya tarafından tanınması gerektiğini söyledi. Ebu Rudeyne, "Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Filistin halkının tek temsilcisi" olduğunu bildirdi.

"Türk halkı, Filistinlilerin sesidir"

Ebu Rudeyne, Türkiye'nin gelecekte de Filistin'i desteklemeyi sürdüreceğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"Türkiye, her zaman Filistin davasını desteklemiştir. Türk halkı, Filistinlilerin sesidir. Nereye giderlerse gitsinler Filistin ve Kudüs için çalışıyorlar, eminim devam edecekler. Şimdi onlara eskisinden daha fazla ihtiyacımız var. Türkiye'nin sesine ihtiyacımız var. Erdoğan'ın (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan) sesine ihtiyacımız var. Kamuoyunun sesine ihtiyacımız var. Türkiye'nin bu saldırganlığa ve ABD'ye karşı bizimle birlikte sağlam bir şekilde durmasına ihtiyacımız var.

Dünya düzeni diye bir şey yok, Amerika var. Amerika'dan İsrail'e savaşı durdurmasını emretmesini istiyoruz. Amerika, Filistin halkına karşı onlarca kez veto hakkını kullandı. BM'ye üye bir devlet olmamızı engelliyorlar. Bizi birçok şeyden alıkoyuyorlar. Savaşı durdurmalılar. Hiçbir Filistinlinin teslim olmayacağını ve topraklarımızda kalacağımızı anlamalılar. İsrail ateşle oynuyor, Amerikalılar da bu savaşın tüm Orta Doğu'yu yakacağını anlamalı."



İsrail, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te son 200 günde 8 bin 430 Filistinliyi gözaltına aldı

Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
TT

İsrail, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te son 200 günde 8 bin 430 Filistinliyi gözaltına aldı

Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 7 Ekim'den bu yana ihlallerini artıran İsrail'in, son 200 günde bu bölgelerde en az 8 bin 430 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.

İsrail güçleri, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarını 200. gününde devam ederken, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki baskın ve gözaltılarını da sürdürüyor.

Filistin Esirler Kulübünden yapılan yazılı açıklamada, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 7 Ekim'den bu yana ihlallerini artıran İsrail'in, son 200 günde en az 8 bin 430 kişiyi gözaltına aldığı ifade edildi.

Gözaltına alınanların 280'inin kadın, 540'ının çocuk olduğu bilgisi verilen açıklamada, son 200 günde gözaltına alınanların toplam sayısının, hem bu sürede gözaltına alınıp tutukluluğu devam eden hem de serbest bırakılanları kapsadığı kaydedildi.

Açıklamada ayrıca İsrail'in, 7 Ekim'den bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 8 bin 430 Filistinliyi gözaltına almasıyla cezaevlerindeki toplam Filistinli sayısının 3 bin 660'ı idari tutuklu olmak üzere 9 bin 500'ü geçtiği aktarıldı.

Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Gazze'ye yönelik saldırıların başladığı 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da ihlallerini artıran İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında son 200 günde 122'si çocuk, 4'ü kadın 487 kişi öldü, 4 bin 900 kişi yaralandı.


Filistin Esirler Heyeti Başkanı, İsrail hapishanelerindeki tutukluların "vahşi ihlallere" maruz kaldığını söyledi

Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
TT

Filistin Esirler Heyeti Başkanı, İsrail hapishanelerindeki tutukluların "vahşi ihlallere" maruz kaldığını söyledi

Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA

Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Filistin Esirler Heyeti Başkanı Kaddura Faris, İsrail hapishanelerindeki Filistinlilerin bedensel ve psikolojik sağlıklarını felakete sürükleyecek şekilde artan "vahşi ihlallere" maruz kaldıklarını belirtti.

İşgal altındaki El-Bire kentinde düzenlenen haftalık gösteriye katılan Faris, AA muhabirine İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

Faris, serbest bırakılan Filistinli esirlerin birçoğunda görülen aşırı kilo kaybının İsrail hapishanelerindeki yaklaşık 10 bin tutuklunun maruz kaldığı sıkıntıların basit bir örneği olduğuna dikkati çekti.

İsrail hapishanelerindeki zor şartlar sonucu Filistinlilerde oluşan sağlık sorunlarına dair Faris, şu ifadeleri kullandı:

"Yalnızca kilo kaybı değil, esirler uzun süreli tedavi gerektirecek şekilde hem bedensel hem psikolojik rahatsızlıklara yakalanıyor.

Küçük yaştaki esirler için psikiyatrlardan yardım alınması zorunlu olmuştur. Günler önce serbest bırakılan esirler içinde uyku problemi yaşayanlar var."

Filistinli yetkili, "aç bırakma, vahşice saldırılar, darp, gerginlikler ve aşırı kalabalık ortamların tutuklular için felaket sonuçları olacağı" uyarısında bulundu.


IKBY Başkanı Barzani, Türkiye'nin zor zamanlarda yaptığı yardımlar için teşekkür etti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

IKBY Başkanı Barzani, Türkiye'nin zor zamanlarda yaptığı yardımlar için teşekkür etti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Erbil’deki görüşmesinde, Türkiye ile her alanda ilişkileri geliştirmek istediklerini dile getirdiği ve zor zamanlarda IKBY'ye yapılan yardımlar nedeniyle teşekkür ettiğini belirtti.

IKBY Başkanlığından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Irak ziyareti kapsamında IKBY Başkanı Neçirvan Barzani ve IKBY Başbakanı Mesrur Barzani ile görüşmelerine ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

Açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bağdat ziyareti, Iraklı yetkililer ile yaptığı görüşmeler, Türkiye'nin Irak ve IKBY ile ekonomik, ticari ve güvenlik alanındaki işbirliğinin ele alındığı belirtildi.

IKBY Başkanı Barzani’nin Türkiye ile her alanda ilişkileri geliştirmek istediklerini belirttiği kaydedilen açıklamada, Türkiye'nin zor zamanlarda IKBY'ye yaptığı yardımlar ve işbirliği nedeniyle teşekkür ettiğinin de altı çizildi.

Açıklamada, IKBY Başbakanı Mesrur Barzani’nin de Türkiye ile ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmeyi arzu ettiklerini belirttiği, IKBY'deki Türk firmaları için yatırım ve ticaret imkanlarının olduğu ve zor ekonomik dönemlerde bile çalışmaları sürdürmeleri nedeniyle teşekkür ettiği aktarıldı.

Öte yandan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı Mesut Barzani de X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmekten memnun olduğunu belirtti.


İsrail ordusunun 200 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi'nde 34 bin 183 kişi hayatını kaybetti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail ordusunun 200 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi'nde 34 bin 183 kişi hayatını kaybetti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail ordusunun 200 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi'nde can kaybı son 24 saatte 32 artarak 34 bin 183'e yükseldi.
Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne 200 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi.

İsrail ordusunun son 24 saatte Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 32 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 59 Filistinlinin yaralandığı belirtildi.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısının 34 bin 183'e, yaralı sayısının da 77 bin 143'e yükseldiği kaydedildi.

5y
Fotoğraf: Ashraf Amra/AA

Gazze'de son 10 günde öldürülenlerin sayısının ise 469 olduğu ifade edildi.

Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında ölülerin bulunduğu ancak İsrail askerlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları 200 gündür sürüyor
İsrail topçu birlikleri, gece saatlerinden itibaren Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Beyt Hanun ve Beyt Lahya ile Cibalya'nın doğu kesimini ağır bombardımana tuttu.

İsrail ordusunun ağır bombardımanı nedeniyle Gazze'nin kuzeyindeki bölgelerden Cibalya Mülteci Kampı'na yeni göç dalgası yaşandı.
Görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail topçu birlikleri, Beyt Lahya beldesindeki Şeyma Caddesi'nin yanı sıra Beyt Hanun beldesinde yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı merkezin yakınına yoğun saldırılarını sürdürüyor.

ferg
Fotoğraf: Hani Alshaer/AA

Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, İsrail ordusunun insansız hava araçlarıyla (İHA) Beyt Hanun beldesinde sığınma merkezinin olduğu Zamu Caddesi'ne düzenlediği saldırıda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda yerinden edilmiş Filistinli yaralandı.

Beyt Hanun beldesindeki çatışmalar dün akşamdan beri sürüyor
Öte yandan Gazze'nin kuzeyindeki Beyt Hanun beldesine giren İsrail askerleri ile Filistinli gruplar arasındaki çatışmalar dün akşamdan bu yana devam ediyor.

Gazze'nin kuzey bölgelerinden İsrail'in sınıra yakın noktalarındaki Yahudi yerleşim birimlerine de roketler fırlatıldı.

İsrail ordusunun 200 günden bu yana bombaladığı Gazze Şeridi'nden atılan roketler, İsrail'e ait hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.

dcf
Fotoğraf: Dawoud Abo Alkas/AA

Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarından dün yapılan açıklamada, Beyt Hanun bölgesinde bazı İsrail askerleri ile bir askeri aracın "Yasin-105" füzeleriyle hedef alındığı belirtilmişti.

Beyt Hanun, İsrail ordusunun 7 Ekim'den sonra Gazze'ye karadan giriş yaptığı ilk nokta olarak öne çıkıyor.

Gazze kentine ve diğer bölgelere yoğun hava saldırıları düzenlendi
Görgü tanıkları, İsrail savaş uçaklarının Gazze kentinde yer alan Zeytun Mahallesi'ndeki bir caddeyi bombardıman çemberine alarak büyük yıkıma neden olduğunu anlattı.

Gazze kentinin orta kesimindeki bazı binaları da havadan bombalayan İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı'na da çok sayıda hava saldırısı düzenledi.

Yerel kaynaklar, Gazze'nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentindeki bazı evlere düzenlenen hava saldırılarında ölü ve yaralılar olduğunu, yaralıların Aksa Şehitleri Hastanesi'ne nakledildiğini aktardı.

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki El-Magazi ve El-Bureyc mülteci kampları da sabah saatlerinden itibaren topçu ve roket saldırılarıyla hedef alındı.

İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimciler Batı Şeria'da son 200 günde 487 Filistinliyi öldürdü
Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, son 24 saatte Batı Şeria'nın Eriha kentinde İsrail saldırıları sonucu bir kişinin yaşamını yitirdiği, El Halil ve Selfit kentlerinde ise 1'i ağır 5 kişinin yaralandığı kaydedildi.

htynjmy

Açıklamaya göre, Gazze'ye yönelik saldırıların başladığı 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da ihlallerini artıran İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında son 200 günde 122'si çocuk, 4'ü kadın 487 kişi öldü, 4 bin 900 kişi yaralandı.

Ayrıca hayatını kaybedenler arasında İsrail cezaevlerindeki 10 tutuklunun da olduğu bilgisi verildi.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor.


Tunus, Cezayir ve Libya arasındaki üçlü zirvenin sınırları ve beklentileri neler?

Zirveden çıkan nihai bildiride, Tunus, Libya ve Cezayir arasında elektrik bağlantısı projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili bir anlaşmaya da yer verildi (Tunus Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
Zirveden çıkan nihai bildiride, Tunus, Libya ve Cezayir arasında elektrik bağlantısı projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili bir anlaşmaya da yer verildi (Tunus Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
TT

Tunus, Cezayir ve Libya arasındaki üçlü zirvenin sınırları ve beklentileri neler?

Zirveden çıkan nihai bildiride, Tunus, Libya ve Cezayir arasında elektrik bağlantısı projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili bir anlaşmaya da yer verildi (Tunus Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)
Zirveden çıkan nihai bildiride, Tunus, Libya ve Cezayir arasında elektrik bağlantısı projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili bir anlaşmaya da yer verildi (Tunus Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)

Hammadi Ma’mari

Cezayir, Fas, Moritanya, Tunus ve Libya olmak üzere beş ülkeden oluşan Mağrip Arap Birliği’nin (MAB) çalışmaları durma noktasına gelirken Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayirli mevkidaşı Abdulmecid Tebbun ve Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi’yi üçlü bir istişare toplantısına davet etti. Peki bu toplantının amacı ne? Amaç Arap Mağrip Birliği'nin ‘ölüm ilanı’ olabilir mi?

Mağrip Arap Birliği’ndeki çıkmaz devam ederken Tunus, 22 Nisan 2024 Pazartesi günü Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ve Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi’yi bir araya getiren üçlü bir istişare toplantısına ev sahipliği yaptı.

Birleştirici tutumlar

İlk istişare toplantısının nihai bildirisi, Tunus Dışişleri, Göç ve Yurtdışındaki Tunuslular Bakanı Nebil Ammar tarafından okundu. Bildiriye göre Tunus, Cezayir ve Libya liderleri ‘ortak sınırların güvenliğini, düzensiz göçün ve organize suçların yol açtığı tehlikelerden ve sonuçlarından korumaya yönelik çabaları birleştirmek ve koordine etmek üzere ortak görev güçleri oluşturma’ konusunda anlaştılar.

Libya'nın iç işlerine dışarıdan müdahalenin tamamen reddedildiğinin vurgulandığı bildiride, İsrail güçleri tarafından Filistin halkına karşı işlenen suçlar kınandı ve Filistin Devleti'nin Birleşmiş Milletler’e (BM) tam üyeliğine tam destek verildi.

Zirveye katılan taraflar, tahıl ve yem üretimi, deniz suyunun tuzdan arındırılması, öncelikli alanlarda ve sektörlerdeki diğer projeler gibi büyük ortak projelerin ve yatırımların oluşturulması için gerekli mekanizmaları formüle etmek üzere ortak bir çalışma grubu kurulmasını kararlaştırdılar.

Said, Tebbun ve Menfi; Tunus, Libya ve Cezayir arasındaki elektrik bağlantısı projesinin derhal hayata geçirilmesi, üç ülke arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi, aralarındaki ticareti engelleyen güçlüklerin aşılması, üç ülkenin de halklarının bu ülkeleri ziyaretleri sırasında uygulanan prosedürlerin azaltılması ve aralarında serbest ticaret bölgeleri kurulması konularında mutabakata vardılar.

Zirve sonunda, bir sonraki istişare toplantısına hazırlık olarak Said, Tebbun ve Menfi’nin üzerinde uzlaştıkları konulardaki ilerlemeyi takip etmek üzere ‘temas noktaları oluşturulmasına’ karar verildi.

ty5hj
Düzensiz göçe karşı çabaların birleştirilmesi, iş birliğinin geliştirilmesi ve üç ülke arasında ticareti engelleyen zorlukların üstesinden gelinmesinde anlaşmaya varıldı (Tunus Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi)

Zirve, MAB çalışma mekanizmalarının 1990'lı yıllardan beri işlevini neredeyse tamamen yitirdiği, Cezayir-Fas ilişkilerinin gerildiği, Tunus ve Fas arasındaki ilişkilerin donduğu bir dönemde Moritanya'nın katılımı olmadan gerçekleşti

Üçlü zirve ayrıca, Tunus ve Libya arasındaki ticaret faaliyetleri için hayati bir arter olan Ras Cedir Sınır Kapısı’nın bir aydır kapalı olduğu ve Sahra altı Afrika ülkelerinden binlerce göçmenin Cezayir sınırından Tunus'a akın ettiği bir dönemde gerçekleşti.

Peki üçlü zirve, MAB’ın tabutuna son çiviyi mi çaktı? Zirve, bölgede yeni bir üçlü ittifakın doğuşunun ilanı mı idi?

Yeni bir oluşum

Tunus Üniversitesi'nden Uluslararası İlişkiler Profesörü Muntasır Şerif, Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

Zirve, Libya’nın, Rusya ve ABD’nin askeri nüfuz mücadelesiyle birlikte çalkantılı bir dönemden geçtiği, Cezayir’in ise batı sınırındaki komşusu Fas ve güneydeki komşuları Mali ve Nijer ile çeşitli güvenlik sorunları yaşadığı çeşitli jeopolitik zorluklar ortamında gerçekleşti.

Zirvenin sonuçlarının, bölge halklarına fayda sağlayacak önemli potansiyellere sahip olmasından dolayı üç ülke arasında ekonomik ortaklığın önünü açmasını bekleyen Prof. Şerif, zirveyi, çalışma mekanizmaları on yıllardır çalışmaz halde olan MAB’ın yerini alacak yeni bir blok oluşturma girişimi olarak nitelendirdi. MAB’ın diğer kurucu ülkelerinin (Fas ve Moritanya) zirveyi kendilerine karşı bir hamle olarak görebilecekleri uyarısında bulunan Prof. Şerif, Tunus hükümetini üçlü zirvenin hedefleri konusunda yanlış anlaşılmaları önlemeye ve Tunus'un ortaklarına zirvenin kimseyi hedef almadığına dair güvence veren mesaj göndermeye çağırdı.

Tunus-Cezayir ilişkilerinin, iki ülke arasındaki stratejik bağlara rağmen, özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinden gelen ve Cezayir sınırından Tunus'a giren yasadışı göçmen akınının devam etmesi nedeniyle nispeten gergin olduğuna dikkati çeken Prof. Şerif, bu konuda varılan anlaşma ve çabaların birleştirilmesi kararının ‘önemli bir adım’ olduğunu söyledi. Cezayir'e ‘yasadışı göçmen akışının kontrol altına alınması için Tunus ile olan sınırlarındaki güvenlik önlemlerini sıkılaştırması’ çağrısında bulunan Şerif, düzensiz göçmen akışının devam etmesini ‘krizin Cezayir'den Tunus'a ihraç edilmesi’ olarak nitelendirdi.

ABD ve Rusya’nın Libya'daki nüfuzu

Öte yandan Libyalı yazar ve siyasi analist İzzettin Akil, yaptığı özel açıklamada, ekonomik sorunların yanı sıra başta ABD ve Rusya olmak üzere uluslararası güçlerin Libya topraklarındaki çekişmesinin, üç ülkeyi tehdit eden güvenlik riskler oluşturduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Tunus, Cezayir ve Libya arasında çabaların birleştirilmesinin ‘önemli’ olduğunu vurgulayan Akil, bu üç ülkenin bir dereceye kadar birbirleriyle koordinasyon içinde olmak ve bazı bölgesel konularda ortak tutum sergilemek istediklerini belirtti.

Libya'daki son durumun komşuları Tunus ve Cezayir için bir güvenlik endişesi oluşturduğunu belirten Akil, “Tunus ve Cezayir, bölgede uluslararası taraflar arasındaki çatışmada Libya’daki durumun nasıl sonuçlanacağını bilmek istiyorlar. Tunus ve Cezayir'in Libya yerine ABD’nin komşuları haline gelmesi, Libya'nın güvenlik ve stratejik geleceği hakkında daha fazla istişare ve tartışma yapılmasını gerektiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Libyalı siyasi analiste göre Libya’ya dayanarak, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını dikkate almayan her hamle, ABD tarafından engellenecek ve boşa çıkarılacak.

Tunus, Libya ve Cezayir’in, Fas ve Moritanya'dan daha fazla tehditle karşı karşıya olduklarını düşünen Akil, özellikle Rusya ve ABD’nin Libya'daki hamleleriyle birlikte söz konusu tehditlerle mücadele edebilmek için aralarında daha fazla istişarede bulunmaları ve birbirleriyle daha fazla yakınlaşmaları çağrısında bulundu.

“İsmiyle müsemma değil”

MAB başarısızlığıyla karşı karşıya kalan Cezayir, Tunus ve Libya, çeşitli sorunlara karşı sergilenecek tutumların belirlenmesini sağlayacak istişare ve koordinasyon için alternatif mekanizmalar arayışındalar.

Diğer taraftan Cezayirli gazeteci ve siyasi analist Nasreddin Bin Hadid yaptığı özel açıklamada, MAB çatısı altında toplanılamamasının, Cezayir, Tunus ve Libya'yı, karşı karşıya oldukları güvenlik sorunları nedeniyle ve her ülkenin diğerini desteklemesi gerektiğinden üçlü zirveler düzenlemeye ittiği değerlendirmesinde bulundu. Tunus ve Cezayir arasında ekonomi alanında entegrasyon olduğuna dikkati çeken Bin Hadid, “Libya, gergin ve istikrarsız olan topraklarındaki güvenlik ve siyasi durumun kırılganlığı çerçevesinde bu üçlü içerisinde bir istisna oluşturuyor” dedi.

MAB’ın ‘ismiyle müsemma olan bir oluşum’ olarak tanımlayan Bin Hadid, MAB’ın mekanizmalarının çökmesi ve onlarca yıldır toplanmamış olması nedeniyle Cezayir, Tunus ve Libya’nın üçlü bir zirve düzenlemelerini MAB’ı atlamak istemelerinden değil, bireysel bir iradeden kaynaklandığını vurguladı.

Düzensiz göçü, bölgedeki tüm ülkeleri etkileyen ‘bir virüs’ olarak nitelendiren Bin Hadid, Cezayir'in de Sahra altı Afrika'dan gelen binlerce göçmenin akınına uğradığını ve bu durumdan rahatsız olduğunu belirtti. Bin Hadid, yasadışı göç sorununun, Avrupa Birliği (AB) ile güvenlik yaklaşımını kırmak ve kalkınma için gerekli araçları sağlayarak göçmenleri ülkelerinde tutmak için iş birliği yaparak ekonomik kalkınma yaklaşımı aracılığıyla ele alınması çağrısında bulundu.

Üçlü zirvenin her üç ayda bir yapılması kararı

Said, Tebbun ve Menfi geçtiğimiz mart ayı başlarında Cezayir'de düzenlenecek bir enerji zirvesi öncesinde, ilki ramazan ayından sonra Tunus'ta olmak üzere her üç ayda bir üçlü zirve düzenlenmesi konusunda anlaşmıştı.

Cezayir Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre üç ülkenin liderleri zirve sırasında, Mağrip bölgesindeki mevcut durumu ve üç ülkenin halklarının yararına olacak şekilde ekonomi ve güvenlik alanlarındaki zorlukların aşılması için çabaların birleştirilmesi ve yoğunlaştırılması ihtiyacını’ ele aldılar.

Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf, zirvenin yapılması konusunda mutabakata varıldığı dönemde girişimi savunmuş ve ‘MAB hiçbir şey yapmazken’ bununla ‘bir boşluğun doldurulmasının’ amaçlandığını söylemişti.

Öte yandan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, bu ayın başlarında düzenlediği basın toplantısında, üçlü zirveyle herhangi bir tarafa karşı herhangi bir hamlenin hedeflenmediğini, kapılarının bölge ülkelerine ve batıdaki komşu ülkelere (Fas'a) açık olduğunu ifade etti.

"Yeni Bir Gerçeklik"

Bu arada bazı gözlemciler, Tunus, Cezayir ve Libya’nın yer aldığı üçlü ittifakın, Fas ve Moritanya'nın dışarıda bırakılması ve izole edilmesinin yanı sıra, MAB’ın ‘fişinin çekilmesi’ ve bölgenin yeni bir siyasi ve ekonomik gerçeklikle tanışması anlamına geldiğini değerlendiriyor. Aynı gözlemcilere göre eğer Mağrip ülkeleri arasındaki siyasi anlaşmazlıkları gidermek ve bölgede ekonomik ve stratejik entegrasyon sağlansaydı bu mümkün olabilirdi.

Siyasi konularda uzman bir gazeteci olan Muhammed Salih el-Ubeydi, MAB’ın uzun geçmişe sahip bir kurum olduğunu belirterek, “MAB, uzun süredir var olan bir kurum, ancak bölgedeki yeni siyasi gerçekler ve Cezayir-Fas ilişkilerindeki gerginliğin yanı sıra Tunus ile Fas arasındaki soğuk ilişki, 35 yıllık bölgesel bir ekonomik blok olarak önemine rağmen MAB’ı zayıflattı” değerlendirmesinde bulundu.

Fas'ın Marakeş kentinde 17 Şubat 1989 tarihinde ilan edilen MAB’ın kuruluşunun 35’inci yıldönümünde, Fas ve Moritanya meclis başkanları bir açıklama yayınladılar. Rabat ve Nuakşot'un MAB’a olan bağlılıklarını teyit ettikleri açıklamada, Mağrip ülkeleri arasındaki entegrasyonun alternatifsiz bir seçenek olduğunu vurguladılar.

MAB’ın son zirvesi 1994 yılında Tunus'ta gerçekleşti. Toplam 120 milyonluk nüfusa ve 6 milyon kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip olan MAB üyesi ülkeler (Tunus, Libya, Cezayir, Fas ve Moritanya), Arap dünyasının yüzde 40'ını oluşturuyorlar.


Erdoğan Hamas'ın Katar'dan ayrılacağını düşünmüyor

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul'da Hamas Dış İlişkiler Sorumlusu Halid Meşal ve Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye ile kucaklaştı. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul'da Hamas Dış İlişkiler Sorumlusu Halid Meşal ve Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye ile kucaklaştı. (AFP)
TT

Erdoğan Hamas'ın Katar'dan ayrılacağını düşünmüyor

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul'da Hamas Dış İlişkiler Sorumlusu Halid Meşal ve Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye ile kucaklaştı. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul'da Hamas Dış İlişkiler Sorumlusu Halid Meşal ve Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye ile kucaklaştı. (AFP)

Reuters'in Türk medyasına dayandırdığı haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün (Salı) yaptığı açıklamada, Hamas'ın Katar'dan ayrılacağına inanmadığını ve Doha'dan da bu yönde bir işaret görmediğini belirtti.

Medya kuruluşları, Erdoğan’ın Irak ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'yi tamamen ele geçirmesinin Filistin topraklarının daha fazla işgaline ‘kapı açacağını’ söylediğini aktardı.

Wall Street Journal geçen hafta, Hamas'ın siyasi liderliğinin genel merkezini Katar dışına taşımayı düşündüğünü bildirmişti.

Gazeteye konuşan Arap kaynaklar, Hamas liderliğinin son günlerde Umman da dahil olmak üzere bölgedeki en az iki ülkeyle, siyasi liderlerinin kendi başkentlerine taşınması fikrine sıcak bakıp bakmayacakları konusunda temasa geçtiğini söyledi.

Hamas liderleri 2012 yılından bu yana ABD destekli bir anlaşmayla Katar'ın başkenti Doha'da yaşıyor.

Söz konusu gelişme, Gazze Şeridi'ndeki esirlerin iadesini de içeren bir ateşkese aracılık etmesi nedeniyle Doha üzerindeki baskıların arttığı bir döneme denk geldi.


İsrail saldırısında Hizbullah'ın hava savunma birimindeki bir mühendis öldürüldü

Adlun Yolu üzerinde hedef alınan aracın bulunduğu yerden (el-Merkeziyye)
Adlun Yolu üzerinde hedef alınan aracın bulunduğu yerden (el-Merkeziyye)
TT

İsrail saldırısında Hizbullah'ın hava savunma birimindeki bir mühendis öldürüldü

Adlun Yolu üzerinde hedef alınan aracın bulunduğu yerden (el-Merkeziyye)
Adlun Yolu üzerinde hedef alınan aracın bulunduğu yerden (el-Merkeziyye)

AFP'nin Hizbullah’a yakın bir kaynağa dayandırdığı haberine göre bugün (Salı), İsrail'in Lübnan'ın güneyinde sınıra yaklaşık 35 kilometre uzaklıktaki bölgede bir araca düzenlediği saldırıda bir Hizbullah üyesi öldürüldü.

Lübnan ile İsrail arasındaki sınır, altı aydan uzun bir süre önce Gazze Şeridi'ndeki savaşın başlamasından bu yana neredeyse her gün bombardımana sahne oluyor. Ancak Hizbullah, nisan ayı başında Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlenen saldırı nedeniyle, İsrail ile destekçisi Tahran arasında yaşanan gerilim nedeniyle geçen haftadan bu yana askeri mevzileri hedef alma eylemlerini artırdı.

Hizbullah'a yakın bir kaynak ‘İsrail saldırısında Hizbullah'ın hava savunma biriminde görevli bir mühendisin’ öldüğünü söyledi.

Yanan arabayı gören bir AFP fotoğrafçısının bildirdiğine göre Sur'da tarım arazisi yanındaki bir araba vuruldu.

Hizbullah üyeleri aracı incelerken, Lübnan ordusu olay yerinde güvenlik kordonu oluşturdu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ‘bir insansız hava aracının (İHA) Litani'nin kuzeyindeki Ebu’l Esved bölgesinde bir aracı hedef aldığını ve bir şehidin olduğunu’ bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgiye göre bu gelişme, Hizbullah'ın pazar akşamı Lübnan'ın güneyinde düşmana ait Hermes-450 İHA’sını düşürdüğünü duyurmasının ardından yaşanırken, İsrail ordusu da dün sabah (Pazartesi) kendisine ait bir İHA’nın karadan havaya bir füzeyle vurulduktan sonra Lübnan'ın güneyinde düşürüldüğünü doğruladı.

Hizbullah dün yaptığı açıklamada, İsrail'in kuzeyindeki askeri mevzileri, askeri birlikleri ve casusluk cihazlarını roket ve top mermileriyle hedef aldığını duyurdu.

İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim'de patlak veren savaştan bu yana Hizbullah ve İsrail neredeyse her gün sınır ötesi bombardıman gerçekleştiriyor.

Hizbullah, Gazze'yi ve direnişi desteklemek için İsrail mevzilerini, casus cihazlarını ve askeri toplantıları hedef aldığını duyurdu. İsrail ordusu ise Hizbullah'ın altyapısını, sınıra yakın savaşçılarının ve komutanlarının hareketlerini hedef aldığını söylediği hava ve topçu bombardımanıyla karşılık veriyor.

AFP'nin Hizbullah'ın açıklamalarına ve resmi Lübnan kaynaklarına dayandırdığı rakamlara göre gerilimin başlamasından bu yana Lübnan'da 251'i Hizbullah üyesi, 70'i sivil olmak üzere en az 377 kişi öldürüldü.

İsrail tarafı ise 11 askeri personel ve sekiz sivilin öldüğünü açıkladı.


Sudanlılar savaşın acımasızlığına rağmen hayatlarını geri kazanmaya çalışıyor

Hartum'da bir sokakta su dolu kovalar taşıyan çocuklar (AFP)
Hartum'da bir sokakta su dolu kovalar taşıyan çocuklar (AFP)
TT

Sudanlılar savaşın acımasızlığına rağmen hayatlarını geri kazanmaya çalışıyor

Hartum'da bir sokakta su dolu kovalar taşıyan çocuklar (AFP)
Hartum'da bir sokakta su dolu kovalar taşıyan çocuklar (AFP)

Sudanlılar bu ay ikinci yılına giren savaşın ağır koşullarına rağmen hayatlarını yeniden rayına oturtmaya çalışıyor. Hartum eyaletinin ikinci büyük kenti Omdurman'ın en kuzeyindeki Kerri bölgesinin coğrafi ve idari sınırları içinde yer alan bazı yerleşim birimleri, sokaklarda ve pazarlarda sınırlı hareketlilik, bazı sağlık merkezlerinin ve eczanelerin açılmasıyla asgari sağlık hizmetlerinin sunulması, ulaşım ve toplu taşıma araçlarının sınırlı bir kapsamda hareket etmesiyle birlikte yeniden canlanmaya başladı. Ordudan bir askeri kaynak Şarku’l Avsat'a, ordunun Omdurman'ın eski mahallelerindeki varlığına rağmen, el-Muhendisin banliyösünde Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) mevzilerinin bulunduğunu ve bunların Mühendisler Kolordusu karargahını kuşatmak için orduya karşı özel operasyonlar yürüttüğünü söyledi. Mahalleyi terk etmeyen birkaç genç dışında bölge sakinlerinin evlerine döndüğünü görmediğini de sözlerine ekleyen kaynak, insanları geri dönmeye teşvik edecek hiçbir hizmetin olmadığını ve içme suyunun da bulunmadığını belirtti.

dserg
Omdurman'ın kuzeyindeki Kerri bölgesinde Suudi Arabistan’dan gelen yardım kolilerini taşıyan Sudanlılar (SPA)

Yerel yetkililer Omdurman şehrinin geniş alanlarına yayılan çürümüş cesetleri kaldırmak için gönüllü kampanyalar başlatmış olsa da, acil servislerin şehrin bazı bölgelerinde yaşayanlar arasında cilt hastalıkları salgını olduğunu duyurmasının ardından birçok hastalığın yayılmasından endişe ediliyor.

Kerri bölgesi

Bölge sakinlerinin ifadesine göre Kerri bölgesinin çoğu mahallesine, birkaç çatışma ve uzak mevzilerinden yapılan top atışları dışında HDK tarafından girilmedi. Bu nedenle yaşam, dış mahallelerde devam eden savaştan büyük ölçüde etkilenmedi. Bu da bazı sakinleri, şehrin diğer bölgelerinde olduğu gibi evlerini terk etmemeye teşvik ederken, başkentin birçok bölgesi iletişim, internet kesintileri, sağlık, gıda ve içme suyu hizmetlerinden mustarip.

dvrf
Keskin fiyat artışları ve yakıt sıkıntısı Sudanlıların acılarını daha da artırıyor. (AFP)

Nispeten güvenli olan Kerri bölgesi, Hartum eyalet hükümetinin geçici karargâhı ve Omdurman'daki askeri bölgeleri sık sık ziyaret eden üst düzey ordu komutanlarının uğrak yeri haline geldi. Görgü tanıkları, vatandaşların güvenliğini sağlamak için Kerri mahallelerine ordu ve polis güçlerinin konuşlandırıldığını bildirirken, yetkililer çeşitli yasal kurumların savcılık, mahkeme, nüfus kayıt işlemleri ve kimlik belgelerinin halka verilmesi için çalıştığını duyurdu. Bazı mahalle sakinleri, güvenlik ve hizmet eksikliğinin başkent sakinlerinin karşılaştığı başlıca sorunlar olduğunu söyledi.

Korkutucu derecede yüksek fiyatlar

Bölgede yaşayan bir kişi Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, geçen yıl Nisan ayı ortalarında savaşın patlak vermesinden önce olduğu gibi ‘sokakların hayatla dolup taştığını’ söyledi. Korkutucu derecede yüksek fiyatlara rağmen her türlü malın bulunabildiğini kaydeden bölge sakini, bu durumu (fiyat yüksekliğini) ülke genelinde kötüleşen ekonomik koşullar nedeniyle yüksek dolar kuruna bağladı.

sdvbfethr
Hartum'un güneyinde topçu ateşi sonrası enkaza dönen bir evi inceleyen insanlar (AFP)

Öte yandan Omdurman'ın eski kentindeki diğer mahalleler, ordu ve HDK arasındaki karşılıklı top atışları sonucunda büyük yıkıma uğradı. Bu mahalleler sakinlerinin kitlesel göçüne tanık oldu. Birden fazla kaynağa göre, çatışmalar sırasında meydana gelen hasarın onarılmasının ardından telefon ve internet hizmeti stabil durumda, ancak vatandaşların karşı karşıya olduğu en büyük sorun devam eden içme suyu krizi.

Hava ve topçu bombardımanı

Omdurman sakinlerinden el-Fadıl Hamad, Sudan Ordusu Hava Kuvvetleri tarafından yapılan bombardıman ve HDK tarafından meskûn mahallelere yapılan topçu atışlarında onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını söyledi. Evlerin bombalarla yıkıldığını, elektrik direklerinin ve su şebekelerinin tahrip edildiğini, marketlerin ve dükkanların yağmalandığını ve soyulduğunu belirten Hamad, ordu güçlerinin mahallelere girip güvenliği sağlamasından sonra bile insanların evlerinde büyük çaplı soygunlar yaşandığını kaydetti.

Hamad, bazı komşularının evlerine dönmeye çalıştığını, ancak ordunun bölgenin tamamen güvenli olmadığı ve HDK'nin karşı saldırıları olabileceği gerekçesiyle onları engellediğini söyledi. Hamad ayrıca, ülke içinden ve dışından herkesin geri dönmek istediğini, ancak elektrik, su ve eğitim gibi hizmetlerin eksikliğinin şu anda geri dönmelerini zorlaştırdığını ifade etti.


BAE, Sudan'ı ‘istikrarsızlaştırma’ iddialarını reddetti

Hartum'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri (arşiv - Reuters)
Hartum'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri (arşiv - Reuters)
TT

BAE, Sudan'ı ‘istikrarsızlaştırma’ iddialarını reddetti

Hartum'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri (arşiv - Reuters)
Hartum'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri (arşiv - Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta, Sudan’ın BM Daimî Temsilcisi tarafından yapılan açıklamaları kategorik olarak reddettiğini ve bunların ‘temelsiz iddialar’ olduğunu ifade etti. Siyasi İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Lana Zeki Nuseybe, BAE'nin, ‘Sudan’ın BM Daimî Temsilcisi tarafından yapılan yanlış iddiaları kategorik olarak reddettiğini’ vurgulayarak bunların ‘temelsiz iddialar’ olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın BAE resmi haber ajansı WAM’dan aktardığı habere göre Nuseybe dün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, “BAE, 21 Nisan'da BM Güvenlik Konseyi'ne bir mektup göndererek, çatışmadan bir yıl sonra yanıltıcı bilgiler ve yanlış anlatılar yaymanın sorumluluktan kaçmayı ve Sudan'daki insani krizi ele almaya yönelik uluslararası çabaları baltalamayı amaçladığını vurguladı” ifadelerini kullandı.

Sudan Tribune gazetesine göre Sudan, BM Güvenlik Konseyi'ni BAE'yi resmen kınamaya ve Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) savaş malzemesi ve finansman sağlamayı durdurmaya çağırdı. Sudan 29 Mart'ta BM Güvenlik Konseyi'ne BAE aleyhinde bir şikâyette bulunarak, BAE'yi savaşı ateşlemeyi planlamak ve Çad'ın yardımıyla HDK'yi desteklemekle suçladı. BAE, BM Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta “Sudan'daki çatışmaya barışçıl bir çözümü desteklemeye kararlı olduğunu, tüm paydaşlarla birlikte çalışmaya devam edeceğini belirtti. Sudan'ı kalıcı çözüme ulaşmak ve sivil bir hükümet kurmak için ulusal mutabakat sağlamak üzere siyasi yola sokmayı amaçlayan her türlü süreci destekleyeceğini” vurguladı.


Devrimci Uyanış Konseyi lideri HDK'ye karşı Sudan ordusuna katıldığını duyurdu

Darfur'da Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların yol açtığı yıkımdan (AFP)
Darfur'da Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların yol açtığı yıkımdan (AFP)
TT

Devrimci Uyanış Konseyi lideri HDK'ye karşı Sudan ordusuna katıldığını duyurdu

Darfur'da Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların yol açtığı yıkımdan (AFP)
Darfur'da Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların yol açtığı yıkımdan (AFP)

Devrimci Uyanış Konseyi Başkanı ve Sudan'ın batısında bulunan Darfur bölgesindeki Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal, dün (Pazartesi), Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) karşı mücadelede Sudan ordusuyla tam bir ittifak içinde olduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı’ndan (AWP) aktardığı habere göre Hilal, Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de Devrimci Uyanış Konseyi askerleri ve HDK Komutanı Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) da mensubu olduğu Rizeygat kabilesinin en büyük aşireti olan Mahamid aşiretinin erkeklerinden oluşan bir kalabalığa hitap ettiği konuşmada şunları söyledi: “İyi bir vatandaş için vatanını yok etmek ya da işgalini kabul etmek kabul edilemez. Buradan devletin, vatanın ve egemen kurumlarının yanında olduğumuzu ilan ediyor ve yerimizin herhangi bir milisin yanı değil, Sudan ordusunun yanı olduğunu duyuruyoruz.”

Hilal, Darfur bölgesindeki Arap kabilelerinden oluşturulan ve 2003 yılında bölgede patlak veren iç savaşta Sudan ordusunun yanında silahlı hareketlere karşı savaşan Cancavid milislerinin kurucusudur.

Daha sonra Sudan hükümeti ile Hilal arasında, Hilal'in karşı çıktığı silah toplama projesi konusunda keskin anlaşmazlıklar yaşandı. O dönemde hükümetin kendisine arabuluculuk teklif etmesinin ardından, Devrimci Uyanış Konseyi'nin yürütme ve yasama makamlarına katılmasını, göçebe bölgelerde kalkınma ve hizmet için gerçek projelerin oluşturulmasını ve kuvvetlerinin HDK ile entegrasyonuna ilişkin askeri dosyanın çözülmesini talep etti.

Hilal, Nisan 2006'da emrindeki silahlı adamlara ve gönüllülere, Kuzey ve Batı Darfur'daki köylere saldırı başlatma yetkisi verdiğine dair haberlerin ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından arananlar listesine alındı.

O dönemde devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'e bağlı olan HDK, Darfur bölgesinde silah toplamayı reddetmesi üzerine Hilal'i Kasım 2017'de tutukladı. Hilal, Sudan Egemenlik Konseyi tarafından affedildikten sonra 11 Mart 2021 tarihinde başkent Hartum'daki bir cezaevinden serbest bırakıldı.