Siyasal İslam'ın Tunus'taki yarım asırlık etkileri silinecek mi?

Nahda Hareketi'nin faaliyetleri azaldı ve liderleri hapishanelere girdikten sonra rolü azaldı

Kovuşturmalar Nahda liderlerini hapishanelere gönderiyor (Reuters)
Kovuşturmalar Nahda liderlerini hapishanelere gönderiyor (Reuters)
TT

Siyasal İslam'ın Tunus'taki yarım asırlık etkileri silinecek mi?

Kovuşturmalar Nahda liderlerini hapishanelere gönderiyor (Reuters)
Kovuşturmalar Nahda liderlerini hapishanelere gönderiyor (Reuters)

Hammadi Mimari

Tunus'ta siyasal İslam'ın tarihi, 1970’li yıllarda, ilk Tunus siyasi hareketinin oluşumuyla başladığı görülür. Bu hareket, ideoloji ve referans olarak İslam'ı benimseyen 'İslami Yön Hareketi' olarak biliniyordu, günümüzde ise ‘Nahda Hareketi' adını aldı. Bu dönemde, seküler ve modernist ideoloji gençlik topluluğunu etkisi altına alıyordu.

Tunus'taki siyasi İslam olgusu 50 yıldan fazla bir geçmişe sahip ve İslami bir hareketin kurulma fikri 1969 yılına kadar uzanıyor. Hareketin ilk toplantısı Nisan 1972'de düzenlenmiş olup 'İslami Cemaat' olarak adlandırıldı. Başlangıçta faaliyetleri düşünsel ve dini yanları kapsıyordu ve camilerde dini dersler düzenleyerek ve Kuran'ın korunması amaçlı derneklere katılarak gerçekleştiriliyordu.

O zamanın tek iktidar partisi olan Anayasal Sosyalist Parti, İslam Grubu'nun faaliyetlerini memnuniyetle karşıladı ve o dönemde ülkede muhalefete hâkim olan solla mücadelede onun desteğini gördü.

1970'lerin sonunda, hareketi kuran ilk konferans, hareketin temel yasasını onaylamak için gizlice düzenlendi.

1989 yılının Şubat ayında grup, dini temelde parti kurulmasını yasaklayan Partiler Yasası'na uyum sağlamak için adını ‘Nahda Hareketi’ olarak değiştirdi, ancak faaliyet izni alamadı.

Eski Tunus liderleri Habib Burgiba ve Zeynel Abidin Bin Ali dönemleri, Tunus'taki siyasi İslam için önemli zamanlardı. Gizli faaliyetlerden güvenlik takibine, sınırlı dönemlerde açık siyasi faaliyete kadar bir dizi evre geçirdi ve sonunda 2011'den sonra Tunus siyasi sahnesinde hüküm sürmeye başladı.

Bağımsız bir organ tarafından denetlenen ilk demokratik, çok partili seçimler, Nahda Hareketi'nin Ulusal Kurucu Meclis'te sandalyelerin çoğunluğunu kazanmasıyla sonuçlandı. Hareket, siyasi alanda yeni bir sayfa açtı.

fbfer
Tunus Nahda Hareketinin lideri Raşid Gannuşi hapiste (AFP)​​​​​

Farklı ittifaklarla ve bir aşamadan diğerine değişen siyasi, sosyal ve ekonomik bağlamlarda 10 yıldan fazla süren iktidarın ardından hareket, Tunusluların ekonomik ve sosyal refah taleplerine cevap vermeyi başaramadı. Cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırıldığı ve Parlamentonun yetkilerinin güçlendirildiği değiştirilmiş parlamenter sistem ortamında hükümeti yönetmekte zorluklarla karşı karşıya kaldı.

O dönemde üç başkanlık olarak adlandırılan Meclis Başkanlığı, Hükümet Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı arasında yönetim krizi ve yetki çatışması ortaya çıktı. Bu çok yönlü ekonomik, sosyal ve siyasi kriz sonucunda Nahda Hareketi'nin popülaritesi azaldı. Cumhurbaşkanı Kays Said, 25 Temmuz 2021'de, o zamanlar "olağanüstü önlemler" olarak adlandırılan adımları almaya zorlandı. Bu önlemler kapsamında, parlamento faaliyetlerini askıya aldı, tüm milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırdı, bunlar arasında parlamento başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi de vardı ve Hişam Meşişi hükümetini görevden aldı.

O tarihten bu yana Nahda Hareketi, bazı liderlerinin istifasının ardından partinin bütünlüğüyle ilgili bir takım iç zorluklarla ve hapishanede bulunan Raşid Gannuşi de dahil olmak üzere hareketin liderlerini hedef alan adli kovuşturmaların ardından dış zorluklarla karşı karşıya kaldı.

Tunus siyaset sahnesinde Nahda Hareketi’nin hem kavram hem de fiilen sona erdiğini kabul etmek mümkün mü? Yoksa farklı bir biçimde geri mi dönecek?

Tunus ve Tunusluların beklentileri

2011 sonrasında kendisini İslami referanslı, sivil, demokratik bir Tunus partisi olarak sunan Nahda Hareketi, 10 yıl boyunca siyaset sahnesine hâkim oldu. Ancak, anlaşmazlıkların parçaladığı genel siyasi iklimin yanı sıra, özellikle ileri derecelilerden gelen artan iş talebini karşılayabilecek zenginlik yaratamaması karşısında halkın ona yönelik hoşnutsuzluğu artmaya başladı.

Bu durum, Cumhurbaşkanı’nın Tunusluların çoğunluğu tarafından memnuniyetle karşılanan istisnai önlemler almasına yol açarken, ülkede yeni bir aşamaya giren siyasal İslam olgusu da geriledi.

Siyasal İslam'ın Tunus'ta sahnede yokluğuna ilişkin pozisyonlar, muhafazakâr bir eğilimi ifade ettiği için toplumda bu hareketin varlığının gerekliliğini görenler ile beklenecek bir fayda olmadığına inananlar arasında farklılık gösteriyor. Tunuslular, yönetme ve taleplerini yerine getirme konusundaki başarısızlığından sonra ondan vazgeçti.

Siyasal İslam olmadan

Tunus Üniversitesi Jeopolitik Bilimler Profesörü Rafaa et-Tabib, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada "Ülkedeki siyasi sahne İslami denklemin dışında yeniden inşa edilecek. Nahda Hareketi bu sahnede ne azınlık partisi olarak ne de egemen parti olarak etkili olmayacak" dedi. Bunu, Nahda Hareketi’nin iç örgütsel düzeyde dağılması ve popülaritesinin azalması ile Tunus halkının ona karşı duyduğu düşmanlığa bağladı.

Tabib, "Tunus'ta İslami kartın etkinleştirilmesi iç dinamiklerden ziyade jeopolitik bir mesele olduğunu hatırlatır. Bazı ülkeler, bu kartı yeniden etkinleştirmenin gerekli olduğunu düşündüklerinde, tekrar başvurabilecekleri bir jeopolitik araç olarak görüyorlar. İslamcıların 2011'de varlıkları yoktu, ancak dışarıdan gelen sistemlerinin etkinleştirilmesiyle dahil edildiler” dedi.

Tunus toplumundaki muhafazakâr eğilimler hakkında, Tabib, Siyasi İslam'ın Tunus toplumunun muhafazakâr eğilimini yansıtmadığını, ancak bu eğilimin Tarikî İslam (Sufi) ve Zeytuniye kitlesi tarafından yansıtıldığını, Siyasi İslam'ın ise ilişkisi olmayan bir toplumsal grubu kontrol etmeye çalıştığını belirtiyor.

Jeopolitik Bilimler Profesörü "İslami hareketin sesi zayıfladıktan ve ülkedeki etkisi ve varlığı azaldıktan sonra, Tunus'ta siyasal İslam'ın yok edilmesi siyasi bir karar değil, daha ziyade popüler bir karar olacaktır" şeklinde konuştu.

Siyasal İslam sahnenin önemli bir bileşenidir

‘Cumhuriyet İçin Kongre Partisi’nin Siyasi Büro Başkanı ve Nahda Hareketi ile hükümette (2011-2014) işbirliği yapan bir müttefik olan Semir bin Ömer, yaptığı açıklamada, her demokratik toplumun çok kültürlü olduğunu ve Tunus'taki Siyasi İslam'ın siyasi sahnenin bir parçası olduğunu, devrimin kazanımlarından birinin ise tüm siyasi partilerin normal bir şekilde faaliyet göstermeye başlaması olduğunu belirtti.

Ayrıca "Siyasal İslam, Tunus'taki hassas siyasi duruma rağmen hâlâ sahnede olan ve aktif olan çeşitli partiler tarafından ifade ediliyor" dedi.

Semir bin Ömer, “Genelde partiler, özelde ise mevcut iktidara karşı olanlar, merkez ve bölgesel merkezlerinin kapatılmasının ardından faaliyetlerini organize etmekte zorluk çeken Nahda Hareketi, faaliyet alanında zorluklarla karşılaşıyor ve bu da partilerin sahnedeki varlığını etkiliyor” dedi.

Siyasi İslam partilerinin rolünün siyasi bir kararla iptal edilemeyeceğini, zira 2011 öncesi ve sonrasında Tunus'ta kamuoyunun büyük bir kısmını ifade ettiklerini ve varlıklarını sürdüreceklerini vurguladı. Demokratik toplumların, sundukları siyasi teklifler ve programlar aracılığıyla hangi partilerin sahnede kalacağını, kimlerin olmayacağını belirleyen ve partilerin siyasi arenada hayatta kalma veya ortadan kaybolma yeteneklerini belirleyen unsurlar olduğuna dikkati çekti.

Partilerin Nahda'nın rahminden doğuşu

Siyasal İslam'ın sahnedeki varlığına son verme yaklaşımı ile partileri sundukları siyasi tekliflere göre yargılama yaklaşımı arasında, siyasal İslam'ın, Nahda Hareketi ile aynı ideolojiye dayanan partilerin filizlenebileceği geniş bir alan olduğuna inananlar var. Bu sembolik sermaye, eski kamu işleri yönetimi biçiminden kopan yeni bir yaklaşıma göre yönetiliyor.

Gazeteci ve eski Milletvekili Hişam el-Hacci, özel bir açıklama yaparak Tunus toplumundaki muhafazakâr eğilimin ve ilerici modernist eğilimin varlığını sürdüreceğine inanıyor. Hacci, Nahda Hareketi'ni Tunus toplumundaki bu muhafazakâr eğilimin siyasi bir ifadesi olarak değerlendiriyor ancak hareketin bugünkü durumu, siyasal İslam referansını taşıyan diğer siyasi hareketlerin ortaya çıkışını hızlandırabileceğini söylüyor. Eski vekiler göre bu, Nahda'dan türemiş olan ve Nahda'nın eski liderlerinden Abdullatif el-Mekki tarafından kurulan ‘Hizb el- A’mal vel-İncaz’ gibi Siyasi İslam referanslı başka siyasi akımların ortaya çıkabileceği anlamına geliyor. Bu parti, siyasi sahnede Nahda'nın yerini alabilir.

Hacci, hareketin bugün de sahnede olduğunu kabul ediyor, ancak siyasi sahneyi etkileme yeteneğinin büyük ölçüde zayıfladığını söylüyor. İktidarı kullanması nedeniyle kamuoyunun bir kısmının hareket hakkında olumsuz bir imaja sahip olması gerçeğine ek olarak, ittifak kurma ve harekete geçme yeteneğini de kaybetti.

Eski milletvekili ayrıca “Hareket hücrelerini yenileyebilir mi? Kendi öz değerlendirmesini yapıyor mu? Uluslararası düzeyde siyasal İslam üzerine oynanan bahis geçerliliğini koruyacak mı? Tunus'ta siyasal İslam'ın kaderini yalnızca bu soruların cevabı belirleyecek” dedi.

Tunus'ta Nahda Hareketi tarafından temsil edilen Siyasal İslam, tarihsel yolculuğunda bazıları uzun süreli, bazıları ise zamanla sınırlı olan pek çok tuzaktan kurtulmayı başardı. Bugün, ülkede belirgin siyasi ayrışma olmaması, siyasi partilerin rolünün gerilemesi ve halkın çoğunluğunun iktidardaki partilerin performansından memnuniyetsizliği gibi faktörlerle birlikte, ülkedeki siyasi parti haritasının gözden geçirilmesi ve Tunusluların ihtiyaçlarına uygun ve çeşitli teklifler sunması gerekliliği daha da acil hale geldi.

Independent Arabia’da yer alan bu makalenin çevirisi Şarku’l Avsat’a aittir.



Mazlum Abdi: Ateşkes dönemini 18 Aralık anlaşmasında pratik ilerleme sağlamak için kullanıyoruz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
TT

Mazlum Abdi: Ateşkes dönemini 18 Aralık anlaşmasında pratik ilerleme sağlamak için kullanıyoruz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi, bir süredir ateşkes sağlanması yönünde çabalar yürütüldüğünü belirterek, mevcut ateşkesin ‘ABD ordusunun talebi üzerine’ hayata geçirildiğini açıkladı.

Abdi, “Önümüzdeki kısa süre içinde anlaşmayı uygulamaya hazırız… Birçok konuda mutabakat sağlandı” ifadelerini kullandı. Kürtçe yayın yapan Ronahi televizyonuna konuşan Abdi, “Ateşkes süresini değerlendirecek ve bu dönemde 18 Aralık anlaşmasında somut ilerleme kaydetmeye çalışacağız” dedi.

Anlaşmaya göre hükümet güçlerinin Kürt bölgelerine girmeyeceğini belirten Abdi, buna karşın SDG’ye bağlı kurumların devlet kurumlarıyla entegre edileceğini söyledi.

Abdi, Şam’dan kente girilmemesi yönünde talepte bulunulduğunu ve bu talebin kabul edildiğini ifade ederek, tarafların buna bağlı kalmasını umduklarını dile getirdi. Abdi, Kobani ve Kamışlı’ya ilişkin herhangi bir çözümün, Serekaniye (Resulayn) ve Afrin’i de kapsaması gerektiğini ifade etti.

Jdkdk
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil'de ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile görüştü. (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Abdi, “Ateşkes süresini, varılan anlaşmayı hayata geçirmek için değerlendirmeye çalışıyoruz” dedi. Sürecin müzakereler çerçevesinde ilerlediğini belirten Abdi, taraflar arasında bazı maddelerde uzlaşı sağlandığını, ancak kendilerine yöneltilen bazı taleplerin de bulunduğunu ifade etti.

Mevcut sürenin, entegrasyon yönünde somut adımlarla tamamlanacağını kaydeden Abdi, SDG’nin 18 Aralık’ta Şam ile varılan anlaşmayı kısa süre içinde uygulamaya hazır olduğunu vurguladı. Abdi ayrıca, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği görevleri için bazı isimlerin önerildiğini, ancak şu ana kadar üzerinde mutabakata varılmış bir listenin oluşmadığını söyledi.

Abdi, görüşmelerin uluslararası himaye altında yürütüldüğünü; ABD’nin siyasi ve askeri kurumları ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da sürece dahil olduğunu belirtti. Bununla birlikte, yaşananların nihai bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Abdi, uluslararası toplumun gerilimi düşürmeye yönelik çabalarının, Şam’ın taahhütlerine bağlı kalmasına ve öne sürülen talepleri uygulamasına bağlı olduğunu vurguladı. Abdi, ‘kabul edilemez’ koşullar dayatılmadığı sürece bu girişimlerin başarıya ulaşacağını dile getirdi.

Mxmxm
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (North Press Agency – NPA)

Bu çerçevede Abdi, Şam ile ‘açık bir iletişim hattının’ bulunduğunu belirterek, yapılan anlaşma uyarınca ordunun Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelere girmemesi gerektiğini vurguladı.

Abdi, Suriye hükümetiyle bir anlaşma ve çözüme ulaşılana kadar ‘direnişin’ süreceğini ifade ederken, Kobani’nin tıpkı 2014 yılında olduğu gibi bu direnişe öncülük edeceğini söyledi.

Jxjxj
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları, Kürtlerin kontrolündeki Ayn el-Arab (Kobani) şehrine geldi. (AFP)

SDG bugün yaptığı açıklamada, Suriye hükümetine bağlı grupların sabahın erken saatlerinden itibaren saldırılar başlatmasının ardından Kobani’nin güneydoğusunda şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

Yapılan açıklamada, çatışmaların özellikle el-Celbiye kasabasında devam ettiği; saldırgan grupların tank ve zırhlı araçlardan oluşan ek takviyeler getirdiği ve bölge üzerinde yoğun Türk insansız hava aracı (İHA) uçuşlarının gerçekleştiği ifade edildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise dün SDG’yi ateşkesi ihlal etmek ve Kobani çevresindeki ordu mevzilerini 25’ten fazla İHA’yla hedef almakla suçladı.


SDG: Kobani'nin güneydoğusunda Suriye hükümet güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı

Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
TT

SDG: Kobani'nin güneydoğusunda Suriye hükümet güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı

Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Kobani/Ayn el-Arab kenti üzerinde yeniden saldırı, kuşatma ve sürekli baskılar yaşandığını duyurdu. Açıklamada, bunun ‘kentin halkının iradesini zayıflatma ve istikrarı bozma amaçlı açık girişimler’ olarak nitelendirildiği belirtildi. SDG, kuzey ve doğu Suriye’de istikrarın bozulmasının bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu ve terör örgütlerine saflarını yeniden organize etme ve faaliyetlerini canlandırma fırsatı verdiğini vurguladı.

SDG, sabah saatlerinden itibaren Suriye hükümetine bağlı güçlerin Kobani’nin güneydoğusunda SDG unsurlarına saldırmasıyla şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

Yapılan açıklamada, çatışmaların özellikle el-Celbiye kasabasında devam ettiği; saldırgan grupların tank ve zırhlı araçlardan oluşan ek takviyeler getirdiği ve bölge üzerinde yoğun Türk insansız hava aracı (İHA) uçuşlarının gerçekleştiği ifade edildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise dün SDG’yi ateşkesi ihlal etmek ve Kobani çevresindeki ordu mevzilerini 25’ten fazla İHA’yla bombalamakla suçladı.

Suriye ordusu, dört gün süren önceki ateşkesin sona ermesinin ardından, Kürt güçleriyle ateşkesi 15 gün daha uzattığını önceki gün duyurmuştu.

SDG, hükümete bağlı grupların saldırılarının ‘ateşkesin net bir ihlali’ olduğunu belirterek, bunun Şam’ın taahhütlerine uymadığını ve bölgedeki istikrarsızlık politikasının devam ettiğini gösterdiğini ifade etti. SDG, ateşkesi garanti eden taraflardan ‘bu saldırıları durdurmak ve Şam’ın sürdürdüğü tırmanışı sonlandırmak için derhal harekete geçmelerini’ talep etti.

SDG, bugün Kobani’nin DEAŞ’tan kurtuluşunun 11. yıldönümü vesilesiyle yaptığı basın açıklamasında, “Bugünkü Kobani saldırısı, DEAŞ’a karşı kazanılan zaferin simgesine doğrudan bir saldırıdır; projeyi bozan bir şehre yönelik intikam girişimidir ve istikrarı zayıflatma, kaosu körükleme ve terörün geri dönmesine alan açma girişimlerinden ayrı değerlendirilemez” ifadelerini kullandı.

SDG, uluslararası topluma yönelik açık bir mesaj vererek, “DEAŞ’a karşı elde edilen kazanımları korumak ve bu savaşta ağır bedeller ödeyen bölgelerin güvenliğini ve istikrarını sağlamak siyasi bir tercih değil, ortak bir etik ve hukuki sorumluluktur” dedi.

Açıklamada ayrıca, “Kobani’ye yönelik sessizlik, terörün yenilgiye uğratılması için verilen fedakârlıklarla çelişiyor ve uluslararası çabaları zayıflatıyor” denilerek, Kobani’nin “direniş ve kararlılığın kalıcı simgesi olmaya devam edeceği; 11 yıl önce kazanılan zaferin sadece anı değil, özgürlüğü savunma, şehitlerin kazanımlarını koruma ve Suriye halkları için güvenli, demokratik bir gelecek inşa etme yönünde yenilenmiş bir taahhüt” olduğu vurgulandı.


El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı
TT

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

Suriye İnsan Hakları Ağı, Suriye yetkililerine, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen ve şu anda hükümetin kontrolü altına giren tüm gözaltı merkezlerinin güvenliğini, SDG'den yönetimini devraldıktan hemen sonra sağlamaları çağrısında bulundu. SDG, Suriye hükümetinin cumartesi günü Rakka'daki el-Aktan Hapishanesinden serbest bıraktığı 126 çocuğun tutuklanmasını, bu hapishanenin bir kısmının çeşitli davalara karışan veya DEAŞ tarafından askere alınmış çocukları barındırmak için ayrıldığını ve güvenlik nedenleriyle yaklaşık üç ay önce çocuk hapishanesinden buraya nakledildiklerini söyleyerek savundu.

Rakka'daki aktivistlerden Şarku’l Avsat'a verilen bilgilere göre, el-Aktan Hapishanesi'ndeki tutuklu sayısı bin 200'e ulaştı ve onlara yöneltilen suçlamaların çoğu DEAŞ'a üye olmak, Özgür Ordu ile iletişim ve yabancı taraflarla ilişki kurmak idi.

Suriye devlet medyası, çoğu 18 yaşın altında olan gözaltından serbest bırakılan çocuklarla yapılan çok sayıda röportaj ve haberi yayınladı. Bu durum Suriyeliler arasında şok dalgası yarattı. Bir çocuk, amcasının kızını sevdiği için onu ihbar etmesi üzerine üç ay hapis yattığını, bir diğeri ise telefonunda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın fotoğrafı bulunduğu için gözaltına alındığını söyledi. Serbest bırakılan çocuklar, Suriye Haber Kanalı'nda yayınlanan röportajlarda, yemek istedikleri için istismara, elektrik şoku işkencesine ve dayaklara maruz kaldıklarını vurguladılar.

dfgty7u

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'nin cezaevi idaresi, pazar günü, gözaltında bulunan çocukların şok edici görüntülerini haklı gösteren resmi bir açıklama yayınlayarak, Rakka'daki el Aktan cezaevinin bir kısmının çeşitli davalara karışan veya DEAŞ tarafından askere alınmış çocukları barındırmak için tahsis edildiğini, “Güvenlik nedenleriyle” yaklaşık üç ay önce çocuk cezaevinden buraya nakledildiklerini” belirtti.

Özerk Yönetim'in birçok cezaevi var ve Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) Müdürü Fadl Abdulgani Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bunların sayısının kesin olmadığını söyledi.

sdfrgt
Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) bağlı unsurlar, 23 Ocak 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Rakka şehrinin dışındaki El-Aktan hapishanesinden çekilerek Kobani'ye doğru ilerledi (AFP)

Son askeri operasyonlar sırasında Suriye hükümeti, el-Haseke'deki el-Şeddadi hapishanesini ve Rakka'daki el-Aktan hapishanesini Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) geri aldı. Suriye medya kaynakları, SDG'nin geçen yıl onlarca sivili DEAŞ üyesi oldukları suçlamasıyla, herhangi bir doğrulama yapmadan tutukladığını belgeledi.

SDG'nin en öne çıkan hapishaneleri arasında, Haseke'nin güney girişindeki Sanayi Lisesi hapishanesi (tahmini mahkum sayısı 8 bin), Haseke'nin Guveyran mahallesindeki merkez hapishane (erkek, kadın ve çocuklar için, tahmini tutuklu sayısı 10 bin), en kötü olarak kabul edilen Alaya hapishanesi ve Malikiye (Derik) hapishanesi bulunmaktadır.

Suriye İnsan Hakları Ağı'na göre, SDG'nin kurulduğu günden bu yana en az 3 bin 705 kişi zorla kaybedilmiş ve 122 kişi işkence sonucu öldürülmüştür.

rfgt

Medya haberlerine göre son iki gün içinde yüzlerce kişi kayıp oğullarını aramak için el-Aktan hapishanesinin çevresinde toplandı. Rakka vilayetinde yaşayan Hüseyin Halil, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, kardeşinin 10 yıldır kayıp olduğunu belirterek şunları söyledi: “Onu el-Şeddadi veya el-Aktan hapishanelerinde bulacağımıza dair büyük umutlarımız vardı, ancak onunla ilgili herhangi bir bilgi alamadık.” Halil, diğer hapishanelerde kardeşini bulmayı hala umduklarını dile getirdi.

Suriye'nin kuzey ve doğusundaki hapishaneler konusu, Suriye hükümeti ile SDG arasında devam eden müzakerelerde en hassas konulardan biri, çünkü Rakka, Haseke ve Deyrizor illerindeki DEAŞ tutuklularının akıbetiyle ilgili. Medya haberlerine göre, yabancıların da dahil olduğu tahmini 8 bin tutuklu var. ABD önderliğindeki koalisyon güçleri, bu mahkumları Irak'a nakletmeye başladı. Mevcut bilgilere göre, yaklaşık 1000 mahkum nakledildi. Ateşkes anlaşması, bu mahkumların Suriye'den Irak'a naklinin tamamlanması için uzatıldı.

rfgt

ABD'nin, geçen pazartesi günü örgütün tutuklularının el-Şeddadi hapishanesinden kaçmasının ardından tutukluları nakletmeye karar vermesi dikkat çekicidir. Suriye İçişleri Bakanlığı, 120 DEAŞ tutuklusunun kaçmasından SDG'yi sorumlu tutmaktadır. Öte yandan SDG, hapishanenin kontrolü dışında olduğunu ifade etti.

Suriye İnsan Hakları Ağı, dün yayınladığı raporunda, “Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolü altında bulunan eski gözaltı merkezlerindeki suç mahallerinin korunması” çağrısında bulundu. Raporda, “Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir dizi gözaltı merkezinin kontrolünün SDG'den Suriye hükümetine devredilmesinin (ciddi insan hakları ihlalleriyle ilgili kanıtların korunması ve bunların kaybolması veya tahrif edilmesinin önlenmesi açısından) acil bir sorun teşkil ettiği” belirtildi.